![]() |
Ağır günlerin altında Ağır günlerin altında kalıyoruz. Puslu havanın soluğumuzu kestiğini Ve bir sanatçı fırçasından çıkmamış göğün, Üzerimize yıkıldığını, Şimdi şimdi söylüyoruz; Şarkılarımızı nasıl söylediysek. Oysa, çocukluk, oysa mutluluk, Ne kadar yakındır? Bir elmaya uzanmacasına, Bir elma ağacının dallarından sarkmacasına. Ağır günlerin altında adam oluyoruz. Yağmurlu ve kirli. Düşlerimizden yaratılmamış bir dünya bu! Sellerinde; küçük, kağıtdan yapılmış gemilerimizle, Birbirimize sevgi taşıyoruz. Zaman nasılsa aleyhimizde, Tam denize atlayacağız derken, Ağır günlerin altında kayboluyoru |
Düşlerimi, sensiz bıraktın.. Şimdi bensiz gecelerin karantina kuytularındayım.. Seni bana toplayan herşey böldü ikimizi ve bize kalan çıkmak oldu birbirimizden… Düşmeseydik birşeylere yenik, yüreklerimizi gama düşürmeseydik!! Tanımlamadan ve tamamlanamadan bırakmasaydık aşkı “elif”.. Giden miyim şimdi kalan mı..? ve gidende midir hep suç yoksa kalanda mı..? İki ünlem arası yankılarda şimdi canım,, Ellerimle, ellere verdim seni yâr, hangi gözlerin hapsinde, hangi ellerin kilidindesin kimbilir..! Küçük dünyamdaki merhabam nerdesin , konuşlanabilir miyim ayak izlerinin üzerine şimdi.. Bıraktığın yanlarımdan tut hadi, gözlerimde hala “sen” varsın.. Yaşlarım hala senli bir ıslaklıkla uyuşturur yanaklarımı.. Hesabını tutmadığım sevdamın bedelini ağır ödettin.. Ağır ödediğim bedel hesaplı sevişlerindendi.. Yani sen beni, benim sevdiğim kadar sevmedin,, “BECEREMEDİN…” Aşkın yazgısı yazık ki âcizlerin elinde,, yazık ki âcizlere duyulan sevgi ayakta tutuyor sevda dizelerini.. Kürdili hicaza düğümledim seni, derin bir oyuğa sıkıştırdım düğmelerini.. Yüreğini “içi sen kokan” herşeye sakladım,, içeriğinde ben olanları ezip geçerken oysa ayaklarınla!!! İkiye ayırdım şimdi biçare kalbimi; senden öncesi ve senden sonrası… senden önce mi zavallıydım, yoksa senden sonra mı zavallıyım şimdi… |
Sana Küçük çocuklar yapıp geceleri kendimden, Seni öpsünler diye gönderiyorum sana. Bana, kucaklarında seni getiriyorlar; Ben de sonra o seni getiriyorum sana. Sana Yolun kenarında Çalılıkların arasında Bir yerlerde Arabaların arkasından ağlayanlar Belki yarın Nereye ait olduklarını bulabilirler Yeniden mutluluğa Yabancı bir ülkeye açılan kapıya Herkesin heykelini izleyerek. Dayanamayarak Yaya geçidinden kaçarken Merak insanoğlunun hediyesiyken Kapının arkası Uzak ve soğuk Sonda, Manzara Karlar yağarken Yanan şömineye Bir elden hüzün atıyorum Diğerinden aşkı alıyorum İçimdeki ateşe atıyorum Ve sana yanıyorum. |
Ağacın biri Ağacın biri yaprağını unutmuş Kapımın eşiğinde Kocaman hüzünlü üzgün bir yaprak Yüreğime benzer öyle Hangi ağacın belli değil Belki bir şiirden çıkıp gelmiştir Girmek için bu şiire Ağacın biri yaprağını unutmuş İşte, bütün güzelliğiyle gelmiş gitmiş bir ağaç Görmedim, duymadım geldiğini gittiğini Görsem, koşacaktım ardından gidecektim vermeğe yaprağını Görmedim ah hangi ağaç Ey güz Ey ölü bahçeleri hüznün Ağacın biri yaprağını unutmuş Duruyor elimde sevdalı yorgun Bıraktım yaprağı bulduğum yere Belki gelir de ağaç alır diye |
Bencileyin bir şehzadebaşı akşamında lirik söylemlerden demetler arzederek yıldızlara ramak kalmışken kırılmıştım intihar girememiştir hayatıma hiçbir zaman sevda ah sevda yüreğin vazgeçilmez korkusu inanız sarsılmıştım. Sevgilinin adı ilahi bir fiilden alınmış olabilir deniz çağırabilir olur olmaz bir fırtınadan sonra aklı ve yüreği ortaya koyarak müthiş acıları da taşıyarak hayatına zincire vurulmuş bir mahkûm gibi kendinin ekseninde muzdarip ve uçkun yaşamak. Güneş iki gökdelenin arasından batıyor deniz çekiyorken aksini derinliklerine pol ve virjin hicran yarası olarak gecenin içinden kapkara bir gemidir karadenize açılıyor karşı tepelerde ayrı dünyaların ışıkları parıldamaktadır acıyla şekillenen yüz hatlarından cesaret alarak intiharı kabul etmiyorum. Aşk var mıydı karasevda var mıydı romantizm nerede kalmıştı diyelim ki bilgi çağında yaşamaktayız denize dökülmüyor gözyaşları gök yarılmıyor öyleyse kalbini tut ve kendini bırak yıldızlara merhametle bak karıncalara derinlikler sun serçe kuşuna acı zeytini tefekkür et aşkın azgın dalgalarıyla savaşa gir bütün serinlikleri kuşan ölüm orada kalsın. Doğu gizemli olan saltanatını sürdürüyor halâ aşk dağlardan koparak gelen rüzgârlarla alıp götürüyor leylayı oralarda yani vuslat her halükârda derin izler bırakarak acılar sunarak oluşmaktadır hırkası olmayan derviş nefsini öldüren kahraman erotizmi yok olmak fiilinin başına koyarak biten bir günün son kızıllığında batışından sonra yani güneşin acıyla şekillenen yüz hatlarının yiten eksilen yok olan aslında ad ve semud; ibretler kitabından bir sayfadır denize birlikte baktığımızda daha net olarak intiharı kabul etmiyorum. Bazı insanlar söylediklerinden ibarettirBazı insanlar söylemediklerinden |
Adımı unuttum adımı unuttum adı olmayan yerlerde ne in ne cin ne benî adem zamanlar içinde kuşlar uçuyor kervanlar geçiyor bir iğne deliğinden çarşılar kuruluyor sarayları oyuncak insanları karınca şehirler zamanları gördün mü bir iğne deliğinden adımı unuttum adı olmayan yerlerde geçip gidenlere bakarak |
Sana Her şeyden önce sana, kalbimin en dip köşelerinde kalan, sevgi parçacıklarını çıkarmama ve onları birleştirmeme yardım ettiğin için... Ve büyüdükçe büyüyen bu sevgimi nereye sığdıracağımı bilemezken bana kollarını açtığın için... Ellerimden tutup beni ayağa kaldırdığın ve sarıp koruduğun için... Bana cesareti öğrettiğin için... Sabahları güleryüzle uyanmamı sağladığın için... Günaydının için... Hatta özlemin için... Hayatımın en güzel şiirlerini yazmama sebep olduğun için... ....ve hepsinden öte senin için sana çok teşekkür ediyorum son olarak seninde dediğin gibi; “mutlu bir günün seninle,seninde hep benimle olman dileği ile....” seni çok seviyorum |
GÜZ YORUMCUSU Eylül işte değiştirerek geliyor Eziyor hırpalıyor sonra da coşturuyor beni Yeni bir haz olarak hayatın sonbaharında gizli Sarışınlık kokuyordu diyerek Daha iri bir nokta koymadan cümlenin sonuna Nureddin Durman Neden susayım usta, kırmızı bir gök yağıyor üstüme Dörtnala içiyorum rüzgârın soğumuş yapraklarını Göğsümdeki âteş düşüyor soyunmuş dudaklarıma Savurup atıyorum taflan yemiş çocukları, alnımdan Yürü yürü çoğalıyor eylül denen yol, Geçiyor eşiklerden yağmur kokulu iki sevgili Birdenbire uçuruma düşüyor simyası yalnızlığın… Islak çöl ıslıkları yapışıyor moraran parmaklarıma Eylül denen ölüm çiçeğine asılı son nefesim, usta Kurşun yemiş düşlerden tanıyorum hayalifener çocukları Sesime katık yaptığım hüznünden, içime batan aşk teknesinin Çıkarıp atıyorum zehirli çığlıklarını coğrafyamın Bir sonbahar aynasında unutuyorum yoksulluğumu Alışıyorum toprağa bulanmış karanlıklara, serin sokaklara… Hüzün akşamlarında dökülüyor bütün sırlarım usta Kalbe yıldırım süren hemzemin geçitlerde Ve ışıktan sesleriyle ölüyor bahçedeki çiçekler Küskün bir zambak sığınıyor üşüyen dar kapılara Kapanmış pazarların titreyen meydanlarında yani Uğultulu bir ihtilal sabahında düşüyorum sayımdan İçimde kuşların sessizliği, bahçeye koşan korku….. Ben ölürsem, kim taşıyacak onca gök gürültüsünü Kim toplayacak uçarı şimşekleri çocukların kalbinden Kıyılarına vura vura kim yürüyecek lodoslu dalgaların Devrik sokakların, boynu bükük balkonların ve ağaçların Lezzetli güz sofraları çekildi kursağımdan usta Yarıda bırakılmış sevincim yokluk mülkünün yoldaşı Ateşler içinde yanan güller ve hüzün soluyan kuşlar… Ölüp ölüp dirildim, yağmurla yıkadılar cesedimi Sağnak yemiş caddelerde kayboldum, güngörmüş kentlerde Unuttum gazel bakışını poyraz toplayan sevgilinin Gözlerinin limanına demirledim intihar yüklü bulutları Ellerimle topladım dengini yazıklı şarkıların, usta Ağlayan duvarlara bırakırken muammalı notaları Küçüldü gözlerim, bildim eylülün sarışın mahzunluğunu Bir hüzzam şarkı gibi çekildim bütün surlardan Yarı uçuk çarşılarda dağıldı camdan şarkılarım Eylülün sırrında kaldı bakışı şefkatin, merhametin Yokluğu kemiren çocuğun destan okuyan gözleri bir de Çamur içmiş adımlarım kaçıyor paletlerin ağından Şimdi sana usta, bu hüzzam şarkıyı bırakıyorum Hüzün mü? Hâlâ mümkün! Ben çekip gidiyorum… |
Ada'dan Dönerken Bırakıp gidiyorum Ada'yı ilkteşrinde, Sen yeşil bir kıyısın, ben dalgayım enginde; Gözyaşlarım dolaşır yorulmuş eteğinde, Ben ağlarım.. Uzaktan iniltimi dinlensin. Mevsim yaprak dökümü, hep ağaçlar üşüyor, Yaprak sanma, her daldan soluk bir ah düşüyor, Düşünceli dağlara karaltılar üşüyor. Yol üstünde geç vakit böyle kimi beklersin? Baş ucundaki yıldız sönük gece kandili; Su geçen beyaz bulut yaşlı hicran mendili, Rüzgar atmış havaya, onu al da sevgili, derdinle ağlayanın gözyaşını silersin. Sanırsın dertli ishak garib garib öttükçe, Bir kırık dal altından ney üfler hazan gece, Beyaz atkı omzunda meh-tab dinler sessizce.. Ayrılık akşamıdır hazan gibi inlersin.. |
“Hoşça kal”ı esirgenmiş buzlu bir vedâ gibi her gün… Koskoca Temmuz’u bıraktım geride sensiz;içimdeki yıkıntıları katlayarak… Âh işte neylersin: Ayrılığın hesâbı tutmadı!… Oysa ben,senden bahsederken;yıllarımı ikrâm edecektim herkese! Olmadı;şimdi başım eğik ve tuhaf bir yalnızlık içinde,üstelik kırgınlığımı kırmaya çalışarak…Aylar sonra bile… Çok olmadı,daha yeni;doğum gününde çizdim bu kentin profilini!.. Yalazlarımı sakındım herkesten,korudum;yine de kıyıya attılar beni… Adımı ne koydular sâhi;soramadım.Mürâî hayatların ortasında mecrûh bir inzivâya atandım!… Herkesin içinde ve herkesten uzak… Keşişdağı bekleyedursun beni;(ki dağlarım da yanmaktadır benim) deniz kenarında kaydettim soğuk Temmuz belgeselini!.. Üşüyen yanlarımla sarıldım hayâta yeniden ve yeniden… ”Hoşça kal”ı esirgenmiş bir vedâ sonrasında,hoşça bakamadım kendime ve hoşça kalamadım;bu sebeple özrüm kabûl edilir umarım… Sevdâdan yoksun kalpler gördüm,sevdiklerini îlân eden… Görünmeyen yaralara dokundum çocukların rûhunda…Ağladım ve haykırdım;”Darp izleri silinmeli” diye mâsum sîmâların… Kimse duymadı.Duyan,işitmez;bakan,görmez oldu!Titredim… Eğreti geldi bu yaşam,çocuk rûhuma… Alışamam ki;zulüm çağında, saldırganlığa! Ölüm günümden önce ölmüştü samîmiyeti kalplerin… Katılaşan kalpler için ağladım,geceye bırakıp gözlerimi… Kimse gelmesin kabrimin başına! “Sahte göz yaşı kabûl edilmez!”diye mi yazmalı acaba mezar taşıma? Hoş,belki taşım bile olmayacak;kimbilir?O zaman rahat ederim biraz;herkes evinde ağıt yakar,aşksızlığına!.. Dedim ya;soğuk geçti Temmuz,buralarda… Kandil akşamı aydınlanmadı yüzüm;çehremden okunurken ayrılığın esâmîsi,rağbet edemedim dünyânın meflûç bakışlarına! Minik olmayan ellerim ve ağrılı kalbimle;gözlerimin sedefinde inci eyleyip gönderdim hiçliğimi,Kalplerin Sâhibi’ne… Lâbirentleri tükenmedi hayâtın! Başı dik avukatları vardı zulmün ve mazlûm zelîldi bu devirde… ”Beyefendiler” gördüm,insan olamamış;ve “Hanımefendiler”i şefkat mahrûmu kalmış yaşlı dünyânın!.. Yalımlarım yolu gösterdi ve yürüdüm.Güzel insanların halefi olmayı diledim ve selefimden yüreklendim âşıkâne bir ömre!.. Hazân yaprağına dokuyup şîkeste baharlarımı,yâdigâr bıraktım bir bebeğin şaşkın gözlerine… Bir de erguvan arayışlarına çıktım;sokak sokak,cadde cadde…Mestliğim,erguvan kokusuyla buluşmalıydı;erguvan renginde ağırlamalıydım hayâtı. Yürüdüm;yıllarca ve yollarca yürüdüm adım adım…”Son bahar rüzgârının dibâcesi”diye geçti adım kayıtlarda! Uzun yolların yorgun kızı oldum hâsılı… Hicrân düştü omuzlarıma,gurbet geldi bahtıma;ellerimden kaydı mutluluk haritası.Harâbe gönlüme yâren eyledim bu kadîm sevdâyı… Ve yârelerimi sevdim;vedîası olmuşken aşkın… |
| Saat: 02:03 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık