![]() |
Sanki Ben Vur! Gözlerini sevdiğim Bir kurşun sık Alnımın ortasına Dindir yüreğimdeki acıyı Tek bir kurşun sık Sık gülüm ölümüm elinden olsun Ölürken son sözüm seni seviyorumdur biliyorsun Bana baktığın ilk günü hatırlıyor musun? Gözlerinle beni vurduğun ilk günü İşte ben o zaman öldüm Çimen gözlerinin içine düşüp boğuldum Bir tek kurşun sıksan ne olur ölüm! Ben zaten ölmüşüm. Adını yüreğime kazımışım Gözlerini aklıma mıh gibi çakmışım Sanki ben; seni doğmadan tanımışım. |
Rüzgar Şimdi bir rüzgar geçti buradan Koştum ama yetişemedim, Nerelerde gezmiş tozmuş Öğrenemedim. Besbelli denizden çıkıp Kıyılar boyunca gitmiştir, Tuz kokusu, katran kokusu, ter kokusu Yüreğini allak bullak etmiştir. Sonra başlamış tırmanmaya dağlara doğru Bulutları koyun gibi gütmüştür, Okşayıp otları yaylalarda Büyütmüştür. Köylere de uğradıysa eğer Islak, karanlık odalarda beşik sallanmıştır, Güneş altında çalışanlara İmdat eylemiştir. Sonra başlayıp alçalmaya ovalara doğru, Haşhaş tarlalarında eflatun, pembe, beyaz, Kıraçlarda mavi dikenler.. Toz toprak gözlerine gitmiştir. Şehirlere uğramış ki yanımdan geçti, Haşhaş çiçeğine benzer kızlar görmüştür, Bir gülüş, bir tel saç, allık pudra Alıp gitmiştir. Şimdi bir rüzgar geçti buradan Koştum ama yetişemedim, Soraydım söylerdi herhalde Soramadım. |
Ben Kimim Ben kimim? Yaramaz bir çocuk Sessizliğiyle kendine gizlenen Bugün bile simyacılar, iyi-kötü Bir şeyler bulup çıkarmak isterken Ben kimim, zamanın kıyısında direnen? Uçaklar uzaklara kanat vururken Ben kimim, kırılıp kalmış Eski bir tekne gibi? Ben kimim, çocuk düşlerinden Anlaşılmaz ülkülere uzanmış? Ben kimim bilemiyorum Açlığıyla olmadık sevgilerin Bir küçücük bakışta oyalanan Ben kimim olur olmaz zamanlarda Kendine ve herşeye ağlayan? Afşar Timuçin |
Sanki Birini Bekliyorum Bir garip düşünceler var kafamda hayalimde Sanki birini bekliyorum bana gönül verecek Anlatılması çok zor bir burukluk var gönlümde Sanki birini bekliyorum bana gönül verecek Parçalıyor içimi bu gariplik bu belirsis his Olmuyor geceler gündüzler birtürlü düşüncesiz Günlerimde geçiyor çaresiz vede neşesiz Sanki birini bekliyorum bana gönül verecek İstemiyorum eve gitmek soğuk soğuk geliyor Dostlar arkadaşlar nedir senin bu halin diyor Ancak beni yalnızlıkla düşünceler mutlu ediyor Sanki birini bekliyorum bana gönül verecek Neden birini bekliyorum böyle bütün günler Sorsam böylemi olmuştur aceba hep sevenler Muradına ermişmidir sevgiye gönül verenler Sanki birini bekliyorum bana gönül verecek |
Renkler Hayatın kendisidir renkler, aşkı, sevgiyi ve kini, Güzellik ve çirkinliği, bereket ve kıtlığı, coşku ve korkuyu, şehvet ve duyguyu, dostluk ve düşmanlığı anlatır. Başağın ekmek sarısını, Karın saf ve temiz beyazlığını, Doğa'nın yemyeşil dokusunu, Gülün o gizemli kırmızısını, Siyahın korku ve öfkesini, Mavinin türkü tadını, Rahat bırakın... Rahat bırakın renkleri, Özgürce gelişsin, Serpilsin kozalarında; Yerlerini alsın renk tayfında gönlünce, Dolaşsın gökkuşağı ile, Tüm gök ve yeryüzünde... |
Sanma Sevmiştir yüreği bu sessiz hâli, Sığmıyor kabına, taşıyor sanma!.. Emin ol sevdiğim, sustun susalı, Sanki bir ölüyüm, yaşıyor sanma!.. Her fırsatta sana ahkâm kessem de, Sevgiler saygı da ister desem de, Ben kendim anlayış göstermesem de, Verdiğin karara, şaşıyor sanma!.. Düştüğü her yeri nârıyla yakıp, Geçen ateşe çâre yok diyor tıp, Esip gürlediğim o ana bakıp, Beni taştan bir kalp, taşıyor sanma!.. Ne sevgim tükendi, ne aşkım bitti, Beni zâlimliğe hasretin itti, Doldu yaprakları kapatıp gitti, Yepyeni bir defter, açıyor sanma!.. Ölesiye sever, hâşâ tapardım, İki elim kanda olsa, kopardım, Sen ‘olsun’ demeden çok şey yapardım, Zorluğu gördü de, kaçıyor sanma!.. Dün çıkardığını bugün giymiyor, Dünyada tatmadık bir zevk koymuyor, Ağıda, gazele gülüp oynuyor, Etrafına neşe, saçıyor sanma!.. Sevinç varsa, neşe varsa ortaktı, Sevmezdi zorluğu biraz korkaktı, Kederli günleri bana bıraktı, Her akşam bir yerde, içiyor sanma!.. Derdim sendin, tasam senin tasandı, Bildiğim tek yasa, senin yasandı, Ağır geldi yüküm, bıkıp usandı, Kendine yeni yâr, seçiyor sanma!.. |
Rüzgar dolu konaklar Doğduğumuzda Bizim için yaptırdığı sandıklara Gümüş aynalar Lacivert taşlar Ve Halep ten kaçak gelen kumaşlar Dolduran annemiz Bir zaman sonra Bizi koyup o sandıklara Yol Rüzgar Ve konakları fısıldayacaktı kulağımıza. Yalnız kalmayalım diye karanlıkta Çocukluğumuzu ekleyecek Avunmamızı isteyecekti O çocuklukla. Sırtımızdan jiletle akıtılan kanın Karıştığı uzun ırmağa Bırakıldığımızda Annemiz bu kadarını istemezdi Bu yüzden O uyurken Uzaklaştık Diyorduk sulara. Gidişin kendisinden artakalan Her şey, herkes burada. Ben buradayım Kardeşlerim yitikliğiyle burada Annem elbiseleriyle Erkek kardeşim savaş korkusuyla Babam burada hiç uyanmış olmasa da Dünya eksilmiş etrafımda Bir düş sanki olanlar Uzayan ve uzadıkça acıtan I Annemiz Siyah kadife elbisesini olkadığında Saçlarını düşürerek bakışlarına Babamızı hatırlardı: Beyaz bir dağda olduğunu söylüyordu onun Beyaz ve her bahar küçülen bir dağda II Hepimizden büyük olan Ve uzaktaki savaştan korkan Erkek kardeşimiz Dönmeyince bir daha Biz de korktuk savaştan. Ama savaş değildi onu bırakmayan. Gelmirken yanımıza Atıyla uyumuş Babamızın karşısındaki karlı dağda Annemizin yüzü azaldıkça Omuzları küçüldükçe annemizin Şaşındık hangi dağa bakacağımıza III Evimizin uzun sofasında Kadife elbisesi uzayıp Gümüş başlığı ağırlaştıkça Bolardıkça gümüş kemeri Annemiz benziyordu baktığı dağlara. Baharda inceliyordu kabuğu Ama ulaşamıyorduk ona. Ölüyordu Bu defa gerçekten eriyordu Bir daha görünmedi sofada IV Her kış kaybolan Ve baharda ortaya çıkan Bir ağaç oldu annemiz Dövmeleri olan bir meşeydi o İniltisi geliyordu kulağımıza V Annemiz Her gece siyah kadifesiyle Dolaşıyordu dağların arasında Kökleri olmayan bir meşeydi o Suskun, arasıra ağlayan Ayrılmadan daha Toplaşır gölgesine annemizin Fısıldaşırdık aramızda Tanrım n olur bağışla Evimizi bağışla tanrım n olur Dokunma sofamıza Orada gülebiyoruz ancak Orada adamakıllı susuyoruz Orada ağzımız bizim oluyor Dokunmasak da Görüyoruz annemizi uzaktan VI Soğuklar başladığında Atlılar gelmişti bizi almaya Yaşlı ve tahaf atlılardı Korkutmuşlardı bizi Kar yağmıştı bakışlarına. Ve hiç konuşmadan bizimle Bakmadan ellerimizin küçüklüğüne Konaklara götüreceklerdi bizi Rüzgarla uğuldayan konaklara VII Annemiz Babamızın ve kardeşimizin ortasında Usulca uyurken Uzaklaştık yaşlı atlılarla. Boynumuz ağrıdı geriye bakmaktan Gözlerimiz uzadı her kıvrımda. Ama boşuna Boşuna bizim ağlayışımız Hastalığımız boşuna Yönü yitirmişti atlılar Dönemedik bir daha VIII Dağlardan yuvarlanan taşlar gibiydik. Dörk kızkardeş Gölgesiyle derinleşen vir vadide Artık bizim olmayan Yatağımızı aradık Aradık yatağımızı günlerce. Kaç dağ gittiysek O kadar uzaktık birbirimizden O kadar yalnız dendimizle IX Ne son ne başlangıç Ne içeri ne dışarı Oradaydık O taştan dünyanın ortasında. Yollarımız uzadıkça Annemizin dövmeleri kararmakta X Ayrılacaktık herbirimiz Bir yolağzında. Ama önce kim Kim korkacaktı Yoldan Geceden ve yaşlı atlıdan. Sıramız yoktu Bu yüzden ürperiyorduk her ayrımda. Ben kalmıştım sona Önümde uzanan dar yolla Acılarından güç alan Bir yolcuydum artık hayatta XI Geldiğimde rüzgar dolu iki konağa Günlerce uyudum Kilimler ve bakırlar arasında. Rüzgarı sevebilirdim Kapılar ve pencereler olmasa XII On yılım geçti rüzgarla Üşüdüm her konakta Konuşmanın ne anlamı var diyorum İnsanın yankısı olmazsa Suskun konaklar gibiydim Kapıları gittikçe çoğalan XIII Gümüşler ve atlar azaldıkça Taşınıyordum oradan oraya Yıldızların sesini tanıyordum Güneye yaklaştıkça XIV Geceleri Yalnız ve budala ay Bana benziyordu Bir tuhaflık vardı gülüşümde Büyüyordum. Aşkı düşünüyordum arasıra Efendisini gövdenin. Hangi gece uykusuz kalsam Toprak kokuyordum Ve çıktığım her yolculukta Yorgunluğuma aldırmadan Düşler kuruyordum. Yolların korkutmadığı bir zamanda Yoksulluğuyla alay eden Yeşil gözlü bir adam çıktı karşıma Gözleri koyulaştı adamın Yaşlandıkça XV Çocuklarım oldu o yeşil gözlü adamdan Biri askerdeyken, diğeri kızıl saçlı olan İki oğlan. Ve gelinim, Her gece kızıl saçlı oğlumla uyuyan. Üşürdü hep -yenge ayakların ne sıcak- Derdi ona sokolarak. Onüç yaşında iki çocuk Uyurlardı her gece fısıldaşarak. O gecelerden birinde Yağmur girmişti uykusuna. Saçlarını bana bırak Saçlarını bana bırak Diyen yağmur, Büyülemişti oğlumu uykuda. Saçlarını rüzgarla yıkadığı Tepeye çıktığımda Görünen ova Sular altındaydı Bulutlar yapışmıştı toprağa. Bir kıpırtı bekliyordum Bir ses Oğlumu gizleyen sulardan. Arkamda toplanan köylüler Uçları yanan sopalarla Karanlığı hatırlattılar bana. Duramazdım İndim buharlaşan toprağa. Çamurlar arttıkça Gücüm yetmiyordu karanlığa. Üşümesinden korkuyordum yine Saçlarının kirlenmesinden. Bir ses -Ölmüş- dediğinde Üşümüyordu artık oğlum Sessizdi yağmurdan. Yüzüm çamurlu ve keder içinde Taşıdım gövdesini, Saçlarını taşıdım ellerimde. Yüzükoyun bindirildiği at Tepeyi çıkarken Işık sızdırıyordu gizlice. XVI Yeşil gözlü adamın Bıraktığı yatakta Yaşlanıyorum tavana baktıkça. Artık Anneminki kadar uzun eteklerim. Saçlarım uzun Oğlumun kızıl saçlarından. Kısa sürdü her şey Yolculuklar Ölüm Ve konaklar Hiçbir şey kalmadı etrafımda İsten kararmış sütünlardan başka Gücümü toplamalıyım son defa Saçlarım kına kokmalı Elma çiçekleri olmalı suyumda. Ve tanrı beni duyuyorsa Daracık bir mezar istiyorum ondan Konakların büyüklüğünü Uğultusunu unutturan Rüzgar Dolu Konaklar-Metis Edebiy |
Sanma ki Her şey bir anda duracak, Gözlerim kapanacak, Sıcak tenim soğumaya başlayacak, Soğuk, bedeni kefen saracak, Toprak, bu yaşlı bedeni saklayacak, Sanma ki; bu dünya sana da kalacak, |
Çocuklar Kapışıyorlardı yaz gök güneş ne varsa, içimize sıcakla gireni durgun, mavi giyerek, saçları rüzgarda koşarak çığlıklarla deniz aşırı, avuçluyorlardı ot ağaç ne varsa, altlarına alarak üstte duranı ve büyüyeni kendi kendine. Oktay Rıfat Horozcu |
Sarı Saçlı Çocuk Küçük bir çocuk koşturuyordu içimde. Sonbahardan sarı saçları vardı. Şiirimsi masallar anlatırdı, ben de dinlerdim. Düş kırıklarından kolye yapar satardı. Sağanak yağardı gözyaşları geceye. Ağladıkça büyüdü. ''O'' şimdi ''BEN'' oldu Ve kavgasında hayatın sermayesi...? Üç beş yapraklı bir ŞİİR DEFTERİ. |
| Saat: 22:19 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık