![]() |
Astronomi (Uzay) Haberleri 1 ek Araştırmacılar galaksimizde bulunan 37 bin 964 gezegenin en az bizim kadar akıllı yaşam formlarına evsahipliği yapabileceğini hesapladı.Astrofizik uzmanı Duncan Forgan tarafından geliştirilen bir bilgisayar yazılımı bilinen 330 gezegenden topladığı veriler ışığında yaşam için elverişli olabilecek gezegenleri hesapladı. Samanyolu galaksisinde bulunan gezegenlerin sıcaklık, su ve mineral zenginliği gibi değişkenler gözetilerek incelenmesi sonucunda üç senaryo göz edilerek hesaplamalar yapılduı. Birinci senaryoda hem yaşamın hem de evrimin zor olacağı bir algoritma yaratan yazılım, buna göre 361 gezegenin yaşama olanak tanıyabileceğini hesapladı. İkinci senaryoda yaşamın başlaması zor olsa da, evrime imkan tanıyabilecek bir algoritma kullanan yazılım bu sayıyı 31 bin 513’e çıkardı. Üçüncü senaryoya göre yaşamın gezegenler arası göktaşlarıyla taşınabileceği varsayımına dayanan bir algoritma kullanan yazılım bu sayının 38 bine yaklaştığını gösterdi. Hesaplamanın tek hücreli yaşam formlarından daha ziyade analog organları olan ve bilinç sahibi yaşam formlarını yaratmak için gerekli olan koşulları araştırdığını belirten bilim insanları, en zor koşullarda bile 361 gezegenin zaman içinde akıllı yaşam formlarına ev sahipliği yapabileceğini, akıllı uzaylılarla insan ırkının iletişim kurmasının 300 ve 400 yıl gibi bir süre alabileceğini belitiyorlar. Kaynak: Ntvmsnbc |
Uzay mekiği Endeavour fırlatıldıStargate Mart 12th, 2008 Amerikan uzay mekiği Endeavour, Uluslararası Uzay İstasyonu’na (UUİ) ikmal için fırlatıldı. CAP CANAVERAL - Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi’nden (NASA) yapılan açıklamada, uzay mekiğinin 7 astronot ile, Florida eyaletinde bulunan Cape Canaveral Kennedy ana uzay üssünden TSİ 08.28’de fırlatıldığı belirtildi.Açıklamada, mekiğin fırlatılışından 9 dakikadan kısa sürede yörüngeye girdiği bildirildi.Endeavour uzay mekiği, 7 astronot ile birlikte, astronotların yerine uzayda birçok işi yapmak üzere tasarlanan 8. yolcu “çaylak robot Dextre”ı da taşıyor.Endeavour mürettebatınca montajı yapılacak ve UUİ’ye yerleştirilecek Dextre, 2009’da çalışmaya başlayacak.Endeavour’un 16 gün sürecek seyahati, UUİ’ye şimdiye dek yapılacak en uzun süreli uçuş.5 uzay yürüyüşü yapmaları planlanan Endeavour mürettebatı, 210 milyon dolar değerindeki Dextre’ın montajı dışında, UUİ’ye mayısta eklenecek Japon laboratuvarı için bir ekipman bölmesi ekleyecek. |
Uzayda Türkiye-Ukrayna işbirliğiTBMM Genel Kurulunda, Türkiye ile Ukrayna Arasında Uzayın Araştırma ve Kullanımı Konularında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkındaki Kanun Tasarısı kabul edildi. Buna göre, araştırma ve pratik uygulamalar için uzayın kullanımı konusunda Ukrayna ile ortak ilgi alanları belirlenerek, işbirliği programları oluşturulacak. Kabul edilen kanun, Türkiye ile Ukrayna’nın uydu fırlatma sistemlerine ilişkin tasarım, güdüm ve kontrol, sevk sistemleri, yer sistemleri ve yeniden atmosfere giriş sistemleri, sistem entegrasyonu gibi teknolojiler konularında anlaşmanın onaylanmasını öngörüyor. Uzay bilimi ve teknolojisinin geliştirilmesi alanlarında ortak faaliyetler yürütülecek. Uzay teknolojilerinin potansiyeli, sivil uygulamaları konularında çalışmalar yapılarak geliştirilecek uydu fırlatma roketinin uzaya gönderilmesi ve uluslararası uydu fırlatma programlarına katılım mümkün olacak. |
Uzayda ilginç gök cismiBilim adamları, yüzey sıcaklığı Güneş’in sadece onda biri olan yıldız benzeri bir gök cismi keşfetti. İngiliz astrofizikçilerin keşfettiği yalnız gök cisminin şimdiye dek görülen en soğuk “kahverengi cüce” olduğu belirtildi. İngiliz astrofizikçilerin keşfettiği yalnız gök cisminin şimdiye dek görülen en soğuk “kahverengi cüce” (Yıldızlar arası gaz bulutlarının çökmesiyle oluşan, ancak yıldız olmalarını sağlayacak nükleer tepkimeyi başlatamayacak kadar gök cisimleri. Bunlar, 80 Jüpiter kütlelik sınıra ulaşamadıkları için yeteri kadar ısınamayıp söner.) olduğu belirtildi. Keşfi yapan Londra’daki Imperial College astrofizikçileri, “J0034-00” adı verilen kahverengi cücenin yüzey sıcaklığının sadece 600-700 Kelvin (400C) olduğunu kaydetti.Projeye başkanlık eden Dr Steve Warren, fiziksel olarak yıldızların, kahverengi cüceler ve gaz gezegenlerinin aynı şey veya değişik kütlelerdeki gaz oluşumları olduğunu belirterek, “J0034-00 gibi bir gök cismini belirleyebilmek, samanlıkta iğne aramaktan zor bir şey” dedi. Cetus takımyıldızında bulunan ve göreli olarak hafif olan J0034-00’ın yeşilimsi bir gök cismi olduğunu belirten bilim adamları, bu gök cisminin Jüpiter’in 15 ila 30 katı kütleye sahip ve çaplarının da aynı olduğunu kaydetti.Astrofizikçiler, gök cisminin Dünya’dan uzaklığının yaklaşık 50 ışık yılı olduğunu tahmin ediyor. |
En uzak kuasar keşfedildiGökbilimciler, Dünya’dan 13 milyar ışık yılı uzakta şimdiye dek tespit edilen en uzak kuasarı keşfetti. Kuasarlar galaksi olarak kabul ediliyor. Merkezinde aşırı derecede yoğun bir karadelik bulunan kuasarlar, birer galaksi olarak kabul ediliyor. Fransa’nın Bilimsel Araştırma Merkezi’nden yapılan açıklamada, Hawaii’deki Mauna Kea’da kurulu teleskop kullanılarak Kanada’nın Ottawa Üniversitesi’nde bir ekip tarafından yapılan gözlemle keşfedilen kuasara “CFHQS J2329-0301″ adı verildiği belirtildi. Bu gözlem sırasında çok uzakta üç kuasar daha keşfedildiği ve tüm bu kuasarların, 13.7 milyar yaşında olduğu tahmin edilen Evren’in en eski cisimleri olduğu kaydedildi.Kanada Gökbilim Vakfı’nın yıllık konferansı sırasında sunulan bu keşifler, Astronomical Journal dergisinin gelecek sayısında da yayımlanacak. Kuasarlardaki karadeliği çevreleyen madde, diğer maddeleri buraya çektiği, ısındığı ve çok parlak hale geldiği için çok uzaktaki kuasarları gözlemleme olasılığı artıyor. |
Güneşteki Dev TsunamiNASA'ya ait bir uzay aracı, Güneş'teki patlamanın ardından oluşan dev basınç dalgasını ilk kez görüntüledi. Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi'nin (NASA) Stereo adlı insansız uzay gözlem aracı, Güneş'teki patlamanın ardından oluşan dev basınç dalgasını, morötesi görüntüleme cihazlarıyla kaydetti. Videoda, saatte 1 milyon kilometreden yüksek bir süratle hareket eden basınçlı gaz dalgasının, Güneş dış çeperine doğru dairesel bir hareketle ilerlemesi görülüyor. 19 Mayıs 2007'de gerçekleştiği belirtilen patlamada, basınç tsunamisinin 35 dakika sürdüğü kaydediliyor. Bilim adamları, Güneş'teki bu tür patlamalarda ortaya çıkan enerjinin, 1 saniyeden bile kısa bir sürede, tüm dünyanın yıllık enerji sarfiyatının 2 milyar katını karşılayabilecek düzeye ulaştığını vurguluyor. |
Ay Venüs’ü Örttü 18 Haziran 2007 tarihindeki Venüs’ün Ay tarafından örtülmesi olayı gözlemlendi ve resimleri çekildi.18 Haziran 2007 tarihindeki Venüs’ün Ay tarafından örtülmesi olayı KSU Gözlemevi’ndeki (Riyat) 15-cm açıklıklı Coude tipi teleskop ile gözlemlendi ve resimleri çekildi. Bu iş için Nikon Coolpix 5400 fotoğraf makinesi kullanıldı. Resimler sabit pozlarla 19:32-20:20 saatleri arasında alındı. Gözlem süresince toplam 66 fotoğraf çekildi ve resimde gösterildi. KSU Gözlemevi’nin bulunduğu konum örtülmenin sadece bitişini gözlemeye izin verdi ve bu an da yakalanabildi. Resim, örtülmenin bitişini saat 19:50 olarak verdi. |
Marsın gençliği Dünyaya çok benziyor“Zümrüdü Anka Kuşu” Phoenix uzay aracının bu sabaha karşı tüm zorluklarına karşın başarıyla indiği, Güneş Sistemi’nin dördüncü büyük gezegeni Mars, büyük olasılıkla gençliğinde Dünya’ya çok benziyordu.Bilim admaları, Kızıl Gezegen’in dört milyar yıl önce sıcak ve rutubetli olduğunu, daha sonra bir çöl soğuğunun hakim olduğunu, nefes alınamaz hale geldiğini düşünüyorlar. Dünya’nın atmosferi yüzde 78 oranında azot ve yüzde 20,6 oranında oksijenden oluşmasına karşılık, Mars’ınki yüzde 95 oranında karbondioksit (CO2), yüzde 2,7 oranında azot, yüzde 1,6 argon ve yüzde 0,13 oranında oksijen ile eser miktarda su buharından oluşuyor. Mars’ın Phobos ve Deimos isimli iki küçük ve şekilsiz doğal uydusu bulunuyor ve bunların büyük olasılıkla çekim gücüyle yörüngeye giren asteroidler olduğu sanılıyor. Yüzölçümü Dünya’daki kıtaların toplam yüzölçümüne yakın olan Mars, yoğunluğu Güneş Sistemi gezegenleri içinde en zayıf olması nedeniyle kütlesi Merkür’ün iki katı olmasına karşılık daha az çekim gücüne sahip. Anka Kuşu Mars’tan ilk görüntüleri yolladı Ekseninin eğikliği Dünya’nınkine yakın olan Kızıl Gezegen’in birbirlerinden farklı mevsimleri de bulunuyor. Bir değer ortak nokta da Mars gününün Dünya gününden sadece 40 dakika fazla olması. Ancak Mars’ın Güneş çevresinde katettiği mesafe Dünya’nınkinin 1,5 katı olması nedeniyle Mars yılını da neredeyse Dünya yılının iki katı (687 gün) yapıyor. Eliptik yörüngesinin ise Güneş’e çok belirgin şekilde yaklaşıp uzaklaşmasından ötürü yüzey sıcaklığı -120 derece ile 25 derece santigrat arasında değişen Mars’ın kutup bölgeleri de farklı bileşenlerden oluşuyor. Güney kutbunun pek az su ile CO2’den, kuzeyin ise buzdan oluştuğu tahmin ediliyor. Kışın CO2 atmosferi yoğunlaşıyor ve kutup bölgelerinin büyük bölümünü 10 cm kalınlığında bir karbonik kar tabakası ile kaplanmasına neden oluyor. Güneş Sistemi’nin en yüksek dağ oluşumlarına sahip Mars’ta Olimpos dağı 600 km çapı ve 25 km yüksekliğiyle dikkat çekiyor. Bacası 85 km genişliğinde ve 3 km derinliğindeki Olimpos dağı tüm Güneş Sistemi’nin en büyük volkanı unvanına sahip bulunuyor. 10 km yüksekliğinde ve 4 bin km genişliğinde lav akıntılarından oluşan dev bir kümbetin bulunduğu Mars’ta 7 km derinliğinde, 4 bin km uzunluğunda kanyonlar ve 6 km derinliğinde 2 bin km çapında bir krater de bulunuyor. Kızıl Gezegen’deki erozyon izleri, tortu birikintileri, eski kıyıların izleri, kuru nehir yatakları Mars’ın yüzeyinin geçmişindeki büyük miktardaki suların aktığını gösteriyor. Dünya gibi füzyon halindeki demir alaşımlı çekirdeği ve ince kabuğu bulunan Mars’ın çekirdeği de büyük miktarda kükürt içerdiğinden bu gezegenin düşük çekim gücünü açıklıyor. “Kızıl Gezegen” ismini yüzeyindeki minerallerde bulunan demiroksitten (hematit) kaynaklanan kırmızı renginden alan Mars, George Wells’in 1898’de yazdığı ünlü “Dünyalar Savaşı” romanıyla halkın hayal gücünde bir heyecan yaratmıştı. 28 YILLIK MARS SEYAHATLERİ:
Mayıs 2008 |
Uzayda gizemli cisimİlkokul öğretmeni, Hanny Van Arkel internette uzayda daha önce belirlenmeyen bir gök cismi keşfetti. Bilim adamları ayağa kalktı.Hollandalı bir ilkokul öğretmeni, internette yaptığı araştırma sırasında uzayda daha önce belirlenmeyen bir gök cismi keşfetti. Hanny Van Arkel (25) internet üzerinde gök cisimlerini araştıran bir projede çalışıyordu. Bir gün aniden hiçbir bilim adamının fark etmediği bir gök cismine rastlayan Arkel, hemen uzmanlara haber verdi. Astronomlar, cisme “Hanny’s Voorwerp” (Hanny’nin Objesi) adını verdi. Yeşil ve saydam olan gök cismi, dünyadan biraz daha büyük... Gazdan oluştuğu sanılan gök cisminin ne bir toz bulutu, ne de kara delik. Şimdi tüm astronomlar IC 2497 Galaksi’nin yakındaki “kozmik hayalet” adı verilen cismin gizemini çözmeye çalışıyor. +07 Ağustos 2008 Perşembe, 12:53 |
Kanada'ya Dev Göktaşı.Amerikalı bilim adamları, 12 bin 900 yıl önce bugünkü Kanada'ya dev bir gök cisminin çarptığına dair kanıtlar buldu. Cincinnati Üniversitesi'nden Doçent Ken Tankersley başkanlığındaki ekip, ABD'nin Ohio ve Indiana eyaletlerinde "West and Indiana" Jeoloji Vakfı ile ortaklaşa yürüttüğü araştırmalarda elde edilen elmas, altın ve gümüş örneklerinin, bu yöndeki teoriyi doğrular nitelikte olduğunu açıkladı. Ekibin başında yer alan Tankersley, bulgularının jeofizikçi Allen West'in yaklaşık 13 bin yıl önce bugünkü Kanada'ya bir kuyruklu yıldız ya da bir göktaşı çarptığı, bunun sonucunda kuzey yarımkürenin büyük bölümünün alevler içinde kaldığı yönündeki teorisine güçlü destek sağladığını belirtti. Araştırmayı West'in teorisini çürütmek için başlattığını belirten Tankersley, ancak bu amaçla ABD'de incelediği altın, gümüş ve elmasların, Kanada'daki dev çarpışmayı ve onun geniş çaplı etkilerini gösterir nitelikte olduğunu kaydetti. Kaynak:Güncelhaber(İnternet) Avrupa'nın Uzay Ajansı(ESA) Kendi Uzay Aracını Yapacak.Kendi insanlı uzay aracı bulunmayan ve yörüngeye astronot göndermek için Amerikalı ve Ruslara bağımlı olan Avrupa'nın Uzay Ajansı'nın Canına tak etti! ONLAR DA ÇİNLİLER GİBİ YAPACAK: KENDİ ARAÇLARINI KENDİLERİ İNŞA EDECEK!! Avrupa konsorsiyumu European Aeronautic Defence and Space Company (Avrupa Havacılık Savunma ve Uzay Şirketi-EADS), insanlı bir uzay aracı inşa edeceğini açıkladı. Uluslararası Uzay İstasyonu'na (UUİ) geçen ay 5 ton malzeme gotüren insansız uzay aracı ATV'nin (Automated Transfer Vehicle) üreticisi EADS'nin Astrium bölümü, UUİ'ye astronotları taşıyabilecek bir uzay aracının değişik tasarımlarını yaptı. Şirketin Almanya'nın Bremen kentinde bulunan merkezi ve Alman Uzay Ajansı (DLR), uzay gemisiyle ilgili sınırlı ayrıntı verirken, daha fazla bilginin bu ay Berlin'de düzenlenecek Havacılık Fuarında kamuoyuna anlatılması bekleniyordur. Kendi insanlı uzay aracı bulunmayan ve yörüngeye astronot göndermek için Amerikalı ve Ruslara bağımlı olan Avrupa'nın Uzay Ajansı (ESA) yetkililerinin her fırsatta kendi bağımsız uzay sistemlerini inşa etmekten bahsettiği bir sırada, Avrupa'nın ilk insanlı uzay aracının 2017 civarında tamamlanacağı umuluyordur. İnsanlı uzay aracı inşa etmek için bu açıdan bakıldığında daha yapacak çok işi bulunan ESA ve EADS'nin, milyarlarca avro harcayarak hazırlayacakları ilk konsept uzay gemisinin insansız deneme uçuşlarının 2013 civarında yapılması planlanıyordur. Kaynak:Nethaber (14 Mayıs 2008 Çarşamba 17:58 ) |
6 Boyutlu Evren Evren 6 boyutlu mudur?Oxford Üniversitesi’nden Joseph Silk ve ekibi, uzayın altı boyutlu olduğuna dair kanıt bulduğunu açıkladı. Evrenin altı boyutlu olduğunu ileri süren astrofizikçi Joseph Silk ve arkadaşları bilim adamları ekstra boyutun karanlık maddenin muğlak davranışıyla ilgili olduğunu öne sürüyorlar. Bu gizemli madde görülemiyorsa da galaksilerdeki varlığı görülebilir yıldızlara yansıyan kütle çekim kuvvetiyle saptanabilmekte. Silk ve ekibi, karanlık maddenin küçük ve büyük galaksilerde farklı davrandığını gözlemlemişler. Karanlık madde, küçük galaksilerde kendi içine çekilmiş gibi görülmekte, ama büyük galaksilerde durum farklı. Birbirini kuvvetli bir şekilde etkileyen karanlık maddeler, karanlık malzemelerle daha büyük çekirdekler üretiyorlar, deniyor. Fazladan üç boyutun bir açıklaması, kütle çekim kuvvetinin bir nanometrelik aralıklı etkisine alışık olmamızla ilgili. Bilim adamları bu tür astronomik gözlemlerin ekstra boyutlar için olası ilk kanıtlar olabileceğini düşünüyorlar. Silk ve ekibinin açıklamaya çalıştığı ekstra boyutlar, bir nanometre kadar "büyük". Bu, evrenin üç yönde sadece bir nanometre daha büyük olduğu anlamına gelmekte. Çekim gücünün bu kuvveti Isaac Newton’un küçük mesafelere dayanan yasasıyla örtüşmemekte. Bu yasa hiçbir zaman deneysel olarak kontrol edilmemiştir. Sonuçta hiç kimse kütle çekiminin bir milimetrenin yüzde biri mesafede ne şekilde davrandığını ölçmedi. Silk, kütle çekimindeki bu değişimin, karanlık maddenin farklı galaksilerde farklı davranmasıyla ilgili olabileceğini düşünmekte. Bilim adamları artık görülemeyen gizemli bir maddeden söz ediyorlar. Gizemli madde görülemiyorsa da galaksilerdeki varlığı görülebilir diyorlar. Bu tanımlama ne ilginçtir ki yüzlerce yıl önce yaşamış ve çok çeşitli kültürlere damgasını vurmuş mistiklerin tanımlamalarına da çok benziyor. Kadim öğretileri sunan mistikler, maddenin yapısı ve özü hakkında bugün yeni fiziğin ortaya koyduğu gerçeklere son derece yakın tanımlamalarda bulunmuşlardır. Bu bir tesadüf olabilir mi? Örneğin, Çin bilgeleri evrenin "Chi" denilen gaz veya eterden oluştuğunu söyler. "Chi", uzayda hareket eden, yoğunlaşınca madde olan hayati enerjidir. Hinduizm'de Brahman, Budizm'de dharmakaya sözcükleri aynı anlama gelir. Bu enerjinin hem ruhsal hem de maddesel özellikte olduğu kabul edilir. Sırrı henüz bir türlü çözülemeyen bu karanlık madde, binlerce yıldır tüm ezoterik kültürlerin bize anlatmaya çalıştığı eterik maddenin aslı mı? Yoksa her şeyin içinden çıkıp varolduğu gözle göremediğimiz için karanlık madde adını verdiğimiz kozmik bir plazma ya da kozmik bir çorba mı? Tüm bu sorulara bilim en kısa zamanda yanıt bulacak gibi gözüküyor. Öyleyse şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, evren sadece 6 boyutlu olamaz. O iç içe geçmiş görünen ve görünmeyen pek çok boyuttan oluşmuş kozmik bir düzen, olağanüstü büyüleyici bir yapı. Sırlarını kolay kolay kimseye vermiyor, ancak büyük inisiyeler ya da büyük mistikler; ilhamla, sezgiyle bu bilgileri bize aktarıyorlar… Tıpkı bir buzdağı gibi görünmeyen bölüm çok daha derinlerde, çok daha büyük sırları saklıyordur.... Kaynak:Astroset |
Kaybolan Nötrino'ların Gizi Çözüldü Yaklaşık 100 fizikçiden oluşan uluslararası bir araştırma ekibi ilk kez, Güneş’ten gelen yüksüz nötrino parçacıklarının Dünya’ya girişlerinde başka bir nötrino türüne dönüştüklerini kanıtladı Yeni sonuç, maddenin temel kuvvetlerini ve parçacıklarını açıklayan standart fizik modelinin yetersiz olabileceğini gösterdi. Harvard Üniversitesi fizik profesörü James Stone ve ekibi Japonya’da gerçekleştirilen Süper Kamiokande İşbirliği projesinde çalışıyorlar. Projede 30 enstitünün bilim adamı araştırıyor. Yeni analiz, yüksek enerjili kozmik ışınların dünyanın üst atmosfer tabakalarında çarpışmasıyla oluşan nötrinolarla ilgiliydi. Nötrinolar elektron tipi ve muon tipi olmak üzere iki türde ortaya çıkıyor. Süper K araştırma ekibi 1998 yılında ilk kez nötrinoların salınıma uğradıklarını açıklamıştı. Bulgu, dünyadan geçerek yeraltındaki detektöre ulaşan muon nötrinolarının, ‘kısa yoldan’ atmosferden toprağa ulaşanlardan daha az olduğuna dayanan gözlemle ortaya çıkmıştı. Veriler aynı zamanda bu yol sırasında muon nötrinolarının kozmik çarpışma sırasında oluşmayan üçüncü bir türe yani tau nötrinolarına dönüştüklerini de göstermişti. Modelde eksiklik Bu tür değişimin olasılığı belli başlı bir osilasyon motifine bağlı. Bu tür değişimi, teorik olarak sadece nötrinoların bir kütleye sahip olmaları halinde mümkün, ama geçerli olan standart modele göre böyle bir şey söz konusu değil. Gerçi 1998 yılındaki bulgu da standart modeldeki boşlukla ilgili ilk kanıtları sunmuştu ama fizikçiler bu fenomeni kesin bir şekilde açıklayamamışlardı. Nötrinoların farklı türlere dönüşmesi, bunların dünya yolunda kaybolmaları şeklinde yorumlanmıştı. Yeni sonuçlar bu tahminin doğru olmadığını ve gözlemlenen osilasyon motifiyle de uyumlu olmadığını göstermekte. Ayrıca ölçümlerle de ilk kez nötrinolar arasında kütle farkı olduğu anlaşıldı. Söz konusu ölçümler nötrinolar üzerinde yapılanların en doğrusu. Kaynak:Enginbilim (Ajanslar / Hürriyet) |
CERN’de İlk Aşamalar Başarıyla Tamamlandı.!! Evrenin nasıl meydana geldiğini anlamayı amaçlayan dünyanın en büyük fizik deneyinde ilk aşamalar başarıyla sonuçlandı Ateşlenen 2 proton demeti, 27 kilometrelik turlarını tamamladı. Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi’nde (CERN) yapımı yıllar süren ve evrenin oluşum sırlarını ortaya çıkarması beklenen dünyanın en büyük parçacık hızlandırıcısı “Büyük Hadron Çarpıştırıcısı”yla (Large Hadron Collider-LHC) (LHC) yapılan deneyin ilk aşamaları başarıyla tamamlandı. Proton demetleri, ilk turda saat yönünde, ikinci turdaysa saat yönünün tersinden ateşlendi. 27 kilometrelik tüneldeki yolculuk başarıyla sonuçlandı. İleriki aşamalarda, protonlar ışık hızına yaklaştığında, çarpıştırıcının içindeki süperiletken mıknatıslar ışın demetlerinin yönünü değiştirerek, protonları çok büyük bir hızla çarpıştıracak. Bu amaçla geliştirilen büyük hadron çarpıştırıcısı İsviçre-Fransa sınırında, yerin 100 metre altında, 27 kilometre uzunluğunda bir tünele yerleştirildi. Bilim adamları, 14 milyar yıl önce evrenin meydana geldiği büyük patlamadan sonraki ortamı bu deneyle yeniden yaratmayı amaçlıyordur. Uzmanlar bu sayede, evrenin sırlarını aydınlatmayı umuyordur. PROTONLAR HAREKETE GEÇİRİLDİ. Proje ekibinin lideri Lyn Evans, yeraltındaki 27 metrelik tünelde protonlar harekete geçirilerek yapılan deneyin ilk safhasının tamamlandığını açıkladıktan sonra, projeye katkıda bulunan bilim adamları deneyin tamamlanışını şampanya patlatarak kutladı. Avrupa Nükleer Araştırma Kurumu (CERN) tarafından yapılan deneyde ilk ışın huzmesi için 100 milyar protonluk paketler hızlandırıcıya atıldı. Saat yönünde yapılan ilk deneyden sonra, saat yönünün tersi istikamette olacak şekilde ikinci demet devreye sokuldu. Türk Fizik Derneği: Felaket senaryolarını ciddiye almıyoruz Bazı bilim adamlarının, protonların çarpışmasının dünyayı tehlikeye atacağını söylemelerine karşın, Stephan Hawking gibi ünlü fizikçiler, bu endişelerin yersiz ve deneylerin son derece güvenli olduğunu belirten CERN’e destek verdi. “Karanlık madde”nin de anlaşılmasını sağlaması düşünülen projeye 80 ülkeden 5 bin kadar fizikçi ve mühendis imza attı. PROTONLAR DETEKTÖRÜN İÇİNDEN GEÇTİ. California Üniversitesi Fizik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gökhan Ünel, CERN’deki gelişmelerle ilgili bilgi verirken, bugün büyük hadron çarpıştırıcısının ilk kez test edildiğini aktardı. Ünel, “Bugün büyük hadron çarpıştırıcısı çalışmaya başladı. Bundan sonra protonların çarpıştırıcıda döndürülmesine devam edilecek. Bu deney artık başladı ve yüksek enerjilerde devam edecek” dedi. Ünel, hızlandırıcıda iki ayrı proton demetinin bulunduğunu, bunlardan birinin saat, diğerinin de ters yönde döndüğünü belirterek, “Bugün CERN’de saat yönünde dönen proton demetini daha az enerjiyle ve daha az proton sayısıyla başarıyla attırdık. Protonlar detektörün içinden geçti ve detektörün içinde bıraktığı izleri gördük ve bu bizi çok heyecanlandırdı” dedi. Ünel, proton demetlerinin birbirinden bağımsız olduğunu dile getirerek, “Akşam saatlerinde bu iki demeti birbiriyle çarpıştırmayı deneyeceğiz. Bu, düşük enerji seviyelerinde olacak. Yani 0.450 Tera elektron volt ya da trilyon elektron volt (TeV) seviyelerinde” diye konuştu. YÜZYILIN DENEYİNE YORUMLARINIZLA KATILIN. Enerjinin 7 TeV seviyesine çıkmasının ardından ATLAS ve CMS deneylerinde yeni hızlandırıcı üzerinden 10-15 yıl veri toplamanın planlandığını ifade eden Ünel, “Bu aşamadan sonra hızlandırıcı daha da güçlendirilecek ve deneyler daha da hassas hale getirilecek” dedi. Bugünkü aşamayla hemen sonuca ulaşmanın beklenemeyeceğini vurgulayan Gökhan Ünel, deneyle ilgili beklenen gelişmeleri şöyle anlattı: “Düşük enerjide yani 1 TeV seviyesinde bugün başlatılan çarpıştırmaların Ekim ayı içinde 5 TeV seviyesine çıkması hedefleniyor. 5 5 TeV yani kademeli olarak 10 TeV seviyesine ulaşıncaya kadar, Aralık ayına kadar elimizden geldiğince veri toplayacağız. Aralık’ta 2 ya da 3 hafta, yılbaşı tatili nedeniyle deney durdurulacak. Ondan sonra istediğimiz enerjiye ulaşmak için çalışmalara yeniden başlayacağız.” Kaynak:NTVMSNBC / AJANSLAR (Güncelleme: 19:04 TSİ 10 Eylül 2008 Çarşamba) |
PHONEİX'İN MİKROFONU ÇALIŞTIRILACAK"Space.com" adlı internet sitesindeki habere göre, Phoenix'in altında, aracın 3 dakikalık inişi sırasında görüntü alması için yerleştirilen Mars Descent Imager (MARDI) sisteminin parçası olan mikrofondan, sistemin 25 Mayıstaki iniş sırasında çalıştırılamamasından ötürü şimdi faydalanılmasına karar verildi. Bilim ekibinin mikrofonu çalıştırmadan önce bazı kontroller yapması gerekiyor. NASA uzmanları, her şey hazır olduktan sonra "bir şeyler duyduklarından emin olmak" için, Phoenix robot koluyla toprağı kazarken veya matkabıyla delerken mikrofonu çalıştırmak istiyorlar. Bununla birlikte Mars'tan çok fazla şey duymayı beklemediklerini belirten bilim adamları, öncelikle Phoenix'in mikrofonunun profesyonel bir mikrofon olmadığını, ikincisinin de ses dalgalarının Kızıl Gezegen'de Dünya'da olduğu gibi çok fazla uzağa gitmediğini, çünkü Mars'ın atmosferinin daha ince olduğunu ifade ediyordur. Bilim adamları, Mars'tan ses duymaya çalışmanın, Dünya'dan 30 bin metre yukarısını dinlemeye benzeyeceğini söylüyordur. NASA uzmanları, Phoenix çalışırken ses duyarlarsa, sonra uzay aracı sessizken bir şeyler duymaya çalışacaklar. Kaynak:Guncelhaber(Samanyolu) |
NASA doğruladı: Mars'ta gerçekten su var NASA'nın Mars'ta araştırmalarını sürdüren uzay aracı Phoenix, kızıl gezegende suyun mevcut olduğunu doğruladı.Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi NASA'dan yapılan açıklamada, Arizona Üniversitesi'nden bilim adamı William Boynton, Mars'ta su olduğunu söyledi. Boynton, daha önce de Mars Odyssey aracıyla elde edilen gözlemlerin ve geçen ay Phoenix tarafından gözlenen kaybolan kütlelerin buz olduğuna ilişkin kanıtlar verdiğini belirterek, "Ancak ilk kez Mars'ın suyuna dokunup tattık" ifadesiyle de elde edilen bulguların önemine vurgu yaptı. Bilimadamları, kimyasal testlerin Mars'ın kuzey kutbu yakınında buzun mevcut olduğunu doğruladı. Şimdiye kadar Mars'ta buz olduğuna ilişkin iddialar ikincil derecedendi. 25 Mayıs'ta Mars'a gönderilen Phoenix uzay aracı, gezegende su olup olmadığını saptayacak çalışmalar yürütüyorhttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif numune topluyor, gezegenden aldığı görüntü ve verileri dünyaya gönderiyor. NASAhttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif Phoenix'in Mars'taki görev süresini 2 ay daha uzattı. Mars'ta su bulunduğunu doğrulayan uzay aracı Phoenix, topraktan aldığı numuneyi ısıtarak buhar elde etti. ABD Havacılık ve Uzay Dairesi'nin (NASA) internet sitesinde yer alan açıklamasında, topraktan alınan numuneninhttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smilev.gif yaklaşık 5 santimetre derinlikteki bir çukurdan alındığı belirtildi. Phoenix'in robot kolunun aldığı toprak örneği bir haznenin içine konuldu, numunenin bu haznede ısıtılmasıyla buhar çıkışı tespit edildi. Böylece, suya ilişkin kanıt elde edilmiş oldu. UZAY YENİ DOĞMUŞ YILDIZLARLA DOLU Alman astronomlar, yeni yıldızların sadece galaksilerin merkezinde doğmadıklarını ve bilim adamlarının şimdiye dek düşündüklerinden çok daha fazla olduklarını tespit ettiler. Bonn Üniversitesi'nden gök bilimciler, genç yıldızları gözlemlemeye yarayan H-alfa ışınlarının yoğunluğunun çok sayıda yeni yıldızın varlığına işaret ettiğini belirterek, yeni doğmuş yıldızların sayısının şimdiye dek astrofizikçilerin keşfettiklerinden çok daha fazla olduğunu kaydettiler. Jan Pflamm-Altenburg ve Pavel Kroupa Nature dergisinde yayınladıkları araştırmalarında, her bir dev kütleli yıldız için 230 daha küçük yıldızın doğduğunu hesapladıklarını belirtirken, bu hesaplarını galaksilerin yoğun yıldız kümelerinin bulunduğu merkez bölgeleri temelinde yaptıklarına işaret ettiler. İki bilim adamı, araştırmalarına göre, galaksilerin merkezden uzak kısımlarının da büyük miktarlarda yeni doğmuş yıldızları barındırdığını belirterek, önceden inanılanın tersine galaksilerin merkezden uzak bölümlerinde bir dev kütleli yıldıza karşılık bin civarında küçük yıldız bulunduğunu hesapladıklarını kaydetti. Kaynak: nethaber |
Nasa 50. Yılında Büyük Zorluklarla Karşı Karşıya.!! Amerika Uzay ve Havacılık Dairesi NASA, 50 yıl boyunca uzayın keşfinde dünya lideriydiAmerika Uzay ve Havacılık Dairesi NASA, 50'inci yaşını, yıl boyunca sürecek etkinliklerle kutluyor. Ancak NASA'nın içinde bulunduğu durum ve gelecekteki belirsizlikler, birçok kişiyi kaygılandırıyordur. NASA'nın faaliyetlerini inceleyen Senato alt komitesinin başkanı Senatör Bill Nelson şöyle konuşuyor: "NASA, bir yol ayrımında. Hem insanlı hem de insansız uzay programları konusundaki hayallerimizi gerçekleştirmek için gereken siyasi gücü ve ulusal kaynakları seferber edecek miyiz.? İşte yol ayrımı, burada baş gösteriyordur." NASA'nın altın çağı ve insanlı uzay programının başarıları, çok iyi tanınıyor ve biliniyor. NASA, kendisine ayrılan geniş kaynaklar ve cömert federal fonlarla, kurulduktan kısa süre sonra ve uzun yıllar boyunca çok gelişti. NASA'nın eski yöneticilerinden danışman Alan Ladwig, bu kaynakların artık kuruduğunu söylüyordur. Ladwig, "Apollo programı zirvedeyken NASA'ya federal bütçenin % 4'ü ayrılıyordu" diyor. Bugünse NASA'nın bütçeden aldığı pay sadece %0,6. Uzay dolmuşları, 1981'den beri Amerikalı astronotları uzaya taşıyordur. Ancak yaşlanmakta olan uzay filosu, 2010'da emekliye ayrılacak. Yeni bir uzay aracının üretilerek uzay seferlerin yeniden başlamasıysa 5 yıl alabilir. Başkan Bush ve NASA'nın gelecekteki hedefleri, Ay'a yeniden gitmek, Mars'a yeni robotlar göndermek ve yeni uzay araçları geliştirmek. Ancak Senatör Nelson, sorunun parasızlık olduğunu yineliyor. Nelson, "NASA, uzay dolmuşu programıyla yeni Takımyıldızı Programı'nı aynı anda yürütemez. Ek ödenek olmadan bunların başarılması mümkün değil. Uzaya yeniden insan göndermemiz 5 yıl alacak" diye konuşuyordur. Yeni uzay araçları üretilmeden ve denemeler tamamlanmadan Amerika'nın kendi başına uluslararası uzay istasyonuna gidemeyecek olması, eski astronot ve senator John Glenn'i öfkelendiriyor. Glenn, "NASA'daki para sıkıntısı o kadar ciddi ki, uluslararası uzay istasyonunu tamamlamak için uzay dolmuşu uçuşlarının durdurulması gerekti. Ödeneksizliğin, uzay istasyonumuza ulaşımımızın durdurulması noktasına kadar gelmesi, çok saçma. 2010'dan sonra kendi istasyonumuza gitmek için Ruslarla anlaşma yapmak zorundayız" diyor. Astronotlarsa uzayın keşfine her zaman büyük bir iyimserlikle bakıyor. Ancak kuruluşunun 50'nci yıldönümünde, NASA, son derece büyük zorluklarla karşı karşıya kalmış durumda. Kaynak:Güncelhaber(TGRT) |
1 ek Uzayda şaşırtan keşif!![]() Bilim adamları, güneşe çok benzeyen bir yıldızın etrafında döndüğü tahmin edilen, Güneş Sistemi dışındaki bir gezegenin görüntülerini çektiler.Toronto Üniversitesi bilim adamları, Jüpiter büyüklüğündeki gezegenin resimlerini Hawaii’deki Gemini North teleskobunu kullanarak çektiklerini bildirdiler. Gezegenin ısısınınsa Jüpiter’den fazla olduğu bildirildi. Gezegenle etrafında döndüğü yıldızın Dünya’dan 500 ışık yılı uzaktaki Samanyolu galaksisinde bulunduğu belirtildi. Gezegenin, yıldıza uzaklığınınsa Neptün’ün Güneş’e uzaklığından 11 kat, Dünya’nın Güneş’ten uzaklığından 330 kat büyük olduğu bildirildi. Bilim adamları, "yıldızın çok tipik, tıpkı Güneş gibi, ama Güneş’ten daha genç, bununla birlikte gezegenin sıra dışı" olduğunu belirttiler. Bilim adamları, Güneş Sistemi dışında daha önce bulunan gök cisimlerinin uzayda serbestçe dolaştıklarını, bir yıldızın etrafında dönmediklerini veya bir yıldızda tipik olarak görülen nükleer füzyonu başlatmak için gerekli kütleye ulaşamamış sönmüş bir yıldız etrafında döndüklerini hatırlattılar.Bunun yanı sıra gezegenin atmosferinde su ve karbonmonoksit olduğuna dair veriler bulunmakla birlikte, bu gezegenin Dünya dışı hayat için pek uygun bir aday olmadığı, çünkü hem çok fazla gaz yoğunluğuna sahip hem de çok genç olduğu belirtildi. Yıldızın da tahminen 5 milyon yıl önce doğmuş yeni bir gök cismi olduğu belirtildi. Güneş ise 4,5 milyar yıl yaşında. Bilim adamları şimdi, gezegenin gerçekten göründüğü gibi yıldızın etrafında dönüp dönmediğini teyit etmeye çalışacaklarını, ancak bunun iki yıl alabileceğini bildirdiler. |
Astronotlar arıtılmış idrar içecek NASA, Uluslararası Uzay İstasyonu'ndaki (UUİ) astronotların kendi idrarlarını içmelerine olanak sağlayacak bir arıtma sistemi geliştirdi. Arıtılmış idrar, içme suyuyla neredeyse aynı tatta. 250 milyon dolara mal olan teknoloji sayesinde istasyona içme suyu taşımanın mümkün olmadığı durumlarda astronotlar günlerce hayatta kalabilecek. NASA'nın sistem mühendisi Bob Bagdigian, "Suyu test ediyoruz. Kimsenin ciddi bir itirazı yok. Sadece hafif bir iyot tadı var, ama yine de insanı serinletiyor. Buzdolabımda bir şişe var" dedi. Endeavor Uzay Mekiği, yeni arıtma tesisini de içeren yükünü, Dünya yörüngesindeki UUİ'ye götürdü. Florida'daki Kennedy Uzay İstasyonu'ndan önceki gün fırlatılan mekik, dün hedefine vardı. Astronotlar, 12 günlük görevde, UUİ'ye iki küçük yatak odası, yeni bir buzdolabı ve spor aletleri monte edecek. |
'Gizemli' kozmik ışın bombardımanıAmerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi’nin (NASA) resmi internet sitesinde yer alan habere göre, dünya güneş sisteminin dışında, farklı bir kaynaktan gelen kozmik ışınların bombardımanı altında. Habere göre, farklı uluslara mensup üyelerden oluşan bir araştırma grubu, şaşırtıcı bir şekilde artan miktarlarda yüksek enerjili elektronların, uzaydan dünyayı bombardımana tuttuğunu keşfetti. Daha önce dünya, kozmik ışınlara maruz kalsa da, bu kez ışınların güneş sisteminin dışında bir kaynaktan, dünyaya ulaşması bilim adamları tarafından heyecanla karşılandı. Işınların kaynağı bilinmiyor ancak, bu kaynağın güneş sistemine yakın olduğu ve karanlık maddeden oluşabileceği olasılığı üzerinde duruluyor. Bunu büyük bir keşif olarak nitelendiren, Louisiana Üniversitesi’nden John Wefel ise "kozmik ışınların farklı bir kaynaktan gelişine ilk kez tanık oluyoruz” diyor. Galaktik kozmik ışınlar, ışık hızına yakın bir süratte yol alan ve uzak süpernova patlamalarından meydana gelen atom altı parçacıklarından oluşuyor. Bu ışınlar yüksek enerji parçacıklarından meydana gelen ince bir sis oluşturarak, Samanyolu boyunca toplanıyorlar ve her yönden güneş sistemine giriyorlar. Kozmik ışınların büyük bir bölümünü protonlar ve ağır atom çekirdekleri ve az bir kısmını da elektron ve foton karışımı oluşturuyor. İNSAN SAĞLIĞI İÇİN TEHDİT OLABİLİR Kozmik ışınlara maruz kalan insanların DNA yapılarında ciddi hasarlar meydana gelebileceği söyleniyor. Yüksek enerjili bir kozmik ışın parçacığının, canlı hücrenin yapısını bozacak hatta DNA'yı olumsuz yönde değiştirecek etkileri olduğu belirtilirken, ışınların bir başka etkisinin de uyduları ve yeryüzündeki elektrik interkonnekte hatlarını bozması olduğu kaydediliyor. ANKA GAZETEPORT |
Kanada'ya meteor düştüEdmonton İlkyardım Koordinasyon Merkezi;nden Pierre Bolduc, şehir sakinlerinden yüzlerce ihbar telefonu aldıklarını belirterek, “merkezi arayanların kimi büyük bir uçağın yanarak düşüp infilak ettiğini, kimi bomba patladığını, kimi de büyük bir yangın olduğunu haber verdiler. Biz de ilkönce şaşırdık ama ilgili yerlerden bilgi gelince halkı rahatlattık" dedi. Kanada Kraliyet Astronomi Topluluğu üyesi Edmonton;lu gökbilimci Alister Ling, meteorun düşüşünü baştan sona kaydettiğini ve görüntüleri Alberta Üniversitesi bilimadamları ile inceleyeceklerini söyledi. Kanada Kraliyet Atlı Polisi (RCMP) yetkilileri de, ateştopu halinde yere çakılan ve “meteorit” haline gelen meteorun büyüklüğü ve özellikleri ile ilgili bilgilerin, Alberta Üniversitesi;nin yapacağı incelemeden sonra kamuoyuna açıklanacağını belirttiler. |
Marsta buz tabakaları keşfedildiAustin'deki Texas Üniversitesi Yer Bilimleri Fakültesinden John Holt da elde edilen bulgularla ilgili olarak Science dergisinde yazdığı makalede, geniş buzul kitlelerinin Mars'ın kutup bölgelerinde olmadığını belirterek, "İncelediğimiz tek bir buzul tabakası, Los Angeles kentinin üç katı genişliğinde ve 3 km kalınlığında, belki daha fazla" diye konuştu. Holt, buzul tabakalarının bilimsel değerinin dışında, Mars'ın gelecekteki keşfinde önemli bir su kaynağı olabileceğine işaret etti. Amerikalı uzmanlar, Mars'ın güney yarıküresindeki Hellas havzasındaki muazzam buzul kitlesinin 2250 km genişliğinde ve 5 km kalınlığında olduğunu belirterek, yaklaşık 4 milyar yıl önce büyük göktaşının gezegenin yüzeyine çarpmasıyla oluştuğunu düşündüklerini kaydetti. Makaleyi yazan Holt ve ekibin 11 diğer üyesi, Mars Odyssey uzay aracıyla yapılan yüzey radar incelemelerinde kuzey yarıkürede de benzer oluşumlar belirlediklerini ifade etti. |
''Dünya göktaşı felaketine hazırlanmalı''Uzay Kaşifleri Birliği'nin Birleşiş Milletler'in Viyana'daki merkezinde yetkililere 'Göktaşı Tehditleri: Küresel Yanıt için Çağrı' adlı raporu teslim etmesinin ardından düzenlenen basın toplantısında yapılan açıklamada, Dünya'nın yakınından düzenli olarak geçen 500 ila bin büyük göktaşı bulunduğu ve bunların gezegenimizi her an küresel bir felakete sürükleyebileceği belirtildi. Dünya çevresinde dolaşan yaklaşık 6 bin irili ufaklı cisim bulunduğuna dikkati çeken uzmanlar, bunlardan bine yakınının çapının 150 kilometreden büyük olduğunu vurguluyor. Bahsi geçen gök cisimlerinden bir tanesinin bile Dünya'ya çarpması halinde meydana gelecek yangın, tsunami gibi felaketlerin ardıdan açlık ve küresel soğuma gibi durumların yaşanacağı belirtiliyor. Toplantıda söz alan Apollo 9'un astronotu Rusty Schweickart, ''Dünya, Birleşmiş Milletler düzeyinde gök taşlarına karşı ciddi önlem almalı'' dedi. 73 yaşındaki emekli astronot Schweickart, ''Dünya'yı yıkıma sürükleyebilecek bir dev göktaşının durdurulması ve dünyanın kurtarılması için insanoğlunun bugün yeterli düzeyde teknolojik imkana sahip olduğunu'' belirtti. En tecrübeli eski astronotlardan Schweickart, dünyanın ilk astronotu Sovyet Yuri Gagarin'i (1934-1968) takip eden ABD'nin astronotu olarak ilk kez 45 yıl önce 1963'te yörüngeye çıktı. Bugünkü Uluslararası Uzay İstasyonu'nun ilk örneği Skylab laboratuvarında 1973'te görev aldı, 1969'da uzaydan ilk naklen (canlı) televizyon yayınını yaparak ''Emmy'' ödülü aldı. İnsanın ilk kez 1969 yılının temmuz ayında Ay'a ayak bastığı Apollo programlarının ilki Ay mödülü ''Örümcek''in öncüsünün Dünya'da denendiği EVA deneyinde yer alan Schweicart, ''Shadow of the Moon: Ay'ın Gölgesi'' kitabında, ''Apophis 99942'' gök taşının 21. yüzyılda Dünya'ya çarpma olasılıklarının 9 bin ila 45 bin'de 1 olduğunu belirtmişti. ''En azından gök taşının vuracağı kıtanın ve denizin insandan boşaltılabileceğini'' ifade eden Schweickart, üyesi olduğuderneğin BM'ye sunduğu raporu daha önce Washington'da Kongre'ye de aynı raporu verdi. |
Satürn'ün Uydusunda Su OlasılığıNature dergisinde bugün yayınlanan yeni bir araştırmada, Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi'ne (NASA) ait Cassini uzay aracının gönderdiği görüntüleri değerlendiren gökbilimciler, Güneş Sistemi'nin en çok yaşam potansiyeli bulunan yerlerinden Enceladus'un buzlu yüzeyinden gelen gizemli bulutların su buharı içerdiğini saptadılar. Yeni hesaplamalarına göre, fışkıran gaz ve tozun sesten daha hızlı hareketinin bu gökcisminde sıvı halde suyun varlığını gerektirdiğini belirten NASA'nın California'daki Jet Motorları Laboratuvarı'ndan bilim adamları, püskürmenin hızının saatte yaklaşık 2200 km olduğunu kaydettiler. Araştırmayı yöneten Candice Hansen, sıvı olmadan gaz ve toz püskürmelerinin bu hıza ulaşmasının çok zor olduğunu ifade etti. Jüpiter'in uydusu Europa'da da sıvı halde suyun bulunabileceğini, ancak Satürn'ün halkalarından birisinin oluşmasına yol açtığı düşünülen Enceladus'a ulaşmanın daha mümkün olduğunu belirten Hansen, Enceladus'un içerdekileri dışarı püskürttüğünü söyledi. CASSINI UYDUSU Avrupa Uzay Kurumu'nun (ESA) da programa ortak olduğu 3 milyar 600 milyon dolarlık Cassini uydusu, Satürn ve Enceladus'un yakınından geçerek gözlemlerini sürdürüyor. İngiliz gökbilimci William Herschel, Enceladus'u 1789'daki gözlemlerinde buldu. Kütlesi Dünya'nınkinden 95 kat, hacmi 750 kat büyük olan Satürn'nün minik uydusu Enceladus, sadece 499 km çapında. Satürn'ün 47 uydusu, 7 adet de dev çevre halkası bulunuyor. NASA, önceki açıklamaların da da Enceladus'ta su bulunabileceğini belirtmişti. Güneş Sistemi'nde Mars, Jüpiter'in uydusu Europa ve Enceladus "doğrudan su kanıtı" taşıyan üç gökcismi. NASA'nın önceki açıklamasında, "Cassini, Enceladus'ta, ABD'nin Wyoming, Montana, İdaho eyaletlerini kapsayan Yellowstone Milli Parkı'ndakilere benzeyen gayzerler bulunduğunu gösteren işaretler tespit etti" demişti. Cassini, 1997'de fırlatıldıktan sonra 2004 yılının temmuzunda Satürn'ün yörüngesine girmişti. |
Arecibo: Evreni dinleyen kulakArecibo, genellikle uzun yıllardır çalışan profesyonel astronomlara tahsis ediliyor. İşte buradan izlenen evrenle ilgili pek çok keşif yapıldı. 305 metrelik çapındaki dev hassas radyoteleskobu sayesinde şimdiye kadar dünya dışı onbinlerce sinyali yakalayıp değerlendirdi. Amerikan Cornell Üniversitesi tarafından işletilen Arecibo'dan şimdi yeni bir haber geldi. Öğrenciler yeni bir galaksi keşfetti ABD'nin Wisconsin-Madison Üniversitesi'nde astronomi öğrenimi gören 5 öğrenci, beklenmedik bir keşif yaparak, varlığı bilinmeyen yeni bir galaksi buldular.Wisconsin State Journal gazetesinin haberine göre, keşiflerini, Porto Riko'daki dünyanın en büyük radyoteleskobu Arecibo Gözlemevi'ni kullanarak yapan öğrenciler, üniversitenin kıdemli öğretim üyesi gökbilimci Snezana Stanimirovic'ten ders almaya başladıklarında böyle bir keşifte bulunacaklarını hiç beklemediklerini ifade ettiler. 3 yıldan bu yana Arevibo Gözlemevi ile çalışan öğretmenleri Stanimirovic sayesinde, burada gözlem yapma fırsatı elde eden öğrenciler sonunda böyle bir keşfe imza attılar. Bilim kurgu sinemasında Şimdiye kadar Bond serisinin "Golden Eye" filminde, "Küçük Yeşil Adamlar", "X Files" Jodie Foster'ın oynadığı "Contact", filmlerinde de mekan olarak kullanılan Arecibo, pek çok keşfin yapıldığı yer. Bilimsel keşifler Örneğin Merkür'ün Güneş'in etrafında bir turunun 88 gün değil de 59 gün aldığı, yani Merkür yılının 59 gün olduğu keşfedildi. Ardından evrende "nörton yıldızlarının" varlığı kanıtlandı. Ağustos 1989'da ilk kez bir asteroid görüntüsü elde edildi: Castalia asteriodi. Dünya dışı zeka arayışı projesi: SETI Dünya dışı zeka arayışını hedefleyen SETI projesinde de Arecibo'nun önemli bir yeri var. İşte bu amaçla 1974'te, buradan 25 bin ışık yılı mesafede bulunan ve zaman zaman doğal olmayan sinyallerin alındığı M13 kümesine mesajlar gönderildi. Bu konuda elde edilen bir sonuç olup olmadığı net olarak açıklanmadı. Askeri istihbarat toplayabiliyor Tabii, Arecibo'nun, fazla bilinmeyen bir başka kullanım alanı daha var. Askeri istihbarat toplayabiliyor. Örneğin Rus askeri radarların yaydıkları dalgalrın Ay'a yansımasından, bu radarların yerini belirleyebiliyor.HÜRRİYET |
1 ek Venüs'ün sırrı çözüldü![]() Bilim adamları Venüs'ün üzerindeki kara beneklerin sırrını çözdü. Almanya'nın Max Planck Astronomi Enstitüsü'nden araştırmacılar, Avrupa Uzay Kurumu'nun (ESA) Venüs'ü yakından gözlemleyen uzay aracı Pioneer Venüs'ün gönderdiği görüntüleri inceleyerek, gezegenin bulutlarında ultraviyole ışın dalga boyunda görülen kara beneklerin sırrını çözdüklerini düşünüyorlar. Dünya'ya en yakın komşu gezegen Venüs'ün bilim adamlarını uzun süredir şaşırtan gizemi çözüldü. KARA BENEKLERİN SIRRI Enstitünün Güneş Sistemi Araştırmaları bölümünden uzmanlar, kara benekleri oluşturan bu katı parçacıkların ya da sıvı damlacıkların gezegenin atmosferinin en altından bulutlarının en tepesine taşındığını düşünüyorlar, ancak bunların hala hangi maddeden oluştuğunu bilmiyorlar. ISI AKTARIMI Araştırmacılar, 1929'dan bu yana gözlemlenen bu kara beneklerin, bulutların tepesindeki irtifa farkından mı, ısı değişikliğinden mi ya da bulutları oluşturan maddelerin yapısından mı kaynaklandığını tahmin edemiyorlardı. ESA'nın uzay aracının gönderdiği veriler, Venüs'ün ekvatoruna yakın bölgelerde ultraviyole ışığında beliren kara lekelerin bulunduğu yerlerin sıcaklığının göreli olarak yüksek olduğunu gösteriyor. Bilim adamları, buralarda gizemli karanlık maddeyi aşağılardan alıp getiren ısı aktarımının yoğun olduğunu tahmin ediyorlar. Kaynak: İnternethaber |
Uzay tuvaleti başa dert Tuvaleti öyle büyük bir dert yarattı ki istasyon boşaltılabilir.Uluslararası Uzay İstasyonu'nun (UUİ) tuvaletinin bozulması astronotların tahliyesini gerektirebilir. Rus uzman Vladimir Soloviev, UUİ'nin tuvaletinin bozulması nedeniyle zor anlar yaşayan astronotların Yer'e erken dönmelerinin gerekebileceğini belirtti. Soloviev, Rus İnterfaks ajansına yaptığı açıklamada, "Kanalizasyon sisteminde sorunumuz var. Ciddi bir olay. Bu gibi durumlarda mürettebatın acilen tahliyesine başlanabilir" dedi. Sistemin bir bölümünün onarılması nedeniyle şu anda tahliyenin "ciddi olarak öngörülmediğini" de ifade eden Soloviev, perşembe ve cuma günleri de onarımlara devam edilmesinin planlandığını söyledi. NASA, şu anda 3 astronotun bulunduğu istasyondaki Rus yapımı tuvalette meydana gelen arıza sonucu sıvı atık toplama kısmının devre dışı kaldığını, yalnızca katı atık toplama kısmının çalıştığını duyurmuştu. UUİ'nin 2 Rus ve bir Amerikalı mürettebatı, bu sorun karşısında bir süre geçici olarak dönüş aracı Soyuz'un tuvaletinden yararlanmıştı. 7 yıllık tuvaletin daha önce de bozulduğu, ancak bu sorunun hiç bu kadar uzamadığı açıklanmıştı. Başarıyla fırlatıldıktan sonra dün geç saatlerde UUİ ile kenetlenen uzay mekiği Discovery, Japon laboratuvarının yanı sıra istasyona, 2 hafta önce bozulan tuvaletin onarımı için gerekli pompayı da taşımıştı. Yeni pompanın takılmasıyla sorunun aşılması umuluyor. Kaynak : İnternethaber |
Samanyolu'nda Büyük KeşifŞili'deki Güney Avrupa Gözlemevini kullanarak, 28 yıldızın garip bir halka oluşturduğunu gözlemleyen ve bunları takibe alan Alman bilim adamları, tam 16 yıl süren araştırmalarının sonunda "Evet, galaksimizin otrasında, Dünya'ya hiç de uzak sayılmayacak bir mesafede, dev bir kara delik bulunuyor" açıklamasını yaptı. "Bir kadının boynu etrafındaki inci kolye gibi dizilmiş yıldızları" takip eden bilim adamları, "İşte tam ortada, devasa boyutlarda bir kara deliğin bulunduğu kesinleşti. Bu Samanyolunda bildinen en büyüğü" dediler. Işık dahil, etrafındaki her şeyi yutan ve bu yüzden "evrenin yamyamları" olarak da anılan kara deliklerin çekim gücü o kadar yüksek ki etraftaki her şey için bir tehdit sayılıyor. Kraliyet Astronomi Birliği üyesi Dr. Robert Massy "Samanyolu'nun ortasındaki bu galaksi aslında bazı yıldızların oluşumunda da rol oynamış olabailir. Onu izleyeceğiz" dedi. 27 bin ışık yılı mesafedeki dev kara deliğin bizim de yer aldığımız Samanyolu galaksisini nasıl etkileyeceği ise bundan sonra yapılacak araştırmalarla belirlenebileceği tahmin ediliyor. |
Evrenin en donuk yıldızları keşfedildiAmerikalı astronomlar, evrenin yıldız benzeri bilinen en donuk cisimlerini keşfettiler. Amerikan Havacılık ve Uzay Kurumu'ndan (NASA) yapılan açıklamada, Spitzer Uzay Teleskobu ile yapılan gözlemde keşfedilen ikiz "kahverengi cüce" veya "ölü yıldız" adı verilen gök cisimlerinin her birinin, Güneş'in sadece milyonda biri kadar ışık verdiği belirtildi. Cismin önce zayıf ışığından ötürü tek bir kahverengi cüce olduğunu düşünen astronomlar, daha sonra Spitzer Uzay Teleskobu ile kızıl ötesi konumunda yaptıkları gözlemde, bu aşırı donuk ışığı ve düşük sıcaklığı ölçebilme imkanı elde ettiler. Veriler bunun bir ikiz kahverengi cüce olduğunu ortaya koyuyordu. Massachusetts Institute of Technology'den (MIT) gök bilimci Adam Burgasser, bu iki gök cisminin evrende Güneş'in yaydığı ışınların milyonda biri kadar ışık verdiği tespit edilen ilk cisimler olduğunu belirtti. Kahverengi cüceler, ilk kez 1995 yılında keşfedilen, ne yıldız ne de gezegen kategorisine konabilen gök cisimleridir. Ancak son yıllarda bazı gök bilimciler kütlelerinin büyüklüğüne ve buna bağlı olarak sıcaklıklarına ve buna da bağlı olarak renklerine göre bunları sınıflandırmayı tercih ediyorlar. Kahverengi cüceler yıldızlar arası gaz bulutlarının çökmesiyle oluşurlar, fakat gök cismini yıldız yapacak nükleer tepkimelerin başlayamayacağı kadar hafiftirler. "80 Jüpiter kütlelik" sınıra ulaşamadıkları için yeteri kadar ısınamayıp sönerler. Spitzer Uzay teleskobu ile yapılan gözlem, Astrophysical Journal Letters dergisinde de yayımlandı. |
Bilim dünyasını korkuya düşüren gelişmeBilim adamları, uzun zamandan beri dünyayı uzayın kötü hava olaylarından koruyan manyetik alanın aşırı hava cerayanına açık, kırık dökük eski bir eve benzediğinin farkındaydı. Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi NASA’ya ait 5 küçük uydudan oluşan “Themis” filosunun yaptığı son gözlemler ise, dünyanın manyetik alanında zaman zaman ortaya çıkan 2 büyük çatlak oluştuğunu ortaya koydu. Çatlaklardan güneş fırtınalarının ürettiği ve hızı saatte 1.6 milyon km’ye ulaşan yüklü parçacıklar geçerek atmosferin yüksek katmanlarını deliyor. Themis geçen yaz, dünyanın manyetosferinin en dış kesiminde güneşten fırlayan partiküllerin oluşturduğu tabakanın kalınlığını 6 bin 400 kilometre olarak hesapladı. Bunun manyetik zırhta şimdiye kadar keşfedilen en büyük yırtılma olduğu kaydedildi. California Üniversitesi’nden bilim adamı Marit Oieroset, yırtılma için “Çok hızlı genişliyor” açıklamasını yaptı. Güneşin yaydığı manyetik fırtına ve yüklü partiküller yere ulaşınca uydu ve yer haberleşmelerini olumsuz etkiliyor. |
Mars’ta karbonat yaşam umudunu artırdıScience dergisinde dün yayımlanan makaleye göre, Amerikan Havacılık ve Uzay Kurumunun (NASA) Mars’ın yörüngesinde bilimsel çalışmalarını sürdüren Mars Yörünge Kaşifinin (Mars Reconnaissance Orbiter-MRO) spektrometresi sayesinde yaptığı keşif, bu gezegenin sularının, 3,6 milyar yıldan fazla zaman önce mineraller oluşmaya başladığında, nötr bir pH’ı veya alkalini bulunduğu gösteriyor. Karbonat, Dünya yüzeyinde bolca bulunan ve asitte çabucak çözünen bir mineral. Bilim adamları, Mars yüzeyinde karbonatın varlığının, Kızıl Gezegen’in tarihinde asitli bir çevrenin egemen olduğu yönündeki yaygın teoriye ters düştüğüne işaret ediyor. Bu çalışmaya katılan bilim adamları, Mars’ta karbonatın bulunmasının, tersine, değişik tipte nemli çevreler bulunduğuna işaret ettiğini ve bu çevrelerin çeşitliliği arttıkça, yaşamın oluşması şansının da arttığını belirtiyorlar. Araştırmanın başında yer alan Johns Hopkins Üniversitesi uygulamalı fizik laboratuvarından Scott Murchie, çalışmalarının sonunda karbonatın varlığını keşfettiklerini, bunun da kendilerine Mars’ın değişik dönemleri boyunca var olan koşullar konusunda daha fazla ayrıntı sağladığını söyledi. |
1 ek Karanlık enerji, evrenin genişlemesini frenliyor![]() Çalışmalarının karanlık enerjinin evrende değişmez bir unsur olduğuna dair kanıtları sağlamlaştırdığına işaret eden NASA bilim adamları, gözlemlerinin evrenin yüzde 70 ve daha fazlasının karanlık veya siyah enerjiden oluştuğunu teyit ettiğini kaydettiler.Yıllar süren araştırmanın başında yer alan Smithsonian Astrofizik Gözlemevi'nden Aleksey Vihlinin, "Elde ettiğimiz sonuçlar evrenin gelişimine ket vurulması olarak tarif edilebilir. Evrenin gelişmesinin hızlandırmaya zorlayan ne ise, gelişimini yavaşlatmaya zorlayan da o" diye konuştu. Araştırmaya katılanlardan William Forman da, yıllardır bilim adamlarının, büyük ölçeklerde çekimin nasıl çalıştığını görmek istediklerini ve sonunda bunu elde ettiklerini söyledi.Gelişmelerinin sonunda çok yoğun bir ışık patlamasıyla infilak eden dev yıldızlar olan süpernovaların gözlemlenmesi temelindeki araştırmalarının, karanlık enerjiyi gözlemleme konusundaki diğer yöntemlerden farklı olduğunu belirten bilim adamları, bu yeni sonuçların kara enerjinin varlığıyla ilgili uzun yıllardır aranmakta olan kanıtlar konusunda önemli ve bağımsız bir test olduğunu söylediler.NASA araştırmacıları, hiçbir pozisyonu kaçırmamak için sahanın değişik yerlerine giden futbol hakemleri gibi, karanlık enerjiyle ilgili araştırmalarında aynı anlayışı benimsemeye çalıştıklarını ifade ettiler. Tüm bunlara karşın, varlığı 1998'de keşfedilen ve Albert Einstein'ın kozmolojik değişmezliğine yeni bir boyut kazandıran kara enerjinin kaynağı bilinmiyor.Einstein, yaklaşık bir yüzyıl önce çekim gücüyle evrendeki dengeyi sağlamaya çalışan uzayın tepkisel gücü teorisini dile getiren ilk bilim adamı olmuştu. Ünlü fizikçi, karşı güç olmadan, çekim gücünün evrende bir iç patlamaya neden olacağını ileri sürmüş, ancak bu teoriyi daha sonra terk etmişti.Son araştırma ise, karanlık enerjinin Einstein'ın kozmolojik değişmezliğinin bir unsuru olduğu fikrini iyice güçlendiriyor. Bilim adamları, evrenin uzun dönemdeki akıbeti konusunda da, genişlemenin mütemadiyen süreceğini, ancak Big Rip'in (Büyük Yırtılma, evrenin sonuna dair hipotez) muhtemelen meydana gelmeyeceğini belirtiyorlar.Araştırmacılar, yakındaki galaksilerin görüşümüzden kaybolacağını, ancak galaksi kümelerinin oluşturduğu cisimler ve kendi galaksimizin yakın bir gelecekte yırtılmayacağını söylüyorlar.Bu önemli araştırma The Astrophysical Journal'ın 10 Şubat sayısında iki ayrı makale olarak yayımlanacak. |
Rusya üç yeni navigasyon uydusu fırlattıRus ordusu tarafından geliştirilen radyo dalgası odaklı GLONASS (Global’naya Navigatsionnaya Sputnikovaya Sistema / Küresel Navigasyon Uydu Sistemi), Kazakistan’da bulunan Baykonur uzay üssünden Proton-M roketi ile fırlatıldı. Yapımı 1976 yılında başlayan, ilk sonuçlarını 1982 yılında vermeye başlayan GLONASS, Amerika’nın navigasyon sistemi GPS ve Avrupa’nın navigasyon ssitemi Galileo ile rekabet etmek için geliştiriliyor. Gönderilen üç uydu, GLONASS’ın mevcut 17 uydusuyla birlikte mevcut rakamı 20’ye çıkaracak. Rusya’nın 2009 sonunda 4 uydu daha gönderip toplam 24 uyduyla tüm dünyanın kapsama alanı içine alınması bekleniyor. Rusya, GLONASS’ı 2010 yılı itibariyle tüm dünyada konum belirleme (navigasyon) cihazlarında kullanılabilir bir standart haline getirmek istiyor. |
Bu teleskop uzayda UFO avlayacak: Dünya dışında yaşam arayacak olan aracın görevi en az 3.5 yıl sürecek ve 600 milyon dolara mal olacak. Dünya dışında yaşamlar arayan NASA, bu amaçla Kepler uzay teleskobunu fırlattı. Kepler, çevresindeki 100 bin kadar yıldızı izlemek üzere, Güneş çevresinde bir yörüngeye yerleşti. ADINI Alman gök bilimci Johannes Kepler’den alan 1.03 ton ağırlığındaki araç, Florida’daki Cape Canaveral Uzay Üssü’nden başarıyla fırlatıldıktan sonra, Güneş çevresinde bir yörüngeye yerleşti. Kepler, üzerindeki şimdiye dek uzayda en gelişmiş ve en büyük, yani 95 megapiksel kamera sistemiyle çevresindeki 100 bin kadar yıldızı gözleyecek. Özellikle de Güneş’e benzer yıldızları inceleyecek olan "Gezegen avcısı" Kepler’in, yıldızlardan çeşitli uzaklıklarda Dünya ölçülerinde veya daha büyük yüzlerce gezegen bulması bekleniyor. NASA’nın Astrofizik Bölümü Müdürü Jon Morse’un verdiği bilgiye göre, Kepler, Dünya’ya benzer koşulların olabileceği gezegenlerin bulunması ve incelenmesi çabalarında ilk ve çok önemli proje konumunda bulunuyor. |
İlk Yıldızlarda Evren’in İpuçları Olabilir Uzaybilim : İlk yıldızlarda Evren’in İzleriBilim insanları, ilk yıldızlarda Evren’in büyük bölümünü oluşturan karanlık maddenin ipuçlarının bulunabileceğini düşünüyorlar. İngiltere’de düzenlenen Bilim Festivali’nde sunulan ve Science dergisinde de yayınlanan araştırmada, bilgisayar simülasyonlarıyla, Evren’in erken safhalarında ilk yıldızların çok büyük uzunlukta ve tel şeklinde olabilecekleri gösterildi. Bu simülasyonlarda, bir ucundan bir ucuna onbinlerce ışık yılı uzunluğundaki bu yıldızların, hakkında çok az şey bilinen “karanlık madde” tarafından biçimlendirilmeleri canlandırıldı. Durham Üniversitesi’nden Liang Gao ve Tom Theuns, çalışmalarının Evren’in büyük bölümünü oluşturan karanlık maddeye açıklık getirebileceğini belirterek, ilk yıldızların oluşturduğu bu yapılar ile bunları kuşatan karanlık maddenin ısısı arasında bir bağlantı bulunduğu kaydettiler. Karanlık maddenin ilk yıldızların oluşumu konusunda çok önemli rolü bulunduğunu keşfettiklerini söyleyen Tom Theuns, soğuk karanlık maddede parçacıkların çok yavaş, sıcak karanlık maddede ise çok hızlı hareket ettiklerini belirtti. “Eğer karanlık madde bu hızlı hareket eden parçacıklardan oluşuyorsa, ilk yıldızların da çok uzun ince filamentler (tel) şeklinde olduğunu bulduk” diyen Theuns, bu filamentlerin Samanyolu’nun dörtte biri uzunluğunda olduklarını ve Güneş’in 10 milyon katı madde ve gaz içerdiklerini, bunun da çok sayıda yıldız için önemli miktarda yakıt sağladığını söyledi. Astronomlar, daha az kütleye sahip filament şeklindeki yıldızların daha uzun ömürlü olduklarını ve bugüne kadar yaşamlarını sürdürebildiklerine inanıyorlar. Gökbilimciler, karanlık maddenin sıcaklığının da hangi parçacıktan oluştuğunun göstergesi olduğunu düşünüyorlar. Bilim insanları, daha önce Hubble teleskobu ile bin saati aşkın yaptıkları gözlemler sayesinde, Evren’in nasıl oluştuğu konusunda ipuçları veren gizemli karanlık maddenin ilk kez üç boyutlu haritasını yapmayı başarmışlardı. Bilim insanlarının bu öncü çalışması, Evren’in yüzde 22’sini oluşturan karanlık maddenin, yıldızlar ve galaksileri oluşturan diğer gözle görülen maddeleri nasıl bir iskelet gibi bir arada tuttuğunu gösteriyor. “Kimse karanlık maddenin ne olduğunu bilmiyor, ancak karanlık madde olmaksızın Dünya’da yaşam olmazdı” diye konuşan astronomlar, “gravitasyonel mercekleme” adı verilen teknikle bir yıldız ile gözlem teleskobu arasındaki ışığın yolundaki değişiklik tespit edilerek karanlık maddenin çekim gücünün hesaplandığını belirtiyorlar. Bilim adamlarına göre, Evren’in büyük bölümü karanlık enerji, yüzde 22’si de karanlık maddeden oluşuyor. Çevrede gördüğümüz bilindik madde ise kainatın ancak yüzde 4’ünü oluşturuyor. Kaynak:Uzaybilim |
Ay Üzerindeki Şehir ve Mars Mikropları Hakkındaki Sırlar Uzaybilim : ABD'li bilim adamları NASA'nın Ay üzerindeki şehir ve Mars mikropları hakkındaki sırlarını açığa vurdu.NASA'nın Apollo insanlı Ay programı süresince uçuş yayın izleme laboratuvarı veri ve fotoğraf bölümü eski yöneticilerinden Ken Johnston'a dayandırılan bilgilere göre, astronotlar Ay yüzeyine indiklerinde yerçekimini kontrol etmek için yapay olarak ve bilinmeyen bir teknolojiyle oluşturulmuş antik kalıntılar buldular. Astronotlar buldukları nesneleri görüntülemişler. NASA, Johnston'a bu görüntülerin imha edilmesini emretmiş ancak o bu emre uymamış. Johnston'ın dediğine göre ABD hükümeti bu bilgiyi 40 yıldır gizliyor. Johnston'un şaşırtıcı Apollo iddiaları, CBS bilim ve NASA'nın eski danışmanı Richard C. Hoagland ve uzay endüstrisinde 25 yıllık mühendislik danışmanı Mike Bara tarafından yazılan "Karanlık Görev; NASA'nın gizli tarihi-Dark Mission: the Secret History of NASA," isimli geçtiğimiz günlerde yayımlanan bir kitapta da yer aldı. NASA, SSA parogramı JPL yöneticisi Kay Ferrari'ye göre (Geçtiğimiz hafta Jonhston'u telefola aramış) Hoagland'ın yeni kitabında "Karanlık Görev" yer alan alıntıların kendisine ait olup olmadığını ve kendisini SSA görevinden istifa etmeye iten şeyi sormuş. Johnston, JPL'de çalışsanız bile NASA'nın tüm çalışanlarına uyguladığı kaynak gösterilmeme ve konuşmama uygulaması nedeniyle bunu reddetmiş. (Kay Ferrari'de bu hafta görünür herhangi bir neden olmaksızın SSA programından çıkarıldı) Kitaba, camdan yapılmış kubbe biçimli nesneler taş kuleler tarif edilmesi zor bina kalıntılarını gösteren düşük kalitede resimler ilave edilmiş. Ken Johnston, birşey kaybetmedim, NASA ile aynı fikirde değildim ve kovuldum diyor. Aslında, NASA, Ay üzerinde bulunan antik yerleşim ile ilgili ileri sürülen iddiaların ciddiye alınmayacağına inanıyor. Tartışma yaratan kitabın yazarları ayrıca, ABD Başkanı John F. Kennedy'nin, Sovyetler Birliğiyle Ay yarışında gerçekte Moskova'yla dünyadışı teknolojiyi paylaşmaya niyetlendiği de söylüyorlar. Kennedy'nin, Eylül 1963'te Birleşmiş Milletler'de yaptığı konuşmada SSCB'ye Ay yolculuğunda işbirliği yapmayı önerdiği söyleniyor. Richard Hoagland, Washington'un 40 yıldır sakladığı sırdan sonra aniden Ay araştırmalarına ilgi göstermesinin nedenini Rusya ,Çin, Japonya hatta Hindistan'ın Ay'ı araştırmak için plan yaptıklarını duyurmalarına bağlıyor ve ABD'nin bu noktada da ilk olmayı istediğini söylüyor. NASA, geçtiğimiz yıl Aralık ayında Ay kutbu üzerinde uluslararası bir üs inşa edeceğini duyurdu. Üs, 2024 yılında bitmiş olacak. Rusya'nın hız kazandırıcı roket yapımcısı Energia ise insanlı Ay üssünün yapımını 2015 yılında bitirmek üzere çok hırslı bir programa sahip. Rusya, Ay üssünü helyum-3'ün endüstriyel üretimi için kuracağını açıklarken, ABD'li uzmanlar bu konuda özel bir neden belirtmiyorlar. Tüm bunların üzerine tüy diken de Çin'in Ay yüzeyine ilk uydusunu 24 Ekim'de indirmesi oldu. Çin ayrıca Ay üssü kurmak için çalışma başlatmayı 2010 yılında da insansız bir sondayı Ay'a göndermeye niyetleniyor. Helyum'un radyoaktif olmayan izotopu helyum-3, nükleer füzyon için son derece güçlü bir yakıt. Bu yakıtın sadece 6 tonu bile büyük Avrupa ülkelerinin bir yıllık enerji ihtiyacını karşılamaya yeterli. Bu değerli yakıt nedeniyle birçok ülke mümkün olduğunca ciddi bakış açısıyla davranıyor. Almanya, Hindistan, Çin helyum-3'ün çıkarma yöntemi geliştirmek üzere sayısız araştırma çalışması yürütüyor. Hoagland ve Johnston, ayrıca NASA'nın önemli bilimsel ve teknik bilgileri ABD Kongresinin denetimi dışında gizleyen bir savunma birimi gibi davrandığını kanıtlamaya niyetleniyorlar. Hoagland, Amerikan astronotlarının Ay'dan Dünya'ya getirdikleri dünyadışı teknoloji örneklerini gizlice teslim ettiklerini söylüyor. Bilim adamları, bu teknolojilerin Dünya2nın önde gelen ülkelerini yeni bir Ay yarışına ittiğini belirtiyorlar. Hoagland "Önceki Ay yarışının ABD ile SSCB arasında gerçekleşmiş olmasına karşın , yenisinin gezegen üzerinde yaşayan herbir insanın yaşamını belirleyebilecek bir yarış olduğunu vurguluyor. Hoagland ce Johnston, ABD'nin kasıtlı şekilde, yeni uzay araçlarını kullanabilmek için programlanmış mekik fırlatmalarını tamamlayıp programı kapatmaya yönelik olarak uzay mekiği fırlatılışlarını yoğunlaştırdığını düşünüyor. Yeni uzay araçları ABD'nin yeniden Ay'a inişini mümkün kılacak. Richard Hoagland ayrıca NASA'nın aralarında 1976 Viking sondasınca Mars yüzeyinde keşfedilen mikroplarında bulunduğu sayısız bulguyu gizlediğini söylüyor. Based on news reports of Russian news agencies Kaynak:Translated by Dmitry Sudakov-Pravda |
1 ek Gizemli gök cismi bilim adamlarını şaşırttı![]() Evrenin 13,7 milyar yaşında olduğu tahmin ediliyor.Astronomlar, birçok teleskopla yapılan bu gözlemde, muhtemel dev gaz bulutu Himiko'nun 55 milyon ışık yılı büyüklüğünde olduğunu belirterek, bu büyüklüğün evrenin ilk zamanları için rekor bir ölçü olduğunu ve Samanyolu'nu oluşturan diskin ışıması kadar genişliğe sahip bulunduğunu kaydettiler.Bu gök cisminin kendilerini çok büyük şaşkınlık içinde bıraktığını ifade eden bilim adamları, dünyanın en güçlü teleskoplarınca elde edilen mükemmel verilere rağmen, bu gök cisminin ne olduğundan emin olmadıklarının altını çizdiler. Şimdiye dek keşfedilen en uzak gök cisimlerinden birisi olan Himiko'nun görüntüsünün, bilim adamlarının fiziki özelliklerini anlamalarına izin vermeyecek derecede bulanık olduğu dikkat çekiyor.Bu gök cisminin, dev bir karadeliğin enerjisinden doğmuş koca bir gaz topu olabileceğini tahmin eden bilim adamları, bu gizemli gök cisminin arka arkaya oluşmuş iki büyük galaksinin çarpışmasıyla meydana gelmiş olabileceğine de dikkat çekiyorlar.Bu gözlemi yapan uluslararası astronom ekibine başkanlık eden özel bilimsel araştırma kuruluşu Carnegie Enstitüsü'nden Masami Ouchi, "Evrende daha uzağa baktıkça zamanda daha geriye gidilir. Çok şaşırdım çünkü bu kadar büyük bir cismin aynı zamanda evrenin doğuşundan hemen sonra olabileceğini hiç hayal etmemiştim" diye konuştu."Big Bang" teorisine göre, evrenin yaratılışının başında önce küçük cisimler oluştu, sonra bunlar daha büyük gök cisimlerini doğurmak için bir araya geldiler |
Mars'ta Esrarengiz Kafatası 1 ek UFO spekülatörleri NASA'nın Mars'tan geçtiği uydu fotoğraflarından birinde insana ait olmayan bir kafatası belirlediklerini iddia ettiler. ![]() Öyleki UFO takipçileri bunun bir Marslı'ya ait olabileceğini öne sürüyor. İnternet forumlarında mizah malzemesi olan fotoğrafla ilgili tartışmalar yapılıyor. Spirit adı verilen NASA kamerasıyla çekilen fotoğraftaki cismin göz çukurunun yanı sıra dar ve sivri bir ağızı varmış gibi görünüyor. Bu nedenle cismin etobur bir hayvana ait olduğunu iddia edenler de mevcut. Burun bölgesi geniş olan cismin boynuna kadar toprağa gömülmüş bir iskelet olduğuna inananlar da var. Konuyla ilgili sorulardan bunalan NASA, fotoğraftaki cismin taştan başka bir şey olmadığını açıklamak zorunda kaldı. Kaynak:veteknoloji Nethaber(01 Mayıs 2009 Cuma, 19:41 ) |
1 ek ![]() Güneş Sistemi'nde yeni hayat kaynağıSatürn'ün 60 uydusundan en dış halka üyesi Enceladus'da sodyumklorür (tuz) izine rastlandı; bu kartopu uyduda ‘hayat olasılığı’ giderek güçleniyor. LONDRA - Alman ve Amerikalı astrofizikçilerle nükleer biyoloji uzmanları, Ay'ın yarısı kadar olan 500 kilometrelik çapıyla Enceladus'un su ve tuz içerdiğini bildirdi. Enceladus üzerine iki araştırma, Nature (Doğa) dergisinde yayımlandı. Almanya'nın güneybatısında Baden-Württemberg eyaleti Heidelberg kentindeki Max Planck Enstitüsü Fen Bilimleri Nükleer Fiziği Araştırma Kurumu'ndan astrofizikçi Frank Postberg, Enceladus'ta buharlaşmanın dev mağara oyuklarından ve tuzlu su ve deniz benzeri oluşumunun mümkün olduğunu söyledi. Aynı görüşü, ABD'nin Colorado eyaleti Boulder Üniversitesi Güneybatı Araştırma Kurumu'ndan John Spencer de teyit etti. Cassini uzay aracı, kasım ayında Enceladus'un yakınından 2 kez geçecek. Kütlesi Dünya'nınkinden 95 kat, hacmi 750 kat büyük olan Satürn'ün minik uydusu Enceladus hakkında NASA, eski Yunan mitolojisinde dev yaratık olan Enceladus'da su bulunabileceğini çok önceden açıklamıştı. Güneş sisteminde Mars, Jüpiter'in uydusu Europa ve Enceladus ''doğrudan su kanıtı'' taşıyan 3 gökcismi. GAYZERLER BULUNMUŞTU NASA'nın eski açıklamasında, ''Cassini, Enceladus'ta, ABD'nin Wyoming, Montana ve Idaho eyaletlerini kapsayan Yellowstone Milli Parkı'ndakilere benzeyen gayzerler bulunduğunu gösteren işaretler belirledi'' denildi. Cassini seferinden sorumlu bilim adamlarından Carolyn Porco, ''Böylesine küçük ve soğuk gökcisminde sıvı halde su bulunduğunu gösteren kanıtlara sahip olduğumuzu sanıyoruz'' diye konuştu ve suyun varlığının, bu esrarengiz ayla ilgili soruları arttırdığını bildirdi. Enceladus'a yakın bakan Cassini Enceladus'un milyarlarca yıl önce oluşumundan hemen sonra içindeki radyoaktif bozulmadan kaynaklanan ısının, bugün yüzeyinden fışkıran gayzerlerin nedeni olabileceği ve bunun da yaşam için gerekli ortamı sağlayabileceği görüşü 5 yıl önce ortaya atıldı. İÇ KISIMLARI YAŞAMA UYGUN ABD'nin Texas eyaletinde her yıl düzenlenen Ay ve Gezegen Bilimleri Konferansı'nda, yüzey sıcaklığı eksi 201 derece civarında olan Enceladus'un iç kısmında ilkel yaşam için uygun ortam olabileceğini gösterdiği kaydedilmişti. Bilim adamları, yeni geliştirdikleri bir modelle Enceladus'un içindeki ısının, eskiden meydana gelen radyoaktif bozulmadan kaynaklandığını ve bunun da Satürn'ün ayının sıcak güney yarıküresindeki su buharı bulutu ve periyodik buz kristali rüzgarlarının açıklaması olabileceğini dile getirdiler. Icarus gökbilim dergisinde yayımlanmış kurama göre Enceladus, 4.5 milyar yıl önce alüminyum ve demir radyoaktif izotopları içeren kaya ve buz karışımı olarak oluştu. Birkaç milyon yıl sonraki dönemde, 2 radyoaktif elementin hızlı biçimde bozulması, merkezde kayalık çekirdeğin mantodaki buz örtüsüne yaklaşmasıyla sonuçlanan sıcak patlamasına yol açtı. Zamanla çekirdekteki bozulmadan geriye kalanlar da Enceladus'un içinde eridi. Ntvmsnbc |
Ay'da Su Olduğu Kanıtlandı. Ay'da Su(H2O) Olduğu Kanıtlandı.Daha önce kutup bölgeleri hariç kupkuru olduğu düşünülen Ay yüzeyinde ince bir tabaka halinde su bulunduğu belirlendi. Hindistan Uzay Ajansı tarafından 2008'de Ay'ın yörüngesine oturtulan ilk Hint araştırma uydusu Chandrayaan-1'in taşıdığı "Moon Mineralogy Mapper-M3" adlı cihazın yanı sıra Amerikan uzay kurumu NASA'ya ait Cassini ve Deep Impact uzay araçlarının sağladığı veriler ışığında yapılan araştırmaya göre, Ay yüzeyindeki toprakta, en azından birçok bölgesinde ince bir film tabakası halinde su bulunuyor. Science dergisinde yayınlanan makalede, Ay'ın mineral haritasını çıkarmaya yarayan M3 cihazının, yüzeyden yansıyan ışığı analizi sırasında hidrojen ve oksijene bağlı bir kimyasal elementi belirten uzun dalgalı ışınım tespit ettiği belirtildi. Bunun iki hidrojen ve bir oksijen atomundan oluşan suyun varlığını işaret ettiğini kaydeden Amerikalı bilim adamları, şimdiye kadar ileri sürülen ve Ay'da suyun sadece kutup bölgelerindeki kraterlerin dibinde sürekli karanlık kısımlarda bulunduğuna dair teoriyi ortadan kaldırdığının altını çizdiler. Kaynak:Ntvmsnbc ve Ajanslar(24 Eylül 2009;TSİ: 09:58) |
Çin, dünyanın çatısından uzayı izleyecekÇin ve Alman bilim adamları, Çin'in Tibet Özerk Bölgesinde, deniz seviyesinden 4 bin 300 metre yükseklikte bulunan bir kasabaya rasathane kuruyor. Şinhua ajansının haberine göre, Çin Bilimler Akademisi araştırmacılarından proje yöneticisi Vang Cüncie, rasathanenin inşasına Tibet'in Damşüng kasabasında başlandığını açıkladı. Rasathanede kullanılacak teleskobun İsviçre'deki Alplerden getirileceğini söyleyen Vang, rasathanenin 2011'de faaliyete geçeceğini kaydetti. Vang, projenin Almanya'daki Köln Üniversitesi ile ortaklaşa yürütüleceğini ve disiplinler arası başarılı bir çalışma olmasını ümit ettiklerini söyledi. Havada su oranının düşüklüğünün atmosferde büyük bir şeffaflık sağladığı Tibet'in, gözlem yapılabilmesi için dünyadaki en ideal yerlerden biri olduğunu belirten Vang, gelecek teleskobun Çin'de şimdiye kadar kullanılacak en gelişmiş teleskop olacağını da sözlerine ekledi. |
Merkür Demir Zengini Güneş’e en yakın gezegen olan Merkür’ün yüzeyinde sanılandan çok daha fazla demir ve titanyum olduğu tespit edildi.Amerikan uzay aracı Messenger'ın Merkür (Utarit) ile 29 Eylül'deki üçüncü buluşması, Güneş'e en yakın ve en küçük gezegenin yüzeyinin neredeyse tamamının gözlenmesine olanak sağladı. Messenger’ın gönderdiği verilere göre Merkür’ün yüzeyinde bol miktarda demir ve titanyum bileşikleri bulunuyor. Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi'nin (NASA) açıklamasına göre, Messenger'ın Merkür'e Ocak ve Ekim 2008'deki iki ziyareti ile bu gezegene 1974 ve 1975'te yaklaşan ilk uzay aracı Mariner 10'un yakın geçişlerinden sonra bu üçüncü buluşmada, gizemli gezegenin yüzde 98'i tamamen gözlendi ve fotoğraflandı. Merkür'ün incelenmedik sadece kutupları kaldı. Messenger'ın 2011'de Merkür'ün yörüngesine kalıcı olarak girmesinden sonra bu bölgeleri de incelemesi bekleniyor. 29 eylül'deki üçüncü buluşmasında Merkür'ün binlerce fotoğrafını çeken Messenger programında görevli bilim adamları, Merkür'e 230 kilometre uzaklıktan geçen ve saatte 19 bin kilometre hızla yol alan Messenger'ın kamerasının, yavaşlayarak gezegenden bir önceki geçişi sırasında göze çarpan krater ve jeolojik oluşumlara odaklandığını belirtmişlerdi. Johns Hopkins Üniversitesi Uygulamaları Fizik Laboratuvarından araştırmacılar da Merkür'ün yakınından geçiş sırasında özellikle biri 145 kilometre, diğeri 20 kilometre genişliğinde iki krater ve çevrelerindeki açık renkli toprağı inceleyeceklerini bildirmişlerdi. Toplanan bilgiler, gezegenin yüzeyinde daha önceki tahminlerden çok daha fazla oranda demir ve titanyum elementleri bulunduğunu gösterdi. Çok yüksek yoğunluk derecesinden ötürü, gezegenin göbeğinin ise zaten yüksek oranda demir içerdiği düşünülüyordu. Merkür'ün yer çekiminin etkisiyle hızı saatte 6 bin kilometreye düşen uzay aracı, gezegenin bir kuyruklu yıldızın kuyruğuna benzeyen ince atmosferinin kalsiyum ve sodyum ile diğer atomlarını da incelemişti. Merkür'ün yüzeyi, titanyum ile okside olmuş bol miktarda demir barındırıyor. NASA'nın 2004 yılı Ağustos ayında uzaya fırlattığı Messenger, ilk ziyaretinde olduğu gibi ikincisinde de Merkür'ün karanlık yüzüyle ilgili bilgi toplamış, gezegenin yüzeyi, toprağının bileşimi, dinamik manyetosferi (güneşten gelen hızlı parçacıkların oluşturduğu plazma akımının, gezegenin manyetik alanının etkisiyle saptırılarak engellendiği bölge) ve atmosferini incelemesi. Merkür'ün Güneş'e en yakın gezegen olması, Güneş'in şiddetli çekim gücü, aşırı sıcaklık ve yüksek radyasyon nedeniyle zor bir görevde bulunan Messenger bugüne kadar Güneş'in çevresini 15 kez dolaştı ve 8 milyar kilometre yol katetti. Uzay seyahatine devam edecek olan araç, 2011 Martında son kez uğrayacağı Merkür'ün yörüngesine girip, orada kalacak. Yolculuğu sırasında motorlarının yanı sıra Merkür'ün yer çekimi etkisini de tramplen gibi kullanan Messenger uzay aracı, şimdiye dek gezegenle ilgili yüz binlerce GB'yi aşkın veri gönderdi. Büyüklük olarak 8. sırada yer alan, Güneş'in çevresini 88 günde dönen ve Güneş'e yakınlığı dolayısıyla kavrulan Merkür'e ziyareti sırasında elektronik ve gözlem araçları ''oda sıcaklığında'' çalışması için bir koruyucu kalkanın altında bulunan Messenger uzay aracı, 300 dereceyi aşan bir sıcaklıkla karşı karşıya bulunuyor. Kaynak: Ntvmsnbc (09 Kasım 2009 Pazartesi) |
Tübitak'tan açıklama: Uçak değil, göktaşıAntalya'nın Alanya İlçesi'nde bir görgü tanığının denize uçak düştüğünü iddia etmesi üzerine, Sahil Güvenlik tarafından başlatılan arama çalışmaları, 6 saat sonra sona erdirildi. TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi uzmanları, düşen cismin göktaşı olma ihtimalinin yüksek olduğunu bildirdi. Alanya'nın Mahmutlar Beldesi'nde saat 11.00 sıralarında jandarmayı telefonla arayan 37 yaşındaki bilgisayar programcısı Tuna Akar, denize bir uçağın düştüğünü gördüğünü iddia etti. Uçağın, sahilden 5 kilometre açıkta denize bir ateş topu şeklinde düştüğünü iddia eden Akar, “Kesinlikle uçaktı” dedi. İhbar üzerine, Sahil Güvenlik Komutanlığı'na ait bir bot ile bir balıkçı teknesi, söz konusu bölgede arama çalışmalarına başladı. Sahile her ihtimale karşı ambulanslar gönderildi. İhbar nedeniyle çok sayıda vatandaş sahile gelerek, çalışmaları izledi ve bölgeye bakarak, uçak parçaları görmeye çalıştılar. Antalya Vali Yardımcısı Hayrettin Balcıoğlu da konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Radarda kayıp uçak görünmemektedir” dedi. Yaklaşık 6 saat süren arama çalışmalarından sonuç elde edilemedi. DHMİ Basın Halkla İlişkiler Müdürü Yücel Besim Aladağ, uçak düşmesi olayının doğrulanmadığını söyledi. Aladağ, “Gerçekten bir uçak düştüğünü belirlesek, DHMİ olarak biz açıklama yapardık” dedi. Alanya Kaymakamı Hulusi Doğan ise jandarmanın 156 numaralı hattına yapılan ihbar üzerine çalışma başlattıklarını, ancak düştüğü iddia edilen uçağın tipi, modeliyle ilgili hiç bir bilgiye ve denizde yapılan aramada bulguya rastlanmadığını bildirdi. TÜBİTAK'tan düşen cismin göktaşı olduğu yolunda bilgiler geldiğini kaydeden Kaymakam Doğan, “Bana direkt ulaşan bilgi henüz yok ama TÜBİTAK, arayan arkadaşlarda göktaşı olduğunu bildirmiş” dedi. Akdeniz Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren TÜBİTAK Antalya Ulusal Gözlemevi'nden Prof.Dr. Tuncay Özışık, “Alanya sınırlarımız içinde olmadığı için biz gözleyemedik. Ancak tahminimiz bize aktarılanlara göre meteor olduğu şeklinde. Göktaşıdır. O çoktan dibe gitmiştir. İz bırakmadan suya girer, tabana yapışır" diye konuştu. |
İngiltere halka açıkladı: UFO VAR!İngiltere, 6 yıldır gizlice yürüttüğü 'UFO araştırmaları'nı yayınladı. Tuhaf cisimler, gizemli hastalıklar, tanımlanamayan maddeleri örnek gösterip 'UFO' var iması yaptı. İngiliz Savunma Bakanlığı, 1994-2000 yılları arasında yürütülen UFO çalışmalarına ilişkin 6 bin sayfalık gizli belgeyi yayınladı. Şahitlerin ifadelerine yer verilen belgeler arasında bilim adamlarının açıklayamadığı birçok olay var. İşte birkaçı: 1. Chelsea FC kulübünün stadı Stamford Bridge üzerinde 1999 yılı mart ayında kimliği belirlenemeyen uçan cisimler görüldü. İhbar, stat üzerinde yeşil ışıklar saçan bir cisim gördüğünü söyleyen bir polisten geldi. 2. 1996'da Manchester Havaalanı'na inişe geçen British Airways'e ait bir uçaktaki pilot ve uçuş ekibi, Sivil Havacılık Dairesi'ne bir cisim gördüklerini bildirdi. Ancak cisim tespit edilemedi. 3. 20 Mart 1997'de bir adam, Birmingham'daki evinin bahçesinde uzaylı gördüğünü iddia etti. Bahçeyi inceleyen uzmanlar, bir ağaçta ipeksi, beyaz bir madde buldu. Ancak maddenin ne olduğu anlaşılamadı. 4. Aynı yıl Wales'ten bir kişi üzerine doğru gelen büyük bir yıldız gördüğünü söyledi. Olayın ardından cildinde rahatsızlık belirlenen adamın hastalığına bir teşhis konulamadı. 45 DAKİKALIK GİZEMLİ KAYIT Belgeler arasında1994 yılında İskoçya'da görülen üçgen prizma şeklindeki uçan dairenin çizimleri de var. Raporda, toblerone şeklinde ve ışık saçmayan UFO'nun 45 dakika görüntülendiği ifadesi yer aldı. Pek çok bilim adamı, UFO tasvirlerinin yıllar içinde değiştiğine inanıyor. (Akşam) |
Ay Üssü Ne Zaman Kurulacak? Ay'da bir üs kurmayı planlayan NASA neden projesini ertelemek zorunda kaldı?Çok uzun zamandır insanoğlunun hayallerini süsleyen Ay Üssü projesi ertelendi. NASA'dan yapılan daha önceki açıklamalarda, Ay'da bir Üs kurmak için 2010 yılı hedefleniyordu. Fakat NASA geçenlerde bu planları maddi sıkıntılar sebebiyle 10 yıl kadar erteleyerek, Ay Üssü'nü 2020'de kuracağını açıkladı. Ay'da kurulacak olan üs, sadece Dünya'nın uydusunu daha yakından tanıma amacı taşımıyor, Ay'ı bir sıçrama tahtası olarak kullanarak, diğer gezegenler ile ilgili araştırmaların yürütülebileceği bir merkez elde etmek amaçlanıyor. NASA'nın bu projesi, Ay'da son derece gelişmiş bir merkez kurmayı kapsıyor. Pek çok ülkenin dahil olması planlanan Ay Üssü'nden Mars'a ve diğer gezegenlere daha kolay yolculuklar yapılması ve toplanan verilerin öncelikle Ay'da değerlendirilmesi hedefleniyordur. Kaynak:margiana(Hürriyet) |
Mars'a üç boyutlu seyahat İngiliz üç boyutlu görüntü sanatçısı Doug Ellison tarafından yapıldığı iddia edilen ancak Ellison'ın sitesinde "Ben yapmadım, Adrian Lark yaptı" açıklamasını yaptığı Mars animasyonu bilim kurgu ve uzay meraklılarının beğenisini kazandı. Mars yüzeyinin 100 metre üstünden Candor Chasma denilen bölgeyi sanal kamerayla gösteren üç boyutlu görüntüler, şimdiye dek bu alanda yapılan en başarılı çalışma olarak gösteriliyor. (ekolay) |
SMM J2135-0102 Avrupa Güney Gözlemevi (European Southern Observatory) ESO’nun APEX isimli teleskopbu ilk kez uzak bir gökadadaki yıldız doğum bölgelerinin boyutu ve parlaklığıyla ilgili doğrudan ölçüm yaptı. Nature Dergisi’nde dün yayınlanan araştırmaya göre dört yıldızın ısıttığı ve aydınlattığı parlak toz bulutunun yer aldığı galaksiye SMM J2135-0102 adı verildi. Galaksi, 10 milyar ışık yılı uzaklıkta. Yıldız Fabrikası Teleskopla yapılan gözlem sonucu yıldız oluşumlarının Samanyolu Galaksisi’nden 100 kat daha hızlı gerçekleştiği tespit edildi. Yıldız ürettiği söylenen galaksi, Samanyolu boyutlarında ama 100 kat daha parlak ve daha fazla kütle çekimine sahip. Durham Üniversitesi’nden bilim adamı Mark Swinbank “Galaksi hızla büyüyen bir genç gibi” dedi. (ekolay) |
Satürn Uydusunda Pac-Man'e Rastlandı Satürn’ün yörüngesinde araştırmalarını sürdüren Cassini uzay aracı, gezegenin minik uydusu Mimas’ta ‘Pac-Man’i gördü Mimas’ın yüzeyini araştıran ve sıcaklık farklılıklarını ölçen Cassini’nin termal kamerayla çektiği görüntülerden birindeki desen, 1980’lerdeki ikon oyun ‘kahraman’larından Pac-Man’e benziyor. Fotoğrafı yorumlayan NASA uzmanları, 'Pac-Man'in oluşmasına yüzeydeki jeolojik farklılıkların yol açtığını söylüyor. Elementlerin ısıyı muhafaza etme dereceleri farklı olduğundan, termal ölçümlerde de farklı renkler beliriyorlar. Yaklaşık 400 km çapındaki Mimas’ın yüzeyindeki Herschel Krateri de aynı Pac-Man'in yediği taşlara benziyor. Krater daha önce de fantastik yorumlara konu olmuştu. Çünkü uydunun kraterli görüntüsü aynı Star Wars film serisindeki meşhur ‘Ölüm Yıldızı’na benziyor. NASA, Avrupa Uzay Ajansı (ESA) ve İtalyan Uzay Ajansı (ISA)’nın ortak projesi olan insansız uzay laboratuarı ve gözlem aracı Cassini, 2017’ye kadar görevini sürdürecek. Kaynak: Ntvmsnbc(30 Mart 2010/TSİ:11:40) |
Plüton Renk Değiştiriyor Cüce gezegen yüzde 20 daha kırmızı Güneş sistemindeki "cüce gezegen" Plüton'un renk değiştirdiği bildirildi Hubble uzay teleskobundan alınan görüntülerde, 2006'da gezegen sıfatı geri alınan Plüton'un yüzeyinin eskiye göre yüzde 20 daha kırmızı, kuzey yarım küresinin ise çok daha parlak olduğu belirlendi. Plüton'un Güneş'in çevresinde 248 yıl olan dönme süresinin yeni bir safhaya girmesi nedeniyle Güneş ışınlarının geldiği kuzey yarım küredeki buzların erimesi, güney yarım küredeki buzların ise yeniden donmasının bu renk ve parlaklık değişikliklerine neden olduğu sanılıyor. Hubble'ın bu görüntüleri astronomlara Plüton'daki mevsimler ve atmosfer konusunda daha ayrıntılı bilgi veriyor. Kaynak:Ntvmsnbc-AA (05 Şubat 2010 Cuma/TSİ:17:52) |
En Genç Güneşdışı Gezegen Güneş Sınıfında Bir Yıldızın Çevresinde Keşfedildi 19 Şubat 2010 Jüpiter'in kütlesinin altı katı kadar bir kütleye sahip olan bu dev gezegen yalnızca 35 milyon yaşında. Gezegen, genç ve etkin bir yıldızın çevresinde Merkür'ün Güneş çevresindeki yörüngesinden bile daha yakın bir mesafede dolanıyor. Genç yıldızlar genel olarak gezegen araştırmalarının dışında tutulurlar; çünkü böyle yıldızlar yoğun manyetik alanlara sahip olup, aralarında püskürmelerin ve lekelerin de bulunduğu bir takım olgular yaratırlar. Bu tür olgular topluca yıldız etkinlikleri olarak bilinmektedir. Bu etkinlikler bir eşin varlığına benzer etkiler yaratabilir ve böylece gezegenlerden gelen sinyaller ile etkinliklerden gelen sinyalleri ayırt etmek aşırı derecede zorlaşabilir. Hertfordshire Üniversitesi gökbilimcileri Dr Maria Cruz Galvez-Ortiz ve Dr John Barnes, bu keşfi yapan uluslararası işbirliğinin üyeleri. Gezegenin nasıl keşfedildiğini anlatan Dr Maria Cruz Galves-Ortiz şunları söylüyor: "Gezegen, yörüngede dolandıkça ev sahibi yıldızın hızı üzerinde neden olduğu kütleçekimsel asılma yüzünden meydana gelen çok küçük değişikliklerin araştırılması sonucu tespit edildi. Bu yönteme 'Doppler yalpalama tekniği' adı verilmektedir. Bahse konu etkinliklerin neden olduğu parazitin üstesinden gelmek ekip için büyük bir zorluk yaratmıştı; ancak büyük teleskop dizisinden gelen yeterli miktarda veri sayesinde gezegenin izi ortaya çıkartılabildi". Şu anda gezegen evriminin erken evreleri ile ilgili olarak ciddi bir bilgi eksikliği söz konusudur. Gezegen araştırma projelerinin büyük bir bölümü, yaşları milyarlarca yılı aşan çok eski yıldızları hedef alma eğilimindedir. Bundan önce yaşı 100 milyon yıl olan tek bir genç gezegen bilinmekteydi. Halbuki, yalnızca 35 milyon yaşındaki BD+20 1790b yaklaşık üç kat daha gençtir. Böyle genç gezegenlerin tespiti, oluşum senaryolarının sınanmasına ve gezegen evriminin erken evrelerinin araştırılmasına olanak sağlayacaktır. Kaynak |
NASA'nın Kepler Projesi Uzaydaki Birinci Yılını Kutluyor 4 Mart 2010 NASA'nın Kepler Uzay Teleskobu, geçen yıl bu hafta Dünya'ya benzeyen başka gezegenler bulmaya başlamak için arkasında parlak bir iz bırakarak hızla gecenin karanlığına doğru tırmanıyordu. Daha önce Pasadena - Kaliforniya/ABD'de bulunan Jet İtiş Gücü Laboratuvarı'nda Kepler Proje Müdürü olarak çalışan James Fanson o günü "Büyüleyici bir fırlatmaydı" diye hatırlıyor. Kepler'in 7 Mart 2009 Cumartesi günü TSİ sabah saat 5:49'da Delta II türü bir roket üzerinde Florida/ABD'de bulunan Cape Canaveral Hava Kuvvetleri Üssü'nden yapılan göz kamaştırıcı gece fırlatmasından sonra tüm bilim ekibi sevinçten havalara fırlamıştı. NASA'nın Moffett Field, Kaliforniya/ABD'de yer alan Ames Araştırma Merkezi'nde Kepler'in baş bilim araştırmacısı olarak görev yapan William Borucki ise, mutluluktan kendinden geçmiş vaziyette espri yapıyordu; "Eğlence işte şimdi başlıyor". NASA'nın bu gözüpek güneşdışı gezegen avcısı, araştırma başladığından beri zamanın başlangıcından bu yana varlığını koruyan "Gökadamızda yalnız mıyız?" sorusunun yanıtını bulma konusunda önemli başarı sağladı. Kepler bilimcileri iki ay önce bugün, neşe içerisinde bir açıklama yaparak Kepler 4b, 5b, 6b, 7b ve 8b olarak adlandırılan beş büyük güneşdışı gezegenin (güneş sistemimiz dışında yer alan gezegenler) keşfini duyurdular. Kepler Projesi, 150.000'den fazla yıldızı en az Kasım 2012'ye kadar sürekli olarak ve aynı anda gözlemleyip, Dünya büyüklüğünde gezegenlerin izlerini aramak üzere tasarlanmıştır. Bu gezegenlerden bazılarının, yıldızların etrafında yüzeylerinde sıvı halde su göllenebilecek kadar ılık bölgeler olan "yaşama elverişli kuşaklarda" dolanıyor olabilecekleri ümit edilmektedir. Kaynak |
| Saat: 13:02 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık