![]() |
Bir Genelev Kadını Ve... Girdi Sırtında eski bir ceket vardı Bir yerlerden sızmıştı sanki, gün ışığı gibiydi Sarışındı Önce bir süre kapının önünde durdu durdu Gölgelendi, inceldi, beni gördü Pek önemsemedim Baktı, hiç konuşmadı Oysa bir İsa tasviri gibi uçumluydu, güzeldi Yer gösterdim, oturmadı Bir sigara yaktım, ona da verdim Aldı Sigarasını ben yaktım Kısa bir gülümseme yürüdü dudaklarından Benim dudaklarıma da geçti Çocuklar gibi kızardım Öteki kızlar gülüştüler Ben kendimi sevdim, güvendim Saçlarımı düzelttim, göğsümü biraz kapadım Bana elini uzattı, ellerimiz birbirine değdi Sıcaktı, inceydi, kıskanırım anlatmaya bu eli Ağır ağır odama çıktık. Girdi Açık pencereyi kapadım Perdeyi çektim Arkamı döndüm, yavaş yavaş soyundum Bileğimdeki saati çıkardım Sigaramı söndürdüm Tam o zaman.. Zaman da değildi belki Önce korkunç bir gözyaşı seli Sonra alabildiğine bir kayalık Kayaların üstünde bir kertenkele Ardından bir ormanın uğultusu Binlerce kanat sesi Sağ elinde bir bıçak Yok, hayır, bıçak da değildi Vuran, ezen, öldüren bir el Ve eller Ve dişler Kendimden geçtim. Bir daha gelmedi, hayır, bir daha hiç gelmedi Ama onunla ben Ne zaman istedimse o zaman yattım. Edip Cansever |
Umut Treni Bak el sallıyor münevver abla Çabuk yetiştir lokman hekime Yerini hazırladım en ön koltukta Aman kusur etme hizmetinde Çünkü o Nasreddin Anne Başımızın tacı, gönlümüzün aydın yüzü Bazen hüzün verse de çoğunda güldürür bizi …. Umut treni kalktı kalkacak Erken gelen yerini tutmuş Yetişemeyen ahh edecek …. Zeliha bacı telaşlı Tutmak ister anacığının elinden Kıymet anasının gülen yüzü atlamış bile vagona Fatoş uzaklardan bağırır unutmayın beni emi Umut treni doldu sanki Nuh’un gemisi gibi Hatice çok sevindi bu işe Güller açtı yüzünde umut trenine binince Tekirdağ’dan Ahmet bey En sakin yolcumuzdu İstanbul’dan Aydın kardeş Aceleci belli ki Gitmek ister ışık hızı Fransa’dan meçhul yolcu Katıldı aramıza… Meral tutundu son anda Süheyla en kıdemli yolcu Anacığından torpilli Kurulmuş baş köşeye Seslenir yolculara “Hadi durman binin gari” Nevin ise çok sabırsız Sakın derken kalkmasın bensiz Dalıp kalmış beklerken sevgi durağında Tam tren geçerken uyandı birden Koştu ardımızdan tuttu elimizden Kaptan pilot Müniş abla Trenin mucidi… Umut Gül makinist olmuş Kasım kasım kasılıyor Nede olsa tren onun adını taşıyor Bu yolun sonunda Sevda var biliyor … Haydi canlar yerimiz çok Umut, sevgi rehberimiz Güzel yürekli herkesi Trenimize bekleriz …. Nasreddin ana pek keyifli Kızları oğulları Kardeşleri ve dostları Sarmışlar dört yanını Umut treni ise nazlı Dumanın savurur Düdüğünü öttürür Üstelik birde türkü tutturur ……. “Dertlilere deva hastalara şifa Bana yari getir umut treni Hiçbir vagon boş kalmasın Her şafakta hareket var Hiçbir dost aşağıda kalmasın…” 'trenler geçer yüreğimden. umudun trenleri ve en son kalkan tren sevda durağına götürür, sevda yolcularını ve ordan öteye gitmez... ' |
görinen yıldız değil yir yir delinmişdür felek gün yüzünün hasretiyle tir-i ahımdan benüm necati -1. açılmış sarmaşık gülleri kokularıyla baygın en görkemli saatinde yıldız alacasının gizli bir yılan gibi yuvalanmış içimde keder uzak bir telefonda ağlayan yağmurlu genç kadın -2. rüzgâr uzak karanlıklara sürmüş yıldızları mor kıvılcımlar geçiyor dağınık yalnızlığımdan onu çok arıyorum onu çok arıyorum heryerinde vücudumun ağır yanık sızıları bir yerlere yıldırım düşüyorum ayrılığımızı hissettiğim an demirler eriyor hırsımdan -3. ay ışığına batmış karabiber ağaçları gümüş tozu gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar yaseminler unutulmuş tedirgin gülümser çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var çünkü ayrılık da sevdâya dahil çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili hiç bir anı tek başına yaşayamazlar her an ötekisiyle birlikte herşey onunla ilgili telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar gittikçe genişleyen yakılmış ot kokusu yıldızlar inanılmayacak bir irilikte yansımalar tutmuş bütün sâhili çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil çünkü ayrılık da sevdâya dahil çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili -4. yalnızlık hızla alçalan bulutlar karanlık bir ağırlık hava ağır toprak ağır yaprak ağır su tozları yağıyor üstümüze özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır eflatuna çalar puslu lacivert bir sis kuşattı ormanı karanlık çöktü denize yalnızlık çakmak taşı gibi sert elmas gibi keskin ne yanına dönsen bir yerin kesilir fena kan kaybedersin kapını bir çalan olmadı mı hele elini bir tutan bilekleri bembeyaz kuğu boynu parmakları uzun ve ince sımsıcak bakışları suç ortağı kaçamak gülüşleri gizlice yalnızların en büyük sorunu tek başına özgürlük ne işe yarayacak bir türlü çözemedikleri bu ölü bir gezegenin soğuk tenhalığına benzemesin diye özgürlük mutlaka paylaşılacak suç ortağı bir sevgiliyle -5. sanmıştık ki ikimiz yeryüzünde ancak birbirimiz için varız ikimiz sanmıştık ki tek kişilik bir yalnızlığa bile rahatça sığarız hiç yanılmamışız her an düşüp düşüp kristal bir bardak gibi tuz parça kırılsak da hâlâ içimizde o yanardağ ağzı hâlâ kıpkızıl gülümseyen -sanki ateşten bir tebessüm- zehir zemberek aşkımız |
Sonbahar Süzülür Bakışlarından Sonbahar kasveti süzülür bakışlarından Billur bir ırmağa düşer solgun hayaller Mor dağlara takılır yasak düşlerin Yürek avare bir ilk baharı bekler Dağılsın üzerine çöken sis Acıyı damıtmak ölmekten beter Siyah bir sahtiyana benzeyen gündüz Gibi takip eder seni gölgeler Yarın sitem sunar sana tutulan Bugün aşkından eriyip bitenler Ya silik bir iz kalır gönlünde Ya da ateşinden yanan laleler.......................... Gece Duygularım aheste aheste anılara yol alırken bu gece , Hüzünü savuruyor o ılık rüzgar, Gökyüzünde kandilleşmiş yıldızları seyre dalarken , Kokusunu salıvermiş güzelim bahar... Şu denizin seyrine dalıyorum ne kadar durgun, Ayla kucaklaşmış gümüş kaftana bürünmüş yorgun, Bir esrarengiz soru işareti bir bilmece yine Sukünun çileden çıkarır konuş ey gece..... Belki bir ninenin dilindesin şimdi ,masalda ebedileşen Belki bir şairin mısrasında beldeleşen, Masalda tutuşmuş avuçlardasın belki Sulu bir çift gözün ummanında mı bilmem ki..... Seni anlamak istiyorum bana arkadaş ol gece , Anıları aratma bugünüm dünden güzel olsun Yeni bir güne, yeni hayallere,tertemiz umutlara gebe Sırları,gizleri sakladığın bağrında dertliyim ,yorgunum gece... |
Her satırı Mendireğe dizili karabataklara benzeyen Bir mektup bırakarak balıkçı koyundan sisler icinde uzaklaşan kayık gibi bir sabah usulca ayrıldın koynumdan Bütün yolcularını Boğaz köprüsünün çaldıgı Araba vapurunun boş seferleri gibi yanlızca rüzgâr gezinir sensiz yüreğimde Durgun bir sudur aslında deniz ki çocukların acemi oltalarını denedikleri kuytu bir iskelenin tahtaları altına yazdıgım ayrılık siirini okudukca dalgalanır... |
Bir Na't-ı Vefa Alemlerin Efendisi'ne (S.A.V.) Ey gönül tesellisi, yankısı güle vuran Ey bin pare gönlümü ateşiyle kavuran Sığındım dergahına bir Bedir seherinde Erittim hicabımı leylin tenha yerinde Beyza bir nur saçardın gökkubbenin yüzüne Ben de düşmek isterim topraktaki izine Ey yürekten fışkıran bahş-ı hayatın adı Ey biricik sermayem, Ey gönlümün muradı İdrakimdir peşinde gezip biçare düşen Senin ismindir her dem leblerimden süzülen Zümrüt kanatlarına ol sevdayı bindirdin Mübarek ellerinle güneşe taç giydirdin Ey elest-ü bezminde kapıldığım rüzigar Ey yürek iklimimde güller kokan gülizar Sana geldim tut elimden, Ey güllerin şebnemi Nur ellerin koy gönlüme soğut ateş sinemi Serinliğinle yanıp ateşinle susamak Tek muradımdır canım sevgine layık olmak. |
Mum Işıkları Lüks lambamız hiç olmadı Olmayacak da herhalde Yalnız gecemiz değil Güneşimiz bile karanlıktı Karanlıkta nefes almaya, Karanlıkta sevişmeye alışmışken Bir mum yandı Günün karanlığında Umutlarımızı aydınlattı Ocağımızı aydınlattı Tadına varamamışken aydınlığın Mum ışıkları Karatıldı Mumcu’yu yok ederek, Aydınlık için yanan mumumuzu söndürdüler Hiç acımadan Bize de acımadılar Bombaladılar geleceği bir arabadan |
Yetti dedi,bitti dedi sevgili Duruşu ağaç dalında titreyen kedi gibiydi Aşağıda salya kıvamında tehditleriyle köpekler Ve adam serçe yavrusuydu,iki dal yukarıdaki Yetti dedi,bitti dedi sevgili Yetti dedi,bitti dedi sevgili Ve gitti... Bir tabutun kapağını örter gibi, Kapandı ardından tahta kapı Bir karanfil savruldu masadan Ve üzerine yaralı bir fil gibi düştü kitaplık Dağıldı kitapları Dağıldı şiirler Ve anatomi atlası.... Atlastan uzanan bir kadavranın eli Kavradı,ısıttı Sahiplendi karanfili Doğruldu,kalktı-bir mum yaktı Sonrası.. sevgi seli O kadar canlıydı ayrılık Ve o kadar gerçek! ! Artık peşinden koşulacak ufuk çizgisiydi adam için, Birini sevmek.... |
Batan Güneş Ben batıda bir yerlerde, sense güzelim, Güneşin dağların ardında kaybolduğu bir yerde. Her akşam oluşunda, batan güneşi seyrediyorum, Ve içimden tâ yüreğimden onunla sevgimi söylüyorum. Tüm duygularımı, tüm sırlarımı açıyorum ona, Batarken gelip haber versin diye sana. Işıklarına tutunup onunla batmak istiyorum, Geçerken belki yolda seni görürüm diye. Gün batıp tamamen ışıkları çektiğinde, Anlaşılmaz bir burukluk çöküyor içime. İsyan ediyorum tüm yaşamın engellerine, Bu güneşte sensiz battığı için sevgilim. |
Ödünç Akşam Günceleri Yalnızlık panayırları gözlerden ırak Bir serçe dokusuyla işli geceler Tenlerde mehtabın kokusu Yakamoz darbeleriyle sancılarda Yıkıntı örenlerin asude bakışlarında Bir gelincik selamlarken eceyi Öksü otu çeker geceye reveransını Yaşanmışlığın yıprantılarında kalmış Şakayık renklerinden kovulma hayat Al benisi ucuz pazar tezgahlarına dökülse Kurur mu? gözyaşın odeon basamaklarında Kaç Sokrates eskitir bu sevda Kaç Eflatun ‘la ağlaşır... Liman uzantılarına saklı İzbe kumsallar üzerinde dağılmış düşler Ve pervasız yüzleşme hesaplarına açılan Kumdan kalelerin burçlarından süzülen Ebem kuşakları sarmış giz telaşlarını Gözler susku sorgulamalarında Lâl olmuş yürekse hala Yar kokusu esintilerine niyette... Nazarların sedalanırken Babil’in asma bahçelerinde Bir İskender gururu yakar bağ bozumunu Tan sararken sensizlik gölgelerini Ne petrus tadı esir alır Kleopatra’yı Ne de ayaklarına serilir Hitit Güneşi Fi tarihi aşklarının vedası; Hiç bitmeyecek Hindu seferlerin Muson yağmurlarıyla sarmalanmış Binlerce sevda masalı tadında Saklanacak ödünç akşam güncelerinde |
| Saat: 14:53 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık