![]() |
Uçarı Yakamoz Haziran çocuğuyum avucumda annemin gözlerimi ilk öpüşü biricik oğluyum babamın Serkan'ın boyundan küçük ağabeyi Rahmetli halamın elma yanaklı koca adamıyım Maviyim İstanbul kadar kalabalığım Heybemde erguvan kokulu Marmara Boğaziçinin en mutlu balığıyım Sandal sefalarının ılıyan şarabı Balıkçıların kirli sakallarında şımarık Nisan'ım Konyalıyım Manastır / Pirlepeliyim Tahtalarım billahi de eksiksiz kayıp çünkü, İstanbul, Bakırköylüyüm Asaf'ım,Hayyam'ım,Nazım'ım Orhun ağabeyimin serserisiyim Ben Allah'ın delisi çizdiğim resmin en uçarı yakamozuyum Uçurtmalarımın ipi yok ! yok..! Hakan Kartal |
Sevdamiz Bir Umutlu Imkansizlik Zemheri sogugundayim yarim Sensizligin pencesindeyim Bir adim otesindeyim ellerinin Bir anlik zamandir sesinin uzakligi Ellerim uzansa yakalayamaz ellerini Yurek verir de kendini duyamaz sesini Bir baska dunyadasin sevgili Seyran olmussun gozlerime yar Seyrederim seni uzaklardan Umutlu bir imkansizlikla beklerim Istekli bir beklentisizlikle severim Nasil anlatsam yarim derdimi Haykiririm ismini Dag duyar Tas duyar Gok duyar Bilirim hissedersin sen de yarim Duyamazsin ama beni Bilirsin uzaklardayim ben Yureginde yasatirsin sevgili beni Gozyaslarin akar sessizce Bilirsin hissederim gozyaslarini Ama tutamam ellerimle Silemem gozyaslarini dudaklarimla Bilirsin sevgili Mesafeler degildir bizi ayiran Bir kus olur ucardim yine sana Bir ruzgar olur eserdim senden yana Yagmur olur yagardim sana Gunes kavurmaz yuregimi Bilirsin collleri asardim da gelirdim sana Bilirsin mesafe tanimaz bu sevda Bilirsin imkansizliklardir bizi ayiran Sen ve yuregin kalirsiniz basbasa Ne yere koyacagini sasirirsin sevdani Kimle konusacagini bilemezsin Bilirsin duslerine girer de dinlerdim seni Sana kendimi verirdim de yoldaslik ederdim sana Bilirsin uzakliklar degildir bizi ayiran Bilirsin caresizliklerdir yollarimizi baglayan Yuregin daralir Gozlerin kisilir Bir aci duyarsin sevince benzer Bir yara olur imkansizliklar yureginde Bilirsin lokman hekim gerekmez Bilirsin ilac kar etmez Bilirsin bir sevdali sozcugun yuregindedir dermanin Bilirsin sevdali bir bakisin sevecenligindedir caren Bilirsin bir anlik calinmis sevismelerdedir canin Ah sevgili ah Ahlar duser dillerden sevdamiza dair Bilirsin bir imkansiz sevdadir bu Bilirsin zamandan calinmis bir andir bulusmamiz Yasamin bir armaganidir bu sevda bilirsin Bir armagandir bu sevda imkansizliklar icinde yasansa da Bilirsin sevgili bu sevda yasanmamistir kimselerce Bilirsin belki yasanmayacaktir bir daha Bilirsin umutlu bir imkansizliktir bu askin adi Bilirsin de yuregine soz geciremezsin yine de Yurek kanatlanmis sevene dogru Yürek ne mesafe tanır Ne de imkansızlıklar Bırakırsın kendini yüreğinin sesine Yuregin tasir seni askin denizine Gassan Satar |
Gül Yüzlüm Uzaklardasın biliyorum. Acılarını kaynatırken isli kazanlarda, Hasretini kaç kez kundakladım geceye. Kaç kez adını yazdım yüreğimdeki son kelepçeye. Vuslatlarımı adamışken ömrüne, Sabah ezanında gözlerinle doğ pencereme. Korkma gül yüzlüm. Ayazlar vursa da gönül bahçemize, Bakışlarını yüreğime, Adını dilime mühürlemişken Sevdanı sökemezler ki dudaklarımdan. Ve sen acılarıma gülümse yeter ki, Avuçlarından bal niyetine içeyim zehirleri, Gözyaşın diye tozlu dudaklarımla emeyim nehirleri. Yeminliyken gözlerin gülümsemeye, Bırak aksın mürekkebin satırlara.. Öyle bir aksın ki, Susuz ciğerlerim mutluluğu içsin Zümrüdü ü Anka' nın avuçlarından. Dertlerine derman diye gülüşlerini içiyorken Bırak karanlıkların içine göm beni. Ne de olsa bir gün toprakta filizlenip Gözlerin içine doğacağım. Bir kez olsun ağlarsan bensiz, Ömrümün zulasına astığım kefenleri öpeceğim. Bir gün benden önce göçersen Bu fani âlemden. Meleklerin kanadından Usulca toprağındaki çiçeklere düşeceğim. İsmail Sarıgene |
Kördüğüm ne vakit ıslatsa kaldırımlarını küçük şehrimin yağmur. önce buğulu bir hal gözlerimin ferinde; sonra damla tanecikleri. yoldaş olur gözyaşım yağan yağmurla; bir ürperti sarar bedenimi, sensizlikten payıma düşen yalnızlıktan ötürü. ne vakit ağlayıp sızlasa bir yorgun bulut, kıramaz esaretin zincirlerini gönlüm, kaçabilmek korkularımın ötesine geçemez asla. kayıp giden her an kayıptır artık ve yarınlara atılan kördüğüm yumağı. kaya (gönül) |
Alınyazısı Saati (İstanbul) Yeryüzüne ayı indir o bir şehir olsun Yaklaştıkça büyüyen Ayrıntıları setleri bahçeleri Yumuşak çizgileriyle ortaya çıkan İşte ben o şehri yaşadım yıllarca İstanbul'da parça parça Çeşmelerinde ayı yaşadım Servilerinde ayla birlik bölündüm Ayla birlik yaralandım İstanbul mezarlıklarını aydınlatan ayla Soludum bölük bölük ahiretin Keskin çizgili özgürlüğünü Kanlı canlı özgürlüğünü ay kesmesi İçtim sıcak bir yaz günü içilen buz gibi bir vişne şurubu benzeri Kutsallığın ballı biberli çilekli çile kevserini İstanbul'dur bu otuz yıl kana kana yaşadığım Taşlarına adeta resmim işledi Ben İstanbul'da dağıldım zerre zerre İstanbul damla damla içimde birikti Mermer tozu gelip gelip içimde oluştu bir şehir Bu yeryüzünden ve gökyüzünden ötedeki şehirdir O bir kılıçtır Doğudan Batıya uzanıp Çin ipeğinden örülmüş şeytan kozasını bölen Darbeleriyle Batı çeliğini lime lime eden O Tanrı'nın kılıç halindeki hilali İslam ruhunun kristalleşmiş heykeli İçimin sesi rüyamın öfkesi merhametimin şehri İstanbul'a gel oruç günleri gez gör ve dinle derinden Taştaki oymalarını incele bir er gözüyle Semerkant'tan kalkıp gelmiş erlerin gözüyle gör her yeri Camileri mezarlıkları çeşmeleri ve sebilleri Git Sümbülefendi'ye servilerden sor olan biteni Merkezefendi'de tüket maddeyi yırt maddeciliğin kefenini Bağdat'ta ebedi bağı ruhun ve ilahi hikmetlerin Şam'da son sınırı manevi medeniyetlerin Kozmik bakış metafizik sezgi Bağdat'tan dal, Şam'dan yaprak Diyarbekir'den çizgi Hep İstanbul'da kırık dökük Parçalanmış silinmiş sönmüş Hayaletler gibi kaçmış gizliliklere Loş boşluklara sığınmış kan rengi bir huzur arzusu Sabah Karacaahmet'te öten şafak kırmızısında savaş borusu Sökün eder her sabah ufkun bir ucundan yeniçeriler Su şırıltısından gök gürültüsüne değin Bütün seslere düzen vermiş ebedi mehter Yok olduysa bu şehir ruhu ruhuma sindi Ben yaşadıkça o yaşayacak bende Kimbilir belki o da dirilecek benimle İslam Milletinin dirilişinde O yeniden güneşin güneş ayın ay ve dünyanın dünya İnsanın insan olduğu o günde Ölümün biliyorum ey İstanbul diriliş içindir Öyleyse indir ruhunun teslim bayraklarını indir göm toprağa Doğrul ve kalk ayağa Kemiklerinle etin arasında Sonsuz güç topla korku ve muştuyla Mucize muştusuyla Yüreğim yırtılıyor çınlıyor ağlıyor yüreğim Fırtına yaprak yaprak dökülüyor Gecenin tüyleri savruluyor havaya Ölümümü kutlayan Arz oğullarıyla Mübarek toprağın anlamından bile yoksun Taşın demirin mermerin ve tozun metafizik kadrine bile düşman Kabus ruhumu çalmak isteyen hırsız Madde dönüşür binbir şeye ama ruh kaybolmaz Altın madeni gibi pırıl pırıl kalır ve solmaz Ve ben kardan geldim ama denizi üstlendim Denizi yüklendim adeta denizle evlendim Denizle yaşadım denizle öldüm Öldükten sonra denizin gözlerini gördüm Denizden denize yükseldim Birliğin şarkısını işittim dinledim derinliklerinde Sedeflerinden yapılmış İstanbul camilerinin taşları Beyaz güvercin kanadı köpüklerinde kubbelerini gördüm camilerin -Ama gizleyerek saklayarak itiraf etmeyerek- Bursa'dan gelen yeşil bu denizi boyadı gökten sonra Ve trenler şifreli düdükleriyle trajedileri perdelerken Dönüp bir köşeden ötede kaybolurken Ben kayalarını denizin ahenkleştirdiği kıyılarda Gerçeği koğaladım hayal meyal görünen kelimeler arkasında Ve derken birden karaya sıçradım Ayasofya Padişah türbeleriyle örtülmüş maskelenmiş şehzade mezarlarıyla Kayboldu o deniz o kentle birlikte Rabbim bildir bana olup biteni O yeşil ötesi ışığı o güneşi tahlil eden su çizgisini Ve sen ey Avrupa yerin dibine batacaksın bitmez tükenmez suçlarına karşılık Ve derken Ayasofya yüzüme çarpan karanlık Serin ve kilim nakışlı kızıl gözlü dev bir cam gibi Ve kılıcımın ucunda Ayasofya küçük bir bilya gibi Uçuyorum göklerin kubbesine bir ikram gibi Gök sofrasında bir çeşni bir garnitür gibi Kalk ve kavra ruhum bir kadavra gibi solan bu göksel yapıyı Bir kartal taşırken yere düşmüş Ve kalakalmış kaldığı yerde Sonra karanlıklardan çıkan kartallar tünemiş üstüne Yemişler ötesini berisini Ey kozmiğin kemirdiği bir kent gibi yükselen yapı Ey Allah'a açılan ve kapanan ulu kapı Bir at gibi soluyorsun kulelerinle Deniz öfkenin köpükleriyle benekli Gel barışın köprüsü ol içimizde dışımızda Yeniden sularından içelim kana kana Savaşabilirim bugün bütün dünyayla Gerekirse Ruhumuzun susadığı hakikat olan Evrensel İslam Barışının zaferi için Aşk için Tanrı hakikati aşkı için Göğe çıkan İsa yere insin diye -Fazla çıkardılar göğe- Gel ey Muhammed ve İsa hakikati Burada sizi bekleyen bütün bir insanlık var Bulutlar yaralı insanlar zehir saçan fırtınalar Kara-düşünce fırtınalarıyla yüklü kurşun levha havaları Savaşırım doğudan daha doğu Doğrudan daha doğru olanı bulmak için Zulme karşı savaşabilirim İnsan başı yalnız Tanrı önünde eğilecektir Ebedi hakikat budur Bunun için savaşırım ben Bunun için kanım helal olsun Şehrimin altına özgür Tanrı aşkını yazmak İstanbul'u yeniden Tanrı şehri yapmak Bunun için savaşırım ben Servi için savaşırım çınar için savaşırım Tozlanmamış gün doğuşu için Yıldızlar geceleri yeniden görünsün diye Tuz deniz damlasında gülsün Çam denizle gülüşsün Su tenimizle barışsın Ruhumuzla ışısın diye Savaşçıyım ben atalarım gibi İstanbul için savaşırım Bağdat'ın dervişlik ortağı Şam'ın kılıç kardeşi Olan İstanbul için Benim güneşimden öteye kimse gidemez Benim güneşimin üstüne doğmadığı hayat hayat değil "Benim duvarımdan yüksek duvar haraptır" Gerçek özgürlüktür kölelik değil Tanrı'ya kulluk İstanbul olacak yine gerçek özgürlüğün türküsü Kıyamete kadar söylenecek türkü Sezai Karakoç |
Bir Gün İstanbul'da Günlerden bir gün İstanbul'da Sabah oldu eşya ışıdı Bahçedeki horoz öttü Horozun öttüğünü duyunca Türkü tutturdu Bir çiçek keyfine göre... İşler bu yola döküldü mü, İnsanoğlu durmaz Yatağımdan kalktım Kahvaltı ettim Geceden kalma ne varsa Ceketimi giydiğim gibi Sokağa çıktım Bir rüzgar esti hafiften Sonra durdu Yağmur çiseliyecek gibi oldu Bir tramvaya atladım Doğru parka gittim Sıranın birinin üstüne Uzandım Gökyüzünü seyrettim Gökyüzü de bir türkü söyledi Gökyüzünün türküsü de Horozunkine, çiçeğinkine uygundu Öylesine maviydi gökyüzü Öylesine derin Öylesine sonsuz Ama bıkılıyordu gökyüzünden Kalktım kahveye uğradım Bir çift söz ederim dedim Ahbap aradım Bulamadım Bulamayınca Elim şakağımda Düşünmeye vardım Derken öğle oldu İş yerleri boşaldı Cümle halkın karnı acıktı Ben de acıktım Bir köfteci dükkanına girdim Köfteler kızardıkça Ortalığı bir duman sardı Bir soğan kokusu Öğleden sonra da geçti aynı minval üzre Yalnız bir aralık Bir sevda yaşadım düşümde Büyük bir caddeden geçerken Bir kadın görünce balkonda Saçları alabildiğine sarıydı Bugüne dek Görmediğim acaip kuşlar havalanıyordu Sabahlığında Sevdalandım düşümde O benden habersiz Akşam gelecek aşığına Hazırlandı durdu aynasında Gönlü sevdayla dolanların Son uğradıkları meyhane Bir yudum aldım da Kendimi buldum kocaman bir denizde Nelerin unutulup gittiği nelerin İzi bile görünmeyen gemilerin Akşamları sokakları dolduran serinlik Bir kahvecinin Kahvesinin bahçesini suladığı Anı hatırlattı bana Bütün gün taban teptim İçimde bitkinlik Akşamı ettim Sabahattin Kudret Aksal |
ÖLÜMLÜ AKARSU Aktığı her yere, Kırgınlığını götüren bir akarsuyum… Ellerine saçıldım… Yüzüne çarpılmak için… Ayaklarının arasından geçerek, Su diyen çocuklarına yetişen akarsuyum… Nice denizlerde kendimi gizledim, Kızaran yüzümü saklamak için… Önündeki bentlerden aşamayan, Asırlık taşları eriten, Doğumundan çok denize öldüğü yer önemli olan, kıvrımlı bir coğrafyayım… Bir ders kitabında ölmeden önce, son isteğim tenine dolanmak, her bir hücrendeki acıyı yıkamak…
|
Hadi Git! Belli ki, kor ateşler bir bende yanmış, Belli ki, herşey gerçek yalan olan sevdanmış, Belli ki, söylenecek bir kelime söz kalmış, Hadi git! Bir hoşcakal desen de yeter... Unut gitsin gözlerimi, unut verdiğin sözünü, Ağlama sen ben ağlarım, bana bırak sen hüzünü, Tebesümmü al koynuna asmadan git sen yüzünü, Hadi git! Hatıran acı olsa da yeter... Bir kalbi paramparça kırıp gittim de, Bir aşkın baharını hazan ettim de, Deryaydım bir yudumda bittim de, Hadi git! Zalim olduğunu bil yeter. Düşünme sen beni, ben sensiz de yaşarım, Düşümde gördüğüm bir sevdaya koşarım, Sevgiye gönül verdim korkma bunu da aşarım. Hadi git! Gözlerin arkada kalmasın yeter... Çorlu Erkan Başok |
ıslığın ıslak sesi lâl düştozu bahçelerden geçip giderken sen ağustos yangını akşamlara kal demeyi de bilirdim unutkan bir eylül eskicisine verip yorgunluğumu ıslıklarını durdurur evhamlı sözardı fırtınalarının gözyaşlarını silerdim merdivende yeminlenmiş deprem sonrası sardunyalarının alaca bakışlarıyla haraç mezat geriye dönük kırılganlıklar pazarında peşin alırdım çiğnediğin gururumu ezilmemişçesine apak sayfa gibi öncesinin incinmişliğini yok sayarak yüzüne yakışan nergis gülüşüne ömrümü verirdim emektar bahçevan inceliğinde özenip üstüne titreyerek o zor ayaz mevsimlere direnemeyeceğinden haberdar baktım seyirlik ayrılıklara aşinaydı ezberindeki aşk yalnızlığıma yalnızlık ilikleyecek türden dilindeki lâl kalbimi 'hoşçakal' la kilitleyip siyah güller yetiştirdim Sinem Sevinç YILDIZ |
KAÇAK Efendi misiniz, kodaman mısınız ne,bir mektup yazıyorum size,bilmem vaktiniz var mıokumaya bu mektubu.Az önce verdiler elimeaskerlik kâğıtlarımı,savaşa çağırıyorlar beni,diyorlar yola çık en geç çarşamba akşamı.Efendi misiniz, kodaman mısınız ne,dövüşmeye hiç istek yok içimde,insancıkları öldürmeye gelmedim ben,gelmedim ben bu yeryüzüne.Sizi kandırmak değil niyetim,ama söylemeden de edemem,savaş ahmakların işi, hem insanlar ondan hanidir bıktı.Doğduğum günden bu yanaölen çok babalar gördüm,gidip dönmeyen kardeşler gördüm,çocuklar gördüm iki gözü iki çeşme.Ya analar ne çekti, ya analar,bir yanda işi tıkırında bir avuç insanbolluk içinde rahat yaşar,bir yanda ölüm, çamur, kan.İnsanlar tıkılmış dört duvar içine,çalınmış neleri var neleri yok,karıları, eski güzel günleri bütün.Gün doğar doğmaz yarınkapatacağım şırak diye kapımıölmüş yılların suratına,alıp başımı yollara düşeceğim.Aşacağım karaları, denizleri,ne Avrupa'sı kalacak, ne Amerika'sı, ne Asya'sı,dilene dilene hayatımışunu diyeceğim insanlara:Üstünüzden atın yoksulluğu,durmayın bakın yaşamaya,hepimiz kardeşiz, kardeşiz, kardeş,ey insanlar, ey insanlar, ey.İllâki kan dökmek mi gerek,gidin dökün kendi kanınızı,size söylüyorum bunu da,efendi misiniz, kodaman mısınız ne.Adam korsunuz arkama belki de,unutmayın jandarmalara demeye:üzerimde ne bıçak var, ne tabancakorkmadan ateş etsinler bana,korkmadan ateş etsinler bana.-Cezayir Kurtuluş Savaşı'nda ölenleri anarak- Boris VIAN |
| Saat: 07:26 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık