![]() |
Çanakkale Destanı (Çanakkale Zaferi - Çanakkale Savaşı) 1 ek "Her ne kadar oturduğu yerden ahkam kesen bazı kişi ve gruplar tarafından küçümsenmeye, çarpıtılmaya, gölgelenmeye ve içi boşaltılmaya çalışılsa da; Çanakkale Deniz Zaferi Türk milleti tarafından tarih boyunca eşi benzeri çok az görülmüş destansı bir savunma ile 18 Mart 1915 tarihinde kazanılmıştır. Şehitlerimizi rahmetle anıyor, elde tutma bedeli çok ağır ödenmiş vatan topraklarımıza karşı sonsuz sevginin ve sorumluluk bilincinin hiçbir zaman kaybolmaması gerektiğini bir kez daha vurguluyoruz. ÇANAKKALE GEÇİLMEZ! :turkiyem:" NeutralizeR Çanakkale Zaferi (19 ŞUBAT 1915 - 18 MART 1915)![]() Onların bu başarısızlıkları dünya tarihi bakımından çok önemli sonuçlar doğurdu. Çanakkale Boğazı'na ilk İngiliz ve Fransa saldırısı denizden oldu. Deniz savaşları 3 Kasım 1914'ten 18 Mart 1915'e dek sürdü. İngiliz-Fransız donanması boğazı geçemedi. Uğranılan ağır kayıplar karşısında amiraller meclisi "Çanakkale geçilemeyecektir. Yeniden bir deneme çılgınlıktır. Denizden ilerlemeye son verilmelidir" görüşüyle deniz savaşlarını durdurdu. Boğazın karadan ele geçirilmesine karar verildi. Osmanlı Devleti, olayların gelişmesinden, boğazın karadan zorlanacağını anlamış, boğazı karadan savunmak için yeni bir ordu (5. Ordu) kurmuş ve bu ordunun başına da Alman Generali Liman von Sanders getirilmişti. Deniz savaşlarında uğradıkları başarısızlık üzerine İngiltere ve Fransa, Çanakkale'yi karadan zorlayacak yeni bir ordu oluşturdular. İngiliz, Fransız ve Anzac'lardan (Avustralya ve Yeni Zelanda Askerî Kuvvetleri/Australian and New Zealand Army Corps) oluşan 70.000 kişilik bu ordunun genel karargâhı Limni Adası'nın Mondros Limanı'nda kuruldu. Kara savaşları 25 Nisan 1915'te başladı. Asıl savaşlar Gelibolu Yarımadası'nda oldu. Buraya ilk çıkarma 25 Nisan 1915'te Seddülbahir'den yapıldı. Çok kanlı savaşlardan sonra İngiliz-Fransız güçleri ancak kıyı bölgesinde tutunabildiler. İngiliz-Fransız donanması, Arıburnu Çıkarması'na 24-25 Nisan 1915 gecesi başladı.Amaçları, Kocaçimen Tepesi'ni ele geçirmekti. Bu tepe, yarımadanın en yüksek noktasıydı. Eğer bu tepe İngiliz-Fransız kuvvetlerinin eline geçerse bu kuvvetler tüm yarımadaya egemen olabilirlerdi. Oysa bu tepede bulunan savunucular, ancak bir bölük gücündeydiler ve cephaneleri bittiğinden kısa bir süre sonra geri çekilmeye başlamışlardı. Bu çok güç durum, yedekte bulunan 19. Tümen Komutanı Mustafa Kemal'in girişimiyle düzeltildi. Mustafa Kemal, üstlerinden emir almadan 57. Alay'ı harekete geçirdi. Mustafa Kemal, bu başarısı üzerine Arıburnu Kuvvetleri Komutanlığına atandı. Arıburnu Savaşları sürerken İtilâf Devletleri 4 Mayıs'ta Kabatepe'ye bir çıkarma denediler, fakat burada da başarılı olamadılar. 19 Mayıs 1915'te Çanakkale bölgesini savunmakla görevli güçlerin başında bulunan Liman von Sanders'in emri ile Arıburnu kıyılarına yerleşmiş olan İngiliz-Fransız güçleri üzerine bir karşı saldırı yapıldıysa da başarısızlıkla sonuçlandı. Buna karşılık 5 Haziran 1915'te İngiliz-Fransız güçleri de bir saldırı denediler, o da başarılı olamadı. Bu sıralarda rütbesi albaylığa yükseltilmiş olan Mustafa Kemal, Arıburnu bölgesindeki güçlere ek olarak Anafartalar bölgesi güçleri kumandanlığına atandı. 5 Haziran günündeki başarısızlıkları üzerine İngiliz-Fransız güçleri yeni birliklerle desteklendiler, beş yeni tümenle desteklenen bu güçlerin 3 tümeni Suvla Limanı'na bir çıkartma yaparken, diğer iki tümen de Conkbayırı yönünden Kocaçimen yönüne 6 Ağustos'ta saldırıya geçti. 8 Ağustos'ta saldırı Conkbayırı yönünde de gelişti. Bu saldırıların başarılı olması, tüm Arıburnu Cephesi'nin çökmesi demekti. Öte yandan Suvla Limanı'na yapılan çıkarma da gelişmeler gösteriyordu. İşte bu durumda Albay Mustafa Kemal tüm Anafartalar bölgesi güçleri kumandanlığına getirildi (8-9 Ağustos gecesi). Bu önlem sonuç verdi. Mustafa Kemal, emrine verilen tüm güçleri 10 Ağustos'ta saldırıya geçirdi. Düşman ilerlemesi durduruldu. İngiliz-Fransız güçleri yeni desteklerle 21 Ağustos 1915'te Küçük Anafartalar yönünde yeniden harekete geçti, fakat 15-20.000 kişi yitirmelerine ve 27 Ağustos'ta saldırılarını yenilemelerine karşın başarılı olamadılar. Bu savaşlar Çanakkale kara savaşlarının son çarpışmaları oldu. Çarpışmalar yıl sonuna dek siper savaşları biçiminde sürdü. İtilâf kuvvetleri önce 19-20 Aralık 1915'te Anafartalar'dan, 8-9 Ocak 1916'da da Seddülbahir'den çekilerek Çanakkale Savaşları'na son verdiler. Morpa Genel Kültür Ansiklopedisi & MsXLabs |
1 ek ![]() Çanakkale savaşlarıBirinci Dünya savaşı’nda, Türkiye ile itilaf devletleri arasında, Çanakkale boğazı ve dolaylarında yapılan kara ve deniz savaşları (3 kasım 1914 - 9 ocak 1916). itilaf devletleri'nin bu cepheyi açmalarının amacı, Boğazlar'ı ve İstanbul'u ele geçirerek Osmanlı devletinin açtığı öteki cepheleri de tasfiye etmek ve Rusya ile bağlantı sağlayarak ona araç-gereç yardımında bulunabilmekti. Osmanlı devletinin savaş dışı kalmasından sonra, daha savaşa katılmamış olan Balkan devletlerinin itilaf devletleri safında savaşa girmeleri de amaçlanmıştı Öte yandan, Ruslar'ın Almanlar karşısında geçici olarak başarı gösterip, Karpatlar'ı aşarak Macaristan ovalarına inmeleri, İngiltere'yi kuşkulandırmıştı. Ruslar, Budapeşte üzerine saldırabilir ve merkezi devletlerle Türkiye'nin bağlantısını keserek İstanbul’un geleceğini belirlemek konusunda kendilerine avantaj sağlayabilirlerdi. Rusya'nın Almanya ile anlaşıp İstanbul ve Boğazlar'ı ele geçirerek savaştan çekilmesi tehlikesi karşısında İngiltere için Çanakkale seferini açmak kaçınılmaz olmuştu. Rusya, Çanakkale cephesinin açılmasını kaygı ile karşıladı. Çünkü, İstanbul ve Boğazlar'ın kendisinden önce İngiltere ve Fransa tarafından ele geçirilmesi olasılığı ortaya çıkmıştı. Bu nedenle, müttefiklerinin bir filo ile Rusya’nın da İstanbul'u zorlaması yolundaki önerilerini, donanmasının yetersiz olduğunu öne sürerek geri çevirdi. Ancak, İngiltere ve Fransa'yı Boğazlar konusunda bir antlaşmaya zorlamaktan da geri kalmadı. 4 mart 1915’te müttefiklerine bir nota vererek, İstanbul ve Boğazlar ile Marmara'nın doğu ve batı kıyılarının kendisine bırakılmasını istedi. Rusya’nın bu baskısı, İngiltere ve Fransa tarafından hoş karşılanmamakla birlikte, istekleri kabul edildi. Bu pazarlıklar arasında, büyük harcamalar yapılarak Çanakkale’ye gönderilen kuvvetler, büyük bir gösteri ile harekâta başladılar. Coğrafya yapısı ve konumu yönünden savunmaya elverişli olan boğaz, Türkler tarafından mayınlanmıştı. Dış (methal), orta (merkez) ve iç olmak üzere üçe ayrılan türk müstahkem mevkilerinin komutası miralay Cevat Bey’e (Çobanlı) verilmişti. 3 kasım 1914'te 28 gemilik İngiliz -fransız filosu, boğazın dış tabyalarını 17 dakika süren top ateşine tuttu. Bu bombırdıman sonucu özellikle Seddülbahir tabyası büyük hasar gördü. itilaf donanmasıÇanakkale boğazındaki Seddülbahir, Ertuğrul, Kumkale ve Orhaniye tabyalarını 12 zırhlıdan oluşan bir filo ile iki kez, 19 ve 25 şubat günleri yeniden yoğun bir top ateşine tuttu. Boğazdaki bu dört dış tabyanın büyük ölçüde hasar görmesine neden olan bu saldırının ardından karaya asker çıkaran ingilizler ve Fransızlar tabyaların sağlam kalan kısımlarını da tahrip ettikten sonra, askerlerini gemilerine geri çektiler. Daha sonraki günlerde (7,8 ve 10,11 mart) itilaf donanması türk tabyalarını yine yoğun top ateşi altına aldı, itilaf donanması boğazı denizden zorlayarak geçmek için 18 mart günü bir genel saldırı planlamıştı. Bu tarihten önce mayın tarama gemileri yoğun bir faaliyet göstererek boğazdaki mayınların bir bölümünü topladı. Ancak, Mesudiye-Soğanlıdere hattından Çimenlik'e kadar olan bölge mayından temizlenemedi. Bu arada türk mayın gemisi Nusret, 17/18 mart gecesi Karanlık liman’ın yukarı bölümüne 26 mayından oluşan bir mayın hattı dökmeyi başardı. 18 mart 1915 günü saat 11.00'de 18 büyük zırhlı, birçok muhrip ve denizaltı- dan oluşan İtilaf donanması üç filo halinde boğaza girdi. İngiliz filosuna amiral Robeck, fransız filosuna amiral Guöpratte komuta ediyordu. Düşman filosu, 506 top kullanarak 150 topun savunduğu türk tabyalarını 6 saat 45 dakika aralıksız top ateşi altında tuttu. Ancak bu arada ingilizler'in irresistible ve Ocean zırhlarıyla Fransızlar’ın Bouvet zırhlısı top mermisi ve mayın isabetiyle battı. Ayrıca ingilizler'in infleyible ve Fransızların Gaulois ve Suffren zırhları ağır yara alarak saf dışı kalırken, üç gemi de aldıkları yara sonucu karaya oturdu. Büyük kayıplara uğrayan itilaf donanması, bu durum karşısında Marmara denizi’ne giremeyip geri çekilmek zorunda kaldı. Kara savaşları.İtilaf donanmasının başarısız 18 mart saldırısı, Çanakkale boğazının karadan yardım ve destek görmede, geçilemeyeceğini gösterdi. Karadan yapılacak saldırı için, İngiliz, fransız ve anzak birliklerinden oluşan 75 000 kişilik bir kuvvet hazırlandı ve komutanlığına İngiliz generali sir ian Hamilton’s getirildi. Çanakkale boğazını, Otto Liman von Sanders Paşa'nın komutasındaki 5. türk ordusu savunuyordu, ilk çıkarmalar 25 nisan 1915 sabahı Gelibolu yarımadasında Arıburnu ve Seddülbahir'e, Anadolu yakasında Kumkale'ye yapıldı (itilaf kuvvetleri ayrıca Saros körfezi ve Beşike limanına gösteriş çıkarmaları yaptılar). Seddülbahir ile Tekeburnu arasında kıyıya çıkan İngiliz ve fransız kuvvetleri fazla ilerleyemeden durduruldu. Arıburnu'na çıkan anzak birliklerinin ileri hareketi yarımadanın kilidi durumundaki Kocaçimentepe ve Conkbayırı için tehlike yarattı. XXVII. Alay'ın yetişmesi anzak ilerlemesini geciktirdiyse de tehlike geçmiş değildi. Durumun önemini kavrayan ordu ihtiyatındaki XIX. Tümen'in komutanı Mustafa Kemal Bey (Atatürk) kendiliğinden harekete geçerek Kocaçimen tepesi yönünde ilerleyen Anzaklar'a hücum etti ve onları kıyıya en yakın sırtlara kadar geri attı. Kumkale'ye çıkan fransız birlikleri Kumkale’yi ele geçirdilerse de 25/26 nisan gecesi burayı boşalttılar ve karşı sahildeki kuvvetlere katıldılar. 26, 27 nisan günleri süren şiddetli çarpışmalar sonunda itilaf kuvvetleri, tuttukları dar kıyı şeridine hapsedildi. Seddülbahir cephesinde 28 nisan sabahı saldırıya geçen transız ve İngiliz birlikleri türk karşı saldırısıyla geri atıldı (Birinci Kirte savaşı). Türk kuvvetleri 1/2 ve 3/4 mayıs geceleri düşmanı denize dökmek için harekete geçtiyse de sonuç alamadı. itilaf kuvvetlerinin Alçıtepe'yi ele geçirmek için giriştikleri 6-8 mayıs (İkinci Kirte savaşı) ve 4-6 haziran (Üçüncü Kirte savaşı) saldırıları durduruldu. Fransız kuvvetlerinin 21-22 haziran saldırısı (Birinci Kerevizdere savaşı), İngiliz birliklerinin Zığındere'nin iki yanındaki türk mevzilerine yönelen saldırısı kırıldı (Zığındere savaşları, 28 haziran - 5 temmuz). Fransız ve İngiliz birliklerinin Kerevizdere'ye saldırısı da durduruldu (ikinci Kerevizdere savaşı, 12-13 lemmuz). Arıburnu cephesinde türk kuvvetlerinin 1 mayıs günü ve 19 mayıs gecesi düşmanı denize dökmek amacıyla giriştikleri karşı saldırılar da gelişemedi. Bundan sonra bu cephede siper savaşları başladı. Hamilton, türk kuvvetlerini kuzeyden kuşatmaya karar verdi: Boğaz'a egemen Kocaçimen ve Cönk tepeleri bir gece baskını ile ele geçirilecek, Tuzla gölü güneyinde karaya çıkarılan kuvvetler Ana- fartalar üzerinden ilerleyerek türk birliklerini kuzeyden kuşatacaktı. Takviye edilen itilaf kuvvetleri 6 ağustosta Arıburnu'ndan Kocaçimen tepesi yönünde saldırıya geçti. Seddülbahir cephesinde de türk birliklerini yerlerinde tutmak için oyalama saldırılarına başladı. Öte yandan 6/7 ağustos gecesi Suvla limanına yeni kuvvetler çıkarıldı 8 ağustosta ingilizler Conktepesi'ne girdiler. Bu arada Liman Paşa kıyı gözetlemesi dışında bütün kuvvetlerini savaş alanına yöneltti. 8 ağustos gecesi Anafartalar grup komutanlığına atanan Mustafa Kemal Bey 9 ağustosta Küçük ve Büyük Anafartalar yönünde ilerleyen İtilaf kuvvetlerini güçlü bir karşı saldırıyla ovaya sürdükten sonra 10 ağustos sabahı yakından yönettiği bir süngü hücumuyla Conkbayırı’ndaki İngiliz kuvvetlerini de geri attı İtilaf kuvvetlerinin Anafartalar cephesinde 13, 15 ve 21 ağustosta yaptıkları saldırılar başarılı olamadı. Ağustos ayının son günlerinden başlayarak iki taraf arasındaki çarpışmalar siper savaşlarına dönüştü. Bazı yerlerde siperler birbirlerine 15-20 m yakınlıktaydı. İki taraf da tüneller açarak karşı siperleri tahrip etmeye çaba gösteriyor, gizli yerlerden aynalı silahlarla keskin nişancılar atışlar yapıyor, siperlerdekiler birbirlerine el bombaları savuruyorlardı. Cephanesi bol olan düşman, karadan ve denizden türk siperlerini sık sık yoğun topçu ateşine tutuyor, cephanesi kıt olan türk topçuları düşmana çok az ve kısa süreli atışlarla karşılık verebiliyordu. Kara savaşları bu yolda sürüp giderken İngiliz denizaltıları Çanakkale boğazından Marmara'ya girerek türk cephesine denizden ikmal yollarını kesmek için geniş çapta faaliyet gösterdi. Bir İngiliz denizaltısı Galata rıhtımına kadar yanaşarak bir türk vapurunu torpilledi. İngiliz kaynaklarına göre, Marmara'ya girmeyi başaran 13 denizaltıdan 7 tanesini Türkler batırdı,1 tanesini ele geçirdi. Çanakkale savaşı süresince İngiliz denizaltıiarı Mesudiye ve Barbaros adlı türk zırhlılarıyla 5 topçeker gemisini, 1 taşıt gemisini, 44 motoru ve 149 mavnayı batırdı. Buna karşılık yüzbaşı Ahmet Bey komutasındaki Muaveneti milliye muhribi ingilizler’in ünlü Goliath zırhlısını batırırken Akdeniz’den Ege'ye geçen iki alman denizaltısı da ingilizler'in Triumph ve Majestic adlı savaş gemilerini torpilleyip batırdı. Gelibolu yarımadasındaki çarpışmalar 1915 yılının ekim ayına doğru hemen hemen durmuş gibiydi, itilaf kuvvetleri 6 aralıkta Anafartalar, Arıburnu ve Seddülbahir cephelerinin boşaltılarak Çanakkale savaşları'na son verilmesini kararlaştırdılar. Düşman, Anafartalar ve Arıburnu cephesinden 19-20 aralık 1916 gecesi, Seddülbahir cephesinden ise 8-9 ocak 1916 gecesi bütün birliklerini çekti. Türk ordusu Çanakkale'de altı ay süreyle yarım milyona varan bir kuvvete karşı koyarak, müttefiklerine büyük çapta yardımda bulunduğu gibi Birinci Dünya savaşı’nın kaderi ve Rus çarlığı’nın çökmesinde önemli rol oynadı. Karma bir yönetim ve çok az cephaneyle yürütülen savaşlar sonunda Türkler 55 000 şehit, 100 000 yaralı, 10 000 kayıp, 25 000 hastalıktan ölmek üzere 190,000 kişi yitirdi. İtilaf devletleri’nin kayıplarıysa 43 000 ölü, 72 000 yaralı ve 30 000 kayıp olmak üzere 145 000'i buldu. Çanakkale savaşları'nın sürdüğü dönemde itilaf devletleri'nin,Rusya'nın baskısıyla yaptıkları antlaşmayla Boğazlar ve İstanbul’u bu ülkeye vaat etmeleri, İtalya’yı yeniden İtilaf devletleri'nin yanına çekti. OsmanlI devleti topraklarının paylaşılması sırasında İtalya'ya da bazı topraklar vaat edilerek bu ülkenin Avusturya' ya savaş açması sağlandı, itilaf devletleri'nin Çanakkale'deki başarısızlığı,Bulgaristan’ı Müttefikler safında yer almaya itti. Böylelikle Almanya ile OsmanlI devleti arasında bir köprü kurulmuş oldu. Bu durum, savaşın üç yıl daha uzamasına, Rusya'nın itilaf devletleri ile ilişki kuramamasına ve Rusya'daki parasal bunalımla iç huzursuzluğun artarak en sonunda 1917 Bolşevik ihtilali'nin patlamasına yol açtı. Rusya'nın baskı ve yönlendirmesiyle Romanya itilaf devletleri saflarında savaşa katıldığı gibi yine birtakım toprak vaatleriyle Yunanistan da itilaf devletleri yanında savaşa katıldı. Brest Litovsk antlaşması’ndan (3 mart 1918) sonra savaştan çekilen Sovyetler, Doğu Anadolu’da işgalleri altında tuttukları yerlerden çekildikleri gibi, Berlin antlaşması (1878) ile ele geçirdikleri Kars, Ardahan ve Batum’u da Türkiye'ye geri verdiler. Böylelikle, Türkiye ile SSCB arasında Kurtuluş savaşı yıllarında daha da gelişecek olan iyi ilişkilerin temelleri atıldı. —Ed. Halkı ve aydınlan derinden etkileyen Çanakkale savaşı; türk edebiyatında çeşitli ürünlere konu oldu. Bu savaş üzerine söylenen türküler arasında en yaygın olanı "Çanakkale türküsü”dür: "Çanakkale içinde vurdular beni Ölmeden mezara koydular beni". Savaşın korkunç boyutları, savunmanın hangi özverilere dayandığı, uygulanan askeri taktikler ve savaş üzerine ayrıntılı bilgiler, Ruşen Eşref Ünaydın'ın Anafartalar kumandanı Mustafa Kemal'le mülakat (yeni harflerle 1930) adlı yapıtında verilir. Ünaydın'ın Çanakkale'de savaşanlar dediler ki (yeni harflerle 1961) adlı röportaj kitabı ise mehmetçiklerin ağzından savaş sahnelerini canlandırır. Mehmet Akif Ersoy (Asım", 1923), Çanakkale savaşı nı uygarlık çatışması açısından ele alır ve Avrupa uygarlığını barbarlıkla suçlar. Şair, ülkesinin savunulması uğruna canını veren mehmetçiği ulusal kahraman niteliği yanında dinsel yönden de yüceltir (Ey bu topraklar İçin toprağa düşmüş asker Gökten ecdad inerek öpse o pök alnı değer) ve "son haçlı seferi" olarak adlandırdığı savaşın korkunç görüntülerini betimler. Reşat Nuri Güntekin'in "Mehmetçik" adlı hikâyesinde; Çanakkale savaşı'nda sakat kalmış, bu nedenle geri hizmete verilmiş bir türk askerinin kendisine teslim edilen yaralı İngiliz erini sırtında hastaneye taşıması ve “o da insandır" diyerek gösterdiği insanseverlik anlatılır. F. Celalettin, Keloğlan Çanakkale muharebesinde (1939) adlı yapıtında; türk askerinin savaş içinde sürdürdüğü günlük yaşamı canlandırır ve zor durumları nasıl kıvrak bir zekâ ile aştığını gösterir. Aziz Nesin; Bu yurdu bize verenler (1975) adlı kitabında Çanakkale'de savaşanlardan Manastırlı Koca Seyit'in yaşamöyküsünü anlatırken, türk köylüsünün savaş içinde ve sonrasında sürdürdüğü çetin yaşamı gerçekçi bir bakışla işler. Fazıl Hüsnü Dağlarca da Çanakkale destanı'nda (1965), savaşın evrensel boyutlarını, Avrupa sömürgeciliği karşısında Asya'nın direnişini zengin imgelerle dile getirir ve “altın dişli sömürgenlerine yeryüzünün" boyun eğmeyişini destanlaştırır. Kaynak: Büyük Larousse |
1 ek KRONOLOJİ![]() 1914
1915
1916
|
Çanakkale, Çanakkale Savaşı, Çanakkale Destanı, Çanakkale Zaferi 2 ek ![]() BİR ZIRHLILARINI BATIRDIKRUMİ 6 MART 1331/MİLADİ 19 MART 1915, S.1 Karargâh-ı Umûmi’den dün vuku’ bulan tebligâtla gark edildiği bildirilen Fransızların “Bouvet” zırhlısı (resim altı) Birkaç gündür Çanakkale’ye karşı harekâtını ta’til ve tebdîl etmiş gibi görünen düşman donanmasının dün yeniden ve şiddetle ta’arruza başlaması oldukça gayr-ı muntazır bir vak’a gibi telakki olunabilir. Birkaç günkü sükût ve sükûnetin düşman donanmasının kat’i bir ric’ati sûretinde add edilmesi lazım gelmeyeceğini biliyorduk fakat yeniden esaslı muhâcemâtın da ancak yeni bir takım istihzârât ve tertîbâttan evvel vuku’a geleceğine ihtimal vermiyorduk. Galiba müşterek Fransız ve İngiliz zırhlıları, bir aylık ta’arruzlarından hâsıl olan ehemmiyetsiz netâyicin Balkanlarla sâir muhitlerde tevlîd eylediği sui te’sîrâtın sevk ve ilcâsıyla olmalı ki Boğazlara karşı yeniden şiddetli hücûma başladılar. Bu muhâcemâtın şimdilik hâsıl ettiği netice ise büyücek bir düşman gemisinin Çanakkale pişgâhında batmış olmasıdır. Bu gark-ı keyfiyeti Boğaz müdafa’ası hesabına şüphesiz büyük bir muvaffakiyettir. “Bouvet” zırhlısına gelince, bu gemi Fransız filosuna mensup oldukça eski bir zırhlı olmakla beraber yine hatırı sayılır sefâin-i harbiyeden add edilebilir. “Bouvet”nin ib’âd ve kuvvetini ber vech derc eyliyoruz: Sefînenin Cesâmeti12,205) tona Eslihâsı:2 aded 30 buçuk santimlik (45) çap tulunda büyük top,2 aded (27) santimlik (45) çap tulunda keza büyük top,8 aded 14 santimlik (15) çap tulunda mütevessit top, 8 aded 10 santimlik ve (45) çap tulunda keza mütevessit top, (24) aded de (4) buçuk santimlik küçük top. Sür’ati:18 mil _ Fiyatı (1,200,000) İngiliz lirası,mürettebâtının miktarı,vakt-i hazırda (621) kişi, vakt-i seferde (1000) kişi. Bu (Bouvet),1896 senesinde deryaya tenzîl edilmiş olup (18) senelik hayata mâlik demektir. DÜŞMANLARIMIZIN İKİ BÜYÜK ZIRHLISINI DAHA BATIRDIKRUMİ 7 MART 1331 /MİLADİ 20 MART 1915, S.1 İngilizin (Afrika) zırhlısı Fransızın (Bouvet) zırhlısı İngilizin (İrresistible) zırhlısı (16,600) tona (12,205) tona (15,250) tona Müşterek Fransız ve İngiliz donanmasına bir mezar olacak gibi görünen Çanakkale Boğazı’nın medhali ile, boğaz müdafi’lerinin kahramanlıkları sayesinde batırılan düşmanın üç büyük zırhlısı Düşmanın miktar ve ehemmiyet-i zâyi’âtı: İsim Tonilato Top miktarı(büyük,küçük) Zırh kuşakı Nüfus zâyi’âtı Sefâinin kıymeti Bouvet 12205 34 400 milimetre 230 1200000 İrresistible 15250 39 229 milimetre 780 1000000 Afrika 12200 44 229 milimetre 780 1500000 Üç zırhlı 44055 114 2190 3800000 İngiliz lirası Boğaz medhalinde batırılan üç büyük düşman zırhlısının evsâf-ı harbiyeleri hakkında ma’lûmâtı, ber vech bilâ derc eyledik. Evvelki gün gecenin yarısına kadar düşman sefâin-i harbiyesine karşı müessir bir ateş etmiş olan topçularımız ‘uhdelerine mevdu’ büyük ve mühim vazifeyi güzîde bir liyâkatle îfâ eylediklerini ispat ettikleri gibi Fransızların “Bouvet” zırhlısı ile beraber İngilizlerin de iki büyük zırhlısını batırmakla hiç bir zaman unutamayacağımız “Sultan Osman” ve “Reşadiye”mizin en muvâfık bir sûrette intikamını almış oldular. Gerçi intikam henüz tamamen alınmamıştır. Fakat İngilizlerin mu’âmele-i gâsıbânelerine nâdim olacakları gününde ... YİNE ÇANAKKALE’MİZE DÂİRRUMİ 8 MART 1331/MİLADİ 21 MART 1915, S.1 Düşmanlarımızın son def’a büyük bir şiddet ve savletle zorlamak teşebbüsünde bulundukları Çanakkale’de Perşembe günü ihrâz olunan galibiyet ve muzafferiyet harb-i hâzırın cidden en mühim vak’alarından birini teşkîl etmiştir. Denilebilir ki Çanakkale’nin Perşembe günkü musâra’a-i müdhişe esnasında ibrâz eylediği müdafa’a-i kahramânâne tarihte yeni bir fasıla-i mebde teşkîl eyleyecek kadar parlak idi. Dünki telgraflardan anlaşılacağı üzere Almanya ve Avusturya metbû’âtı da bi’l-hassa bu noktaya işaret eylemiş ve kahraman müdafi’lerin mukarr hilafetin kapılarını tecavüz-i i’dâya karşı muhâfaza ve siyânet eylemek hususundaki ehliyet ve liyâkat-ı mümtâzelerini şâyân-ı takdir ve tebrik bulmuştur. Bilâdaki resimlerden biri Çanakkale Boğazı’nın bir kısmını vâzihan gösterdiği gibi diğer resimde Çanakkale’mizin manzara-i umûmiyesini irâe eyliyor. ÇANAKKALE MUZAFFERİYETİRUMİ 8 MART 1331/MİLADİ 21 MART 1915, S.4 Muhâbir-i mahsûsamızdan: Çanakkale 6 Mart _ (gecikmiştir) Dün (perşembe günü) sabahı hava güzel, deniz râkid idi. Saat on buçukta altısı önde dördü biraz geride olmak üzere on düşman sefinesinden mürekkeb bir filo boğaz medhaline takarrub etti. Fedakâr tayyarecilerimiz daha evvel tayarân ederek istikşâfât icrâsıyla donanmanın harekâtını ihbâr eylemiş olduklarından mevki’-i müstahkem düşmanın takarrubuna muntazır bulunmakta idi. Düşman filosunun saff-ı harbi soldan başlayarak sırasıyla “Triumph, Agamemnon, Nelson, Queen Elisabeth, İnflexible, Majestic” zırhlılarından ve beş torpidodan mürekkeb bulunuyordu. Saat onbirde sefâin-i mezkûre ateşe başladılar. Birinci hatt-ı harbin arkasında ikinci bir hat teşkîl eyleyen Fransızların “Golva, Charlemagne, Suffren, Saint Lui” zırhlıları da onbir buçukta endâhte iştirâk ettiler. Saat onikide İngilizlerin “İrresistible” ve “Afrika” isminde altı zırhlısı ile üç kruvazörü daha evvelki sefâine iltihâk eylediler. Bu sûretle ondokuz gemiye bâliğ olan düşman donanması ateşinin şiddetini bir kat daha tezyîd etti. En ileride İngilizlerin “Queen Elisabeth” deridnotu bulunuyordu. Sahilin Rumeli cihetinde ilerleyen iki Fransız zırhlısı o taraftaki bataryalarımızın müessir endâhtı ile ric’ate mecbûr oldular ve Anadolu sahiline geçmek için dümen kırdılarsa da o cihetteki istihkâmlarımızdan da ayn-ı müthiş ateşe ma’rûz kaldılar. Büyük bir isâbetle ateş püsküren ağır toplarımızın mermileriyle evvela bir torpido muhribi gark oldu. Arkasından da Fransızların “Bouvet” zırhlısına da batmazdan evvel büyük çapta iki mermi isâbet ettiği görüldü. Muhârebe kemâl-i şiddetle saat ba’de’z-zahir altıya kadar devam eyledi. Bataryalarımızın müessir mukâbelesinden “İrresistible” zırhlısı fena halde hasara uğramış ve hareket edemeyecek bir hale gelmişti. Gemi, burada topları kâmilen suya girecek kadar sancak tarafına meyl etmiş batmak üzere bulunuyordu. Bu zırhlının imdadına şitâb eden “Afrika” sefîne-i harbiyesi dahi toplarımızın taharrub ateşine ma’rûz kalarak biraz sonra yan tarafına batmış ve her iki gemi gruptan sonra büsbütün gark ve nâbûd olmuşlardır. Sâir düşman sefâininin kâffesine müte’addid isâbetler vuku’ bulduğu sûret-i kat’iyede müşâhede edilmiştir. Büyük rahnelerle hatt-ı harbden çıkarak boğazdan firara muvaffak olan diğer bir zırhlısı da ancak Bozcaada’ya kadar gidebilmiş, orada baş tarafından dalmak sûretiyle o da gark olmuştur. Muhârebe tamam yedi saat ve kemâl-i şiddetle devam etmiştir. Düşman gemileri tarafından atılan yedibin mermiye mukabil şehit ve mecrûhlarımızın miktarı pek cüz’i olduğu gibi istihkâmâtımızın hasârâtı da son derece ehemmiyetsizdir. Düşmanın insanca telefâtı ise binlerce kişidir. Bataryalarımızın cümlesi hal-i fa’aliyette harbe hazır bulunmaktadır. Zabitân ve efradın gösterdiği bi-misal metânet, mahâret ve şeca’at bu müthiş muhârebede galibiyetimizi temîn eylemiştir. Tayyarelerimiz oraya gelen düşman tayyaresine hücûm ederek def’ etmişlerdir. Muhârebe boğaz kasabası ahâlisinde hiçbir heyecanı mûcib olmamıştır. Şimdi Çanakkale’de biraz evvel dağları tepeleri inleten o müthiş top sedâları yerine i’timâd-ı zaferden doğan neşeli bir sükûn ve sükûnet hükm-ü fermâdır. YİNE ŞANLI SAHNE-İ ZAFERİMİZRUMİ 9 MART 1331/MİLADİ 22 MART 1915, S.1 Bahr-i Sefid Boğazı’nı zorlamak isteyen düşman donanmasına karşı kal’a müdafi’ ve muhâfızları tarafından ihrâz olunan zaferin ehemmiyeti gün geçtikçe daha iyi anlaşılıyor. Boğaz medhalini üç düşman zırhlısına medfen yapan bu şanlı gal****** kıymeti hakkında Avrupa metbû’âtında ve tahsîsen Almanya ve Avusturya gazetelerinde görülen takdîrât ve âsâr-ı mücerret pek ziyade câlib-i nazar-ı dikkattir. Almanlar şimdiye kadar müthiş düşmanlarına karşı şâyân-ı hayret himmetler ve şeca’atlerle emsâline tarih-i alemde nadir tesadüf olunur muzafferiyetler ihrâz ettikleri halde bizim Çanakkale’de gösterdiğimiz hamâset ve besâletimiz söz edilemeyecek derecede şevk ve sûruda düşmüş gibi görünüyorlar. Bu yiğit ve yaşamak için ölmeyi bilen fedakâr adamlar tarafından Çanakkale’de gösterdiğimiz şiddet-i müdafa’anın bu sûretle alkışlanması ise bizler için hiç şüphesiz mûcib-i memnûniyettir. Alman ve Avusturyalıları İngiliz ve Fransız donanmasına karşı kazandığımız zaferden pek ziyade mesrûr eden cihet ise şüphesiz bu zaferle kendilerine dolayısıyla ettiğimiz hizmetin ehemmiyetidir. Fi’l-hakika birkaç gündür izah ettiğimiz vechile İngiliz ve Fransız donanmasının Çanakkale’ye karşı pek ciddi hücûma te’addisi üzerine uğradıkları âkıbet İngiliz ve Fransızlar için bahiren boğazları geçmenin hemen tamamıyla gayr-ı mümkün olduğunu ispat eylemiştir. Bu hakikatin sübûtu ise harb-i umûmi üzerinde bizim ve bizim olduğu kadar Almanya ve Avusturya’nın lehinde büyük büyük te’sirler gösterecektir. İngilizlerin boğazları zorlamak teşebbüsü bir taraftan Rusya ile ittisâl peyda etmek diğer taraftan âlem-i İslâmın mübbesi olan makâm-ı hilâfeti can evinden vurmak gibi ne büyük emel ve ümitler rabt ettikleri düşünülecek olursa üç gün evvelki Çanakkale muhâcemesini akîm bıraktırmakla kendimize ve Avrupa’daki dostlarımıza ne hizmetler îfâ ettiğimiz layıkıyla anlaşılmış olur. Biz şu ilk mühim tecrübe ile neler yapabileceğimizi tamamen anlamış olduğumuzdan düşmanlarımızın yeni ve daha akurâne hücûmlarına kemâl-i sükûnet ve i’timâd-ı nefs ile intizâr edebiliriz. Herhalde şimdilik ihrâz eylediğimiz galibiyetin ehemmiyeti ve netâyici pek büyüktür. Buna binâendir ki Çanakkale’nin şimdiye kadar cereyan eden muhârebâta sahne olan sahasının mufassal bir haritasını daha vazi’-i enzâr kareyn eyliyoruz. ÇANAKKALE MÜDAFA’ASI – İTİRAFLARRUMİ 9 MART 1331/MİLADİ 22 MART 1915, S.2 Berlin 20 Mart – Londra’dan iş’âr olunuyor: “İngiltere Bahriye Nezareti İngiltere’nin “İrresistible” ve “Ocean” zırhlıları ile Fransa’nın “Bouvet” zırhlısının Çanakkale önünde torpile çarparak batmış olduklarını tebliğ ediyor. İngiliz tebliğine göre İngiltere’nin insanca zâyi’âtı vahim değildir. Buna mukabil “Bouvet” mürettebâtı hemen (K.) Berlin 20 Mart – Paris’ten iş’âr olunuyor: Bir tebliğ-i resmîde deniyor ki: “18 Martta icrâ edilen Çanakkale bombardımanı esnasında Fransa’nın saff-ı harb zırhlısı “Bouvet” bir torpile çarparak gark olmuştur. İki İngiliz zırhlısı da gark olmuş ve “Bouvet” mürettebâtından bir kısmı kurtulmuştur.” (K.) “Bouvet” Mürettebâtından Yalnız (30) Kişi KurtulmuşAtina 19 Mart – Çanakkale önünde gark an “Bouvet” zırhlısı mürettebâtından yalnız (5) zabit ile (25) neferin kurtarılmış olduğu haber veriliyor.(K.)“Ametist” Kruvazörünün Mahv ve Tahribi Bir daha tamir edilemeyecek bir sûrette hasârzede edildiği evvelce haber verilen “Ametist” nâmındaki İngiliz kruvazörünün tamamıyla tahrip edilmiş bulunduğu İngiliz menâbi’inde de ketm edilmemektedir. Dün akşam gelen Bulgar gazetelerinde okuduğumuz bir Paris telgrafnâmesine göre İngiliz gemisine yirmiiki Osmanlı güllesi isâbet etmiş ve tamamen hatt-ı harbden hariç kalmıştır Alman Metbû’âtının Sitayişleri Berlin 20 Mart – Alman metbû’âtı Çanakkale’ye kuvve-i muhâfazasının ihrâz ettiği parlak muzafferiyetten dolayı Türkiye’yi tebrîk ve Türklük şeca’at ve muhabbet-i vataniyelerini takdîr eyliyor. “Magdeburg” gazetesi diyor ki: “Bugün cesur Osmanlı müttefikimize elimizi büyük bir samimîyetle uzatıyoruz. Onun muzafferiyetinden kendi zaferimiz gibi memnun oluyoruz. Biz esasen ayn-ı da’va üzerinde ayn-ı düşmanla harp ediyor ve âtîdeki ayn-ı maksadı ta’kib eyliyor: müşterek ve kat’i bir muzafferiyet ihrâz etmek!.. SON HABERLER – ÇANAKKALE’DERUMİ 11 MART 1331/MİLADİ 24 MART 1915, S.2 Düşman Donanması Dün de Görünmedi Çanakkale 20 Mart – (Muhâbir-i Mahsûsamızdan Çanakkale’de bugün de sükûnet-i tamah-ı hüküm sürmüş, düşman filosu hiçbir teşebbüste bulunmamıştır. Çanakkale Muzafferiyeti Te’sîrâtından Berlin 22 Mart – “Lokal Anchaiker” gazetesi Roma’dan telgrafla istihbâr ediyor: Müttefikler donanmasının Çanakkale önünde uğradığı zâyi’ât-ı azîme Roma muhafil-i siyasiyesinde pek çok taksîrâta meydan vermiştir. İstanbul’a tevcîh olunan tehdîdâtın te’sîriyle mütezelzil olmaya başlamış olan bî-taraflık mürûclarını bu adem-i muvaffakiyet tahkîm ve mürevviclerini temîn etmiş olduğu gibi müttefikler Çanakkale’yi bu bombardımana başlayalıdan beri İtalya’nın harbe atılmasını şiddetle arzu eden fırkaya da sükûnet gelmiştir. (M.) ![]() Berlin 22 Mart – Milan’da münteşir “Perse Veranza” gazetesi Çanakkale Boğazı’na ilk ciddi hücûmun akîm kaldığını dermiyan ettikten sonra bu adem-i muvaffakiyetin âlem-i İslâmda ve bi’l-hassa Balkan müslümanları arasında azîm bir te’sîr icrâ edeceğini beyan ediyor. Müttefikler Çanakkale Boğazı’na son hücûmlarında 2000 kişi zâyi’ etmişlerdir. (M.) Berlin 22 Mart – İtilâf-ı müselles taraftarı olan “Telgraf” gazetesi yazıyor: Çanakkale Boğazı önünde müttefikler donanmasının uğradığı adem-i muvaffakiyetin Roma ile Balkan pây-i tahtlarında hâsıl ettiği heyecan-ı vekâyi’-i âtînin cereyanı üzerine azîm te’sîrât icrâ edecektir. Müttefikler donanmasının Çanakkale Boğazı’nda ma’rûz kaldığı müşkülât ziyadeleştikçe İtalya ve Balkan hükümetleri itilaf-ı müsellese karşı daha ziyade ihtiyatlı bulunacaklardır. Neden Muvaffak Olamamışlarmış? Roma 23 Mart – 22 Mart tarihli İngiliz tebliğ-i resmîsi müttefikler donanmasının uğradığı adem-i muvaffakiyetin bir itiraf-ı baliğini mütezemmindir. Mezkûr tebliğ-i resmîye göre havanın fenalığı tayyarelerin tayarân ederek 18 Mart bombardımanının istihkâmlarda îfâ ettiği hasârâtın ehemmiyetini anlayabilmelerine mani’ olmuştur. Donanmanın düçâr olduğu zâyi’ât sebebiyle hücûma devam edilemediğinden ta’arruz-ı vaki’in netâyici hakkında büyük ümit beslemenin fazla olduğu mezkûr tebliğ-i resmîde beyan olunmaktadır. Çanakkale’de Düşman Zayi’âtı Bir İtalya Mütehassısının Mütâla’ası Milano 22 Mart – (Korya Dellasara) gazetesinin muharrir-i bahrîsi yazıyor: “İrresistible” sefînesinin ziyâ’ı Türk toplarının müessir atışından mütevellittir. Çanakkale istihkâmâtı vazifelerini hüsn-i îfâ edecek kuvvet ve mahârette olduklarını ispat ettiler. Müttefikîn donanmasının ise vazifesini bî-hakk-ı icrâya muktedir olduğu iddi’â edilemez. Biri batmış olan iki Fransız zırhlısının saff-ı harb haricine çıkarılması Fransa için zâyi’ât-ı azîmeden ma’dûddur. Zirâ hükümet-i mezkûre garbî Bahr-i Sefid’den uzaklaşabilecek daha pek çok zırhlıya mâlik değildir. (Sakolo) gazetesi Çanakkale muhârebesine iştirâk etmiş olan bir Fransız zırhlısının hasârât-ı vahimesini tamir etmek üzere (Malta)ya gelmiş olduğunu istihbâr ediyor. (K.) SABİH KALE... FAKAT ÇANAKKALE KARŞISINDA NÂÇÂR VE MÜNHEZİM!RUMİ 22 MART 1331/MİLADİ 4 NİSAN 1915, S.1 İngilizlerin (5) Martta Çanakkale’ye karşı vuku’ bulan ta’arruzlarından maksatları, boğazı ciddi sûrette zorlamak olduğuna hiç şüphe yoktur. Bunun en büyük delilini ise bu hücûm ve ta’arruzu icrâ için (Queen Elisabeth) gibi filolarının en müthiş ve kuvveli sefîne-i harbiyesini de isti’mâl eylemiş bulunmaları teşkîl eder, ma’lûm olduğu üzere Çanakkale ta’arruzunun bidâyetinden beri “Queen Elisabeth”in de bombardımana iştirâk ettiği ve hatta bu meyânda yaralandığı defa’ât ile iddi’a olunmuş ve fakat bu rivâyetlerin derece-i sıhhati meşkûk kalmıştı. Ma’a-mafiyh ta’arruzu müte’akip İngiliz ve Fransızlar tarafından neşr olunan telîgât-ı resmîde bu sefînenin ismi de zikr edildiği cihetle “Queen Elisabeth”in de Çanakkale harekâtına tahakkuk etmiş ve sefînenin paralandığı ise (5) Mart bombardımanı safhatini temâşâ eyleyen râsıdların ve muhâbirlerin müşâhedâtıyla tebeyyün eylemiştir.”Queen Elisabeth”gibi dünyanın en cesîm sefîne-i harbiyesinin de mu’âvenetiyle vuku’ bulan bir ta’arruza karşı (5) Martta Çanakkale’nin gösterdiği müdafa’a ile ne kadar iftihâr etsek azdır. Bâ-husûs ki İngilizler bu sefîne-i harbiyelerinin fevk’al-‘ade kuvvetli ve mükemmel olduğunu kendileri de i’lân edip duruyorlar. Nitekim geçenlerde “Satan” gazetesi İngiliz Harbiye Nâzırı (Churchill)e müraca’ât etmiş ve (Sabih Kale) ünvânını verdiği (Queen Elisabeth) hakkında ma’lûmât istemiştir. İngiliz Bahriye Nâzırının bi’z-zat vaki’ olan ifâdâtına nazaren “Queen Elisabeth” ayn-ı sistemde inşâ edilmekte olan beş cesîm deridnottan birincisidir. “Queen Elisabeth” eski planlarda görülen şekilde olmayıp yukarıdaki resimde gösterdiğimiz şekli hâiz ve yalnız bir bacalıdır. Sefînenin cesâmeti (27,000) tonilatoyu mütecâvizdir ve eslihâsı başlıca (38) santimetre çapında kıt’a büyük toptan mürekkebtir. Bu toplar (900) kilo sikletinde gayet cesîm mermileri yirmi kilometre mesafeye atacak bir kuvveti hâizdir. (Queen Elisabeth)in makineleri tamamen petrol müteharrik ve sür’ati ise saatte yirmibeş mildir. Bundan ma’dâ sefînenin üzeri tayyarelerden bomba ile vuku’ bulacak hücûmlara mukavemet eylemek üzere çelik levhalarla da mahfûzdur ki bu da sefâin-i harbiyede birinci def’a olarak tatbîk edilmektedir. |
Broken HiLL 6 ek 1914’ün Kasım ayında İngiltere ve müttefikleri, Osmanlı İmparatorluğu’na savaş açmıştı. Bu nedenle İngiliz Savaş Bakanlığı, Avustralya ve Yeni Zelanda’nın da ordularıyla kendine katılmasını istedi. Bunun üzerine kıtanın dört bir yanına, gençleri cepheye çağıran afişler asıldı. 1914 yılı sonunda binlerce Avustralyalı ve Y. Zelandalı asker gemilere doluşup yola koyuldular. O günlerde Osmanlı Padişahı ve Müslümanlar’ın Halifesi Sultan Reşat, müttefiki Almanya’nın da istemesiyle imparatorluğa savaş açan düşmanlara karşı dünyanın her yanındaki Müslümanlar’a ‘cihat’ çağrısı yaptı. Bu çağrı, okyanuslar aşarak Avustralya’da yaşayan iki Afgan Müslüman’a kadar ulaşacak ve hiç beklenmeyen bir olaya neden olacaktı… Afgan kökenli bu iki Müslüman, 40 yaşlarındaki Gül Badsha Muhammed ile 60 yaşındaki Molla Abdullah’tı... Avustralya’ya İngiliz sömürgesi Hindistan’ın kuzeybatısından, yani bugünkü Pakistan’dan göçmüşlerdi. Molla Abdullah ‘helal’ et satan bir seyyar kasap, Gül Muhammed ise dondurma satıcılığı yapıyordu. Yaşadıkları yer, Avustralya’nın maden bölgesiydi. ![]() Olay günü, Gül’ün dondurma tezgahının kırmızı kumaşından ay-yıldızlı bir Osmanlı bayrağı hazırladılar ve Broken Hill kasabasından Silverton yönüne giden tren yolu üzerinde, iki mil kadar kasaba dışında bir tepede mevzi aldılar. Muhammed’in dondurma arabasında bir Martini-Henry tüfek ve cephane gizlemişlerdi. Bunların yanında, bir tabanca, bir bıçak ve o kırmızı bayrak vardı. Akılları sıra, savaşa giden askerleri götüren trene saldıracaklardı. ![]() “Muhammed Gül konuşuyor ve diyor ki: Ben fakir bir adamım ve Sultan Hamit’in ülkesine mensubum. Türkiye’ye dört kere gittim geldim. Savaşmak istiyorum ama burada savaşmak için şansım yok. Abdül Hamid bana mühürlü bir kağıt verdi. Savaşırken o kağıdı göğsümde saklayacağım. İnsanlarınızı öldüreceğim; çünkü insanlarınız benim ülkemle savaşıyor. Böyle yapmak istiyorum. Ben kimsenin işine burnumu sokmadım, kimse de benim işime karışmasın. Hiç düşmanım yok. Bunu yapmamı kimse söylemedi. Ben de kimseye söz etmedim. Tanrı şahidimdir ki, bunu ikimizden başkası bilmiyor..” Diğeri ise Molla Apdullah’ın üzerindeydi: “Fakir bir adamım ve günahkarım. Ne yapacağımızı sadece ikimiz biliyoruz. Çok canı sıkkın, çünkü mahkeme beni cezalandırdı. Beni affetmelerini istedim ama, affetmediler. Bu nedenle çok üzgündüm. Bunları düşünürken Muhammed geldi ve ben ne düşündüğümü anlattım. Kendi sıkıntılarını bana anlatınca, onunkilerin benimkilerden daha büyük olduğunu anladım. Yaşamın bizler için bu kadar kötü olması yüzünden tanrıya dua ettik. Mahkeme dışında kimse bize karışmadı, etkilemedi. Hiç düşmanımız yok. Sadece çok eskiden bir gün, türbanla dolaşırken çocuklar taş atmıştı. Bundan hiç hoşlanmamıştım. Ne yapacağımızı tanrıdan başka kimse bilmiyor. Yemin ederim bu böyle…” Oysa, yeni yılın bu ilk gününde, asker götürdüğünü sandıkları tren, 1200 kadar sivili pikniğe götürüyordu. Açtıkları ateş sonucu, trende bulunan kadın, çoluk çocuk, yolculardan dördünü öldürüp bir çoğunu da yaraladılar… ![]() Olay anında kasabada duyuldu. Hemen harekete geçen Teğmen Resch yönetimindeki polis gücü ve kasabanın avcı kulübü üyelerine eli silah tutan kim varsa katıldı. ![]() ![]() ![]() Bu iki Afgan’ın bu saldırıyı planlandığı 1914 Aralık ayının son günleri ve eylem tarihi Ocak 1915’in ilk günü, henüz Avustralyalı ve Y. Zelandalı askerlerin Gelibolu’ya gidecekleri belli değildi. Bu birlikler Kahire’de eğitim yapmaktaydılar ve Gelibolu’ya gitmeleri iki ay sonra emredilecekti.. Ayrıca, Muhammed’in cihad hakkındaki fikirleri ve üzerinde Sultan’ın mektubunu taşıdığını yazması da oldukça dikkat çekici noktalardı.. Ne var ki, bu iki Afgan’ın hemen öldürülmesi, olayın da bir sır perdesi ardında kalmasına neden oldu. Kimse, bu saldırının arkasındaki gerçek nedeni öğrenemedi. |
TAHLİYE => Dünyanın en başarıLı TAHLİYE operasyonLarından biri..!!! 5 ek Çekilme hazırlıkları :Kesin bir karar alınmamakla beraber, İngilizler Kasım ayında gizliden gizliye çekilme hazırlığı yapmaya başlamışlardı. Fakat Kasım sonuna doğru hava birden bire bozdu. Ani olarak bastıran kış, herkesi gafil avladı. Kırk senedir, o bölgede böyle soğuk görülmemişti. Gündüzleri sağanak halinde yağmur yağıyor, geceleri korkunç bir ayaz ortalığı kasıp kavuruyordu. Bu durum iki tarafa da savaşı unutturmuştu. Türk ve İngiliz askerleri siperlerini terk edip suların erişemeyeceği yüksekliklere yerleştiler. İki düşman, karşıdan karşıya titreyerek birbirlerini süzüyor, fakat kimse silaha sarılmıyordu. Yağmurları tipi halindeki kar yağışları takip etti. Anzak birliklerini teşkil eden Avustralya ve Hintli askerlerin bir kısmı ilk defa kar görüyordu.Toz, dizanteri, sinekler yok olmuştu. Fakat soğuk dayanılır gibi değildi. Askere, kışlık elbisesi yetiştirilememişti. Herkes sırılsıklamdı ve ıslak battaniyelerine sarılıp ısınmaya çalışıyordu. Kasımın son günü hava biraz düzeldi. Üç gün içinde müttefik askerlerinin onda birinin savaş dışı olduğu tespit edildi. O güne kadar tahliyeyi düşünmemiş olanların bile artık kafasında tek düşünce vardı: Bir an önce bu lanetli toprakları terk edip gitmek… Ancak, İngiliz hükümetini bir an önce tahliye kararı almaya zorlayan Ruslar’la Fransızlar oldu. Onlar Selanik’in ne pahasına olursa olsun elden çıkmaması için direttiler. İngiliz hükümeti, 7 aralık günü toparlandı ve Anzak ile Suvla kesimlerini boşaltarak cephenin daraltılmasına karar verdi. Suvla ve Anzak Cephesi boşaltılıyor : Aralık ayının ikinci haftasında tahliye başladı.Her akşam ortalık karardıktan sonra ANZAK ve SUVLA koylarına kurtarma sandalları, çıkarma tekneleri yanaşıyor ve durmadan asker, hayvan top ve diğer savaş malzemesi taşınıyordu. Önce hasta ve yaralılar nakledilmişti. Onları harp esirleri takip etti. En son sıra birlik askerlerine geldi. Ayak sesleri duyulmasın diye herkesin postalına paçavralar sarıldı. Ortalık aydınlanıncaya kadar kıyıda yükleme faaliyeti durup dinlenmeden devam ediyordu. Fakat tan yeri ağarmadan kısa bir süre önce tekneler açığa çekiliyor, geride kalanlar yine siperlere siniyor ve güneş doğduğu zaman her şey normale dönmüş oluyordu. Görünüşte Türkler olup bitenlerin farkında değildiler. Aslında onları kuşkulandırmamak için, gündüzleri İngiliz kesiminde ne gösteriler yapılmıyordu ki. Bir kısım askere birliklerindeki hayvanlarla akşama kadar ortalıkta dolaşmak görevi verilmişti. Bunlar bir oyunun figüranları halinde Türk siperlerine karşı gövde gösterisi yapıyorlardı. 18 Aralık Cuma günü müttefik kuvvetlerin yarısı ve malzemelerin büyük bir kısmı tahliye edilmişti. Geriye kalan 40 000 kişi cumartesi ve Pazar gecesi kıyıdan ayrılmış olacaktı. Artık herkesin kafasında tek düşünce vardı, herkes birbirine aynı sözü söylüyordu : “ Allah vere de hava bozmasa…” Cumartesi sabahı Gelibolu Yarımadası yine ilkbahardan kalma bir gün yaşıyordu. Son hazırlıklar da hızla tamamlanmıştı. İngilizler, Conkbayırı’nın altındaki mevzie bir tonluk tahrip maddesi yerleştirmişler, boş sahaları mayınlamışlar ve daha bir alay öldürücü tuzak kurmuşlardı. Siperleri kıyıya bağlayan patikalara bile uzun çizgiler halinde un ve şeker döküp tehlikesiz geçitleri işaretlemişlerdi. Cumartesi gecesi, şans bir defa daha müttefiklere güldü. Anzak ve Suvla kesimlerindeki 20 000 asker, tek bir kayıp vermeden denize açıldı. Pazar sabahı Türk topları kıyıya birden mermi yağdırmaya başladı. Donanma hemen karşılık verdi. Fakat geriye kalan 20 000 kişinin geleceği karanlık görünüyordu. Birden Nisan ayındaki il çıkarma gününün şartlarına dönülmüştü. Saat 17.00’ye doğru güneş battı…Hava iyice kapanmıştı. Ay bir yüzünü gösteriyor, bir kayboluyor, sicim gibi ince bir yağmur yağıyordu. Silah sesleri kesilmişti. Yalnız Helles Burnu’nda gürleyen topların homurtusu duyuluyordu…En uzak mevzilerdekiler, ilk gidenler oldu. Siperlerinden çıktılar ve birer kol halinde unlu, şekerli izlerini takip ederek kıyıya indiler. Sigara içmek, konuşmak yine yasaktı. Saat 22.00’de kıyıda topu topu bin beş yüz kişi kalmıştı. En tehlikeli an da buydu işte. Fakat Türk mevzilerinde herhangi bir hareket görülmüyordu. Saat 03:00’te karada hiçbir müttefik askeri kalmadı. Geride kimsenin unutulmadığına emin olmak için tekneler bir süre daha bekletildi. Ufuk hafiften aydınlanırken, saat tam dörtte kıyıdaki cephanelik ateşe verildi. Ve son grup da Gelibolu’yu terk etti. Liman von Sanders, tahliyeyi haber aldığı zaman, Anzak ve Suvla cephelerinde girişeceği büyük hücümun hazırlığını tamamlamıştı. 20 Ocak gecesi için emir bile vermişti. Fakat Türkler mayınlı, tuzaklı alanda kolay ilerleyemediler. Düşmanın oyununa gelmek endişesi onların rahat etmelerini engelledi. Bu sayede de koca bir ordu kazasız belasız kendini kurtarmış oldu. General Monro, Suvla ve Anzak cephelerinden çekildikten sonra, Helles dolaylarında daha fazla tutunamayacaklarını anlamıştı. Hemen Londra’ya telgraf çekerek, Helles Burnu’nu da boşaltmak için izin istedi. O sırada Helles kesiminde 35 000 müttefik askeri bulunuyordu. Ayrıca 4000 hayvan ve Suvla ile Anzak’taki kadar savaş malzemesi vardı. 1916 yılının ilk günü, hava karardıktan sonra, çekilme faaliyeti tekrar başladı. Karayı önce terk eden Fransızlar oldu. Sonra her gece, sırası gelen birlik, belirtilen yerden denize açıldı. Hava zaman zaman bozuyor, Türkler küçük hücumlara kalkışıyorlar, Alman denizatlılarının o dolaylarda dolaştığı söylentileri herkesin yüreğini azına getiriyordu. Ama her şeye rağmen 7 Ocak günü müttefiklerin mevcudu 19 000 kişiye inmişti. Liman von Sanders hücum emrini işte o sırada verdi. Aslında yapılan hazırlıklara göre 48 saatlik bir gecikme olmuştu. Sebep de her zamanki gibi Enver Paşa’ydı. Ani bir emirle 5’inci orduya bağlı 9 tümenin Trakya istikametine gönderilmesini istemişti. Harbiye nazırının bu talimatına Liman von Sanders her zamanki tarzınla karşılık verdi: İstifa etti. Enver bir defa daha emrini geri aldı. Ama bu sürpriz emir, istifa, emri geri alış Türkler için 48 saatlik bir zaman kaybına sebep oldu. 7 Ocak günü öğleden sonra, Türk hücumu şiddetli bir top atışı ile başladı. Önce toplar 4,5 saat aralıksız kıyıyı dövdü. Hava kararırken Mehmetçik “Allah Allah…Vur vur” sesleri ile hücuma kalktı. Fakat İngilizler, ümitsiz bir direnişle karşı koydular. Uzun süre tutunamayacaklarını biliyorlardı. Onlar için ölüm kalım savaşıydı bu. Akşama doğru Türkler henüz ilerleme kaydetmemişlerdi. Bu arada İngilizler’i hayrete düşüren bir olay oldu.Türkler top ateşini kestiler. Liman von Sanders, müttefik askerlerinin şiddetli direnmesi karşısında, İngilizlerin Helles cephesini elde tutmak istedikleri inancına kapılmıştı. Ve daha iyi hazırlanabilmek için hücumu durdurmuştu… 8 Ocak günü akşama doğru, tahlisiye sandalları ve çıkarma gemileri kıyıya yaklaştığı sırada hava birden bozdu. Barometre süratle düşmeye başladı. Rüzgarın esiş hızı saatte 50 kilometreyi bulmuş, deniz karışmıştı. Kurtarıcılar yarı bellerine kadar suya girmiş, durmadan çalışıyorlardı. Saat 02.00’de 19 000 kişiden karada kalan 3200 kişiydi. Bir saat içinde 3 000 asker de kurtarıldı. Kıyıdan son ayrılanlar cephaneliği ateşlemekten geri kalmadılar. Mareşal Kitchener bile tahliyenin en iyimser tahminle 20 000 askerin canına mal olacağını sanmıştı. Oysa bir iki yaralının dışında, müttefikler hiçbir zayiat vermemişlerdi. Bozgun, İngilizlerin gözünde sürpriz bir başarı, umulmadık bir zafer olup çıkmıştı. Tahliye sonuna kadar direnen General Monro ile kurmay heyetinin başarısıydı bu. Hepsine törenle şeref madalyaları verildi. Fakat aylardan beri Çanakkale’de her türlü mahrumiyete katlanan ve canını dişine takıp savaşan askerlere birer hatıra nişanı bile çok görüldü. ![]() Bölgeyi gizlice terkeden İngilizler, tahliye operasyonunun tehlikeye girmemesi ve Türkler tarafından farkedilmemesi için, ilkel metodlarla 20 dakika gecikme ile patlayan tüfek yapıp zaman kazanmaya çalışmıştı. ![]() ![]() Düşman çekilirken, cephede halen asker olduğu görüntüsü vermek için, içi samanla doldurulan üniformaları kullanmıştı ![]() |
25 NİSAN HAREKATI 7 ek ![]() Üç savaş gemisi (Queen,Prince of Wales, London), Kabatepe'deki buluşma noktasına varır ve küçük tekneleri indirmek üzere makinalarını durdurur. İlk saldırıyı düzenleyecek olan 1500 Avustralyalı sessizce güvertede toplanır. Filikalara binerler. Anzak Koyu saat : 4:00 Kıyıdan 2750 metre kadar uzaktırlar. Palamarlar çözülür, savaş gemilerinin kara gölgeleri yavaşça açığa doğru uzaklaşır. Bir dizi römorkör teknelere kıyıya kadar eşlik eder. Kıyıda yaşam belirtisi yoktur. Römorkörler kıyıya 175 ya da 275 metre kala palamar çözerler,denizciler küreğe geçer. Şafak sökmek üzeredir. ![]() Anzak Koyu saat : 5:00 Birden bire yamaçlardan bir roket yükselir, peşinden tüfekler ateşlenir. Askerler teknelerden atlar, kıyıya kalan 45 metrelik mesafeyi kendi çabalarıyla aşacaklardır. Vurulan ve boğulanlar dışında çoğu suyu aşıp kıyıya ulaşmayı başarır. Süngüler takılır, Anzaklar ve Türkler birbirine girer.Türklerin sayısı azdır ve Anzaklar bir kaç yüz metre ilerler. Daha sonra tepelerden yoğun bir Türk ateşi başlar. Birbirinden bağımsız ona yakın boğuşma görülür, birlikler birbirine karışır, haberleşme çöker. Küçük Avustralyalı gruplar içeriye doğru iki mil kadar yol almışlardır; ancak geriye kalanların çoğu yarlar ve dik yamaçların dibinde, kıyıya çakılıp kalmışlardır. Şimdi herkes çıktıkları kumsalın Kabatepe olmadığının farkındadır. Bilinmedik bir akıntı karanlıkta gemileri bir mil kuzeye sürüklemiş, böylelikle Anzaklar Sarıbayır Tepeleri'nin topraklarına çıkmak zorunda kalmıştır. Olanlar Türkler için de şaşırtıcıdır; onlar da böylesi bir saldırıya karşı koymak için herhangi bir plan hazırlamamışlardır. Kabatepe'den hala kıyıya hakim durumdadırlar, tırmanmaya çalışan Avustralyalıları geri püskürtürler ancak teknelerin tesadüfen girdikleri koy görüş ve menzil dışındadır. V Kumsalı: (Ertuğrul Koyu) saat : 5:00 İngilizler Hunter-Weston komutasındaki 29.tümen (takviyelerle birlikte) Seddülbahir yakınlarında 5 ayrı noktaya çıkmakla görevliydi. Plan: Kalenin bulunduğu kumsala denizden açılacak güçlü baraj atışıyla, ingiliz askerlerinin karaya çıkarken karşılaşacakları (Türk) savunma hattı kaldırılmış olacaktı. Albion Savaş Gemisi saat 5:00 da koyu ve orada bulunan köyü inanılmaz yoğunlukta bir top ateşine tutar. Kıyıdan hiçbir ses gelmez. River Clyde kıyıya doğru yola çıkar, geminin yanında 20 kadar ufak tekne vardır. Küçük tekneler akıntıdan dolayı çok zorlanır. River Clyde (gelen emirle) zaman zaman onları beklemek zorunda kalır. ![]() River Clyde 6:22 de büyük bir gürültüyle karaya oturur. Kıyıyla arasında mesafe kaldığından dolayı askerlerini direk gemiden indiremez. Bu arada ufak teknelerden ilki karaya birkaç metre kala kurşunların hedefi olmaya başlamıştır. River Clyde'da Yarbay Unwin güçlüklerle boğuşmaktadır. Gemiden askerlerini indirebilmek için eline halat alarak kaptan köşkünden ayrılır. Gemiyle kara irtibatını kurabilmek için iyi bir denizci olan Williams'la beraber kıyıya yüzer. Ateş hattında layterleri yan yana bağlayarak kıyıyla aralarında köprü kurarlar. Askerlerin gemiden boşalmasıyla korkunç bir can pazarı başlar. Ufak tekneler ölü doludur. O sırada Williams da vurulur. Layter Unwin'in elinden kaçar ve o tekrar layterleri yerleştirmeye uğraşır. Askerler o sırada gemiden çıkıp düşmanın korkunç ateşi ile burun buruna geliyorlardır. Bu atmosfere ve yorgunluğa daha fazla dayanamayan Unwin bayılır. Sonra tekrar aşağı inmeye çalışır ve tekrar bayılır ve gemiye götürülür. ![]() Anzak Koyu saat : 06:30 Mustafa Kemal şafaktan beri yedekleriyle birlikte Kilitbahir yakınındaki Boğalı'da beklemiş, saat 6:30 da da taburlardan birini güneye, Anzaklara karşı gönderme emri almıştır. Hemen askerlerini alıp yola koyulur. Anzak Koyu saat : 07:00 Saat yediye doğru Anzak'lı genç bir subay ve iki izci kıyıdaki üç yarı aşmayı başarır, artık üçbuçuk mil ötedeki asıl hedeflerini, boğazın sakin sularını görürler. Bir başka grup da Conk bayırı'nın yarısına kadar tırmanmayı başarır. Mustafa Kemal Sarıbayır Tepelerinden aşağı baktığında savaş ve nakliye gemilerini görür. Askerlerine dinlenmelerini emreder, kendisi de yanına üç subay alarak Conkbayırının eteklerine doğru gider. Anzak Koyu saat : 08:00 Saat sekiz olduğunda kıyıda 8000 asker vardır. Türkler geri çekilmiştir. Anzaklar arasında güven duygusu hakimdir. Subaylar daha düzgün bir ilerleyiş için adamlarını toplamaya başlar. Burada kendilerine doğru koşan Türk askerlerini görür,cephaneleri kalmamış bu askerlere süngü taktırır ve yere yatırır. Onlara çok yakın olan Avustralyalılar Türk askerlerinin savaş düzeni aldıklarını görünce peşlerinden gelmeye tereddüt edip sipere girerler. Onlar tereddüt ederken Mustafa Kemal emir subayını geriye, tepenin öbür yamacındaki taburu getirmeye gönderir. Ardından elindeki en iyi taburu 57.Alay'ı getirtir, çarpışmaların en yoğun anında da emri altındaki Arap Alayı'nı ateş hattına sürer. Tümen Komutanı olarak böyle bir emir yetkisi olmamasına rağmen, yaptıklarını Esad Paşa' ya iletmesi öğleni bulur. Esad Paşa'dan 19.Tümen'in üçüncü ve son alayını ateşe sürmek için izin alır. Kemal geri döndüğünde tüm Anzak cephesinin komutasını almıştır. 57.Alay kısa sürede yok olacaktır. Böylece vahşi karmaşa öğle saatleri boyunca sürer, kesin olan İtilaf Devletleri'nin karaya çıktığı ve her geçen saatle birlikte durumlarını güçlendirdikleridir. ![]() Hava komodor Samson o sırada uçağı ile Seddülbahir üzerinden geçerken kıyıda 50 mt. bir şerit boyunca denizin kana bulandığını görür. Dünyada ilk kez uçakla 50 kiloluk bombalar Türk askerlerine atılacaktır. Hava komutanı Samson uçağın yanında. Kayıplar yüzlercedir.Karaya çıkmayı başaran askerlerden 200 kadarı kıyıda kumdan küçük bir topuk arkasına gizlenir. Önlerindeki dikenli tellerin üstleri, Türk siperlerine saldırmak isteyen askerlerin cesetleriyle dolmuştu. Bin kadar asker River Clyde'ın içine adeta haps olmuştur. Kimse dışarı çıkıp vurulmak istemiyordur.Euryalus Kruvazörü'nün güvertesinde, gelişmelerden hiçbir bilgisi yoktur ve bu nedenle planın 2. aşamasını uygulamaya koyar. Tuğgeneral Napier askerin asıl bölümüyle karaya çıkma emri alır. İlk saldırıdan geriye kalan 6 tekne nakliye gemilerine yanaşır, ölü ve yaralıları bıraktıktan sonra tekrar kıyıya dnmeye hazırlanır. Bu sırada Napier teknelerden birine atlar ve kıyıya doğru yol alır. River Clyde'dan bağıran askerler kıyıya çıkmanın imkansız olduğunu söylerler.Napier denemeye kararlıdır. Fakat kıyıya ulaşamadan ölür. Napier'in denemesi Seddülbahir Çıkarması'nın sonunu belirler. Bu sırada yarımadanın ucunda İlyas burnu çevresinde düzenlenen çıkarmalar başarılı devam eder. İki köprü başı tutarlar ve Hunter-Weston takviyelerini öğlene doğru bu bölgelere yönlendirir. S Kumsalı : ( Hisarlık Burnu ) Doğuda, Morto koyunda birlikler neredeyse hiç kayıp vermeden, Eski Hisarlık Burnu'ndaki yamaçlara yerleşirler. Y Kumsalı : ( Zığındere ) En ilginç sahneler batıda yaşanır. Hamilton her yerden millerce uzak bu bölgeye 2000 kadar asker çıkararak Türklere pusu kurma niyetindedir. Karaya çıkanların görevi güneye doğru yürüyerek, Türklerin arkasından dolanıp, onları çember içine almak daha sonra yarımadanın ucuna (V Kumsalı'na) çıkanlarla birleşmekti. Böylece Türk'lerin merkezle olan bağları kesilmiş olacaktı. Çıkılan yerde kumsal yoktur. 70 metre bir tepe tırmanılır. Rahat bir bölgedir. Düşman yoktur. Arkadaşlarının, yürüyüşle bir saat mesafede, Seddülbahir ve İlyas Burnunda öldüklerinden haberleri yoktur. Oturur rahatça mola verir, çay içerler. Oysa Y kumsalındaki İngilizlerin sayısı yarımadanın güneyindeki tüm Türkler'den fazladır.Karaya askerle birlikte çıkan iki albay (Albay Koe ve Albay Matthews) gün boyunca Y Kumsalından Euryalus'a bilgi ve talimat isteyen mesajlar gönderirler. Ancak Hunter-Weston'dan yanıt gelmez. Bu trajik koşullar gün boyu sürer. Bir çıkmazın içine girilmiştir. V Kumsalı: (Ertuğrul Koyu) saat : 16:00 - 17:30 İlyas Burnu'nda her üç tugay komutanı da kaybedilmiştir; yerine gelen iki albay da kısa sürede öldürülür. Karar vermek ve hareket etmek kıyıdaki küçük rütbeli subaylara kalmıştı. Gemiler, sık sık kıyıya yaklaşıp ateş ederler. River Clyde'da kalan askerler bir deneme daha yapar ve kıyıya ayak basarlar. Yeni çıkanlar topuğun arkasında gizlenen askerlerle birleşirler. Türk tarafından gelen yoğun ateşle hareket edemezler ve beklerler. S Kumsalı : ( Hisarlık Burnu ) İngiliz komutan hala iki mil yürüyüşle Seddülbahir'e gidemeyecek kadar güçsüz olduğunu düşünür. Zaten böyle bir deneme de yasaktır. Y Kumsalı : ( Zığındere ) Beklenen olur ve Türkler ,batan güneşin ışığında, ngiliz askerlerinin rahat bir 11 saat geçirdikleri Y Kumsalı'na (köprübaşına) saldırırlar. Saldırılar tüm gece devam eder. Sabah İngilizler ölü ve yaralı toplam 700 kayıp vermiştir. Albay Koe ölmüştür ve askerleri yamaçtan aşağı inerek kıyıya ulaşmaya çalışır. Bu arada aynı cephede albay Matthews olanlardan habersizdir. Savaşa devam eder,süngü saldırısını püskürtür. O zaman anlar ki mevzilerin bir bölümü terkedilmiştir ve hemen geri çekilme emri verir. Bu sırada Türkler de yenildiklerine karar verip çekilirler. Böylece İngilizler Y kumsalından çekilirken tek bir mermi sesi duymazlar ve ayrılırlar. V Kumsalı: (Ertuğrul Koyu) 25 Nisan akşamı River Clyde'dan kalan askerler, Türklerin ateşinin hafiflemesiyle kayıp vermeden kıyıya inerler. Gece yarısı İngilizler ilerleyebilecek, hatta yarımadanın ucundaki Türkleri yok edebilecek güçtedirler. İlyas Burnu'nda altıya bir üstündürler. Fakat emir verebilecek rütbeli subay yoktur ve gece saldırısı olabileceğinden korkarlar. İlyas Burnu'nu koruyan 2000 Türk'ün yarısı ölü yada yaralıdır. O gece hiçbirşey olmaz ve gölgelere ateş edilir. Güneşin doğmasını beklerler. Böylece ilk günün bilançosu her iki taraf için ağır olmuştur. |
MESUDİYE ZIRHLISI 2 ek Mesudiye 1871 yılında İngiltere’nin Thames Iron Works tersanesine sipariş edilmişti.1872 yılında, kızağa konmuş ve 1874 yılında denize indirilmişti. 1875 yılında deneme seferlerine başlandı. Rüyaları gerçekleşen Sultan Aziz, hayallerinin keyfini sürme noktasında iken bir sabah, içinde Mesudiye’nin de olduğu donanma, Şeyhülislam’dan alınan fetfa sonrasında denizden; Harp Okulu Komutanı Süleyman Paşa komutasındaki Harbiye öğrencileri de karadan, Dolmabahçe sarayını sarmışlardı. Bu esnada donanma toplarını ateşlemişti. Yeni padişahı selamlıyorlardı. Abdülaziz saraydan çıktı ve bir kayığa bindirildi.Kendi yaptırdığı gözbebeği donanmasının yanından geçirtilerek Sarayburnu’na götürüldü. Mesudiye, kendisini yaptıran efendisine vefasızlık etmiş ve devrilmesinde önemli bir rol oynamıştı... Abdülhamit Mesudiye Zırhlısı’nı 1903 yılında, bakım onarım için, İtalya’nın Cenova kentindeki Ansaldo tersanelerine yolladı. Dönüşünden sonra Mesudiye’nin sabit bir batarya olarak Sarısığlar Koyu’na demirlenmesi emredilmişti.Bu Mesudiye’nin sonunu hazırlamıştı. O günlerde Yavuz Ağır Muharebe Kruvazörünü torpillemek için, N.Holbrook komutasındaki B-11 ingiliz denizaltısı görevlendirilmişti.13 Aralık 1914 günü, B-11 boğaza girdi. Mayın hatlarını geçerek Mesudiye’yi saat 11:58‘de 800 metre mesafeden torpilledi. Düşma denizaltısının ikinci torpilinden sonra gemi sulara gömüldü. ![]() Norman Douglas Holbrook (1888-1976) Holbrook, Kraliyet Donanması’nda Victoria Nişanı almaya hak kazanan ilk üyesiydi. Bu nişanı da 1914 Aralığı’nda Çanakkale Boğazı’nda yaptığı operasyonlarla kazandı. Holbrook, 13 Aralık 1914’te, Çanakkale Boğazı’nı zorlamak üzere gönderilen Müttefik Donanması’nın denizatlılarından birinin kaptanıydı. Emrindeki İngiliz denizatlısı B 11 ise, 9 yıllık eski bir tekneydi. Anaforlar ve zorlu akıntılara rağmen Holbrook, Boğaz’daki mayın hatlarının beşini geçerek Boğaz’da ilerledi ve Türk savaş gemisi Mesudiye’yi torpilleyerek batırdı. Top ateşlerine ve gambot takibine rağmen tekrar geri dönmeyi başardı. Bu olay, bir denizaltının bir düşman savaş gemisini batırmasının ilk örneğiydi. Bu başarısı nedeniyle aldığı Viktoria Nişanı, hem donanmanın, hem de denizaltı filosunun aldığı ilk Victoria nişanı oldu. Daha sonraları kumandanlıklara yükselen Holbrook, 1976’da öldü. Tüm kurtarma çalışmaları sona erdikten sonra tespit edilen şehit sayısı 25 er ve 10 subay olmak üzere 35 kişiyi bulmuştu.Mesudiye’nin hazin hikayesi sona ermiş, fakat kahramanlıkları sona ermemişti. Zira Mesudiye battıktan sonra sökülen topları, geminin adının verildiği bataryaya monte edilmiş ve 18 Mart 1915 tarihinde yapılan Çanakkale Deniz Savaşı esnasında, adeta Mesudiye güvertesinde iken yapamadıklarını yapmış, sahibinin intikamını Fransızların Bouvet muharebe gemisine büyük hasar vererek almıştır. |
Çanakkale'de Mehmetçiğe Kimyasal Silah 1 ek Çanakkale'de Mehmetçiğe kimyasal silah![]() 20 Temmuz 1915. Yer Çanakkale... Savaş bütün dehşetiyle sürüyordu. Reuter Telgraf Ajansı'nın Çanakkale muhabiri, Londra'daki ajans merkezine savaşın gidişatını anlatırken insanî boyutu öne çıkan bir haber geçer: "Türkler pek merdane ve soylu bir tarzda harp ediyor. Bunlardan biri şiddetli ateş altında olduğu halde askerlerimizden birinin yarasını sarmak gayretinde. Diğeri yaralı bir Avustralyalı askerin yanına bir şişe su bırakarak insanî bir harekette bulunuyor. Mert Türk askerlerinden bir başkası İngiliz siperlerinden uzak bir mevkide yaralı düşüp saatlerce aç ve güçsüz kalan İngiliz askerine ekmek vererek yüce bir davranış gösteriyor. Türklerle çarpışan İngiliz askerlerinin hemen hepsi Türkler tarafından İngiliz esirlere iyi muamele yapıldığı konusunda hemfikir." Çanakkale Boğazı girişinde batan Saphir adlı Fransız denizaltısından Türk askerleri tarafından kurtarılan Elektrik Çavuşu Logal, ailesine gönderdiği mektupta, nasıl bir esaret geçirdiğini şu cümlelerle anlatıyor: "...Tahlisiye sandalı gelinceye kadar yarım saat suda kaldık. Kurumuş yapraklar gibi tir tir titriyorduk. Lakin bereket versin, Türk zabitleri bizi pek hoş karşıladı. Sandal içinde zabitlerden birisi bana ceketini bile verdi. Türk mülazımı kıyafetine girdim. Bizi hemen ısıttılar. Bir şişe rom getirdiler. Bir nefesçik rom çekmek, bilsen ne kadar büyük bir iyilik icra etti. Bizi bir kışlaya götürdüler. Orada bize elbise verdiler. Zira denize düşerken çırılçıplak olmuş idik. Bizi İstanbul'a getirdiler. Bulunduğumuz mahalleye arada sırada Türk zabitler geliyor. Bize sigara paketleri ikram ediyorlar. Hemen ekserisi Fransızca biliyor. Halbuki biz başka türlü muamele göreceğimizi zannediyorduk." Çanakkale'de sadece askerler savaşmadı. Aynı zamanda, farklı dünya görüşleri de mücadele etti. Hem de insan olma konusunda... Düşmanının canını kurtarmak için çırpınmak, matarada kalan bir yudum suyu düşman askerine vermek başka türlü nasıl izah edilebilir ki? Reuter muhabirinin geçtiği haber ile Çavuş Logal'ın ailesine gönderdiği mektup bu örneklerden sadece birkaçı. Ancak, madalyonun bir de öteki yüzü var. İtilaf Devletleri, Çanakkale'de direnen Osmanlı askerini yok etmek için her türlü yolu denemekten çekinmedi. Uluslararası savaş kuralları yok sayılıp siviller katledildi, hastaneler bombalandı. Dahası topyekûn bir öldürme operasyonu için kimyasal silahlar bile kullanıldı. Mehmetçik gaz karşısında çaresizBaşbakanlık Osmanlı Arşivi'nde görevli uzmanlarca ortaya çıkarılan yeni bir arşiv belgesinde İtilaf Devletleri'nin Türk askerlerine karşı boğucu türden gaz içeren kimyasal silah kullandığı belirtiliyor. Belgeye göre, Osmanlı askeri kimyasal silahlar karşısında çaresiz kalıyor. Belgede gazın hangi ülke kuvvetleri tarafından kullanıldığı belirtilmiyor. Verdiği zarar konusunda da bir bilgi yok. Fakat, araştırmacılar binlerce askerin kimyasal silahların tesiriyle şehit düşme ihtimalinin olduğunu belirtiyor ve muhtemelen İngilizler tarafından böyle bir yola başvurulduğu görüşünde birleşiyor. 2 Temmuz 1915 tarihinde Başkumandan vekili namına Müsteşar imzasını taşıyan ve cepheden Hariciye Nezareti'ne gönderilen belgede düşman kuvvetleri tarafından kimyasal silahlar kullanıldığı belirtilip tarafsız ve dost devletlerin olayı protesto etmesi isteniyor. Dost devletlerin insanlık dışı bu hadiseyi protesto ettiğine dair bir bilgiye rastlanmıyor; ama bu belge Çanakkale'yi kimyasal silahların kullanıldığı savaşlar arasına sokuyor. Daha önce 19. yüzyılın sonlarında Fransızlar Almanlara karşı zehirli gaz kullanmış, aynı şekilde Almanlar da Fransızlara misillemede bulunmuştu. Domdom kurşunu...Çanakkale'de destan yazan askerlerimize yönelik uluslararası savaş hukukuna aykırı hareketler kimyasal silahlarla sınırlı değil. Tespit edilen iki ayrı belge, iki ayrı savaş ihlalini daha ortaya çıkarıyor. Savaş hukukuna kesinlikle aykırı olmasına rağmen domdom (parçalayıcı, dağıtıcı özelliği çok fazla) kurşunları da Mehmetçiğe sıkılmış. Başkumandan vekili Enver imzasını taşıyan 20 Mayıs 1915 tarihli Hariciye Nezaretine gönderilen belgede Çanakkale'de yaralanıp Tekirdağ Hastanesi'ne yatırılmış bir askerin bacağından domdom kurşunu çıktığı rapor ediliyor. Aynı belgede domdom kurşunlarının İngiliz askerleri tarafından kullanıldığının altı çiziliyor. 10 Mayıs 1915 tarihini taşıyan bir başka belgede de İngiliz savaş gemilerinin balonlar yardımıyla Maydos kasabasında Hilal-i Ahmer (Kızılay) bayrağı çekmiş hastaneyi bombalayarak 30 kadar yaralı askerin şehid olmasına yol açtığı belirtiliyor. Osmanlı Hükümeti "insanlığa sığmayan" bu saldırı sonrasında Amerika Sefareti aracılığıyla İngiltere'nin uyarılması talebinde bulunuyor. Bu üç belge ve üç örnek, savaş kurallarının hiçe sayıldığı Çanakkale'de nasıl bir trajedinin yaşandığını gözler önüne seriyor. Belgeler şimdi sergide, sonra kitapta Çanakkale Savaşları hakkında Genelkurmay Başkanlığı'nın yayımladığı birkaç çalışma dışında belgelere dayalı, ilmi, ciddi ve kapsamlı bir kitabın yazılmamış olması büyük bir eksiklik. Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü bu alandaki eksikliği gidermek için savaşların 90. yıldönümü etkinlikleri çerçevesinde iki ciltten oluşan "Osmanlı Belgelerinde Çanakkale Muharebeleri" kitabının ilk cildini kısa bir süre sonra piyasaya sürecek. Kronolojik olarak 10 Ağustos 1914 ile 31 Ağustos 1915 tarihleri arasındaki olayları anlatan belgelerden oluşan ilk kitap muhteva bakımından oldukça geniş. İkinci cildiyle birlikte bu kitap bir yıl içinde tamamlanacak. İkinci cilt ise 1 Eylül 1915 ve 9 Ocak 1916 tarihleri arasını kapsayacak. Arşiv bünyesinde kurulan ve beş uzmanın çalıştığı Çanakkale Masası'nın ortaya koyduğu belge ve fotoğraflar da kitaptan önce bir sergide kamuoyuna sunulacak. Başbakanlık Osmanlı Arşivi ile 18 Mart Üniversitesi tarafından 14-25 Mart tarihleri arasında ortaklaşa düzenlenecek sergide 50 arşiv belgesiyle çeşitli fotoğraflar yer alacak. HAŞİM SÖYLEMEZ - Aksiyon Dergisi Sayı: :turkiye::turkiye::turkiye: |
ASKOLD 2 ek ![]() Askold kruvazörü Çanakkale Savaşları’na Rusya adına katılan tek savaş gemisiydi.Çar 2.Nikola,Askold’un varlığının, Rusya’yı savaşın sonunda kazananların masasına oturtacağını hesaplıyordu. Birinci Dünya Savaşı’nın ilk yılının sonunda Rusya’nın durumu gittikçe kötüleşiyordu.Hatta 1915 yılı başında Çar 2.Nikola Müttefiklerden yani İngiltere ve Fransa’dan “Almanya’ya karşı Türk topraklarında yeni bir cephe açılması” isteği,artık Rusların savaşı uzun süre götüremeyaceklerini ifade ediyordu.Rusya’nın savaştaki kaderini belirleyen nokta ise denizlerdeki durumuydu ve Rus donanması bu bakımdan da yeterince güçlü değildi.1904-1905 yıllarında Japonya ile yapılan savaşta yenilerek Uzak Doğu’daki sıcak denizlere ulaşan su yollarını, bu ülkeye bırakmak durumunda kalan Rusya,Baltık denizinde de Alman denizaltılarının ablukasıyla sıkışmıştı.Artık tek çıkış yolu Boğazlar olan Karadeniz’deki Rus donanması da, zaten zayıf Osmanlı donanmasından bile kötü durumdaydı. Bu yüzden Rusya aslında hiç de taraf olmadığı,Müttefik’lerin Çanakkale Boğazı saldırısı planlarına katılmadı.Ancak tüm olumsuz koşullara rağmen Ruslar, Çanakkale saldırısı sonunda Boğazlar’ın kontrolünü tamamen İngiliz veFransız’lara bırakmak da istemiyorlardı. 1915 baharında Müttefikler arasında fikir birliğine varılan ve Çanakkale Boğazı’nın kolayca geçilerek İstanbul’un işgal edilebileceği düşüncesi üzerine Rusya, Çanakkale harekatına elindeki en iyi gemilerden biri olan Askold kruvazörü ile katılmaya karar verdi.Askold, yapımı 1899’da tamamlanmış, 6 bin tonluk ve 183 mm’lik 12 adet topa sahip,beş bacalı bir gemiydi.Rus-Japon Savaşı’nda, abluka altındaki Port Arthur’dan kaçarak kurtulan üç dört savaş gemisinden biri olan Askold, 1.Dünya Savaşı çıktığı zaman Pasifik sularındaydı.Karadenizde sıkışan diğer Rus gemilerinin aksine Müttefik donanmalarla birlikte, Süveyş ve Doğu Akdeniz bölgesinde görev yapıyordu. Askold'un güvertesinde oldukça uzun beş dikey baca vardır; bu nedenle askerlerce "Yaban Asması" olarak adlandırılırdı Askold 1915 Şubat ayında Amiral Carden komutasındaki İngiliz Fransız ortak donanmasına katıldı.25 Şubat 1915’te İngiliz Dışişleri Bakanı Grey,Londra’daki Rus elçisine ilettiği notta,Churchill’in Askold gemisinin Müttefik donanmasına katılmasından duyduğu memnuniyeti bildirdi.Ancak İngiltere ve Fransa aslında Rusya’nın bu planlar içinde yer almak istemesinden rahatsızdı.Örneğin Askold kruvazörü doğrudan Çanakkale Boğazı’na gönderilmek yerine, 3 ve 7 Mart tarihlerinde Müttefikler tarafından girişilen İzmir’in bombardımanı sırasında kullanılıp Doğu Akdeniz bölgesine geri gönderildi.Bu durum özellikle Rus Dışişleri Bakanı Sazanov tarafından protesto edildi ve Askold’un bir an önce Çanakkale Boğazı’ndaki donanmada görev alması istendi. Bu görüşmelerin ardından 12 Mart’ta Askold,Marmara’ya girmesi planlanan donanmaya Fransız grubu içinde katıldı.18 Mart’taki harekatta Boğaz’a giren gemiler arasında yer verilmeyen Askold belki de bu sayede savaşın diğer bölümlerine katılmayı başardı. Kara savaşları başladığı günlerde Fransız’ların Kumkale’ye yaptığı saldırı sırasında Askold, Fransız savaş gemileriyle birlikte Türk tabyalarını top ateşine tuttu.Mayıs ayı başlarında da Saroz Körfezi’nden yarımadaya doğru bombardıman görevini üstlenen Askold, Aralık 1915’te Gelibolu Yarımadası’nın tamamen boşaltılmasına kadar geçen sürede savaşta aktif rol aldı. Askold Çanakkale Savaşları’na Rusya’nın gönderdiği tek gemiydi.Aslında Rus Dış İşleri Bakanlığı, 1915 baharında 4 bin 500 kişilik bir kuvveti de Vladivostok yoluyla Çanakkale’ye gönderip kara savaşlarına da katılmak istedi.Ancak Doğu Akdeniz’deki Müttefik Devletler Donanma Komutatını İngiliz Amiral Lord Kitchhener, İngiltere’nin askeri planlarının uygulanmasını zorlaştıracağı ve fazla bir yararının olmayacağı gerekçesiyle bu fikri kabul etmedi.Kitchener’in bu tutumu, Rus yetkililerinin tepkisini doğurdu ve “Savaşa katılıp Boğazlar ve İstanbul’un işgalinde etkili olmamız istenmediği için asker yollama teklifimiz geri çevrildi ” sözlerine yol açtı.Bu girişimlerin sonuçlarına baktığımızda ; aslında Rusya, Osmanlı askerlerinin Kafkasya topraklarından çekilmelerini sağlayacak ve dikkatlerini başka yöne çakecek bir saldırıyı müttefiklerinden kendisi istemişti.Ancak saldırının Boğazlar’a yönelik olması Ruslar’ı telaşlandırmış ve bu bölgenin Osmanlı devletinden daha güçlü bir devletin eline geçmesinden endişe etmişti.Çanakkale saldırısının başlamasıyla da savaşın sonunda oturulacak masanın başında yer almak için Askold gemisini tek başına da olsa bölgeye yolladı.Osmanlı, savaşa Rus limanlarını bombalayarak girmiş ama bunun karşılığında Ruslar Türk topraklarına tek bir gemi gönderebilmişti. Ancak Rusya’nın savaş sonundaki pazarlıklara yönelik tüm bu girişimleri hiçbir sonuca ulaşmadı.Çünkü 1917 de kurulan yeni rejimle, Rusya için Birinci Dünya Savaşı bitmişti. |
1 ek ![]() ÇANAKKALE ZAFERİÇanakkale Savaşı yalnız bizim tarihimizin değil yakın dünya tarihinin en önemli savaşlarından biridir. Çanakkale Boğazı'nı savaş gemileriyle zorlayarak aşma, böylece İstanbul'a kavuşma isteği Avrupa büyük devletlerinin öteden beri özlemidir.1914 yılında I. Dünya Savaşı'nın başlamasıyla İtilaf devletleri bu isteklerini gerçekleştirme fırsatının doğduğuna inandılar. Bu inançla İngiltere ve Fransa işbirliği yaparak 3 Kasım 1914 günü alacakaranlıkta Bozcaada'dan Boğaz'ın ağzına doğru yaklaştılar. Buradan istihkamlarımıza doğru ateş açtılar, İngilizler Seddülbahir ve Ertuğrul tabyalarını, Fransızlar da Anadolu yakasında Kumkale ve Orhaniye tabyalarını havantopu ile dövdüler. Cephaneliğimize isabet eden top mermisiyle on bir ton barut havaya uçtu, subay ve erlerimiz şehit düştü, İngiliz Donanma Komutanı Amiral Carden Çanakkale önlerinde gösteriler yaptı, düşman denizaltıları boğazı geçmeye kalktılar. 24 Kasım 1914 günü bir Fransız denizaltısı Boğaz sularında görüldü. bu denizaltıyı gören topçularımız düşman üstüne ateş yağdırmaya başladı. 2 Aralık günü İngiliz denizaltısı da bir deneme yaptı. Derinden engelleri aşarak Boğaz'a girdi. Yediyüzelli metre ilerde bulunan Mesudiye zırhlısına torpil atarak bu gemimizi batırdı. Zırhlımızda bulunan subaylardan on'u ve erlerimizden yirmi dördü şehit düştü. 19 Şubat 1915 günü düşman savaş gemileri öğleye kadar uzun menzilli bir bombardımana girişti. Boğaz'a iyice sokuldular. Tabyalarımız akşama doğru düşman savaş gemilerine karşılık verdi. Ertuğrul ve Orhaniye tabyalarından atılan ateş karşısında düşman oldukça bocaladı. İtilaf devletleri gemileri diledikleri gibi ilerleyemiyor, amaçlarına ulaşamıyordu. Lodos fırtınasını başarısızlıklarının nedeni olarak görüyorlardı. Havalar düzelince yeni saldırılar düzenlendi. Yine sonuç alınamayınca düşman gemilerine komuta eden Amiral Carden görevden alındı. Yerine 17 Mart 1915 günü Robeck atandı. Yeni komutan 18 Mart 1915 günü donanmayla Boğaz'a saldıracağını, yakında İstanbul'da olacağını Londra'ya bildirdi. Bu arada Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı Albay Cevat Çobanlı 17/18 Mart gecesi boğaz'a mayın hattı döşenmesi emrini verdi. Aldığı emir gereği Binbaşı Nazmi Bey Nusret Mayın gemisi ile o gece yirmi altı mayın, Boğaz'a on birinci hat olarak döşendi. Boğaz'daki mayın sayısı on bir hat olarak 400'ü aşmıştı. 18 Mart 1915: İngiliz ve Fransız savaş gemilerinden oluşan, o dönemin en büyük deniz gücü, üç filo olarak sabahleyin Çanakkale Boğazı'na girdi. Bu donanmanın ilk grubunu oluşturan filoda, İngilizlerin Queen Elizabeth zırhlısı ile İnflexible, Lord Nelson ve Agamemnon savaş gemileri bulunuyordu. İkinci grupta İngiliz Kalyon Kaptanı komutasında Ocean, İrresistible, Wengeance Majestic gibi savaş gemileri yer almıştı. Üçüncü filo ise Prince, Bouvet, Suffren gibi Fransız savaş gemilerinden oluşuyordu. İngilizler ve Fransızlar zayıf Türk savunmasını kolayca susturarak Boğaz'ı kolayca geçebileceklerim umuyorlardı. Bu umut ve güvenle 18 Mart 1915 günü düşman savaş gemileri şiddetli bir ateşe başladılar. Rumeli Mecidiyesiyle merkez bataryaları şiddetli bir ateşe tutuldu. Boğazdaki düşman gemileri Hamidiye istihkamlarına yüklendi. Bunu gören Dardanos bataryaları ateşi üzerlerine çekmeye çalıştı. Az sonra, tüm gemiler, Dardanos'a saldırdı. Dardanos tabyamız saldırılara şiddetle karşı koydu. Bu arada Mesudiye tabyası da ateşe başlamıştı. Mesudiye üzerine ateş açılınca Hamidiye onun yardımına koştu. Bu arada kıyı bataryalarımız düşman üstüne ateş yağdırmaya başladılar. Bunalan düşman kaçmak isterken topçu atışlarıyla karşılaşıyordu. Düşman gemilerine göz açtırılmıyordu. Karşılıklı bu korkunç bombardıman bir saat kadar sürdü. Bu karşılıklı bombardımanı bir yabancı yazar şöyle anlatıyor: «İnsan manzarayı gözlerinin önünde canlandırabilir. Kaleler, toz duman bulutları içinde kaybolmuşlarda Yıkıntıların arasından arada bir alevler yükseliyordu. Gemiler, çevrelerinde fışkıran sayısız su sütunları arasında yavaş yavaş hareket ediyorlar, bazen duman ve serpintiler arasında iyice görünmez oluyorlardı. Tepelerden ateş eden havan toplarının alevleri görülüyor, ağır toplar yer sarsıntıları gibi gümbürdüyordu.»Bombardıman sırasında Türk tabya ve bataryaları büyük zarar görmüştü. Amiral Robeck Fransız gemilerini geri çekerek İngiliz savaş gemilerini ileri sürdü. Tam bu sırada müthiş patlamalar oldu. Bouvet ve Suffren savaş gemileri mayına çarparak sarsıldılar, manevra kabiliyetini kaybettiler. Bir gece önce Nusret mayın gemisinin döşediği mayınlar görevlerini yapmışlardı. Boğazın berrak sulan üzerinde bir dev gibi yatan Bouvet ve Suffren'e tarihi Hamidiye bataryamızın keskin nişancıları ateş açtılar. Çanakkale Geçilmez kitabının yazarı Alan Moorehead olayı şöyle anlatıyor. «Saat 13.45'de Suffren'in az gerisindeki Bouvet müthiş bir patlamayla sarsıldı. Güverteden göğe kesif bir duman yükseldi. Gittikçe hızlanarak yana yattı, devrilip gözden kayboldu. Olayı görenlerden birinin ifadesine göre «Bir tabak, suda nasıl kayıp giderse o da öylece kayıp gitti.»Türk tabyaları, Boğaz'ı geçmeye çalışan düşman gemilerine durmadan ateş ettiler. Bu arada düşman Boğazdaki mayınları temizlemek için mayın tarayıcılarını boğaza soktu. Tabyalarımız mayın tarayıcılarına ateş açtılar. Açılan ateş yağmur gibi yağmaya başlayınca düşmanlar panik içinde kaçtılar. Bu arada düşman savaş gemilerinden İnflexible, İrressitible büyük hasar gördü. Batanlar oldu. Daha sonra Queen Elisabeth ve Agamemnon yaralandı. İtilaf devletleri Çanakkale Boğazı'nı denizden aşamadılar. Büyük kayıplar vererek: Çanakkale Boğazı'nın geçilemeyeceğini öğrendiler. İtilaf devletleri Çanakkale Boğazı'nın savaş gemileri ile aşamayınca bu kez çıkarma yapmayı planladılar. Artık Çanakkale kara savaşları başlıyordu. Kara savaşında düşmanın nereden çıkarma yapabileceği tartışıldı. Mustafa Kemal Kabatepe ve Seddülbahir'den, Alman komutan Von Sanders ise Bolayır ve Anadolu yakasından çıkarma yapılabileceği görüşündeydi. Alman komutanı Von Sanders'in görüşü ağır bastı, ve askerler o yöreye yerleştirildi. Düşman güçleri 25 Nisan 1918 sabahı Mustafa Kemal'in düşündüğü noktadan saldırdı. 19. Tümen Komutanı Mustafa Kemal Kocaçimen'de Conkbayır'da, savaştı. Cephanesi biten askerlere: — Süngü tak emrini verdi. Daha sonra ; — «Ben size taarruz emretmiyorum. Ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimize başka kuvvetler ve başka komutanlar geçebilir» dedi. Tarihin bu en büyük siper savaşı başlamıştı. Siperler arası uzaklık sekiz on metre kadardı. Türk siperlerinden hiçbir asker ayrılmıyordu. Şehit düşenlerin yeri hemen dolduruluyordu. Her adım başına bir mermi düşüyor; toprak adeta tüterek kaynıyordu. Düşman dalgalar halinde Conkbayır'a doğru ilerliyordu. Bu arada Mustafa Kemal, Anafartalar Grup Komutanlığına atandı. Anafartalar Savaşı'nda düşmanın attığı şarapnel misketi Mustafa Kemal'in göğsüne isabet etti. Ancak cebindeki saate çarptığından bir şey olmadı. Kısa sürede Türk ordusu her yerde büyük başarılar kazandı. Düşman şaşkına döndü, bozguna uğradı. Çanakkale kara savaşlarının en önemli cepheleri; Kumkale, Beşike, Bolayır, Seddülbahir, Anbumu, Kabatepe, Conkbayırı ve Anafartalar'dır. 19 - 20 Aralıkta Anafartalar ve Arıburnu cephesi, 8 - 9 Ocak'ta Seddülbahir düşmanlar tarafından boşaltıldı. Böylece 1915 baharında parlak umutlarla Çanakkale savaşlarında 250 binin üzerinde askerimiz şehit düştü. Düşman kayıpları ise bu rakamın üstündedir. Çanakkale savaşlarının unutulmaz kahramanı, Anafartalar Grup Komutanı Mustafa Kemal'in başarısı ilerde başlayacak Ulusal Kurtuluş Savaşı'mızın kaynağı oldu. Bağımsızlığımızı savunmak, yurt topraklarımızı korumak için yapılan savaşlar kutsaldır. Çanakkale, Ulusal Kurtuluş Savaşımız kutsal destan savaşlara birer örnektir. |
ÇANAKKALE SAVAŞLARIBirinci Dünya Savaşnda , Osmanli Devletinin Canakkale Bogazini ele gecirmeye ve Istanbul´u isgal etmeye yönelik Ingiliz - Fransiz ortak harekatina karsi yürüttügü savunma savaslarina Canakkale Savaslari denir. Osmanli topraklarina karsi böyle bir harekat 1904 - 1911 arasinda Ingiltere´de planlandi.Agustos 1914´den itibaren Canakkale Bogazi girizs cikislari kontrol altina aldi.Kasim 1914´te Osmanli Devleti ile itilaf devletleri arasinda savas baslayinca plan uygulanmaya baslandi... Kasim - Aralik 1914´te Ingilizler, Seddülbahir ve Kumkale tabyalarini topa tuttular. Iki Ocak 1915´te Ingiliz hükümeti Canakkale Bogazinin ele gecirilmesi kararini aldi. ( Deniz Kuvvetleri Bakani Winston Churchill ) 28 Ocak1915´te Deniz harekati karari verildi. 19 Subat 1915´de Canakkale Savaslari fiilen basladi. Bogazin dis tabyalari tahrip edildi. Bombardimana 12 büyük zirhli ve diger gemiler katildi. Deniz savaşinin yeterli olmayacagi anlasilarak cikarma karari verildi. dis tabyalarin 19 Subat´ta tahribi ( Toplam 19 top ) sonucu Italyanlar Itilaf Devletlerine meyletti , Ruslar telaslandi ve Istanbul´un Yunanlilarinin eline gececeginden korkarak 40.000 kisilik bir yardimci kuvvet göndermeyi teklif etti ; ancak , Ingiliz ve Fransizlar bogazlari Ruslara vermeyi vaat ettiler. Asil cikarmanin 18 Mart´ta olmasina karar verildi. Orta tabyalar sürekli bombardiman edildi , dis tabyalar icin karaya asker cikarildi. Bogazda mayin arama ve temizleme isi sürekli uygulandi. 18 Mart 1915´te düsmanin Büyük Taarruz´u sabah saat 11:00 de basladi. 18 büyük zirhli , bircok muhrip ve denizalti mevcut idi. Toplam 506 topa karsilik savunmada toplam 150 top vardi. Sonuc ayni gün 17:45 te alinmisti. Iki Ingiliz , Bir Fransiz zirhlisi agir yara aldi , üc gemi karaya oturdu. Kayiplarimiz kirkdört sehit , yetmis yarali , sekiz top idi. Neticede , düsman bogazi denizden gecemeyecegini anlamistir. Avustralya´dan Kanada´ya kadar sömürgelerden toplanan askerler de savasa sürülmüstür. Bu gruptan en savasci askerler : "Australia and New Zealand Army Corp." , "ANZAK" lardir. 25 Nisan 1915 Canakkale Savaslarinin en kanli muharebeleri baslamistir. Sabahin erken saatlerinde Ingiliz , Fransiz ve ANZAK kara - deniz birlikleri , Seddülbahir ve Ariburnu´na , 70.000 kisi ile 109 harp gemisi , 308 tasit gemisi desteginde cikarma yapti. Ayni anda Fransiz birlikleri Kumkale´ye yaniltici kücük bir cikarma yaptilarsa da tutunamadilar. Ariburnu´na cikan ve Conkbayiri´na dogru ilerleyen Ingiliz birliklerini , Mustafa Kemal´in komuta ettigi 19. Tümen karsiladi. Mayis , Haziran , Temmuz aylari boyunca gögüs gögüse kanli carpismalar oldu. 9 Agustos ve 20 Agustos´taki büyük saldiri ve geri püskürtülmeden sonra Canakkale´yi karadan da gecemeyeceklerini anlayan Ingiliz ve Fransizlar Kasim 1915´ten itibaren savasi sona erdirmeye karar verdiler ve 9 Ocak 1916´da son düsman kuvvetleri de cekildi. Savas boyunca 300.000 kadar itilaf Devletlerinden , 250.000 kadar Türk askerinden kayip oldu. |
1 ek ÇANAKKALE DENİZ SAVAŞLARI (19-ŞUBAT 1915 18 MART 1915)![]() I. Dünya Savaşı'nda çarpışmaların ve kahramanlıkların en üst düzeyde gösterildiği Çanakkale Cephesi Savaşları Türk ve Dünya tarihleri arasında önemi yadsınamayacak bir yere sahiptir.Kuşkusuz tarihte hiçbir cephe Çanakkale Cephesi gibi dünya tarihinin akışını değiştirmemiştir.Bağımsız Türk Cumhuriyeti'nin kurulmasının temel taşlarından birini teşkil eden ayrıca Emperyalizme karşı verilen bu üstün direnişin tarihi Türk milletinin cesareti sayesinde zaferle sonuçlanmıştır. BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞINDA ÇANAKKALE CEPHESİ VE DENİZ SAVAŞLARI (19 ŞUBAT 1915-18 MART 1915) Birinci Dünya Savaşı, 19. yüzyıl ile 20. yüzyılın başlarında meydana gelen olay ve gelişmelerin bir sonucudur. Bu bakımdan sebeplerini bu dönemde aramak gerekir. Birinci Dünya Savaşı, Avrupa'da dört merkezi devlete karşı, Avrupa ve diğer kıtalarda bulunan yirmi beş devletin giriştiği, o tarihe kadar görülmemiş ilk dünya savaşıdır. I. Dünya Savaşı Avrupa'da ittifak ve merkezi devletler diye adlandırılan Almanya, Avusturya-Macaristan, Osmanlı Devleti ile itilaf devletleri diye adlandırılan İngiltere, Fransa, Rusya, İtalya, Yunanistan, Sırbistan, Karadağ, Belçika, Portekiz, Romanya, A.B.D, Brezilya vb. meydana gelmiştir. I. Dünya savaşının genel ve özel olmak üzere iki nedeni vardır. GENEL NEDENLER:Fransız ihtilalinin getirdiği yeni anlayış ve görüşler siyasi ve sosyal hayatta büyük değişiklikler yapmıştı. Milliyetçilik düşüncesi özellikle 20. yüzyılın başlarında etkisini göstermiştir. 1815 yılında Viyana Kongresi ile Avrupa'ya yeni statü getirilmiş ve buna göre de güçler dengesi kurulmuştu. Özellikle 1870 Sedan Savaşı ile Alman ve İtalyan birliklerinin kurulması ve bu devletlerin girişimlerde bulunmaları Viyana Kongresi statüsünü ve güçler dengesini büyük ölçüde değiştirmiştir. 19. yüzyıl içinde önem kazanmış diğer bir gelişmede sanayileşmedir. Sanayileşme sonuç olarak sömür geliciliği doğurmuş, büyük devletlerin çıkar çatışmaları Afrika, ve Uzakdoğu'ya kadar yayılmıştır. Hammadde ve Pazar arayışı hızlanmış, bütün devletler sömürge yarışına girmiştir. Bazı devletlerin siyasi birliklerini geç kurmaları blokları ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bloklar hızla silahlanarak yeni bir savaşın şartlarını hazırlamıştır. ÖZEL NEDENLER:Devletlerin izledikleri politikalar ve çeşitli çıkarlar özellikle bu devletleri karşı karşıya getirmiştir. Rekabet ittifak ve itilaf devletleri arasında meydana gelmiştir. Savaş öncesi devletlerin durumuna bakıldığında ; Almanya: Siyasal birliklerini kurduktan sonra (1871) ekonomisinde büyük bir canlanma meydana gelmiştir. Biriliğini geç kurduğundan dolayı sömürgeciliği geç başlamıştır. Özellikle İngiltere ile rekabete girişmiştir. İngiltere: Almanya'nın siyasal ve ekonomik açıdan güçlenmesinden rahatsız olmuştur. Kendisine rakip olabilecek güçlerden kurtulmayı istemektedir. Buna karşı deniz kuvvetlerini arttırmıştır. Fransa: 1870 Sedan Savaşı ile Almanya'ya kaptırdığı Alsance-Loren bölgelerini geri almak istemektedir. Bundan dolayı Almanya'ya karşı bir düşmanlık içindedir. Rusya: Rusya, Panislavizm'i gerçekleştirme amacındadır. İtalya: Sömürgecilikte geri kalmıştır. Amacı yeni sömürgeler ele geçirmektir. Avusturya-Macaristan: En büyük tehlikesi Rusya'dır. Panislavizm'e karşı mücadele etmiştir. SAVAŞIN BAŞLAMASI:Avusturya BÜYÜK Sırbistan'ı kurmak isteyenlere gücünü göstermek üzere 1914 yılı Haziran ayında Bosna da bir manevra yapmaya karar vermiştir. Buna katılmak üzere veliaht Ferdinant da Saray Bosna'ya gelmiştir. Ancak veliaht 28 haziran 1914 günü bir Sırplı tarafından öldürülür. Buda I. Dünya savaşına yol açan olayın başlangıcı olur. Avusturya bu olaya Sırbistan'a savaş açarak karşılık verir. Bunun üzerine Almanya, Avusturya-Macaristan'ın, Rusya da Sırbistan'ın yanında yer alır. Böylece savaş kısa bir zaman içinde bütün Avrupa'yı etkilemiştir. I. Dünya savaşına Osmanlı Devletinin Almanya'nın yanında girmesinin nedenleri ilk bakışta devletin ileri gelenlerinin Alman hayranlığı ve daha sonra Trablusgarp ve Balkan savaşlarında kaybedilen yerlerin geri alınabileceği, Kars, Ardahan ve Batum'un yeniden alınabileceği, Mısır'ın yarım yeniden İngiltere'den alınabileceği, Rus, Mısır ve İngiltere sömürgeleri olan Türk ve İslam ülkelerinin istiklale kavuşabileceği, Girit ve Kıbrıs adalarının tekrar devlete bağlanabileceği gibi düşünceler mevcuttu. Osmanlı Devleti bu toprak beklentilerinin yanı sıra yalnızlıktan da kurtulma istiyordu. Almanya ile 2 ağustos 1914 te gizli bir ittifak anlaşılmasının yapılması, Alman desteği ile ülkenin kalkınabileceği ve iki Alman gemisinin (yavuz ve Midilli) Osmanlı topraklarına sığınması savaşa girmemizde etkili olmuştur. Almanya'nın Osmanlı Devleti'ni Savaşa sokmak istemesinin Nedenleri: Almanya, Avrupa'nın Doğusunda Rusya, Batısında ise İngiltere tarafından sıkıştırılmıştır. Bundan dolayı Avrupa'daki savaş yükünü hafifletmek, Osmanlı Devleti'nin Jeopolitik konumundan yararlanmak istiyordu. Almanya özellikle geçiş yollarının tutularak Rusya'ya ulaşılmasına engel olmak düşüncesindeydi. OSMANLI DEVLETİ'NİN SAVAŞA GİRMESİ:Osmanlı Devleti'nin tarafsız kalması en çok itilaf devletleri istemekteydiler. Özellikle Rusya boğazların kullanılması ve kendisine yardımın kolay yapılabilmesi için bu durumun devam etmesini istiyordu. Almanya, ittifak anlaşmasından sonra Osmanlı Devleti üzerindeki baskılarının savaşa girmesi yönünde arttırmaya başladı. Bu arada Alman askeri heyetinden bazı subaylar Osmanlı ordusunda önemli bazı görevlere getirilmişlerdi. Sonuçta, Yavuz (Goesa) ve Midilli (Breslav) gemileri Amiral Sovchen komutasında 28-29 Ekim 1914 gecesi Rusya'nın Odessa ve Sivastopol Limanlarını topa tutması fiilen Osmanlı Devletini savaşa sokmuş oldu. Bu olay üzerine önce Rusya ardından İngiltere ve Fransa Osmanlı Devleti'ne savaş açtılar. Böylelikle savaşa resmen katılan Osmanlı Devleti I Dünya savaşında bir çok cephede savaşmıştır. Savunma Cephesi olarak kurulan ve oldukça öneme sahip bulunan Çanakkale Cephesi'nin açılmasının nedenleri ve meydana gelen Deniz savaşları üzerinde duracağız. SAVAŞ ÖNCESİ DÜŞÜNCE VE İTİLAF DEVLETLERİNİN SAVAŞ PLANLARI:Baltık Denizine Egemen Olmak Planı:"Baltık Denizine egemen olmak ve hem Ruslara silahla cephane yetiştirmek, hem de Almanya'nın mesafelerce düz kumluk halinde bulunan Pomeranya kıyılarına, Berlin'den 150-200 km uzaklıkta olan yerlere, büyük bir Rus ordusu çıkarmak. Lora Fiser'e göre ayrıca üç yere üç ordu çıkarılacak biri asıl çıkış ordusu, diğer ikisi gösteriş ve şaşırtma orduları olacaktır. Planın esaslarına göre İngiliz donanması, Almanya Frizon (Frize) adalarından Batı'da bulunan Bordum adasını ele geçirip onu Çanakkale önündeki Limni, İmroz ve Bozcaada gibi bir üs olarak kullanacak, o bölgede denize dökülen Alman ırmaklarının ağızlarını tıkayacak, Kiel kanalını tahrip edecek ve genel olarak Almanya'nın kuzey deniz kıyılarını torpille kuşatacaktır. LOYD CORC Planı:Loyd Corcc planının esası ilkbaharda kuvveti 700 bin kişiye varacak olan yeni birliklerin Fransa'da Batı cephesine gönderilmeyip Balkanlar'da kullanılmasıdır. Loyd Corc ayrıca Türklerin Süveyş kanalına saldırdıkları sırada, Suriye'ye 100 bin kişilik bir kuvvet çıkararak 80 bin kişilik Türk ordusunu mağlup etmeyi'de düşünmüştür. Böylelikle Suriye ele geçirilmiş ve Kafkasya ile sıkışık durumda bulunan Ruslara yardım edilmiş olunur. Amiral Fişer Batı cephesini Baltık yolu ile Kuzeyden çevirmeyi, Loyd Corc ise aynı işi Balkanlar'dan veya Adriyatik kıyılarından yapmayı istemektedir. JOFR Planı:Bu düşüncede olanlar her şeyi bir kenara bırakarak ilk olarak Almanya'yı ezmeyi istemektedirler. Buna klasik düşünce ve plan denilebilir. Bunu isteyenler, elde edilecek bütün kuvvetlerini, yani en çok İngiltere'de önce gönüllü sonra mecburi olarak silah altına alınan ve alınacak olan birkaç milyon askerin hepsini veya hemen hepsini Batı cephesine yığmak ve Alman ordusunu kemire kemire ezmek düşüncesindedirler. Bu düşünceler ileri sürenlerin başında Fransız orduları başkomutanı Jofr ile İngiltere İmparatorluk genel kurmay başkanı General (sonra mareşal) Robertson bulunmaktadır. Çörçil-Hankey'in Boğazları Zorlama Planı:Baltık denizine girmek planı da kısmen deniz bakanının düşünceleri arasında olmakla birlikte Çörçil, hemen bütün gücünü Çanakkale'nin zorlanması üzerinde toplayacaktır. O sırada İngiltere'de Osmanlı Devleti, düşmanların en zayıfı sayılıyordu. O, Almanya'dan damla damla ve adeta kaçak gibi Romanya ve Bulgaristan yolu ile silah ve cephane alabiliyordu, dolaysıyla Türk'ün kahramanlığını göz önünde tutmayanlar Boğazları zorlamayı nispeten kolay sayabilirlerdi. Uzlaşma Devletleri Çanakkale'ye denizden saldırıya girişecekleri sırada Osmanlı Devleti'nin durumu onlar açısından böyle bir saldırı için elverişli görüntüdeydi. Osmanlıların Sarıkamış üzerine yaptıkları büyük saldırı bozgunla sonuçlanmıştı. Mısır'ı İngilizlerden kurtarmak amacıyla giriştikleri kanal harekatları umulanları getirmemişti. Bu arada Balkan Devletlerinden Bulgaristan, Romanya ve Yunanistan'la Dünya Savaşı'nın başlamasından beri bir antlaşmaya varılması için sürüp gelen siyasal görüşmelerden de olumlu bir sonuç alamamıştı. Bulgarların çekingen davranışı Almanya ile Osmanlı arasında doğrudan bir bağlantının kurulmasını engellediğinden Osmanlı ordusunun yoksun bulunduğu Modern savaş gereçleri ile donatılmaması da gecikmekteydi. Bu durum uzlaşma Devletleri'nin Osmanlılara karşı bir saldırıya geçmelerine elverişli gibi görünmekteydi. Ne var ki aralarında bu maksatla hazırlanmış bir harekat alanları yoktu.savaş sonucunun batı cephesinde ve kısa bir zamanda alınacağına inanılmaktaydılar. Üstelik İngiltere'nin büyük bir kara ordusu kurmak için giriştiği hazırlıklar da tamamlanmış değildi. Çanakkale üzerine bir saldırı için ilgililer arasında kesin bir antlaşmaya henüz varılmamıştı. ÇANAKKALE'YE SALDIRI FİKRİÇanakkale'ye saldırı fikrinin bir Rus sorunu ile bir olup-bitti olarak ortaya çıktığı görülmektedir. Sarıkamış saldırısının Osmanlı çıkarına geliştiği sırada Rus Orduları Başkomutanı Grandük Nicolar, İngiliz Harbiye Nazırı Kitchner'den Osmanlı kuvvetlerinden bir kısmının Kafkas cephesinden uzaklaştırılmasını sağlayacak bir kara veya deniz gösterisinin yapılmasının mümkün olup olmadığını sormuştur (Aralık sonları 1914). Grandük böyle bir gösteri için Çanakkale'den söz etmemişti. Grandük'ün sorusu Londra'ya ulaştığı sırada, Çanakkale seferi düşüncesi çoktan doğmuş bulunuyordu. Tartışılan yanı yapılacak seferin yalnız savaş gemileriyle mi yoksa aynı zamanda bunların kara kuvvetleri tarafından desteklenmesi suretiyle mi yapılacağıydı. 1908'de İngiltere İmparatorluğu Ulusal Savunma Konseyi Boğazların yalnız savaş gemileriyle aşılması konusunu etüt etmiş ve XIX. Yüzyıl başlarında Lora Nelson'un bu konuda öne sürmüş olduğu bir fikre saplanıp kalmıştı. Nelson, "Bir kara kuvveti tarafından desteklenmeden istihkamlara saldıran gemici delidir" demişti. Fakat birinci dünya savaşı başladığı sırada İngiltere'de Nelson'un düşüncesini paylaşmayan bir insan yetişmiş bulunuyordu: Churchill Churchill ve ÇanakkaleChurchill düşüncesini Dünya Savaşı'ndan birkaç yıl önce Londra'yı ziyaret etmiş ve onunla görüşmüş olan Enver Paşa'ya şöyle anlatmaktadır; "Londra'da bulunduğum sırada Churchill ile bir dünya savaşı çıkması durumunu tartışmıştım. Böyle bir savaşta Türkiye'nin ne yapacağını bana sordu. Ve arkasındanda şunu dedi: "Eğer Türkiye Almanya tarafını tutarsa İngiliz filosu Çanakkale Boğazı'nı zorlayıp geçecek ve İstanbul'u alacaktır." Churchill'in Çanakkale seferi ile ilgili çalışmaları İngiltere'nin Osmanlı İmparatorluğuna savaş açmasından önce başlar. Churchill 1 Eylül 1914'te İngiliz filosunun Çanakkale'yi zorlamasına ve Yunanistan'ın Gelibolu'ya asker çıkarmasına dayanan bir tasarı hazırlar. Fakat Bulgarlardan kuşkulanan Yunanistan, tarafsızlığından ayrılıp İngiltere'ye yanaşmadığı için bu tasarı suya düşer. Ayrıca Churchill, Mısır'ın en iyi biçimde savunulmasının Gelibolu'ya saldırmakla mümkün olduğu yolundaki düşüncesini de savaş komitesi tarafından çok kuvvete ihtiyaç duyulacağı için iltifat görmez. Yukarıdaki sözü edilen Rus orduları Başkomutanının Osmanlı İmparatorluğu'nun her hangi bir yerinde bir gösteri yapılması isteğinin Londra'ya varması üzerine (31 Aralık) Churchill'in Başvekile sunduğu bir raporda "Savaşın duyurulmasından beri Gelibolu'ya saldırılmasını istemekte idim" demektedir. Bu kez Lloyd George ile Savaş komitesi genel sekreteri Hanway, Harbiye nazırı Kitchner ve Lord Fisher de Churchill'in fikrine katılmışlardır. Şu şartla ki kara kuvvetleri sağlanmadığı takdirde Çanakkale Boğazı sadece savaş gemileriyle zorlanacaktır. Bu suretle Rusya'nın "gösteri" isteği de yerine getirilmiş olacaktır. 3 Ocak'ta Churchill, Çanakkale'yi abluka altında bulunduran Amiral Garden'den Boğazın yalnız denizden zorlanmasını mümkün görüp görmediğini sorar. Sorusuna bu iş için eski savaş gemilerinin kullanılacağını ve sağlanacak sonuçların, uğranılacak kayıpları haklı göstereceğini de ekler. 5 Ocak'ta Amiral Garden'in cevabı gelir: Bir baskınla Çanakkale Boğazı'nın zorlanabileceğini sanmadığını fakat esaslı bir plana dayanılarak sayısı fazla gemilerle bunun yapılabileceğini bildirir. Bu cevap savaş komitesi üyelerini tatmin eder. Bu suretle Churchill'in Çanakkale seferi ile ilgili hazırlıkları başarı ile sonuçlanır. Bundan sonra 20 Ocak'a kadar sürecek bir zaman içinde sefer planı hazırlıklarına geçilir. Bu sırada sefere Fransa'nın da katılması sağlanır. Churchill, Fransa'dan önemli bir yardım dilemediklerini bu devletten ancak işbirliği, saldırı tasarısı üzerinde anlaşma ve onu birlikte hazırlama dileğinde bulundukların belirtmiştir. GARDEN'İN PLANIÇanakkale'yi geçme planı Amiral Garden tarafından hazırlanmış ve 13 Ocak'ta Savaş komitesi tarafından onaylanmıştı. Plan önemli deniz kuvvetlerinin kullanılmasını öngörmeliydi. 12 zırhlı, 3 savaş kruvazörü, 3 hafif kruvazör, 12 destroyer, 6 deniz uçağı, 12 torpil tarayıcı gemisi ve daha bir çok başka çeşit gemiler. Plana göre ilkin boğaz'ın girişini savunan dış bataryalar uzun mesafelerden bir ateşle tahrik edilecekti. Dış bataryaların ikisi boğazın Anadolu yakasında bulunan Orhaniye ile Kumkale'den, diğer ikisi de Rumeli yakasındaki Ertuğrul ile Seddülbahir'den ibaretti. Boğaz'ın bunlar arasındaki genişliği 4 km kadardı. Bundan sonra Boğaz'a girilerek Anadolu yakasında Kepez, Rumeli Kilitbahir'e kadar olan ve merkez savunma sistemi denilen tahkimatla bataryalar bombardıman edilerek tahrip edilecekti. Bu işte son bulunca, Çanakkale ile Nara arasındaki savunma sisteminin son kısmı ateş altına alınarak zararsız duruma getirilecek ve Marmara'ya girilerek İstanbul yolu tutulacaktı. Bu bombardıman aşamalarının her birinde savaş gemileri yol almaya başlamadan önce torpil tarlaları ayıklanmış olacaktı. Planın yürütülmesi için 15 şubat saptanması başarı ümitleri de havaların iyi gitmesine; yol, cephane sağlanmasına ve Türklerin savunmada göstereceği yılgınlığa bağlanmıştı. ENVER PAŞA VE BOĞAZLARI SAVUNMA SİSTEMİ:Türk Başkumandanlığı Boğazın savunma sisteminde mayından faydalanmaya büyük önem vermiştir. Bundan ötürü mayın hatları kurulmuştur. Bunların bir kısmı sabitti. Ana mayın hatları Çanakkale Boğazı'nın 1,5 km genişliğinde bulunan en dar yerini korumak maksadıyla Soğanlıdere - Dardonos önünden başlamıştı. 9 mayın hattı meydana getirilmişti. Kıyılarda da bu hatları koruyacak gizli obüs bataryaları yuvalanmış bulunuyordu. Ender Paşa yalnız denizden yapılacak bir saldır ile Çanakkale'nin geçilmezsinin olanaksızlığını göstermekteydi. Bu nedenle İstanbul'da halk arasında dedikoduların uyandırmış olduğu korku, kuşku ve telaşına anlamıyordu. Ona göre, düşman büyük istihkamları uzaktan ateş hattına olabilir, tahrip de edebilirdi. Fakat mayın tarlalarını savunma bataryaları tahrip etmek için bataryaların üzerine kadar gelmesi gerekliydi. Gelecek olan gemiler ufaksa, kolaylıkla batırılabilirdi. Büyük savaş gemileri ise batmak korkusundan oraya kadar yaklaşamayacaklardı. Şayet düşman donanması mayın tarlalarına geçip Çanakkale şehri önüne Boğazı kıvrılarak Nara'ya dönüp, Marmara'ya geçmeye girişirse karşısında bizim donanmamızı bulacaktı. Bizim donanmamız ufak olduğu halde büyük top düşmanın teker teker geçmeye mecbur olan gemilerine karşı üstündü. Düşman gemileri bu dönüş esnasında bizim gemilerimize karşı ancak 2 topla ateş edebileceği halde 5 kilometreden fazla olmayan etki menzili içinde bizim en aşağı 30 topumuz, onların karşılayabilecekti. Bu durumda en büyük dretnotlar bile batırılacaktı. ÇANAKKALE DENİZ SEFERİNDEN BEKLENENLEREnver Paşa'nın Çanakkale deniz kuvvetleriyle zorlanamayacağı hususundaki düşünceleri, birinci Dünya savaşı başlarında İngiltere'de de aşağı kabul edilmişti. Fakat Charebill'in ilkin Mısır'ın savunması için ortaya atılan bu fikri zamanla kök tutmuş ve bunun eyleme konulup başarılmasıyla şu önemli istifadelerin sağlanabileceği İngilizlerce hayal edilmeye başlanmıştı: İstanbul'un Ruslar tarafından ele geçirilmesi önlenerek İngiliz hakimiyetine geçecektir. Bu durumda Osmanlı Devleti toprakları ve ordusu ikiye bölünmüş olacağından barış yapmak zorunda kalacaktı. Buna yanaşmadığı taktirde de kısa zamanda savaş dışı bırakılacağına şüphe yoktu. Bu durumda Rusya ile batık dost devletler arasında bağlantı sağlanacak, karşılıklı ekonomisel ve savaşsal yardımlaşama sağlanacaktı. Bütün bunlardan başka Dünya savaşı'nın başlangıcından beri tarafsızlıkları ile sallantıda bulunan Bulgaristan ve Romanya, İngiltere ile Fransa'nın yanında savaşa gireceklerdi. Girince ve Almanya ile Avusturya'nın etrafındaki çember tamamlanmış ve kuvvetlenmiş olacaktı. Sözün kısası " can boğazdan gelir" atasözüne uygun olarak dünya savaşının bitirme yolu, Çanakkale Boğazından geçmekteydi. |
Çanakkale Destanı önceki mesajın devamı 1 ek ![]() SAVAŞIN BAŞLAMASI (ŞUBAT 19)Yukarıda sözü geçen Gordon planının eylemine 19 şubat saat 10'da başladı. Bu tarih 1807 yılında İngiliz filosuna başarı ile sonuçlanan Boğaz zorlaması 108. yıl dönümüne rastlamaktadır. Saldırı amacı ilkin boğazın girişini koruyan Anadolu yakasındaki Kumkale ile Orhaniye'de ,Rumeli yakasında Ertuğrul ile Seddülhisar'deki tabyaları yok etmekti. İkinci Fransız dördü İngiliz olmak üzere altı zırhlı bu işi başarmak için görevlendirilmişti. Bu gemiler 12.000 ile 10.000 metreden bataryalar üzerine ateşe başlamışlardı. İlk ateşi açan HMS Cornwasllis zırhlısının topçu subayı Yüzbaşı Harry Minchin, bunu büyük babasına yazdığı bir mektupta gururla anlatmaktadır. İlk topa ateş emrini verdim ve daha ilk ateşte isabet kaydettik. Onların menzillerini dışında olduğumuzdan ateş oranı çok ağardı, dakikada bir mermi falan. Öğlene kadar buna devam ettik. Öğleden sonra biz ve Vengeance 8.00 ile 5.000 yarda kadar yaklaştık ve Vengeance epey yoğun bir ateş altına girdi. Biz hemen onu desteklemeye koştuk ve gemideki bütün toplarla kaleye ateşe başladık. Her top yaklaşık olarak dakikada iki mermi atıyordu. Bu numaralı tabya sır taşı, duman, alev ve toz yığını halinde havaya uçtu. Ondan sonra başka bir tabyada üzerimize ateş başlayınca hemen o yana döndük ve yaşamım boyunca bu kadar eğlendiğimi hatırlamıyorum. Birkaç kere çok yaklaştıysa da biz hiç isabet almadık. Ateş hızımız onların şaşırtmış olmalıydı. İnsanın çevresine dakikada 1500 kilo mermi yağması epey sinir bozucu olmalı. Türk bataryaları menzillerinin kısalığından susmak zorunda kaldılar. Saat 12'den sonra zırhlılar kıyılara yaklaşarak 7000 metreden ateş etmeye başlayınca bataryalar da karşıt ateşe geçtiler. Ateş şiddetliydi iki gemi isabet aldı. Amiral Garden saat 17:30 da geri çekilme emri verdi. Dış bataryaları bir günde tahrip etmek ümidi bu suretle suya düşmüş oluyordu. Ertesi gün başlayan fena hava saldırıyı 25 Şubat'a kadar geciktirdi. Bombardımana Devam Edilmesi (25 Şubat)25 Şubat'a dış bataryalar üzerine yarıda kalmış olan saldırıya tekrar başladı. Bu kez saldırıya 12 Şubat gemisi katıldı. Bataryalar top menzillerini elverişsizliği alanına giren gemilere güçlü bir karşılık verdiler. İkisine önemli isabetler kaydetmeye muvaffak oldular. Ne var ki, bu yüzer kaleleri yürüyüşlerinden alıkoyacak olanaklara sahip bulunmuyorlardı. 25 Şubat'tan beri artık susmak zorunda bırakılmışlardı. Düşman savaşın sonuçlarını anlamak için tabyalara deniz erleri çıkarmış ve henüz kullanabilecek gibi görünen bir iki topu tahrip ettirmişlerdi. Dış bataryaların susturulması işi bu suretle sona ermiş bulunuyordu. 26 Şubat'ı izleyen günlerde ve havanın elverişliliği ölçüsünde saldırı planının ikinci ve üçüncü bölümlerine yani iç bataryaların tahrip edilmesine girişilmişti. Amaç Dardonos ve Erenköy tabyaların savaş dışı etmek için Boğazın içine girmekti. Savaş gemileri ateş ederken mayın tarama gemileri de kendilerine yol açacaktı. Planı bu bölümünün eylemini sağlamada hesapta olmayan engellerle karşılaşıldı. Kıyılarda yerleştirilmiş gizli ve hareketli sahra bataryalarıyla Dardonos tabyasının topçuları yapılacak işi güçleştiriyorlardı. Devamlı olarak yer değiştiren mayın tarama gemilerine nefes aldırmıyorlardı. Zırhlılara isabetler oluyordu. Kaydedilen başarılar umulanlara yaklaşık olmadığı halde Amiral Gorden, 2 mart'ta Churchill'e çektiği bir telgrafta Mart ortalarında İstanbul'a ulaşacağı ümidinde olduğunu bildiriyordu. 11 Mart'ta Churchill, Gorden'le bu konumdaki düşüncesini bir kez daha sordu. Gelen cevap filonun Marmara'ya girmesi üzerine, geri güvenliğin korunması için kara kuvvetlerine ve bulunmadığı gibi Gelibolu'ya sır çıkartmakta planı da hazırlamıştı. Hemen kara kuvvetlerinin tedarike girişildi. Bu kuvvet general Hamilton komuta atandı ve Çanakkale'ye gönderildi. Amiral Gorden'in ordusuz bir komutana ihtiyacı yoktu. Edindiği bilgilere göre Türk'lere Almanya'dan mühimmat gönderilmesi ihtimali de vardı. Bu arada da Almanya'dan ve Avusturya ve Avusturya denizatlıları işe karışabilirdi. Buna zaman yoktu. Kaldı ki planın iç bataryaların susturulması ile mayınların toplanmasından ibaret olan ikinci kısmın tamamlanmış olduğuna dair de kanıtı vardı. 15 Mart'ta saldırı için kararını verdi ,. Saldırı 17 ve 18 Mart'ta yapılacak yani Boğaz gerilecekti. Ne var ki, vermiş olduğu karardan bir gün sonra Gorden yorgunluktan, sinirden ve uykusuzluktan güçsüz düşmüştü. Doktorunun tavsiyesi İstanbul'dan vazgeçerek Londra'ya dönmesi merkezin deydi. Bu suretle Amiral hazırlanmış olduğu planın trajedi ile sonuçlanacak son perdesini görmekten kurtulacaktı. 17 Mart'ta yerine Harmay başkanlığı yapmakta da Vis Amiral de Robeck atandı. İSTANBUL'U SAVUNMA TEDBİRLERİÜçlü uzlaşma devletleri savaş gemilerinin Çanakkale Boğazı'nın geçilme girişiminin Osmanlı Genelkurmayı'nın kuşkuya düşmesi normaldi. Kaldı ki bu girişime paralel olarak Ruslarında Karadeniz Boğazı'na bir saldırıda Bulunmaları olasılığı da büsbütün ortadan kalkmış değildi. Bu durum göz önünde tutularak Boğazların ve İstanbul'un savunulması için şu Askersel tedbirlerin alınması gerekli görülmüştü; Çanakkale Boğazı ile İstanbul doğrultusunu savunmak görevi Liman Von Sanders komutasında bulunan I. Orduya verilmişti. Bu ordudan I. Kolordu Gelibolu Yarımadasına, 15. Kolordu Çanakkale'nin Anadolu kıyılarına 6. Kolordu da Yeşilköy bölgesine yerleştirilmişti. Karadeniz Boğazı'nın savunması ile Vehip Paşa'nın komutasında bulunan 2. Orduya verilmiş bulunuyordu. Boğazların savunması ile görevli kuvvetlerin tümü , 200,000 kadardı. 18 MART SALDIRSI ÖNCESİNDEKİ HAZIRLIKLARSaldırının yüksek komutası da Robeck'e verilmişti. De Robeck bir gün önce görevinde çekilmiş olan Gorden'in planını uygulayacaktı. Plan sade idi. Amaç Boğazın iki kıyısındaki bataryaların susturulması, torpillerin ayıklanması, bu suretle açılacak yoldan filonun Boğazı girilmesine olanak sağlanmasında ibaretti. De Robeck bu planı başarıyla gerçekleştirmek için savaş gemilerini üç kümede savaş düzenine getirmiş bulunuyordu. Birinci kümede Queen Elizabeth, Agememnon, Lord Nelson ve İnflexible bulunuyordu. Bunlar güneye doğru sardırmışlardı. Bu üç savaş gemisinin sahra bataryalarına karşı güvenlikleri kuzey kanatta Lrince George ve güney kanatta Triumph tarafından sağlanacaktı. İkinci kümede Amiral Guepratte komutasında şu dört Fransız zırhlısından kurulmuştu; Buffren, Bouvet, Goulois ve Charlemagne. İlk ikisini boğazın Anadolu kıyılarını, diğer ikisi de Rumeli kıyılarını döveceklerdi. Üçüncü küme, İrresistable, Albian , Vengeance, Swiftsare ve Magestic yedekte bırakılmışlardı. Üçüncü küme gemileri sırası gelince ikinci kümenin yerine alacaklardı. Son olarak Cornwallis, Conapus, Dorthmouth ve Dublin kruvazörleri geliyordu. Bunlardan ilk ikisinin görevi mayın taramak, doğu ilgisinin de aşırma ateş yapmak suretiyle sahra bataryalarını arkadan varmaktı. Dünya topraklarında güneşin batmadığı iki büyük imparatorluğun meydana getirdiği bu kudretli ve haşmetli savaş gücüne insan gücü ile karşı gelinemeyeceği konusuna İngiliz ve Fransız denizcilerinde genel bir kaç doğmuştu. 18 Mart saat 10:58'de yukarıda işaret edilen savaş düzeni almış olan aramada da ilk bombardıman için suretle görev bölümü yapılmıştı: Queen Elizabeth, Anadolu yakasında bulunan Hamidye I ve Çimenlik tabyalarını, Agamenon, Lord Nelson ve İnfletible ise boğazın Rumeli yakasındaki Yıldız, Mescidiye, Hamidiye II ve Namazgah tabyalarını ateş edeceklerdi. Düşman ordusu büyük saldırışa geçeceği sırada Türk bölgesi savunma karargahında durum şöyleydi; Karargah komutası Albay Cevat , 18 Mart'tan önce Bozcaada'da düşman savaş gemilerinin toplanmakta olduğunu haber almıştı. 18 Mart sabahı da bir araştırıcı uçağımız Bozcaada'da büyük bir kaynaşma olduğunun haberini getirmişti. Ne var ki, komutanlık bu haberleri büyük bir saldıranın ilk işaretleri olarak kabul etmedi. O kadar etmedi ki komutan Albay Cevat, 18 Mart sabahı karargahta ayrılıp Kirte'deki birlikleri teftişe gitmiş ve ancak 16:30'da karargaha dönebilmişti. Bu nedenle savaşı Kurmay Binbaşı Selahattin Adil(paşa) yönetmişti. Savaş sırasında yanında bulunmuş olan yardımcıları Kurmay Kolağası Osman Zati ile Yüzbaşı Hamdi'dir. Bu kısa açıklama da göstermektedir ki, 18 Mart saldırısı bir baskın biçiminde başlamıştır. SALDIRININ BAŞLAMASI:Birinci küme ile kendilerine hedef olarak gösterilmiş plan tabyaları arasında düello saat 11:15'te başlıyor. Queen Elizabeth, ağır toplarıyla uzak mesafeden ilkin Çimenlik'e sonra Çanakkale şehrine daha sonra da Hamidiye tabyasına ateş ediyor. Çimenlik'e iki isabet oluyor. Çanakkale'de yangın çıkıyor. Hamidiye'de yıkıntı meydana geliyor. Saat 11:35'te Lord Nelson, Rumeli yakasındaki Hamidiye II tabyasına; George ve Triumph, Mecidiye, Yıldız ve Dardonos tabyalarına açıyorlar. Fakat zırhlıların büyük şikayeti bu tabyalardan olmaktan çok, görünmeyen ve göründüğü anda hızla yer değiştiren sahar bataryalarındandı. 12:30'da Amiral de Robeck Fransız gemilerinden kurulmuş olan ikinci küme gemilerine kıyılara yaklaşarak, yakın mesafeden bombardımanı sürdürmesi emrini veriyor. Bunlar Erenköy bizansında duran İngiliz gemileri arasından geçerek kıyıya 400 metre kadar yaklaşıyorlar. Bütün ağır toplarıyla Rumeli yakasında Kilitsihar ile Mesudiye tabyaları, Anadolu yakasında da Dardonos ile Beyaztepe mevkileri ateşe tutuyorlar. Büyük Aramada boğaz en dar olan Kilitsahir ile Çanakkale arasına yönelmişti. Buraya gelmeden önce birkaç gemi feda edileceği de hesaba katılmıştı. Bu kayıpları karşılıksız olmayacaktı. Boğaz geçilip İstanbul alınmakla, Osmanlı ile müttefiklerin bağlantısı kesilecekti, çember içine alınan Avusturya ile Almanya da pes demek zorunda kalacaklardı. Sözün kısası savaşın muhteşem armadanın birkaç kilometre daha ilerlemesine bağlı kalmıştı. Tarihsel Fransız cesareti ile İngiliz soğukkanlılığı Türk'ün alçak gönüllü kahramanlığı karşısına bu alınacak yerde bir sınav verecekti. Deniz savaşının en bunalımlı anı iki taraf içinde gelip çatmıştı. Dünya bu olaya kadar Türk'lerin fetihler savaşlarında tanımıştı. Yurt savunmasında ise güçlerinin neye yettiğini ilk kez hecelemeye başlayacaklardı. Hava şartları Türk'lerin lehineydi. Gemi bacalarından ve toplardan çıkan dumanlar sayesinde Türk bataryaları görünmüyordu. Türk savunma komutanlığı düşman zırhlılarının merkez bataryalarına 14 kilometre kadar yaklaşması üzerine bu bataryalar tarafından da ateş emri verildi. Türk'lerin ağır toplarıyla ötüşlerinin ateşi düşman üzerine şaşırtıcı bir etki yapmaktaydı. Kaptan köprüsünden isabet alan İnflexible'den geriye dön emri verildi. Bouvet'de de almış olduğu isabetten dolayı yangın başlamıştı. Geminin toplarının yarısı kullanılmaz hale gelmişti. Bir çeyrek saatte 14 isabet alan Suffren hemen hemen savaş dışı edilmişti. Ne var ki, bu arada da Çanakkale'de başlamış olan yangın genişlemiş, Dardonos, Namazgah ve Hamidiye bataryaları, Fransız gemilerinin ateşi karşısında susmuştu. Deniz ile kara arasındaki büyük düello taraflar ağır yaralar almışlardı. Fransız gemilerinin yıprandığını gören de Robeck geri dönmelerini ve üçüncü küme gemileri ile yedeklere onların yerine almalarını emrini veriyor. Saat 13:34 ne var ki, Boğazdan çıkmak girmek kadar kolay değildi. Donanmalara taranmış sandıkları karanlık limanın güney kısmına, Erenköy açıklarından Doğuya doğru da Nusrat adındaki mayın gemisi geceleyin, Ruslarca Karadeniz kıyılarımıza dökülüp tarafımızdan toplanmış olan mayınlardan 26 tane döker. İşte bu mayınlardan birine çarpan Bovvet bir buçuk dakikada 640-700 kadar mevcudu ile sulara gömülüyor. 5 subayla 51 er ancak kurtarılıyor. Bu kurtarma işine karışmış olan Gaulios zırhlısına da iki ağır top mermisi ile yaralanıp su almaya başlayınca diğer iki Fransız gemisini yardımı ile savaş yerini terk ediyor. Fransız, tümden yok olmamak için savaş yerinden çekilmek zorundadır. Ve şimdi Türklerle İngilizler karşı karşıya geliyorlar. Bovvet'in batış anını anlatan Yarbay Worsley Gibson'un sözleri; Bovvet'in sancak tarafına yattığına dikkat ettim ve bunu McB'ye söyledim. Daha sözümü bitirmeden gemi daha fazla yatmaya başladı. Ağır yara aldığı belliydi. Çokta hızlı ileri gitmekteydi ve az sonra direkleri suya girdi, büyük bir duman ve buhar sütünü yükseldi ama herhangi bir patlama olmadı ve birkaç saniye sonra sulara gömüldü. Bovvet'in batması Golois'in yaralanması ve tüm Fransız gemilerinin geri çekilmesi Türklerin moralini yükseltiyor. Saat 14:00'ten sonra savaş 6 İngiliz zırhlısı ile bataryalar arasında tekrar başlıyor. 15:15'te Irrsistable zırhlısı Beyaz tepe hizasında torpidoya çarparak yan yatmaya başlıyor. Makineleri su ile doluyor. Hareket edemiyor. Ocean zırhlısı imdada koşuyor. Onu geriye çekmek istiyor fakat akıntı iki gemiyi Anadolu kıyısına doğru sürüklüyor. Ocean'da Bovvet'in batmakta olduğu yerde bir mayına çarpıyor. İki yaralı gemi Türk Topçusunun ateşi altında gemiler boşaltılarak kendi hallerine bırakılıyor. Bu gemiler Çanakkale Savaşının son kılavuzları oluyor. Amiral de Robeck saat 17'de muhteşem aramadan geri kalan zırhlılara dönüş emrini veriyor. Çanakkale direnişinin ilk bölümü; İngiliz ve Fransız armadasının yenilgisi ve Türklerin zaferi ile son buluyor. İKİ TARAFIN KAYBI18 Mart'ta Boğazı geçmek için 12 büyük zırhlı savaşa katılmıştı. Diğer gemilerden her biride az çok isabet almışlardı. Osmanlı kaybına gelince; Bataryalardan hepsi isabet almıştı. Boğazın girişindekiler susturulmuştu. İç bataryalardan da çok veya az yaralananlar olmuştu. 176 Kaptan 8'i kullanılmayacak duruma gelmişti. İnsan kaybı 40 ölü ve 74 yaralıdan ibaretti. Yaralılarınsa 18'i Almandı. İki tarafında sahip bulundukları savaş güçlerine göre kayıplar önemli sayılamaz. İngiliz ve Fransız imparatorları engin servet kaynaklarına sahiptiler. Batan ve yaralanan gemilerini yerlerine kolaylıkla başkalarını koyabilirlerdi. Ne var ki, iki devletin normal kayıpları hiçbir suretle giderilemeyecek kadar ağırdı. Türklerin uğradığı nesnel kayıplara karşılık moral kazançları yüksekti. Aylardan beri İstanbul'da kuşku içinde yaşayan Türkler için Çanakkale deniz zaferi, kurtuluş anlarını taşıyordu. Türklerin İngiliz donanması için kökleşmiş bir hayranlığı vardı.bu donanmayı, yüz gemisi dönmeye zorlamanın büyük heyecanını duymaları doğaldı. 18 Mart akşamı İstanbul ve zafer haberinin ulaştığı bütün Türk şehirlerinde, kasabalarında ve köylerinde evler bayraklarla süslenmiş, aydınlatılmış ve şenlik yapılmıştı. Çanakkale deniz zaferinin dünyada bulunan diğer Müslüman ülkelerinde de etkisi görüldü. Sömürge yaşamı süren Müslüman ve hatta Müslüman olmayan halklarda, Emperyalizme karşı bu üstün direnişi kendi kurtuluşları için değerli bir örnek gibi kabul eder oldular. Çanakkale deniz yenilgisi altında kalmak istemeyen ve olumsuz etkisini her ne pahasına olursa olsun silmek isteyen uzlaşma devletleri talihlerini bu kez de İstanbul'u almak için kara yolundan giderek denemeye karar verdiler. Bu yolun Gelibolu yarımadasından geçtiğini düşündüler ve kara ordularını oraya çıkartmakla ilgili işe giriştiler. 18 Mart yenilgisi İngiliz ileri gelenleri arasında bir takım tartışmalara yol açmıştı. Amiral de Rocek ile Ian Hamilton arasında ortaya çıkan sorun; donanmanın Boğazı geçmek için yapacağı ikinci bir denemesinin ordu tarafından desteklenmesine karşılık, ordunun Gelibolu Yarımadasına yapacağı bir çıkartma hareketinin donanma tarafından desteklenmesinin daha uygun olup olmadığı nedeniyle ortaya çıkmıştır. İngiliz ileri gelenleri başvekil, savaş komitesi, deniz bakanlığı amirallik, savaş komisyonu da savaşa devam düşüncesindeydiler. Hatta Fransız deniz bakanı da aynı düşüncede olduğunu belirtmiştir. ilk başta amiral Robeck tekrardan boğazı zorlayarak İstanbul'u almayı düşünmüşse de bu kararında vazgeçerek ordunun Gelibolu Yarımadası'na yapacağı bir çıkartma hareketinin donanma tarafından desteklenmesi planına uymuştur. Bu nedenledir ki, 18 Mart saldırısı bir daha tekrarlanmayarak tarihte tek er bir olay olarak kalacaktır. Böylelikle 18 Mart yenilgisinin intikamını almak isteyen uzlaşma devletleri 15 Nisan da Gelibolu'ya ilk birlikleriyle çıkartma yaparlar. Ancak. KAYNAKÇA BAYUR, Yusuf Hikmet, Türk İnkılabı Tarihi cilt 3/2. Kısım TTK Ankara 1991 KARAL, Enver Ziya , Osmanlı Tarihi 9. Cilt TTK Ankara 1996 Nigel Steel ve Peter Hart , Gelibolu Yenilginin Destanı Çev. Mehmet Harmancı Medya Basım Volkan VAROL |
2 ek ÇANAKKALE SAVAŞLARINDA HAVA HAREKATI![]() İLK HAVACILIK FAALİYETLERİMİZİlk motorlu uçağın uçuşundan yedi yıl gibi kısa bir süre geçtikten sonra, 1910 yılında uçaklardan askeri amaçlarla yararlanma düşüncesi ortaya çıkmış ve takip eden yıllarda uçak, yeryüzünde etkin bir taarruz silahı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Dünyadaki bu gelişmeyi yakından izleyen ve önemini değerlendiren zamanın Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa'nın direktifiyle, 1911 yılında, Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde askeri havacılıkla ilgili bir şube oluşturulmuş ve Türk askeri Havacılığı'nın temeli olan teşkilat kurulmuştur. Bu yeni silahın edinilmesine büyük önem veren Mahmut Şevket Paşa, maaşının bir kısmını bağışlayarak uçak alımı için kampanya başlatmış ve bu kampanyaya başta padişah Sultan Reşat olmak üzere Donanma Cemiyeti, subaylar ve bazı zenginler iştirak etmiştir. İki uçaklık para, kısa zamanda toplanmış ve Fransa'dan biri 25 Beygirlik, biri de 50 Beygirlik iki uçak satın almıştır.Müteakiben, Yeşilköy Safra düzlüğünde Kara Tayyare Mektebi, Yeşilköy Feneri yakınlarında da Deniz Tayyare Mektebi kurulmuş ve havacı personel yetiştirilmek üzere ordu ve donanmadan istekli subaylar seçilmiştir. Çanakkale Muharebeleri başladığı zaman dünya ve Türk askeri havacılığı mütevazı ve geliştirilmeye muhtaç bir durumda idi. Çanakkale Muharebeleri havacılık yönünden, yeni silahın gerçek değerinin anlaşıldığı ve bugünkü modern hava kuvvetlerinin temelini atan kahramanları kavramaya çalışırken, icra edilen hava harekatının sadece o günkü müşterek harekata katkısı değil aynı zamanda bugünkü havacılığımıza olan katkısı da düşünülmekte ve hava kuvvetlerinin temelinin atılarak, hava stratejisi ve taktiklerinin oluşturulmaya başlandığı bir harekat noktası olarak değerlendirilmektedir. Havacılık açısından işte böyle bir ortam içinde, 2 Ağustos 1914 günü seferberlik ilan edilmiş ve buna paralel olarak Yeşilköy'de bulunan deniz uçaklarından 2'si İzmir, birisi de Çanakkale Müstahkem Mevzi Komutanlığı emrine verilmiştir. 25 Ağustos 1914 tarihinde Çanakkale Nara Meydanı'na konuşlandırılan Nievport tipi deniz uçağı ile, Deniz Yzb. Savmi, Ütğm. Fazıl ve Ütğm. Cemal'in yaptığı keşif uçuşları sayesinde, bölgedeki İngiliz ve Fransız gemilerinin faaliyetleri izlenmeye başlanmıştır. 18 Mart 1915 tarihine kadar olan dönemde yapılan başarılı hava keşif görevleri hem düşmanın elindeki gemi tip ve miktarını tespit, hem de taarruz hazırlıklarını devamlı takip imkanı sağlamıştır.18 Mart 1915 günü, havacılarımız erken saatlerde yaptıkları keşif raporunu şu şekilde vermişlerdir: " Bozcaada önünde, 40 düşman gemisi sayıldı. Bunlardan; 19'u ağır, 3'ü hafif olmak üzere 22'si kruvazör, diğerleri; şilep, destek gemisi ve uçak gemisidir. Sayıları tam olarak saptanamayan denizaltılar görülmüştür. 6 adet zırhlı İngiliz gemisi, muharebe düzeninde boğaza doğru ilerlemekte ve Fransız gemileri de demir almaktadır. " Bir süre sonra, boğaza giren ve kıyı bataryalarını şiddetle bombardıman eden düşman donanma topçusuna, Ark Royal uçak gemisinden havalanan İngiliz uçakları da ateş tanziminde geniş çapta yardım etmiştir. 18 Mart günü öğleden sonra, havacılarımıza; Limni Adası civarındaki düşman kuvvetlerinin durumunu keşfetmeleri emredilmiştir. Bir saat içinde görev bölgesine ulaşan pilotlar Mondros Koyu'nda 13 harp, 4 nakliye, 29 kömür gemisi olmak üzere toplam 46 geminin bulunduğunu, ayrıca Fransızların Gaulois gemisinin sahil topçumuzun ateşi ile Çanakkale ağzında yara aldığını rapor etmiştir. Çanakkale Muharebeleri süresince, karşılıklı keşif harekatı devam ederken; Türk havacıları, o tarihler için başarılı sayılabilecek diğer hava görevlerini de icra etmişledir. Bu görevlerden biri 18 Nisan 1915'de yapılmıştır.O gün Çanakkale Boğazı bölgesinde gittikçe kuvvetlenen ve hava üstünlüğü kurmasından endişe edilen düşman hava gücünü tesirsiz hale getirmek maksadıyla, Bozcaada'da 18 düşman uçağının konuşlandığı meydana hava taarruzu planlamıştır. Ancak bu meydandaki uçaklar, keşif görevi için daha önceden kalktığından, havada karşılaşılmış, kısa bir hava muharebesinden sonra zayiatsız olarak meydana dönülmüştür. Bu görev amacına ulaşmadıysa da, asli taktik hava görevlerinden olan "mukabil hava harekatı" nın ilk ve tipik bir uygulaması olması açısından önem taşımaktadır. Türk uçaklarının meydan taarruzu planlamasından esinlenen İngilizler, aynı gün üçer uçaklık iki kol ile meydanımıza taarruz etmişler, ancak uçaklarımız daha önceden meydan içinde dağıtılarak gizlenmiş olduğundan, atılan bombalar hasar meydana getirememiştir. Bu da, ufki dağılma ve gizleme yapılarak, beka tedbirlerinin alınışına güzel bir örnek teşkil etmiştir. 14-19 Mayıs 1915 günleri, güney cephemizdeki karşı taarruzumuzu desteklemek amacıyla; düşman çıkarma gemileri ve ordugahı bombalanmıştır. Mayıs ayı başından itibaren sabit balon ile boğaz gözetlemesi ve topçu atış tanzimi ve birliklerimizi taciz eden manika balon gemisine taarruzlar yapılmış, her hava hücumunda gemi, balonunu toplayıp yer değiştirmek zorunda bırakılmıştır. Böylece bugün " yakın hava desteği" olarak bilinen görev tipinin basit bir uygulaması yapılmıştır. Çanakkale savaşında havacılık bakımından önemli taktikler ilk olarak yapılmış, bu da şimdi bile kullanılan önemli hava taktiklerinin temelini oluşturmuştur. 25 Haziran'da; Arıburnu bölgesindeki düşman karargahı üzerine propaganda amacıyla 300 adet İngilizce yazılı bildiri atılmıştır. Bu görev, hava gücünün psikolojik harpte kullanılmasına ilişkin güzel bir örnektir. 30 Kasım 1915'te ise, Üsteğmen Ali Rıza, Teğmen Orhan'la beraber, Çanakkale girişinde karaya oturmuş bulunan bir düşman kruvazörüne taarruz etmek için görevlendirilmiştir. Tam bu esnada bir düşman uçağının yaklaştığı görülmüş ve yapılan hava muharebesinde Üsteğmen Ali Rıza F ransız uçağını makinalı tüfek ateşiyle düşürmeyi başararak Türk havacılık tarihine ilk düşman uçağını düşüren pilot olarak geçmiştir. BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI ''TÜRK HAVA HAREKATI'' ÇANAKKALE CEPHESİ1) Tarafların kuvvetleri a) Türk Kuvvetleri: Çanakkale Boğazını savunacak olan 5. Türk Ordusu, düşmanın yapacağı hareketlere karşı koyacak şekilde büyük kısmı ile Gelibolu ve Çanakkale bölgelerinde konuşlanmış bulunuyordu. Almanya'dan gelen dört uçaktan üçü Başkomutanlık Vekaleti'nin emri ile Çanakkale Boğazı'na gönderildi. Bu uçaklar Çanakkale'deki alana inerek Müstahkem Mevki Komutanı'nın emrine girdiler. b) İtilaf Devletleri Kuvvetleri: 16 muharebe, bir uçak ana gemisi, iki kruvazör, muhrip, mayın arama ve tarama gemilerinden ibaretti. Ayrıca, Limni adasında İngiliz ve Fransızlardan karma büyük bir kara kuvveti toplanmıştı. Bozcaada'da bulunan Ark Royal uçak ana gemisinde iki kara Sopwith ile üçü Short olmak üzere toplam beş uçak vardı. 2)Çanakkale'ye Gönderilen Türk Uçaklarının Harekat ve Faaliyetleri: 25 Ağustos 1914'de Üsteğmen Fazıl'ın uçtuğu bir deniz uçağı Nara'daki alana indi. Uçağın gelmesi ile boğaz dışında, Bozcaada ve Limni adasındaki İngiliz deniz ve diğer kuvvetleri ile tesislerinin havadan keşfedilmesi için gerekli hazırlıklara başlanmıştı. 5 Eylül 1914'de Bozcaada ve Limni doğrultusunda yapılan hava keşfinde, boğazın 10 mil açığında Tavşan adalarının kuzey-batısında Basiliks sınıfından iki İngiliz muhribinin boğazdan çıkan iki nakliye gemisini durdurmuş olduğu, Gökçeada istikametinde bulunan Veymouth kruvazörünün uçağı görür görmez seyre başladığı ve Limni yönünde Defence tipinden bir kruvazörün daha bulunduğu tespit edilmişti. Yapılan bu ilk hava keşfi ile İngiliz deniz kuvvetlerinin boğaz dışında devriye gezdiği ve boğaza giren-çıkan gemileri kontrol ettikleri anlaşılmıştı. 10 Eylül 1914'de yapılan hava keşfinde, bundan önceki keşifte tespit edilen İngiliz gemilerinin boğazın ortalama 25 mil açığında dolaşmakta olduğu ve Defence kruvazörünün grandy direğinde amiral forsunun çekildiği görülmüş, sert bir havada Mondros limanına giden uçak, iç limana varamadan dış limandan geri dönmek zorunda kalmıştı. Dış limanda hiç bir deniz kuvveti göremeyen uçak dönüşte önden aldığı şiddetli rüzgar yüzünden sürati azalarak boğaz girişine beş mil kala benzini bittiğinden denize inmek zorunda kalmış ve o civarda bekleyen Draç torpitosu tarafından yedeğe alınarak üsse getirilmişti. 2 Ekim 1914'de yapılan hava keşfinde, Bozcaada'nın batı ve güneyinde İngiliz ve Fransızlara ait dört muhrip, iki kruvazör, iki muharebe gemisi, iki denizaltı. iki kömür gemisi ve bir yatın demirli olarak bulunduğu; Bozcaada'nın doğusunda ve Marmara burnu dolaylarında iki İngiliz muhribinin dolaşmakta olduğu görülmüştü. 14-19 Ekim 1914 günleri yapılan hava keşifleri ile İngiliz deniz kuvvetlerinde azalma olmadığı ve bu kuvvetlere bazı şilep ve nakliye gemilerinin katıldığı görülmüş ve bu keşiflerden elde edilen bilgilere göre: İngiliz ve Fransızların Bozcaada ve dolaylarında çok sayıda harp gemisi topladığı ve yakın bir gelecekte Çanakkale Boğazına karşı harekata geçeceği tahmin edilmişti. Tek uçakla devamlı keşif yapılmasına imkan olmadığından İstanbul'dan Çanakkale'ye Yüzbaşı Savmi komutasında iki kişilik bir nieport deniz uçağının daha gönderilmesine karar verildi. 19 Ekim 1914'de İstanbul'dan hareket eden Yüzbaşı Savmi Marmara üzerinde motor yağının bitmesi sonucu denize inmek zorunda kalmış ve uçak deniz üzerinde 24 saat kaldıktan sonra bir kurtarma motorbotu yedeğinde çekilerek Çanakkale'ye götürülmüştü. Bu tarihlerde havacılık çok ilkel bir durumda olduğundan ve görev yapan pilotlar da iyi yetişmediğinden sık, sık kazalar olmakta, ancak Üsteğmen Fazıl, Üsteğmen Cemal ve Yüzbaşı Savmi gibi üstün yaratılıştakiler bu görevi bşarı ile yapmaktaydılar. Görevler birkaç kişinin elinde kaldığından ve uçakların sık, sık arızalanmasıyla istenilen keşif görevleri tam olarak yapılamamakta idi. Bu devrede İngiliz hava harekatına ait hiçbir faaliyet görülmemişti. 3)Çanakkale Boğazı'nın Denizden Zorlanması ve Bu Safhada Hava Harekatı: Çanakkale cephesinde iki taraf savunma ve taarruz için gereken hazırlık ve tertipleri almışlardı. 17 Mart 1915 tarihinde Başkomutanlık karargahı Hava Müşaviri Yüzbaşı Serno İstanbul'dan bir torpido bot ile Çanakkale'ye geldi ve 17-18 Mart gecesi alandaki üç uçağı uçuşa hazırladı. 18 Mart sabahı rasıt (Gözleyici) Kurmay Yüzbaşı Shneider ile birlikte düşman durumunu keşfetmek üzere Bozcaada'ya doğru havalandılar.Uçak Truva harabeleri üzerine geldiği zaman hava aydınlanmış, Bozcaada doğrultusu iyice görülmeye başlamıştı. Bu sırada etrafı gözetleyen rasıt, ada önlerinde muharebe gemileri, kruvazörler, uçak gemisi, tamir ve nakliye gemilerinden kurulmuş büyük bir gemi topluluğu görmüştü. Muharebe gemileri pruva hattında Çanakkale Boğazı'na doğru seyir halinde olup, bunları kruvazörler takip etmekte idi. Bir deniz kurmay subayı olan Gözleyici Shneider, gemi tiplerini tanımakta zorluk çekmedi ve düşmanın Çanakkale Boğazı'na taarruz etmek için ilerlediğini kolayca anladı. Havada daha fazla zaman kaybetmeden geri dönen keşif ekibi, düşman gemilerinden açılan ateş altında kaçınma manevraları yaparak en kısa yoldan Çanakkale'ye döndü ve hemen elde ettiği bilgileri Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanlığı'na bildirdi. Keşif ekibi tarafından verilen bu bilgiler üzerine Çanakkale'yi savunan ve böyle bir taarruzu bekleyen bütün birlikler gerekli tertibi aldılar. Bir süre sonra boğaza gelen ve kıyı bataryalarını şiddetle bombardıman eden düşman donanması ilerlemeye başladı. Türk topçusunun azimle karşı koyması düşman ileri harekatını ağırlaştırmakla beraber kayıp verdirmeye de başlamıştı. Karşılıklı topçu ateşi ile yapılan muharebeler öğleden sonra da devam etti. Öğleden sonra keşif yapmak üzere Alman pilotu Seydler ve Türk rasıtı deniz Yüzbaşısı Hüseyin havalandı. Bu ekibin görevi Limni adası ve dolaylarındaki düşman faaliyetleri hakkında bilgi toplamaktı. Bir saatte bölgeye varan hava keşif ekibi, Mondros'da 13 harp, dört nakliye ve yirmi dokuz kömür gemisinin bulunduğunu tespit etmiş ve meydana dönüşte Çanakkale Boğazı'nın ağzında hareket halinde bulunan topçu ateşi ile yaralanmış Fransız gemisi Gaulois'i görmüştü. 8 Mart'da Erenköyü yakınlarına Nusrat mayın gemisi tarafından dökülen mayınları İngiliz ve Fransız keşif uçakları dokuz günden beri keşfedememiş, böylece 18 Mart 1915 muharebelerinde bu mayınlardan düşmanın haberi olmamıştı. Öğleden sonraki muharebelerde Erenköyü dolaylarına dökülen mayınlara çarpan Buve, Ocean, Irresistble zırhlıları batmış, Inflexble ağır hasara uğramış ve akşama doğru düşman yenilmiş olarak geri çekilmeye başlamıştı. Sonuç olarak; 18 Mart muharebelerinde sabahın erken saatlerinde yapılan Türk hava keşfinde, düşman donanmasının herekete geçerek boğaza yaklaşmakta olduğu, zamanında Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanlığı'na bildirilmiş ve alarm halinde bekleyen Türk birliklerinin gerekli önlemleri almalarına yardım etmişti. 4) 19 Mart - 24 Nisan 1915 Hava Harekatı: 18 Mart zaferinden sonra, yüksek komuta kademesini düşündüren mesele, düşmanın yeniden taarruzu tekrarlayıp tekrarlamayacağı veya Çanakkale Boğazı dolaylarında karaya asker çıkarıp çıkarmayacağı idi. İstihbarat kanalı ve diğer yollarla elde edilen bilgiler düşmanın daha çok karaya asker çıkaracağını gösteriyordu. Hava durumu nedeniyle görev uçuşları 26 Mart'da başladı. 26 Mart günü öğleden önce Bozcaada ve Limni doğrultusunda keşif için havalanan uçuş ekibi Bozcaada'dan sonra hava durumu nedeniyle geri dönmüştü. Bu keşif esnasında Bozcaada önlerinde birkaç İngiliz gemisi tespit edildi. Bunlar arasında mayına çarparak yaralanan ve onarılmakta olan Inflexble da vardı. Aynı gün öğleden sonra hava düzelmiş olduğundan pilot Seydler ve gözleyici Yüzbaşı Hüseyin görevlendirildiler. Uçak Limni'ye ulaştığında, Mondros koyunda Queen Elizabeth'in demirli olduğunu, ayrıca beş adet nakliye gemisini tespit ettiler. Bu keşif sonucunda düşmanın donanma ile yeniden taarruza geçeceğine dair bir emare görülemedi. Keşif faaliyetleri devam ederken iki tarafın hava birliklerinin kuruluşunda bazı değişiklikler yapılmıştı. Türk Hava Birliği: Çanakkale'de bulunan üç uçak, Alman pilotları, Yeşilköy'de eğitim görmüş üç Türk subayı ve Alman bakım personeli ile 1. Türk Tayyare Bölüğü kuruldu. Bu bölükteki Alman sivil pilotlarına teğmen, makinistlere astsubay rütbesi verildi. Bölük komutanlığına Alman teğmen Preussner getirilerek bölük, Müstahkem Mevki Komutanlığı emrine verildi. Bu komutanlık, gözleyici olarak Yüzbaşı Hüseyin'i 1. Tayyare Bölüğü'ne atadı. İngiliz Hava Birliği: 24 Mart 1915'de İngiliz binbaşısı Samson'un komutasında bir uçak birliği Bozcaada'ya gelmişti. Bu birlikte İngiliz ve Fransızlardan karma 18 uçak bulunuyordu. Ayrıca, Bozcaada'ya daha önce getirilen iki tane de Fransız Nieport uçağı vardı. İtilaf Devletleri hava birlikleri, uçak sayısı bakımından bir üstünlük sağlamış olmasına rağmen, üç uçağı bulunan 1. Tayyare Bölüğü 27 Mart-17 Nisan tarihleri arasında Çanakkale Boğazı önünde ikisi Limni' ye olmak üzere birçok keşif görevi yaptı. Bu keşifler sonucunda, düşmanın yeni harekat faaliyetlerine ait belirtiler ve kuvvetlerinde bir artış tespit edilmemişti. Bu görevlerde, İstanbul'da yapılan bombalar düşman nakliye gemilerine atılmış ve isabet kaydedilmişti. Gittikçe kuvvetlenen düşman birliklerinin bir hava üstünlüğü kurmasından endişe eden Müstahkem Mevki Komutanlığı Bozcaada'daki düşman hava alanına baskın yapılmasına karar verdi. 18 Nisan 1915'de yapılan taarruzdan bir sonuç alınamadı. Çünkü düşman, önceden tedbir almış ve havada sürekli av devriyesi kurmuştu. Hava alanına yaklaşan Türk uçakları düşman av uçakları tarafından karşılanmış ve yapılan hava muharebesinde iki taraftan düşen ve yaralanan olmamış ise de Türk uçaklarının taarruzu etkisiz kalmıştı. Türklerin bu akınına aynı gün karşılık veren İngilizler, üçer uçaklı iki kolla Çanakkale'deki Türk hava alanına hücum ettiler. Bu hücumda, uçaklar gizlenmiş olduğundan bir hasar görmediler. 23 Nisan'da Mondros koyunda yapılan bir keşifte İngiliz ve Fransızların bilinen deniz kuvvetlerinden başka altısı Fransız olmak üzere 27 nakliye gemisi, koy dolaylarında büyük iaşe, ikmal depoları ve aynı zamanda birçok kara birliklerinin bulunduğu görülmüş ve bunların bir çıkarma için kullanılacağı düşünülmüştü. 5) 25 Nisan - 6 Temmuz 1915 Hava Harekatı: Çıkarmaya karşı koymak üzere Türk kuvvetlerince şu tertip alınmıştı: Saros körfezinden Beşike limanına kadar kuzeyden güneye doğru 7., 19., 9., 3. ve 1. Tümenler ile Gelibolu ve Çanakkale jandarma birliklerinden ve çıkarma bölgelerine ateş desteği yardımı yapacak Barbaros ve Turgut muharebe gemileri ve Erenköy'de bulunan bir tayyare bölüğünden ibaretti. Ayrıca, Saros kuzeyinde bir süvari tuğayı da bulunuyordu. Çıkarmaya ayrılan İtilaf Devletleri kuvvetlerinin durumu ise şöyleydi. 18 muharebe gemisi, 12 kruvazör, 31 muhrip, 3 torpitobot, 9 mayın arama ve tarama, 12 denizaltı, 1 uçak ana gemisi, 1 balon gemisi, 1 denizaltı ana gemisi, 1 hastane gemisi ve 67 büyük nakliye gemisi olmak üzere 156 parça gemiden ve ayrıca Fransız ve İngilizlerden karma 42 uçaktan ibaretti. Belirtilen deniz ve hava kuvveti dışında, 1. Avustralya ve 29. İngiliz Tümenlerinden başka, ayrıca Mısır'dan bir atlı piyade tümeni ile bir Hint Tugayı da gönderilecekti. Düşmanın Çanakkale'ye yakın adaları elde bulundurmaya devam etmesi, Mondros koyunda çok sayıda gemilerin toplanması, koy dolaylarında depo ve kara birliklerini arttırması, boğaza karşı yakında yeniden harekete geçeceğine dair bir fikir vermekte idi. Nihayet 25 Nisan 1915 günü sabaha karşı Seddülbahir, Arıburnu ve Kumkale'ye çıkarma, Bolayır bölgesine ve Beşike kıyılarına çıkarma gösterisi başlamıştı. Kumkale'ye çıkan Fransız kuvvetlerini desteklemeye iki uçak, Seddülbahir'e çıkan kuvvetleri desteklemeye Bozcaada'da konuşlanan uçaklar, Arıburnu'na çıkan kuvvetleri desteklemeye de Ark Royal ana gemisindeki uçaklar verilmiş ve Manika gemisindeki sabit balon da gözetlemeye ve gemi toplarına ateş açmak için görevlendirilmiştir. Çıkarmada bir deniz uçağı Bolayır ve Saros körfezini gözetleyecekti. 28 Nisan 1915'de kıyıya çıkan düşman kuvvetleri çıktığı yerlerde tutunmaya çalışırken düşman harp gemileri Türk birliklerine ateş yağdırıyor, Kirte'de iki taraf arasında çetin muharebeler oluyordu. Çıkarmadan önceki günlerde, Türk birlikleri sık, sık yer değiştirmiş olduğundan evvelce düşman uçaklarının tespit ettiği yerlerde Türk birlikleri bulunamıyordu. Bu sebepten çıkarma yapılan düşman hava desteği tam etkili olamamıştı. Buna rağmen çıkarma günü ve çıkarmadan sonra harekat bölgesinde düşman hava faaliyeti oldukça yoğun olmuş ve özellikle Manika gemisinden yükselen sabit balon sayesinde, düşman gemi toplarının ateşi iyi bir şekilde idare edilmiş, bu yüzden Türk birlikleri çok kayıp vermişlerdi. Bu balonun gözetlemesine engel olmak için 5. Ordu Komutanı Liman Von Sanders'in 30 Nisan 1915'de Başkomutanlık karargahına ivedi kaydı ile çektiği mesajda anlam olarak şöyle deniliyordu: ''En çok kayıp vermemize sebep olan düşmanın sabit balon gözetlemesidir. Yüzbaşı Serno'nun bu balona taarruz etmesi lazımdır. Adı geçenin Usedom Paşa'nın emrinde mi, yoksa benim emrinde mi olduğunu bilmiyorum. Balon yalnız birliklerimizi gözetliyor. Balon 200 metreye kadar yükselebilmektedir. Bütün düşman harp gemilerinin ateşini balon idare ediyor. Dün Kirte'nin batısındaki kıyıda, yarısı harp gemisi olmak üzere 45 düşman gemisi saydım. Hastane ile beraber Eceabat'ın dünkü bombardımanı pek adi bir hareketti. Gelibolu'ya tayyareden bomba atılmış, bir er şehit , bir kadın ölü ve bir çocuk ağır yaralıdır.'' Gelibolu yarımadası ve Kumkale'ye çıkarma yapıldığı sırada Türklerin Çanakkale'deki alanında üç kara ve bir deniz uçağından oluşmuş bir tayyare bölüğü bulunuyordu. Bu bölük Müstahkem Mevki Komutanlığı emrinde olduğundan ancak bu komutanlığın verdiği görevleri yapmış, 5. Ordu emrinde uçak bulunmadığından ve iki komutanlık arasında uçakların görevlendirilmesi konusunda tam bir anlaşma da olmadığından, çıkarma sırasında Türk uçaklarından gereği kadar faydalanılamamıştı. Çıkarma yapıldıktan ve ilk çıkan birlikler ileri harekete geçtikten sonra, Müstahkem Mevki Komutanlığı çıkarma bölgelerine yakın kıyılardaki düşman deniz kuvvetlerinin durumunu öğrenmek amacıyla hava keşif ekibini görevlendirdi. Görevlendirilen ekip, Saros körfezinin en dar kısmından başlayarak Ege kıyılarına kadar olan sahada uzun bir keşif uçuşu yapmış ve Çanakkale Boğazı giriş kısmının her iki kıyısı ve Arıburnu önünde yükünü boşaltan 45 büyük düşman nakliye gemisi tespit etmişti. Önceden tespit edilmiş olanlara ilaveten Ernest Renen ve Henry IV adlı iki Fransız zırhlı kruvazörünün de katılmış olduğu görülmüş ve düşman nakliye gemilerine birkaç bomba atılmıştı. Elde edilen bu bilgiler 5. Ordu Komutanlığı'na zamanında ulaştırılamadığı için çıkarmayı takip eden günlerde dahi hava keşiflerinden faydalanılamamıştı. Çıkarma yapıldıktan ve ilk çıkan birlikler ileri harekete geçtikten sonra, Müstahkem Mevki Komutanlığı, çıkarma bölgelerine yakın kıyılardaki düşman deniz kuvvetlerinin durumunu öğrenmek amacıyla hava keşif ekibini görevlendirdi. Görevlendirilen ekip, Saros körfezinin en dar kısmından başlayarak Ege kıyılarına kadar olan sahada uzun bir keşif uçuşu yapmış ve Çanakkale Boğazı giriş kısmının her iki kıyısı ve Arıburnu önünde yükünü boşaltan 45 büyük düşman nakliye gemisi tespit etmişti. Hava keşif görevlerinde elde edilen bilgilerin gecikmesini önlemek için, 5. Ordu Komutanı'nın Başkomutanlık karargahına yaptığı teklif üzerine, hava birliğinin faaliyetleri çıkarma kesimler ile yakın kıyılara yönlendirildi. Bu sırada İstanbul'dan geri çağrılan Yüzbaşı Serno, tayyare bölüğünün emir ve komutasını tekrar üzerine aldı. Uçakların uçuşa hazır bir duruma sokulması için yer ve bakım kademeleri aralıksız bir çalışma yaptılar ve hazırlanan uçaklarla düşmanın çıkarma yaptığı bölgedeki depolarını, kıt'a topluluklarını ve topçu mevzilerini tespit etmek ve düşman nakliye ve harp gemilerini bombalamak amacıyla bir çok görevler yapıldı. Bu uçuşlarda, düşman durumunu iyi bir şekilde kavrayabilen deniz yüzbaşısı Hüseyin gözleyici olarak görev yaptı. Mayıs ayı başından itibaren Arıburnu açıklarında bulunan İngiliz balon gemisi, Çanakkale Boğazı iç kısmındaki ikmal yolunu gözetlemek suretiyle tehlikeli olmaya başladı. Bu nedenle, boğazdaki deniz ulaştırmasını gemi topları ile ateş altına almak mümkün oluyordu. Balon gemisi üzerine bir çok hava hücumları yapılmasına rağmen bombalar küçük çaplı olduğundan gemiye etki yapmıyordu. Bununla beraber uçakların taarruz için gemiye yaklaşmaları sırasında balon aşağıya çekilmekte olduğundan, görevi aksamakta ve böylece Türk hava akınlarının faydası olmaktaydı. 23-31 Mayıs 1915 tarihleri arasında yapılan hava keşiflerinden çıkarılan sonuç, düşmanın çıkarma bölgelerini yeniden takviye ederek taarruzi harekatına hız vereceği doğrultusundaydı. Nitekim, Seddülbahir'de devam eden ve 4 Haziran'da başlayan Üçüncü Kirte savaşı şiddetini arttırdı. Donanmanın desteği ve üstün kuvvetlerle saldırıya geçen düşman, Türk birliklerinin azimli direnci ile karşılaşmıştı. Bu çatışmalar sırasında Kanlıdere ve Harapkale dolaylarında bulunduğu tahmin edilen ve Türk kara birlikleri tarafından yerleri tespit edilemeyen düşman bataryaları çok kayıp verdiriyorlardı. Seddülbahir grup komutanı düşman bataryalarının yerlerinin havadan tespit edilmesini istedi. Bunun üzerine görevlendirilen uçak, Kanlıdere'de topçu mevzilerinin görülemediğini, Zeytinlik ve batısında görülenler ile atış sırasında ağız alevleriyle yerleri tespit edilenler Müstahkem Mevki Komutanlığı'na bildirilmişti. 6 Haziran 1915'de Türk uçakları düşman mevzilerini bombaladı. Bu bombardımandan sonra uçakların bakımının yapılması ve arızalarının giderilmesi için 13 Haziran'a kadar uçuşlara ara verildi. 13-14 Haziran tarihlerinde yapılan hava keşiflerinde; Limni adası Mondros yakınlarında şimdiye kadar keşfedilenlere ilave olarak daha büyük çadır ve barakaların kurulduğu, limanda 18 gemi bulunduğu tespit edilmişti. Bozcaada'nın kuzeyinde 1 muharebe gemisi ve 5 muhrip, Gökçeada'da 2 muhrip, 2 muharebe gemisi, adanın güneyinde 3 mayın arama tarama gemisi, Suvla, Arıburnu ve Seddülbahir'de muhrip ve mayın arama tarama gemilerinin bulunduğu tespit edildi. 17 Haziran 1915'de Bozcaada'da bulunan hava alanında 16 uçak ile bir büyük hangar ve 18 uçak çadırı tespit edildi. 22 Haziran 1915'de düşmanı bombalamak için havalanan iki Türk uçağından biri, Alçıtepe hizalarında karşılaştığı bir düşman uçağı ile yaptığı hava muharebesinde motoruna isabet alarak Alibey Çiftliği yakınına iniş yapmak zorunda kalmış, düşmanın yoğun topçu ateşine rağmen uçak, uçuş ekibi ve o civardaki Türk erlerinin yardımı ile kurtarılarak meydana dönmüştü. 25 Haziran 1915'de İstanbul'dan gönderilen bir Türk uçağı aynı gün Arıburnu' ndaki düşman birlikleri üzerine İngilizce yazılmış 300 bildirge atmıştı. 29 Haziran 1915'de Seddülbahir'deki düşman birliklerini bombalamak üzere görevlendirilen iki uçaktan biri kalkışta kırım geçirmiş, diğeri görevini başarı ile tamamlayarak geri dönmüştü. Türk uçakları alçak irtifadan yaptıkları görevlerde yerden açılan ateş ile isabet almakta ve bazen de uçaklarını tanımayan Türk erlerinin açtığı ateşlerden yaralanmaktaydılar. 5 Temmuz 1915 günü akşama doğru düşmanın Çanakkale hava alanına yapmış olduğu hava hücumunda, iki Türk uçağı kullanılamayacak şekilde hasara uğramıştı. ![]() 6 Temmuz 1915'de Türk tayyare bölüğünün aylardan beri devam eden uçuşları kısa bir süre durdu. Bu arada bölük, Başkomutan Vekili ve Harbiye Nazırı Enver Paşa tarafından 5.Ordu emrine verildi. Mayıs 1915'de kesilen ikmal ve uçak temini konularını görüşmek üzere Yüzbaşı Serno Almanya'ya gönderilmiş, bunun sonucunda 20 uçak verilmesi kararlaştırılmıştı. Almanya'dan Türkiye'ye gönderilecek uçaklara yedek depo takılarak uçuşa hazırlandı. 1915 Haziran ayı ortasında ilk uçak Türk pilotları ile Macaristan'dan havalandı ve Temmuz sonuna kadar 7 uçak Edirne'ye inmeyi başardı. Balkan dağları üzerinden geçen rota 600 km.den fazla olup, 6 saat sürmekteydi. 100 beygir gücündeki motora sahip bu uçakların uçtuğu mesafenin kıymeti büyük olmakla beraber, pilotların gösterdiği cesaret takdire değerdi. Bulgarlar, Almanlar safında savaşa katılmaya karar verdikten sonra karadan yapılacak uçak ve malzeme gönderme işi serbest hale gelmişti. Bu yolla bir miktar daha uçak getirilerek toplam uçak sayısı 20'ye çıkarılabilmişti. Bu arada İtilaf Devletleri, ayrı ayrı sevk ve idare edilen hava birliklerini bir elden yönlendirilmesinin daha iyi olacağına karar vermiş ve bütün hava birliklerini Gökçeada'daki Kefalo limanı yakınlarında bir araya toplamıştı. Bu gelişmeye paralel olarak İngiltere'den 22 uçak daha gönderilmiş, böylelikle İngiliz ve Fransızların toplam uçak sayısı 55'e yükselmişti. Düşman uçaklarının çoğu makinalı tüfekle donatılmış ve uzun menzilli yeni üretilen tiplerdendi. Bu nedenle, düşmanın hava harekat imkanları büyük ilerleme kaydetmişti. Buna rağmen, 1. Tayyare Bölüğü düşman uçakları ile temastan kaçınmak suretiyle ve fırsatlardan faydalanarak hava harekat görevleri yapıyordu. 6) 7 Temmuz-6 Ağustos 1915 Hava Harekatı: Seddülbahir ve Arıburnu bölgelerine çıkarma yapan İngiliz ve Fransız birlikleri, Türklerin azimli savunmaları karşısında çıkarma bölgesinde çakılıp kalmışlardı.Düşmanın son durumunu öğrenmek maksadıyla keşif görevine çıkan Türk uçuş ekibi, 18 Temmuz'da Kefalo koyunda rastladığı Müttefik Kuvvetleri Komutanı Ian Hamilton'un yatına taarruz etti. Atılan bombalar yatın yakınında bulunan diğer gemilere isabet etmişti. 28 Temmuz 1915'de Limni adasındaki düşmanın son durumunu keşfetmek üzere sabaha karşı havalanan Türk uçağı ay ışığında uçuşuna devam etmiş ve gün ağarırken Mondros'a varmıştı. Bu keşifte 13 harp, diğerleri nakliye olmak üzere 87 gemi tespit edilmiş, bazı hedefleri bombalayan uçak üsse geri dönmüştü.3 Ağustos 1915'de, Bozcaada'daki Fransız hava alanına hücum edilerek bomba ve uçak çivileri atılmış, üsse dönüşte düşman uçaklarının hücumuna uğrayan uçaklar, deniz seviyesine kadar alçalarak, zorlukla üslerine varmışlardı. 4 Ağustos gecesi de Kefalo limanına taarruz edilmiş, düşman av uçaklarının hücumuna uğrayan uçaklar bir çok isabet almalarına rağmen üsse geri dönebilmişlerdi. Düşman hava kuvvetlerinin üstünlüğü Türk hava harekatının faaliyetlerini belirli oranda azaltmıştı. Bu nedenle düşmanın Gelibolu yarımadasına yapmakta olduğu takviye ve hazırlıklar yeteri kadar takip edilememişti. Buna rağmen yapılan hava keşiflerinde düşman harp ve nakliye gemilerinin Limni adasında toplanmakta olduğu ve adada kara birliklerine ait çok sayıda çadır kurulduğu ve bir kısım kuvvetlerin de Gökçeada'da toplandığı tespit edilerek 5. Ordu Komutanlığı'na bildirilmişti. Hava keşif ekibinin elde ettiği bilgilerin değerlendirilmesinden sonra düşmanın, birliklerini takviye ettiği sonucuna varılmıştı. 7) 7 Ağustos-Kasım 1915 Hava Harekatı: İlk İngiliz takviye çıkarması 6-7 Ağustos' da Suvla' ya yapıldı. Bu çıkarma esnasında Türk uçakları keşif yapamamış, düşman Suvla' ya çıktıktan sonra haber alınmıştı. Düşman, harekat alanında hava üstünlüğünü devam ettirmek amacıyla Çanakkale'deki Türk hava alanına hücum ederek uçakları yerde tahrip etmeye büyük çaba harcıyordu. Düşmanın artan bu hava faaliyeti karşısında Türk uçakları alanda dağılma, gizlenme ve aldatma önlemleri alınarak korunmaya çalışılıyordu. Aldatma önlemlerinden biri de, işe yaramayan uçakların açıkta bırakılmasıydı. Uçuşa hazır uçaklar çok iyi gizlendiğinden fazla bir zarar görmemişti. Çanakkale Savaşı sırasında Türk birliklerinin birlik, silah, cephane ve diğer ihtiyaçları deniz yoluyla yapılıyordu. Savaşın ilerleyen aylarında çok çetin geçen muharebeler nedeniyle Marmara'daki deniz trafiği gittikçe yoğunlaşmıştı. Bu nakliyatın güvenle yapılabilmesi için Marmara'ya giren düşman denizaltılarını tespit etmek amacıyla Müstahkem Mevki Komutanlığı elde kalan tek uçağı keşif ve bombalama amacıyla görevlendirdi. 9 Ağustos öğleden sonra Marmara adaları yakınlarında tespit edilen düşman denizaltısına taarruz eden deniz uçağının yaptığı bombardımanın sonucu anlaşılamamıştı. Türk hava harekat ve faaliyetlerini devam ettirmek için Almanya'dan makineli tüfekle donatılmış, av ve bombardıman görevi yapabilen o günün en üstün uçaklarından olan beş Albatros-C ve beş Gotha tipi deniz uçağı getirilmişti. Albatros-C'lerle 1. Tayyare Bölüğü takviye edilmiş, üç deniz uçağı Müstahkem Mevki Komutanlığı emrine, ikisi de İstanbul'daki hava istasyonuna verilmişti. Uçak ve personelle takviye edilen 1. Tayyare Bölüğü, düşmanın hava üstünlüğüne rağmen, fırsatlardan faydalanarak düşman topçu mevzilerini, depolarını fotoğraflarla tespit ederek bu hedeflere bomba ve uçak oklarıyla hücum ediyordu. Düşman topçusuna ateş düzenlemesi yaptıran sabit balon gemisine, 18 Eylül'de iki deniz uçağı ile hücum edilmiş, bombalar balon gemisinin yanında bulunan bir kruvazör üzerinde patlayarak yangın çıkarmıştı. 20 Eylül'de Limni, Bozcaada, Midilli, Gökçeada, Saros körfezi ve muharebe sahasında yapılan hava keşfinde, adalarda fazla deniz trafiği görülmediği, Gelibolu bölgesinde düşman birliklerinin eskiye göre bir miktar azaldığı tespit edilmişti. 27 Eylül'de balon gemisine taarruz edilmiş, isabet eden bir bombanın yarattığı hasar derecesi tespit edilememişti. 28 Eylül'de havanın sisli olmasına rağmen aynı hedefe tekrar taarruz edilmiş, 300-400 metre yükseklikte görev yapan uçaklar balon gemisini görememişlerdi. Uçaklardan biri o bölgede gördüğü bir torpitobota iki bomba atmış, diğeri de Kabatepe kıyısında bulunan bir düşman gemisine hücum ederek geminin kıç tarafında tam bir isabet sağlamıştı. Keşifler ve diğer kaynaklardan alınan haberler, düşmanın Çanakkale bölgesinden çekilmekte olduğunu, harekatın büyük kısmının sona erdiğini ve deniz kuvvetlerinin faaliyetlerini azalttığını gösteriyordu. 1915 Sonbaharı'nda İtilaf Devletleri, kuvvetlerini Çanakkale'de tutmasında bir fayda görmeyeceğini değerlendirerek bu bölgenin boşaltılmasına karar vermişti. Kasım sonlarında hazırlanan tahliye planına göre Anafarta ve Arıburnu'nu 19/20 Aralık 1915'de, Seddülbahir'i 8/9 Ocak 1916'da tahliye ederek Çanakkale'den yenilmiş olarak çekildi. HAVA HAREKATININ ÖNEMİÇanakkale Muharebeleri genellikle önce deniz, daha sonra da kara savaşı olarak bilinir. Hava harekatına ise gerektiği kadar önem verilmemiştir. Ama Çanakkale'de deniz,kara ve hava kuvvetlerimiz gözardı edilemeyecek bir başarı kazanmıştır. Düşmanlarımız diğer alanlarda olduğu gibi hava gücünde de bizden kat kat üstündü. Çanakkale'de ufak bir iki çarpışmanın dışında hava da önemli bir çarpışma olmadı denebilir. Hava mücadelesi özellikle bilgi toplama ve strateji belirleme açısından önemliydi. Düşman kuvvetleri bizden daha iyi olanaklara sahip olmasına rağmen havacılarımızın gösterdiği başarıyı gösterememişlerdir. Hava kuvvetlerimiz keşif uçuşlarında düşmanın elindeki silahların sayısını,çeşidini ve asker miktarını birliklerimize ileterek önemli bir görev başarmışlardır. Birliklerimiz bu bilgiler sayesinde düşmanı çok iyi tanımış ve bu yönde strateji belirlemişlerdir.Düşman kuvvetlerinin hangi bölgeleri kullandığı ve nereden saldıracağı tahminleri de hava kuvvetlerimizin raporları göz önüne alınarak yapılmıştır. Uçaklarımız 18 Mart da dahil olmak üzere geceli gündüzlü çalışmışlar ve eldeki kısıtlı imkanlara rağmen başarı elde etmişlerdir. Düşman uçakları ise tam tersine aynı derecede başarısız olmuşlardır. Boğaza mayın döşeyen ve deniz savaşına yön veren Nusrat Mayın gemisini gözden kaçırmışlar, bu da onların büyük kayıp vererek bozguna uğramasına neden olmuştur. Oysaki İngiliz uçakları kendi birliklerine verdikleri raporda "boğaza mayın döşenmemiştir" diye eklemişlerdir. Gözlerinden kaçan bu ayrıntıyla boğaza daha rahat girmişler, ama ateş hattından kendilerini dışarıya zor atmışlardır. Bu olay hem savaşın kaderini belirlemiş, hem de iki kuvvetten hangisinin daha özverili çalıştığını gözler önüne sermiştir. Türk tarafı kısıtlı imkanlarla birliklerin gerekli bütün bilgileri toplamaya çalışırken, karşı taraf daha iyi imkanlarına rağmen her bakımdan bizden geride kalmıştır. Böyle başarılı çalışmaya vatan sevgisi ve halkımızın ülkesini ve bağımsızlığını koruma azmi de eklenince, hem savaş meydanında hem de dünyanın gözünde büyük başarılarımız kaçınılmaz olmuştur. 1916 YILI HAVA HAREKATINDAN NOTLAR
BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI TÜRK HAVA HAREKATI
1915 YILINDA TÜRK SEMALARINDA DÜŞÜRÜLEN VEYA ESİR EDİLEN UÇAKLAR
1916 YILINDA TÜRK SEMALARINDA DÜŞÜRÜLEN VEYA ESİR EDİLEN UÇAKLAR
3 Nisan 1916 IRAK CEPHESİ :İngilizler Kütülemare kalesinin kuşatmaya dayanabilmesi için 26 gün boyunca havadan 3 adet Short 184 tipi 225 beygirlik deniz uçakları ile ikmal yaptılar . Bilinen ilk hava ikmal köprüsüdür. Dicledeki ORA Üs'sünden... Sonuçta Kütülemare kalesi ve içindeki İngilizler ( 5 general, 76 subay, 12828 Er ) Türk ler tarafından teslim alındı. 1917 YILINDA ÇANAKKALE SEMALARINDA TÜRK UÇAKLARIN FAALİYETİ2 ve 3 Eylül 1917 6 tayyaremiz Limni adasındaki Mondros limanına gece hava taarruzu yaptılar. I.DÜNYA SAVAŞINA GİRERKEN ÜLKELERİN NÜFUSLARI (SÖMÜRGELER DAHİL)İTTİFAK DEVLETLERİ 1915'TEKİ NÜFUSLARI:
Toplam : 168.300.000 İTİLAF DEVLETLERİ 1915'TEKİ NÜFUSLARI:
Toplam : 1.002.435.000 I.DÜNYA SAVAŞINDA SİLAH ALTINA ALINAN ASKER SAYISIİTTİFAK DEVLETLERİ:
Toplam :22.900.000 İTİLAF DEVLETLER:
|
1 ek ÇANAKKALE'DE Kİ TÜRK ZAFERİNİN DÜNYA ÜZERİNE ETKİLERİ![]() I.BÖLÜM ÇANAKKALE CEPHESİ'NİN AÇILMASININ SEBEPLERİ:I.Dünya Savaşı'na Osmanlı İmparatorluğu 1914 yılının sonbaharında, Almanya'nın yanında katılmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nun savaşa katılmasıyla müttefiklerin gündemine, boğazlar meselesi gelmiştir. Boğazlar savaşın gidişatında çok önemli bir noktaydı. Çünkü Osmanlı Ordusu Kafkas Cephesi'nde Rusları sıkıştırıyorlardı. Rusya yardım istiyordu. İngiltere, Osmanlı'nın Karadeniz yoluyla Kafkas Cephesini beslediğini düşünüyordu. Boğazlara saldırılırsa, hem Kafkasya Cephesi'nde ki Osmanlı Ordusu'nun bir bölümünü boğazlara çekmiş olacak, hem de Bulgaristan'ın yanlarında savaşa katılması sağlanacaktı. Müttefikler boğazlar yoluyla Rusya'ya silah ve erzak yardımı yapıp, elinde bulunan insan gücünden faydalanmayı tasarlıyordu. Ayrıca boğazlar ele geçirilince Osmanlı devre dışı bırakılacak, Rusya'ya ayıplan yardımla ve Bulgaristan'ın savaşa katılmasıyla Avrupa'da Almanya çökertilecekti. Bu da ömrünün kısalmasını, belki de sonunun gelmesini sağlayacaktı. Çanakkale Cephesi'nin açılmasının diğer sebeplerini de kısaca şöyle sıralamak mümkündür:
1915 senesinin şubat ayında yukarıda saydığım sebepler ve belki de henüz çözemediğimiz gizli amaçlar ve menfaatler doğrultusunda Çanakkale'ye saldırıldı.İngiltere 12 büyük ve bir çok küçük gemiyle boğazda görülmüştü. Müttefikler Osmanlı'yı hafife alıyorlardı. Boğazları aşmanın kolay olacağına inanıyorlardı.Ama inançları gerçekleşmedi. Dünya savaşının gidişatını değiştirecek sonuçlara neden oldu. Öyle ki savaşa girmiş devletlerin kaderinin değişmesinin yanında tarafsız ülkelerin kaderlerini az çok etkilemiştir.Dünya hakimiyetine soyunmuş olan, yeryüzünü tek elden idare etmek isteyen İngiltere'nin büyümesi Çanakkale'de durdu. Sömürgelerde ki İngiliz hakimiyeti ve gücü sarsıldı. İngiltere dominyonlarının milliyet şuurunun oluşmasını sağladı. Hindistan'da ayaklanmalar görüldü.İngiltere sömürgeleri yirmi ya da otuz yıl sonra ulusal devletlerini kurdular. Bunun temelini Çanakkale zaferi atmıştır. Çanakkale yenilgisi sonucu, üzerinde güneş batmayan ülke İngiltere'de bir süre sonra güneş batmaya başlar. Gelelim Çarlık Rusya'ya, Çanakkale zaferi Rus tarihini değiştirdi. Çarlık Rusya boğazları alıp, sıcak denizlere hakim olmak istiyordu. Çanakkale geçilemeyince ve kendisine silah ve erzak yardımı yapılamayanıca; yüzyıllardır süre gelen bu Rus ideali son buldu. Çanakkale zaferi , Rusya'nın iç savaşını Bolşeviklerin kazanmasını sağladı. Rusya yükselişe geçti. Bu yükseliş 2. Dünya savaşıyla önem kazandı. İttifak devletleri Çanakkale zaferi sonucu güçlenmiştir. Çünkü müttefiklerin kendi yanlarına çekmeyi düşündükleri Bulgaristan aralarına katılmıştır. Ayrıca Almanya Sırbistan'ı ele geçirmiş. Bulgaristan'ı da yanına almasıyla Osmanlı'yla kara bağlantısı sağlamıştır. Böylece Almanya Osmanlı Ordusu'nu cephane bakımından rahatlıkla beslemeye başlamıştır. Osmanlı'nın insan gücünün silahlandırılması, Bulgaristan'ın savaşa katılması savaşın büyümesine ve uzamasına sebep olmuştur. Savaşın uzamasıyla milyonlarca masum insan zorla cepheye sürülmüştür. Çanakkale zaferinin belki de dünya açısından tek kötü neticesi budur.Zira bağımsızlık adına büyük bir kazanımdır. Keza yeni Türkiye Cumhuriyeti'ni yaratmak isteyenler, Çanakkale zaferinden güç alacaklardır. Anmaklar, Hintliler bu cepheden sonra ulusal bağımsızlık bilincini kazanmışlardır. İnsan KayıplarıÇanakkale Zaferi'nin sonucu olarak dünya siyasetinde değişmeler oldu. Rusya'nın çökmesi ve sosyalizmin gelmesiyle bu devlet savaştan çekildi. İngiltere ve Fransa ise savaşa daha çok güç katmak zorunda kalmışlardır. Boğazları alarak savaşın ömrünü kısaltmayı düşünenlerin planları ters tepmişti. Savaş iki yıl daha uzadı. Bu müttefiklerin kayıplarını artırdı. Bu kayıpların en önemlisi insan kayıplarıdır. İnsan kayıplarında ki artışlar aşağıda verilmiştir: Fransız Kayıpları - İngiliz Kayıpları
Fransız Kayıpları İngiliz Kayıpları
Savaş on milyondan fazla genci öldürmüş ve daha da çoğunu sakat bırakmıştır.İnsanların ruhları yaralanmış, yaraların bazıları zehirli olmuştur. Keza ikinci büyük savaşında bu zehirlerin acısını yaşadı. II.BÖLÜM ÇANAKKALE'DE Kİ TÜRK ZAFERİNİN DEVLETLER TARİHİNE ETKİSİİngiltere'ye Çanakkale Zaferinin Etkisi1915 yılının sonunda boğazların geçilememesi ve Rusya'ya yardım gönderilmemesi, İngiltere'nin planlarını alt üst etmiştir. İngiltere, boğazlardan Rusya'nın insan gücüne ulaşıp, onu silahlandırmayı ve savaşın vurucu gücü haline getirmeyi planlıyordu.Boğazlardan alınan Türk yenilgisi, bu yüzden en fazla İngiltere'ye zarar vermiştir. Çünkü, yenilgi; Rusya'nın sosyalist olmasına ve savaştan çekilmesine neden oldu. Müttefiklerin elindeki en büyük insan kaynağına ulaşılamamıştır. Batı cephesinde Fransızlar çok kayıp veriyorlardı. Müttefiklerin gücünü tüketiyordu. İngiltere'nin yardım göndermesi gerekiyordu. Yeterli desteği gönderebilmesi için ülkesinde zorunlu askerlik ilkesi uygulaması gerekiyordu. Fakat İngiltere geleneklerine göre zorla askerlik yaptırılamazdı. Batı cephesinin ve imparatorluğun bir çok cephesinin sürekli artan asker ihtiyacını karşılamak zorundaydı. Bu yüzden Savaş Bakanı Lord Kiçner 1915 yılı sonlarında zorunlu askerlik ilkesinin onaylanmasını ister. 5 ocak 1916'da zorunlu askerlik kanunu meclise sunuldu. Bu kanun tasarısı hükümet içinde çatlaklıklara yol açar. Bakanlardan Maliye, Tecim ve İç İşleri Bakanları karşı koyarlar. İrlandalı ulus severler, kanunun İrlanda'da uygulanmaması şartıyla muhalefetten vazgeçerler. İşçi Partisi'de muhalefetliğinden, sanayi de çalışanlar arasından asker alınmayacağı konusunda başbakanın açıklamasıyla vazgeçerler. Böylece 25 Mayıs 1916'da önerge kanunlaşır Savaş bakanı kanunun onaylanması yüzünden büyük eleştirilere maruz kalır. Bu olaylar Çanakkale Zaferi'nin sonuçlarından biridirÇünkü Çanakkale olayının kapanmasıyla, Türklerin boğazda kaygıları kalmayınca Mısır'a saldırması korkusu yüzünden, buraya büyük ölçüde İngiliz Birlikleri gönderir. Bu birlikler, büyük tepkilere maruz kalan, zorunlu askerlik kanunuyla sağlanır. Batı cephesine gönderilen askerler ise; Almanya cephesini aşmak için dikenli tel ve mitralyözler üzerine saldırıyorlar; ancak sonları ölüm oluyordu. Her saldırıda halk da ve orduda bu kez zafer kesin duygusu uyandırılmıştır. Ancak bu olmayınca 'düşman o ölçüde yıpratıldı ki gelecek saldırıda çökecek' savı ortaya atılıyordu. Kitleler bu duruma bir süre inanmış, ses çıkartmamışlardır. Fakat kitleler bu savlara inanmaz olmuşlardır. İngiltere kamuoyunda büyük tepkiler baş göstermeye başlar. 1917 senesinde Fransız Ordusu Batı Cephesi'nde önemli bir işlev göremez hale gelmiştir. Cephe İngilizlere kalır. İki ay boyunca İngiltere saldırır ve 400.000 kişi kayıpla çekilir. İngiltere asker sıkıntısı çekmektedir. Ve zor durumdadır. Halka 'Silah ve cephane işlerinde çalışan gençleri askere alacağız" denildi. Bu İngiltere'ye binlerce top, tüfek kaybettiren grevlere neden oldu.S 1917 ilkbahar ve yazı içinde Rus çöküntüsünün de etkisiyle Fransa ve İngiltere'de hükümetlerin savaşı sürdürmek için gereken malzemeleri almak istemelerine güçlü bir direnme gösterilmiştir. Bu iki ülke çökmek üzereyken, onların kurtarıcısı taze kan Amerika olmuştur. İNGİLTERE'DE ÇANAKKALE CEPHESİ'NİN VE ZAFERİ'NİN YARATTIĞI HÜKÜMET BUNALIMLARI:İngiltere ilk hükümet bunalımı, Çanakkale'ye çıkartmaları yapılırken; Amiral Fisher'e, Deniz Bakanı Çörçil'in danışmadan bir takım gemilerin yola çıkarılması buyruğunu verdiğini öğrenenice istifa eder. (15 Mayıs 1915 Bu olaydan sonra Liberal Parti hükümeti, mecliste ki büyük çoğunluğa rağmen , muhafazakarların işleri kamuda tartışma konusu yapmalarından çekinir ve karma hükümet kurulur. Liberal Parti Türk düşmanlığı ile ünlüdür. Türklerden aldığı kara ve denizde ki yenilgiler üzerine yönetimi Muhafazakarlarla paylaşmak zorunluluğunda kalır. İkinci hükümet bunalımını beklenildiği gibi sonuçlanmayan Rusların, Avusturya-Macaristan cephesini çökertmesi ve ardından yine batı cephesinde alınan Alman yenilgisi nedeniyle olur.( 5 aralık 1916) Çanakkale geçilseydi, bu yenilgiler olmayacaktı ve hükümet bunalımları da yaşanmayacaktı. İngiltere'ye Mali ve Ekonomik EtkileriTürkiye'nin 1.Dünya Savaşı'na katılması ve en büyük zaferi Çanakkale Cephesi'nde muzaffer olması ve cihan harbinin ömrünü uzatması en çok İngiltere'yi etkiler. Lord Core anılarında," Savaş başında Avrupa'nın en zengin ulusu İngilizlerdir. Bütün dünyada 4 milyar İngiliz Lirası borç vermiştir. Savaş sonunda ise İngiltere dışarıya borçlu devletler arasında yerini alacaktır. 1916 yılı sonunda devlet borçları iki milyar İngiliz lirasını geçmeye başlamıştır. Çanakkale yenilgisinden dolayı savaşın iki yıl uzaması; İngiltere'nin dış borcu 8 milyara yaklaşmıştır. İngiltere'ye mali ve ekonomik bakımdan toparlanması son derece zor bir darbe inmiştir. İngiltere sanayi ürünü ve kömür ihracatçısıdır. Londra Dünya Bankası konumundadır. İngiliz ticaret donanması yeryüzündeki donanmaların toplamının yarısı kadardır. Ülkeye büyük kazanç sağlamaktadır. Savaş 1916 yılında son bulsaydı İngiltere dışarıda ki alıcılarını pek kaybetmezdi. Ancak savaş uzayınca İngiliz sanayi ürünleri alıcıları, kendi ülkelerinde fabrikalar kurmaya ve var olanları çoğaltıp genişletmeye koyulurlar. Hele barışın, resmi ve fiili anlamda yıllarca gecikmesi İngiliz alıcılarının, kendi ürünlerini fazlasıyla imal etmelerini sağlar. Diğer yandan Alman deniz altıları en fazla İngiliz ticaret donanmasını vurmuştur. Savaş nedeniyle tamir edemediği ve yenisini yapamadığı için deniz ticaretinde Amerika, İngiltere'yi geçmiş, Japonya'da ona yakın bir konuma gelmiştir. İngiltere savaş sonunda da büyük bir işsizlikle karşı karşıya gelir. Savaşta yakılıp yıkılan kenti olmadığından, sanayi ürünü alacaklıları da kalmadığından işsizliğe çözüm bulunamamaktadır. 1913 ile 1928 arasında İngiltere ihracatının dünya ihracatına oranı %13.9'dan, %1.2 düşerken tüm Avrupa ihracatı % 55.2 den % 46'ya düşmüştür. Almanya'nın çökmesi, Avusturya- Macaristan'ın dağılması , Fransa'nın en zengin kentlerinin yakılıp, yıkılması, Rusya'nın rejim değiştirmesi, İtalya'nın bunalımlar içinde çalkalanması, şunu diyebiliriz ki dört yılı aşan savaşın, iki yıl uzatılmış olmasından doğan sarsıntılar bu sonuçları doğurmuştur. Savaş sırasında, cepheye silah ve cephane yetiştirmek için açılan fabrikalar, demir ve maden işleyen kuruluşlardır. Savaştan sonra yine demir ve maden işletmeye devam etmeyip makine üretmeye başlarlar. İngiltere'de sanayiinin gerilemesi bu yüzdendir. Yani İngiltere dışında, savaş sırasında ona kurtarıcı olanlar, savaştan sonra sanayi alanında rakipleri olmuştur. Savaş sırasında hükümet savaşanların soy sopunun rahatlığını ve geçimini sağlamışlardır. Bu herkeste her şeyi hükümetten beklemek, iyi yaşantı sağlamasını istemek duygusunu yaratmıştır. Bu da ülkeyi yönetenlerin dağıtım uğruna yatırım yapmalarına neden olmuştur. Halkta ki bu anlayış daha çok mayıs 1916 yılında çıkan zorunlu askerlik etkisini gösterdikten sonra gelişmiştir. Oysa savaş 1916 da bitseydi bunlar yaşanmayacaktı. Osmanlı ile savaş İngiltere'ye bir milyar liraya mal olmuştur. Bunu Paris Konferansı'nda İngiliz Başbakanı Zoyt Core Türklere olan kiniyle açıklamıştır. Lozan Barış Konferansı'nda da yeni Türk Cumhuriyeti temsilcisine, yine savaşa katılmakla, İngiltere'ye verdiğimiz zararı kini kusmuştur. Savaşın uzaması İngilizlerin denizlerdeki hakimiyetlerini de Amerikalılara ve Japonlara kaptırmalarına neden olmuştur. İngiliz Sömürgelerine Çanakkale Zaferinin EtkisiHindistan, İngiliz İmparatorluğu'nun en değerli taşı ve İngiltere halkının en fazla kazanç sağlayan sömürgesiydi. İngiltere ve Osmanlı ile savaşı önce Hindistan'da Müslümanlar üzerinde huzursuzluk yarattı. Ancak yoksul halk, ücretli asker olarak Hindistan ordusuna yazılmayı ihmal etmeyecektir. İngilizler Çanakkale cephesinden Hindistan'a düştü-düşüyor haberleri veriyordu. Bu aylarca devam etti. İngilizler ocak ayında çekilmelerine rağmen bunu büyük bir başarıymış gibi göstermiş ve davranmıştır. Halkın gözünde küçük düşmüşlerdir. Türk cephelerindeki, İngiliz yenilgilerinin verdiği cesaretle Hindistan'da Müslümanlar ve Hindular eylemde bulunurlar. Osmanlı'nın savaşa katılması askerlik ve genel bakımdan Hindistan'da aşırı güçlük çıkarmamış olması, İngilizler için övgü ve güven konusu olurken; o zamana değin birbirine karşıt iki büyük toplum (Hindular ve Müslümanlar) işbirliği yapmaları Kut-ülh Amara ve Çanakkale yenilgilerinden doğan küçümseme ve güvenmeme sonucu oluşmuştur. Hindu ve Müslümanların işbirliği daha önce ortaya hiç atılmayan 'öz hükümet' isteğini hep birlikte ve resmen dile getirmelerine neden olmuştur. Bu İngilizler için sıkıcı ve geleceği karartıcı bir olay olmuştur. Gelecekte ki yıllarda Türk cephelerinde hayatını kaybedenlerin çocukları bağımsızlıklarını isteyecekler ve İngiltere'nin canını sıkacaklardır. Fransa ve İtalya'ya Çanakkale Zaferi'nin EtkisiFransa Meclisi Çanakkale cephesinin açılması taraftarı değildi. Ancak cephe açılınca kendisine İskenderun ve çevresi teklif edildi. Ayrıca Batı cephesindeki yükünü azalacağı tahmin ediliyordu. Müttefikler Almanya'nın boğazlara çekip, gücünü ikiye böleceklerdi. Fransa'da Batı cephesinde rahatlayacaktı. Boğazlar aşılırsa Rusya'nın insan gücüne de ulaşılacaktı. Savaş böylece daha kısa bir zamanda son bulacaktı. Fransa'nın Akdeniz'de sömürülerini artırma isteği de gerçekleşecekti. Fransa Çanakkale cephesine büyük umutlarla 79.000 kişi göndermişti. Bunlardan 27.000 geri dönmemiştir. Bunun yanında boğazların açılamamsı ve Rusya'ya ulaşılamaması sonucunda savaş iki yıl uzayacak ve Fransa daha büyük kayıplar verecektir. 1916 yılının sonlarında Fransa Almanlarla Batı cephesindeki çarpışmalarda ağır kayıplar verecektir. İngiltere desteği olduğu halde, Fransa ordusu işe yaramaz hale gelecektir.Bu yenilgi orduda ve halkta ruhsal çöküntülere neden olacaktır.Halk savaştan bıkmıştır. 1917 yılında izinli er ve subaylar barış yapılmasını isteyen toplantılara katılırlar. Bunların ardından da Fransız ordusunda bir sürü ayaklanma, buyruğa uymama, sipere girmeme görülür. Bazı olaylar birleşerek hükümeti barışa zorlamak için Paris'e yürümeye kalkışırlar.İşçi ayaklanmalarını da asker ayaklanmaları takip edecektir. Çanakkale zaferinin ve zaferin sebep olduğu savaşın iki yıl uzamasını Fransız Başkanı Millaran Sevr Antlaşmasında şöyle dile getirir, Hiçbir neden olamadan onlara büyük bir deniz ulaşım yolunun kapayarak bir yandan Rusya'nın ve Romanya'nın öbür yandan da bunların Batı'da ki bağlaşıklarının ulaşımını kesmekle Türkiye en azından savaşın iki yıl uzamasına ve bağlaşıkların milyonlara varan insan ve yüzlerce milyar kaybına sebep olmuştur.Sonsuz zararlar pahasına acunun özerkliğini yeniden kurmuş olanlara Türkiye'nin ödemesi gerektiği tazminat kendisinin ödeme gücünü pek çok aşmaktadır. İtalya'ya gelince savaşa karşı olanlar yüreklenirler. Ekmek satan dükkanlar yağmalanır. Sokak kavgaların da ölüler artmaya başlar. Sosyalist Partisi'nin desteğiyle belediyeler barış için yürümeye karar verirler.İtalya'da da en büyük sorun ekmek kıtlığıdır. Oysa boğazlar geçilseydi, Rusya7dan Avrupa için buğday teminatı sağlanacaktı. Almanya'ya Çanakkale Zaferinin Etkisi1917 yılında müttefikler çok güçsüz duruma düşmüşlerdi.Rusya komünizm rejimi ilan edilmiş, savaştan çekilmişti. İngiltere ve Fransa ise insan gücü bakımından yetersizdiler. Almanya'nın ve yandaşlarının üstünlüğünü Çanakkale zaferi sağlamıştır. Almanya çok yanlış olan, sonu hesaplanmadan bir kararla Amerika7nın deniz altılarını batırmasıydı. Karşı takım barış istemek zorunda kalırdı. Almanya'ya kendisine sağlanan büyük yarardan faydalanamamıştır. Amerika'nın Savaşa KatılmasıAmerika'nın savaşa katılması müttefiklerin umduğu gibi 1915 sonunda boğazlar açılarak silah ve cephane ile iyice beslenememiş olan Rusya'nın kendisinden bekleneni yapamamış olmasının bir sonucudur. Amerika savaşa girmekle müttefikleri barış yapmaktan kurtarmış ve onlara kesin zaferi sağlamıştır. Amerikan Başkanı Wilson savaşa girerken 'ulusların hakları' gibi bir çok imparatorlukları sarsacak beyanname yayınlamıştır. Bu da Amerika7nın, imparatorluk müttefiklerinin zararına olmuştur. Rusya'ya Çanakkale Zaferi'nin EtkisiRus ayaklanması doğrudan doğruya Çanakkale'de ki Türk kahramanlığıyla Çörçil'in 'Kaderin Adamı' dediği Mustafa Kemal'in en can alacak noktada ve anlarda, nisan 1915'te Arıburnu'n da, ağustos ayında Anafartalar'da ve Cokbayırı'n da gösterdiği büyük komutanlık vasıflarının sonucu olarak Boğazların kapalı kalıp Rusya'nın yeter ölçüde cephane ve öbür savaş aracı bulunmaması sonucudur. Rusya'da devrimci ayaklanmalar, Stolipin'in başbakanlığında (1906-1911) sırasında azalmıştır.O ölünce ayaklanmalar yeniden başlar. Rusya'nın 1914'te savaşa katılmasıyla , 'ulusal birlik' kavramı ayaklanmaları azalmasını sağlamıştır. Rus halkı da Almanya>'ya karşı bir anti -pati vardı. Bu nedenle halkta Çarlıkla birleşme oldu. Bu unsurların yanında, 1916'da Rusya ve bağlaşıkları İstanbul'u alsaydı. 1917'de acaba devrim gerçekleşir miydi? 1915 yılında boğazlar açılmış, her türlü savaş ve taşıt araçlarını getirip sonsuz kalabalıkların gereği gibi silahlandırarak 1916 haziran-ağustos aylarında düşmanlarını çökertmiş ve İstanbul'u ele geçirmiş olan bir Rusya'da devrimin gerçekleşmesini bekleyemeyiz. Bunlara dayanarak diyebiliriz ki , Türk zaferinin dünyanın sosyo-ekonomik ve politik dengesinin değişmesini sağlayan Rus Devriminin gerçekleşmesinde büyük payı vardır. KAYNAKÇA BAYUR, Yusuf Hikmet, 1914-1918 genel savaşı, cilt:3 kısım 2, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara-1991Bayur, BAYUR, Yusuf Hikmet, Türklüğün Acun Siyası Üzerindeki Etkisi, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara-1990 KURAT, Abdest Nimet, Rusya Tarihi 1917'yekadar, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara-1988 GÜZEL, Abdurrahman, Belgelerle Avusturalyalılar, Atatürk ve Çanakkale Savaşları'nı Araştırma Merkezi Yayınları, Çanakkale-1996 |
2 ek MUSTAFA KEMAL VE ÇANAKKALE SAVAŞLARIMUSTAFA KEMAL'İN HAYATI![]() Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu, Türk devriminin yaratıcısı ve uygulayıcısı Mustafa Kemal Atatürk 19 Mayıs 1881'de Selanik'te doğdu. Babası Ali Rıza Efendi annesi Hacı Sofu ailesinden Feyzullah Ağanın kızı Zübeyde Hanımdı.Küçük yaşta babasını kaybeden Mustafa'yı zeki ve büyük bir Türk kadını olan Zübeyde Hanım yetiştirdi.İlk öğrenimini Selanik'te Şemsi Efendi İlköğretim okulunda yaptı.Babasının ölümünden sonra annesiyle beraber köyde yaşayan dayısının yanına yerleşti. Orada köy hayatı yaşamak zorunda kaldı.Annesi okul hayatında uzak kalmasına üzülüyordu.Bu nedenle onu teyzesinin yanında eğitime devam etmesi için Selanik'e yolladı.Okulda bir arkadaşıyla kavga etmesi üzerine Kaymak Hafız adındaki hocası vücudundan kan gelinceye kadar dövmüş, babaannesi de onu okuldan almıştı. Komşuları Binbaşı Kadri Bey'in oğlu Askeri Rüştiyesine gidiyordu. Giydiği kıyafet Mustafa Kemal'i çok özendiriyordu Subayları gördükçe onlara imreniyor onlar gibi Rüştiyeye gitmek istiyordu.Annesi askerlikten koktuğu için askeri okula gitmesini istemiyordu.Bunun üzerine annesinden gizli olarak Rüştiyeye giderek sınavı verdi.Mustafa bu okulda en çok matematik dersiyle uğraşıyor ve çok başarılı oluyordu.Öğretmeninin adı da Mustafa'ydı ve küçük Mustafa'ya senin adın Mustafa benim de bu böyle olmaz.Bundan böyle senin ki Mustafa Kemal olsun diyor.Bundan sonra küçük Mustafa, Mustafa Kemal oluyordu.Matematik dersleri Mustafa Kemal'e çok kolay geliyordu.Hatta bu dalda müzakereci olup ders bile anlatıyordu.Fakat Fransızca'da geriydi.Fransızca hocası Mustafa Kemal ile ilgileniyor acı uyarılarda bulunuyordu.Bu uyarılardan rahatsız olan Mustafa Kemal ilk tatilde Selanik'e geldiğinde Fransız Frerler okuluna devam ederek idadideki derslerinden daha ileri derecede Fransızca öğrendi. Manastır Askeri idadisinde iken şair Ömer Naci ile tanıştı.Ömer Naci o sıralar şiir yazmaktaydı.Mustafa Kemal'den okuyacak bir kitap istemiş getirdiği kitapların hiç birini beğenmemişti.Buna alınan Mustafa Kemal Şiir ve Edebiyata yönelmiş eserler vermeye başlamıştı.Türkçe öğretmeninin 'Şiir seni askerlikten uzaklaştırır.'Uyarısıyla bu isteği içinde kalmış ve bu merakı Tarih'e yönelmiştir.Napolyon'u çok beğeniyor ve örnek alıyordu.Manastır Askeri idadisini bitirdikten sonra harp okulunun piyade bölümüne girdi.Harp okulunu da bitirince Erkan-ı Harbiye'ye girdi.Burada arkadaşlarıyla siyasi fikirlerini anlatmak amacıyla el yazısı bir dergi çıkarmaya başlamıştı.Bir gün veteriner dersliğinde gazete faaliyetleriyle meşgul olurken suçüstü yakalanmıştı.Müfettiş İsmail Paşa sınıfı basarak dersten başka şeylerle uğraştıkları gerekçesiyle tutuklama emri vermiş, okul müdürünün araya girmesiyle izinsizlik cezasıyla yet inilmesine karar verilmişti. Mustafa Kemal 11 Ocak 1905'te Harp Akademisini Kurmay Yüzbaşı olarak 320 kişilik piyade sınıfının 20. likle bitirmiş,kurmaylık hakkı kazanan 13 subay arasına girmişti. İstanbul'da kaldığı sürede arkadaşlarından biri adına tuttukları apartman dairesinde ara sıra toplanıp memleket meselelerini konuşuyorlardı. Aralarına giren bir ajanın bunları ihbar etmesiyle birkaç arkadaşın ve Mustafa Kemal tutuklanmıştı.Birkaç arkadaşı itirafta bulunmuş bir müddet tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakılmışlardı.Bir süre sonra Hap Akademisini bitirenleri Genelkurmaydan çağırdılar.Mustafa Kemal'in arkadaşlarıyla arasında bir örgüt olduğu düşüncesiyle Şam daki 30.Süvari Alayına staja gönderdiler.Bu bir nevi sürgündü. Mustafa Kemal'in staj gördüğü alayın komutanı Lütfi Bey idi.Bu komutanla Dürzü ayaklanması sırasında ahbap olmuştu.Lütfi Bey onu diğer arkadaşlarıyla da tanıştırdı.Bunlar 2. Abdülhamit yönetimine karşı bir örgüt kurmak istemiş fakat başaramamışlardır. Mustafa Kemal'le beraber 1906 Ekimi gecesi Tüccar Mustafa'nın evinde Vatan ve Hürriyet derneğini kurdular.Suriye ve yöresinde örgütlenmeyi sağlamak Mustafa Kemal'in göreviydi.Beyrut, Yafa ve Kudüs'e giderek örgütlenmeyi sağladı.Vatan ve Hürriyet cemiyetinin bir şubesini de Selanik'te kurdular.Bir süre topçu stajı yapmak için Şam'a gönderilen Mustafa Kemal staj sonrası Kolağası ( Kıdemli Yüzbaşı) oldu.Şamdaki ordu Kurmay heyetine atandı.( 20 Haziran 1907) Mustafa Kemal'in ayrılmasından sonra Vatan ve Hürriyet derneği Selanik'te gelişme gösteremedi.O sıralarda ittihak ve terakki kurulmuştu.Dr. Nazım'ın aracılığıyla iki dernek ittihak ve terakki adı altında birleşti.(1907) Dr. Nazım ve diğer arkadaşlarının ısrarıyla 29 Ekim de ittihak ve terakki derneğine girdi.Derneğin Makedonya örgütlenme çalışmalarına yardımcı oldu.22 Haziran 1908 de kendisine ek görev olarak Selanik - Üsküp demir yolu müfettişliği görevi verildi.Selanik ve Üsküp demir yolu üzerindeki şehir ve garnizonlara derneğin şubelerini açtı ve gelişmesi için çalıştı. İttihat ve terakki derneği 1876 Anayasasının geri getirilmesini isteyen bir bildiri yayınladı.İstanbul derneğin isteğini kabule mecbur oldu.1908 de 2. Meşrutiyet ilan oldu.Mustafa Kemal meşrutiyeti ilan etmekle işin bitmediğini söyleyerek köklü reformlar yapılması gerektiğini bunun içinde İttihat ve Terakki'nin siyasal parti niteliği almasını, ordunun kesin olarak siyasetten çekilmesini şart görüyordu.Bunun için İttihat ve Terakkicilerle arasında bu noktada görüş ayrılığı ortaya çıktı.Bu sırada Trablusgarp'ta Meşrutiyet idaresine karşı bir ayaklanma hareketi baş gösterdi.İttihatçılar bunu fırsat bilerek Mustafa Kemal'i Selanik'ten uzaklaştırıp Trablus'a gönderdiler.Mustafa Kemal karşılaştıkları tüm güçlüklere rağmen hareketi kan dökmeden bastırdı.Selanik'e 2. Redif tümeni Kurmay başkanı olarak döndü. (13 Ocak 1909) 2.Meşrutiyete rağmen ittihatçılar İstanbul'a tam manasıyla hakim olmadılar.Dernek içinde de ayrılıklar baş gösterdi.(13 Nisan 1909) 31 Mart'ta İstanbul'da rejime karşı bir ayaklanma oldu.Bu hareketi bastırmak üzere İstanbul'a yürümeye karar verdi. Hareket ordusunu kurdu.Kurmay başkanlığını üstlendi. 31 Mart olayından sonra yani ittihak ve terakkicilerin 2. Abdülhamit'i tahttan indirmesinden sonra Selanik'e döndü. Mustafa Kemal'in Selanik'teki çalışmalarından hoşnut olmayan 3. ordu komutanı, kendisini Selanik'ten uzaklaştırmak için Genelkurmay başkanlığında bir göreve atanmasını sağladı.Bu atamadan pek az sonra 13 Eylül 1911 de İtalyanlar Trablusgarp'a saldırdı.Mustafa Kemal Trablusgarp'a giderek İtalyanlarla savaşmaya karar verdi.Devrin genç subaylarından Fethi Okyar , Enver Paşa ve başka subaylarda Trablusgarp'a gitti.Mahmut Şevket Paşa İngilizlerin kendilerini Mısır'dan geçirmeyeceğini söylese de Mustafa Kemal'in direnişine engel olamadı.16 Ekim 1911 de Tobruk a gitti.Ethem Paşanın kurmaylığını üstüne aldı.9 Ocak 1912 de Mustafa Kemal'in idaresinde yapılan Tobruk muhaberesinde başarılı olundu.Mustafa Kemal Trablusgarp'ta iken Balkanlarda savaş patlak verdi.Savaş haberini alır almaz derhal görev almak istedi.İstanbul'a dönmek üzereyken Komonova yenilgisini, Selanik'in düştüğünü,Bulgarların Çatalca önlerine geldiğini öğrenerek büyük üzüntü yaşadı.Türk ordularının bu kadar kolay yenileceğine inanmıyordu.Romanya üzerinden İstanbul'a geldi''Akdeniz Boğazı Kuva-i Mürettebesi ''harekat müdürlüğüne atandı.Bu birliğin kurmay başkanı Fethi Beyle Bulgarlara saldırarak Trakya ve Edirne'nin kurtarılması hakkındaki önerisi çok önemlidir. Kolordu Kurmay başkanı Fethi Bey askerlikten çekildi.İttihak ve Terakki genel sekreteri oldu. Yerine Mustafa Kemal geçti ve Edirne'nin kurtarılması hareketine katıldı. (22 Temmuz1913 ) 27 Ekim 1973 de Fethi Okyar Sofya Elçiliğine M. Kemal'de Sofya askeri ataşeliğine gönderildi.Burada M. Kemal vatanperver faaliyetler yürüttü. Enver Paşa Yarbaylıkta Tümgenareliğe yükselerek harbiye nazırı oldu.M. Kemal'in askerlik ve komutanlık niteliklerini yakından bilmesine rağmen aralarında öteden beri süren rekabet yüzünden M. Kemal'e faal bir görev vermedi.Sadece Mart 1914 de Onu yarbaylığa yükseltti. I.DÜNYA SAVAŞI ÇANAKKALE CEPHESİ VE MUSTAFA KEMAL28 Haziran 1914'te Avusturya veliahdı arşidük Ferdinand Saraybosna'da bir Sırplı tarafından öldürülmüş, bundan bir ay sonra Avusturya-Sırbistan savaşı başlamıştı.Bu I. Dünya savaşının başlaması demekti.M. Kemal savaşa Almanya'yla beraber girilmesine karşıydı.Almanya savaşı kazanırsa Osmanlı onun uydusu olacak,kaybederse Osmanlı her şeyini kaybedecekti.Ona göre devlet tarafsız kalıp kuvvetlenmeye bakmalıydı.Enver Paşa ise bu düşüncenin tam zıddını savunuyordu.Nitekim onun istediği oldu.Osm. savaşa girdi.bu sırada Batılı müttefikler Almanya karşısında zor duruma düşen Rusya'ya yardım ulaştırabilmek için Çanakkale Boğazını zorla geçmeye karar verdiler.Rus donanması bir çok defa boğazın dış tabyalarını bombardıman etmişti.Bir çıkarma işleminin gün geçtikçe yaklaştığı anlaşılıyordu Mustafa Kemal'in Çanakkale savaşlarına başlaması bu savaşın ilk günlerinde başlar.1 Ekim'de Boğaz resmen kapatıldı.19 Şubat 1915'te düşmanın ilk taarruzu başladı.Mustafa Kemal'in 19. Tümen Karargahı Eceabat'a nakledildi.Şubat sonunda M. Kemal birliklerini kıyılara yerleştirmiştir.5 Mart'ta tümen karargahına gelen Boğaz Komutanı Cevat Paşa'ya (Çobanlı) kendi tümeninin Seddülbahir sahil tertibatını gösterirken düşmen gemilerinin ateşine maruz kalmışlardı. Bölgenin korunmasından sorumla 26. alay M. Kemal'in talimatı ile düşmanı mağlup etti.Bu muhaberelerin kara tarafı M. Kemal'in üzerinde idi.İngiliz ve Fransızların deniz mağlubiyetlerinden sonra vazgeçmeyeceklerini bilen M. Kemal,kıyıya adam çıkaracakları düşüncesiyle maiyetindeki birliklere uyanık olmaları emrini verdi. Gerekli yerlere müracaat edip kuvvetlerini arttırıyordu.O bölge kumandanlığına Halim Sami Bey'in atanmasıyla, Yarbay M. Kemal "genel yedek" olarak kalmıştı.M. Kemal'in tümeninden bir alay Çanakkale'ye geçmişse de geri çevrilmiş.Bunun üzerine o da bütün tümeni Bigalı köyünde toplayarak,talim ve terbiye ediyordu.18 Mart'tan 25 Nisan'a kadar zaman,düşmanın keşif ve oyalama hareketleriyle geçer.Düşman Boğazın geçilemeyeceğini anlayıp,yarımadanın Avrupa kıyılarına asker çıkarma planlarını tamamladı.25 Nisan'da ise önce yarım ada ile Trakya arasındaki Saros körfezine ve Boğaz ağzındaki Anadolu köşesine şaşırtma çıkarmaları yaparlar.26 Nisan'da,Rumeli tarafı giriş noktasında(Seddil Bahir) çıkartma başlar,Bu çıkartma Ege Denizine bakan Kabatepe ve Arıburnu kıyılarındaki çıkartmalarla hedefini belli eder.O günden itibaren de kara harpleri başlamış demektir.Mustafa Kemal bu savaşların tam içinde,Arıburnu cephesindedir. Bu topraklardaki savaşlar bir meydan harbi değildir.Bir harekat harbi değildir.Bu savaşlar birer avuç denebilecek dar topraklar üzerinde binlerce,on binlerce,yüz binlerce insanın kucak kucağa,boğaz boğaza gırtlaklaşmasıdır. Halil Sami Bey'den gelen bir raporla düşmanın Arıburnu sırtlarına çıktığı anlaşılıyor.Mustafa Kemal'den taburunu adı geçen düşmana karşı sevk etmesi isteniyordu.Daha önce tahmin ettiği gibi düşmanın Kabatepe'ye karaya çıkma girişimi başlıyordu.Bu işle mücadelenin zor olacağını bildiği için bütün tümeniyle düşmana yaklaşmayı düşündü.Emrindeki tüm kuvvetleri derhal hazır bulunarak emir almaları için yanına çağırdı.Bigalı deresi boyunca alayı Kocaçimen Tepesi'ne doğrulttu.Yaya olarak Conkbayırına vardılar. Osmanlı Hükümeti ve Genelkurmayın Ege denizinden gelecek bir saldırıya hazırlıklı olmadığı bir gerçektir.Onun içindir ki Gelibolu karaları Ege Denizine karşı tamamen açık bulunuyordu.Bu tertipsizliğin,yolsuzluğun,muharebe şebekelerinden yoksun oluşun, Çanakkale savaşlarında,Türk ordusuna çok pahalıya mal olduğu hakikattir.Kocaçimen'e 57. alayını bizzat sevk ederek ulaştıran M. Kemal'in ilk gördüğü manzara pek fikir verici değildir.Düşmanın çıkartma yeri Arıburnu ölü zaviyededir.Yani Kocaçimen'den görülmez.Bunun üzerine bin bir güçlükle Conkbayırına ulaşır Bu esnada Conkbayırının güneyindeki 261 rakımlı tepeden sahil gözetlemesine memur bir müfreze efradının,Conkbayırına doğru kaçmakta olduğunu gösteren M. Kemal ile arasında şu konuşma geçer: -Niçin kaçıyorsunuz?dedim -Efendim düşman!dediler -Nerede? -İşte,diye 261 rakımlı tepeyi gösterdiler. Hakikaten düşman tepeye serbestçe yaklaşmaktadır.Mustafa Kemal'in ise elinde kuvveti yoktur.Düşman ona Kocaçimen'deki askerinden daha yakındır.Derhal karar verir. "Bu kararı kendisi bir mantıki muhakeme veya sev kitabi olarak değerlendirir."İşte bu karar savaşın gidişatını değiştirir. -Düşmandan kaçılmaz der -Cephanemiz yok diyen askere. -Süngünüz var ya...dedi ve sonrasını şöyle anlatır: Bağırarak bunlara süngü taktırdım.Yere yatırdım.Aynı zamanda Conkbayırına ilerlemekte olan piyade alayı ve cebel bataryasının "marş marşla" benim bulunduğum yerdeki emir zabitini onları çağırmaları için geriye saldırdım.Bu efrat süngü takıp yere yatınca düşman efradı da yere yattı.Kazandığımız an bu andır. -Düşününüz,işte bu bir andı. Conk bayırından harekatı idare eder,sağ sol birliklerle irtibat kurmaya çalışır,taarruz ilerlemektedir.Bu harekatı anlatırken sözleri şuydu:"Herkes öldürmek ve ölmek için düşmana atılmıştı." Ya öldürmek ya ölmek!Zaten bu verilmiş bir emirdir.Aslı şöyledir:-Size taarruzu emretmiyorum ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde başka kuvvetler ve komutanlar olabilir..."Kumandan işte böyle bir anda böyle bir emri verebilen insandır." Neticede düşmana saldırıldı.Boğuşuldu.Düşman dayanamayıp geri çekildi.Sahile kadar gerileyerek orada tutunabildi.Arıburnu cephesi işte böyle açıldı. 25/26 Nisan 1915 gecesi 5 İngiliz tümeni yeniden Arıburnu'na çıkarma yapar.Bu bir küçük ordudur.Halbuki bizim kuvvetlerimiz yetersizdir.Ayaklarındaki çarıkları dökülmüş,yiyecekleri kıt,yolları yoktur.Muharebe şebekesi iyi kurulamamıştır.Mustafa kemal her türlü olumsuzluğa rağmen emrindeki birliklerle sonuna kadar mücadele etmiş,26 Nisan günü savaş neticesini mağlup olmuyoruz şeklinde bildirmiştir.27 Nisan'da 2 alay daha takviye ederler.Verdiği emir aynıdır.O günkü harekatı yönettiği tepeye Kemalyeri adı verilmiştir. Kemalyerindeki Mustafa Kemal Artık dünyanın en kudretli imparatorluğunun,Türk topraklarına kustuğu sonu gelmez insan ve ateş kudretiyle boğuşmuş kendini denemiştir.Kendine güvenen ve yenilmeyeceğine inanan bir genç ve güzel insandır.Kemalyeri'nden sağ kanattaki bir çok düşman askerinin ellerini kaldırıp,beyaz mendiller sallayarak kendi erlerine teslim oluşunu seyreder.Ama düşmanın asker çıkarması durmaz devam eder.29 Nisan gene çarpışmalarla geçer.Herkes bulunduğu toprağa,taşa elleri,ayakları,tırnaklarıyla sarılmıştır.Gene de herkesin çabası karşısındakinin yapıştığı toprağı onun elinden almaktır.Onu ya öldürmek ya atmaktır. Churchill hatıratında Türklerin mücadelesini şöyle özetler: "Türkler bu daracık geçit başında sıkı bir savunmaya girişmişlerdi.Canlarını veriyorlar fakat vatan toprağından karış vermiyorlardı. 30 Nisan!da bir kumandanlar toplantısı yapılır.Mustafa Kemal şöyle der: "Bire kadar hepimiz ölerek düşmanı mutlaka denize dökmemiz lazımdır."İçimizde ve askerlerimizde,Balkan harbi utancını tekrar görmektense ölmeyecek yoktur.Böyleleri varsa kendi elimizle kurşuna dizelim. Yarımadanın en dar ve en tehlikeli noktası olan Arıburnu cephesinin gerisinde bizim 19. tümenimiz ihtiyatta bulunuyordu.Bunun komutanı genç yarbay Mustafa Kemal idi.Karaya çıkarmayı ve arz ettiği tehlikeyi hissedince kendiliğinden harekete geçti.Tümenin düşmanın eline geçmesi çok tehlikeli bir durum doğuracak olan Kocaçimen tepesi istikametine sevk etti. Bizzat kendisi 57. Alayın başında bu tepenin en şiddetli noktasına yaklaştığı zaman Anzak kolordularının öncüleri tepeye ulaşmışlardı.Kısa bir müddet boğazın en dar noktasını seyredebildiler.Sonra 57. alayın şiddetli bir taaruzuyla geri atıldılar.Çıktıkları sahile sürüldüler ve deniz filosunun himayesine tutunabildiler.Bu hareketiyle Genç Mustafa Kemal boğazı 1. defa kurtarmış oldu.Ya 57. Alay?57. Alay başka türlü bir Alaydı.57. Alaydan Gök kubbeye baki kalan bir hoş sedaydı.57.Alay Çanakkale harbinde tamamen şehit oldu... Ama nasıl olur da Balkanlar'da bir nefeste bir vilayeti bırakıp dağılanlar,bugün burada hem de dünyanın en kudretli imparatorluğunun birlikleri karşısında bir karış torak için bir alayın kanını bir nefeste kurban ederler...Evet bunda bir mucize vardı.Bir kumandan mucizesi.Mustafa Kemal artık 19. Tümen komutanı değildir.Arıburnu ve Ağıl dere Cepheleri Kumandanı Mustafa Kemal'dir. M. Kemal Arıburnu çevresinde savaşlarını yaparken onun sağındaki Anafartalar Cephesi de ateş içindedir.Sol kanattaki Conkbayırını ise gece gündüz endişe ile takip eder.Cephelerin bazıları birbirine karışmış,kumanda karışıklığı ortaya çıkmıştı.Bilhassa Conkbayırı böyleydi.9 Ağustos'ta kumanda karışıklığı son haddine varmış,savaş ise zirve noktasındadır.Düşman denizden durmadan çıkarma yapar,karaya durmadan birlikler kusar.Türk Ordusu karargahın son gücünü da cepheye yollamaktadır.Mustafa Kemal bu cephe kargaşasını düzeltmesi gerektiğini bilir.Yoksa tehlike vardır... Mustafa Kemal bu durumun düzeltilmesi için ordu kumandanına açık ve kesin olarak mevcut kuvvetlerin kendi kumandasına verilmesini isteyerek böyle büyük bir sorumluluktan çekinmemiştir;ve "sorumluluk ölümden ağırdır" sözünü söylemiştir. Ordu karargahtan gelen emirle Anafartalar Grup Komutanlığına tayin edilmiştir.10 Ağustosta Taarruza geçmesi emredilmiştir.Çanakkale harbinin en büyük ve en kanlı taarruzu için harekete geçti.Düşmanı ani ve şiddetli bir baskınla yenmek istiyordu.Bu işte kuvvetten çok karar vardır.Her türlü olumsuzluğa rağmen verdiği karar şudur.Düşman yenilecek ve mahvedilecekti. Mustafa Kemal hücum anını şöyle anlatır: "Bütün askerler,zabitler her şeyi unutmuşlar,başkalarının kalplerini verilecek işarete bağlamışlardı.Süngüleri ve bir ayakları ileri uzatılmış olan askerlerimiz,onların önlerinde ellerinde tabancaları,kılıçları,zabitlerimiz kırbacımın aşağı inmesiyle demirden bir kitle halinde aslanca bir saldırışla ileriye atıldılar.Bir saniye sonra düşmanın siperlerinde gökleri dolduran Allah Allah!uğultularından başka bir şey işitilmiyordu.Düşman silah kullanmaya vakit bulamadı.Boğaz boğaza kahramanca bir boğuşma sonunda birinci hattaki düşman kamilen imha edildi.Mustafa Kemal;bu muhaberede hücuma kalkarken askerlerden okuma bilenlerin Kuran-ı Kerimi göğüslerine basarak,bilmeyenlerin kelime-i şahadet getirerek ve hemen hepsinin de iki üç dakika sonra öleceklerini bilerek,nasıl titremeden,irkilmeden ileri atıldıklarını anlatır. "Emin olmalısınız ki,Çanakkale muhaberesini kazandıran bu yüksek ruhtur" demiştir. 10 Ağustos Conkbayırı Savaşı o gün, Mustafa Kemal'in askerlerinin başarısıyla böyle bitmiştir.M. Kemal Çanakkale Muhabereleri denilen destanın ortasında işte bu zafer halesiyle görülür.Yaklaşık 8 aylık Çanakkale savaşlarında Türk askeri cesur,akıllı ve ortak bir komutanın idaresinde neler yapmaya gücü yettiğini göstermiştir.Bilhassa anafartalar savaşında(7-8 Ağustos 1915) yarbay olan M. Kemal'in askere "taarruzu değil ölmeyi emretmesi" savaşın kaderini etkilemiştir. Churchill'in kaderin adamı olarak tanıdığı Mustafa Kemal Conkbayırı ve Kocaçimen'de ilerleyen,Anzak Ordusunu geri çekilmeye zorlayarak işgal edilen noktaları kurtarmıştır.19. Tümen ve 57. Alayı merkezden emir beklemeden kendi inisiyatifiyle cepheye sürmüş,Çanakkale cephesinin düşmesini engellemiş,Boğazları kurtarmıştır.Savaşlar İngilizlerin 19/20 Aralıkta Arıburnu ve Anafartalar'ı 8/9 Ocak Seddülbahri boşaltmasıyla sona ermiştir. Çanakkale Muharebesi bize bir çok muvaffakiyetten mada bir de Mustafa Kemal kazandırmıştı.Osmanlı tarihinin en şerefli sahifesini işgal edeceğine hiç şüphe olmayan Çanakkale muvaffakiyeti Orada çarpışan Türklük ruhunu,Türklük fedakarlığını ispat ettiği gibi büyük bir kahramana malik olduğumuzu gösterdi.Çanakkale zaferi Türk kahramanlık destanıydı.Türk askeri ne demektir?Bunu cihan Çanakkale'de bir daha tanıdı.Düşman çok kuvvetli,bol silahlı ve çok zengin bir milletti.Ona rağmen Türk askeri süngüsüne dayanarak,düşmanı siperlerine mıhladı.Düşmanı tek adım ileri attırmadı.Türk'ün süngüsü Çanakkale'de çelik bir kale oldu.Mustafa Kemal'in kuvvetli sevk ve idaresi,Türk askerinin sarsılmaz iman ve iradesi Türk tarihine altın yaldızlı bir Çanakkale zaferi yazdı.Hiç Şüphesiz Mustafa Kemal ve Cevat Paşaların bu savaşlardaki çabaları yadsınamaz.Mustafa Kemal genç ve azimkar metin bir kumandandır.Çanakkale'de ordu nevmid bir vazifeye düştüğü zaman ümidini bozmamış ve imanından aldığı kuvvetle,ordunun da maneviyatını yükseltmiştir.Büyüklerini tanımak mecburiyetinde olan gençlik "Mustafa Kemal" namını da hafızalarına ilave etmeli halaskarlarımızdan birinin de o olduğunu unutmamalıdır. Düşmanlar Çanakkale boğazından hüsranla çekip gidince artık İstanbul da zabıt ve istila tehlikesinden kurtulmuş demekti.Bütün memleket ahalisinin hususile İstanbulluların M. Kemal'e hürmet minnettarlıkları son dereceyi bulmuştu.Düşmanlar bile bu dahi kumandan idaresindeki Türk askerinin harekatına hürmet ve takdirlerini ifadeden geri durmamıştır.Artık Çanakkale savaşlarının siper savaşına dönüşmesi üzerine son bir saldırı ile düşmanı denize dökme önerisinin reddedilmesi üzerine 10 Aralık 1915'te görevinden istifa etti.Kendisine çok büyük saygısı olan Limon Von Sanders bu istifayı kabul etmeyerek kendisine hava değişimi verildi.İngilizlerin Gelibolu'yu boşalttıkları öğrenildi.İngiliz ve Fransızlar hiç kayba uğramadan çekilmek istiyorlardı.Mustafa Kemal Buna razı olmuyor, düşmanın bedavadan çekip gitmesi sonradan bizimle alay etmesini istemiyordu.10 Aralık 1915'te grup komutanlığından istifa etti.Limon Von Sanders'in bu istifayı hava tebdili iznine çevirmesinden sonra M. Kemal Gelibolu'dan ayrıldı. M. Kemal'in 31 Mart irtica olayını ezmekteki hizmeti daha o dönemde gölgelenmiş ve unutturulmuştu.Arıburnu Conkbayırı ve Anafartalardaki kahramanlıkları ise örtbas edilmeyecek bir hal almıştı.İstanbul'da sansürün gazetelerde isminin yazılmasına izin vermemesi,Enver Paşanın bir çok subayın rütbesini yükselttiği halde onunkinin olduğu gibi kalması,bir çok kişinin hizmetlerini küçük göstermeye çalışmasına rağmen,M. Kemal'in ülke ve ordudaki şanı azalmadı.Artık o bir ad,bir kuvvet,bir umut olmuştu.O iki kere İstanbul'u kurtarmış ve cihan harbinin gidişini değiştirmekte esas amil olmuştu.Türk erlerinin kahramanlığından azami sonuç almayı o bilmiştir.En kalabalık ve güçlü Osmanlı ordusunu o komuta etmişti.Bu yeni duruma dayanarak sırf askerlik görevi dışında bir çok uğraşta bulundu.Bir süre İstanbul ve Sofya'da dinlendikten sonra 1916 yılı başında Edirne'de 16. Kolordu Kolordu Komutanlığı'na atandı.Bir ay sonra Muş ve Bitlis dolaylarında kurulan b aşka bir kolorduya nakledildi.Bu göreve giderken Tüm Generalliğe yükseldi.Van Gölü güneyinden,Çapakur Boğazına kadar 80 km'lik cephede Kazım Karabekir Paşayla beraberdi.Önce cephe hattını geri çekti,sonra Muş ve Bitlis'i geri aldı.Kendisine altın kılıçlı imtiyaz madalyası verildi.M. Kemal Sekarat'ta bulunan 2. Ordu Kumandanlığı'na gelince,Orada Ordu Kurmay Başkanı İsmet İnönü ile tanıştı.Hicaz Seferiyesi Komutanlığı önerildi.Kabul etmedi.Enver Paşa Bağdat'ı geri alma hayaliyle Yıldırım Ordular Grubunu kurdu.M. Kemal de bu orduya bağlı 7. Ordu Komutanı olmuştu.Asıl sorunun Irak'ta değil Filistin'de olduğu anlaşılınca Bağdat'ın geri alınmasından vazgeçilerek,Yıldırım Orduları Filistin'e gönderildi.M. Kemal bu cephede göreve başladıktan sonra,Enver,Talat ve Cevat Paşalara rapor vererek savaş yönetimi ve halkın içinde bulunduğu durumu bildirmiş ve alınması gereken önlemleri açıkça anlatmıştı.Bu rapora 2. bir ek olarak da Yıldırım Ordu Komutanı Falkenhayn'ın tutumunu şiddetle eleştirdi.Enver Paşandan Falkenhayn'ı tutan bir cevap gelince 7. Ordu Komutanlığını Ali Rıza Paşa'ya bırakarak İstanbul'a geldi.2.Ordu kumandanlığına atandıysa da görevi kabul etmedi. 3 Temmuz 1918'de Sultan Reşat'ın ölümüyle yerine Vahdettin geçti.Yarbay Naci'yi kendisine başyaver,İzzet Paşa'yı yaver-i ekrem yaptı.M. Kemal böbrek rahatsızlığı yüzünden Krlsbadda'ydı.Tedavisini yarım bırakıp İstanbul'a geçti(Padişahın emriyle)M. Kemal burada Padişaha orduyu ele almak gerektiğini söylemiş,Vahdettin de gereken işleri Talat ve Enver Paşa ile görüştüğünü söylemiş.Fakat yıkım görülmeye İttihat ve Terakki iktidarının düşeceği sezilmeye başlayınca M. Kemal'in yaver olması gündeme geldi. Vahdettin kendisini yeniden Fahri Yaverliğe ve 7. Ordu komutanlığına getirdi.Osmanlı'nın Filistin'de verdiği mücadele yenilgiyle sonuçlandı.Bulgaristan da Selanik anlaşması ile çekildi.Bu surette Osmanlı'nın müttefikleriyle bağlantısı kesildi.Çok geçmeden Almanya da mütareke istedi.8 Ekim'de Talat Paşa kabinesi istifa etti.M. Kemal bu durumda Osmanlı Devleti'nin müttefiklerinden ayrı bir barış yapmasını sağlamak,elde kalan kuvvetlere ileri sürülecek ateşkes önerilerine karşı milletçe direnmeyi düşünüyordu.Padişaha telgraf çekerek Ahmet İzzet Paşa'yı Sedaret'e getirerek,kendisi harbiye nazırı olmak birkaç kişiyi daha kabineye almak istiyordu.Sadrazam Ahmet İzzet Paşa oldu.M. Kemal'i Harbiye Nazırı yapmadı ama kabine M. Kemal'in isteğine yakındı. 30 Ekim 1918'de Osmanlı Devleti Rauf Bey başkanlığındaki heyetin 36 saat tartışarak kabul ettiği Mondros Mütarekesi imzalandı.Mütareke gereğince Alman komutanların Türkiye'yi terk etmesi gerekiyordu.Limon Von Sanders Yıldırım Orduları Grup Komutanlığını Mustafa Kemal'e verdi.Bu anlaşma ile Osmanlı Devleti kendini düşmana kayıtsız şartsız teslim etmiş,bununla da kalmayarak memleketin istilası için onlara yardım da etmişti.M. Kemal bu mütarekenin sakıncalı bulduğu noktaları sadrazama bildirip bir yandan da elindeki 2. ve 7. kolorduları ulusal savunma kuvveti haline getirmek için çalışmaya koyuldu. 13 Kasım 1918'de itilaf donanmasına bağlı gemilerin İstanbul'a girmesi üzerine yanındakilere dönerek "geldikleri gibi giderler" dedi.Bu sözü bir gün ülkenin bağımsızlığına kavuşacağına olan inancını belirtiyordu.İstanbul fiilen işgal altındaydı.Enver,Cemal ve Talat Paşa'lar memleketten kaçmış,meclis ve hükümet üyeleri birbirine düşmüştü.M. Kemal İstanbul'da kaldığı 6 ay içinde vatanın kurtuluşuna en küçük yardımı dokunabilecek herkesle ilişki kurdu,görüştü.Düşüncelerini daha kolay yayabilmek için Fethi Bey'in çıkardığı Minber gazetesine ortak oldu.Komutan ve subayların moralini yükseltebilmek için,Hasbihal adlı eserini yayımladı.Onun bu çok yönlü çalışmaları işgal kuvvetleri yetkililerini ve hükümeti kuşkulandırıyordu.Onu tevkif etmenin,halk çoğunluğu üzerinde kötü etkileri olacaktı.Şu halde M. Kemal'i İstanbul'dan uzaklaştırmak için uygun bir görev gerekliydi.İngiliz raporlarına göre bir görev vardı.Samsun dolaylarında Türk ahali Rum halka baskı yapıyordu.Bu durumda hükümet önlem olarak M. Kemal'i 9. Ordu Müfettişliğine atadı.Bu kıtaat 15. Kolordu Kazım Karabekir'e bağlıydı.M. Kemal Kazım Paşa'nın yardımıyla çok geniş yetkilerle göreve gidiyordu.Buna göre müfettişlik sınırları dışındaki bütün komutan ve sivil makamlara emir verebilecekti.Bu doğrultuda İngilizlerin vereceği vizeyi heyecanla beklemeye başladı. KURTULUŞ MÜCELESİYunan birlikleri 20.000 kişilik bir orduyla İzmir'i işgale başladı.Böylece Türk kurtuluş savaşı 15 Mayıs 1919'da Yunanlıların İzmir'i işgali sırasında düşmana ilk kurşun sıkmasıyla fiilen başladı.İngilizler padişahın M. Kemal'e güveni vardır gerekçesi ile beklenen vizeyi verdiler.16 Mayıs akşamı eski bir şilep olan Bandırma ile yola çıktı.M. Kemal her an bir İngiliz tarafından yolu kesileceğinden kuşkulanıyordu.Kuşkusunda da haklıydı.M. Kemal'in nasıl bir amaçla gittiğini anladılar.Fakat geç kaldıkları için durdurmayı başaramadılar.M. Kemal fırtınalı bir havada Samsun limanına çıktı. ![]() Anadolu,İzmir'in işgali ve bunun doğuracağı sonuçlar hakkında çok az bilgiye sahipti.M. Kemal burada telgraf aracılığıyla yetki altında bulundurduğu makamlarla sıkı bir ilişki kurmak,halka protesto ve mitingler yaptırarak Bab-ı Ali ve müttefiklere karşı halkın cephe aldığını göstermek istedi.Askeri ve siyasi alanda çalışmalara başladı.Müdafaa-i Hukuk ve Redd-i İlhak cemiyetleriyle bağlantı kurdu. Bu cemiyetler Yunan işgaline karşı kurulduğu için ve Kuvay-i Milliye ile ilişki kurulamadığı için vatanı kurtaracak güce erişemiyordu. Bu çalışmalar gerek işgal kuvvetleri gerek İstanbul'u rahatsız ediyordu.İngilizler baskılarını arttırınca M. Kemal geri çağırıldı. Oysa Samsun'a geleli bir hafta olmuştu ve rahat çalışabilme imkanları arıyordu.Dolayısıyla bu çağrıya kulak asmadı.Karargahını Havza'ya çekti.Mitingler düzenletti.Müdafa-i Hukuk Derneğinin Havza şubesini kurdu.Reddi İlhak ve Müdafa-i Hukuk dernekleriyle Anadolu ve Trakya'daki bütün komutan ve sivil yöneticilere Havza'dan ilk genelgesini yolladı.Devlete baş kaldırmış olan efeler derhal M. Kemal ve arkadaşlarıyla işbirliğine karar verdiler.Amasyalılar M. Kemal'i davet ettiler o da kabul etti.Amasya çalışmalarına uygun bir ortamdı.Ali Fuat ve Rauf Beyler ile 21-22 Haziran Amasya Genelgesini yayınladı. Mustafa Kemal bu genelge ile Sivas'ta bir kongre toplanması kararını İstanbul hükümeti ve işgal kuvvetlerine duyurdu.İşgal kuvvetleri M. Kemal'i görevden azletti. Bu haberi alır almaz 3. Ordu Müfettişliği ve askerlikten istifa etti.Milli kurtuluş hareketinde milletle beraber herhangi bir fert gibi çalışmak istediğini Ordulara ve millete duyurdu.Vilayet-i Şarkiye Müdafa-i Hukuku Milliye derneğinin Erzurum şubesinin isteğiyle derneğin faal heyetinin başına geçti.Erzurum kongresi 23 Temmuz'da toplandı.9kişilik bir heyeti temsiliye seçildi bunun başında M. Kemal vardı.Temsilcilerin bir çoğu Sivas'a varmışlar,M. Kemal ve arkadaşlarını bekliyorlardı.Erzurum'dan ayrılması gerekiyordu.Sivas kongresi Doğu ve Batı illeri ile Trakya'nın yani bütün bir memleketin birliğini sağlamak gayesi güdülüyordu. Sivas Kongresi 4 Eylül 1919'da lise binasında toplandı.Şark-ı Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Derneği adını aldı.11 eylül 1919'daki toplantıda Heyet-i Temsiliye' ye ek olarak 6 kişi daha seçildi.16 kişilik Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Derneği Heyet-i Temsiliyesi oldu.Bu bir geçici hükümet sayılıyordu.Kongre Erzurum Kongresi kararlarını onayladı.Damat Ferit'in adamı Elazığ valisi Ali Galip, Kürt aşiretlerini M. Kemal'e karşı kışkırtıp,çalışmalarını bozmaya çabaladıysa da başarılı olamadı.M. Kemal tarafından sorgulandı.Halep'e kaçtı.Sivas kongresi bu hava içinde sona erdi.Damat Ferit kabinesinin olumsuz çabalarını tespit eden M. Kemal ve arkadaşları,yapmış olduğu olumsuz çalışmaları padişaha bildirdiler.Ferit Paşa Kabinesi çekilmek zorunda kaldı.Yerine gelen Ali Rıza Paşa hükümeti,Heyet-i Temsiliye hükümetini şartlı olarak desteklemeye karar verdi.M. Kemal Sivas'ta iken İrade-i Milliye gazetesin çıkarmıştı.(13 Eyl).Bu defa Ankara'da Hakimiyet-i Milliye gazetesini kurdu.(10 Ocak 1920) Meclis-i Mebusan 12 Ocak'ta İstanbul'da açıldı.Mustafa Kemal İstanbul' giden millet vekillerine,kendisini seçmelerini ve mecliste Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetini kurmalarını tavsiye etmişti. Kendisi hazır bulunmayan birini seçmenin sakıncalı olacağı düşüncesiyle onu başkanlığa seçmediler.Kurdukları gruba Felah-ı Vatan adı verdiler.Mebusan meclisi heyeti 28 Ocak 1920'de Misak-ı Milli esaslarını bir bildiri şeklinde kabul ve imza etti.Pariste toplanan müttefikler arası konsey 13 Mart'ta İstanbul'un fiilen işgaline karar verdi.16 Mart'ta İstanbul fiilen işgal edildi.M. Kemal olayı İslam elemi ve dünya parlamentolarına yayınladığı bildirilerle protesto etti.Bildiride 700 yıllık Osmanlı Devletinin hayat ve hakimiyetinin sona erdiğini belirterek, milleti hayat ve bağımsızlığını bütün geleceğini korumaya çağırdı. BÜYÜK MİLLET MECLİSİ19 Mart 1920'de yayınladığı bildiride Ankara'da olağanüstü yetkilerle ve milletin gerçek iradesine sahip bir meclis toplanacağını,bu meclisin milletin yeniden seçeceği temsilcilerle İstanbul Meclis üyelerinden, Anadolu'ya geçe bilenlerden oluşacağını belirtti.Her ilden 5 milletvekili seçilirken 5 Nisan'da Sadaret'e gelen Damat Ferit Milli Hareket'in Padişaha isyan,hareketin başındakileri de eşkıya olarak niteleyen fermanlar yayınlatıyor.Şeyhülislam Abdullah Efendi verdiği fetvada bunları kafir ilan ediyor,öldürülmelerinin dinen caiz olduğunu bildiriyordu.Bu durumu değerlendiren Damat Ferit,İngilizlerin desteğiyle kurduğu bir takım saf ve cahil insanlardan oluşan Kuva-i İnzibatiye ve Hilafet Ordusu'nu Anadolu'ya göndermeye yelteniyordu.TBMM 23 Nisan 1920'de en yaşlı milletvekili Şerif Bey'in başkanlığında toplanıyordu.Ertesi Gün M. Kemal meclis başkanı seçildi.Bir hükümet kurulmasının zorunlu olduğunu söyledi.3 Mayıs 1920'de 11 kişilik icra heyetini seçti.20 Ocak 1921 Teşkilat-ı Esasiye Yasası ile icra vekilleri heyeti kuruluncaya kadar başkanlık yaptı.29 Nisan 1920 günü kabul edilen Hiyanet-i Vataniye yasası ile TBMM'nin niteliğine isyan edenler,sözle veya yazılı saldırı yapanların vatan haini sayılacağı ilan edildi.Bu tür suçluları yargılamak için de İstiklal Mahkemeleri'nin kurulmasına karar verildi. Bu dönemde halkçılık programını düşüncelerine uygun bulmayanlar muhalefet grupları şeklinde ortaya çıktılar.Muhalefette olan anlaşmazlıkları gidermek için mecliste Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurdu.10 Mayıs 1921 günü M. Kemal grubun başkanı seçildi.Bu I. Meclis zaman zaman üyeler arası şiddetli tartışmalara sahne olurken konu vatan olduğunda birlik ve beraberlikten hiç ayrılmamıştı.Nihayet zafer sonrası 16 Nisan 1923 günü son birleşimi yapılarak tarihin şerefli sayfalarına geçti. Mustafa Kemal'i meclis çalışmaları dışında meşgul eden konuların başında,dağınık haldeki Türk Ordu'sunu yeniden seferber etmek,silahlandırmak ve eğitmek meselesi geliyordu.Ordu kurulana kadar Kuva-i Milliye birliklerinden yararlanmayı düşünmüş,fakat bunların başındaki Çerkez Ethem ve Demirci Mehmet Efe gibi diğer Kuva-i Milliye birliklerinin keyfi davranışları,yarardan çok zarar getiriyorlardı. Bu durum da düzenli ordunun kurulmasını hızlandırmıştı. SARIKAMIŞ VE KARS GÜMRÜ'NÜN ELE GEÇİRİLMESİ1877 Osm-Rus savaşı sonrası Rusya'da kalan ve Kars dolaylarında Bağımsız bir Ermeni Devleti kurulmuştu.Ermeniler bu bölgede İngilizlerle işbirliği yapıp Türkleri katlediyor,Türkiye ve Rusya'nın bağlantısını kesmeye çalışıyorlardı.9 Haziran 1920'de Kazım Karabekir 19. Kolordu Kumandanı Doğu Cephesi Kumandanlığına atandı.Doğu illerinde seferberlik ilan ederek kuvvetli bir ordu meydana getirdi.Kars,Sarıkamış ve Gümrü işgal edildi.3 Aralık 1920'de TBMM'nin taraf olduğu ilk anlaşma olan Gümrü imzalandı.Ermeni sorunu ortadan kalktı.Doğu kuvvetlerinin Batı:'ya aktarılması gerçekleşti.Fransızların Güney bölgesindeki(Mersin'den Urfa'ya saldırılarına M. Kemal direktifinde kahramanca karşı koyan milis kuvvetleri Arap savunması sonunda Gazi unvanını almıştı.Fransızlar Türklerle savaşın sonuç vermeyeceğini anlamışlardı.Sakarya savaşından sonra Ankara İtilafname'sini imzaladılar.T.B.M.M ve Türklerin Misak-ı Milli'deki bağımsızlık ilk defa bir devlet tanımıştı. SEVR ANLAŞMASIYunanlılar 22 Haziran 1920'de Türklerin düzenli ordu kurmasına engel olmak ve barış projesini kabule zorlamak için 3 yönden ileri harekata geçti.T.B.M.M Yunan ilerleyişini durdurmak üzere 20. Kolordu Komutanı Ali Fuat Cebesoy'u Batı Cephesi komutanlığına getirdi.Yunanlılar kuzeyde başarılı olmuşlardı.Balıkesir ve Bursa'yı işgal etmişler,20-27 Temmuz'da Edirne dahil bütün Batı ve Doğu Trakya'yı işgali başarmışlardı.Bu işgaller -özellikle Bursa'nın işgali- mecliste ağır eleştirilere sebep olmuştu.(eski başkentin yitirilişi siyah örtü örtülerek protesto edildi).M. Kemal henüz ordumuzun kuruluş aşamasında olduğunu,zafere inandığını belirtti.Fakat Vahdettin ve İstanbul Hükümeti barış yapılmasını kabul ettiler.10 Ağustos 1920'de Sevr imzalandı.T.B.M.M bu anlaşmayı imzalayanları vatan haini ilan etti. Bu anlaşmayı Türk milletine kabul ettiremeyeceklerini anlayan işgal kuvvetleri,Yunanlıları tekrar saldırıya geçirdiler.Türk Ordu'sunun Çerkez Ethem ile uğraşmasını fırsat bilerek Afyon,Eskişehir,Bursa üzerinden İnönü'ye yürümeye başladılar.Albay İnönü Yunanlıları 3 günlük çetin mücadeleler sonuca mağlup etti.Bu kez Sevr'i uzlaşma yoluyla kabul ettirmeye çalıştılar.Ankara hükümetini Londra'ya çağırdılar.13 günlük konferans sonuç vermedi.Yunan kuvvetleri 23 Mart'ta tekrar saldırıya geçtiler.II. İnönü'de de yenildiler.T.B.M.M ve S.S.C.B Moskova ant. İmzalamış Ankara hükümeti diplomatik güç kazanmış. Yunanlıların 2. kez mağlup olması hoşnutsuzluk ve siyasi buhran yarattı.Yunanlılar farklı bir taktikle tekrar saldırma kararı aldılar.M. KEMAL Batı cephesi ordularının Sakarya'ya çekilmesini istedi.Meclis M. Kemal'in T.B.M.M Ordularının başına getirilmesine karar verdi.(5 Ağustos 1921) olağanüstü yetkilere sahip olmuştu.M. Kemal bu sürecin 3 ayla sınırlanmasını ,gerekirse her 3 ay sonucu sürenin uzatılmasını uygun gördüğünü belirtti. M. Kemal Başkomutan olduktan sonra Tekalif-i Milliye emirlerini yayınladı.Ordunun ihtiyacı olan her türlü malzemenin Ordu emrine verilmesini öngören emirler uygulamak için de Tekalif-i Milliye komisyonu kuruldu.Yunanlıların kesin sonuç almak için tekrar saldırıya geçeneğini biliyordu. 23 Ağustos'ta Yunanlılar tek savunma hattına şiddetli saldırıya başlamış oldu.Sakarya Meydan Savaşı başlamış oldu.22 gün ve 21 gece aralıksız devam eden savaşta M. Kemal ünlü "Hattı müdafaa yoktur,sathı müdafaa vardır.O satıh bütün vatandır" emrini vermiştir.Savunma durumundaki Türk birlikleri saldırıya geçtiler.Sakarya'nın doğusunda yunan askeri kalmamıştı. Türklerden her bakımdan iki kat üstün araç gereçle savaşan Yunan Ordularını yenilgiye uğratan M. Kemal'e Gazi unvanı verildi.Savaş sonrası Fransızlarla Ankara Antlaşması imzalandı.İtilaf devletlerini güvenini sarsan Yunanlılar son bir kez saldırıya geçti.Türk Ordu'sunun da kendisini toplaması gerekliydi.11 ayda bunu başardı.Başkomutanlık Meydan Muharebesi başlamıştı.Garp Cephesi Orduları 2'ye ayrıldı.6 Ağustos 1922'de M. Kemal P.,İsmet P., Genel Kurmay Başkanı Fevzi Paşa taarruz hazırlıklarını gözden geçirdiler.Türkler şiddetli bir saldırı sonucu Çiğiltepe, Erkmentepe, Tınaztepe, Belentepe, vs. ele geçirdi.Afyon kuzeyindeki Yunan Orduları geri çekilmek zorunda kaldılar.Türk ordusu Dumlupınar'a yöneldi. Dumlupınar'ın kuzey ve kuzeydoğudaki 5 tümenlik Trikupis Grubu yenildi. M. Kemal Yunanlıların herhangi bir yerde tutunup savunmaya geçmelerine ve itilaf devletlerinin müdahalesine meydan bırakmamak için düşmanın süratle ve aralıksız kovulmasını istiyordu.Bunun için "Ordular ilk hedefiniz Akdeniz dir" hedefini vermişti.9 Eylül'de 3,5 yıl işgal altındaki İzmir de kurtuldu. Annesi Zübeyde Hanım 14 Ocak 1923'te öldü.29 Ocak 1923 İzmir'in ünlü ailelerinden Uşşakizade'lere mensup Muammer Bey'in kızı Latife Hanım ile evlendi.Evlilikleri 5 Ağustos 1923'e kadar sürdü.18 Eylül'e kadar Batı Anadolu Yunan ordusundan temizlenmiş bulunuyordu. Türk-Yunan Savaşı Mudanya Mütarekesi ile sona erdi.(1 Ekim 1922) Yunanlılar yeterli delege olmadığı gerekçesi ile imzadan kaçındılar.İtilaf Devletlerinin Barış konferansına Ankara Hükümeti ile beraber İstanbul Hükümetini de çağırmak istemesi T.B.M.M' yi harekete geçirdi.Meclis 1 Kasım1922'de saltanat ile halifeliğin ayrılması ve saltanatın kaldırılmasına karar verdi. Vahdettin İngilizlere sığındı.17 Kasım gecesi bir İngiliz zırhlısı ile kaçtı.Abdülmecit Halife oldu. Lozan Barış Ant. 28 Temmuz 1923 günü imzalandı.Yunan sorunu dışında Şark sorunu ve diğer sorunlar ele alındı.I. Dünya savaşında savaş durumunda olan devletler arası barış yapıldı.Türkiye'yi İsmet Paşa temsil ediyordu. İşgal kuvvetleri 30 Ekim 1923'te İstanbul'u boşalttılar.M. Kemal toprak bütünlüğünün ifadesi olarak,Ankara'yı başkent yapmak istiyordu. Tasarı meclise sunuldu. Ankara başkent oldu. M. Kemal askeri alanda büyük başarılar kazanmıştı.Bundan sonra daha fazlası gerekliydi.Şimdi devlet adamı bir devrimci olarak iş başındaydı. 6 Aralık 1922'de basına verdiği demeçte Cumhuriyet Halk partisi adında, Halkçılık ilkesine dayalı bir parti kuracağını ve her türlü yoruma açık olduğunu belirtti. Herkes çeşitli endişeler ortaya attı. Buna rağmen M. Kemal CHP'yi kurdu. Ölünceye kadar da başında kaldı. M. Kemal artık cumhuriyeti ilan etmek için faaliyetlere geçti.Milletvekilleri de bu görüşteydiler.1920 yılında "Egemenlik Ulusundur" ilkesine dayalı idarenin başladığı günden itibaren aslında Cumhuriyet kurulmuş fakat adı söylenmemişti. M. Kemal,İsmet Paşa ve Fethi Bey'i köşküne çağırdı ve cumhuriyeti ilan edeceğini bildirdi. Anayasaya Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir maddesi ekendi.29 EKİM 1923'TE Teşkilat-ı Esasiye Yasasında değişiklik yapılarak, cumhuriyetin ilanına karar verildi.Oylamaya katılan milletvekilleri cumhuriyeti kabul ederek kendisini ilk Cumhurbaşkanı seçtiler.1927-31-35 yıllarında 4 yılda bir Cumhurbaşkanı seçildi. T.B.M. M nin 3 Mart 1924 tarihli oturumunda Medreselerin kapatılmasına,eğitim ve öğretimin birleştirilmesine ve Şeriye ve Evkaf Vekaleti'nin kabineden çıkarılmasına ilişkin yasalar kabul edildi.20 Nisan 1924'te 2. anayasa yürürlüğe girdi.Türkiye Cumhuriyeti'nin Laik olduğu kesinlik kazandı. ( 10 Nisan 1928 ) İNKLAPLAR, DEVRİMLERM. Kemal'in gerçekleştirdiği devrimler tek bir temele dayanıyordu.Türk milletini gerçekten Layık olduğu yüksek,güçlü ve müreffeh bir yaşam düzeyine kavuşturmak. Bu düşünceyi engellemeye çalışan her türlü kurum ve muhalifin karşısında bulunuyordu.Eski Ortaçağ karanlığını içinde tutan topluma,ilkel bir görüntü veren kurumları hükümleri ve alışkanlıkları kaldırarak,çağdaş uygarlığın akıl ve bilime dayanan değerlerini getirmek istiyordu. Bu temel görüşler doğrultusunda devrimleri geçekleştirdi. Bu devrimler,hilafetin kaldırılması,eğitimin tek elden yönetilmesi,şeriye mahkemelerinin kaldırılması,Tekke,zaviye ve türbanın kaldırılması,şapka giyiminin zorunlu olması,takvim ve saatte değişiklik,Türk medeni yasasının kabulü,Latin harflerinin kabulü,ulusal okulların açılması ulusal rakamların kabulü, Kur'an ve ezanın Türkçeleştirilmesi.Lakap ve unvanların kaldırılması ve bazı kisvelerin giyilmemesi,hafta tatili cumadan,pazara alındı ve en önemlisi medeni yasanın evlenmeyle ilgili hükümleri...Tanzimat dönemindeki Mecellenin yerini İsviçre medeni kanunundan örnek olarak hazırlanan Türk Medeni Yasası 17 Şubat 1926'da kabul edildi.Medeni yasa ile kadınlara haklar tanınırken,onların siyasal ve ekonomik yaşama katkıları da düşünüldü. 1930'da belediye seçme ve seçilme,1934'te de milletvekili seçme ve seçilme hakkını kazanmıştı.21 haziran 1934'te soyadı yasası kabul edilmiş,T.B.M.M' de M. Kemal'e Atatürk soyadını vermişti.Bunun daha öncesinde hem askeri hem askeri hem siyasi önder olmasını çekemeyenler yüzünden askerlikten istifa etti.(30 haz 1927).Atatürk Cumhuriyet idaresindeki bir ülkenin demokratik olması gerektiği,bunun için birden fazla parti kurulması gerektiğini savunuyordu.Cumhuriyetçilik ve Laiklik ilkesinden ödün vermek istemiyordu.Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası(1924-25) ile Serbest Cumhuriyet Fırkası(1930) bu ülke sınırlarını aştıkları için uzun ömürlü olmadılar. Cumhuriyet Halk Partisinin 2. büyük kurultayında gerek parti,gerekse Türkiye açısından büyük önem taşıyan büyük Nutku'nu okudu.(15-20 Ekim 1927) Nutukta kuruluş savaşının tüm evrelerini belgelerle açıkladı.Cumhuriyetin kuruluşunu,devrimleri,devrimlere karşı çıkanları ayrı, ayrı anlattı. Sonunda da Türkiye Cumhuriyetini Türk gençliğine emanet ettiğini bildirdi.12 Nisan 1931'de Türk Tarih Kurumu'nu kurdu. |
1 ek ![]() Çanakkale Savaşı’ndan tam 91 yıl sonra, ilk kez bu yılın başında açıklanan yeni belgeler, bu savaştaki deniz ve kara savaşları zaferlerimiz yanısıra, çok önemli “hava savaşları zaferleri” de kazandığımız gerçeğini “günışığına çıkardı”. Bu tarihsel gerçeğin aydınlığa çıkarılmasını sağlayan ve savaştan bugüne değin özenle saklanan bu belgeler ve fotograflar, ilk kez 90 yıllık tozlarından temizlenerek iki ay önce, “Çanakkale Hava Savaşları” adlı bir kitapta yayımlandı. “Çanakkale Hava Savaşları” kitabının satışa sunulacak baskısı, yayın anlaşması nedeniyle, Ağustos’tan sonra yapılabilecek. Mondros Limanı’nda toplanan düşman gemileri... Vatan topraklarının hangi koşullar altında savunulduğunun bir kez daha belgeler ve fotograflarla gözler önüne serildiği bu “gurur kitabı”nda, Osmanlı Hava Ordusu’nun uçaklarının, halkın parasal bağışlarıyla satın alındığı bildiriliyor ve yürekleriyle beyinlerini “Göklerdeki İstikbal”e adayan ilk Türk havacılarımızın, tarihin bu ilk hava savaşlarındaki kahramanlıkları yanısıra, hangarlarda makinist olarak çalışan İstanbullu şoförlerin özverili ve yaratıcı çalışmalarıyla sağladıkları yeni buluşları, bugünkü “torun kuşaklar”ına övgüyle tanıtılıyor. Türk ustaların, düşman birliklerinin üzerine havadan atılmak üzere, “yoktan var ederek” tek tek elleriyle yaptıkları tarihteki ilk “uçak bombaları”nın, okurlara ilk anda “inanılmaz gibi gelen” buluş ve yapım öykülerine de kitapta, yine övgüyle ve örnek oluşturan özellikleriyle yer veriliyor. Bu bombaların türleri ve yapılışlarının öyküsü kitapta şöyle özetleniyor: “Peksimet taşımak için kullanılan ahşap kutulara 100-150 adet uçak çivisi dolduruluyor ve bunlar uçakların yanlarına bağlanıyordu. Düşman üzerinden uçarken kutuların kapakları açılarak, yüzlerce çivinin düşmesi sağlanıyordu.” “Çanakkale Hava Savaşları” kitabında Türk ustaların, bu “uçak bombaları”nı ilerideki günlerde geliştirdikleri de anlatılıyor ve düşmandan ele geçirilen malzemelerle yapılan bu “geliştirilmiş” bombaların Bakırköy’de bir demir atölyesinde yapıldığı, gövdelerinin dökme demirden olduğu ve içlerine nitrogliserin doldurulduktan sonra üzerlerine top mermilerinin tapalarının takıldığı açıklanıyor. “El yapımı uçak bombaları”nın yapımında, İstanbul zanaatkârları arasından seçilen makine ustaları, bakırcılar, demirciler ve marangozların görev aldıkları, İstanbul şoförlerinin ise, kısa bir kurstan geçirildikten sonra uçakların onarımında makinist olarak görevlendirdikleri belirtiliyor. Bu makinist ve ustalar, Çanakkale Hava Savaşları’nda bir “olmaz”ı daha gerçekleştirmişler, Almanya’dan destek için gönderilen Rumpler B I “silahsız keşif uçakları”nı, kendi buluşlarıyla “silahlandırmışlardır.” Türk ustalar ve makinistlerin bu buluşları, kitapta şöyle anlatılıyor: “Almanya’dan ilk gelen uçaklar Albatros B I ve Rumpler B I iki kişilik uçaklar, keşif uçakları oldukları için silahsızdılar. Çanakkale’de görev yapan Türk ve Alman havacılar, havada görev yaparlarken kendilerini düşman uçaklarından koruyabilmek ve onlardan daha etkin olabilmek için uçaklarını silahlandırmak istemişlerdir. Türk uçak makinistleri havacıların bu isteğini yerine getirmişler ve Rumpler B I uçağını özel biçimde tadil ederek (değiştirerek) üst kanadının orta bölümüne döner taret üzerinde her yöne ateş edebilen ‘Parabellum’ modeli bir makineli tüfek yerleştirmişlerdir. Türkler’in bu eşsiz başarısı, onların vatan savunması için ne denli yaratıcı olabileceklerini göstermiştir. Türk ustaların bu buluşlarını daha sonra Almanlar Albatros C I tipi uçaklarda uygulamışlar ve bu uçaklardaki rasıd (gözetleyici) yerine makineli tüfek yerleştirmişlerdir. Savaşta Osmanlı ordusuna ortaklaşa hizmet veren Türk ve Alman havacılar, bu silahlı uçakların cephede görevlendirilmesiyle düşman üzerinde kesin bir hava hakimiyeti sağlamışlardır.” Hava savaşlarında uçaklardan yalnızca bomba atmak amacıyla değil, istihbarat toplamak amacıyla da yararlanıldığı da açıklanıyor ve bu konuda şu bilgi veriliyor: “Nisan ayının ikinci yarısında Deniz Yüzbaşı Hüseyin Sedat’ın rasıd (gözlemci) olarak görev aldığı keşif uçuşları düşmanın faaliyetlerinin belirtlenmesinde çok büyük rol aldı. Hüseyin Sedat, Limni Adası’na yaklaşan asker dolu birçok gemiyi tesbit etti. Mondros Limanı’nda demirlemiş 26 nakliye gemisi ve adada silahlarının yanında büyük miktarda asker topluluğu bulunduğunu rapor etti. Düşmanın bir sonraki harekatında bir çıkarma operasyonuyla Boğaz’ı zorlayacağı artık açıkca anlaşılıyordu.” Kitapta yer verilen bir İngiliz raporundaki “bilgi” ise, bir savaşta “elektronik öge”nin ilk kez Türkler tarafından kullandığının kanıtı olarak belirtiliyor. İngiliz belgesindeki bu bilgi, kitapta şöyle yer alıyor: “6 Mart tarihinde Queen Elizabeth drednotun (büyük boy savaş gemisi) toplarının atışını tanzim etmeye çalışan bir uçağın çabaları için ‘Düşmanın sinyal karıştırmasından dolayı telsiz göndermekte çok büyük güçlükle karşılaşıldı’denilmektedir. Bu, dünya askeri tarihinde uçakların havadan yaptıkları keşif görevine karşı, elektronik savaş uygulamasının ilk defa Türkler tarafından gerçekleştirildiğini göstermektedir.” “Çanakkale Hava Savaşları” kitabında, Türk Havacılık Tarihi’ne önemli bilgiler kazandıran şu tarihsel bilgiler de ilk kez ayrıntılarıyla açıklığa çıkarılıyor: “Fransa’nın Picardie kentinde düzenlenen Fransız Askeri Tatbikatı’nı izleyenler arasında Paris Askeri Ataşesi Ali Fethi (Okyar) ve yakın arkadaşı ön yüzbaşı Mustafa Kemal (Atatürk) de bulunmaktaydı. Uçakların askeri kıymetini ilk olarak buradaki gözlemleri sonucu anlayan Mustafa Kemal, ileride bu konudaki görüşünü ‘İstikbal Göklerdedir’ sözleriyle dile getirdi. Ali Fethi Bey’in Paris’ten gönderdiği raporlardan, onun da havacılığın askeri alandaki önemi konusunda derin bir öngörüye sahip olduğunu görmekteyiz. 2 Eylül 1911 tarihli raporunda Ali Fethi Bey, ‘Tayyarelerden vakt-i harpte keşif ve muvasala gibi maksatlar için fevkalade hizmet-i itizar olunmaktadır.’ (Uçaklardan savaş zamanında keşif ve ulaşım amacıyla büyük yararlar beklenmektedir) diyerek Osmanlı ordusunun bu konuda geri kalmaması için acil olarak gerekli önlemlerin alınmasını istiyordu. Bu genç Türk subay gelecekte olacakları haber verirken, ünlü bir Fransız generali konuya son derece bağnaz yaklaşıyordu. Harp Akademisi’nde strateji profesörü olan Ferdinand Foch adlı bu Fransız generalin uçaklar konusundaki değerlendirmesi şöyleydi: ‘Havacılık spor olarak iyidir... Bir harp vasıtası olarak ehemmiyeti ise sıfırdır.’” Osmanlı ordusunun konuya yaklaşımı ise çok daha ileri görüşlüydü: “Şubat 1911’de Avrupa’da pilot eğitimi alacak gönüllü subayların başvuruda bulunmaları için bir emir yayınlanmıştı. Havadan yapılacak gözetlemelerde en iyi sonucu elde edebilmek için adayların piyade, süvari ya da topçu sınıfından olmaları, ayrıca fotograf çekme yeteneğine de sahip olmaları koşulu aranıyordu. Adayların teknik bilgilerini ve yabancı dil seviyelerini ölçen sınavların sonunda süvari yüzbaşı Mehmet Fesâ (Evrensev) ve istihkam üstteğmen Yusuf Kenan’ın Fransa’da pilot eğitimi almalarına karar verildi.” Yine aynı yıl, yarbay Süreyya (İlmen) havacılıktan sorumlu subay olarak atandı ve ilk görevi olarak, bir “Tayyare komisyonu” kurdu. Bu komisyonun aldığı ilk karar, Ayestefanos (bugünkü Yeşilköy) yakınlarında bir arazi satın alınarak, bir tayyare mektebinin kurulmasını sağlamak oldu. Bu arazide Ocak 1912’de uçak hangarlarının yapımına başlandı. Savaş başladığında müttefikkimiz Almanlar, Türkler’in havacılık konusundaki bu girişimlerinden savaşta da yararlanmak amacıyla özel destekte bulundular. Eric Serno adlı başarılı bir Alman pilotu İstanbul’a gönderdiler. Yüzbaşı Serno, resmi görevi olarak tayyare mektebinin komutanı idi ama sorumluluğu, ayrıca Osmanlı ordusunun tüm havacılık teşkilatının yeniden yapılandırılmasını ve birbirinden uzak cephelerde ihtiyaç duyulan hava birliklerinin kurulmasını da içeriyordu. Serno’nun yanında görev yapan subaylar arasında Almanya’da kendi olanaklarıyla pilot eğitimi alan süvari üstteğmen Şakir Fevzi (GeneralfevzioğlBey de bulunmaktaydı. Çanakkale Hava Savaşları’na Alman pilotlar ve Türk pilotlar birlikte katıldılar. Savaşta, Türk ve Alman pilotların kahramanlıkları, Çanakkale’deki hava birliklerinin resmi fotografçısı Onbaşı Herman Scheuffler’in çektiği fotograflarla belgelenmektedir. Kitabın belgelerini sağlayan araştırmacı Bülent Yılmazer, bu fotografların büyük bir bölümünü Çanakkale hava savaşlarına as-pilot olarak katılan teğmen Emil Meinecke’nin oğlu Hans Meneke’den alındığını açık- lamaktadır. Bu fotograflarda uçak ve pilotların yanısıra, savaş alanlarının havadan çekilmiş görüntüleri ve kapağımızda da gördüğünüz gibi, cephelerde-ki Türk askerlerinin vatanları uğruna ne denli büyük bir özveriyle savaştıklarının belgesel kanıtları konumundaki “insan man- zaraları” da yer almaktadır. |
1 ek Çanakkale Cephesi 1. Dünya Savaşında Osmanlı Devleti'nin en başarılı olduğu cephedir. Savaşın en kanlı safhası bu cephede cereyan etmiştir. Müttefikleri Rusya'yla birleşerek savaşın seyrini lehlerine çevirmek isteyen İngiliz ve Fransız ve savaş gemilerinin Çanakkale Boğazı'ndan geçişlerine 18 Mart 1915'te başarıyla karşı konuldu. İtilaf devletleri donanması ağır kayıplar verince, Gelibolu Yarımadası'na asker çıkarıp kara savaşlarını başlattılar. 25 Nisan 1915'te Arıburnu'na çıkan düşman kuvvetlerini 19. Tümen'e bağlı birliğiyle komuta eden Mustafa Kemal, düşmanı Conkbayırı'nda durdurdu. 28 Nisan 1915'te, 1. Kirte, 6-8 Mayıs 1915'te II. Kirte muharebesi yapılarak düşman çıkarmalarına karşı Yarımada savunuldu. Cephedeki başarıları üzerine 1 Haziran 1915'te Mustafa Kemal albaylığa yükseltildi. Haziran ayında da çıkarma harekatına karşı başarılı savunma muharebeleri verildi. 21 Haziran 1915 Kerevizdere muharebesi, 28 Haziran 1915'de Zığındere muharebeleri yapıldı. İngiliz birlikleri 6-7 Ağustos 1915'te tekrar taarruz etti. 8-9 Ağustos günü Anafartalar Grup Komutanlığı'na getirilen Mustafa Kemal komutasında Türk ordusu, 9-10 Ağustos 1915'te 1. Anafartalar Zaferi'ni kazandı. Bu zaferi, 17 Ağustos'ta Kireçtepe, 21 Ağustos'ta 2. Anafartalar zaferleri takip etti. Çanakkale savaşlarında çoğu öğrenim çağında 253 bin Türk subay, er ve erbaşı şehit oldu. Çanakkale'nin geçilemeyeceğini anlayan İngiliz ve Fransızlar arkalarında Türkler kadar kayıp bırakarak 19-20 Aralık 1915'te Anafartalar ve Arıburnu'ndan 8-9 Ocak 1916'da Seddülbahir'den çekildiler. ![]() |
2 ek BİNBAŞI HALİS BEY'İN ÇANAKKALE RAPORU![]() ÇanakkaleTarihimiz gizli kalmış bir çöle kahraman ve kahraman ve kahramanlıklarla doludur. Çanakkale'de İngilizlerin ilk çıkarma yaptığı kumsal elverişsiz bir yerdir. Bunun nedeni ise İngilizlerin bir gün önce tespit ettikleri yerlere koydukları işaret şamandıralarını o sırada Çanakkale'de 27. Alayın 3. Tabur kumandanı olan Binbaşı Halis Bey tarafından gönüllü bir askerin verdiği emirle çıkartmaya elverişsiz bir yere çektirmesidir. Çekilen yer bizim makinalı tüfeklerimize tam bir hedef oluşturuyordu sabahın erken saatlerinde çıkartma başladı. Fakat düşman çok aldanmıştı. Bunun sonucu ilk çıkartmaya gelen Anzakların hepsi imha edebilmiştir. Bu sırada düşmanın kaybettiği bu önemli saatler Çanakkale savaşında önemli bir rol oynamıştır. Hayatı bunun gibi sayısız kahramanlıklarla dolu olan Binbaşı Halis Bey'in Çanakkale Raporu atlı eseri 25 Nisan 1915'de Arıburnu-Anafartalar Bölgesinde başlayan Arıburnu muhaberesinde Halis Bey'in günü gününe tuttuğu defterde yer alan taburunu yazışmalarından oluşmaktadır. RAPORLARVukuat 31.5.1914 Mahal: Gelibolu Feneri Saat:8 Fırkamızın piyade adayları ile kolordu mıntıkasındaki İstihkam ve ağır topçu kıtaları, bugünden itibaren, seferberlik emrini almıştır. Varış dakikasının bildirilmesi istenmiş ve tebliğ olunmuştur. Mülahazalar Tabur, seferberlik emrini, 31.5.1914 günü öğleden sonra saat 7'de almıştır. Bölüklere saat 7:30'da tebliğ edilmiş ve Yeniköy'deki müfreze Zabitliğine bildirilmiştir. Alaya, ayrıca malumat verilmiştir. Tabur, ordugahını, hastane civarındaki sırtlarda kurmak için hazırlıkta bulunmuş ve gereken yerlere işaret konulmuştur. Bölüklerden, sefer durumu için gerekli malzemelerin bir cetveli istenmiş ve alaydan bu malzemeler istenmiştir. Parti parti gelen hayvanların noksanlarının, ayrıca bir cetvelinin düzenlenmesine iaşe memuru Kamil Efendi atanmıştır. Alayın emri üzerine, 3. Bölükten Mülazımevvel Asım Efendi kumandasında 10 erlik müfreze Yeniköy'e yerleştirilmiştir. Vukuat 1.6.1914 Mahal: Gelibolu Feneri Alaydan/607 Yunan donanmasının, Limni civarında bulunduğu ve bazı tayyarelerinin görülmesi üzerine, alayın her an için bir çıkartma hareketine karşı koymak üzere hazır bulunması, fırka kumandanlığından, şifreli telk emredilmiştir. Buna karşın gereken yerlere gözetleme postaları konulmuştur. Malumat edinilmesi tebliğ olunur. Vukuat 3.6.1914 ve 4.6.1914 Mahal: Gelibolu Feneri Saat: 8 Alaydan/607 Bütün kolordunun da seferberliği ilan edildiği ve 21 Mayısın, bunun başlangıcı olduğu, ordu kumandanlığının tel emri gereği olduğu tebliğ olunur. Mülahazalar Alaydan, tabur için gerekli olan çadır ve diğer malzemeler istenmiştir. Bilenmemiş kasaturaların bilenmesi için tabur tüfekçisine emir verilmiş ve işe başlamıştır. Bölük ve taburun, savaş ve ağırlık numuneleri kıtalara verilmiştir. Vukuat 5.6.1914 Mahal: Gelibolu Feneri Alaydan/624 Ordunun sefer durumuna geçmesine irade-i seniye-i hazreti padişahi şerefsudur buyurulmuş olmakla, erat ve zabitlerin öteki günler gibi yemek yemeleri, Harbiye Nezaretinin tebligatına istinaden ordu kumandanlığından tebliği edilmiştir. Mülahazalar Tabur, hastane civarındaki ordugah yerine taşınmıştır. Vukuat 6.6.1914 Mahal: Hastane Sırtı Alaydan/631 Başkumandanlık ihdas edilerek, Harbiye Nazırı Paşa, bu yüksek göreve, Liman Paşa da 1. Ordu Müfettişliğine tayin edilmişlerdir. Mülahazalar Alaydan alınan malzemeler, bölüklere dağıtılmıştır. Vukuat 7.6.1914 Mahal: Hastane Sırtı Alaydan/635 Seferberlik dolayısıyla, diğer yerlerdeki kıtalara tayin edilen ve kendilerine seferi görevler verilen zabitler ve memurlar dışında, hiçbir zabit ve memurun, izinle ve vazifeyle bir yere gönderilmemesi istenmiştir. Vukuat 2.6.1914 Mahal: Gelibolu Feneri Saat:8 Alaydan/750 İrade-i Seniye Sureti Sevgili vatanımızın, barış ve iyilik içerisinde kalkınmasına çalışırken, Avrupa'da büyük bir harp başladı. Allah'ın yardımıyla, kutsal haklarımızı korumak için bütün evlatlarımızı silah başına çağırdım. Seferberliğin daha haftası bitmeden o kadar çok gençler silah altına girdi ki, ordunun ilk ihtiyacı doldu. Milletin gösterdiği bu gayret ve hamiyetten fevkalade duygulandım. Gerektiğinde tekrar silah başına çağrılmak üzere, şimdilik talim görmemiş yaşlılardan fazla olanlarına izin verilmesi fermanını verdim. Memleketine gidenler, silah altında kalan kardeşlerinin tarlalarını, işlerini görsünler. Devlet sulh içinde yaşamak istiyor. Gerçek hami ulu Allah'ın yardımı ve şanlı peygamberimizin yardımı, milletin gayret ve hamiyeti ile yurdun bağımsızlığını koruyabileceğimize eminim. Bütün evlatlarıma selam ederim. Er evlatlarım, büyüklerin sözünü, sözüm gibi bilerek, canla başla, her işte sarsılmaz bir itaat göstermelerini ve ölüme karşı bile bir vücut gibi gitmelerini isterim. Allah yolunda atalarımız gibi metanetle çalışacak olan ordunun görevini hakkıyla yapacağına eminim. Cenab-ı Allah, her hususta yardımcınız olsun. BAŞKUMANDANLIK VEKİLİ PAŞA HAZRETLERİNİN TEBLİGAT SURETİ Sevgili büyük başkumandanımız, şanlı halifemiz efendimiz hazretlerinin, yüksek emirlerini tebliği ediyorum. Şu bir hafta içinde, milletin ve ordunun, halifelik katının memnunluğunu çekecek derecede gösterdiği gayret ve hamiyeti, ordumuzun geleceğinin, selametinin hayırlı bir işareti olarak görüyorum. Sırasında ordunun, Balkan Harbinin kara kıresini temizlemek için Allah'ın himayesine sığınarak, büyük hakanımızın emirleri istikametinde canla başla en büyük fedakarlıklar yapmak zorundadır. Kutsal halifeliğin ve Osmanlılığın ölmezliği, ordunun vazifesini yapmakta gösterdiği liyakat ve fedakarlığa bağlıdır. Her zabit ve her er bilmelidir ki, emirsiz bir adım gerilemek, kendisinin, devlet ve milletin mahvına sebep olur. Ordu ve millet için, ölüm geride kurtuluş ve mutluluk ileridedir. Düşman, top ve tüfeğiyle ne kadar dehşet saçarsa saçsın daima ileri gitmeyi düşünmeliyiz. Çünkü tekrar ediyorum ki, maddi ve manevi mutluluk ancak ileridedir. Her zabit ve her er kendi kendine düşünerek tereddütsüz iyi hareket etmeye azmeder ve büyük Allah'ın yardımına pak bir iman ile gönül bağlayarak ileri giderse şanlı babalarımız gibi ordumuzun da muzaffer olacağına eminim. Mıntıka Emri, No:6 - Düşmanın karaya asker çıkartma teşebbüsünü zamanında öğrenip çıkartmaya mani olmak ve çıkanları atmak için tarassuda vazifeli kıtaların, birbirleri arasında ve geri ile haberleşme ve irtibatı en emin ve hızlı vasıtalarla sağlamaları ve telefon ve helyoğrar olmayan yerlerde, katranlı ve gazlı meşalelerle işareti kararlaştırarak, ot ve çalı yolarak, düşmanın karaya asker çıkarmaya başladığı zaman, birbirlerinin ve merkezin haberdar edilmesi gerekir. Vukuat 9.8.1914 Mahal: Fener Suret: Boğazın önemi bakımından bir ihtiyat tedbiri olmak üzere aşağıdaki maddelerin tatbiki ve iyi muhafazasında mütemadiyen itina gösterilecektir. 1 a) Boğaz ve adalar denizi ile karşı körfeze nazır olan kasaba, köy, çiftlik ve binalarda geceleyin ışık bulundurulmayacaktır. Bu yasak kışla ve ordugahlar hakkında da geçerli olup deniz istikametindeki pencereler, perde ile örtülecektir. Her mıntıka kumandanı, mıntıkası içindeki hususi ve askeri ikamet mahallerinin bu maddeye riayet edip etmediğini tetkik edecek, uygun hale getirecektir. Aksi halde mesuldur. b) Eski yasak dahilinde, geceleyin Boğazda gezilmeyecektir. Limanda bulunan gemiler hiçbir ışık göstermeyecektir. Nöbetçi bulunan gemiler, karada bir ışık gördüğü zaman, hemen o yer hükümetine haber vermek ve denizdeki vaziyeti tetkik edip, yasaklamak vazifesiyle mesuldur. 2- Her mıntıka kumandanı kendisine ait olmayan karşı ve civar mıntıkalarda da, emre ters bir hareket gördüğünde, hemen telefonla o mıntıka kumandanına haber vererek harketin yapılmasını engellemeye çalışacaktır. 3- Askeriyece görülecek lüzum üzerine, geceleyin liman içinde gidiş geliş için, nöbetçi torpidosuna malumat verilecektir. Vukuat 30.8.1914 Mahal: Gelibolu Yenihan Suret
Rus, İngiliz, Fransız, Belçika, Sırp, Japon, Karadağ hükümetleri bizimle siyasal ilişkilerimizi kestiler. 1.9.1914 sabahı Ruslarla Kafkasya sınırında savaş başladı. İngilizler İzmir, Alcabe taraflarında çatışmaya başladılar. Buna göre bu devletlerle harp halindeyiz. Her ordu v.s. kumandanı şimdiye kadar yapılan tebliğlerle belirtilen harp vazifelerini yapmakta serbesttirler. Müstahkem Mevki Kumandanı Albay Cevat Vukuat 25.2.1915 Perşembe günü Güneş batmadan önce 11:00 Tabur emri, 1...,4. Bölükler Kumandanlıklarına 1- Düşman, Boğazı bombardımana başlamıştır. 2- Savaş gemisi ve taşıma gemisi görüldüğü zaman, mevziin işgal ve savunulması için şimdiden hazır durumda bulunulması gerektir. 2. Bölükler Kumandanlıklarına: 1- Düşman, Boğazı bombardımana başlamıştır. 2- Şimdi, müfreze kumandanlıklarından telefonla alınan emirle, birinci taburun Ağıldere'deki bölüğünün, emir ve kumandası üzerinize alarak, düşman savaş ve nakil gemileri oralara doğru ilerlediği zaman Ağıldere ve Arıburnu'nu müdafaa ediniz. 3- Dağ bataryası mevziine girince, müdafaasıyla, Ağıldere'deki bölük kumandana, kumandanız altında bulunduğun bildiriniz. Binabaşı 1.3.1915 Mahal : Kabatepe Bölükler Komutanlıklarına Müfreze emrinin sureti, yukarıya çıkarıldı. Malumat edinilmekle beraber, fevkalade tetikte ve uyanık bulunarak, düşman gemilerinin yaklaşmasında hemen gerekli tertibatın alınması ve mevziin kahramanca savunulmasıyla, hiçbir düşman erinin karaya ayak bastırılmaması. Binbaşı ![]() 25.4.1915 Mahal: Kabatepe 9. Fırka Kumandanlığına Kabatepe'nin, kuzey ve güneyi, Arıburnu ve Ağıldere aralarında düşman bir çok nakliye aracı ile harp gemisi görülmektedir. Düşmanın, Arıburnu'na bir miktar asker çıkardığı, bölük kumandanlıgından bildiriliyor. Düşman hareketlerinin ciddi olduğı anlaşılmakla, buralarını takviye etmeye katiyetle lüzum görüldüğünü arz olur. Kabatepe Mıntıkası Kumandanı Binbaşı 25.4.1915 Mahal: Kabatepe 9. Fırka Kumandanlığına Arıburnu'nu bir takımla takviye ettim, Bir takım, Kabatepe'nin kuzeyindeki siperleri tutmuştur. Geride bir takım kuvvet vardır. Bunu da Kabatepe'nin güney sahilini tutmak üzere bulunduruyorum. Arıburnu ile irtibat kurmak için, ara yerdeki takımlara emir verilmiş ve alınacak malumat arz edecektir. Binbaşı 25.4.1915 Mahal: Kabatepe 9. Fırka Kumandanlığına Şimdi Arıburnu'ndan aldığım haberde, düşmanın, Ağıldere ve Arıburnu'na çıkarma hareketi yaptığı ve bölüğün Kocaçimen dağına çekilmede zorunda kaldığı ve bölük kumandanı ile bir mülazım saninin ve bir başçavuş, selüz kadar etrafın yaralı olduğu anlaşılmıştı. Bölüğün Kocaçimen dağında düşmana direnmekte olduğu arz olunur. Vukuat 2.5.1915 Mahal: Kanlısırt Solkanat Kumandanlığı 1. Taburun şimdiye kadar toplanabilen silahendaz sayısı 306 erle, iki mülazımsani, bir asteğmendir. 2. İki bölüğe bölünerek düzenin sağlandığı ve cephane noksanlıklarının tamamlandığı arz olunur. Binbaşı Vukuat 6.5.1915 Mahal: Kanlısırt Solkanat Kumandanlığı Biri şarapnelden, öteki yemek almaya giderken ve bir başkası da yiyecek getirirken üç erin yaralandığı arz olunur. Binbaşı Vukuat 8.8.1915 Saat 6:45'den sonra 27.Alay Kumandanlığına 1- Düşmanın vaziyetinde bir değişiklik yoktur. 2- Cephede tek tük ateş ve hafif mitralyöz ateşi vardır. 3- Bir şehitle dört yaralıdan başka vukuat olmadığı arz olunur. 27. Alay 2. Tabur Kumandanı Binbaşı MAKAM/BİRLİK
"Düşmanın Anzak Kolordusu Conkbayırı ve Kocaçimen tepeleri ele geçip Çanakkale Boğazının en dar yerinde bulunan Eceabat bölgesindeki tabyalara ulaşmak ve boğazı kendi donanmalarına, Seddülbahir bölgesinden Alçıtepe üzerinden gelecek kuvvetlerle beraber açmak için; ilk kademede Avustralya Tümeninin bir tugayını saat 04:30'dan itibaren Kabatepe kuzeyindeki sarp bir kaya aslında Kabatepe plajlarına çıkarmayı planlamışlardı -çıkarmaya başladı. Çıkan kuvvetlerin karşısında sadece 27. alayın bir bölüğü vardı. Düşman zayıf ateş karşısında saat 07:20'ye kadar Conkbayırı güney yamaçlarına, Düztepe bölgesine ulaştı. Saat 08:00'de Tümen komutanından taarruz iznini alan 27. Alay komutanı alayının bütünü ile Kanlısırt üzerinden çıkan düşmanın güney kesimine taarruza başladı. Saat 09:30'da da, ordu ihtiyacı olan 19. Tümen komutanı Yarbay Mustafa Kemal, inisiyatifini kullanarak Kocaçimen bölgesine getirdiği 57. Alay ile, düşmanın kuzey yanından taarruz etti. Düşman ilerlemesi durduruldu. Yarbay Mustafa Kemal, düşmana taarruz etmek için ordu komutanından gerekli izni almayı bekleseydi, düşman muhar ilk saatlerinde bölgenin en hakim tepeleri olan Conkbayırı ve Kocaçimen'i ele geçirerek ve boğaz yolunu açmış olacak, Seddülbahir'de savunan Türk kuvvetlerini de kuzeyden kuşatmış olacaktı. Aynı zamanda düşmanın çıkarma yaptığı Arıburnu ve Seddülbahir bölgelerine, muhar ilk gününde müdahale edebilecek mesafede Türk birliği bulunmadığından (M.Kemal'in tümeni hariç) Mustafa Kemal'in bu tarihi müdahaleleri olmasaydı Çanakkale Muharebeleri 25 Nisan günü kaybedilebilirdi. Yarbay Mustafa Kemal tümenin diğer alaylarını da bölgeye getirip, 27. Alayı da emrine aldıktan sonra saat 16:00 da yeniden karşı taarruza başladı. Çıkardığı kuvveti 15000'e ulaşan düşman 5000 kişilik Türk taarruzu karşısında, geriye çekilmek zorunda kaldı. Donanma ateşinin sayesinde çok dar bir kıyı şeridinde tutunmayı başardı. Ancak Kor.K. geleceğini çok tehlikeli gördüğünden çıkan kuvvetlerini tekrar gemilere bindirmeye karar verdi. Fakat bunun asgari iki günde olacağının bildirilmesi ve Türk taarruzları karşısında tahliyenin savunmadan daha fazla zayiata sebep olabileceği korkusu Kor. K 'nı geri çekilmek kararından vazgeçirdi. Mustafa Kemal taarruzlara gece de devam etti. Fakat ilerleme kaydedilemedi. Düşman ise 25 Nisan günü çıkaramadığı Yeni Zelanda Tümenini de öğlene kadar çıkardı". "O meşhur Dara'nın eski Yunan topraklarına geçerken azgın sularını dövdürdüğü Gelibolu yarımadasında, Türkler, dünyanın en kudretli donanma ve ordularını dövmüşlerdir. Çanakkale'yi bir asker olarak anlatmak imkansızdır. Çelikten manevi kudretten, vatan aşkından bir insan yapısı ne demektir? BU sualin cevabı, işte bu gösterişsiz, mütevekkil ve sessiz Anadolu çocuğunun kendisiydi. Tarih kitaplarında Türkler için okunanlar, hatta onlarla dövüşenlerin anlattıkları hikayeler hakikati ifadeden acizdir. Saadet Türklerle beraber aynı safta dövüşmektir. Bu şerefi ömrümün sonuna kadar taşıyacağım". |
1 ek ÇANAKKALE SAVAŞLARI'NIN ARDINDA BIRAKTIKLARI...![]() ÇAMBURNU ANITI- Eceabat - Sedd-ül bahir yolunun 2nci km.sinde yer alır. Anıt, Balkan ve Çanakkale Şehitleri adına 1962 yılında yaptırılmıştır. Anıtın boyu 2.5 m. dir. Çevresi demir motiflerle süslenmiştir. Anıtın bir yüzünde, "Burada Balkan ve Çanakkale Harplerinde şehit düşen binlerce kahramanlar yatar" yazısı, diğer yüzünde de "DUR YOLCU" şiirinin bir kıtası yer alır. HAVUZLAR ŞEHİTLİĞİ- Kerevizdere savaşlarında yaralanıp bu yerde vefat eden 2 subay ile 8 erin hâtırâsına 1961 yılında dikilmiştir. ZIĞINDERE SARGI YERİ ANITI- Alçıtepe köyünün Kuzeybatı'sındadır. 1947 yılında yapılmıştır. 25inci ve 26ncı Piyâde Alayları'nda şehit düşen bütün personel ve 2nci Tümen Kurmay Başkanı Kurmay Yüzbaşı Kemâl Beğ ile Zığındere'deki ilk yardım istasyonunda tedâvî görmekte iken düşmanın açtığı ateş esnâsında şehit olan askerlerimizin hâtırâsına inşâ edilmiştir. İLK ŞEHİTLER ANITI (CEPHÂNELİK ŞEHİTLİĞİ)- Sedd-ül bahir köyündedir. Çanakkale Savaşları'nın ilk şehitleri olan 5 Subay ve 81 er adına 1986 yılında dikilmiştir. YAHYA ÇAVUŞ ANITI- Sedd-ül bahir köyünün karşısında, Ertuğrul koyuna hâkim tepecik üzerinde yer alır. Anıt, 25 Nisan 1915 günü çıkartma yapan İngiliz kuvvetlerine kahramanca karşı koyan ve büyük kayıplar verdiren Yahya Çavuş ve takımı adına 1993 yılında yaptırılmıştır. SON OK ANITI- Alçıtepe köyünün yanındadır. Mülga' 7. Tümen Komutanlığı'nca 10.000 şehidimizin hâtırâsına 1948 yılında inşâ olunmuştur. NÛRİ YAMUT ANITI- 26 Haziran - 12 Temmuz 1915 târîhleri arasında yapılan Zığındere savaşlannda şehit düşen 10.000 kahramanımızın adına yaptırılmıştır. Alçıtepe köyünün 2,5 km. Batı'sındadır. MEHMET ÇAVUŞ ANITI- Düşmanın hiçbir zaman ele geçiremediği ve bu nedenle "Cesâret tepesi" diye adlanan tepede bulunmaktadır. Silâhı kırıldığından düşmana. taşla ve yumrukla hücûm eden Mehmet Çavuş'un hâtırâsına izâfeten, Mehmet Çavuş Anıtı olarak adlandırılmıştır. 57. PİYÂDE ALAYI ŞEHİTLİĞİ- Çanakkale Savaşları sırasında kahramanlıkları destanlaşan ve bütünü şehit olan 57. Piyâde Alayı Şehitleri hâtırâsına 1994 yılında yapılmıştır. CONKBAYIRI MEHMETÇİK ANITI- Conkbayırı'ndaki savaşta hayatını kaybeden Türk askerleri adına dikilmiştir. Çanakkale Savaşları'nın odak noktası olan ve düşmana ilk sillenin indirildiği Mehmetçik Parkı içersinde yapılan Anıt, tepeyi tümüyle kaplayacak tarzda ve kademeli olarak yükselen beş panelden oluşmaktadır. Bu beş panel, Tanrı'ya duâ eden bir insanın beş parmağını sembolize etmektedir. 6-10 Ağustos târîhleri arasında yapılan Sarıbayır savaşlarında Yeni Zelandalılar Conkbayırı'nın en uç noktasını ele geçirmeye çalıştılar. Fakat Mustafa Kemâl'in başında bulunduğu güçlü savunma karşısında başarısızlığa uğradılar. Ne Liman Von Sanders ve ne de bir başka komutanın göremediğini, o inanılmaz askerî dehâsı ile Mustafa Kemâl görmüş ve Conkbayırı ile Sarıbayır'ın bütün Güney yarımadanın anahtarı olacağını anlamıştı. Mustafa Kemâl, "Size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum..." emrini, işte bu Conkbayırı'nda vermiştir. KABATEPE TANITMA MERKEZİ-Çanakkale Savaşları sonrası harp sâhasında bulunan silâh, mermi, giyim, vb. malzemeler ile savaşların çeşitli sahnelerini gösteren fotoğrafların sergilendiği bir müzedir. ÇAMYAYLA ATATÜRK EVİ- Çanakkale Savaşları sırasında Mustafa Kemâl'in 19. Tümen Karargâhı olarak kullandığı ve bir odasında ikâmet ettiği ev, 1973 yılında müze hâline getirilmiştir. Müzede Mustafa Kemâl'in şahsî eşyâları, sivil ve askerî kıyâfetleri ile fotoğrafları sergilenmektedir. HASAN-MEVSUF ŞEHİTLİĞİ- Çanakkale deniz savaşları esnâsında inanılmaz cesâreti ile ün yapan Dardanos bataryası, Çanakkale'ye 12 km. uzaklıktadır. 18 Mart 1915 deniz savaşında şehit düşen Batarya Komutanı Üsteğmen Hasan ve Gözetleme Subayı Teğmen Mevsuf'un hâtırâlarına izâfeten şehitliğe ve içindeki küçük anıta Hasan-Mevsuf Şehitliği adı verilmiştir. 1990 yılında Çanakkale Valiliği'nce restore edilmiş ve çevre düzenlemesi yapılmıştır. ÇANAKKALE SAVAŞLARI'NIN KRONOLOJİSİ
|
1 ek " SAVAŞTAN ÖNCEKİ DURUM"![]() MEMLEKETİN GENEL DURUMU 1914'lü yıllarda Osmanlı, Avrupalıların deyimiyle Doğunun " Hasta Adam" yorgun ve halsizdi. 1. Dünya Savaşı'na girecek durumda değildi. Daha yeni çıktığı Balkan Savaşının yaralarını saracak zaman bile bulamamıştı. 1911 Trablusgarp ve 1913 Balkan muharebeleri yenilgileri Osmanlı'nın adeta belini bükmüş ve kendisine gelmesi çok zor olan bir süreç içerisine girmesine neden olmuştur. Genç Türklerin iktidara geldiği 5 yıl içinde büyük toprak kayıplarına uğramıştı.örneğin; " Bulgaristan bağımsızlaşmış, Selanik, Girit, Ege Adaları Yunanistan'a kaptırılmıştı. İtalya Trablusgarb'ı ve Oniki Ada'yı ele geçirmiş; İngiltere Mısır üzerine protektora ilanının ardından Kıbrıs'ı ilhak etmişti. " En değerli ordularını bozgunda kaybetmiş; kucak dolusu paralar ödenerek dışarıdan satın alınmış silah top cephane ne varsa onlarda ekim ve kasım ayının çamurlu, yolsuz Rumeli topraklarında düşmana terkedilmişti. Koca imparatorluk çağın, sanayi devriminin, bilim ve teknolojinin çok gerilerinde kalmış: zengin Avrupalıların kapitülasyon denen ekonomik ve mali boyunduruğu altında ezikti. Ülkede ne sanayi denebilecek bir tesis, ne de tam anlamıyla yapılan bir tarım vardı. Gaz yağından iğnesine, silahından mermisine her şey için dışa bağımlı olan memlekete ne düzgün bir yol,ne bir liman, ne de fabrika vardı. İhmale uğramış insanları fakir ve okutulmamış, devlet yönetimi çürümüş hazinesi tamtakır olmuştu.Çürümüş ,hazinesi tamtakır olmuştur " Bir yıl öncesinden beri Alman askeri Türk ordusunda geniş ıslahat yapmış fakat Balkanlar'daki yenilgiler büyük zarar getirmişti."(2) Bir çok bölgelerde asker aylardan beri maaşını alamamış, orduda moral kalmamıştı. Donanmada mutsuz ve demode bir haldeydi. Çanakkale'deki Garnizon perişandı. Silahları ise çağdışı idi HÜKÜMETİN GENEL DURUMU Siyasal durum ise tam bir karmaşa idi. " İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne bağlı olan Genç Türkler, 1909'da padişahı tahtan indirerek pek çok çevrede özellikle aydın çevrede tam bir destek kazanmıştı" (3) Ama 5 yıllık savaş ve iç bunalımlar gereğinden de fazlaydı. İmparatorluğun derme-çatma hükümeti bir başka hükümeti iş başına getirerek kuvvetlenmek, durumu düzeltmek imkanı kaçırmış; Genç Türklerin enerjileri kendi başlarını kurtarmanın umutsuz ve yalın mücadelesinde tükenmişti. Artık ne demokratik seçimlerden, ne özgürlükten, ne bütün ırkların eşitliğinden ne de hilal altında birleşmeden bahseden yoktu. Mali yönden hükümet iflas etmiş: ahlak yönünden eski zorbalık ve irtikap günlerine geri dönülmüştü.
"Bağdat ve Kudüs gibi dış eyaletlerde mahalli idareler korkutucu bir durumdaydı.Her an herhangi bir aşiretin bağımsızlığını ilan etmesi mümkündü." Çanakkale deyince aklımıza Dünya’da bir ilk olan Çanakkale Savaşı gelir. Çanakkale Savaşı’nın ruhu ve özü; vatan, millet, din ve bayrak sevgisidir. Çanakkale Savaşı’nda vatanı, milleti, dini ve bayrağı için iki yüz elli bin askerimiz şehit oldu.Durum böyle olunca yani istikrarsız politikalar ardı arkasına uygulamaya devam edince İttihat ve Terakki yönetimi de gittikçe halkın gözünden düşmektedir. Çünkü politik durum tam bir keşmekeşti. İttihat ve Terakki'nin iktidara gelişi ile Sultan Abdülhamit'in tahtan indirilmesi önceleri dünyanın her yerinde olduğu gibi memleket içindeki çıkarcı çevrelerde iyimserlikle karşılanmıştır. Ancak aradan geçen beş yıl zarfında olup bitenler İttihat ve Terakki'ye oldukça sarsmıştır. " Jön Türkler'in mücadeleleri politik bir kavga haline gelmiştir. Artık ilk günlerin parlak sözlerinden, serbest seçimlerden, daha öncede belirttiğimiz gibi imparatorluğu meydana getiren çeşitli din ve milliyetteki unsurların eşitliğinden bahseden yoktu" (5) Kısacası cemiyet dehası kendisini yitirmişti. Çanakkale Savaşı Dünya’da eşi olmayan bir savaştır. Çanakkale Savaşı’mız büyük bir insanlık örneğidir. Bu hiçbir savaşta olmamıştır. Örneğin; bir Türk askerinin vurulan bir Yunan askerinin yarasını sarması gibi.. Ama keşke savaşlar hiç olmasa. Her ne kadar insanlık olursa olsun savaş vahşettir. Suçsuz insanlar küçük ve masum çocuklar ölür. Bir toprağa bomba düştüğünde o toprakta senelerce bitki yetişmez. O zaman ihtiyacımız olan bir tek şey var: O şey de barış, kardeşlik, dostluk, sevgidir. Niçin savaş olsun? Niçin masum insanlar küçük çocuklar ölsün. Niçin kendi Dünyamız’ı yok ediyoruz? Savaşlarda doğal güzellikler de yok oluyor. Çocuklar psikolojik yönden etkileniyor. Size soruyorum… Bu güne kadar savaşın faydasını gören olmuş mudur? Vereceğiniz cevap tabiki “hayır”. Ancak Dünya Tarihi’nde bir ilk olan Çanakkale Savaşı büyük bir insanlık örneğidir. Örneğin; Türk siperlerinin önünde vurulmuş olan bir askere, savaş esnasında iki tarafta ateş ettiği zaman bir Türk askeri o askeri kucaklayıp düşman siperine götürüp ait olduğu bölüğe veriyor. Zaten Türkler’in tarih boyunca herkese insanca davrandığı bilinir. Çanakkale Savaşı da bir insanlık örneğidir. Ama keşke savaşlar olmasaydı. Neyimize lazım top, tüfek, silah… Keşke savaşlar olmasa, masum insanlar ölmese, çocuklar ölmese, doğal güzellikler yok olmasaydı. Dediğim gibi bir bombanın düştüğü yerde kim bilir kaç yıl, hatta kaç yüzyıl bitki yetişmeyecek. O zaman ihtiyacımız olan şeyler; barış sevgi, kardeşlik, dostluktur. Savaşlar olmasın, insanlar ölmesin. Sadece ve sadece barış ve sevgi olsun. ÇANAKKALE İLE GENEL BİLGİLER... Çanakkale Savaşı Dünya'da eşi olmayan bir savaştır. Savaşta metrekareye 6000 kurşun düşmüş, kurşunlar havada çarpışmıştır.14 ay 14 gün sürdü. Dünya'da ilk defa havada,karada ve denizde savaş oldu.{Bir savaşta üçüde oldu} Ayrıca Dünya'da ilk kez savaşa ölü toplama molası verildi. O kadar dar alanda o kadar çok ,nsan ölüyor ki savaşa mola vermek zorunda kalıyolar ve 8 saat ateşkes imzalıyorl. Herkes kendi ölüsünü toplasın diye. Tabi ayrı ayrı mezarlara koymanın imkanı yok toplu mezarlara gomüyorlar. Düşmanın bu savaşta asıl amacı Çanakkale değildi. Çanakkale Boğazını kullanıyordu, İstanbul'a varabilmek için. İstanbul o zaman devletin başkenti başkent alınınca devlette otomatik olarak teslim alınacaktı. ÇANAKKALE DENİZ SAVAŞI: Çanakkale Deniz Savaşı'mızın 2 ayağı vardır. Birinci Ayağı; düşman toplarını bize çevirmiş saldırmaya hazır bekliyor. Bölük komutanıda son emirleri vermiş. Tabi biraz da moral. Düşman saldırıya geçtiğinde bu paşanın verdiği emirle döşenen mayınlara çarpan düşman gemileri büyük bir yenilgiye uğradı İkinci Ayağı; Seyit Onbaşı savaş esnasında boğazdan geçen gemileri durdurmak için 276 kiloluk topu kaldırarak Çanakkale Savaşı'nın seyrini değiştirmiştir.Bu Çanakkale Deniz Savaşı'mızın ikinci ayağıdır... KARADA YAPILAN SAVAŞ üşman karadan saldırıya geçmek için uygun bir yer bulup işareti oraya koymuştu ama rüzgarın bunları sürüklemesi sonucu yanlıs yerden karaya çıkarak yenilgye uğramışlardır.{İki askerimizin görüp yerlerini değiştirdiğide söyleniyor.}Düşmanın diğer yaptığı saldırılarda da başarısız oldular. Yahya Çavuş emrindeki 3 bölükle düşmanı büyül bir bozguna uğrattılar. Diğer yardımlar gelene kadar... HAVADAN YAPILAN SAVAŞ: Düşman havadanda yaptığı saldırılarda da başarısız oldu... |
1 ek DÜNYA SAVAŞI'NA GİDEN YILLARDA AVRUPA'NIN ve OSMANLI DEVLETİ'NİN GENEL GÖRÜNÜMÜ Bu çalışmada sizlere I. Dünya Savaşı başlangıcında Çanakkale Cephesi'nin açılma nedenleri ve İtilaf Devletlerinin Çanakkale Cephesi'nden önce kendi aralarında yaptıkları gizli paylaşımlar ele alınacaktır. ![]() I. Dünya Savaşı bilindiği üzere güçlü devletlerin kendi aralarındaki çıkar çatışmalarından meydana gelmiştir. Başta İngiltere, Rusya, Fransa, Almanya gibi devletler sömürge yarışına girmişler, bu amaçla da Osmanlı Devleti'nin zayıf durumundan yararlanmak istemişlerdir. İngiltere,Fransa ve Rusya birleşerek Osmanlı Devleti'ni daha savaş başlangıcında kendi aralarında bir takım parçalara ayırmışlardır. Buna karşılık Almanya da Osmanlı devletini kendi yanına çekerek hem kendi emellerini gerçekleştirmek, hem de kendine iyi bir müttefik bulma çabasına girmiştir. Bütün bu sebepler ve devletler arası gerginlikler Osmanlı'yı da savaşa girmeye zorunlu hale getirmiştir. İngilizler ve Fransızlar savaş sırasında zor durumda bulunan Rusya'ya yardım ulaştırmak amacıyla Çanakkale boğazını hedef tutmuşlar, Çanakkale Cephesi'nin açılmasına neden olmuşlardır. Ancak sonunu bilemeyecekleri bir başarının kurbanı olmuşlardır. Çanakkale savaşları Türk Tarihine altın harflerle yazılmıştır. Avrupa'da Bloklaşmalar Ve Cepheleşmenin Temel Nedeni: Sömürge Yarışı.Üçlü Bağlaşma (İttifak) ve Üçlü Anlaşma (İtilaf)İtalya ve Almanya'nın siyasal birliklerine kavuşup, güçlü birer devlet haline gelmeleri, Avrupa'da devletlerarası dengeyi temelinden sarsmıştı. Her iki devlet de birliklerini elde etmek için Avusturya'ya savaş açmışlardı. Fransa ise Almanya karşısında büyük bir yenilgiye uğramıştı. Birliklerini sağlayan devletler, durumlarını ve üstünlüklerini sürdürmek amacıyla kendilerine destek arama gereğini duymuşlardır. Yenilenler ve özellikle Fransa, kaybettiklerini yeniden elde edebilmek için bir " öç alma" siyaseti gütmeye başlamıştı. İşte bu karşıt eğilimler ve yeniden hızlanan sömürgecilik yarışı, çok geçmeden Avrupa'da devletlerin iki bloka ayrılması sonucunu doğurmuştu. Üçlü Bağlaşma (İttifak)Bloklaşmanın kökeninde Alman-Fransız anlaşmazlığı yatmaktaydı. Alsace-Lorraine 'i geri almak amacını güden Fransa izleyeceği yolu öç alma diye adlandırmıştı. Özellikle 1886'da savaş bakanı olan General Boulanger buna yönelmiş ve Almanya'yı yenebilmek için müttefikler aramaya koyulmuştu. Öte yandan Alman Başbakanı Otto Von Bismarck Fransa'nın siyasetine karşı Almanya ile işbirliği yapabilecek devletlere yönelmişti. Almanya'da siyasal birliğin sağlanmasında büyük etken olan Germenlik anlayışı ve ruhu ileride Almanların üstün ırk olduğu iddiasını doğurmuştu. Fransız -Alman anlaşmazlığına var olan korumanın ötesinde daha da genişlemek savaşmak eğilimleri de eklenince devletler arasında birlikler ve bloklaşmalar yeni bir döneme girmiş oluyordu. Bu konuda da ilk önce davranan Bismarck Almanyası oldu. Alman başbakanı Fransa'yı dize getirdiğinin hemen ertesinde, yenilenin öç almaya çalışacağını düşündüğünden yeni imparatorluğa müttefikler aramaya koyulmuştu. O öngördüğü ittifakı 2 aşamada gerçekleştirecektir. Önce Napoleon Bonaparte Fransa'sına karşı savaşan eski bağlaşıkları yanına çekmeye çalışacak, bundan umduğu sonucu alamayınca Rusya'yı dışlayıp İtalya ile birleşecektir. Böylece orta Avrupa'da güçlü bir birlik doğacaktır. Üç İmparator Birliği (1872)Alman imparatorluğunun ilanından sonra ilk anlaşma Rusya ve Avusturya ile yapıldı. Bismarck'ın çabaları sonucunda Alman, Rus ve Avusturya-Macaristan imparatorlukları Berlin'de toplanarak bir anlaşmaya vardılar. Üç imparator anlaşması (ligi) denen ve yazılı olmayan bu anlaşmaya göre Avrupa'da Status-Quo (varolan durum) korunacaktı. Bu özellikle Fransız-Alman sınırı için önemliydi. Ayrıca ihtilalci hareketlere karşı işbirliği yapılması kararlaştırılmıştı. Barış tehlikeye düştüğünde imparatorlar aralarında danışıp, ona göre hareket edeceklerdi. Üç imparator biriliği Osmanlı İmparatorluğu'nu ilgilendiren doğu sorunundaki anlaşmazlıkları birlikte çözeceklerdi. Daha sonra Rusya bu birlikten çekilmiştir. Birliğin bozulmasına sebep olan olay, Osmanlı İmparatorluğu üzerindeki çıkar çatışmalarıdır. Almanya-Avusturya Savunma Birliği (1879)Rusya'nın üç imparator birliğinden çekilmesinden sonra iki devlet kendi aralarında yeni bir anlaşma yapmıştır. Almanya Fransa'ya karşı güvence bulmuş, Avusturya-Macaristan da Rusya'ya karşı yalnız kalmamıştı. Bu anlaşmaya göre; Rusya Avusturya'ya saldıracak olursa Almanya ona yardım edecekti. Bir Almanya-Fransa savaşında Avusturya yalnız kalacaktı. Ancak Rusya Fransa'ya yardım edecek olursa Avusturya da Almanya'nın yanında olacaktı. Üç İmparator Birliği'nin Yenilenmesi (1881)Almanya Berlin Kongresi ile Doğu sorununa da ağırlığını koyunca Rusya, yeniden Almanya'ya yaklaşmak gereğini duymuştu. Böylece 1881'de Üç İmparator anlaşması yenilenmişti. Bu kez yazılı olarak yapılan anlaşma "3" yıl için öngörülmüştü. Bir Alman-Fransız savaşında Rusya ile Avusturya-Macaristan yalnız kalacaklardı. Osmanlı İmparatorluğu boğazlarda bir başka devlete ayrıcalık tanıyacak olursa, Rusya da boğazlar bölgesinde harekete geçmede serbest olacaktı. Böyle olduğu halde Balkanlarda çok geçmeden yeni bir Rusya-Avusturya yarışması baş göstermişti. 1885'de Bulgaristan olayları yüzünden bir bunalım başlayınca da Rusya, süresi gecen anlaşmayı yenilemişti. Üç Bağlaşma: Almanya, Avusturya - Macaristan, İtalya (1882)Üç devleti bir araya getiren son olay Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı bir ülkenin ele geçirilmesi sorunu olmuştur. 1882 Mayısında Almanya - Avusturya - Macaristan ve İtalya arasında yapılan anlaşmaya göre:
Üçlü Anlaşma (İtilaf) Fransa - İngiltere - Rusya (1881 - 1907)Üçlü bağlaşmanın gerçekleştirilmesiyle Almanya'dan öç almak isteyen Fransa ittifak karşısında tek başına kalmak tehlikesiyle karşılaştı.Bundan kurtulmak için kendisine müttefikler bulabilmek çabasını yoğunlaştırmıştı. Ancak 1907'de son biçimini alan bu anlaşma Üçlü Anlaşma (Entente) adını aldı. Fransa ile İngiltere, Avrupa'da olduğu gibi, sömürgecilik alanında da birbirleriyle çekişiyordu. Rusya ile de Akdeniz ve Osmanlı İmparatorluğu'na ilişkin siyasette öteden beri bir anlaşma sağlanamamıştı. Kırım Savaşı'nda olduğu gibi 1877-78 savaşı da İngiltere ve Fransa'yı Rusya ile karşı karşıya getirmişti. İngiltere ile Rusya arasında ise bir başka anlaşmazlık alanı Asya idi. Hindistan'a egemen olan İngiltere, kuzeye Afganistan'a doğru çıkmaya çalışırken, Sibirya'yı ve Orta Asya'yı ele geçiren Rusya ise Afganistan üzerinden güneye, Hindistan'a inme siyasetini güdüyordu. Bütün bu nedenlerle Üçlü Anlaşma çok güç ve geç gerçekleşebildi. Fransa-Rusya Bağlaşması (1891 - 1894)Almanya'nın İtalya'nın Trablusgarp'a yerleşmesini kabullenmesi Fransa ile Rusya'yı birbirlerine yaklaştırdı. İki taraf da bir anlaşma yapmak istediklerini 1891'de açıklamışlardı. Ertesi yıl da Genel Kurmay Başkanları arasında Üçlü bağlaşma devletlerinin saldırılarına karşı bir askeri sözleşme imzalanmıştı. Ancak bununla ilgili hükümler, hükümetlerce 1894'te onaylanmıştı. Fransa - İngiltere Dostluk Anlaşması (1904)Fransa aralarındaki anlaşmazlıklara son vererek İngiltere ile dost olma çabasına düşmüştür. Sonunda 1904'te adına samimi anlaşma (Entante Cordiate) denilen bir iş ve görüş birliğine varılmıştı. Buna göre Avrupa'da bir çatışma, bir savaş olursa İngiltere Fransa'yı bir dost olarak yalnızca siyasal yönden destekleyecek, doğrudan doğruya savaşa girmeyecekti. Bunun dışında, Fransa Mısır'ı İngiltere'ye bırakıyor, bunun karşılığında Fas'ı ele geçirme hakkını kazanıyordu. Böylece "dostluk" gene bir Osmanlı ülkesi Mısır üzerinde pazarlık yapılarak gerçekleşmiştir. Rusya-İngiltere Anlaşması (1907)İngiltere ve Rusya'nın aralarındaki anlaşmazlıkları gidermeye yönelmelerinde Japonya'nın Rusya'yı yenip bir güç olarak ortaya çıkması büyük ölçüde etken olmuştu. Estonya'daki Tallin (Reval) kentinde bir araya gelen taraflar, sömürgeler ve özellikle Afganistan ve İran konusundaki görüş ayrılıklarına son veren bir anlaşma imzalamışlardı. (30 Ağustos 1907) Bununla :
Bu genel tablo içerisinde 1. Cihan Harbini hazırlayan diğer nedenler de şunlardır. I. Dünya Harbi arifesinde daha önce de bahsettiğimiz gibi Almanya'nın kudreti İngiltere'ninkine çok yaklaşmıştı. Münakaşasız bir biçimde dünyanın 1, kara kuvvetlerine sahip Almanya , İngiltere'ninkinden sonra gelen bir donanmaya, İngiltere'yi hafifçe geçmeye başlayan bir sanayiye sahipti. Almanya ile İngiltere ve Fransa arasındaki mesafe tehlikeli bir şekilde açılmıştı. Milliyetçilik hareketleri, 19,yy. içinde etkili olduğu gibi 20.yy.. ilk çeyreğinde de ilişkilerin temelini teşkil etmiştir. İtalya ve Alman milli birliklerinin kuruluşu Avrupa dengesine yeni bir biçim vermekle birlikte Balkanlardaki milli duyguları kamçılamış, Balkanlar 1870'den sonra Avrupa diplomasisinin başlıca müdahale alanı olmuştur. I. Dünya Savaşı öncesinde Milliyetçilik, bütün dünyada milli toplumların yalnız cankurtaran simidi değil, ideallerinin gerçekleşmesine de imkan veren bir akım olmuştur. Fransa ihtilalinin bir diğer etkisi de, siyasi anlamda değerlendirilen özgürlük (liberalizm) hareketlerinin devlet sınırlarını da aşarak milletler arası diplomatik ilişkilere konu olması ile belirmiştir. Sanayileşmenin 19, y.y içinde kazanmış olduğu yeni hız ve bunun sonucu olarak gelişen ve genişleyen sömürgecilik, diplomatik münasebetlerin alanı,Avrupa'nın dar sınırlarından çıkarak yeni kıtalara,Afrika ve Uzakdoğu'ya yayılır. Ayrıca büyük devletlerin çıkar çatışmaları ,karşılıklı siyasi rekabete ve uyuşmazlıklara sebep olmuştur. 1904-1914 devresinde bloklar arasında çatışmalar sürdü. İtilaf devletleri, bu çatışmalar sırasında ,İtalya'nın bu ittifaka zayıf bağlarla girmiş olduğunu fark ettiler ve savaşa başladığında ,çeşitli vaatlerle bu devleti yanlarına çekmeyi başardılar. Savaş, sömürgeci devletler arasında çıkmıştı ama,sömürgeci bir güç olmayan,bilakis, emperyalizmin boy hedefi haline gelmiş olan Osmanlı Devleti de bu savaşa sürüklendi. Savaş öncesi Osmanlı Asya'sının bölüşülmesi ve Rus BölgesiBu bölüşme işinde ilk adım Doğu ve Kuzey-Doğu Anadolu ile ilgili 29 kanun-u Sani 1329 (8 Şubat 1914 ) günlü Osmanlı-Rus antlaşması ve onunla sonuçlanan uzun tartışmalardır. Buna göre büyük devletlerce seçilecek yabancı genel müfettişten biri o zamanki Erzurum, Trabzon ve Sivas öbürü de Van Bitlis, Harput ve Diyarbakır vilayetlerinde yönetimi, adaleti, polis ve jandarmayı ve bir ölçüde de orduyu denetleyebilecek ve kullanabilecekti. Rus bölgesi halkı askerliği yersel olarak yapacağı ve yemen gibi uzak yerlere yapılacak seferler için ayrılacak birlikler bu bölgeden de alınabileceği için Rusya bu yolla tüm Osmanlı devletini de bir bakıma denetleyebilecekti. Antlaşma Rusya ile yapıldığı için, Rus hükümetine Zimren (Örtülü) bile olmayan biçimde o koca bölgenin bütün işlerine koşmak yetkisi vermekteydi. Anılan bölge Erzurum, Erzincan, Ağrı (Karaköse) Rize, Trabzon, Giresun, Ordu, Gümüşhane, Sivas, Tokat, Amasya, Van, Hakkari (Çölemerik) ,Bingöl (Çapakçur), Siirt, Bitlis, Maraş, Elazığ, Tunceli, Malatya, Adıyaman, Diyarbakır ve Mardin vilayetlerimizi yani 23 vilayeti içine almaktaydı. Bu bölgenin Sürmene dolaylarından güneye kadar inen bir şeridine Fransız ekonomik çıkarları, Mardin ile Diyarbakır bölgesine de Bağdat demiryoluyla ilişkileri dolayısıyla Alman ekonomik çıkarları girmekteydi. Bunlar dışında kalan Rusya'nın payı hem siyasal, hem ekonomik bakımdan Rus sayılabilir,çünkü orada Rusya'nın istediği dışında demiryolu yapılmayacaktı. Fransız BölgesiOrta Asya'nın Türk kısmında iki Fransız bölgesi vardı; Bunlardan biri Karadeniz Ereğilisi - Bolu -Yozgat - Sivas - Diyarbakır - Ergani - Pekeriç - Trabzon şematik çizgisiyle Karadeniz kıyıları arasında kalan bölgedir. Bunun bir kolu Bitlis ve Van'a kadar uzanmaktadır. Farnsız bölgesinin ekonomik bakımdan Rus siyasal bölgesine girdiği yerler. Ana ikinci Fransız bölgesi bu devletin uyruklarınca yapılıp işletilen ; İzmir-Manisa-Afyonkarahisar b) Manisa-Soma-Bandırma c) Bursa-Mudanya demir yollarını besleyen bölge. Üçüncü Fransız bölgesi Suriye ve Lübnan'ı içine almaktadır. Ancak Palestin'in bir kısmıyla Mısır'a ait yerlerin bazıları için kesin sınır çizilememişti. Yani oralar da Fransızlarla İngilizlerle anlaşmazlık çıkabilirdi. İngiliz BölgesiBu bölge Osmanlı Asyasının Türk kısmında İzmir-Aydın-Afyonkarahisar demiryolunun ekonomik alanıyla Eğridir,Beyşehir,Burdur, göllerine değin uzanmaktadır. Bu duruma göre İzmir, Fransız ve İngiltere için ortak bir liman olacak demektir. Osmanlının Arap kısmındaki İngiliz bölgesi 31.arz dairesinin güneyindeki bölgedir ve hemen bütün Arabistan yarımadasını içine almaktadır. Fırat ve Dicle ırmaklarında öteden beri gemi işletme hakları bulunduğundan bugünkü Irak'ın Basra'nın kuzeyinde bulunan kısmında demir yolları ile Bağdat ve Basra limanları Almanların ırmaklarda gemi işletilmesi ve sulama işleri İngilizlerindir. Petrol %70 İngilizlerindir. Alman Bölgesiİzmit Adapazarı çizgisinin güneyinden musul vilayeti sınırına değin uzanmakta olup Eskişehir , Kütahya, Afyonkarahisar, Konya,Kayseri, Adana, Mersin, İskenderun,Maraş, Gaziantep ve Urfa'yı içine almakta olduğu gibi ekonomik bakımdan yukarıda görüldüğü gibi Rus ve İngiliz bölgeleri içine de girmektedir. İtalyan BölgesiKıyıda Marmaris,Fethiye,Antalya ve Alanya'yı içine almakta ve içeride kızıl kaya ve Akseki'ye kadar uzanmaktadır. Avusturya Macaristan bölgesiAnamur'la Silifke'yi içine alan ufak bir parçadır. Bu devlet sömürgeci olmamakla birlikte bu genel paylaşmaya katılamamak onuruna dokunduğundan o da çok ufak bir bölge elde etmiştir. Orası alman payı olacakken onun onaylamasıyla Avusturya - Macaristan verilmiştir. Bu paylaşmanın genel anlamı ve özellikleri :Balkan savaşlarından önce Osmanlı ülkesinde imtiyazlar almak için büyük devletler arasında bir çok gerginlikler ve karşıtlıklar olurdu. Çünkü alınan her imtiyaz onu alan ortaklığın bağlı olduğu devletlerce o bölgeye atılmış bir kanca gibiydi ve ona orada bir şekilde hak sağlamış sayılırdı. Almanların Haydarpaşa limanı imtiyazını almaları İstanbul'da gözü olan Rusya'yı Bağdat demiryolu imtiyazını elde etmeleri de Irak'ı Hindistan'ın kapısı sayan İngiltere'yi kuşkulandırıp kızdırmıştı. Bir takım sızlanmalara yol açmıştı. Balkan savaşlarından ezik bir durumda çıkmış olan Osmanlı Devleti'nin her an dağılması olasılığı var sayıldığından büyük devletler bir takım anlaşmalarla bölgelerini kabataslak bir biçimde olsa da bir birlerine tanıtmak istemişlerdi. Doğal olarak Alman - Rus ve Alman İngiltere bölgelerinde var olan pürüzleri de yeni görüşmeleri ve bir takım tavizler gerektirecek şekildeydi, ancak işin büyük kısmı çözümlenmişti. Çok kez Bab-ı Ali'de de tanınan bu anlaşmaların özleri büyük devletin bölgesinde öbür büyük devletlerden hiçbirinin yeniden demiryolu, liman ve benzeri bayındırlık işleri yapmaya kalkışmayacağı ve kendi uyruklarını bu yolda desteklemeyeceğiydi. Görünürde bu bölüşme Osmanlı'nın da yararına olarak rahat bir ekonomik çalışma alanı elde etmek amacını güdüyor ise de gelecekteki siyasal paylaşmanın temellerini atmaktı. Doğu ve orta Anadolu'daki Rus payında bu amaç pek açıkça görüldüğünden işbaşındaki ittihat ve terakki hükümeti Rusya ile imzalanan 8 şubat 1914 günü anlaşmanın niteliğini ve esaslarını hem meclislerden hem de halktan gizlemişti. Öbür paylardaki tehlike amacının gizlenmesi ise daha kolaydı çünkü o bölgede Osmanlı yönetimini yıkan ve hatta yaralayan bir yön açıkça görülmüyordu. Ancak işin gerçek niteliği diplomat ve devlet adamlarının yazılarından anlaşılır. Paylaşma Anlaşmaları Yapanlar ne Diyor?İngiliz alman bölgelerinin Irak'la ilgili kısmını saptamak için İngiltere hükümetiyle görüşmelerde bulunmuş olan alman büyükelçisi Prens Lihnovski şunları yazmaktadır. " Bağdat anlaşması denilen anlaşmayı müzakere ediyordum. Gerçektende bu anlaşma ile güdülen amaç Küçük Asya'yı nüfuz bölgelerine ayırmaktır. Fakat sultanın haklarına saygı göstermiş olmak için bu deyimin kullanılmamasına son derece dikkat etmem gerekiyordu..." Fransız - Alman müzakerelerinin Berlin'de cereyan etmiş olanlarını yöneltmiş olan Fransız Büyük elçisi Dül Kambon 25 eylül 1915'te kendi Dış İşleri bakanına yazdığı özel bir mektupta şöyle der: " ....Londra'da, Paris'te, Berlin2de yapılan bütün bu müza k e relerden çıkacak sonuç şudur.; Türkiye'nin ekonomik bakımdan bir dereceye kadar güçlenmesi , ki bizim için son derece yararlıdır. Büyük devletlerin küçük Asya'da gelecekteki paylarının ve bugünkü nüfuz bölgelerinin hep bir arada ve pek kesin olarak saptanması... Paylaşma İçinde Türklük Bakımından En Tehlikeli DevletlerBunlar hiç şüphesiz Rusya, Almanya ve İtalya idi. Çünkü bunların nüfuzları biteviye çoğalmakta olup dışarıya taşmaktaydı. Bu paylaşımların bir özelliği vardı. Öbür paylaşmacıların bölgelerinde yalnız ekonomik hakları olacak, siyasi ve yönetimsel etkileri olmayacaktı. Rusya ise orta ve doğu Anadolu halkında Osmanlı ile yönetim, baysallık, askerlik ve yargı işlerini de içine alan ayrıca bir anlaşma imzaladığından bunun uygulanış biçimine biteviye karışmakta kendini yetkili görecek ve Osmanlının güçsüzlüğü dolayısıyla bu işi alabildiğine ileri götürecekti. Buna göre kesin paylaşma işi ortaya çıkınca kendi payına esasen siyasal yönden geniş ölçüde el koymuş, yabancı genel müfettişleri seçilmiş ve birine de işe başlatmış olan Rusya'nın henüz öyle bir duruma gelmemiş olan öbür büyük devletlerden, kesin ve edimsel bir paylaşmaya karar verilince daha fazlasını yani yeni bir şey istenince daha fazlasını yeni yeni bir şeyler istemesi onun bilinen hırsı dolayısıyla doğal sayılabilirdi. İstanbul ve boğazlar sorurunda Rusya'ya karşı daima İngilizlerle Fransızlar dikilmiş olmakla birlikte onların başarılı karşı koymalarında Avusturya Macaristan İmparatorluğu desteği çok etkili olmuştu. Kırım seferinde (1854 - 1855) Ayastefanos Anlaşması yerine Berlin anlaşmasının geçirilmesinde (1878) Trablusgarp savaşı sırasında Rusya'nın savaş gemilerinin boğazlardan geçirmek hakkını elde etmek isteğinde (1911) Avusturya'nın açıkça ve edimsel biçimde veya örtülü olarak denizci devletlerin yanında olması Rus'un yenilgisinde yahut ta gerilemesinde büyük etki yaratmıştır. Çünkü Rusya denizden Ormanlıyı destekleyen devlet yada devletler karşısında yandan ve balkanlara inince arkadan Avusturya'nın tehdidi altında bulunmuştu. Buna göre önce Avusturya - Macaristan'ı çökertmek gerekiyordu. Rusya'nın Sırbistan'ı bu yola itmiş olması da onun genel tutumundan anlaşılmaktadır. Rus dış işleri bakanı Sozonof'un Belgrat'taki elçisine çektiği tel de bu durumu açıkça gözler önüne sermiştir. Sozonof 'un Petrograt'da ki ( bugünkü Leningrat) sırp elçisine onun hükümetine çekmiş olduğu 25 mayıs 1913 günlü tele göre de aynı kışkırtmalarda bulunmuştur. Bu telde "Sozonof bana yeniden dedi ki ; Biz ilerisi için çalışmalıyız ve Avusturya'dan toprak alsalıyız" Esasen bu işin heveslisi olan Sırpların Sozonof'un öğuütlediği yolda çalışadurmaları Sırp komitecilerin de daha gayrete gelmeleri doğaldı. Bu kışkırtmaların bir bakıma sonucu savaşın sebebine hazıl olan olayı doğurmuştu. Böylelikle birçoklarınca umulduğu gibi genel savaş çıkmasaydı bu paylaşma tasarılarının uygulanması yoluna gidilecekti. 19,yy içerisinde yukarıda da bahsettiğimiz gibi Osm. İmp. nun çeşitli alanları büyük devletlyer arasındaki mücadelelere konu olmuştur . Bu mücadeleleri genel olarak 4 kısma ayırabiliriz.
Boğazlar Üzerindeki İngiliz Rus MücadelesiRusya'nın Türk boğazlarını ele geçirerek Akdeniz'e inmek istemesini, İngiltere, Hindistan'la bağlantısını sağlayan imp. yolunun güvenliği bakımından endişe ile karşılamış ve bunu her vasıta ile önlemeye çalışmıştır. Rusya açısından ise mesele şuydu: 15,yy'ın sonunda kurulan Rus Çarlığı başlangıçta tamamen bir kara devleti idi, ve denizde bağlantısı yoktu. Rus çarlığının denize ulaşabilmesi için iki istikamette topraklarını genişletmesi gerekiyordu Biri Baltık denizi , diğeri ise Karadeniz'di. Lakin her iki istikamette de önüne engeller çıktı. Baltık denizine çıkmamasında İsveç ve Karadeniz'e ulaşmamasında da Osm. Devletine bağlı Kırım Hanlığı yanı Osm. Devletiydi. 1699 Karlofça Anlaşması ile Azak kalesini alan Rusya ilk defe olarak Karadeniz kıyılarına ayak basıyordu. İsveç ile yaptığı savaş sonunda 1721'de imzalanan Ngstid barışı ile de Rusya Baltık kıyılarına çıktı. Bundan sonra Rusya bütün 18,yy boyunca hem Kafkaslar, hem de balkanlar doğrultusunda olmak üzere Karadeniz de kıyılarını genişletmiş olan ve Balkanlarda Osm.-Rus sınırı 1792 Yaş anlaşması ile Tuna'nın kollarında Purut Nehri olmuştur. Böylece bütün Karadeniz kıyılarını ele geçirmiş olan Rusya'nın 19, yy içindeki çabaları İstanbul ve Çanakkale boğazlarının ele geçirilmesine hiç değilse bu boğazların kendisine açık olması amacına yönelmiştir. Bununla beraber Rusya'nın bu boğazlar politikasına paralel olarak yürüttüğü diğer bir politika balkanlar politika olmuştur. Çünkü Rusya balkanları ele geçirdiği ve Osm devletini balkanlardan çıkarıp balkan yarımadasına hakim olduğu taktirde Ege denizi ve Akdeniz'e çıkabileceği gibi Boğazlar üzerinde bir baskı imkanı elde edecekti. Boğazlar Osmanlı Devletinin elindeydi ve egemen bir devlet olarak da Osmanlı Devleti boğazları istediği devletin savaş gemilerine ve açmaya ve kapatmaya yetkili idi. Osmanlı Devletinin bu yetkisi İngiltere için zaman zaman hoşlanmadığı durumlar çıkarmıştır. Mesela Napolyon'un Mısır'ı işgali üzerine Rusya 1798'de Osmanlı Devleti ile yaptığı ittifak anlaşması ile Rus savaş gemilerinin boğazlardan serbestçe geçmesi hakkını elde etmiş ve 1805'te yapılan ikinci bir anlaşma ile de bu hak devam ettirilmiş ayrıca Rusya boğazları başka bir devlete karşı Osmanlı devleti ile birlikte savunacaktı. Mehmet Ali isyanında Osmanlı Devletinin sıkışık durumundan istifade ederek Rusya'nın Osmanlı devletiyle imzaladığı 1833 Hünkar İskelesi Anlaşması ise gerçekte bir ittifak anlaşması olarak aynı zamanda Rusya'ya yönelecek bir saldırıya karşı Osmanlı Devleti 'nin boğazları kapamasını da öngörmektedir. Fakat diğer Avrupa devletleri bu anlaşmanın boğazları Rusya'ya açtığı inancında olmuşlardır. Bu anlaşmalar İngiltere'nin hoşuna gitmemiştir. Bu sebepten bu tarihten sonra İngiltere barış zamanından başka devletlerin savaş gemilerinin boğazlardan geçmesi meselesini Osmanlı Devleti'nin yetkisinden çıkarıp bunu milletlerarası bir statüye bağlamak istemiştir. İngiltere bunu 1841 Boğazlar Sözleşmesi ile muvaffak olmuştur. Bütün Avrupa devletlerinin imzaladığı sözleşmeye göre; barış zamanında hiçbir yabancı devletin savaş gemileri boğazlardan geçmeyecekti. Yani Boğazların kapalılığı ilkesi kabul ediliyordu. Osmanlı devleti savaşa girerse boğazları istediğine açar ve kapatabilirdi. Bu suretle İngiltere 1841 boğazlar sözleşmesi ile Rus savaş gemilerinin boğazlardan geçerek Akdeniz'e çıkmasını önlemiş olmaktaydı. Boğazların bu statüsü 1923 Lozan Boğazlar sözleşmesine kadar devam edecekti. Balkanlar Üzerindeki Avusturya - Rusya MücadelesiRusya'nın 1870ler den beri Pancerman bloğuna karşı takibe başladığı Panislavizm politikası dolayısıyla balkanlardan kuzey-güney doğrultusunda inmeye çalışması balkan yarımadasında bir Avusturya - Rusya mücadelesini ortaya atmakla beraber öte yandan Avusturya - Macaristan'ın Bosna Hersek topraklarını alarak Adriyatik denizine çıkmak istemesi 19.yy. sonlarına doğru kendisini yine Adriyatik denizine Bosna Hersek üzerinden çıkmak isteyen Sırbistan'da çok şiddteli bir çatışmanın içine sokuştur. Bu çatışma o kadar şiddetli olmuştur ki 1,Dünya Savaşı neredeyse 1914 yılında değil 1908 ylyında çıkacaktı. 20 Fahir Armanoğlu a.g.e. s. Mısır Üzerindeki İngiliz - Fransız MücadelesiÜçlü itilafın ikinci halkasını teşkil eden 1904 İngiliz Fransız anlaşmasını ve bu anlaşmadan önce iki devletin içinde bulunduğu çatışma ve mücadelelerini açıklarken bu mücadeleyi ve yeteri kadar belirtmiştik. 1904 İngiliz Fransız anlaşması bu iki devletin Mısır üzerindeki mücadelesini sona erdirmekle kalmamış 1904'den sonra ve özellikle 1, Dünya Savaşından sonra bu iki devlet Orta Doğu bölgesinde bir sömürgecilik işbirliğine girmişler ve bu işbirliği 1960lara kadar devam etmiştir. Osmanlı İmparatorluğunun Orta - Doğu Toprakları Üzerindeki İngiltere - Almanya MücadelesiBu mücadele uzun ömürlü olamayıp Osmanlı devleti toprakları üzerinde en kısa ömürlü büyük devletler mücadelesidir. BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI VE ÇANAKKALE CEPHESİ28 Haziran 1914 de Avusturya veliahdı Arşidük François Ferdinand Sarajevo'da bosnalı bir öğrenci tarafından katledildi. 6 Ağustosta Fransa,İngiltere, Rusya, Sırbistan, Belçika, Almanya ve Macaristan dört yıldan fazla sürecek sekiz milyondan fazla insanın hayatına mal olacak ve dünyayı alt üst edecek bir savaşa girmiş bulunuyordu . Önem bakımından birbirinden bu derce farklı iki olay arasında bir sebep sonuç ilişkisi kurmak zor geliyor. Hal bu ki bu beş hafta boyunca olaylar birbirine sıkı sıkıya zincirlenmiştir. Savaşa bu ismin verilmesi bütün dünyanın katılmış olmasından değil "dünyanın merkezi" olarak görülen Avrupa da cereyan etmiş olmasındandır. Bu savaş aynı zamanda avrupa merkezli dünya siyasetinin de sonunun başlangıcı olmuştur . Osmanlı İmparatorluğunun Harbe Girişi28 Haziran1914 te Avusturya veliahdına yapılan suikast 1, Dünya savaşının başlamasına sebep olmuş, İngilizler ellerinde bulundurdukları gemilerin teslimini geciktirmeye başlamışlar ve bir ay sonra savaşın başlamasıyla gemilere el koyduklarını ve vermeyeceklerini açıkladılar. Yavuz ve Midilli deki alman askerlerinin parti parti Türk denizcileriyle değiştirilmekte olduğu söylenerek müttefik devletler oyalanırken bunlara hiç dokunulmuyor, inadına alman denizcilerden bir irtibat subayı Türk savaş gemilerine görevlendiriliyordu. Rusya olsun, İngiltere olsun, Yavuz ve Midilli'nin boğazlar dışına çıkmasını kabul etmeyeceklerini ve bunları düşman gemisine sayarak batıracaklarını resmen bildirmişlerdi. Karadeniz'de İstanbul boğazı açıklarında Rus donanması vardı ve Yavuzla Midillinin geldikleri günden beri İngiltere ve Fransız savaş gemileri de Çanakkale boğazı açıklarında bekleyip duruyorlardı. Yani Karadeniz olsun Ege olsun Osmanlı donanmasına adeta kapanmıştır. Ve her iki boğazın ağzı karşı taraf donanması tarafında ablukaya alınmış gibiydi. Bu sıralarda Almanya ile Osmanlı şöyle bir anlaşmaya varır; Anlaşma ve Bağlaşma... Osmanlı imparatorluğu bu dünya savaşına katılanlar arasında ilk sırayı almıştı. Saray Bosna suikastını izleyen günlerde bile cemal paşa aracılığıyla Fransa ile anlaşmaya çalışan hükümet bu girişimlerden bir sonuç alamayınca Almanya'ya karşı olan eğilim daha güçlenmişti. Başta sadrazam ve dışişleri bakanı Sait Halim , Harbiye bakanı Enver, İçişleri bakanı Talat ve Mebuslar başkanı Halil Menteşe zaten Almanya yanlısı olarak tanınıyorlardı. Avusturya Sırbistan'a karşı savaşa hazırlanırken Osmanlı hükümetine üçlü bağlaşmaya katılmasını önermişti. Bunun üzerine Almanya ve Avusturya'ya başvurarak anlaşmaya girmek istediğini bildirmişti. (22 temmuz) Görüşmelere başlayabilmek için Sultan Reşat'tan alınan 25 Temmuz yazısında " Rusya'nın olası bir saldırısına karşı Almanya ile bir savunma işbirliğine gireceklerini belirtmiştir. Bu Osmanlı hükümetini Almanya ile ittifaka yönelten son etkenin Rus tehdidi olduğunu göstermektedir. Karşılıklı olan eğilimlerin etkisiyle Almanya'nın Rusya'ya savaş ilan etmesinden sonra İstanbul daki alman elçisi Baron Von Wangenheim ile Sadrazam Hakim paşa arasında gizli bir ittifak anlaşması imzalanmıştı. (2 Ağustos 1914) bu anlaşmaya göre:
Dışarıda savaş tüm şiddetiyle sürüyordu ekim ayı geldiğinde Ruslar ve İngilizler seferberliklerini tamamladıkları ve cepheye daha fazla kuvvet yığmaya başladıkları gözlenmekteydi. Yani harbin 3, ayında Almanların Fransa cephesinde büyük ümitlerle başladığı yıldırım taarruzu Paris yakınlarında tıkanıp kalmış, doğu da ise sonuç vermeyen ileri gerili hareketlerle zafer ümidi dahi kaybolmuş gibiydi. İşte gizli müttefik Osmanlı imparatorluğunu savaşa sokacak zaman gelmişti. Ve böylece ekim 1914'te Almanların Osmanlı yönetimi üzerindeki baskıları artmıştı. Türkler verilen sözü yerine getirecek bir an önce savaşa katılmalıydı. Müttefikler de Osmanlı yönetiminin her geçen gün biraz daha Almanya safına kaydığı görülüyordu. İki alman gemisinin gelişinden sonra bu kayma daha da hızlanmıştı. İngiltere de yapımı biten zırhlıların Türkiye'ye verilmeyişinin de farkındaydılar. Böylece Osmanlı devleti ekim 1914'te savaşa girmiştir.Osmanlının savaşa katıldığı sırada esasen karşı yan boğazları açmamız için baskıda bulunmaya başlamışlardı. Onlar ve bütün dünya bu savaşın aşırı çapta uzayacağını ve insanlığın buna dayanamayacağı ve en çok bir yılda biteceği inancındaydılar. Bu inancın gerçekleşmeyeceği 1915 yazında anlaşılmış, ve bunun üzerine boğazlar birinci derece önem kazanmıştır. Hatta 1914 sonlarında İngiltere de Çanakkale saldırısı düşkünlüğü sırada esasa amaç Rusya ile kolay bağlantı kurmak olmayıp Osmanlıyı en cana alacak noktasından tehdit ederek onun Mısır'a kuvvet göndermesini ve daha sonra Sarıkamış vuruşmaları sırasında Rusya'ya aşırı baskı yapmasını önlemekti. Bu son devlette bağlantı kurmanın bir ölüm kalım sorunu olduğu 1915 yazında kavranabilmişti. Osmanlı devletinin cephe durumu ve 1915 yılı gerek Almanya gerekse Osmanlı devleti savaşa katılırken Rusya ile İngiltere imparatorluğu içindeki Müslümanları ayaklandırmanın bu iki devlete büyük zorluklar çıkaracağını ümit etmişlerdi. Halifelik sıfatı ile Osmanlı padişahı Müslümanlık aleminin dinsel lideri olması dolayısıyla Cihat-ı Mukaddes ilan edeceği bütün Müslümanlığın Hıristiyanlara karşı ayaklanacağı sanılıyordu. Şeyhülislam 23 kasım 1914'te Cihad-ı Mukaddes ilan ederek kırım, Türkistan, Hindistan, Afganistan ve Afrika Müslümanlarını İngiltere Fransa ve Rusya ya karşı savaşa davet etti . Osmanlı devleti Almanlarla birlikte savaş planları yaptı. Buna göre;
ÇANAKKALE CEPHESİCephenin Açılma Nedenleri : Çanakkale savaşları hem itilaf hem de ittifak devletleri açısından önemli bir yere sahip olmuştur. 1914 senesi Kasımından sonra Fransa da askeri harekatın kilitlendiğini düşünen İngiltere düşmanın güçlü cephesiyle savaşarak vakit kaybetmektense zayıf olan yerlerinde yeni cepheler açarak çökertmeyi uygun buluyordu. Bu tanıma en uygun yer ise şüphesiz Çanakkale boğazı ve İstanbul dur. İtilaf devletleri Çanakkale cephesini açmakla neyi hedefliyordu? Bunun cevabı birbirine bağlı stratejik hesapları da ortaya koyar. Bu cephenin İngiltere için yararı daha çok Rusya dan dolayı idi. Ruslar İngiltere ve Fransızların Çanakkale'de savaşıp boğazları açmak istiyordu. Boğazların zorlanması nedenleri ise şöyledir.
Çanakkale cephesinin açılmasına sebep olan diğer hususları ise şöyle sıralamak mümkündür.
Denizlere egemen olan İngiltere ve Fransa bütün acının kaynaklarından yaralanabilecek durumdaydılar. Almanya ve Avusturya abluka altında olmakla birlikte alman sanayisi mucizeler yaratabilecek durumdaydı. Almanya'nın tek umudu bir yandan Osmanlıya boğazları kapattırarak Rusya yı yarı kötürüm bırakmak ve 1915 yazında ona yüklenerek onu yutmaktı. Bu olmayınca ona türlü araçlar kullanarak gizlice İstanbul'u peşkeş çekip İngiltere ve Fransa dan ayırmaktı. Bu konular başarılı olamayınca kıyasıya savaşıldı. Lloyd George ve Milloran'ın Türkleri boğazı kapatmakla savaşı iki yıl uzattıkları yolundaki sözleri onların gerçekleştiremedikleri tasarıya dayanır. Aralık 1914 Türk ordularının giriştiği Sarıkamış harekatından telaşa kapılan Rus Çarı Nicolai İngiltere ye başvurarak Türkiye ye başvurarak Türkiye'ye karşı karadan veya denizden bir cephe açmalarını istemiştir. İşte bu gibi düşünceler çerçevesinde İngiliz Horla kabinesi Churchill'in baskısıyla Çanakkale cephesinin açılmasına karar verdi. Ne yazık ki gerçekleşmesi işi o kadar hafiflik ve anlayışsızlıkla ele alındı ki en feci acınacak ve çok pahalıya mal olmuş bir sunuca ulaştı. I. Dünya Savaşı'nın en önemli cephelerinden biri olan Çanakkale cephesi İtilaf devletlerine umduğunu verememiş, onları hayal kırıklığına uğratmıştır. Osmanlıyı kendi çaplarında bölüp yutmayı planlayan sömürgeci devletler bu savaşta büyük bir yara almışlardır. Hedef tuttukları bir çok yere ulaşmalarında önemli bir yere sahip olan Çanakkale Boğazı düşman kuvvetlerine dar gelmiştir. Kolay lokma sanılan Osmanlı Devletinin o kadar da kolay teslim olamayacağı anlaşılmıştır. Osmanlı Devleti 1, Dünya Savaşından yenik çıkmış olmasına rağmen, İtilaf Devletlerinin ilerideki planlarına birazcık da olsa set çekmiştir. Ancak tüm çabalara rağmen düşman kuvvetler Osmanlı ve diğer yerler üzerindeki çıkarcı ve sömürgeci düşüncelerden vazgeçmemiştir. Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz ki Çanakkale savaşları Türk ve Dünya Tarihinde hiç de küçümsenmeyecek bir yere sahiptir. Bu savaştaki Türk'ün iman gücü ve yenilmezliği ileride çok daha büyük başarılarda kendini göstermiştir. kaynakça ALTINTAŞ, Ahmet : Belgelerle Çanakkale Savaşları,İstanbul 1997, s.16 -17 ARMAOĞLU, Fahir : 20, Yüzyıl Siyasi Tarihi (1914 - 1980) ARTUÇ, İbrahim : 1915 Çanakkale Savaşı (Kastaş Yayınları) BAYUR, Yusuf Hikmet : 20, Yüzyılda Türklüğün Tarih ve Acun Siyasası Üzerindeki Etkileri Anakara 1974 s. GÜZEL, Abdurrahman : Avustralya Resmi Tarihinde Gelibolu Çanakkale, Çanakkale 1996 s.3-4-5 LESTIEN, George Roger Care : İki Dünya Savaşı ( 1914 - 1918) ( 1939 - 1945) İstanbul 1966 s.7-56 TANÖR, Bülent : Kurtuluş ( Türkiye 1918 - 1923) İstanbul 1997 s.23 TURAN, Şerafettin : Türk Devrim Tarihi 1, Kitap İmparatorluğun Çöküşünden Ulusal Direnişe Ankara 1991 S.21-23-24-25-26-38 YILMAZ,Mustafa -Temuçin Faik Ertan-Yusuf Sarınay- Adil Dağıstan-Derviş Kılıçkaya Ayten Sezer- Oğuz Aytepe- Ayşe Aktaş : Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, Ankara, 1998 s.48 -49 : Çanakkale Savaşları Sebep ve Sonuçları Uluslararası Sempozyumu Ç.14-17 Mart 1990 Türk Tarih Kurumu Yay. Ankara 1993 Pelin MERT |
1 ek 18 Mart Çanakkale Zaferi![]() Tarihteki ve Ulusal Yaşantımızdaki Yeri Turhan OLCAYTU E.Tümgeneral 3 Kasım 1914 ve 18 Mart 1915 tarihleri arasında Çanakkale Boğazı'nda cereyan eden bir seri deniz savaşlarıyla Gelibolu Yarımadası'nda 25 Nisan 1915 - 8/9 Ocak 1916 tarihleri arasında yapılan kara savaşları, Türk tarihinin en şerefli sayfalarını dolduran birer zafer destanıdır. Çanakkale Zaferini, büyük Türk Ulusuna, Atatürk gibi dahi bir lider hediye etmiştir. Türk bağımsızlık savaşının temelleri, Çanakkale'nin sularında, Conkbayırı'nda ve Anafartalar'da atılmış, bu zaferler Türk Kurtuluş Savaşına maya çalmıştır. Türk Ulusu; İstanbul'u kurtaran Anafartalar kahramanı Mustafa Kemal Paşayı Çanakkale'den tanımış; 19 Mayıs 1919'da O, Samsun'a çıktığı gün Suriye ve Filistin cephelerinden terhis olarak Anadolu'ya dönen Türk halkı, "bu benim kahraman komutanımdı" diyerek O'nun etrafında kenetlenip İstiklal Savaşı'na katılmıştır. Türk Ulusu ve dünya O'nu böylece tanırken, O da Conkbayırı'nın, Kocaçimen'in, kan deryası can pazarında ulusunun ve Türk askerinin asıl cevherini yakından tanıyarak daha sonra girişeceği Bağımsızlık Savaşını kesin zaferle sonuçlandıracağı kanaatini daha o zamandan edinmiştir. 18 Mart zaferi kazanılmasaydı, düşman donanması, daha 1915'in Mart ayında İstanbul'a girerek Osmanlı İmparatorluğu'nu çökertebilecekti. Çanakkale Boğazı'nı denizden aşıp İstanbul'a giremeyen İtilaf Devletleri, 25 Nisan 1915'ten başlayarak 8-9 Ocak 1916'ya kadar süren Çanakkale kara savaşlarında Mustafa Kemal tarafından durdurulamasaydı, Birinci Dünya Savaşında Çarlık Rusyası en kısa yoldan müttefiklerinin yardımlarına kavuşacağı için yıkılmayacak, muhtemelen Ekim 1917 Bolşevik İhtilali de olmayabilecekti. Bu durumda Almanya'nın yenilgisi hızlanacak ve 1. Dünya Savaşı belki de 1915'te sona erecekti. Çanakkale Zaferi; harbin 4 yıl sürmesine, üç imparatorluğun (Osmanlı, Çarlık ve Avusturya/Macaristan İmparatorlukları) tarih sahnesinden silinmesine neden olmuştur. Gelibolu Yarımadası'nda düşmana kesin darbeler vurarak onları yenilgiye uğratan Alb. Mustafa Kemal'in Anafartalar tepesinde yaktığı zafer meşalesi, Kurtuluş savaşımızın da yolunu aydınlatmıştır. Böylece 18 Mart deniz zaferimizi taçlandıran 25 Nisandan sonraki kara savaşlarında, Mustafa Kemal'in etkin liderliği sayesinde kazanılan zaferlerin, ulusal tarihimize ve dünya tarihine yön veren etkin rolünü yukarda belirtilen noktalarda toplamak mümkündür. 18 MART 1915 ÇANAKKALE DENİZ SAVAŞI VE ÖNCESİ Boğaz savunması, girişten itibaren "Dış-Orta-İç Tabyalar" olmak üzere üç savunma grubu halinde tertiplenmişti. Boğaz kıyıları boyunca 20 tabyamızda, çoğunluğu kısa menzilli ve eski model, 170 adet top mevzilendirilmişti. İtilaf Devletlerinin savaş gemilerinde çoğunluğu büyük çaplı uzun menzilli 247 adet en modern toplar bulunmaktaydı. İtilaf Devletlerinin Akdeniz Başkomutanı Amiral Carden, Boğazı geçerek İstanbul'a girmek için üç aşamalı saldırı planı yapmıştı. İstanbul'a bir ay içinde ulaşacağını hesaplamıştı. Plan gereğince, 3 Kasım 1914 günü 7 zırhlı ile Boğaza bir keşif taarruzu yaptı. Girişteki tabyalarımız zarar gördü. İkinci saldırıyı 19-25 Şubat 1915 tarihleri arasında 7 gün süreyle devam ettirdi. Türk topçusunun atış menzili dışından yapılan bombardımanlar etkili oldu. 19 topumuz ve Boğaz girişindeki tabyalarımız kullanılamaz hale geldi. 26 Şubat günü düşman donanması Boğaza girdi orta kesimdeki tabyalar 8 saat süreyle kesintisiz bombardımana tabi tutulup sarsıldı. Bu başarılar üzerine Amiral Carden, Londra'ya çektiği bir telgrafta, 14 gün içerisinde İstanbul'a ulaşabileceğini müjdeliyordu. Amiral, hazırlıklarını tamamlamaktaydı. Son darbe 18 Martta indirilecekti. Ne var ki, kağıt üzerinde yapılan bu savaş planında, Türk'ün kahramanlığı ve savaş azmi hesaba katılmadığı için evdeki hesap çarşıya uymayacaktı. 18 MART 1915 GÜNÜ SAVAŞI 18 Mart günü, bundan 85 yıl önce, Çanakkale'de ufukları ümit ve zafer neşesi kaplayan bir gün daha doğdu. İtilaf Donanması 18 savaş gemisiyle saat 10.00'da boğazı yarıp geçmek üzere girmeye başladılar. İlk ateşi TRIUMPH zırhlısı, Çanakkale'ye 12 Km. mesafedeyken saat 11.15'te açtı. Savunma planımıza göre, gemiler topçularımızın ateş menziline girinceye kadar pusuda bekleyecek ve baskın tarzında ateş açılacaktı. Nitekim böyle yapıldı. Düşman; yaklaştıkça, topçularımızın giderek yoğunlaşan isabetli atışlarıyla karşılaşıyordu. Saat 12.00'ye geldiğinde orta kesimdeki 3 tabyamız ağır hasar almış, ama ayakta kalan diğer topçularımızın hedefini şaşmayan mermileri AGAMENNON zırhlısının çelik yeleğini parçalamış, INFLEXIBLE zırhlısının komuta köprüsü uçurulmuş ve bu arada düşman donanması Çanakkale'ye 7 Km. kadar sokulmayı başarmıştı. Savaşın en şiddetli anları yaşanıyordu. Türk topçuları Boğazı cehenneme çeviriyor, düşman zırhlıları da kıyı şeridindeki mevzilerimizi hallaç pamuğu gibi atıyor, kıran kırana bir savaş oluyordu. Bu sırada Fransız GAULOIS zırhlısı aldığı ağır yaralarla saf dışı kalmış, BOUVET zırhlısı yırtılan çelik gömleğini yenilemek üzere geriye kaçarken, bir gece önce Dz. Yzb. Hakkı'nın NUSRET mayın gemisiyle boğaza döşediği mayınlara çarparak 639 personeli ile birlikte karanlık limanın sularına gömülerek kayboluyordu. BOUVET'in imdadına koşan SUFFREN ve GAULOIS da aynı akıbete uğramıştır. Saat 15.00'te IRRESISTIBLE ve onu takiben 16.00'da INFLEXIBLE ve 10 dakika sonra OCEAN zırhlıları, tam ileri atılacaklarken onların da ayakları Yzb. Hakkı'nın tuzağına takılarak batarken, INFLEXIBLE güçlükle kurtularak römorkör yedeğinde İmroz'a dönüyordu. Böylece 6 saatte 3 büyük zırhlısını kaybeden, bir bu kadarı da ağır hasara uğrayan gemilerini acıyla seyreden Amiral De ROBECK, kalanları kurtarabilme telaşıyla saat 17.30'da boynu bükük çekilme emrini veriyordu. ÇANAKKALE ZAFERİ Çanakkale Savaşı yalnız bizim tarihimizin değil yakın dünya tarihinin en önemli savaşlarından biridir. Çanakkale Boğazı'nı savaş gemileriyle zorlayarak aşma, böylece İstanbul'a kavuşma isteği Avrupa büyük devletlerinin öteden beri özlemidir. 1914 yılında I. Dünya Savaşı'nın başlamasıyla İtilaf devletleri bu isteklerini gerçekleştirme fırsatının doğduğuna inandılar. Bu inançla İngiltere ve Fransa işbirliği yaparak 3 Kasım 1914 günü alacakaranlıkta Bozcaada'dan Boğaz'ın ağzına doğru yaklaştılar. Buradan istihkamlarımıza doğru ateş açtılar, İngilizler Seddülbahir ve Ertuğrul tabyalarını, Fransızlar da Anadolu yakasında Kumkale ve Orhaniye tabyalarını havan topu ile dövdüler. Cephaneliğimize isabet eden top mermisiyle on bir ton barut havaya uçtu, subay ve erlerimiz şehit düştü, İngiliz Donanma Komutanı Amiral Carden Çanakkale önlerinde gösteriler yaptı, düşman denizaltıları boğazı geçmeye kalktılar. 24 Kasım 1914 günü bir Fransız denizaltısı Boğaz sularında görüldü. bu denizaltıyı gören topçularımız düşman üstüne ateş yağdırmaya başladı. 2 Aralık günü İngiliz denizaltısı da bir deneme yaptı. Derinden engelleri aşarak Boğaz'a girdi. Yediyüzelli metre ilerde bulunan Mesudiye zırhlısına torpil atarak bu gemimizi batırdı. Zırhlımızda bulunan subaylardan on'u ve erlerimizden yirmi dördü şehit düştü. 19 Şubat 1915 günü düşman savaş gemileri öğleye kadar uzun menzilli bir bombardımana girişti. Boğaz'a iyice sokuldular. Tabyalarımız akşama doğru düşman savaş gemilerine karşılık verdi. Ertuğrul ve Orhaniye tabyalarından atılan ateş karşısında düşman oldukça bocaladı. İtilaf devletleri gemileri diledikleri gibi ilerleyemiyor, amaçlarına ulaşamıyordu. Lodos fırtınasını başarısızlıklarının nedeni olarak görüyorlardı. Havalar düzelince yeni saldırılar düzenlendi. Yine sonuç alınamayınca düşman gemilerine komuta eden Amiral Carden görevden alındı. Yerine 17 Mart 1915 günü Robeck atandı. Yeni komutan 18 Mart 1915 günü donanmayla Boğaz'a saldıracağını, yakında İstanbul'da olacağını Londra'ya bildirdi. Bu arada Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı Albay Cevat Çobanlı 17/18 Mart gecesi boğaz'a mayın hattı döşenmesi emrini verdi. Aldığı emir gereği Binbaşı Nazmi Bey Nusret Mayın gemisi ile o gece yirmi altı mayın, Boğaz'a on birinci hat olarak döşendi. Boğaz'daki mayın sayısı on bir hat olarak 400'ü aşmıştı. 18 Mart 1915: İngiliz ve Fransız savaş gemilerinden oluşan, o dönemin en büyük deniz gücü, üç filo olarak sabahleyin Çanakkale Boğazı'na girdi. Bu donanmanın ilk grubunu oluşturan filoda, İngilizlerin Queen Elizabeth zırhlısı ile İnflexible, Lord Nelson ve Agamemnon savaş gemileri bulunuyordu. İkinci grupta İngiliz Kalyon Kaptanı komutasında Ocean, İrresistible, Wengeance Majestic gibi savaş gemileri yer almıştı. Üçüncü filo ise Prince, Bouvet, Suffren gibi Fransız savaş gemilerinden oluşuyordu. İngilizler ve Fransızlar zayıf Türk savunmasını kolayca susturarak Boğaz'ı kolayca geçebileceklerim umuyorlardı. Bu umut ve güvenle 18 Mart 1915 günü düşman savaş gemileri şiddetli bir ateşe başladılar. Rumeli Mecidiyesiyle merkez bataryaları şiddetli bir ateşe tutuldu. Boğazdaki düşman gemileri Hamidiye istihkamlarına yüklendi. Bunu gören Dardanos bataryaları ateşi üzerlerine çekmeye çalıştı. Az sonra, tüm gemiler, Dardanos'a saldırdı. Dardanos tabyamız saldırılara şiddetle karşı koydu. Bu arada Mesudiye tabyası da ateşe başlamıştı. Mesudiye üzerine ateş açılınca Hamidiye onun yardımına koştu. Bu arada kıyı bataryalarımız düşman üstüne ateş yağdırmaya başladılar. Bunalan düşman kaçmak isterken topçu atışlarıyla karşılaşıyordu. Düşman gemilerine göz açtırılmıyordu. Karşılıklı bu korkunç bombardıman bir saat kadar sürdü. Bu karşılıklı bombardımanı bir yabancı yazar şöyle anlatıyor: «İnsan manzarayı gözlerinin önünde canlandırabilir. Kaleler, toz duman bulutları içinde kaybolmuşlarda Yıkıntıların arasından arada bir alevler yükseliyordu. Gemiler, çevrelerinde fışkıran sayısız su sütunları arasında yavaş yavaş hareket ediyorlar, bazen duman ve serpintiler arasında iyice görünmez oluyorlardı. Tepelerden ateş eden havan toplarının alevleri görülüyor, ağır toplar yer sarsıntıları gibi gümbürdüyordu.»Bombardıman sırasında Türk tabya ve bataryaları büyük zarar görmüştü. Amiral Robeck Fransız gemilerini geri çekerek İngiliz savaş gemilerini ileri sürdü. Tam bu sırada müthiş patlamalar oldu. Bouvet ve Suffren savaş gemileri mayına çarparak sarsıldılar, manevra kabiliyetini kaybettiler. Bir gece önce Nusret mayın gemisinin döşediği mayınlar görevlerini yapmışlardı. Boğazın berrak sulan üzerinde bir dev gibi yatan Bouvet ve Suffren'e tarihi Hamidiye bataryamızın keskin nişancıları ateş açtılar. Çanakkale Geçilmez kitabının yazarı Alan Moorehead olayı şöyle anlatıyor. «Saat 13.45'de Suffren'in az gerisindeki Bouvet müthiş bir patlamayla sarsıldı. Güverteden göğe kesif bir duman yükseldi. Gittikçe hızlanarak yana yattı, devrilip gözden kayboldu. Olayı görenlerden birinin ifadesine göre «Bir tabak, suda nasıl kayıp giderse o da öylece kayıp gitti.»Türk tabyaları, Boğaz'ı geçmeye çalışan düşman gemilerine durmadan ateş ettiler. Bu arada düşman Boğazdaki mayınları temizlemek için mayın tarayıcılarını boğaza soktu. Tabyalarımız mayın tarayıcılarına ateş açtılar. Açılan ateş yağmur gibi yağmaya başlayınca düşmanlar panik içinde kaçtılar. Bu arada düşman savaş gemilerinden İnflexible, İrressitible büyük hasar gördü. Batanlar oldu. Daha sonra Queen Elisabeth ve Agamemnon yaralandı. İtilaf devletleri Çanakkale Boğazı'nı denizden aşamadılar. Büyük kayıplar vererek: Çanakkale Boğazı'nın geçilemeyeceğini öğrendiler. İtilaf devletleri Çanakkale Boğazı'nın savaş gemileri ile aşamayınca bu kez çıkarma yapmayı planladılar. Artık Çanakkale kara savaşları başlıyordu. Kara savaşında düşmanın nereden çıkarma yapabileceği tartışıldı. Mustafa Kemal Kabatepe ve Seddülbahir'den, Alman komutan Von Sanders ise Bolayır ve Anadolu yakasından çıkarma yapılabileceği görüşündeydi. Alman komutanı Von Sanders'in görüşü ağır bastı, ve askerler o yöreye yerleştirildi. Düşman güçleri 25 Nisan 1918 sabahı Mustafa Kemal'in düşündüğü noktadan saldırdı. 19. Tümen Komutanı Mustafa Kemal Kocaçimen'de Conkbayır'da, savaştı. Cephanesi biten askerlere: — Süngü tak emrini verdi. Daha sonra ; — «Ben size taarruz emretmiyorum. Ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimize başka kuvvetler ve başka komutanlar geçebilir» dedi. Tarihin bu en büyük siper savaşı başlamıştı. Siperler arası uzaklık sekiz on metre kadardı. Türk siperlerinden hiçbir asker ayrılmıyordu. Şehit düşenlerin yeri hemen dolduruluyordu. Her adım başına bir mermi düşüyor; toprak adeta tüterek kaynıyordu. Düşman dalgalar halinde Conkbayır'a doğru ilerliyordu. Bu arada Mustafa Kemal, Anafartalar Grup Komutanlığına atandı. Anafartalar Savaşı'nda düşmanın attığı şarapnel misketi Mustafa Kemal'in göğsüne isabet etti. Ancak cebindeki saate çarptığından bir şey olmadı. Kısa sürede Türk ordusu her yerde büyük başarılar kazandı. Düşman şaşkına döndü, bozguna uğradı. Çanakkale kara savaşlarının en önemli cepheleri; Kumkale, Beşike, Bolayır, Seddülbahir, Anbumu, Kabatepe, Conkbayırı ve Anafartalar'dır. 19 - 20 Aralıkta Anafartalar ve Arıburnu cephesi, 8 - 9 Ocak'ta Seddülbahir düşmanlar tarafından boşaltıldı. Böylece 1915 baharında parlak umutlarla karaya ayak basan birleşik düşman ordusu 1916 kışında bozguna uğrayarak çekip gitti. Çanakkale savaşlarında 250 binin üzerinde askerimiz şehit düştü. Düşman kayıpları ise bu rakamın üstündedir. Çanakkale savaşlarının unutulmaz kahramanı, Anafartalar Grup Komutanı Mustafa Kemal'in başarısı ilerde başlayacak Ulusal Kurtuluş Savaşı'mızın kaynağı oldu. Bağımsızlığımızı savunmak, yurt topraklarımızı korumak için yapılan savaşlar kutsaldır. Çanakkale, Ulusal Kurtuluş Savaşımız kutsal destan savaşlara birer örnektir. |
1 ek BÜTÜN TÜRK'LERİN BİLMESİ GEREKEN BİR DESTAN...![]() 1914-1918 'de Türkiye'nin de merkezî devletler yanında harbe girmesi üzerine, bir yandan Rus'lara yardım etmek, diğer yandan Garp cebhesinin üzerindeki Alman baskısını azaltmak maksadı ile İngiliz devlet adamları, donanmanın yardımı ile, Osmanlı İmparatorluğu'nu, en zayıf bir yerinden vurmayı düşündüler. Yakın Doğu'nun hassas noktası olan Istanbul 'u zabt etmek üzere, Çanakkale boğazı zorlanacak olursa, yalnız Rus'ların karşılaştıkları güçlükler azaltılmakla kalmayıp, Rusya ile doğrudan doğruya temâsa gelineceği, Süveyş kanalı ve Mısır üzerindeki tehdîtlerin ortadan kalkacağı, tereddütlü bir siyâset uygulayan eden Balkan devletlerinin i'tilâf cebhesine katılacağı ve bu suretle, bir çıkmaza girmiş gibi görünen harbin gidişi üzerinde büyük bir te'sîr oluşacağı fikri hâkim oldu. Savunma düzenlemesi...İki sâhili tepelerden oluşan dar ve dolambaçlı boğaz, savunmaya pek elverişli bulunduğundan, iyi tabya edilmiş toplar, bol cephâne ve sağlam piyâde mevzi'leri sâyesinde, hemen hemen ele geçirilmez bir hâle getirilebilirdi. Fakat 1914 Ağustosu'nda boğazın tahkîmâtı, kuvvetli bir donanmanın tecâvüzüne dayanamayacak kadar zayıf görünüyordu. Dış savunma denilen tahkîmât, Sedd-ül bahir ve Kum Kale'ye konmuş 20 toptan ibâret olup, bunlardan yalnız dördünün son menzili 14.800 m., diğerlerininki ancak 7.500 m. idi. Ara savunma mevzi'leri bu sırada hemen tamâmiyle boştu. Elde mevcût bütün toplar, boğazın en dar kısmı olan iç savunma tertîbâtında toplanmıştı. 15-35,5 cm. çapında bulunan 78 toptan yalnız 18'inin son menzili 14.800-16.900 m. arasında idi. Cephâne son derece kıt olduğu gibi, silâhların kifâyetsizliği, kat'î savaşın boğazın içinde yapılmasını zarûrî kılıyordu. Bu bakımdan 1914 yılında, Ağustos ile Kasım ayları arasında, bâzı düzenlemeler yapıldı. Ara savunma sâhasına bataryalar yerleştirildi ve boğazın aşağı kısmı mayın (sâbit torpil) hatları ile kapatıldı. Boğazın denizden zorlanması...Harb îlânından bir kaç gün sonra (3 Kasım 1914) İngiliz abluka filosu, boğazın dış istihkâmlarını topa tuttu. Bombardıman kısa sürmekle beraber, Sedd-ül bahir istihkâmları alt-üst olmuştu. Sonradan tabyalar tâmîr edildi ise de, bunların kuvvetli bir donanmaya karşı koyamayacağı anlaşıldığından, kuvvetleri arttırılmadı. Diğer yandan, mayın hatlarının varlığına rağmen, düşman deniz altı gemileri boğaza sokulabiliyor (13 Aralık 1914'te, 1876 İngiliz yapımı Mes'ûdiye zırhlımız Sarısığlar koyunda demirli hâlde iken torpillenerek batırılmıştır. Gemi kumandanı Beşiktaşlı Ârif Nebî Beğ, 10 subay ve 27 er şehit olmuşlardır.) ve hattâ Marmara'ya girerek, gemileri batırmak sûretiyle, Istanbul'dan Çanakkale'ye asker ve levâzım nakline engel oluyorlardı. Nihâyet Amiral Carden kumandasında bir müttefik filosu Cevad Paşa'nın kumandası altında bulunan Çanakkale istihkâmlarına karşı harekete me'mûr edildi. Harb plânı ilk safhada dış istihkâmların düşürülmesini hedefliyordu. Taarruz 19 Şubat 1915'te başladı. Dış tabyalar, top ateşi ile tahrîb edildi. 26 Şubat ile 4 Mart arasında Sedd-ül bahir ve Kum Kale'ye filodan düşman müfrezeleri çıkarılarak, tahrîb işi tamamlandı. Büyük bir deniz hücûmu, Carden 'in yerine gelmiş olan Amiral J. M. de Robeck kumandasındaki İngiliz ve Fransız harp gemileri tarafından 18 Mart 1915'te yapıldı. Düşmanın gâyesi boğazın orta kısmındaki tabyalar ile mayın tarlalarını koruyan bataryaları susturmaktı. Bundan sonra mayın tarayıcılar donanmaya yol açacaklar, harp gemileri de boğaza girerek, iç istihkâmları yakın mesâfeden tahrîb edecek ve buradaki torpiller de temizlendikten sonra, Marmara'ya geçmek imkânı elde edilmiş olacaktı. Plânlarının esâsı, savaş gemilerinin torpilden temizlenmiş sâhada kullanılması idi. Bunun için boğazın aşağı kısmını dikkatle taramışlardı. Fakat 17/18 Mart gecesi Nusret mayın gemisi, Mayın Kumandanı Yeniköy'lü Hâfız Nazmî Beğ ve Süvârî Tophâne'li kolağası Hakkı Beğ'in kumandasında, boğaza giren donanmanın dönüş manevrası yaptığı Karanlık Liman'ın yukarı kısmına elde kalan son 20 torpilden oluşan bir mayın hattı döşemişti. 16 harp gemisi (18 büyük zırhlı, bir çok muhib ve denizaltı ), 18 Mart sabahı saat 11'de üç filo hâlinde boğaza girip, tabyalara karşı şiddetle ateş açtı. İngiliz filolarına Amiral Robeck, Fransız filosuna ise Amiral Guépratte kumanda etmekte idiler. Düşmanın 316 (506 ) topuna Türk'ler 93 (150 ) topla karşılık veriyorlardı. Karadan yapılan karşılık zayıf kalıyordu. Saat 14'te Çanakkale ateşler içinde kalmış, tabyalar ile telefon irtibâtı kesilmiş, topların bir kısmı tahrîb edilmiş, bâzıları toprağa gömülmüş ve kamaları sıkışmış olduğundan, ateş çok zayıflamış bulunuyordu ki, öncülük etmiş bulunan Fransız gemileri, nöbet değiştirmek üzere, manevra yaparlarken, Bouvet zırhlısı, bir torpile çarparak 600 mürettebâtıyla birlikte battı. Yerlerini almaya gelen İngiliz gemilerinden Irresistible, iki saat sonra aynı âkıbete uğradı. Onun yardımına koşan Ocean suların dibine gömüldü ve Inflexible zırhlısı da ağır sûrette yaralandı. Bundan başka, Fransız'ların Suffren ve Gaulois zırhlıları da, top mermisi isâbeti ile, büyük hasâra uğramışlardı. Bunun üzerine düşman donanması geri çekilmeye mecbûr kaldı. Bu suretle Cevad Paşa emrinde Çanakkale istihkâmları müttefik donanmasına karşı tam bir galebe kazanmış oldu. Onların ağır zâyiatına karşılık (2000 küsûr), Türk'lerin kaybı, bir cephânelik, bir ağır top, 25 şehit (3 subay, 22 er) ve 61 yaralı (2 subay, 59 er) dan ibâret idi. (Bizim zâyiâtımız 44 şehit, 70 yaralı ve 8 toptan ibârettir. 22 şehit ve 74 yaralıdan da bahsedilir. 8 toptan 6'sı sonradan tâmir edilmiştir. ) 18 Mart hücûmunun uğradığı bu âkıbet, karadan yardım görmedikçe donanmanın boğazı geçemeyeceğini meydana çıkarmış oldu. Bundan sonra boğaz bir daha denizden zorlanmadı ve deniz hücûmu ile karaya çıkış arasında 5 hafta geçmesi de, Türk'lere vakit kazandırdı. Kara savaşlarına hazırlık...Deniz hücûmunda uğradıkları başarısızlık i'tilâf devletlerini karadan taarruza geçmeye sevketti. Bunun üzerine, Akdeniz müttefik kuvvetleri baş kumandanlığına tâyin edilen Sir Ian Hamilton'un emrine verilmiş 75.000 kişilik bir ordu adalara yığılmaya başladı (umûmî karargâh Limni adasında Mondros limanı ). Bu ordu, Arı burnu cebhesine çıkartılacak Avusturalya Yeni Zelanda kolordusundan (General Birdwood), Sedd-ül bahir kesimine çıkartılacak İngiliz (General Hunter Weston) ve Fransız (General d'Amade, sonra General Gouraud ve onun yaralanmasını tâkiben General Bailloud) kuvvetlerinden oluşuyordu. Bunlara karşı takrîben 80.000 kişilik Türk kuvveti. 5. Ordu (5inci Ordû-yı Hümâyûn) adı altında toplanarak, 24 Mart'ta Alman Mareşali Liman von Sanders Paşa'nın (Limon Paşa) emrine verildi. Bu kuvvetlerin kumandanları şu zâtlar idi: Bolayır berzâhı civârındaki 5. ve 7. Fırkaların kumandanları Miralay van Sanderstern ve Remzi Beğ, Gelibolu yarım adası üzerindeki 9. Fırka kumandanı Kaymakam Sami Beğ; 19. Fırka (ordu ihtiyâtı olmak üzere, Bigalı civârında) kumandanı Kaymakam Mustafa Kemâl Beğ; 2. Fırka kumandanı Kaymakam Re'fet Beğ. Liman von Sanders bu kuvvetleri, her tarafa dağıtmak yerine, îcâbında derhâl harekete geçecek şekilde, toplu bulundurdu ve sâhile ancak ileri karakollar yerleştirdi. İ'tilâf seferî hey'eti baş kumandanlığı, i'tinâlı bir tetkikten sonra, iki cebhe üzerinden harekete geçmeye karar vermişti. 29. İngiliz Fırkası ve Fransız kuvvetleri yarım adanın güney ucunda 4 yerde karaya çıkacak, ilk hedef olarak, Alçı Tepe'yi alacak ve sonra Kilitbahir üzerine yürüyecekti. Kaba Tepe kuzeyine çıkartılacak Avustralya-Yeni Zelanda kuvvetleri de boğazın dar kısmına doğru kat'î bir hamle yapacaklardı. Bu kuvvetler çıkartılırlarken Beşike Limanı'nda ve Bolayır berzâhında şaşırtma hareketleri yapılacak ve Fransız kuvvetleri tarafından da Kum Kale civarında bir oyalama muhârebesi verilecekti. Kıyıda savaşlar...Çıkartma hareketleri: 25 Nisan 1915 sabahı erkenden başladı. Anadolu kıyısında Kum Kale'ye çıkarılan 3 Fransız müstemleke taburu oradaki bölük tarafından karşılandı. Fransız'lar, Kum Kale'yi ele geçirdiler ise de, Yenişehir'e doğru ilerleyemediler, gittikçe artan tazyik karşısında, 26/27 Nisan gecesi burayı terk edip, çekildiler ve karşı sâhile çıkarılmış bulunan esâs kuvvetlere katıldılar. Buradaki iki günlük çarpışmalarda Fransız'ların 780'i (778 *) telef olurken Türk'ler 1.750 şehit verdiler. Sedd-ül bahir kıyılarındaki çıkartma, sâhili delik deşik ettiği hâlde, Türk'lerin mâneviyatını sarsamayan şiddetli bir topçu ateşinden sonra, yapıldı. İlk gün Morto limanı kıyısına çıkan Fransız kuvvetleri ile Teke burnunun iki tarafına çıkarılan İngiliz müfrezeleri, oldukları yerden ileri gidemediler. Sedd-ül bahir'e gelen İngilizler, kale harâbeleri arasında gizlenen bir iki ağır makinalı tüfekle donatılmış Türk kuvvetleri tarafından karşılandılar ve akşama kadar 300 zâyiat verdikleri hâlde, bir adım ilerleyemediler. Batı'da Zığın-Dere civârına çıkarılan 2 tabur, acele yetişen Türk kuvvetlerinin baskısı ile, burayı terke mecbûr oldu. Arı burnu'nun hemen Güney'indeki koya çıkan düşman kolordusuna (Australian and New Zeeland Army Corps ) ilk harfleri ile, İngilizler tarafından ANZAC (Anzak) denilmiş ve bu cebheye de kendilerince aynı ad verilmiştir. İşte bu Anzak'lar 25 Nisan sabahı saat 04:20'de ilk kâfile olarak 1500 kişiyi karaya çıkardılar. Bu cebhedeki gözetleme postalarımız geri çekilmeye mecbûr kaldıklarından her ne kadar 27. Alay'ın yetişmesi ile, düşmanın ileri hareketi bir az geciktirilmiş ise de, vazîyet endîşe verici idi. Çünkü düşmanın 2500 kişilik öncü kuvveti, ardından da asıl kuvvetinin 4000 kişisi de karaya çıkmıştı. Bu kuvvete karşılık Türk birliği sâdece bir taburdan ibâretti. Bu tabur düşmanı oyalayarak mümkün olduğunca ağır geri çekilmeye başlamıştı. İşte o arada 19. Fırka kumandanı Kaymakam Mustafa Kemâl Beğ, taarruzu haber alınca, asıl tehlikenin nerede olduğunu derhâl kavradı. Emir beklemeksizin, ihtiyâtta bulunmasına rağmen, fırkasının yine de büyük kısmını Bigalı'da ihtiyâtta bırakarak, fırkanın 57nci Alayı ile birlikte düşmandan önce Conk Bayırı'na geldi. Koca-Çimen tepesi istikâmetinde hemen mukâbil harekete geçti ve düşmanı durdurdu. Bu davranış 57nci Alay'ın cebheye tam intikâli için gereken zamânı kazandırmıştı. Çıkartmadan sonraki savaşlar...Düşman 25 Nisan'da güney cebhesi olan Sedd-ül bahir'e biri Fransız, ikisi İngiliz olmak üzere 3 fırka ile (40.000 kişi) çıktı. Bu çıkartmayı 6 zırhlı, 4 kruvazör ve pek çok sayıda muhrib denizden top atışı ile desteklediler. Bu destek ile fırkalar 5 noktadan (Zığındere, Tekeburnu, Tekekoyu, Ertuğrulkoyu, Morto limanı) karaya çıktılar. Güney cebhesindeki Türk kuvvetleri 26ncı Alay'ın sâdece iki taburu, bir jandarma taburu, bir istihkâm bölüğü (toplam ve yaklaşık 3.000 kişi) ile 24 toptan ibâretti. Makinalı tüfeğimiz hiç yoktu. Bu kuvvet düşmanın insan yüklü birkaç şalopesini batırdı ve Ertuğrulkoyu'na yapılan ilk ihrâcı önledi. Düşmanın karaya çıkışından sonra ilk saftaki bölüğümüz en az 8-10 tabur düşmanla saatlerce boğuştuktan sonra geri çekildi. 26ncı Alay kumandanı Kaymakam Kadri Beğ ve onun bir avuç askeri o gün dillere destan bir kahramanlıkla düşmanı durdurmayı başardılar. Güney (Sedd-ül bahir) cebhesinde düşman ilk defa 26 Nisanda taarruza geçti ve zayıf kalmış ve yıpranmış olan savunma kuvvetlerimiz ilkin geri çekilmeye mecbûr oldu ise de, sonra bir karşı taarruz ile düşmanı püskürttü. 26 Nisan taarruzunda düşmanın 35-40 taburluk kuvvetine karşılık Türk'lerin sâdece 9 taburu vardı. 1 Mayıs'a kadar buraya gelen takviyelerle Türk kuvvetleri 19 tabura yükselmişti. Türk kuvvetleri 1/2 ve 3/4 Mayıs geceleri düşmanı denize dökmek üzere, karşı taarruzlar yaptılarsa da, geçen süre içinde takviye edilen ve donanmasının büyük yardımından faydalanan düşman, esâs mevzi'lerinden çıkartılamadı. Bunu 6 Mayısta başlayan ve 9 Mayısta sona eren İngiliz-Fransız taarruzları tâkib etti. Savunma durumumuz hiç elverişli değildi. Topçu kuvveti pek az olduğu gibi, tahkîm mâlzemesinin eksikliği esâslı savunma mevzi'leri hazırlamaya engel oluyordu. Geceleyin yapılan siperler, gündüzün donanma ateşi ile yıkılıyordu. Türk askeri açık arâzîde ve üç taraftan donanma ateşi altında, emsâlsiz bir savunma savaşı yaptı ve 3 gün süren taarruz, hedefine varamadan kırıldı. 15 Mayıs'ta ise Türk kuvvetleri bir karşı taarruz ile mühim bir tepeyi ele geçirdiler. 22 Mayıs'ta Fransız'lar sol cenâhımıza hücûm ettilerse de bu taarruz da kırıldı. Bu hücûmun bilançosu 2000 küsûr düşman telefâtına karşılık 43 şehit ve 427 yaralıdır. Düşman 4 ve 5 Haziran taarruzlarında takviyeli 5 fırka ile (65.000 kişi) 37 taburluk (25.000 kişi) Türk'lerin üzerlerine geldiler. Bu taarruzda 12.000 (düşman telefâtı 7.500, Türk kaybı 9.000 şehit *) şehit verdikse de taarruzu kırmayı başardık. İngiliz'lerle çarpıştığımız ve 28 Haziran'da başlayıp 5 Temmuz'da biten Zığındere savaşlarında da düşman taarruzları akâmete uğratıldı. Bu süre içinde de Türkler 14.000 zâyiât verdiler. 12/13 Temmuz günlerinde Kerevizdere mevki'inde 2 Fransız ve 1 İngiliz fırkasının savletleri de kırılarak başarısızlığa uğratıldı. Bu vuruşmada düşmanın 3.840 telefâtına karşılık Türkler 9.822 zâyiât verdiler. Düşman 6 Ağustos'ta başlayıp, 8 gün süren diğer bir taarruzundan da sonuç alamadı. Bundan sonra Güney cebhesinde siper savaşları devâm etti. Cebhenin Doğu kısmında bulunan Fransız kuvvetleri Kereviz Dere'yi aşamadıkları gibi, bunların solundaki İngiliz kuvvetleri, seferin sonuna kadar, Alçı Tepe'ye ve sâhilden 4 km. içerideki Kirte köyüne bile varamadılar. Güney cebhesi, Vehib Paşa'nın (Es'ad Paşa'nın kardeşi) kumandası altında idi. Bu cebheye bir müddet Weber Paşa da kumanda etmiştir. Bu Güney grubu savaşları aralıksız 236 gün sürmüştür. Kuzey cebhesinde (ki bu cebhede evvelce Es'ad Paşa, daha sonra Ali Rıza Beğ 'Paşa' kumandanlık etmiştir) karaya çıkan kolordunun ilk kademesi, 25 Nisan sabahı, harp târîhimizde Kemal Yeri adı ile anılan mevki'e kadar ilerlemiş ve ertesi gün taarruza geçmişti. 27 Nisan'da bir cebel bataryasının korumasındaki yaklaşık 4500 kişilik Türk kuvvetleri 12.000 kişilik Avustralya fırkasına, karşı taarruz yapmıştı. 28 Nisan'da düşmanın mukâbelesi tâkip etmişti. İki taraf da, bu kanlı savaşlarda bir kaç yüz metre ilerlemekten başka bir şey yapamadılar. 2 Mayıs'ta karşılıklı yapılan taarruzlar da bir netice vermedi. Kumandanlık önce Arı burnu'ndaki düşmanı tamâmen etkisiz hâle getirdikten sonra ağırlığı güney cebhesine kaydırma karârı aldı. Mareşal von Sanders Istanbul'dan yeni gelen 2nci Fırka ile 42.000 mevcutlu bir Türk kuvvetini 18/19 Mayıs gecesinde taarruza sevketti ise de, dar sâhil şeridi üzerinde tutunan Anzak kuvvetleri, denize dökülmemek için, şiddetli bir savunma yaptılar. Bu taarruzda Türk zâyiatı 10.000'i (3.000 şehit, 6.000 yaralı *) aşıyordu. Bundan sonra bu cebhede de siper muhârebeleri devâm etti. Düşman başkumandanlığı, bir netîce alabilmek için, büyük takviyeler getirtip, bunların bir kısmını Arı burnu cebhesine çıkararak, yarımadanın kilit noktası olan Koca Çimen tepesine taarruz etti; diğer kısmını da Türk'leri arkadan çevirmek maksadı ile daha kuzeyde Suvla limanı sâhillerine çıkardı. Bu arada Güney cebhesinde başarılı olamayacaklarını anlayan İngiliz'ler ve Fransız'lar, birliklerinin ağırlıklarını Anafartalar'a nakletmişler ve üçüncü bir cebhe açmışlardı. Böylece gizlice 17.800 kişi ile takviye edilen İngiliz ordusu, 6 Ağustos'ta, Anzak cebhesinin Güney ucunda (Kanlı Sırt) taarruza başladı; Taarruz, 6/7 Ağustos gecesi, hedefi Koca Çimen olmak üzere, daha Kuzey'e yayıldı. Aynı gece, General Stopford emrine verilmiş olan 9. İngiliz kolordusunun Anafartalar kıyısında (Suvla limanı ve civârı) ihrâca başladığı haberi geldi. 4 gün süren Koca Çimen taarruzu, Miralay Mustafa Kemâl Beğ'in kumandasındaki kuvvetler ile, Conk bayırında durduruldu ve 9 Ağustos akşamı bizzat bu cebheye gelen kumandan, ertesi sabah, topçu desteği olmaksızın iki yandan yaptırdığı süngü hücûmu ile düşmanı geriye attı. Bu savaşta İngiliz'lerin 12.000 telefâtına karşılık biz 18.000 şehit verdik. Anafartalar önünde açılan yeni cebheye gelince, 6 Ağustos gecesi 20 tabur (13.000 kişi) 24 toptan oluşan İngiliz birlikleri üç noktadan karaya çıktılar. 7 Ağustos günü İngiliz kuvvetlerinin toplamı 26.750 kişiyi bulmuştu. Buna karşılık burayı tutan 2,5 taburluk Türk kuvveti, düzenli bir şekilde adım adım güneyde Ismailoğlu tepesi ile kuzeyde Kireç Tepe'ye çekilmiş ve Bolayır civârındaki 2 fırkamız da, cebrî yürüyüşle, cebheye yetişmişti. Düşman kuvvetleri, karşıdaki tepeleri tutmak üzere, derhâl harekete geçecekleri yerde, sâhile yapışıp kalmışlardı. 8/9 Ağustos gecesi Mustafa Kemâl Beğ, bütün Anafartalar grubu kumandanlığına tâyin edildi ve ertesi sabah yaptığı karşı taarruz ile, düşmanı olduğu yere mıhladı. 12 Ağustos'ta yeni ihrâc edilen 54üncü düşman fırkasının yaptığı taarruz da bir sunuç vermedi. Üstelik fırkanın 1inci Alay'ı da esîr edildi. 21-22 Ağustos'ta General Hamilton'un yönetiminde yapılan takviyeli taarruzda da başarılı olunamadı. Bu taarruzda 7.500 İngiliz telefâtına karşılık Türk'ler 3.300 şehit verdiler. Bundan sonra çıkarma kuvvetlerinin bütün hücûmları neticesiz kaldı. General Stopford azledildi. Artık Anafartalar cebhesinde de siper savaşları sürüp gitti. Düşman kuvvetleri, kıyıdan itibâren, en fazla 4 km. ilerleyebilmişlerdi. Arı burnu'nda ise, düşmanın ileri siperleri kıyıdan ancak 1 km. içeride idi. Anafartalar cebhesi kumandanlığında bir aralık vekâleten Fevzi Paşa (Mareşal Fevzi Çakmak) da bulunmuştur. Bu kuzey grubu savaşları aralıksız 136 gün sürmüştür. Son safhalar ve düşmanın çekiImesi...Çanakkale savaşlarının son safhası, bâzen birbirinin çok yakınında, hemen hemen oldukları yerlere mıhlanmış siperlerde karşı karşıya duran kuvvetler arasında yapılan mevzi' çarpışmaları şeklinde oldu. Her iki taraf da büyük mahrûmîyet ve meşakkatler içinde ve kahramanca dövüştüler. Ekim ayı ortalarında i'tilâf kuvvetleri başkumandanlığına getirilen Sir Charles Monro tahliye fikrinde idi. Kasım ayında cebheyi ziyârete gelen İngiltere harbiye nâzırı Lord Kitchener de bundan başka bir çâre bulunmadığı hükmüne vardı. Tahliye işi, çıkartma işine göre, başarıyla ve kayıpsız uygulandı.1915 bahârında parlak ümitlerle ayak bastıkları, fakat elîm başarısızlıklara uğradıkları Gelibolu yarımadası üzerindeki düşman kuvvetleri, 19/20 Aralık 1915 gecesi Anafartalar ve Arı burnu cebhesinden, 8/9 Ocak 1916 gecesi de Sedd-ül bahir'den çekilip gittiler. Deniz hareketleri...Savaşların devâmı sırasında kayda değer bâzı deniz hareketleri olmuştur. 12/13 Mayıs gecesi Yüzbaşı Ayasofyalı Ahmed Beğ'in idâre ettiği Mukâvemet-i Millîye muhribi boğazdan çıkıp, Goliath İngiliz zırhlısını torpil ile batırarak, bu geminin cebhenin Güney yanına ateş etmesini önlemişti. Akdeniz 'e giren Alman denizaltı gemilerinin 25 Mayısta Triumph ve 27 Mayıs'ta Majestic (her ikisi İngilizlere âittir) harp gemilerini batırması, i'tilâf donanmasının Mondros limanına kapanıp kalmasına sebeb oldu. Böylece harp gemilerinin askerî hareketlere yardımı da azalmış oldu. Yine sefer sırasında, 8 düşman denizaltı gemisi tahrîb edildi. Almanlar, Çanakkale seferine, teknisyen ve mütehassıs olarak, 500-600 kişi ve denizaltıları ile Balkan yolu açıldıktan sonra da, silâh ve cephâne göndererek yardım ettiler. Sonuç...Çanakkale seferinde i'tilâf devletlerinin uğradıkları başarısızlığın sebepleri araştırılırken, harekâtın iyi hesaplanarak hazırlanmamış olması, kara ve deniz kuvvetlerinin istedikleri kadar cephâne bulamaması, kumandanların çoğunun tecrübesizliği ve bir kısım kuvvetlerin görgüsüzlüğü, taarruzun baskın özelliğini kaybetmiş bulunması, arâzînin tanınmaması v.b. ileri sürülmekte ise de, en ağır basan sebeb, şübhesiz ki, Türk askerinin savunma alanındaki emsâlsiz kâbilîyeti ve Türk kuvvetlerinin pek mükemmel idâre edilmiş bulunması olmuştur. Düşmanlar yakın târîhteki hâdiselere bakarak, Türk'lerin ciddî bir direniş gösteremeyeceklerini zannetmişler ve bu, kendileri için, yanlış ve tehlikeli bir hesâb olmuştur. Seferin devâmı boyunca Türk'ler, mevzi' tutmak husûsunda, fevkalâde cesâret göstererek, düşmanlarının haklı takdîrini kazandılar ve bütün savaş süresince değerli ve mert bir hasım olduklarını isbât ettiler. Türk askerlerinin gösterdiği başarının anlamını iyi anlamak için, kendilerinin çok zayıf bir topçu ile desteklendiklerini, cephânelerinin az ve kötü olduğunu ve Balkan yolunun kapalı bulunması yüzünden, Almanya'dan gelecek mâlzeme yardımından da, harbin son safhalarına kadar, yararlanamadıklarını hatırlamak yerinde olur. Türkiye hizmetinde bulunan L. von Sanders (Fünf Jahre Türkei, s. 97 v.d.) "İstîlâ ordusunun gerisinde bütün Dünyâ kaynakları açık bulunduğu hâlde, Türk'ler harp mâlzemesi bulabilmek için İngiliz'lerden ganîmet almayı bekliyorlardı. Kum torbaları çok azdı. Kıt'alara bu maksatla çuval gönderildiği zaman, askerler bunu elbiselerini yamamak için kullanıyorlardı" demektedir. General C. F. Aspinall-Oglander (Büyük Harbin Târîhi - Çanakkale, II, 471; 'Türkçe'ye tercümesi, M. Hulûsî, Istanbul, 1940') von Sanders 'in çabuk karar vermek, cesâret ve soğuk kanlılık göstermek sûretiyle savaşların mukadderâtı üzerindeki müsbet rolünü anlatırken, o zaman bir fırka kumandanlığında bulunan Mustafa Kemâl'den de bahsederek, 25 Nisan'da Anzak kuvvetlerinin hedeflerini zabta muvaffak olmayışının, 9 Ağustos'ta Anafartalar cebhesine çıkartılan kuvvetlerin durdurulmasının, Conk bayırında parlak bir taarruzla Avustralya-Yeni Zelanda kuvvetlerinin kat'î olarak önlenmesinin doğrudan doğruya bu kumandanın eseri olduğunu söyler. İ'tilâf devletleri Çanakkale'ye evvelâ nisbeten küçük kuvvetler göndermişler, sonra bunların miktarını hemen hemen 500.000'e kadar arttırmışlardır (400.000 İngiliz, 79.000 Fransız ). İngiliz'lerin zâyiâtı 205.000 (115.000 ölü, yaralı, esir ve kayıp; 90.000 memlekete gönderilen hasta), Fransız'larınki ise, 47.000'dir. Türk'lerin zâyiâtı, şehit, yaralı ve hasta olmak üzere, 252.300'e bâliğ olmuştur. |
1 ek Seddülbahir Cephesi![]() Seddülbahir Cephesi, Çanakkale Savaşı'nın bir parçası olan Seddülbahir Çıkarması, 25 Nisan 1915 tarihinde Seddülbahir bölgesine beş ayrı noktadan yapılmıştır. Her iki tarafın da ağır kayıpları ile sonuçlanan saldırılar yapılmıştır. Sonuç olarak Haziran ayının sonlarında Osmanlı güçleri ilerlemeyi durdurmuş ve çıkarma başarısız olmuştur, daha sonra bu bölgede savaşın sonuna kadar kısıtlı ve etkisiz siper çatışmaları devam etmiştir. Savaş öncesiGelibolu Harekatı için General Sır Ian Hamilton emrine verilen kuvvetler, 75 bin kişilik bir kuvvettir. Bu kuvveti oluşturan unsurlar şu şekildedir.
Türk savunma düzeniGelibolu Yarımadası ve Çanakkale Boğazı’nın Anadolu yakasının savunmasından sorumlu 5. Ordu Komutanı Mareşal Liman Von Sanders, emrindeki kolordulardan 3. Kolordu’yu Gelibolu Yarımadası’nda, 15. Kolordu’yu ise Çanakkale Boğazı’nın Anadolu yakasında tertiplenmiştir. 3. Kolordu’nun 5. ve 7. Tümenleri Saros Körfezi kıyılarında, (yarımadanın en dar kesiminde) 9. Tümen’ini ise Gelibolu Yarımadası’nın en güney bölgesinde konuşlandırmıştı. 5. Ordu ihtiyatındaki 19. Tümen ise Gelibolu Yarımadasının orta kesiminde tutulmaktadır. Gelibolu yarımadası’nın güney kesimi, Albay Halil Sami Bey komutasındaki 9. Tümen’in görev bölgesidir. Bu bölüm, Yarımadanın kuzey-batı sahilindeki -Arıburnu’nun kuzeyindeki- Azmakdere’den başlayıp güney-doğudaki morto Koyu’nun doğusundaki Eskihisarlık sırtlarına uzanıyordu. Burada Çanakkale Müstahkem Mevkii Komutanlığı’nın Rumeli yakasındaki topçu kanadına dayanıyordu. 9. Tümen’in sorumlu olduğu kıyı şeridi yaklaşık 35 km. uzunluktadır. 9. Tümen Komutanı Albay Halil Sami Bey, Mareşal Liman Von Sanders’in talimatı gereği birliklerinin ağırlıklı bölümünü derinlikte tutmaktadır. Sorumluluk bölgesinin kuzey kesimine ayrılan birlik, Yarbay Şefik Bey'in komutasındaki 27. Alay'dır. Alay'ın ikinci taburu Azmaktepe - Çamtepe arasındaki 12 km.lik kıyı şeridine yayılmıştır. Alay'in diğer iki taburu ise Eceabat batısındaki zeytinliklerde, ihtiyat olarak tutulmaktadır. Alay'ın dört tüfekli bir ağır makineli tüfek bölüğü bulunmaktadır. 2. Tabur, üç bölüğünü kıyılara yerleştirmiş bir bölüğünü de Kabatepe'nin 1,5 km. doğusuna ihtiyata almıştı. Alay komutanının Kabatepe'ye özel bir önem verdiği ortadadır. Öncelikle bu tepenin hemen kuzeyinde 1 km. genişlikte, çıkarma için çok uygun bir kumsal bulunmaktadır. Bu kumsala yapılacak çıkarma, tehlikeli derinlikte yelpaze gibi açılma olanaklarına sahipti. İlk adımda Topçular sırtı - Palamutluk sırtı'na yerleşen düşman kuvvetleri buradan, Kocaçimen Tepesi, Maltepe, Kilitbahir, Alçıtepe batısı gibi değişik yönlerde geliştirilebilirdi. Tümenin Binbaşı Kadri Bey komutasındaki 26. Alay’ını Seddülbahir bölgesinde konuşlanmıştır. Görev alanı Çamtepe'den Kerevizdere'ye kadar uzanan, yarım daire şeklinde, Yarımada'nın burun kesimiydi. 9. Tümen’in 26. Alay’ı Seddülbahir bölgesindedir. Alay’ın 1. Taburu Kumtepe bölgesinde, Binbaşı Mahmut Sabri Bey komutasındaki 3. Taburu’nun 10. Bölüğü Ertuğrul Koyu’nda, 12. Bölüğü ise Teke Koyu’nda mevzi almıştır. Tümenin diğer alayı olan 25. Alay geride bulunmaktadır. Ancak Müttefikler, Seddülbahir bölgesinde bir tümen kadar Türk kuvveti olduğunu kabul etmektedirler. Çıkartma öncesinde yapılan gözlemler esasen bölgedeki Türk kuvvetleri hakkında hemen hemen hiçbir bilgi sağlamamıştı. Mareşal Liman Von Sanders’in, gündüzleri kıtaların ortalıkta görünmemesi yönündeki emrine kesin olarak uyulmuştu. Çıkartma sonrasında sorgulanan Türk esirleri de bölgedeki birliğin 9. Türk Tümeni olduğu bilgisini vermişlerdir. Müttefik çıkartma planıGeneral Hamilton Seddülbahir Cephesi çıkartmaları için Seddülbahir bölgesinde beş ayrı kumsal belirlemişti. Bu bölgedeki kumsalların dar olması nedeniyle beş ayrı noktadan çıkartma yapmak zorunlu olmuştur.
Beş çıkartma kumsalından merkezdeki üçü (İkiz Koyu, Teke Koyu ve Ertuğrul Koyu), ana çıkartma bölgesi olarak düşünülmüştür. Bu kumsallara, 29. İngiliz Tümeni’nin General S.H. Hare komutasındaki 86. Tugayı, asıl örtü kuvveti olarak çıkacaktır. Bu koyların her iki yanındaki Zığındere ve Hisarlık çıkartmaları, merkezdeki saha darlığı nedeniyle gerekli görülmüştür. Bu koylardaki çıkartma unsurları, merkez bölümün kendi hizalarına kadar ilerleyene kadar konumlarını koruyacaklar, bundan sonra ileri harekata katılacaklardır. ÇıkartmalarZığındere Koyu çıkartmasıİngiliz 29. Tümeni'ne bağlı iki tabur ve bir bölükten oluşan örtü kuvvetlerince gerçekleştirilen çıkartma, baskın tarzında, hiçbir hazırlık ateşi açılmadan başlatılmıştır. Kumsal, bir amfibi harekata elverişli olmadığı için, bölgede çıkartmayı karşılayacak bir Türk kuvveti bulunmamaktaydı. Çıkartmanın öğrenilmesinden sonra bölgeye intikal eden Türk birliklerinin gece boyu süren inatçı taarruzları sonucunda, 26 Nisan 1915 sabahı,siperm üretimine başlanmıştır ve Müttefik kuvvetler sahili tahliye etmişlerdir. Pınariçi Koyu çıkartmasıSeddülbahir'in batı kıyısında kalan küçük bir koydur. İngilizler bu küçük koydaki kumsala Y kumsalı adını vermiştir. Kıyı burada yüksek ve çok diktir. Bu yüzden buraya bir çıkarma yapılacağı düşünülmemiş, bu küçük koy ve kumsal tutulmamıştır. Bu sürpriz çıkarma Genaral Hamilton'nun fikriyle plana eklenmiştir. İkiz Koyu çıkartmasıİkiz Koyu’nu Türk 2. Taburu’nun 6. Bölüğü savunmaktadır. Taburun diğer bölükleri derinlikte ihtiyatta tutulmaktadır. Geniş bir alana yayılmış olan 6. Bölük’ün çıkartma kumsalında (kumsal, 180 m. genişliğinde bir sahildir) bir manga gücünde unsuru bulunmaktadır. Birleşik Donanma’nın ateşinin ardından saat 06:00’da başlayan çıkartmayı ateşle karşılayıp geri çekilmişlerdir. Saat 07:30 dolaylarında ikinci dalgayı oluşturan iki İngiliz taburu çıkartılmıştır. Çıkartmanın ilk saatlerinde İngiliz birlikleri hiç kayıp vermemişler, sahilin hemen gerisindeki alçak tepeyi kontrol altına almışlardı. Saat 08:15 de 26. Alay’dan Ertuğrul ya da Teke Koyu için 3. Tabur emrine gönderilen Türk 7. Bölük’ü İkiz Koyu’ndaki çıkartmayı görmüş ve bölük komutanının inisiyatifiyle taarruza geçmiştir. Bu taarruzun yarattığı şaşkınlık ve belirsizlik durumu, İngiliz taburlarının koyun merkez bölümünde ileri harekatlarını gün boyu durdurmalarına yol açmıştır. Ancak çıkartma sahasının güney kesiminde kayda değer bir Türk direnişi yoktur. İngiliz 29. Tümen Komutanı General Hunter Weston, Ertuğrul Koyu ve Teke Koyu’na çıkartılması planlanmış olan dört taburlu 88. Tugay’ı, çok daha zayıf direnç görülen İkizkoyu’na kaydırmıştır. İkiz Koyu’nun güney kesiminde ileri çıkan İngiliz taburları saat 11:00 dolaylarında Karacaoğlan Tepesini ele geçirmişlerdir. Karacaoğlan Tepesi’nin düşmesi, Teke Koyu’nu savunan 12. Alay’ın sağ kanadını, dolayısıyla 3. Tabur’un kuzey kanadını tehdit etmektedir. 3. Türk Taburu, sağ kanadını geri alarak savunmayı sürdürmüştür. Teke Koyu çıkartmasıTeke Koyu, 300 m.den biraz daha uzun bir kumsaldır. İngiliz çıkarma planına göre bu sahile ilk kademede bir tabur çıkarılacaktı. Sahil, ikinci kademede çıkarılacak olan bir alay kadar kuvvetle takviye edilecek ve bu kuvveler yakındaki Karacaoğlantepe ve özellikle Aytepe'yi işgal ederek Ertuğrul Koyu'na sarkacaktı. Bu kumsalı 3. Türk Taburu'nun 12. Bölük'ü savunmaktadır. Hazırlık ateşi ardından kumsala çıkartılan bir İngiliz taburuna yönelen savunma ateşi, diğer koylardaki kadar etkili olmamıştı. Çıkartma örtü kuvvetleri komutanı General Hare'nin sahilin etrafına topladığı askerlerle sahilin daha az korunan yan tarafına çıkmasıyla Türk direnişi geri çekilmek zorunda kalmıştır. İlk hat Türk siperlerinin düşmesi sırasında General Hare, ağır biçimde yaralanmıştı. Geri hatta çekilerek direnmeyi sürdüren Türk piyadesi, bu kumsaldaki İngiliz ileri hareketini durdurmuştur. Ertuğrul Koyu çıkartmasıGeneral Sır Ian Hamilton birincil öncelikli gördüğü Ertuğrul Koyundaki çıkartmada ilginç bir yöntem denemiştir. Mevcut çıkartma araçlarının kapasitesi üstünde asker çıkarabilmek için River Clyde adlı kömür nakliye gemisi kumsalda karaya oturtulacak, gemide iki tabur gücünde, yaklaşık iki bin mevcutlu bir İngiliz birliği önceden hazırlanmış dubalardan sahile çıkartılacaktır. İki saate yakın bir süre hazırlık ateşinde donanma, 4.650 top mermisi kullanmıştır. Hazırlık ateşi ardından İngiliz 29. Tümeni’ne bağlı taburun İrlandalı askerlerini taşıyan filikalar ve River Clyde sahile yaklaşmaya başlamıştır. River Clyde, karaya vurduğunda filikalar da sahile 20 m. kadar yaklaşmışlardı. O ana kadar beklemiş olan Türk piyadesi bir anda filikalara ateş açmıştır. Bu ateş kasırgasında bazı filikalar, içlerindeki herkesin ölmüş olması sonucu akıntıya kapıldılar. River Clyde’da köprülerin kurulmasıyla kapaklar açılmış ve İngiliz askerleri bu köprü üzerinden koşarak kıyıya çıkmaya başlamıştır. Ancak Türk tarafının ateşi bu yöne çevirmesiyle hiçbiri sahile ulaşamamıştı. Aşırı kayıp ve çıkan kargaşalık nedeniyle askerin tahliyesi durdurulmuş, bu iş akşam karanlığının çökmesine ertelenmiştir. Saat 09:30 dolaylarında Ertuğrul Koyu’ndaki ilk dalga çıkartma tümüyle durmuştur. Sahilde 200 kadar askeri kalmış olan İrlanda Taburu’nun kayıpları yüzde yetmiş dolaylarındadır. Hemen hemen tüm subayları vurulmuştur. Bir İngiliz pilotu, Ertuğrul Koyu boyunca denizin, 50 m. açığa kadar kan kırmızısına dönüştüğünü rapor etmiştir. Hisarlık Koyu çıkartmasıBu bölgede bir İngiliz taburu saat 06:30 dolaylarında, 45 dk. süren hazırlık ateşi ardından sahile çıkmıştır. Otuz kişilik bir Türk savunma unsuru, bir süre sahili sabitlemeyi başarmıştır. Ancak kanat açığından ilerleyen bir İngiliz bölüğü yüzünden geri çekilmek zorunda kalmışlardır. Takviye olarak gönderilen Türk 2. Tabur’unun 8. Bölük’ü derhal taarruza geçmiştir ve İngiliz birliklerinin ilerlemesi durdurulmuştur. Diğer çıkartma koylarında olduğu gibi burada da çıkartmanın ilk dalgasının yoğun ateş karşısında sahile takılıp kalması ardından İngiliz deniz topçusunun yoğun ateşi Türk mevzilerine yönelmiştir. 25 Nisan akşamıSeddülbahir bölgesine ilk çıkan birlik İngiliz 9. Tümeni’dir. Ardından 1. Fransız Tümeni, 1. İngiliz Deniz Piyade Tümeni ve 1. Hint Tugayı çıkartmaya katılacaklardır. Bu ikinci kademede çıkartma yapacak birliklerden 1. Fransız Tümeni, Seddülbahir bölgesinde çıkartma başladığı sırada Beşige bölgesindeki yanıltıcı manevralarda görev almıştır. Öğleye doğru sis bastırmasından yararlanarak Seddülbahir açıklarına intikal etmiş ancak 25 Nisan 1915 akşamına kadar sahillerde yeterli derinlik elde edilemediği için gemilerde bekletilmiştir. 1. İngiliz Deniz Piyade Tümeni ise Saros Körfezi’ndeki yanıltma manevraları ardından bölgeye intikal etmiş, ancak 28 Eylül 1915 sabahı sahile çıkmaya başlamıştır. Keza donanmanın diğer bölgelerde yanıltıcı hazırlık ateşiyle görevlendirilen unsurları da, çıkartmanın ikinci günü bölgeye intikal etmiştir. Böylece Seddülbahir bölgesinde, donanmanın yüzde sekseni görev almıştır. Çıkartmanın ilk günü Seddülbahir Cephesi’ni tutan Türk kuvveti, Albay Halil Sami Bey’in 9. Tümen'inin iki taburlu 26. Alay’ı idi. Ancak Anzak Kolordusunun örtü kuvvetlerinin karaya çıkmaya başladığı Arıburnu bölgesi de 9. Tümen'in görev bölgesidir. Albay Halil Sami Bey, ihtiyatta tuttuğu 27. Alay'ın iki taburunu Arıburnu bölgesine göndermek zorundaydı. Emrindeki 9. Tümen’in ihtiyattaki 25. Alay’ını Seddülbahir cephesine sevk etmiştir. Bu Alay’ın 3. Tabur’u Zığındere Koyu’nda taarruza geçmişti, diğer iki taburu ise 25 Nisan akşamı bölgeye ulaşabilmişlerdir. Böylece 25 Nisan akşamı Seddülbahir Cephesi’nde 12 İngiliz taburuna karşı 5 Türk taburu mevzi almıştır. Ancak çıkartmanın başladığı sabah saatlerinden itibaren bölgede çatışmalara katılmış bulunan iki tabur, mevcutlarının yarısını kaybetmişti, bu yüzden Seddülbahir Cephesi'ndeki Türk kuvvetleri dört tabur gücünde bir kuvvettir. Cepheye ulaşan takviyelerle Türk tarafı üç bölgede gece taarruzuna kalkışmıştır. Hisarlık, artık birleşmiş olan Ertuğrul Koyu-Teke Koyu-İkiz Koyu ve Zığındere. İlk iki bölgede Türk tarafı istediği sonuca ulaşamamıştır. Ama Zığındere’deki taarruz daha başarılı gelişmiştir ve çıkartmanın ertesi günü Müttefikler, donanma ateşinin desteğinde Zığındere’yi tahliye etmişlerdir. Çıkartmanın ilk günü akşamında Müttefik kuvvetler Seddülbahir Cephesi'nde çıkartma yapılan beş kumsalda köprübaşı oluşturmayı başarmışlardır. Bu kumsallardan Zığındere'deki köprübaşı, gece boyunca sürecek olan Türk karşı taarruzları sonucu ertesi gün tahliye edilecektir. Diğer dört kumsaldaki köprübaşları son derece dar bir alanda kalmıştır ve General Sır Ian Hamilton'un planladığı Fransız Tümeni'ni karaya çıkartma işi, sahildeki dar alan nedeniyle gerçekleşememiş, tümen gece boyu gemilerde bekletilmek zorunda kalmıştır. İngiliz 29. Tümeni, sahilde yerleşmiştir, çıkartma harekatı başarılıdır. Ancak ilk günün hedefi bu değildi. General Hamilton, çıkartmanın ilk gününde, savunmadaki Türk kuvvetlerinin atılarak Alçıtepe yükseltisinin ele geçirilmesini planlamıştı. Öte yandan İngiliz birlikleri hiç hesapta olmayan bir direnmeyle karşılaşmışlar, özellikle subay kayıpları nedeniyle yıkıma uğramışlardır. Dar bir sahil kesiminde tıkanıp kalınması, gece yapılan Türk taarruzları, çıkartma birliklerinin sahildeki durumu açısından son derece kritik bir durum yaratmıştır. Müttefik kuvvetler açısından sahildeki durumun izleyen günde korunabileceği bir hayli kuşkuludur. Türk tarafı ise aynı şekilde kritik bir durumdadır. Takviye kuvvetlerin gecikeceği ortadadır. Ateş hattındaki Türk subayları açısından tüm sorun takviye edilmeleridir. Takviye edilirlerse İngiliz birliklerini kıyılardan atmalarının kesin olduğu düşüncesindedirler. Bir Türk subayının yazılı mesajı şöyledir. "Yüzbaşım, ya takviye kıtalar gönderir düşmanı denize dökersiniz, yahut ki, bu yeri boşaltırız. Çünkü bu gece daha çok asker çıkartacakları muhakkaktır. Yaralıları nakletmek için doktor gönderiniz. Aman yüzbaşım, Allah aşkına bana takviye kuvveti gönderiniz. Çünkü, karaya yüzlerle asker döküyorlar. Çabuk, nelerle karşılaşacağız yüzbaşım, bilemem". Bu bir yakarıştır, umutsuzluk değildir. 26 Nisan muharebeleriÇıkartmanın ikinci günü olan 26 Nisan günü Ertuğrul Koyu’nda River Clyde’den sahile çıkan Hampshire Taburu sabahın erken saatlerinde taarruza başlamıştır. Seddülbahir Köyü’nün yıkıntıları arasında dört saat kadar süren sokak çatışmalarında Hampshire Taburu karşısında kırk kadar Türk askeri vardır. Birçoğu yıkıntılar arasında gizlenmiş, İngiliz askerleri ilerledikten sonra ortaya çıkıp ateş açmışlardır. Seddülbahir Köyü’nün işgali ardından İngiliz birlikleri koya hakim tepelere saldırmışlar, bu tepeleri ele geçirmişlerdir. Bu tepenin elden çıkması üzerine Türk birlikleri saat 14:30 da 3 km. gerideki Alçıtepe – Kirte Köyü hattına çekilmeye başlamışlardır. Gün içindeki taarruz ve Türk tarafının karşı taarruzları karşısında İngiliz askerleri keşif görevi yapamayacak denli yorgundurlar. Gece cepheden 1,5 km. kadar ilerleyen keşif birlikleri her ne kadar Türk birliklerine rastlamamışlarsa da Türklerin cepheyi geriye çektikleri saptanamamıştır. Hem çekilmenin saptanamamış olmasından hem de birliklerin aşırı derecede yorgun durumda olmasından İngiliz birlikleri çekilen Türk birliklerini yakın takibe geçmemiştir. Karadaki İngiliz askerleri ve komutanları, geceleyin bir Türk taarruz olacağını beklemektedirler. Tüm geceyi son derece gergin bir halde geçirdiler. Ancak Türkler, gece taarruzuna girişmediler. Gün içindeki kayıplar sonucu 26 Nisan gecesi, Arıburnu Cephesi’nde olduğu gibi sakin geçti. Seddülbahir Cephesi’ndeki Müttefik kuvvetlerinin 26 Nisan gecesi aldıkları emir, siper kazarak savunma düzeni almak, Türk taarruzlarını püskürtmek ve kesinlikle geri çekilmemektir. İzleyen günde karaya taze kuvvetler çıkarılacak (Fransız tugayları) ve ileri harekata ancak bu durumda devam edilecektir. 27 Nisan 1915 muharebeleriİngiliz 29. Tümen Komutanı General Hunter Weston, 27 Nisan sabahı Alçıtepe yönünde taarruza karar vermişti. Ancak 26 Nisan akşamı, Fransız Doğu Seferi Tugay'ının cepheye intikalinin ancak öğlene doğru sağlanabileceğini öğrenince taarruzu öğlene ertelemeyi uygun bulmuştu. 27 Nisan sabahı ise söz konusu birliklerin karaya çıkışının gecikeceği ortaya çıkmıştır. Bu nedenle harekat, 28 Nisan 1915 sabahına ertelenmiştir. General Hunter Weston, 27 Nisan için, ertelenen Alçıtepe taarruzu yerine sol kanadını ve merkez bölümünü ileri çıkartacak bir kısmi taarruza karar verdi. Amaç hem bir sonraki gün girişilecek taarruz için daha uygun bir pozisyon yaratmak hem de Hisarlık bölgesindeki çıkartma kuvvetleriyle temas kurmaktır. Türk kuvvetlerinin zaten tahliye etmiş oldukları bu bölgedeki ileri harekat, saat 16:00’da başlamıştı. Harekat sırasında kayda değer bir çatışma olmamıştır. Bazı Türk askerlerinin ölü gibi yattıkları, İngiliz birlikleri ilerleyip geçince ateş açtıkları kayıtlara geçmiştir. İngiliz birliklerinden bazılarının savaş ceridelerinde bu askerlerin ölümü umursamadıkları, ölmeden önce bir hayli düşman öldürmeyi amaçladıkları yazmaktadır. Harekat sonunda (saat 17:30) sahilden içerlere doğru ilerlenmiş ve Zığındere - Hisarlık hattı birleşmiştir. İngiliz ve Fransızlar, 27 Nisan gece yarısına kadar yeni cephe hattından siperler kazmışlardı. Türk tarafı bir gece taarruzuna girişmedi. Gece boyu İngiliz ve Fransız siperlerine tek tük ateş açılmıştır. Müttefikler, büyük miktarda cephane harcamakla bu ateşlere karşılık verdiler. Birinci Kirte MuharebesiSeddülbahir bölgesine çıkan Müttefik kuvvetlerce, Alçıtepe yükseltisinin ele geçirilmesi amacıyla girişilen genel taarruzdur. 28 Nisan 1915 sabahı İngiliz ve Fransız birliklerince girişilen taarruz, ilerleme kaydetmişti. Saat 15:00 dolaylarında cepheye intikal eden 7. Türk Tümeni'nin 19. Alay'ının iki taburu, alay komutanı Yarbay Sabri Bey komutasında karşı taarruza geçmiş ve İngiliz ve Fransız birliklerinin taarruz çıkış hatlarına çekilmesine neden olmuştur. 1 Mayıs 1915 Türk taarruzlarıMareşal Liman Von Sanders, müttefiklerin başarısız İkinci Kerevizdere Taarruzu’ndan hemen sonra, yeni takviyeler almalarından önce taarruz etmeyi planlamaktadır. Gerçekten de İngiliz Savaş Bakanı Lord Kitchener de Mısır’daki 42. İngiliz Tümeni ile Gurkalardan oluşan bir Hint Tugayının Çanakkale Cephesine hareket etmesi emrini vermiştir. Ayrıca Fransa’dan bir tümen yola çıkmak için hazırlanmaktadır. Liman Von Sanders, sadece Seddülbahir Cephesi’nde değil, aynı zamanda Arıburnu Cephesi’nde de taarruza karar vermiştir. Arıburnu Cephesi’nde 1 Mayıs taarruzları sabahın erken saatlerinde başlamıştı. Seddülbahir Cephesi’nde ise gece taarruzu olarak uygulanmıştır. Taarruzun Seddülbahir Cephesi’nde gece saatlerine alınmasında amaç, Birleşik Donanma’nın destek atışından sakınmaktır. Arıburnu Cephesi’de donanma ateşi karşıdan gelirken Seddülbahir Cephesi’nde üç yandan gelmektedir. Taarruz Albay Halil Sami Bey’in 9. Tümeni ile Saros bölgesinden intikal etmiş olan Albay Remzi Bey komutasındaki 7. Tümen tarafından gerçekleştirilecektir. Harekata Mareşal Liman Von Sanders’in 29 Nisan günü Seddülbahir Cephesi Komutanlığı’na getirdiği Albay Von Sodenstern komuta edecektir. Türk kuvvetleri 19 taburda 16 bin savaşçı, Müttefik kuvvetler ise 30 taburda 32 bin kişidir. Türk taarruzu 3 makineli tüfek bölüğü ve 10 topçu bataryasıyla desteklenecektir. İngiliz ve Fransızların ise Seddülbahir Cephesi’nde karaya çıkarılmış 30 makineli tüfek bölüğü ve 23 topçu bataryası (donanma topları hariç) bulunmaktadır. Albay Von Sodenstern, tüm askerlere okunması talimatıyla yayınladığı emrinde şöyle demektedir. “Düşmana süngü ile saldırılacak…” “…sahilde filikaları yakmak…”, ister istemez üçbin yıl önce Boğazın karşı yakasındaki Troya Savaşı’nı anımsatmaktadır. Troyalılar ve müttefikleri, Akha çıkartma sahiline saldırırken öncelikli amaçları gemileri yakmaktı. Gece saat 22:00 de başlayan süngü hücumu, yer yer Türk kuvvetlerinin İngiliz-Fransız mevzilerine girmesini sağlamıştır fakat sabah saatlerine kadar süren çatışmalar Türk kuvvetleri açısından sonuç getirmemiştir. 1 Mayıs gecesi taarruzlarında İngilizler 17 subay ve 641 erat, Fransızlar ise 58 subay ve 2.064 erat kaybetmişlerdir. Toplam Müttefik kaybı 75 subay ve 2.705 olmak üzere 2.780 kişidir. Türk kuvvetleri mevzilerine çekilirken, 2 Mayıs 1915 sabahı saat 06:00 da İngiliz-Fransız cephesi bir karşı taarruza girişmiştir. Öğlen saatlerine kadar süren karşı taarruz da sonuçsuz kalmıştır. Gerçekte General Sır Ian Hamilton Seddülbahir Cephesi’nde bir taarruz emri vermişti. 1 Mayıs gecesi gerçekleşen beklenmedik Türk taarruzu nedeniyle planını ertelememiş, karşı taarruzun uygulanmasına karar vermiştir. Ancak Türk taarruzları ve karşı taarruz sırasında uğranılan kayıpları dikkate alarak harekata, halen yolda olan 2. Fransız Tümeni’nin karaya çıkmasından sonra gerçekleştirilmesine gerek görmüştü. Ayrıca General Sır Ian Hamilton, Arıburnu Cephesi’nden en seçkinlerinden iki tugayın Seddülbahir Cephesi’ne aktarılması emri vermişti. Anzak kolordusu Komutanı General William Birdwood, Arcadian nakliye gemisindeki Hamilton’un Genel Karargah’ında, bir süre için kendi cephesinde taarruza geçmemesi yönünde uyarılmıştır. Çıkartma bölgesinin dar ve sıkışık olması nedeniyle karaya çıkartılamayan, gemilerde bekletilen beş top bataryası da Ertuğrul Koyu’na nakledilecektir. Öte taraftan Türkler beklemek niyetinde değillerdir. İstanbul’dan gönderilen Albay Mehmet Şükrü Bey’in komutasındaki 15. Tümen’in gün sonuna doğru Seddülbahir Cephesi’ne ulaşacağı bilinmektedir. Mareşal Liman Von Sanders, bir tümen gücündeki bu takviyeyle taarruzu yenilemeye karar verdi. Bu kez 7., 9. ve 15. Tümenler taarruz edecektir. Seddülbahir Cephesi Komutanı Albay Von Sodenstern’in üç tümeni yönetebilecek bir karargah kadrosu henüz yoktur. Zaten Alman Ordusu'ndaki son görevi, bir tabur komutanlığı idi. Yine de 2 Mayıs gecesi saat 22:00 dolaylarında Türk tümenleri süngü hücumuna geçtiler. Taarruz başladığında 15. Tümen’in ileri unsurları ancak cepheye ulaşmışlardı. Dokuz saattir 25 km. yol yürüyüp gelmişlerdir ve gecenin karanlığında, tanımadıkları bir arazide taarruza katılacaklardır. 15. Tümen’in ateş hattına ilk ulaşan bölüğünün subayları, Ordu komutanının emirleri gereği kısa ve sert emirleri sıraladılar ve bölük taarruza katıldı. Tümenin diğer unsurlarının cepheye ulaşması sabah saatlerin bulmuştur ve onlar da derhal parça parça savaşa sürülmüşlerdir. Sabahın ilk saatlerinde yıpranan Türk kuvvetleri mevzilerine geri çekilmişlerdi. Onbirbin mevcutlu 15. Tümen’in bir gece içindeki kayıpları, mevcutlarının yüzde kırkıdır. Bu başarısız taarruzun hemen ertesi günü Mareşal Liman Von Sanders, Albay Sodenstern'i görevden alarak yerine General Weber'i (Weber Paşa) atamıştır. Aynı zamanda Sanders, 5. Ordu teşkilatlanmasını yeniden düzenlemiştir. Buna göre dört grup komutanlığı oluşturulmuştur.
İkinci Kirte MuharebesiGeneral Ian Hamilton, Türk kuvvetlerinin son muharebelerde ağır kayıplar verdiğini, fakat kısa zamanda yeni takviye birliklerini cepheye sevk edeceklerini bilmektedir. Seddülbahir Cephesi’ne ulaşan son takviyeleri kullanarak Kirte Köyü ve Alçıtepe yönünde yeniden taarruza geçmeye karar vermiştir. 6 Mayıs 1915 günü başlayan ve üç gün boyunca süren çatışmalarda, Müttefik kuvvetler taarruz planlarının gerisinde kalmışlardır. İkinci Kirte Muharebesi'nin başarsızlığı ardından General Sır Ian Hamilton'un emriyle General Hunter Weston, 10 Mayıs 1915 günü birliklerine bir emir yayınlamıştır. Bu emirde genel bir taarruza geçmek yerine sürekli olarak ileriye doğru siper kazmak ve geceleri yapılacak kısa ileri hareketler emredilmektedir. Böylece Müttefik siperleri, Türk ilk hat siperlerine tüm cephe boyunca 200 metreden daha yakın bir mesafeye getirilecektir. Hamilton, bir sonraki taarruzun başarısı için bunu gerekli görmektedir. Bu emrin yayınlanmasının hemen ardından Zığınsırtı mevzilerini tutmakla görevli Hint Tümeni Komutanı General H.V. Cox, İkinci Kirte Muharebesi sırasında işgal edilemeyen Türk siperlerinin ele geçirilmesi için bir plan önermişti. Bu plan, Zığınsırtı sahilinden bir gece yürüyüşü ile Türk siperlerinin kuşatılmasını esas almaktadır. 12 Mayıs 1915 gecesi Hint Tümeni'nin Gurka bölüğü Zığın sahilinden kuzeye doğru harekete geçmiştir. Sabaha karşı bu ileri harekatın sağa doğru uzatılması için iki bölük daha bölgeye akmıştır. Türk siperleri, kuşatıldıklarını anlayınca geri hatta çekilmek zorunda kaldılar. Bu harekat sonucu, ciddi bir çatışma olmadan Zığınsırtı'ndaki Müttefik hatları 450 metre ileri atılmış oldu. Üçüncü Kirte MuharebesiMüttefik kuvvetlerin Alçıtepe yükseltisini ele geçirmek amacıyla giriştikleri üçüncü genel taarruzdur. 4 Haziran - 6 Haziran 1915 tarihlerinde süren çatışmalarda Müttefik kuvvetler belirli bir ilerleme sağlamışlardır. Ancak taktik hedef olan Kirte Köyü ve onun hemen gerisindeki Alçıtepe yükseltisine ulaşamamışlardır. Birinci Kerevizdere MuharebesiSeddülbahir Cephesi'ndeki üç genel taarruzda da taktik hedefe ulaşılamaması, General Sır Ian Hamilton'un farklı bir taarruz planı izlemesine yol açmıştır. Bu taarruz planı, cephe boyunca genel bir taarruzu değil, dar bir cepheden taarruz edilmesini öngörmektedir. Hareket planı, önce cephenin kanatlarındaki tepelerdeki Türk mevzilerinin ele geçirilmesi, ardından da cephenin merkez bölümünde taarruza geçilmesi şeklindedir. Bu taarruzların tek bir operasyonun aşamaları olarak değil, bağımsız operasyonlar olarak uygulanmasına karar verildi.Cephe komutanlarının ilk taarruz için seçtiği bölge, Fransız birliklerinin bulunduğu, cephenin sağ kanadındaki Kerevizdere bölgesidir. Taarruz, 18 Haziran 1915 sabahı, üç gün boyunca sürdürülen donanma ateşiyle başlamıştır. 21 Haziran 1915 sabahı başlayan Fransız taarruzları, ertesi günün sonunda harekatın taktik hedefi olan 83 rakımlı tepenin ele geçirilmesiyle sonlanmıştır. Genel bir taarruz yerine sınırlı hedeflere yönelik bu taarruz planı, son derece yoğun kara ve deniz topçusu ateşiyle desteklenmişti. Sonuç, Müttefikler açısından harekatın taktik hedefine ulaşılması olmuştur. General Sır Ian Hamilton, bu başarının ardından planın diğer iki operasyonunu da uygulamaya koymaya karar vermiştir. Zığındere MuharebesiBirinci Kerevizdere Muharebesindeki kısmi başarı, planın ikinci operasyonu olarak düşünülen harekata geçilmesini teşvik etmiştir. Taarruz, Zığındere'nin her iki yanındaki sırtlar üzerinden yapılacaktır. 26 Haziran 1915 günü başlatılan topçu ateşi, iki gün boyunca Türk siperlerini dövmüştür. 28 Haziran 1915 sabahı başlayan çatışmalar 5 Temmuz 1915 tarihine kadar karşılıklı taarruzlarla sürmüştür. Türk tarafının ağır kayıplarına karşın Müttefik kuvvetler Zığındere'nin ancak bir tarafındaki hedeflere ulaşabilmişlerdir. İkinci Kerevizdere Muharebesiİlk iki operasyon olan Birinci Kerevizdere ve Zığındere harekatlarının, kısmi de olsa başarı sağlaması üzerine General Sır Ian Hamilton, cephenin merkez bölümünden taarruz ederek merkez bölümü kanatlarla aynı hatta getirmeye karar vermiştir. İki gün boyunca süren çatışmalarda Müttefik kuvvetler ancak birkaç ön hat siperini ele geçirdiler. Cephenin sol tarafında çok dar bir alanda taarruz öncesi belirlenen hedeflere ulaşılmıştı, İngiliz cephesinin büyük bir bölümünde ise ulaşılamadı. Fransız bölümünde ise belirlenen hedeflere ulaşılmıştır. Kirte Bağları MuharebesıSeddülbahir Cephesi'nde sonuç elde edilememesi üzerine General Sır Ian Hamilton, Arıburnu Cephesi'nde bir taarruza ve Suvla kıyılarında yeni takviyelerle bir çıkartmaya karar vermişti. Suvla Çıkartması, üçüncü cephe olacaktır. Bir yanıltma operasyonu olarak da Seddülbahir bölgesinde bir taarruz planlanmıştı. 6 Ağustos 1915 günü başlayan taarruz, küçük bir bağın ele geçirilmesi dışında bir sonuç getirmemiştir. General Hamilton, Seddülbahir bölgesinde herhangi bir taarruza geçilmemesi için emir vermişti. Tahliyeye kadar bu bölgede kayda değer bir çatışma olmamıştır. TahliyeAnafartalar Cephesi'nde 10 Aralık 1915 tarihinde başlanılan tahliyenin hiç kayba uğranmadan 20 Aralık 1915'de tamamlanması ardından Seddülbahir Cephesi'nin tahliyesi hazırlıklarına başlanmıştır. Anafartalar Cephesi'ndeki gibi büyük bir ustalıkla sürdürülen tahliye işlemleri 9 Ocak 1916 sabahı, saat 03:20’de tamamlanmıştır. Otuzaltıbin asker, dörtbin nakliye hayvanı –gemilere alınamayan yüzlerce at, kuzeyde olduğu gibi, öldürülmüştü- 127 top ve ikibin ton ikmal malzemesinden taşınabilenler, gemilere yüklenmişti. Taşınamayan malzeme ise yine kuzeyde olduğu gibi sahilde büyük yığınlar halinde ateşe verilmişti. |
Çanakkale Savaşının Bilinmeyenleri. 1 ek Çanakkale Savaşının Bilinmeyen Yönleri
![]() |
ÇANAKKALE ZAFERİ :
Alman donanması tarafından Baltık Denizi'nde gemileri batırılan A.B.D. 1917 sonlarında İtilaf Devletlerinin yanında savaşa girdi. Bu Durum ;
Osmanlı Devleti'nin yenildiği cepheler de Süveyş ve Kafkasya Cepheleridir. Avusturya - Macaristan ve Rusya'nın I. Dünya Savaşında birbirlerine karşı savaşmalarının nedeni; Slav kökenli toplulukları kendilerine çekmektir.(Panislavizm propagandası) Brest - Litovvsk Antlaşması ile; S.S.C.B. savaştan çekilmiş, Ruslar'ın 1878 Berlin Antlaşma ile Osmanlı'lardan aldığı Kars, Ardahan, Batum'u S.S.C.B. Osmanlı'lara geri vermiştir. (S.S.C.B. güney sınırlarını güvence altına almıştır, S.S.C.B. Almanya ile de anlaşmış, Batı sınırlarını da güvence altına almıştır. İtilaf Devletlerinin yanında savaşa girdi. 1. Dünya Savaşı sonunda; İtilaf Devletleri savaşı kazanmış ve yendikleri devletlerle ayrı ayrı antlaşma imzalamışlardır. Bunlar :
1. Dünya Savaşı sonrası S.S.C.B. ile Almanya arasında Polonya Devleti kuruldu. Avusturya - Macaristan İmparatorluğu I. Dünya Savaşı'ndan sonra parçalandı. Yerine ;
|
İsrail'in Kuruluşu Çanakkaleden Geçer 1 ek Gazze'ye ölüm yağdıranlann dedeleri 1915'te 'Katır Birliği' kurup bizimle de savaşmışlardı Gazze'ye bugün ateş ve ölüm yağdıranların büyük dedeleri, Birinci Dünya Savaşı'nda bize karşı da savaşmışlardı. İşte, tarihimizin pek hatırlanmayan bir sayfası: İngilizler'in 1915'te Çanakkale Cephesi'ne gönderdikleri "Ester Bölüğü" yahut "Yahudi Katır Birliği" denen ve Yahudi gönüllülerden meydana gelen tuhaf ordunun hikâyesi... ![]() YAHUDİLER İNGİLİZ AJANIDIRGazze'de olup bitenler artık insanlık dışı boyutlara ulaşıp sadece bizden değil dünyanın dört bir tarafından İsrail'e tepkiler yağarken tarihimizin pek hatırlanmayan bir sayfasını, bir Yahudi ordusunun 20. yüzyılda Türkiye'ye karşı savaştığını hatırlatmak istedim... İşte 1915'te kurulan, "Yahudi Katır Bölüğü" diye bilinen ve Çanakkale Cephesinde bize karşı savaşmış olan birliğin hikâyesi: Sultan Abdülhamid'in devrilmesinin ardından, Filistin'e yerleşmiş olan göçmen Yahudilerin bazıları gizliden gizliye silah edinmeye ve İngilizler lehine casusluk yapmaya başlamışlardı. YAHUDİ KOMİTESİ TOPLANDIAaron Aaronson adlı bir Yahudi'nin yönetiminde kurulan NILI (Netzah Yisrael lo Yeshaker) isimli istihbarat örgütü, İngilizlere bilgi yağdırıyordu. Türk yöneticilerinin örgüte karşı takındığı tavır olduça sert oldu; birçok Yahudi yakalanıp öldürüldü veya Mısır'ın İskenderiye şehrine göçe zorlandı ve Telaviv şehri Yahudiler'den arındırıldı. Yahudiler İskenderiye'ye taşındı. 1914 Aralık'mda, İskenderiye'deki kamplarda dörtte üçü Rus Yahudisi olan yaklaşık 12 bin göçmen toplanmıştı. 3 Mart 1915 akşamı, Cabbari Kampında Ze'ev Jabotinsky ve Joseph Trumpeldor isimli Musevilerin liderliğinde sekiz kişilik bir Yahudi komitesi toplandı ve bir "Yahudi Lejyonu" planı hazırladılar. Plan, beş kabul, iki red ve bir de çekimser oyla kabul edildi. Jabotinsky'nin 12 Mart'ta ahırdan bozma bir salonda toplanan 200 Yahudi'ye yaptığı duygulu konuşmanın ardından da bir defterden yırtılmış kâğıda İbranice yazılan yedi satırlık kararı bu defa 180 kişi imzaladı. Jabotinsky ile Trumpeldor daha sonra 1000 kişilik bir gönüllü listesi hazırlayıp Mısır'daki İngiliz birliklerinin kumandanı General Sir John Maxwell'e başvurdular. Devreye tam o sırada John H. Patterson adında bir İngiliz yarbay girdi, gönüllüleri cephelerde Türkler'e karşı kullanılacak bir ulaştırma birliği kurma konusunda ikna etti ve "Yahudi Katır Bölüğü" adını alan birlik Mısır'da, 23 Mart 1915'te, Yarbay Patterson'un komutasında göreve başladı. ULAŞTIRMA BİRLİĞİ OLDUBirlik 737 Yahudi asker, beş İngiliz ve sekiz de Yahudi subaydan oluşuyordu. Mensupların 562'si 17 Nisan 1915'te gemilere bindirilerek Gelibolu'ya gönderildiler 25 Nisan'da yarımadaya ayak bastılar. Askerlerin yakalarında sarı renkli Davut yıldızı motifli bir arma vardı. Bir kısmı Seddülbahir'e, diğerleri de Arıburnu'na çıkartılmıştı. Seddülbahir deki grup savaş boyunca tek ulaştırma birliği oldu ve Yahudiler yoğun ateş altında cephelere su, cephane, yiyecek ve diğer ihtiyaçları ulaştırdılar. İşin daha tuhaf tarafı, Yahudi askerlere İngilizler'in Süveyş Kanalı'ndaki çarpışmalarda Türkler'den ele geçirilen tüfeklerin verilmiş olmasıydı. FİLİSTİN'DE GÖREV ALDIÇanakkale'ye gönderilen Yahudiler'den 15'i öldü, 25'i yaralandı ve katır kaybı da 47 oldu. Ama, Mısır'daki mülteci kampının zor şartlarından kurtulmak için birliğe yazılmış olanlar ile Siyonist Yahudiler arasında çatışmalar çıkması üzerine Katır Birliği'nin görevine 26 Mayıs 1916'da son verildi, birliğin ismi daha sonra "Yahudi Lejyonu" yapıldı, muharip bir güç hâline getirildi ve General Allenby'nin bize karşı başlattığı Filistin harekâtında görev aldı. "Yahudi Katır Birliği" hakkındaki bu bilgileri, Çanakkale Savaşları konusundaki önde gelen araştırmacılardan olan Yetkin İşçen'in daha önce yayınlamış olduğu bir araştırmadan naklettim... Katırlı Yahudiler meselesini merak ederseniz yabancı yayınları tarayın, dünya kadar çalışma bulursunuz. Murat Bardakçı |
1 ek Çanakkale Savaşları![]() I. Dünya Savaşı’nda, Osmanlı Devleti’nin Çanakkale Boğazını ele geçirmeye ve İstanbul’u işgal etmeye yönelik İngiliz-Fransız ortak harekâtına karşı yürüttüğü savunma savaşları (Şubat 1915-Ocak 1916). Ingiliz yetkililerce 1904-11 arasında aynı amaçla ortaya atılan çeşitli planlar hem kara, hem de deniz kuvvetlerinin tepkisiyle karşılaşmıştı. Kasım 1914’te, Osmanlı Devleti ile itilaf Devletleri arasında savaş patlak verince, konu yeniden incelendi ve harekâtın bazı tehlikeler içermekle birlikte yapılabileceği sonucuna varıldı. İngiliz hükümeti, Rus orduları başkomutanı Grandük Nikolay’ın başvurusu üzerine, Kafkas cephesinde Rus ordusu üzerindeki baskıyı hafifletmek için Osmanlı Devleti’ne karşı bir gövde gösterisine girişmeyi kabul etti (2 Ocak 1915). O sırada deniz kuvvetleri bakanı olan Winston Churchill’in hararetle desteklediği birleşik deniz ve kara harekâtı için uygun yer olarak da Çanakkale Boğazı seçildi. 28 Ocak’ta, konuyla ilgili olarak toplanan Çanakkale Komisyonu donanmanın açık deniz harekâtında yararlı olamayacak kadar yaşlı savaş gemileriyle yapılacak bir deniz harekâtıyla boğazın ele geçirilmesine karar verdi. Donanmanın boğazdan geçmesi için Çanakkale kıyılarının da tutulması gerektiği düşüncesiyle, 16 Şubat’ta kararda değişiklik yapılarak kara çıkarması için de hazırlıklara başlandı. Bu amaçla Mısır’da General Sirlan Hamilton komutasında, Fransızların da küçük bir birlikle katıldığı, büyük bir askeri kuvvet toplandı. Savaş gemilerinin 16 Şubat’ta başlattığı ama kötü hava koşulları nedeniyle 25 Şubat’a değin ara Verdiği bombardımanın ardından, deniz erlerinden oluşan tahrip birlikleri hemen hiç direniş görmeksizin karaya çıktı; tabyaları tahrip etti. Ama kötü hava koşulları harekâtı yeniden engelledi. 18 Mart’ta İtilaf donanmasının boğazı denizden geçme girişimi Türk deniz ve kara savunması karşısında başarısızlığa uğradı. Üç savaş gemisinin batması, üçünün de hasara uğraması üzerine kara kuvvetlerinin yardımı olmaksızın donanmanın ilerleye- meyeceği kararına varılarak boğazı denizden zorlama girişiminden vazgeçildi. Mısır’dan gelen İtilaf kara birlikleri Limni Adası açıklarında toplandıktan sonra, Çanakkale Boğazına doğru yola çıktı. Çıkarma harekâtı, 25 Nisan 1915 günü sabahın erken saatlerinde, İngiliz kara ve deniz birliklerinin güneyde Seddülbahir’e, Anzak (Avustralya ve Yeni Zelanda) birliklerinin kuzeyde Arıburnu’na karşı giriştiği saldırılarla, Gelibolu Yarımadasının iki ayrı yerinde başladı. Bir Fransız tugayı da Anadolu kıyısındaki Kumkale’de karaya çıktı, ama tutunamadı ve geri çekildi. Öteki kıyılarda ise güçlükle bazı küçük mevziler elde edilebildi. Arıburnu kıyılarındaki Anzaklar Mustafa Kemal komutasındaki Türk kuvvetlerinin savunması karşısında yerlerine çakıldı. İngiliz ve dominyon birlikleriyle yapılan takviyelere karşın, önemli bir ilerleme sağlanamadı. 6 Ağustos’ta batı kıyısındaki Suvla Koyunda bir başka çıkarma harekâtına girişildi. Başlangıçta elde edilen bazı başarılara karşın, Türk savunma kuvvetleri aşılamadı (bak. Anafartalar Savaşları). Mayıs 1915’te, harekât konusundaki görüş ayrılıklarından dolayı, deniz kuvvetleri bakanlığı kurmay heyeti birinci lordu Amiral Lord Fisher görevinden ayrıldı. Eylül 1915’te daha fazla takviye kuvvet olmaksızın kesin sonuç alınamayacağı ortaya çıktı. İngiliz hükümeti Hamilton’ı geri çağırarak yerine Korgeneral Sir Charles Monro’yu gönderdi. Monro’nun askeri kuvvetlerin geri çekilmesi ve girişiminden vazgeçilmesi önerisi, Kasım 1915’te yarımadayı gezen Savaş Bakanı Lord Kitchener tarafından da onaylandı. Geri çekilme harekâtı aşamalı olarak gerçekleştirildi ve 9 Ocak 1916 günü erken saatlerde tamamlandı. Çanakkale Savaşları’na toplam 16 İngiliz, Avustralya, Yeni Zelanda, Hindistan ve Fransız tümeni katıldı. İngiliz Uluslar Topluluğu’nun kayıpları 213.980, Türklerin kayıp sayısı ise 190 bindi. Harekât, Osmanlı Devleti’ni Kafkas cephesindeki bazı birliklerini çekmeye zorlaması dışında, İtilaf Devletleri için bir başarı sağlamadı. Ayrıca önemli siyasal sonuçlara yol açtı. Bütün dünyada itilaf Devletleri’nin askeri alanda beceriksiz olduğu izlenimi doğdu. İtilaf Devletleri’nin Boğazları ele geçirememesi, askeri yardım alamayan ve Karadeniz kıyısındaki limanlarına bağlı deniz ticareti işlemez hale gelen Çarlık Rusyası’nın çökmesinde rol oynadı. Geri çekilme kararının verilmesinden önce, İngiltere’de Asquith’in başkanlığındaki Liberal hükümetin yerini bir koalisyon hükümeti aldı. Harekâtın baş savunucusu olan Winston Churchill hükümetten ayrılarak bir piyade taburuna komuta etmek üzere Fransa’ya gitti. Çanakkale Savaşları Başbakan Asquith’in istifasını ve Aralık 1916’da yerini David Lloyd George’a bırakmasını hızlandırdı. MsXLabs.org & Ana Britannica |
ÇANAKKALE BİR DESTANDIR!Çanakkale Zaferi, yokluk ve yoksulluk döneminin başarısıdır. Maddi ve siyasi açıdan devletin tıkandığı bir dönemde meydana gelmiştir. Maddi imkânların neredeyse tabana vurduğu, düşmanların ise çok güçlü bulunduğu bir savaştır. Bu gerçeğe rağmen Çanakkale Savaşları nasıl zaferimizle sonuçlandı? Bu zaferin bir tek doğru izahı vardır. O da Mehmetçiğin imanıdır. "Ölürsem şehit, kalırsam gazi!" dedirten iman, askerimizi kahramanlaştırmıştır. Kana, kine ve inanılamaz bir ateş sağanağına rağmen Mehmetçik, adının ilham ettiği imanı hiç unutmamış, bir gül bahçesine girercesine şehadete koşmuştur. Yine bu imanladır ki, fedakârlığın her türlüsüne, açlığa, susuzluğa, yara bere ile yaşamaya sabırla katlanmış, yılmamış, yıkılmamıştır. Mehmetçiği ayakta tutan güç, düşmanlarını şaşkına çevirmiştir. Zira böylesine bir direnci onlar değil düşünmek, hayal bile edememişlerdi. Düşman cephe, her ihtimali hesaba katmıştı, ama bu imanın kahramanlaştırma derecesini bilememişti. Ateş püsküren çeliğe karşı Mehmetçik, iman dolu göğsünü siper etmişti. Hem de onca kana, kine ve acımasızlığa rağmen insanlığından bir şey kaybetmiyor, düşmanının seviyesizliğine asla düşmüyor, böylece savaşa güzellik getiriyordu. Hastaya, hastaneye, silâhsıza, teslim olana ateş etmiyor, esire misafir muamelesi yapıyordu. İmanından kaynaklanan merhameti öyle coşkundu ki, onu "tek dişi kalmış medeniyet"in acımasızlığı bile söndüremedi. Bu merhametten düşmanı da yararlandı. Kendisini tehlikeye atarak, yaralı düşmanını sırtlayıp siperine ***ürdü. Mehmetçik, Çanakkale'de binlerce insanlık dersi verdi. Şimdi, daha aradan bir asır bile geçmeden, bırakın düşmanlarını, dostları, hatta çocukları ve torunları dahi o insanlık örneklerine yabancılaştı! O güzelim insanlık tabloları unutuluverdi. Mehmetçiğin Çanakkale'de yaşattığı insanlığa bütün dünya, şimdi daha çok muhtaçtır. Çünkü, açık ve örtülü savaşlarda yine acımasızlıklar, sömürüler, bencillikler ve yaşanıyor;yine insanlar, küçük çıkarlar uğruna, açlığa ve ölüme terk ediliyor;özellikle de Müslümanlar, yine dünyanın her yerinde kana, gözyaşına, acıya boğuluyor. İşte bu sebeple, Çanakkale'de Mehmetçiğin sergilediği insanlığı samimi olarak yaşatacak bir imana şiddetle ve çok acele ihtiyaç vardır. Bu imanı yaşa*****, dünyada insanlığın, sevginin, hoşgörünün hâlâ var olduğuna insanları inandırmak gerekiyor. Aksi halde zayıfın ezilip sömürüldüğü, zenginin daha da zenginleştiği bir maddeci zihniyet, çölleşmedik gönül bırakmayacaktır. Dünyayı yeniden ve bir daha merhametle, vicdanla, sevgiyle, şefkatle kim tanıştıracak? Bu insanlık görevi, herkesten önce, Çanakkale dehşetinde bu güzellikleri yaşayanların torunlarına düşmez mi?Yani bize, size, hepimize düşen ve alternatifi olmayan bir görevdir bu... İnsanlık ya yeniden ve bir daha kendine gelerek yaratılış gayesini hatırlayıp dünyaya yaşanılacak bir hayatı gösterecek ya da gelişini hızlandırdığı kıyameti bekleyecektir. Mehmetçiğin güzelliklerin kaynağı yüreğindeki imandı. O, imanın başka adreslerde aranmaması gerektiğini, adıyla da bütün âleme göstermekteydi. Çünkü o, Mehmetçik idi...Adı, sahibinin güzelliklerine sahipti. Bütün imkânsızlığına, çaresizliğine ve bilgi eksikliğine rağmen, güzelliğin adresini biliyordu. Güzelliğin kaynağından fazla uzaklaşmamıştı. Gönlü, Güzeller Güzeli'ndeydi... Bu millet, onu o kadar çok seviyordu ki, bu muhabbetle onun adını askerine ad olarak almıştı. Böylece dünyada, peygamberinin adını kendisine ad olarak alan tek ordu olmuştu. Hem de bu adı alışta, benzersiz bir incelik göstermiş, asla onun gibi olamayacağını bilmenin ve aşkının derinliğini göstermenin idrakı içinde Muhammed'i Mehmet'e çevirmiş, onu da küçülterek askerine isim yapmıştır. İşte Çanakkale, bu askerin zaferidir. Çanakkale'yi diğer zaferlerimizden ayıran bir üstünlüğü de, Osmanlının son döneminde, daha doğrusu çöküşü sırasında kazınılmış olmasıdır. Bu zafer, "Çöktü, bitti,öldü" denildiği zamanda Osmanlı insanının ne olduğunu bir kez daha bütün dünyaya göstermiştir, Osmanlı insanını bütün olumsuzluklara rağmen güçlü ve üstün kılan İslâm imanını dosta düşmana tanıtmıştır. O günden sonra düşmanlarımızın asıl hedefi imanımız olmuştur. Çünkü onlar da iyice anlamışlardır ki, yüreklerde bu iman olduğu sürece bu millet ne sürü olur, ne de sömürülür... Bugün ülkemizin içinde bulunduğu bütün darboğazların sebebi, bizi biz yapan, kimlik ve kişiliğimizi oluşturan değerlerimizden uzaklaşmamızdır. Çanakkale'den aldıkları dersle, düşmanlarımız, neremize vuracaklarını öğrenmişlerdir. Biz ise, tam tersine, bir gaflet ve tembellik içine düşüp sürekli düşman oyunlarına gelmişiz. İşin en acı yanı da, maddi ve manevi varlığımızı borçlu olduğumuz İslâm imanından ve onun kazandırdığı ahlâktan uzaklaşmış olmamızdır. İslâm imanından uzaklaşmak demek, sahip olduğumuz temel hayat damarını koparmak demektir. Çünkü bu millet, bin senedir, sahip olduğu bütün güzellikleri o imana borçludur;bütün kahramanlığını, güzel ahlâkını, sevgisini o imandan ve o imanın en yüksek temsilcisi olan Güzeller Güzeli'nden almıştır. Bu gerçeği görenler, bu milleti zayıflatmak ve yenmek için doğrudan doğruya her vesile ve vasıta ile imana saldırıyor, bu konuda netice almak için her yolu, daha doğrusu her yolsuzluğu deniyorlar;ilmi gerçekleri saptırıyor, tarihi tahrif ediyor, güncel olayları tersine çeviriyorlar. Bütün mesele, İslâm'la güçlenmiş, kahramanlaşmış olan bu milleti tarih sahnesinden silmektir. Çanakkale'de çok ümitlendiler;maddi sebeplere, silâh ve asker üstünlüğüne, Osmanlı askeri ve bürokratik çözülmesine bakınca da hemen harekete geçtiler. Ancak Mehmetçik bütün bu olumsuzlukları tersine çevirircesine şahlandı. Bu şahlanış , bütün plânları, entrikaları, ince ayar hesapları alt üst etti. 1916 yılının şartları iki yıl sonra değişti, çünkü Mehmetçik, elinden geleni, hatta gelmemesi gerekeni de yapmıştı. Ancak askeri ve sivil bürokrasi, kendisinden ve silâh arkadaşlarından kaynaklanan sebeplerle çaresiz kaldı ve devlet çöktü. Mehmetçik çökmemişti; zira hâlâ aynı imanın sahibiydi... Gün, düşünülen yerden kalkmanın günüydü. Tekrar, yegâne gücümüz olan Mehmetçiğe iş düştü. Bu defa bütün millet yediden yetmişe Mehmetçikti... Yeni savaşın adı "İstiklâl Savaşı" idi. İstiklâl "bağımsızlık" demekti. Daha iki asır önce dünyaya bağımsızlık armağan eden devlet, şimdi son vatan parçasında kendi bağımsızlığını kurtarmaya çalışıyordu. Yine imkânsızlık vardı... Yine düşman çoktu ve güçlüydü...Biraz yorgun ve yaralı da olsa, yine karşılarında kahraman Mehmetçik vardı. İstiklâl Savaşı, Çanakkale'nin verdiği tecrübe ve moralle kazanıldı. Mustafa Kemal Paşa'dan Ali Çavuş'a kadar aynı kadro, bir kez daha cephede saf tuttu. Çanakkale Zaferi, hem Balkan Savaşlarındaki acı yenilgimizin hüznünü giderdi, hem de İstiklâl Savaşımıza güç verdi. Söylemesi biraz zordur;ama Çanakkale Zaferi, günümüzdeki olumsuzluklardan bile sorumludur!Çünkü Çanakkale Savaşı, sekiz buçuk ay içinde, ülkemizin en iyi yetişmiş, en kaliteli insanlarını, gelecek vaat eden parlak gençlerini de alıp ***ürmüştür. Zira Çanakkale bir "subay savaşı" olmuştur. İstanbul'un ve Anadolu'nun en seçkin liselerinin öğrencileri, gönüllü olarak Mehmetçiğin imdadına koşmuş ve büyük bölümüyle de burada şehit olmuşlardır."Biz Çanakkale'ye bir darülfünün(üniversite) gömdük!" sözü Atatürk'e aittir. En kaliteli insanımızın Çanakkale'de dünyasını değiştirmesi, günümüze kadar uzayıp gelen bir kaht-ı ricale(adam kıtlığına) sebep olmuştur. Bununla beraber Çanakkale, milletimizin hafızasına kazınmış, hatıralarının en canlısı ve en etkilisi olarak ibretlerle dolu durmaktadır. Çünkü neredeyse her üç evden biri, Çanakkale'ye evlâdını göndermiştir. Hem de Çanakkale'de, bugün çok muhtaç olduğumuz müthiş bir birlik ve beraberlik yaşamışızdır. İstanbul'dan Ankara'ya, İzmir'den Adana'ya, Samsun'dan Selanik'e, Antep'ten Tunceli'ye, Maraş'ten Diyarbakır'a, Medine'den Bağdat'a, Kudüs'ten Trablusgarp'a, Üsküp'ten Saraybosna'ya kadar bütün Osmanlı coğrafyasından insanımız, yan yana omuz omuza düşmana karşı durmuştur. Bu birlik, gönül birliği idi, iman birliği idi, din kardeşliğinin verdiği beraberlik idi. Şimdi "son vatan parçası" olan Anadolu'da bile, bir avuç insan, Çanakkale'deki birlik ve beraberliği gösteremiyorsa, burada durup düşünmek gerekmez mi? Evet, bu noktada durup düşünmek ve "Acaba biz nerede yanlış yapıyoruz?" diye kendimizi hesaba çekmek icap etmez mi? Çanakkale'nin o zor ve çetin günlerinde var olup da bugün kaybettiğimiz ruh, nasıl bir şeydi? İşte, elinizdeki eser, o ruhu, Çanakkale heyecanını yeniden bulmakta bir nebze işe yararsa, mutluluğumuz sonsuz olacaktır. İnanıyoruz ki, yeniden Çanakkale ruhunu kazanırsak, bir daha Kuva-yı Milliye aşkını yakalarsak, maddeten ve manen çok güçleneceğiz; önümüz açılacak ve biz, bir daha dünyaya insanlık nedir, gösterebileceğiz. Ümitsiz değiliz. O güzel insanlara ve hatıralarına lâyık olmaya çalışıyoruz. Onları anlayan, seven ve yollarını yol bilen güzel gençler yetişiyor. O güzel gençlere, erkekliğiyle kızıyla, güneylisiyle kuzeylisiyle, doğulusuyla batılısıyla hepsine sevgiler, saygılar sunuyorum. Vehbi VAKKASOĞLU |
Çanakkale Bir Destandır ÇANAKKALE BİR DESTANDIR! Çanakkale Zaferi, yokluk ve yoksulluk döneminin başarısıdır. Maddi ve siyasi açıdan devletin tıkandığı bir dönemde meydana gelmiştir. Maddi imkânların neredeyse tabana vurduğu, düşmanların ise çok güçlü bulunduğu bir savaştır. Bu gerçeğe rağmen Çanakkale Savaşları nasıl zaferimizle sonuçlandı? Bu zaferin bir tek doğru izahı vardır. O da Mehmetçiğin imanıdır. "Ölürsem şehit, kalırsam gazi!" dedirten iman, askerimizi kahramanlaştırmıştır. Kana, kine ve inanılamaz bir ateş sağanağına rağmen Mehmetçik, adının ilham ettiği imanı hiç unutmamış, bir gül bahçesine girercesine şehadete koşmuştur. Yine bu imanladır ki, fedakârlığın her türlüsüne, açlığa, susuzluğa, yara bere ile yaşamaya sabırla katlanmış, yılmamış, yıkılmamıştır. Mehmetçiği ayakta tutan güç, düşmanlarını şaşkına çevirmiştir. Zira böylesine bir direnci onlar değil düşünmek, hayal bile edememişlerdi. Düşman cephe, her ihtimali hesaba katmıştı, ama bu imanın kahramanlaştırma derecesini bilememişti. Ateş püsküren çeliğe karşı Mehmetçik, iman dolu göğsünü siper etmişti. Hem de onca kana, kine ve acımasızlığa rağmen insanlığından bir şey kaybetmiyor, düşmanının seviyesizliğine asla düşmüyor, böylece savaşa güzellik getiriyordu. Hastaya, hastaneye, silâhsıza, teslim olana ateş etmiyor, esire misafir muamelesi yapıyordu. İmanından kaynaklanan merhameti öyle coşkundu ki, onu "tek dişi kalmış medeniyet"in acımasızlığı bile söndüremedi. Bu merhametten düşmanı da yararlandı. Kendisini tehlikeye atarak, yaralı düşmanını sırtlayıp siperine ***ürdü. Mehmetçik, Çanakkale'de binlerce insanlık dersi verdi. Şimdi, daha aradan bir asır bile geçmeden, bırakın düşmanlarını, dostları, hatta çocukları ve torunları dahi o insanlık örneklerine yabancılaştı! O güzelim insanlık tabloları unutuluverdi. Mehmetçiğin Çanakkale'de yaşattığı insanlığa bütün dünya, şimdi daha çok muhtaçtır. Çünkü, açık ve örtülü savaşlarda yine acımasızlıklar, sömürüler, bencillikler ve yaşanıyor;yine insanlar, küçük çıkarlar uğruna, açlığa ve ölüme terk ediliyor;özellikle de Müslümanlar, yine dünyanın her yerinde kana, gözyaşına, acıya boğuluyor. İşte bu sebeple, Çanakkale'de Mehmetçiğin sergilediği insanlığı samimi olarak yaşatacak bir imana şiddetle ve çok acele ihtiyaç vardır. Bu imanı yaşa*****, dünyada insanlığın, sevginin, hoşgörünün hâlâ var olduğuna insanları inandırmak gerekiyor. Aksi halde zayıfın ezilip sömürüldüğü, zenginin daha da zenginleştiği bir maddeci zihniyet, çölleşmedik gönül bırakmayacaktır. Dünyayı yeniden ve bir daha merhametle, vicdanla, sevgiyle, şefkatle kim tanıştıracak? Bu insanlık görevi, herkesten önce, Çanakkale dehşetinde bu güzellikleri yaşayanların torunlarına düşmez mi?Yani bize, size, hepimize düşen ve alternatifi olmayan bir görevdir bu... İnsanlık ya yeniden ve bir daha kendine gelerek yaratılış gayesini hatırlayıp dünyaya yaşanılacak bir hayatı gösterecek ya da gelişini hızlandırdığı kıyameti bekleyecektir. Mehmetçiğin güzelliklerin kaynağı yüreğindeki imandı. O, imanın başka adreslerde aranmaması gerektiğini, adıyla da bütün âleme göstermekteydi. Çünkü o, Mehmetçik idi...Adı, sahibinin güzelliklerine sahipti. Bütün imkânsızlığına, çaresizliğine ve bilgi eksikliğine rağmen, güzelliğin adresini biliyordu. Güzelliğin kaynağından fazla uzaklaşmamıştı. Gönlü, Güzeller Güzeli'ndeydi... Bu millet, onu o kadar çok seviyordu ki, bu muhabbetle onun adını askerine ad olarak almıştı. Böylece dünyada, peygamberinin adını kendisine ad olarak alan tek ordu olmuştu. Hem de bu adı alışta, benzersiz bir incelik göstermiş, asla onun gibi olamayacağını bilmenin ve aşkının derinliğini göstermenin idrakı içinde Muhammed'i Mehmet'e çevirmiş, onu da küçülterek askerine isim yapmıştır. İşte Çanakkale, bu askerin zaferidir. Çanakkale'yi diğer zaferlerimizden ayıran bir üstünlüğü de, Osmanlının son döneminde, daha doğrusu çöküşü sırasında kazınılmış olmasıdır. Bu zafer, "Çöktü, bitti,öldü" denildiği zamanda Osmanlı insanının ne olduğunu bir kez daha bütün dünyaya göstermiştir, Osmanlı insanını bütün olumsuzluklara rağmen güçlü ve üstün kılan İslâm imanını dosta düşmana tanıtmıştır. O günden sonra düşmanlarımızın asıl hedefi imanımız olmuştur. Çünkü onlar da iyice anlamışlardır ki, yüreklerde bu iman olduğu sürece bu millet ne sürü olur, ne de sömürülür... Bugün ülkemizin içinde bulunduğu bütün darboğazların sebebi, bizi biz yapan, kimlik ve kişiliğimizi oluşturan değerlerimizden uzaklaşmamızdır. Çanakkale'den aldıkları dersle, düşmanlarımız, neremize vuracaklarını öğrenmişlerdir. Biz ise, tam tersine, bir gaflet ve tembellik içine düşüp sürekli düşman oyunlarına gelmişiz. İşin en acı yanı da, maddi ve manevi varlığımızı borçlu olduğumuz İslâm imanından ve onun kazandırdığı ahlâktan uzaklaşmış olmamızdır. İslâm imanından uzaklaşmak demek, sahip olduğumuz temel hayat damarını koparmak demektir. Çünkü bu millet, bin senedir, sahip olduğu bütün güzellikleri o imana borçludur;bütün kahramanlığını, güzel ahlâkını, sevgisini o imandan ve o imanın en yüksek temsilcisi olan Güzeller Güzeli'nden almıştır. Bu gerçeği görenler, bu milleti zayıflatmak ve yenmek için doğrudan doğruya her vesile ve vasıta ile imana saldırıyor, bu konuda netice almak için her yolu, daha doğrusu her yolsuzluğu deniyorlar;ilmi gerçekleri saptırıyor, tarihi tahrif ediyor, güncel olayları tersine çeviriyorlar. Bütün mesele, İslâm'la güçlenmiş, kahramanlaşmış olan bu milleti tarih sahnesinden silmektir. Çanakkale'de çok ümitlendiler;maddi sebeplere, silâh ve asker üstünlüğüne, Osmanlı askeri ve bürokratik çözülmesine bakınca da hemen harekete geçtiler. Ancak Mehmetçik bütün bu olumsuzlukları tersine çevirircesine şahlandı. Bu şahlanış , bütün plânları, entrikaları, ince ayar hesapları alt üst etti. 1916 yılının şartları iki yıl sonra değişti, çünkü Mehmetçik, elinden geleni, hatta gelmemesi gerekeni de yapmıştı. Ancak askeri ve sivil bürokrasi, kendisinden ve silâh arkadaşlarından kaynaklanan sebeplerle çaresiz kaldı ve devlet çöktü. Mehmetçik çökmemişti; zira hâlâ aynı imanın sahibiydi... Gün, düşünülen yerden kalkmanın günüydü. Tekrar, yegâne gücümüz olan Mehmetçiğe iş düştü. Bu defa bütün millet yediden yetmişe Mehmetçikti... Yeni savaşın adı "İstiklâl Savaşı" idi. İstiklâl "bağımsızlık" demekti. Daha iki asır önce dünyaya bağımsızlık armağan eden devlet, şimdi son vatan parçasında kendi bağımsızlığını kurtarmaya çalışıyordu. Yine imkânsızlık vardı... Yine düşman çoktu ve güçlüydü...Biraz yorgun ve yaralı da olsa, yine karşılarında kahraman Mehmetçik vardı. İstiklâl Savaşı, Çanakkale'nin verdiği tecrübe ve moralle kazanıldı. Mustafa Kemal Paşa'dan Ali Çavuş'a kadar aynı kadro, bir kez daha cephede saf tuttu. Çanakkale Zaferi, hem Balkan Savaşlarındaki acı yenilgimizin hüznünü giderdi, hem de İstiklâl Savaşımıza güç verdi. Söylemesi biraz zordur;ama Çanakkale Zaferi, günümüzdeki olumsuzluklardan bile sorumludur!Çünkü Çanakkale Savaşı, sekiz buçuk ay içinde, ülkemizin en iyi yetişmiş, en kaliteli insanlarını, gelecek vaat eden parlak gençlerini de alıp ***ürmüştür. Zira Çanakkale bir "subay savaşı" olmuştur. İstanbul'un ve Anadolu'nun en seçkin liselerinin öğrencileri, gönüllü olarak Mehmetçiğin imdadına koşmuş ve büyük bölümüyle de burada şehit olmuşlardır."Biz Çanakkale'ye bir darülfünün(üniversite) gömdük!" sözü Atatürk'e aittir. En kaliteli insanımızın Çanakkale'de dünyasını değiştirmesi, günümüze kadar uzayıp gelen bir kaht-ı ricale(adam kıtlığına) sebep olmuştur. Bununla beraber Çanakkale, milletimizin hafızasına kazınmış, hatıralarının en canlısı ve en etkilisi olarak ibretlerle dolu durmaktadır. Çünkü neredeyse her üç evden biri, Çanakkale'ye evlâdını göndermiştir. Hem de Çanakkale'de, bugün çok muhtaç olduğumuz müthiş bir birlik ve beraberlik yaşamışızdır. İstanbul'dan Ankara'ya, İzmir'den Adana'ya, Samsun'dan Selanik'e, Antep'ten Tunceli'ye, Maraş'ten Diyarbakır'a, Medine'den Bağdat'a, Kudüs'ten Trablusgarp'a, Üsküp'ten Saraybosna'ya kadar bütün Osmanlı coğrafyasından insanımız, yan yana omuz omuza düşmana karşı durmuştur. Bu birlik, gönül birliği idi, iman birliği idi, din kardeşliğinin verdiği beraberlik idi. Şimdi "son vatan parçası" olan Anadolu'da bile, bir avuç insan, Çanakkale'deki birlik ve beraberliği gösteremiyorsa, burada durup düşünmek gerekmez mi? Evet, bu noktada durup düşünmek ve "Acaba biz nerede yanlış yapıyoruz?" diye kendimizi hesaba çekmek icap etmez mi? Çanakkale'nin o zor ve çetin günlerinde var olup da bugün kaybettiğimiz ruh, nasıl bir şeydi? İşte, elinizdeki eser, o ruhu, Çanakkale heyecanını yeniden bulmakta bir nebze işe yararsa, mutluluğumuz sonsuz olacaktır. İnanıyoruz ki, yeniden Çanakkale ruhunu kazanırsak, bir daha Kuva-yı Milliye aşkını yakalarsak, maddeten ve manen çok güçleneceğiz; önümüz açılacak ve biz, bir daha dünyaya insanlık nedir, gösterebileceğiz. Ümitsiz değiliz. O güzel insanlara ve hatıralarına lâyık olmaya çalışıyoruz. Onları anlayan, seven ve yollarını yol bilen güzel gençler yetişiyor. O güzel gençlere, erkekliğiyle kızıyla, güneylisiyle kuzeylisiyle, doğulusuyla batılısıyla hepsine sevgiler, saygılar sunuyorum. Vehbi VAKKASOĞLU |
| Saat: 06:02 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık