![]() |
Sevgili Şeyda bülbüllerinin şakıyan sesi olsam Buram buram aşk kokan avuçlarına dolsam Parmakların ucunda sevgi olup kök salsam Sonsuza kadar kalsam bıkar mısın sevgili? İzin verirsen bana düşlerine gireyim Sevdamın hakkı olan hayalleri dereyim Yeşilleri süsleyip illerine varayım Dönüp bir kez yüzüme bakar mısın sevgili? İpekten kanatlarım incinecek korkarım Yol ırak, dağlar sapak kaybolursam ürkerim Yüzün gülmezse bana yüreğimi burkarım Sevgi ile karşıma çıkar mısın sevgili? Ruhsatsız bir sevdayı ben nasıl sözleyeyim Sığmıyor yüreğime nereye gizleyeyim Söyle revaysa bana daha da özleyeyim Sevgi er meydanıdır yıkar mısın sevgili? Şahı oldun hayatın, herkes kalbimin yadı Gam yemem yaşadım ya sevginle ben miladı Varsın gülsün el alem geçmesemde sıradı Mahşerine beni de çeker misin sevgili? Arının peteğinde bal olamadım ama Dünyana girdim diye acı veririm sanma Delik deşik yüreğim tutmuyor artık yama Son kurşunu da bana sıkar mısın sevgili? Hercai çiçeklerin kokusu ellerinde Hicazkar şarkıların nağmesi dillerinde Bir avuç buse olsam özlemin çöllerinde Vuslatın ateşini yakar mısın sevgili |
Her Günkü Şarkım Her gün ekmeğimi bölüşürsün Yalnızlığımın sofrasında, Yorganım altındaüşürsün Her güz ve bahar arasında. Bağlayansın her göz yaramı, Gülmek görevin ben gülünce; Yağmur senin gibi ağlar mı Gözlerimden yaş dökülünce? Her düşüncemin ıstıraplı Serüveni, hayırlı rüyam. Sen ey, günahlı ve sevaplı, Allahlı ve şeytanlı dünyam! Her günkü şarkısı dudağın, Havayı dolduran kokusu Yağmura kavuşmuş toprağın; Yediğim ekmek, içtiğim su. Ahmet Muhip DRANAS Fahriye Abla Hava keskin bir kömür kokusuyla dolar Kapanırdı daha gün batmadan kapılar Bu afyon ruhu gibi baygın mahalleden Hayalimde tek çizgi bir sen kalmışsın sen! Hülyasındaki geniş aydınlığa gülen Gözlerin , dişlerin ve akpak gerdanınla Ne güzel komşumuzdun sen fahriye abla Eviniz kutu gibi küçücük bir evdi Sarmaşıklarla balkonu örtük bir evdi Güneşin batmasına yakın saatlerde Yıkanırdı gölgesi kuytu bir derede Yaz kış yeşil bir saksı ıtır pencerede Bahçede akasyalar açardı baharla Ne şirin komşumuzdun fahriye abla Önce upuzun sonra kesik saçın vardı Tenin buğdaysı , boyun bir başak kadardı İçini gıcıklardı bütün erkeklerin Altın bileziklerle dolu bileklerin Açılırdı rüzgarda kısa eteklerin Açık saçık şarkılar söylerdin en fazla Ne çapkın komşumuzdun sen fahriye abla Gönül verdin derlerdi o delikanlıya En sonunda varmışsın bir erzincanlıya Bilmem şimdi hala bu ilk kocandamısın Hala dağları karlı erzincandamısın Bırak geçmiş günleri gönlüm hatırlasın Hatırada kalan şeyler değişmez zamanda Ne vefalı komşumuzdun sen fahriye abla Ahmet Muhip DRANAS |
Nasıl bir duygu Bu nasıl bir duygu İnsanın kalbini paramparça eden Aklını karıştıran,ellerini titreden Gözlerini kör eden, İnsanı bir çocuga çeviren Ağlatan,güldüren,düşündüren Bu nasıl bir duygu Kalbimin taşıyamayacagı kadar ağır Çözemeyecegim kadar karışık Ben bu kadar karışık duyguyu Gözlerinigördüğümzaman anladım Seninle yaşadığım anıları Daha önce hiç tatmadım..... |
..BİR ÇOCUK AĞLAR İÇİMDE.... bir çocuk ağlar içimde göz fenerlerinde maviyi kaybetmiş, yitik bir hamurla yoğrulur yüreği bir çocuk ağlar içimde soğuk ve yıldızsız gecelerde geceyi örter üstüne ve kınalı bir gelincik koşar kalbinde elleri üşür güneşe koşmak ister ve bir çiçek besler ellerinde gözyaşlarıyla sular onu nabzında yaşamın verdiği yorgunluk var susmak ister artık.. Yılmaz ERDOĞAN ALKOL İKİNDİSİ biz ne zaman içsek köfte geç gelir ve oturur muhabbetin terkisine çıplak bir efkar sözcüğü biz ne zaman içsek sabah akar meycinin cebine günde kaç kez öpüşür ki akrep ile yelkovan biz ne zaman içsek iç değilizdir aslında dışımızda bronz bir akşam sözcüğü çırıl bir efkar sözcüğü eften püften bir kar beklentisi delikanlı kıvamında sevda değilse de tabansız sevişmelerdeki el değmemiş pişmanlık biz ne zaman içsek iç değilizdir aslında bu alkol ikindisi şiirde şimdi burada açılsaydın adımın baş harfi gibi belki ağustos kokardı ağustos sen... fikrini ipotek etmiş kiralık sevdalara senine boyuna sevilmiş sen yalanı sevdasından büyük sen bir bil sen! biz ne zaman içsek seni düşünüyoruz genzimizde göl göz yaşları... biz ne zaman içsek iç değilizdir aslında.............. dışımızda bronz bir İzmir akşamı! Ağustos 1995 İzmir Yılmaz ERDOĞAN |
yazıklar olsun sana ne benı öldürdün, ne güldürdün. içinden fırtınalar kopardın. dayandığım duvar oldun, hani nerde o duvar, hani, yıkılan yıkılana, birde sen! hani sevgi, hani aşk, geç, geç bunları işte bu kadar sevgi... yazıklar olsun sana, beni, bırak git, dönme.... durma, dönme bile arkana bakma işte sen buymuşsun!... yazıklar olsun sana... 20.03.2006 saat : 0053 Hlstn not: kendi yazmış olduğum bir şiir eğer kendi yazdıklarımız eklenmıyor ise silinmesi riasıyla |
Bir Tanem Belki de O hiç bilmediklerimi Anlatmak için geleceksin Rüyadan uyandırmak isteyeceksin İçinden sarılıp öpmek gelecek Duygularına yenik düşecek gururun Sıcacık sevgim dolacak gözlerine Daha kapıyı çalmadan Beni düşüneceksin Elin zile gittiği an Bilemiyeceksin O sevmediğim karanlığın Soğuk bir gecede Senden önce kapımı çaldığını Saçlarımı senden önce Ölümün okşadığını bilemiyeceksin Bir süre bekleyip Sessizce dönüp gideceksin Kimbilir neler geçecek içinden ! Bir tek seni sevdim Oysa sen Engelleri çok sevdin Hep erteledin aşkımızı gelecek zamanlara O soğuk gecede Karanlık mezarımda Çok üşüdüğümü Bilemeden gideceksin uzaklara |
Örselenmiş Düşler başlamadan bitirilen kelimeler gerçeklerden uzak düşlere sarmaladığımız burulmalarımızı askıya aldık pembe sahte gülücükleri astık kanayan yüzlerimize.. ufacık bir sitemle gözlerime yerleşen damlalar hesap veremiyor kızmalara satılık değil yüreğim rüzgarın estiği yöne çevrilen bir uçurtma sonbahara kuyruk sallayan yapraklarından sarısını alan bir hüzün sensiz düşlerim artık sen de benim kadar biliyorsun dedikçe bildiklerimi unutturan kızgınlığı kendime yüklediğim öfkesiz patlama bedenimde sığınıyorum serçe misali.. yağmurdan kaçarak saçakları yok yüreğinin yüzüme vuruyor damla damla düşten ayrıksı gerçeklerimizi ucundan tutamadığım kadar içine giremediğim yaşamına kattığım yağmur grisi için alışmalıyım tanışmalıyım düşleri örselemeliyim.. |
CANIMIDA AL GİT Daha dün neler diyordun hatırlasana, Neler vadetmiştin sevgilim bana.. Şimdi nedensiz gidiyorsun..! Giderken benliğimide götürüyorsun. Durma hadi sevdiğim;canımıda al git..! Gençliğimi,herşeyimi sana verdim, Seni deliler gibi sevdim. Çok şeymi istedim be zalim! Ne olurdu sende sevseydin, Beni yarıyolda bırakıp gitmeseydin. Ama sen...Elveda demeyi seçtin..! Hiç beklemezdim bunu senden. Sende diğerleri gibi sırtımdan vurdun, Dünyamı yıktın,umut ağacımı kuruttun, Belliki sevmedin;bir anda unuttun, Durma hadi aşkım;canımıda al git..! Ne olur acıma,üzülme bana. Durma git mutlu olacaksan onunla. Beni bir daha arama,sorma... Bilirsin;yapamam sensiz bu diyarlarda Bende giderim artık,durmam buralarda..! Bu büyük sevdam böyle son bulsun, Umarım bende bulamadığını onda bulursun, Dileğim;her zaman mutlu olursun... Hadi git artık sevdiğim! Ne olur dönüp arkana bakmadan git... DURMA HADİ SEVDİĞİM;CANIMI ALDA ÖYLE GİT..! |
BOĞULMAZDI GÖZLERİM Ben küllerle yaktığım ateşle Yalnızlığımın karanlığını aydınlatıyorum! Aşkı aşk yapan sen ve bensem Bir seni yüreğim benden fazla seviyor!... Ne olurdu dizlerine yatsam? Baksam gökyüzü yüzüne! Şimdi bir mahkum gibi Sığdırıyorum bir dünyanın sığdıramadığı gökyüzünü Bir odanın tavanına! Güneşin denize düştüğü ve Her maviyi sarı yaptığı bir su olsaydım! Ne kadar çok isterdim güneşlerle Seni seviyorum yazmayı! Hiç karanlık olmazdı sevgim Ve nedenini bilmediğim karanlıklarda boğulmazdı gözlerim.... |
AYRILIĞIN İLANI Gidiyor musun diye sorma bana. Gönderen sensin. Ne terk etmeyi istedim seni, Ne de daha yaşamadığımız bu aşkı toprağa gömmeyi. Senin kadar öfkeliyim ben de. Senin kadar endişeli... Bir dokunuşunla bin kenti yıkacak güç verirdin bana Ama inandıramadım seni. Sen, sorgularken beni kafanda Ben, gözlerinin içine bakıyordum kuşkuyla. Bir tek sözün bağlardı beni sana, Oysa sen hep susmanın koynunda. Aşkın içine bir kez girdi mi kuşku, Teslim alır bedenleri de. Sütten çıkmış ak kaşık değildim Ama yalanı sokmadım iki kişilik dünyamıza. O dünya ki bazen minicik bir odada Bazen kentin ortasında şekillendi. Nasıl da güzeldi... Zaten varsın diye her şey güzeldi ama Sen buna inanmadın. Ah bu sorular... Yaşamak varken sevdayı delice, Niye boğarız sorularla? Nasıl ikna edebilirdim seni? Ben, aşk dedikçe sen, dur dedin. Ben, seninleyim dedikçe Sen, hayır dedin. Zaten az konuşan sen Olumsuz ne kadar sözcük varsa Bulup çıkardın ortaya. Bense hiç bir şey diyemedim. Ne kadar zarar vermişim sana meğer. Nasıl değiştirmişim seni. Oysa hiç böyle düşünmemiştim. Kimseye zarar vermek istemem ben. Kimseyi olduğundan farklı bir hale getirmek istemem. Ama öyle oldu işte. Demek ki; gitmelerin zamanı şimdi. Çocukluğuna sığınır atlatırsın bu acıyı. Ne sevişmelerimiz kalır aklında, ne sevda sözlerimiz. Rahat değilim diyordun ya, rahat ol artık. Gülüşlerini saklaman için bir neden kalmadı. Tedirginliğinin sebebi de kalktı ortadan. Biliyor musun bir tanem! Gidişim yürekten değil, zorunluluktan. Sanma ki, bu toy sevdayı başka kimliklere taşırım. Sanma ki, benden sakladığın gülüşleri yalancı yüzlerde ararım. Seni de götürürüm yüreğimde. Her zaman yokluğunu taşırım. Bulup, bulup kaybettim seni bebeğim. Ne yazık ki, tozduman edemedim kuşkularını. Ne yazık ki, kalamadın bana. Öpücüğümün kokusu kalacak kapının eşiğinde. Kokladıkça; bizi bir yanlışa mahkum ettiğini anlayacaksın. Mehmet Coşkundeniz |
| Saat: 12:41 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık