MsXLabs

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Genel Mesajlar (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/)
-   -   Şiir Nehri -1- [Arşiv] (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/333-siir-nehri-1-arsiv.html)

Mystic@L 12 Eylül 2006 01:02

Ağır günlerin altında
Ağır günlerin altında kalıyoruz.
Puslu havanın soluğumuzu kestiğini
Ve bir sanatçı fırçasından çıkmamış göğün,
Üzerimize yıkıldığını,
Şimdi şimdi söylüyoruz;
Şarkılarımızı nasıl söylediysek.
Oysa, çocukluk, oysa mutluluk,
Ne kadar yakındır?
Bir elmaya uzanmacasına,
Bir elma ağacının dallarından sarkmacasına.
Ağır günlerin altında adam oluyoruz.
Yağmurlu ve kirli.
Düşlerimizden yaratılmamış bir dünya bu!
Sellerinde; küçük, kağıtdan yapılmış gemilerimizle,
Birbirimize sevgi taşıyoruz.
Zaman nasılsa aleyhimizde,
Tam denize atlayacağız derken,
Ağır günlerin altında kayboluyoru


Misafir 12 Eylül 2006 01:05

Düşlerimi, sensiz bıraktın..
Şimdi bensiz gecelerin karantina kuytularındayım..
Seni bana toplayan herşey böldü ikimizi ve bize kalan çıkmak oldu birbirimizden…
Düşmeseydik birşeylere yenik, yüreklerimizi gama düşürmeseydik!!
Tanımlamadan ve tamamlanamadan bırakmasaydık aşkı “elif”..
Giden miyim şimdi kalan mı..?
ve gidende midir hep suç yoksa kalanda mı..?
İki ünlem arası yankılarda şimdi canım,,
Ellerimle, ellere verdim seni yâr, hangi gözlerin hapsinde, hangi ellerin kilidindesin kimbilir..!
Küçük dünyamdaki merhabam nerdesin , konuşlanabilir miyim ayak izlerinin üzerine şimdi..
Bıraktığın yanlarımdan tut hadi, gözlerimde hala “sen” varsın..
Yaşlarım hala senli bir ıslaklıkla uyuşturur yanaklarımı..
Hesabını tutmadığım sevdamın bedelini ağır ödettin..
Ağır ödediğim bedel hesaplı sevişlerindendi..
Yani sen beni, benim sevdiğim kadar sevmedin,, “BECEREMEDİN…”
Aşkın yazgısı yazık ki âcizlerin elinde,,
yazık ki âcizlere duyulan sevgi ayakta tutuyor sevda dizelerini..
Kürdili hicaza düğümledim seni, derin bir oyuğa sıkıştırdım düğmelerini..
Yüreğini “içi sen kokan” herşeye sakladım,,
içeriğinde ben olanları ezip geçerken oysa ayaklarınla!!!
İkiye ayırdım şimdi biçare kalbimi;
senden öncesi ve senden sonrası…
senden önce mi zavallıydım,
yoksa senden sonra mı zavallıyım şimdi…


arwen 12 Eylül 2006 01:05

Sana



Küçük çocuklar yapıp geceleri kendimden,
Seni öpsünler diye gönderiyorum sana.
Bana, kucaklarında seni getiriyorlar;
Ben de sonra o seni getiriyorum sana.


Sana





Yolun kenarında
Çalılıkların arasında
Bir yerlerde
Arabaların arkasından ağlayanlar
Belki yarın
Nereye ait olduklarını bulabilirler
Yeniden mutluluğa
Yabancı bir ülkeye açılan kapıya
Herkesin heykelini izleyerek.
Dayanamayarak
Yaya geçidinden kaçarken
Merak insanoğlunun hediyesiyken
Kapının arkası
Uzak ve soğuk
Sonda,
Manzara
Karlar yağarken
Yanan şömineye
Bir elden hüzün atıyorum
Diğerinden aşkı alıyorum
İçimdeki ateşe atıyorum
Ve sana yanıyorum.



Mystic@L 12 Eylül 2006 01:18

Ağacın biri

Ağacın biri yaprağını unutmuş
Kapımın eşiğinde
Kocaman hüzünlü
üzgün bir yaprak
Yüreğime benzer öyle
Hangi ağacın belli değil
Belki bir şiirden çıkıp gelmiştir
Girmek için bu şiire

Ağacın biri yaprağını unutmuş
İşte, bütün güzelliğiyle
gelmiş gitmiş bir ağaç
Görmedim, duymadım geldiğini
gittiğini
Görsem, koşacaktım ardından gidecektim
vermeğe yaprağını
Görmedim ah hangi ağaç

Ey güz
Ey ölü bahçeleri hüznün

Ağacın biri yaprağını unutmuş
Duruyor elimde sevdalı yorgun

Bıraktım yaprağı bulduğum yere
Belki gelir de ağaç alır diye


Misafir 12 Eylül 2006 01:20

Bencileyin bir şehzadebaşı akşamında
lirik söylemlerden demetler arzederek
yıldızlara ramak kalmışken kırılmıştım
intihar girememiştir hayatıma hiçbir zaman
sevda ah sevda yüreğin vazgeçilmez korkusu
inanız sarsılmıştım.
Sevgilinin adı ilahi bir fiilden alınmış olabilir
deniz çağırabilir olur olmaz bir fırtınadan sonra
aklı ve yüreği ortaya koyarak
müthiş acıları da taşıyarak hayatına
zincire vurulmuş bir mahkûm gibi
kendinin ekseninde
muzdarip ve uçkun
yaşamak.
Güneş iki gökdelenin arasından batıyor
deniz çekiyorken aksini derinliklerine
pol ve virjin hicran yarası olarak
gecenin içinden kapkara bir gemidir karadenize açılıyor
karşı tepelerde ayrı dünyaların ışıkları parıldamaktadır
acıyla şekillenen yüz hatlarından cesaret alarak
intiharı kabul etmiyorum.
Aşk var mıydı karasevda var mıydı
romantizm nerede kalmıştı
diyelim ki bilgi çağında yaşamaktayız
denize dökülmüyor gözyaşları
gök yarılmıyor
öyleyse kalbini tut ve kendini bırak
yıldızlara merhametle bak
karıncalara derinlikler sun
serçe kuşuna acı
zeytini tefekkür et
aşkın azgın dalgalarıyla savaşa gir
bütün serinlikleri kuşan
ölüm orada kalsın.
Doğu gizemli olan saltanatını sürdürüyor halâ
aşk dağlardan koparak gelen rüzgârlarla
alıp götürüyor leylayı oralarda
yani vuslat her halükârda derin izler bırakarak
acılar sunarak oluşmaktadır
hırkası olmayan derviş nefsini öldüren kahraman
erotizmi yok olmak fiilinin başına koyarak
biten bir günün son kızıllığında
batışından sonra yani güneşin
acıyla şekillenen yüz hatlarının
yiten eksilen yok olan aslında
ad ve semud; ibretler kitabından bir sayfadır
denize birlikte baktığımızda daha net olarak
intiharı kabul etmiyorum.




Bazı insanlar söylediklerinden ibarettirBazı insanlar söylemediklerinden


Mystic@L 12 Eylül 2006 01:21

Adımı unuttum

adımı unuttum
adı olmayan yerlerde
ne in
ne cin
ne benî adem

zamanlar içinde
kuşlar uçuyor
kervanlar geçiyor
bir iğne deliğinden

çarşılar kuruluyor
sarayları oyuncak
insanları karınca şehirler
zamanları gördün mü
bir iğne deliğinden

adımı unuttum
adı olmayan yerlerde
geçip gidenlere bakarak


arwen 12 Eylül 2006 01:25

Sana


Her şeyden önce sana,

kalbimin en dip köşelerinde kalan, sevgi parçacıklarını çıkarmama ve onları birleştirmeme yardım ettiğin için...
Ve büyüdükçe büyüyen bu sevgimi nereye sığdıracağımı bilemezken bana kollarını açtığın için...
Ellerimden tutup beni ayağa kaldırdığın ve sarıp koruduğun için...
Bana cesareti öğrettiğin için...
Sabahları güleryüzle uyanmamı sağladığın için...
Günaydının için...
Hatta özlemin için...
Hayatımın en güzel şiirlerini yazmama sebep olduğun için...
....ve hepsinden öte senin için sana çok teşekkür ediyorum

son olarak seninde dediğin gibi;
“mutlu bir günün seninle,seninde hep benimle olman dileği ile....”
seni çok seviyorum


Misafir 12 Eylül 2006 01:27

GÜZ YORUMCUSU


Eylül işte değiştirerek geliyor
Eziyor hırpalıyor sonra da coşturuyor beni
Yeni bir haz olarak hayatın sonbaharında gizli
Sarışınlık kokuyordu diyerek
Daha iri bir nokta koymadan cümlenin sonuna
Nureddin Durman

Neden susayım usta, kırmızı bir gök yağıyor üstüme
Dörtnala içiyorum rüzgârın soğumuş yapraklarını
Göğsümdeki âteş düşüyor soyunmuş dudaklarıma
Savurup atıyorum taflan yemiş çocukları, alnımdan

Yürü yürü çoğalıyor eylül denen yol,
Geçiyor eşiklerden yağmur kokulu iki sevgili
Birdenbire uçuruma düşüyor simyası yalnızlığın…

Islak çöl ıslıkları yapışıyor moraran parmaklarıma
Eylül denen ölüm çiçeğine asılı son nefesim, usta
Kurşun yemiş düşlerden tanıyorum hayalifener çocukları
Sesime katık yaptığım hüznünden, içime batan aşk teknesinin

Çıkarıp atıyorum zehirli çığlıklarını coğrafyamın
Bir sonbahar aynasında unutuyorum yoksulluğumu
Alışıyorum toprağa bulanmış karanlıklara, serin sokaklara…

Hüzün akşamlarında dökülüyor bütün sırlarım usta
Kalbe yıldırım süren hemzemin geçitlerde
Ve ışıktan sesleriyle ölüyor bahçedeki çiçekler
Küskün bir zambak sığınıyor üşüyen dar kapılara

Kapanmış pazarların titreyen meydanlarında yani
Uğultulu bir ihtilal sabahında düşüyorum sayımdan
İçimde kuşların sessizliği, bahçeye koşan korku…..

Ben ölürsem, kim taşıyacak onca gök gürültüsünü
Kim toplayacak uçarı şimşekleri çocukların kalbinden
Kıyılarına vura vura kim yürüyecek lodoslu dalgaların
Devrik sokakların, boynu bükük balkonların ve ağaçların

Lezzetli güz sofraları çekildi kursağımdan usta
Yarıda bırakılmış sevincim yokluk mülkünün yoldaşı
Ateşler içinde yanan güller ve hüzün soluyan kuşlar…

Ölüp ölüp dirildim, yağmurla yıkadılar cesedimi
Sağnak yemiş caddelerde kayboldum, güngörmüş kentlerde
Unuttum gazel bakışını poyraz toplayan sevgilinin
Gözlerinin limanına demirledim intihar yüklü bulutları
Ellerimle topladım dengini yazıklı şarkıların, usta
Ağlayan duvarlara bırakırken muammalı notaları
Küçüldü gözlerim, bildim eylülün sarışın mahzunluğunu

Bir hüzzam şarkı gibi çekildim bütün surlardan
Yarı uçuk çarşılarda dağıldı camdan şarkılarım
Eylülün sırrında kaldı bakışı şefkatin, merhametin
Yokluğu kemiren çocuğun destan okuyan gözleri bir de

Çamur içmiş adımlarım kaçıyor paletlerin ağından
Şimdi sana usta, bu hüzzam şarkıyı bırakıyorum
Hüzün mü? Hâlâ mümkün! Ben çekip gidiyorum…


Mystic@L 12 Eylül 2006 01:32

Ada'dan Dönerken

Bırakıp gidiyorum Ada'yı ilkteşrinde,
Sen yeşil bir kıyısın, ben dalgayım enginde;
Gözyaşlarım dolaşır yorulmuş eteğinde,

Ben ağlarım.. Uzaktan iniltimi dinlensin.

Mevsim yaprak dökümü, hep ağaçlar üşüyor,
Yaprak sanma, her daldan soluk bir ah düşüyor,
Düşünceli dağlara karaltılar üşüyor.

Yol üstünde geç vakit böyle kimi beklersin?

Baş ucundaki yıldız sönük gece kandili;
Su geçen beyaz bulut yaşlı hicran mendili,
Rüzgar atmış havaya, onu al da sevgili,

derdinle ağlayanın gözyaşını silersin.

Sanırsın dertli ishak garib garib öttükçe,
Bir kırık dal altından ney üfler hazan gece,
Beyaz atkı omzunda meh-tab dinler sessizce..

Ayrılık akşamıdır hazan gibi inlersin..


Misafir 12 Eylül 2006 01:34

“Hoşça kal”ı esirgenmiş buzlu bir vedâ gibi her gün…
Koskoca Temmuz’u bıraktım geride sensiz;içimdeki yıkıntıları katlayarak…
Âh işte neylersin:
Ayrılığın hesâbı tutmadı!…
Oysa ben,senden bahsederken;yıllarımı ikrâm edecektim herkese!
Olmadı;şimdi başım eğik ve tuhaf bir yalnızlık içinde,üstelik kırgınlığımı kırmaya çalışarak…Aylar sonra bile…
Çok olmadı,daha yeni;doğum gününde çizdim bu kentin profilini!..
Yalazlarımı sakındım herkesten,korudum;yine de kıyıya attılar beni…
Adımı ne koydular sâhi;soramadım.Mürâî hayatların ortasında mecrûh bir inzivâya atandım!…
Herkesin içinde ve herkesten uzak…
Keşişdağı bekleyedursun beni;(ki dağlarım da yanmaktadır benim) deniz kenarında kaydettim soğuk Temmuz belgeselini!..
Üşüyen yanlarımla sarıldım hayâta yeniden ve yeniden…
”Hoşça kal”ı esirgenmiş bir vedâ sonrasında,hoşça bakamadım kendime ve hoşça kalamadım;bu sebeple özrüm kabûl edilir umarım…
Sevdâdan yoksun kalpler gördüm,sevdiklerini îlân eden…
Görünmeyen yaralara dokundum çocukların rûhunda…Ağladım ve haykırdım;”Darp izleri silinmeli” diye mâsum sîmâların…
Kimse duymadı.Duyan,işitmez;bakan,görmez oldu!Titredim…
Eğreti geldi bu yaşam,çocuk rûhuma…
Alışamam ki;zulüm çağında, saldırganlığa!
Ölüm günümden önce ölmüştü samîmiyeti kalplerin…
Katılaşan kalpler için ağladım,geceye bırakıp gözlerimi…
Kimse gelmesin kabrimin başına! “Sahte göz yaşı kabûl edilmez!”diye mi yazmalı acaba mezar taşıma?
Hoş,belki taşım bile olmayacak;kimbilir?O zaman rahat ederim biraz;herkes evinde ağıt yakar,aşksızlığına!..
Dedim ya;soğuk geçti Temmuz,buralarda…
Kandil akşamı aydınlanmadı yüzüm;çehremden okunurken ayrılığın esâmîsi,rağbet edemedim dünyânın meflûç bakışlarına!
Minik olmayan ellerim ve ağrılı kalbimle;gözlerimin sedefinde inci eyleyip gönderdim hiçliğimi,Kalplerin Sâhibi’ne…
Lâbirentleri tükenmedi hayâtın!
Başı dik avukatları vardı zulmün ve mazlûm zelîldi bu devirde…
”Beyefendiler” gördüm,insan olamamış;ve “Hanımefendiler”i şefkat mahrûmu kalmış yaşlı dünyânın!..
Yalımlarım yolu gösterdi ve yürüdüm.Güzel insanların halefi olmayı diledim ve selefimden yüreklendim âşıkâne bir ömre!..
Hazân yaprağına dokuyup şîkeste baharlarımı,yâdigâr bıraktım bir bebeğin şaşkın gözlerine…
Bir de erguvan arayışlarına çıktım;sokak sokak,cadde cadde…Mestliğim,erguvan kokusuyla buluşmalıydı;erguvan renginde ağırlamalıydım hayâtı.
Yürüdüm;yıllarca ve yollarca yürüdüm adım adım…”Son bahar rüzgârının dibâcesi”diye geçti adım kayıtlarda!
Uzun yolların yorgun kızı oldum hâsılı…
Hicrân düştü omuzlarıma,gurbet geldi bahtıma;ellerimden kaydı mutluluk haritası.Harâbe gönlüme yâren eyledim bu kadîm sevdâyı…
Ve yârelerimi sevdim;vedîası olmuşken aşkın…



Saat: 02:03

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık