Arama

Çanakkale Destanı (Çanakkale Zaferi - Çanakkale Savaşı)

Güncelleme: 15 Kasım 2016 Gösterim: 604.992 Cevap: 29
nünü - avatarı
nünü
Ziyaretçi
24 Ekim 2005       Mesaj #1
nünü - avatarı
Ziyaretçi
"Her ne kadar oturduğu yerden ahkam kesen bazı kişi ve gruplar tarafından küçümsenmeye, çarpıtılmaya, gölgelenmeye ve içi boşaltılmaya çalışılsa da; Çanakkale Deniz Zaferi Türk milleti tarafından tarih boyunca eşi benzeri çok az görülmüş destansı bir savunma ile 18 Mart 1915 tarihinde kazanılmıştır. Şehitlerimizi rahmetle anıyor, elde tutma bedeli çok ağır ödenmiş vatan topraklarımıza karşı sonsuz sevginin ve sorumluluk bilincinin hiçbir zaman kaybolmaması gerektiğini bir kez daha vurguluyoruz. ÇANAKKALE GEÇİLMEZ! Türkiyem"
NeutralizeR
Sponsorlu Bağlantılar

Çanakkale Zaferi (19 ŞUBAT 1915 - 18 MART 1915)


Ad:  Çanakkale Destanı1.jpg
Gösterim: 1589
Boyut:  101.4 KB
Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti ile, boğazı geçmek isteyen İtilâf Devletleri arasındaki savaşlar. İtilâf Devletleri'nden Çarlık Rusyası, zengin doğal kaynaklara ve insan gücüne sahip olmakla birlikte bunları değerlendirecek sanayiden yoksundu. Bu bakımdan bağlaşıkları İngiltere ve Fransa'nın savaş araç ve gereçleri ile diğer sanayi ürünleri yardımına gerek duyuyordu. Yoksa Alman orduları karşısında bir varlık göstermesi olanaksızdı. İngiltere ve Fransa bu nedenle Çarlık Rusyası'na yardım yapılmasını kararlaştırdılar. Çarlık Rusyası'nı İngiltere ve Fransa'ya bağlayan en kısa yol Çanakkale-İstanbul boğazları ve Kuzey Karadeniz limanları yoluydu. Bu yolun açılması için de, ilk elde Çanakkale Boğazı'nın İngiltere ve Fransa'nın eline geçmesi gerekiyordu. İngiltere ve Fransa bu amaçla "Gelibolu Seferi"ne karar verdi. Çanakkale Boğazı'nı ele geçirmek için karadan ve denizden zorladılar, çok kanlı savaşlar göze aldılar, fakat başarılı olamadılar.

Onların bu başarısızlıkları dünya tarihi bakımından çok önemli sonuçlar doğurdu. Çanakkale Boğazı'na ilk İngiliz ve Fransa saldırısı denizden oldu. Deniz savaşları 3 Kasım 1914'ten 18 Mart 1915'e dek sürdü. İngiliz-Fransız donanması boğazı geçemedi. Uğranılan ağır kayıplar karşısında amiraller meclisi "Çanakkale geçilemeyecektir. Yeniden bir deneme çılgınlıktır. Denizden ilerlemeye son verilmelidir" görüşüyle deniz savaşlarını durdurdu. Boğazın karadan ele geçirilmesine karar verildi. Osmanlı Devleti, olayların gelişmesinden, boğazın karadan zorlanacağını anlamış, boğazı karadan savunmak için yeni bir ordu (5. Ordu) kurmuş ve bu ordunun başına da Alman Generali Liman von Sanders getirilmişti. Deniz savaşlarında uğradıkları başarısızlık üzerine İngiltere ve Fransa, Çanakkale'yi karadan zorlayacak yeni bir ordu oluşturdular. İngiliz, Fransız ve Anzac'lardan (Avustralya ve Yeni Zelanda Askerî Kuvvetleri/Australian and New Zealand Army Corps) oluşan 70.000 kişilik bu ordunun genel karargâhı Limni Adası'nın Mondros Limanı'nda kuruldu. Kara savaşları 25 Nisan 1915'te başladı.

Asıl savaşlar Gelibolu Yarımadası'nda oldu. Buraya ilk çıkarma 25 Nisan 1915'te Seddülbahir'den yapıldı. Çok kanlı savaşlardan sonra İngiliz-Fransız güçleri ancak kıyı bölgesinde tutunabildiler. İngiliz-Fransız donanması, Arıburnu Çıkarması'na 24-25 Nisan 1915 gecesi başladı.Amaçları, Kocaçimen Tepesi'ni ele geçirmekti. Bu tepe, yarımadanın en yüksek noktasıydı. Eğer bu tepe İngiliz-Fransız kuvvetlerinin eline geçerse bu kuvvetler tüm yarımadaya egemen olabilirlerdi. Oysa bu tepede bulunan savunucular, ancak bir bölük gücündeydiler ve cephaneleri bittiğinden kısa bir süre sonra geri çekilmeye başlamışlardı. Bu çok güç durum, yedekte bulunan 19. Tümen Komutanı Mustafa Kemal'in girişimiyle düzeltildi. Mustafa Kemal, üstlerinden emir almadan 57. Alay'ı harekete geçirdi. Mustafa Kemal, bu başarısı üzerine Arıburnu Kuvvetleri Komutanlığına atandı. Arıburnu Savaşları sürerken İtilâf Devletleri 4 Mayıs'ta Kabatepe'ye bir çıkarma denediler, fakat burada da başarılı olamadılar. 19 Mayıs 1915'te Çanakkale bölgesini savunmakla görevli güçlerin başında bulunan Liman von Sanders'in emri ile Arıburnu kıyılarına yerleşmiş olan İngiliz-Fransız güçleri üzerine bir karşı saldırı yapıldıysa da başarısızlıkla sonuçlandı. Buna karşılık 5 Haziran 1915'te İngiliz-Fransız güçleri de bir saldırı denediler, o da başarılı olamadı.

Bu sıralarda rütbesi albaylığa yükseltilmiş olan Mustafa Kemal, Arıburnu bölgesindeki güçlere ek olarak Anafartalar bölgesi güçleri kumandanlığına atandı. 5 Haziran günündeki başarısızlıkları üzerine İngiliz-Fransız güçleri yeni birliklerle desteklendiler, beş yeni tümenle desteklenen bu güçlerin 3 tümeni Suvla Limanı'na bir çıkartma yaparken, diğer iki tümen de Conkbayırı yönünden Kocaçimen yönüne 6 Ağustos'ta saldırıya geçti. 8 Ağustos'ta saldırı Conkbayırı yönünde de gelişti. Bu saldırıların başarılı olması, tüm Arıburnu Cephesi'nin çökmesi demekti. Öte yandan Suvla Limanı'na yapılan çıkarma da gelişmeler gösteriyordu. İşte bu durumda Albay Mustafa Kemal tüm Anafartalar bölgesi güçleri kumandanlığına getirildi (8-9 Ağustos gecesi). Bu önlem sonuç verdi. Mustafa Kemal, emrine verilen tüm güçleri 10 Ağustos'ta saldırıya geçirdi. Düşman ilerlemesi durduruldu. İngiliz-Fransız güçleri yeni desteklerle 21 Ağustos 1915'te Küçük Anafartalar yönünde yeniden harekete geçti, fakat 15-20.000 kişi yitirmelerine ve 27 Ağustos'ta saldırılarını yenilemelerine karşın başarılı olamadılar. Bu savaşlar Çanakkale kara savaşlarının son çarpışmaları oldu. Çarpışmalar yıl sonuna dek siper savaşları biçiminde sürdü. İtilâf kuvvetleri önce 19-20 Aralık 1915'te Anafartalar'dan, 8-9 Ocak 1916'da da Seddülbahir'den çekilerek Çanakkale Savaşları'na son verdiler.

Morpa Genel Kültür Ansiklopedisi & MsXLabs

Son düzenleyen Safi; 15 Kasım 2016 04:57
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
25 Ekim 2005       Mesaj #2
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Ad:  bayrak.gif
Gösterim: 1276
Boyut:  1.30 MB

Çanakkale savaşları


Birinci Dünya savaşı’nda, Türkiye ile itilaf devletleri arasında, Çanakkale boğazı ve dolaylarında yapılan kara ve deniz savaşları (3 kasım 1914 - 9 ocak 1916).
Sponsorlu Bağlantılar

itilaf devletleri'nin bu cepheyi açmalarının amacı, Boğazlar'ı ve İstanbul'u ele geçirerek Osmanlı devletinin açtığı öteki cepheleri de tasfiye etmek ve Rusya ile bağlantı sağlayarak ona araç-gereç yardımında bulunabilmekti. Osmanlı devletinin savaş dışı kalmasından sonra, daha savaşa katılmamış olan Balkan devletlerinin itilaf devletleri safında savaşa girmeleri de amaçlanmıştı Öte yandan, Ruslar'ın Almanlar karşısında geçici olarak başarı gösterip, Karpatlar'ı aşarak Macaristan ovalarına inmeleri, İngiltere'yi kuşkulandırmıştı. Ruslar, Budapeşte üzerine saldırabilir ve merkezi devletlerle Türkiye'nin bağlantısını keserek İstanbul’un geleceğini belirlemek konusunda kendilerine avantaj sağlayabilirlerdi. Rusya'nın Almanya ile anlaşıp İstanbul ve Boğazlar'ı ele geçirerek savaştan çekilmesi tehlikesi karşısında İngiltere için Çanakkale seferini açmak kaçınılmaz olmuştu.

Rusya, Çanakkale cephesinin açılmasını kaygı ile karşıladı. Çünkü, İstanbul ve Boğazlar'ın kendisinden önce İngiltere ve Fransa tarafından ele geçirilmesi olasılığı ortaya çıkmıştı. Bu nedenle, müttefiklerinin bir filo ile Rusya’nın da İstanbul'u zorlaması yolundaki önerilerini, donanmasının yetersiz olduğunu öne sürerek geri çevirdi. Ancak, İngiltere ve Fransa'yı Boğazlar konusunda bir antlaşmaya zorlamaktan da geri kalmadı. 4 mart 1915’te müttefiklerine bir nota vererek, İstanbul ve Boğazlar ile Marmara'nın doğu ve batı kıyılarının kendisine bırakılmasını istedi. Rusya’nın bu baskısı, İngiltere ve Fransa tarafından hoş karşılanmamakla birlikte, istekleri kabul edildi. Bu pazarlıklar arasında, büyük harcamalar yapılarak Çanakkale’ye gönderilen kuvvetler, büyük bir gösteri ile harekâta başladılar.

Coğrafya yapısı ve konumu yönünden savunmaya elverişli olan boğaz, Türkler tarafından mayınlanmıştı. Dış (methal), orta (merkez) ve iç olmak üzere üçe ayrılan türk müstahkem mevkilerinin komutası miralay Cevat Bey’e (Çobanlı) verilmişti.
3 kasım 1914'te 28 gemilik İngiliz -fransız filosu, boğazın dış tabyalarını 17 dakika süren top ateşine tuttu. Bu bombırdıman sonucu özellikle Seddülbahir tabyası büyük hasar gördü.

itilaf donanması


Çanakkale boğazındaki Seddülbahir, Ertuğrul, Kumkale ve Orhaniye tabyalarını 12 zırhlıdan oluşan bir filo ile iki kez, 19 ve 25 şubat günleri yeniden yoğun bir top ateşine tuttu. Boğazdaki bu dört dış tabyanın büyük ölçüde hasar görmesine neden olan bu saldırının ardından karaya asker çıkaran ingilizler ve Fransızlar tabyaların sağlam kalan kısımlarını da tahrip ettikten sonra, askerlerini gemilerine geri çektiler. Daha sonraki günlerde (7,8 ve 10,11 mart) itilaf donanması türk tabyalarını yine yoğun top ateşi altına aldı, itilaf donanması boğazı denizden zorlayarak geçmek için 18 mart günü bir genel saldırı planlamıştı. Bu tarihten önce mayın tarama gemileri yoğun bir faaliyet göstererek boğazdaki mayınların bir bölümünü topladı. Ancak, Mesudiye-Soğanlıdere hattından Çimenlik'e kadar olan bölge mayından temizlenemedi. Bu arada türk mayın gemisi Nusret, 17/18 mart gecesi Karanlık liman’ın yukarı bölümüne 26 mayından oluşan bir mayın hattı dökmeyi başardı.

18 mart 1915 günü saat 11.00'de 18 büyük zırhlı, birçok muhrip ve denizaltı- dan oluşan İtilaf donanması üç filo halinde boğaza girdi. İngiliz filosuna amiral Robeck, fransız filosuna amiral Guöpratte komuta ediyordu. Düşman filosu, 506 top kullanarak 150 topun savunduğu türk tabyalarını 6 saat 45 dakika aralıksız top ateşi altında tuttu. Ancak bu arada ingilizler'in irresistible ve Ocean zırhlarıyla Fransızlar’ın Bouvet zırhlısı top mermisi ve mayın isabetiyle battı. Ayrıca ingilizler'in infleyible ve Fransızların Gaulois ve Suffren zırhları ağır yara alarak saf dışı kalırken, üç gemi de aldıkları yara sonucu karaya oturdu. Büyük kayıplara uğrayan itilaf donanması, bu durum karşısında Marmara denizi’ne giremeyip geri çekilmek zorunda kaldı.

Kara savaşları.


İtilaf donanmasının başarısız 18 mart saldırısı, Çanakkale boğazının karadan yardım ve destek görmede, geçilemeyeceğini gösterdi. Karadan yapılacak saldırı için, İngiliz, fransız ve anzak birliklerinden oluşan 75 000 kişilik bir kuvvet hazırlandı ve komutanlığına İngiliz generali sir ian Hamilton’s getirildi. Çanakkale boğazını, Otto Liman von Sanders Paşa'nın komutasındaki 5. türk ordusu savunuyordu, ilk çıkarmalar 25 nisan 1915 sabahı Gelibolu yarımadasında Arıburnu ve Seddülbahir'e, Anadolu yakasında Kumkale'ye yapıldı (itilaf kuvvetleri ayrıca Saros körfezi ve Beşike limanına gösteriş çıkarmaları yaptılar).

Seddülbahir ile Tekeburnu arasında kıyıya çıkan İngiliz ve fransız kuvvetleri fazla ilerleyemeden durduruldu. Arıburnu'na çıkan anzak birliklerinin ileri hareketi yarımadanın kilidi durumundaki Kocaçimentepe ve Conkbayırı için tehlike yarattı. XXVII. Alay'ın yetişmesi anzak ilerlemesini geciktirdiyse de tehlike geçmiş değildi. Durumun önemini kavrayan ordu ihtiyatındaki XIX. Tümen'in komutanı Mustafa Kemal Bey (Atatürk) kendiliğinden harekete geçerek Kocaçimen tepesi yönünde ilerleyen Anzaklar'a hücum etti ve onları kıyıya en yakın sırtlara kadar geri attı. Kumkale'ye çıkan fransız birlikleri Kumkale’yi ele geçirdilerse de 25/26 nisan gecesi burayı boşalttılar ve karşı sahildeki kuvvetlere katıldılar. 26, 27 nisan günleri süren şiddetli çarpışmalar sonunda itilaf kuvvetleri, tuttukları dar kıyı şeridine hapsedildi. Seddülbahir cephesinde 28 nisan sabahı saldırıya geçen transız ve İngiliz birlikleri türk karşı saldırısıyla geri atıldı (Birinci Kirte savaşı).

Türk kuvvetleri 1/2 ve 3/4 mayıs geceleri düşmanı denize dökmek için harekete geçtiyse de sonuç alamadı. itilaf kuvvetlerinin Alçıtepe'yi ele geçirmek için giriştikleri 6-8 mayıs (İkinci Kirte savaşı) ve 4-6 haziran (Üçüncü Kirte savaşı) saldırıları durduruldu. Fransız kuvvetlerinin 21-22 haziran saldırısı (Birinci Kerevizdere savaşı), İngiliz birliklerinin Zığındere'nin iki yanındaki türk mevzilerine yönelen saldırısı kırıldı (Zığındere savaşları, 28 haziran - 5 temmuz). Fransız ve İngiliz birliklerinin Kerevizdere'ye saldırısı da durduruldu (ikinci Kerevizdere savaşı, 12-13 lemmuz).

Arıburnu cephesinde türk kuvvetlerinin 1 mayıs günü ve 19 mayıs gecesi düşmanı denize dökmek amacıyla giriştikleri karşı saldırılar da gelişemedi. Bundan sonra bu cephede siper savaşları başladı.

Hamilton, türk kuvvetlerini kuzeyden kuşatmaya karar verdi: Boğaz'a egemen Kocaçimen ve Cönk tepeleri bir gece baskını ile ele geçirilecek, Tuzla gölü güneyinde karaya çıkarılan kuvvetler Ana- fartalar üzerinden ilerleyerek türk birliklerini kuzeyden kuşatacaktı. Takviye edilen itilaf kuvvetleri 6 ağustosta Arıburnu'ndan Kocaçimen tepesi yönünde saldırıya geçti. Seddülbahir cephesinde de türk birliklerini yerlerinde tutmak için oyalama saldırılarına başladı. Öte yandan 6/7 ağustos gecesi Suvla limanına yeni kuvvetler çıkarıldı 8 ağustosta ingilizler Conktepesi'ne girdiler. Bu arada Liman Paşa kıyı gözetlemesi dışında bütün kuvvetlerini savaş alanına yöneltti. 8 ağustos gecesi Anafartalar grup komutanlığına atanan Mustafa Kemal Bey 9 ağustosta Küçük ve Büyük Anafartalar yönünde ilerleyen İtilaf kuvvetlerini güçlü bir karşı saldırıyla ovaya sürdükten sonra 10 ağustos sabahı yakından yönettiği bir süngü hücumuyla Conkbayırı’ndaki İngiliz kuvvetlerini de geri attı İtilaf kuvvetlerinin Anafartalar cephesinde 13, 15 ve 21 ağustosta yaptıkları saldırılar başarılı olamadı.

Ağustos ayının son günlerinden başlayarak iki taraf arasındaki çarpışmalar siper savaşlarına dönüştü. Bazı yerlerde siperler birbirlerine 15-20 m yakınlıktaydı. İki taraf da tüneller açarak karşı siperleri tahrip etmeye çaba gösteriyor, gizli yerlerden aynalı silahlarla keskin nişancılar atışlar yapıyor, siperlerdekiler birbirlerine el bombaları savuruyorlardı. Cephanesi bol olan düşman, karadan ve denizden türk siperlerini sık sık yoğun topçu ateşine tutuyor, cephanesi kıt olan türk topçuları düşmana çok az ve kısa süreli atışlarla karşılık verebiliyordu. Kara savaşları bu yolda sürüp giderken İngiliz denizaltıları Çanakkale boğazından Marmara'ya girerek türk cephesine denizden ikmal yollarını kesmek için geniş çapta faaliyet gösterdi. Bir İngiliz denizaltısı Galata rıhtımına kadar yanaşarak bir türk vapurunu torpilledi.

İngiliz kaynaklarına göre, Marmara'ya girmeyi başaran 13 denizaltıdan 7 tanesini Türkler batırdı,1 tanesini ele geçirdi. Çanakkale savaşı süresince İngiliz denizaltıiarı Mesudiye ve Barbaros adlı türk zırhlılarıyla 5 topçeker gemisini, 1 taşıt gemisini, 44 motoru ve 149 mavnayı batırdı. Buna karşılık yüzbaşı Ahmet Bey komutasındaki Muaveneti milliye muhribi ingilizler’in ünlü Goliath zırhlısını batırırken Akdeniz’den Ege'ye geçen iki alman denizaltısı da ingilizler'in Triumph ve Majestic adlı savaş gemilerini torpilleyip batırdı.

Gelibolu yarımadasındaki çarpışmalar 1915 yılının ekim ayına doğru hemen hemen durmuş gibiydi, itilaf kuvvetleri 6 aralıkta Anafartalar, Arıburnu ve Seddülbahir cephelerinin boşaltılarak Çanakkale savaşları'na son verilmesini kararlaştırdılar. Düşman, Anafartalar ve Arıburnu cephesinden 19-20 aralık 1916 gecesi, Seddülbahir cephesinden ise 8-9 ocak 1916 gecesi bütün birliklerini çekti.

Türk ordusu Çanakkale'de altı ay süreyle yarım milyona varan bir kuvvete karşı koyarak, müttefiklerine büyük çapta yardımda bulunduğu gibi Birinci Dünya savaşı’nın kaderi ve Rus çarlığı’nın çökmesinde önemli rol oynadı. Karma bir yönetim ve çok az cephaneyle yürütülen savaşlar sonunda Türkler 55 000 şehit, 100 000 yaralı, 10 000 kayıp, 25 000 hastalıktan ölmek üzere 190,000 kişi yitirdi. İtilaf devletleri’nin kayıplarıysa 43 000 ölü, 72 000 yaralı ve 30 000 kayıp olmak üzere 145 000'i buldu.

Çanakkale savaşları'nın sürdüğü dönemde itilaf devletleri'nin,Rusya'nın baskısıyla yaptıkları antlaşmayla Boğazlar ve İstanbul’u bu ülkeye vaat etmeleri, İtalya’yı yeniden İtilaf devletleri'nin yanına çekti. OsmanlI devleti topraklarının paylaşılması sırasında İtalya'ya da bazı topraklar vaat edilerek bu ülkenin Avusturya' ya savaş açması sağlandı, itilaf devletleri'nin Çanakkale'deki başarısızlığı,Bulgaristan’ı Müttefikler safında yer almaya itti. Böylelikle Almanya ile OsmanlI devleti arasında bir köprü kurulmuş oldu. Bu durum, savaşın üç yıl daha uzamasına, Rusya'nın itilaf devletleri ile ilişki kuramamasına ve Rusya'daki parasal bunalımla iç huzursuzluğun artarak en sonunda 1917 Bolşevik ihtilali'nin patlamasına yol açtı. Rusya'nın baskı ve yönlendirmesiyle Romanya itilaf devletleri saflarında savaşa katıldığı gibi yine birtakım toprak vaatleriyle Yunanistan da itilaf devletleri yanında savaşa katıldı. Brest Litovsk antlaşması’ndan (3 mart 1918) sonra savaştan çekilen Sovyetler, Doğu Anadolu’da işgalleri altında tuttukları yerlerden çekildikleri gibi, Berlin antlaşması (1878) ile ele geçirdikleri Kars, Ardahan ve Batum’u da Türkiye'ye geri verdiler. Böylelikle, Türkiye ile SSCB arasında Kurtuluş savaşı yıllarında daha da gelişecek olan iyi ilişkilerin temelleri atıldı.

—Ed. Halkı ve aydınlan derinden etkileyen Çanakkale savaşı; türk edebiyatında çeşitli ürünlere konu oldu. Bu savaş üzerine söylenen türküler arasında en yaygın olanı "Çanakkale türküsü”dür: "Çanakkale içinde vurdular beni Ölmeden mezara koydular beni". Savaşın korkunç boyutları, savunmanın hangi özverilere dayandığı, uygulanan askeri taktikler ve savaş üzerine ayrıntılı bilgiler, Ruşen Eşref Ünaydın'ın Anafartalar kumandanı Mustafa Kemal'le mülakat (yeni harflerle 1930) adlı yapıtında verilir. Ünaydın'ın Çanakkale'de savaşanlar dediler ki (yeni harflerle 1961) adlı röportaj kitabı ise mehmetçiklerin ağzından savaş sahnelerini canlandırır. Mehmet Akif Ersoy (Asım", 1923), Çanakkale savaşı nı uygarlık çatışması açısından ele alır ve Avrupa uygarlığını barbarlıkla suçlar.

Şair, ülkesinin savunulması uğruna canını veren mehmetçiği ulusal kahraman niteliği yanında dinsel yönden de yüceltir (Ey bu topraklar İçin toprağa düşmüş asker Gökten ecdad inerek öpse o pök alnı değer) ve "son haçlı seferi" olarak adlandırdığı savaşın korkunç görüntülerini betimler. Reşat Nuri Güntekin'in "Mehmetçik" adlı hikâyesinde; Çanakkale savaşı'nda sakat kalmış, bu nedenle geri hizmete verilmiş bir türk askerinin kendisine teslim edilen yaralı İngiliz erini sırtında hastaneye taşıması ve “o da insandır" diyerek gösterdiği insanseverlik anlatılır. F. Celalettin, Keloğlan Çanakkale muharebesinde (1939) adlı yapıtında; türk askerinin savaş içinde sürdürdüğü günlük yaşamı canlandırır ve zor durumları nasıl kıvrak bir zekâ ile aştığını gösterir. Aziz Nesin; Bu yurdu bize verenler (1975) adlı kitabında Çanakkale'de savaşanlardan Manastırlı Koca Seyit'in yaşamöyküsünü anlatırken, türk köylüsünün savaş içinde ve sonrasında sürdürdüğü çetin yaşamı gerçekçi bir bakışla işler. Fazıl Hüsnü Dağlarca da Çanakkale destanı'nda (1965), savaşın evrensel boyutlarını, Avrupa sömürgeciliği karşısında Asya'nın direnişini zengin imgelerle dile getirir ve “altın dişli sömürgenlerine yeryüzünün" boyun eğmeyişini destanlaştırır.

Kaynak: Büyük Larousse

Son düzenleyen Safi; 15 Kasım 2016 04:25
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
26 Ekim 2005       Mesaj #3
Misafir - avatarı
Ziyaretçi

KRONOLOJİ

Ad:  Çanakkale Destanı2.jpg
Gösterim: 747
Boyut:  78.2 KB

1914


  • 28 Haziran Avusturya-Macaristan veliahdının öldürülmesi
  • 28 Temmuz Avusturya'nın Sırbistan'a harp ilan etmesi
  • 1 Ağustos Almanya'nın Rusya'ya harp ilan etmesi
  • 2 Ağustos Türk Ordusunun seferberlik ilanı ve tarafsız kalacağını açıklaması
  • 3 Ağustos İngiltere inşa edilmekte olan Sultan Osman I ve Reşadiye gemilerine el koyulması, Çanakkale boğazı mayınlanmaya başlanması. Almanya'nın Fransa'ya ve Belçika'ya harp ilan etmesi.
  • 5 Ağustos İngiltere'nin Almanya'ya harp ilan etmesi
  • 10 Ağustos Goben (TCG.Yavuz) ve Breslav (TCG Midilli) 'nin Çanakkale Boğazından içeri girmeleri
  • 10 Ağustos Almanya'nın Fransa'ya harp ilan etmesi
  • 23 Ağustos Japonya'nın Almanlara harp ilan etmesi
  • 9 Eylül Amiral Souchon'un Osmanlı Donanması Komutanlığına getirilmesi
  • 26 Eylül İngiliz torpido botlarının Çanakkale'den çıkan Türk torpido botlarını geri çevirerek ateş etme emrini aldıklarını bildirmeleri
  • 27 Eylül Çanakkale Boğazı'nın tamamen kapatılması
  • 6 Ekim Türk Donanması'na Karadenize çıkma emrinin verilmesi
  • 18 Ekim Amiral Souchon'un izinsiz olarak Donanmayı Karadeniz'e çıkarması ve geri çağrılması
  • 29 Ekim Türk Donanması'nın Karadeniz'de Rus Donanması ile çatışması
  • 2 Kasım Rus,İngiliz,Belçika,Sırp,Japon,Karadağ Hükümetlerinin Osmanlı İmparatorluğu ile siyasi ilişkilerini kesmeleri
  • 3 Kasım Çanakkale Boğazı'nın 6 düşman zırhlısı tarafından bombalanması (Seddülbahir-Kumkale)
  • 11 Kasım Osmanlı İmparotorluğu'nun üçlü anlaşma devletlerine harp ilanı
  • 17 Kasım Rus Donanmasının Trabzon'u bombalaması
  • 29 Kasım Mesudiye Zırhlısının İngiliz Denizaltısı (B-11) tarafından Çanakkale Boğazı'nda batırılışı

1915


  • 19 Şubat Seddulbahir,Kumkale,Ertuğrul ve Orhaniye istihkamlarının 12 düşman zırhlısı tarafından bombardıman edilişi ve karaya az miktarda asker çıkarmaları
  • 18 Mart 18 Zırhlı ve Muhrip ,Denizaltılardan müteşekkil İngiliz ve Fransız Donanmalarının, 506 topla 6 saat 45 dakika Boğazı geçmek için zorlamaları, mağlup olarak çekilmeleri
  • 25 Nisan Çanakkale Boğazı'ndan Deniz kuvvetleriyle zorlayarak geçmek imkanı olmadığını anlayan düşmanın Gelibolu Yarımadası'na asker çıkarmaya başlaması
  • 10 Ağustos Anafartalar, Conk Bayırı ve Kanlısırt muharebeleri
  • 13 Ağustos 2.Anafartalar Muharebesi
  • 21 Ağustos 3.Anafartalar Muharebesi
  • 19 Aralık Düşmanın Çanakkale Cephesi'nden çekilmeye başlaması

1916


  • 9 Ocak Düşmanın Çanakkale Cephesi'nden çekilmesi. "MEHMETÇİK" namının dünyaya yayılışı.
  • 01 Şubat Albay Mustafa Kemal'e Anafartalar Grup Komutanı olarak gösterdiği üstün başarılar nedeniyle "İkinci Rütbeden Osmanlı Nişanı" verilmesi.
Son düzenleyen Safi; 15 Kasım 2016 04:58
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
29 Ekim 2005       Mesaj #4
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Ad:  Çanakkale Destanı24.jpg
Gösterim: 1041
Boyut:  68.8 KB

BİR ZIRHLILARINI BATIRDIK


RUMİ 6 MART 1331/MİLADİ 19 MART 1915, S.1
Karargâh-ı Umûmi’den dün vuku’ bulan tebligâtla gark edildiği bildirilen Fransızların “Bouvet” zırhlısı (resim altı)

Birkaç gündür Çanakkale’ye karşı harekâtını ta’til ve tebdîl etmiş gibi görünen düşman donanmasının dün yeniden ve şiddetle ta’arruza başlaması oldukça gayr-ı muntazır bir vak’a gibi telakki olunabilir. Birkaç günkü sükût ve sükûnetin düşman donanmasının kat’i bir ric’ati sûretinde add edilmesi lazım gelmeyeceğini biliyorduk fakat yeniden esaslı muhâcemâtın da ancak yeni bir takım istihzârât ve tertîbâttan evvel vuku’a geleceğine ihtimal vermiyorduk. Galiba müşterek Fransız ve İngiliz zırhlıları, bir aylık ta’arruzlarından hâsıl olan ehemmiyetsiz netâyicin Balkanlarla sâir muhitlerde tevlîd eylediği sui te’sîrâtın sevk ve ilcâsıyla olmalı ki Boğazlara karşı yeniden şiddetli hücûma başladılar. Bu muhâcemâtın şimdilik hâsıl ettiği netice ise büyücek bir düşman gemisinin Çanakkale pişgâhında batmış olmasıdır. Bu gark-ı keyfiyeti Boğaz müdafa’ası hesabına şüphesiz büyük bir muvaffakiyettir. “Bouvet” zırhlısına gelince, bu gemi Fransız filosuna mensup oldukça eski bir zırhlı olmakla beraber yine hatırı sayılır sefâin-i harbiyeden add edilebilir. “Bouvet”nin ib’âd ve kuvvetini ber vech derc eyliyoruz:
Sefînenin Cesâmeti12,205) tona
Eslihâsı:2 aded 30 buçuk santimlik (45) çap tulunda büyük top,2 aded (27) santimlik (45) çap tulunda keza büyük top,8 aded 14 santimlik (15) çap tulunda mütevessit top, 8 aded 10 santimlik ve (45) çap tulunda keza mütevessit top, (24) aded de (4) buçuk santimlik küçük top.
Sür’ati:18 mil _ Fiyatı (1,200,000) İngiliz lirası,mürettebâtının miktarı,vakt-i hazırda (621) kişi, vakt-i seferde (1000) kişi.
Bu (Bouvet),1896 senesinde deryaya tenzîl edilmiş olup (18) senelik hayata mâlik demektir.

DÜŞMANLARIMIZIN İKİ BÜYÜK ZIRHLISINI DAHA BATIRDIK


RUMİ 7 MART 1331 /MİLADİ 20 MART 1915, S.1
İngilizin (Afrika) zırhlısı Fransızın (Bouvet) zırhlısı İngilizin (İrresistible) zırhlısı
(16,600) tona (12,205) tona (15,250) tona
Müşterek Fransız ve İngiliz donanmasına bir mezar olacak gibi görünen Çanakkale Boğazı’nın medhali ile, boğaz müdafi’lerinin kahramanlıkları sayesinde batırılan düşmanın üç büyük zırhlısı

Düşmanın miktar ve ehemmiyet-i zâyi’âtı:
İsim Tonilato Top miktarı(büyük,küçük) Zırh kuşakı Nüfus zâyi’âtı Sefâinin kıymeti
Bouvet 12205 34 400 milimetre 230 1200000
İrresistible 15250 39 229 milimetre 780 1000000
Afrika 12200 44 229 milimetre 780 1500000
Üç zırhlı 44055 114 2190 3800000
İngiliz lirası

Boğaz medhalinde batırılan üç büyük düşman zırhlısının evsâf-ı harbiyeleri hakkında ma’lûmâtı, ber vech bilâ derc eyledik. Evvelki gün gecenin yarısına kadar düşman sefâin-i harbiyesine karşı müessir bir ateş etmiş olan topçularımız ‘uhdelerine mevdu’ büyük ve mühim vazifeyi güzîde bir liyâkatle îfâ eylediklerini ispat ettikleri gibi Fransızların “Bouvet” zırhlısı ile beraber İngilizlerin de iki büyük zırhlısını batırmakla hiç bir zaman unutamayacağımız “Sultan Osman” ve “Reşadiye”mizin en muvâfık bir sûrette intikamını almış oldular. Gerçi intikam henüz tamamen alınmamıştır. Fakat İngilizlerin mu’âmele-i gâsıbânelerine nâdim olacakları gününde ...

YİNE ÇANAKKALE’MİZE DÂİR


RUMİ 8 MART 1331/MİLADİ 21 MART 1915, S.1
Düşmanlarımızın son def’a büyük bir şiddet ve savletle zorlamak teşebbüsünde bulundukları Çanakkale’de Perşembe günü ihrâz olunan galibiyet ve muzafferiyet harb-i hâzırın cidden en mühim vak’alarından birini teşkîl etmiştir. Denilebilir ki Çanakkale’nin Perşembe günkü musâra’a-i müdhişe esnasında ibrâz eylediği müdafa’a-i kahramânâne tarihte yeni bir fasıla-i mebde teşkîl eyleyecek kadar parlak idi. Dünki telgraflardan anlaşılacağı üzere Almanya ve Avusturya metbû’âtı da bi’l-hassa bu noktaya işaret eylemiş ve kahraman müdafi’lerin mukarr hilafetin kapılarını tecavüz-i i’dâya karşı muhâfaza ve siyânet eylemek hususundaki ehliyet ve liyâkat-ı mümtâzelerini şâyân-ı takdir ve tebrik bulmuştur. Bilâdaki resimlerden biri Çanakkale Boğazı’nın bir kısmını vâzihan gösterdiği gibi diğer resimde Çanakkale’mizin manzara-i umûmiyesini irâe eyliyor.

ÇANAKKALE MUZAFFERİYETİ


RUMİ 8 MART 1331/MİLADİ 21 MART 1915, S.4
Muhâbir-i mahsûsamızdan:
Çanakkale 6 Mart _ (gecikmiştir) Dün (perşembe günü) sabahı hava güzel, deniz râkid idi. Saat on buçukta altısı önde dördü biraz geride olmak üzere on düşman sefinesinden mürekkeb bir filo boğaz medhaline takarrub etti. Fedakâr tayyarecilerimiz daha evvel tayarân ederek istikşâfât icrâsıyla donanmanın harekâtını ihbâr eylemiş olduklarından mevki’-i müstahkem düşmanın takarrubuna muntazır bulunmakta idi. Düşman filosunun saff-ı harbi soldan başlayarak sırasıyla “Triumph, Agamemnon, Nelson, Queen Elisabeth, İnflexible, Majestic” zırhlılarından ve beş torpidodan mürekkeb bulunuyordu. Saat onbirde sefâin-i mezkûre ateşe başladılar. Birinci hatt-ı harbin arkasında ikinci bir hat teşkîl eyleyen Fransızların “Golva, Charlemagne, Suffren, Saint Lui” zırhlıları da onbir buçukta endâhte iştirâk ettiler. Saat onikide İngilizlerin “İrresistible” ve “Afrika” isminde altı zırhlısı ile üç kruvazörü daha evvelki sefâine iltihâk eylediler.

Bu sûretle ondokuz gemiye bâliğ olan düşman donanması ateşinin şiddetini bir kat daha tezyîd etti. En ileride İngilizlerin “Queen Elisabeth” deridnotu bulunuyordu. Sahilin Rumeli cihetinde ilerleyen iki Fransız zırhlısı o taraftaki bataryalarımızın müessir endâhtı ile ric’ate mecbûr oldular ve Anadolu sahiline geçmek için dümen kırdılarsa da o cihetteki istihkâmlarımızdan da ayn-ı müthiş ateşe ma’rûz kaldılar. Büyük bir isâbetle ateş püsküren ağır toplarımızın mermileriyle evvela bir torpido muhribi gark oldu. Arkasından da Fransızların “Bouvet” zırhlısına da batmazdan evvel büyük çapta iki mermi isâbet ettiği görüldü. Muhârebe kemâl-i şiddetle saat ba’de’z-zahir altıya kadar devam eyledi. Bataryalarımızın müessir mukâbelesinden “İrresistible” zırhlısı fena halde hasara uğramış ve hareket edemeyecek bir hale gelmişti. Gemi, burada topları kâmilen suya girecek kadar sancak tarafına meyl etmiş batmak üzere bulunuyordu. Bu zırhlının imdadına şitâb eden “Afrika” sefîne-i harbiyesi dahi toplarımızın taharrub ateşine ma’rûz kalarak biraz sonra yan tarafına batmış ve her iki gemi gruptan sonra büsbütün gark ve nâbûd olmuşlardır. Sâir düşman sefâininin kâffesine müte’addid isâbetler vuku’ bulduğu sûret-i kat’iyede müşâhede edilmiştir. Büyük rahnelerle hatt-ı harbden çıkarak boğazdan firara muvaffak olan diğer bir zırhlısı da ancak Bozcaada’ya kadar gidebilmiş, orada baş tarafından dalmak sûretiyle o da gark olmuştur. Muhârebe tamam yedi saat ve kemâl-i şiddetle devam etmiştir. Düşman gemileri tarafından atılan yedibin mermiye mukabil şehit ve mecrûhlarımızın miktarı pek cüz’i olduğu gibi istihkâmâtımızın hasârâtı da son derece ehemmiyetsizdir. Düşmanın insanca telefâtı ise binlerce kişidir. Bataryalarımızın cümlesi hal-i fa’aliyette harbe hazır bulunmaktadır. Zabitân ve efradın gösterdiği bi-misal metânet, mahâret ve şeca’at bu müthiş muhârebede galibiyetimizi temîn eylemiştir.

Tayyarelerimiz oraya gelen düşman tayyaresine hücûm ederek def’ etmişlerdir. Muhârebe boğaz kasabası ahâlisinde hiçbir heyecanı mûcib olmamıştır. Şimdi Çanakkale’de biraz evvel dağları tepeleri inleten o müthiş top sedâları yerine i’timâd-ı zaferden doğan neşeli bir sükûn ve sükûnet hükm-ü fermâdır.

YİNE ŞANLI SAHNE-İ ZAFERİMİZ


RUMİ 9 MART 1331/MİLADİ 22 MART 1915, S.1
Bahr-i Sefid Boğazı’nı zorlamak isteyen düşman donanmasına karşı kal’a müdafi’ ve muhâfızları tarafından ihrâz olunan zaferin ehemmiyeti gün geçtikçe daha iyi anlaşılıyor. Boğaz medhalini üç düşman zırhlısına medfen yapan bu şanlı gal****** kıymeti hakkında Avrupa metbû’âtında ve tahsîsen Almanya ve Avusturya gazetelerinde görülen takdîrât ve âsâr-ı mücerret pek ziyade câlib-i nazar-ı dikkattir. Almanlar şimdiye kadar müthiş düşmanlarına karşı şâyân-ı hayret himmetler ve şeca’atlerle emsâline tarih-i alemde nadir tesadüf olunur muzafferiyetler ihrâz ettikleri halde bizim Çanakkale’de gösterdiğimiz hamâset ve besâletimiz söz edilemeyecek derecede şevk ve sûruda düşmüş gibi görünüyorlar. Bu yiğit ve yaşamak için ölmeyi bilen fedakâr adamlar tarafından Çanakkale’de gösterdiğimiz şiddet-i müdafa’anın bu sûretle alkışlanması ise bizler için hiç şüphesiz mûcib-i memnûniyettir. Alman ve Avusturyalıları İngiliz ve Fransız donanmasına karşı kazandığımız zaferden pek ziyade mesrûr eden cihet ise şüphesiz bu zaferle kendilerine dolayısıyla ettiğimiz hizmetin ehemmiyetidir. Fi’l-hakika birkaç gündür izah ettiğimiz vechile İngiliz ve Fransız donanmasının Çanakkale’ye karşı pek ciddi hücûma te’addisi üzerine uğradıkları âkıbet İngiliz ve Fransızlar için bahiren boğazları geçmenin hemen tamamıyla gayr-ı mümkün olduğunu ispat eylemiştir. Bu hakikatin sübûtu ise harb-i umûmi üzerinde bizim ve bizim olduğu kadar Almanya ve Avusturya’nın lehinde büyük büyük te’sirler gösterecektir. İngilizlerin boğazları zorlamak teşebbüsü bir taraftan Rusya ile ittisâl peyda etmek diğer taraftan âlem-i İslâmın mübbesi olan makâm-ı hilâfeti can evinden vurmak gibi ne büyük emel ve ümitler rabt ettikleri düşünülecek olursa üç gün evvelki Çanakkale muhâcemesini akîm bıraktırmakla kendimize ve Avrupa’daki dostlarımıza ne hizmetler îfâ ettiğimiz layıkıyla anlaşılmış olur. Biz şu ilk mühim tecrübe ile neler yapabileceğimizi tamamen anlamış olduğumuzdan düşmanlarımızın yeni ve daha akurâne hücûmlarına kemâl-i sükûnet ve i’timâd-ı nefs ile intizâr edebiliriz. Herhalde şimdilik ihrâz eylediğimiz galibiyetin ehemmiyeti ve netâyici pek büyüktür. Buna binâendir ki Çanakkale’nin şimdiye kadar cereyan eden muhârebâta sahne olan sahasının mufassal bir haritasını daha vazi’-i enzâr kareyn eyliyoruz.

ÇANAKKALE MÜDAFA’ASI – İTİRAFLAR


RUMİ 9 MART 1331/MİLADİ 22 MART 1915, S.2
Berlin 20 Mart – Londra’dan iş’âr olunuyor: “İngiltere Bahriye Nezareti İngiltere’nin “İrresistible” ve “Ocean” zırhlıları ile Fransa’nın “Bouvet” zırhlısının Çanakkale önünde torpile çarparak batmış olduklarını tebliğ ediyor. İngiliz tebliğine göre İngiltere’nin insanca zâyi’âtı vahim değildir. Buna mukabil “Bouvet” mürettebâtı hemen (K.)

Berlin 20 Mart – Paris’ten iş’âr olunuyor: Bir tebliğ-i resmîde deniyor ki: “18 Martta icrâ edilen Çanakkale bombardımanı esnasında Fransa’nın saff-ı harb zırhlısı “Bouvet” bir torpile çarparak gark olmuştur. İki İngiliz zırhlısı da gark olmuş ve “Bouvet” mürettebâtından bir kısmı kurtulmuştur.” (K.)

“Bouvet” Mürettebâtından Yalnız (30) Kişi Kurtulmuş


Atina 19 Mart – Çanakkale önünde gark an “Bouvet” zırhlısı mürettebâtından yalnız (5) zabit ile (25) neferin kurtarılmış olduğu haber veriliyor.(K.)“Ametist” Kruvazörünün Mahv ve Tahribi Bir daha tamir edilemeyecek bir sûrette hasârzede edildiği evvelce haber verilen “Ametist” nâmındaki İngiliz kruvazörünün tamamıyla tahrip edilmiş bulunduğu İngiliz menâbi’inde de ketm edilmemektedir. Dün akşam gelen Bulgar gazetelerinde okuduğumuz bir Paris telgrafnâmesine göre İngiliz gemisine yirmiiki Osmanlı güllesi isâbet etmiş ve tamamen hatt-ı harbden hariç kalmıştır

Alman Metbû’âtının Sitayişleri
Berlin 20 Mart – Alman metbû’âtı Çanakkale’ye kuvve-i muhâfazasının ihrâz ettiği parlak muzafferiyetten dolayı Türkiye’yi tebrîk ve Türklük şeca’at ve muhabbet-i vataniyelerini takdîr eyliyor. “Magdeburg” gazetesi diyor ki: “Bugün cesur Osmanlı müttefikimize elimizi büyük bir samimîyetle uzatıyoruz. Onun muzafferiyetinden kendi zaferimiz gibi memnun oluyoruz. Biz esasen ayn-ı da’va üzerinde ayn-ı düşmanla harp ediyor ve âtîdeki ayn-ı maksadı ta’kib eyliyor: müşterek ve kat’i bir muzafferiyet ihrâz etmek!..

SON HABERLER – ÇANAKKALE’DE


RUMİ 11 MART 1331/MİLADİ 24 MART 1915, S.2
Düşman Donanması Dün de Görünmedi
Çanakkale 20 Mart – (Muhâbir-i Mahsûsamızdan Çanakkale’de bugün de sükûnet-i tamah-ı hüküm sürmüş, düşman filosu hiçbir teşebbüste bulunmamıştır.

Çanakkale Muzafferiyeti Te’sîrâtından
Berlin 22 Mart – “Lokal Anchaiker” gazetesi Roma’dan telgrafla istihbâr ediyor: Müttefikler donanmasının Çanakkale önünde uğradığı zâyi’ât-ı azîme Roma muhafil-i siyasiyesinde pek çok taksîrâta meydan vermiştir. İstanbul’a tevcîh olunan tehdîdâtın te’sîriyle mütezelzil olmaya başlamış olan bî-taraflık mürûclarını bu adem-i muvaffakiyet tahkîm ve mürevviclerini temîn etmiş olduğu gibi müttefikler Çanakkale’yi bu bombardımana başlayalıdan beri İtalya’nın harbe atılmasını şiddetle arzu eden fırkaya da sükûnet gelmiştir. (M.)
Ad:  Çanakkale Destanı6.jpg
Gösterim: 814
Boyut:  109.0 KB

Berlin 22 Mart – Milan’da münteşir “Perse Veranza” gazetesi Çanakkale Boğazı’na ilk ciddi hücûmun akîm kaldığını dermiyan ettikten sonra bu adem-i muvaffakiyetin âlem-i İslâmda ve bi’l-hassa Balkan müslümanları arasında azîm bir te’sîr icrâ edeceğini beyan ediyor. Müttefikler Çanakkale Boğazı’na son hücûmlarında 2000 kişi zâyi’ etmişlerdir. (M.)

Berlin 22 Mart – İtilâf-ı müselles taraftarı olan “Telgraf” gazetesi yazıyor: Çanakkale Boğazı önünde müttefikler donanmasının uğradığı adem-i muvaffakiyetin Roma ile Balkan pây-i tahtlarında hâsıl ettiği heyecan-ı vekâyi’-i âtînin cereyanı üzerine azîm te’sîrât icrâ edecektir. Müttefikler donanmasının Çanakkale Boğazı’nda ma’rûz kaldığı müşkülât ziyadeleştikçe İtalya ve Balkan hükümetleri itilaf-ı müsellese karşı daha ziyade ihtiyatlı bulunacaklardır.

Neden Muvaffak Olamamışlarmış?
Roma 23 Mart – 22 Mart tarihli İngiliz tebliğ-i resmîsi müttefikler donanmasının uğradığı adem-i muvaffakiyetin bir itiraf-ı baliğini mütezemmindir. Mezkûr tebliğ-i resmîye göre havanın fenalığı tayyarelerin tayarân ederek 18 Mart bombardımanının istihkâmlarda îfâ ettiği hasârâtın ehemmiyetini anlayabilmelerine mani’ olmuştur. Donanmanın düçâr olduğu zâyi’ât sebebiyle hücûma devam edilemediğinden ta’arruz-ı vaki’in netâyici hakkında büyük ümit beslemenin fazla olduğu mezkûr tebliğ-i resmîde beyan olunmaktadır.

Çanakkale’de Düşman Zayi’âtı Bir İtalya Mütehassısının Mütâla’ası
Milano 22 Mart – (Korya Dellasara) gazetesinin muharrir-i bahrîsi yazıyor: “İrresistible” sefînesinin ziyâ’ı Türk toplarının müessir atışından mütevellittir. Çanakkale istihkâmâtı vazifelerini hüsn-i îfâ edecek kuvvet ve mahârette olduklarını ispat ettiler. Müttefikîn donanmasının ise vazifesini bî-hakk-ı icrâya muktedir olduğu iddi’â edilemez. Biri batmış olan iki Fransız zırhlısının saff-ı harb haricine çıkarılması Fransa için zâyi’ât-ı azîmeden ma’dûddur. Zirâ hükümet-i mezkûre garbî Bahr-i Sefid’den uzaklaşabilecek daha pek çok zırhlıya mâlik değildir.

(Sakolo) gazetesi Çanakkale muhârebesine iştirâk etmiş olan bir Fransız zırhlısının hasârât-ı vahimesini tamir etmek üzere (Malta)ya gelmiş olduğunu istihbâr ediyor. (K.)

SABİH KALE... FAKAT ÇANAKKALE KARŞISINDA NÂÇÂR VE MÜNHEZİM!


RUMİ 22 MART 1331/MİLADİ 4 NİSAN 1915, S.1
İngilizlerin (5) Martta Çanakkale’ye karşı vuku’ bulan ta’arruzlarından maksatları, boğazı ciddi sûrette zorlamak olduğuna hiç şüphe yoktur. Bunun en büyük delilini ise bu hücûm ve ta’arruzu icrâ için (Queen Elisabeth) gibi filolarının en müthiş ve kuvveli sefîne-i harbiyesini de isti’mâl eylemiş bulunmaları teşkîl eder, ma’lûm olduğu üzere Çanakkale ta’arruzunun bidâyetinden beri “Queen Elisabeth”in de bombardımana iştirâk ettiği ve hatta bu meyânda yaralandığı defa’ât ile iddi’a olunmuş ve fakat bu rivâyetlerin derece-i sıhhati meşkûk kalmıştı. Ma’a-mafiyh ta’arruzu müte’akip İngiliz ve Fransızlar tarafından neşr olunan telîgât-ı resmîde bu sefînenin ismi de zikr edildiği cihetle “Queen Elisabeth”in de Çanakkale harekâtına tahakkuk etmiş ve sefînenin paralandığı ise (5) Mart bombardımanı safhatini temâşâ eyleyen râsıdların ve muhâbirlerin müşâhedâtıyla tebeyyün eylemiştir.”Queen Elisabeth”gibi dünyanın en cesîm sefîne-i harbiyesinin de mu’âvenetiyle vuku’ bulan bir ta’arruza karşı (5) Martta Çanakkale’nin gösterdiği müdafa’a ile ne kadar iftihâr etsek azdır. Bâ-husûs ki İngilizler bu sefîne-i harbiyelerinin fevk’al-‘ade kuvvetli ve mükemmel olduğunu kendileri de i’lân edip duruyorlar. Nitekim geçenlerde “Satan” gazetesi İngiliz Harbiye Nâzırı (Churchill)e müraca’ât etmiş ve (Sabih Kale) ünvânını verdiği (Queen Elisabeth) hakkında ma’lûmât istemiştir.

İngiliz Bahriye Nâzırının bi’z-zat vaki’ olan ifâdâtına nazaren “Queen Elisabeth” ayn-ı sistemde inşâ edilmekte olan beş cesîm deridnottan birincisidir.

“Queen Elisabeth” eski planlarda görülen şekilde olmayıp yukarıdaki resimde gösterdiğimiz şekli hâiz ve yalnız bir bacalıdır. Sefînenin cesâmeti (27,000) tonilatoyu mütecâvizdir ve eslihâsı başlıca (38) santimetre çapında kıt’a büyük toptan mürekkebtir. Bu toplar (900) kilo sikletinde gayet cesîm mermileri yirmi kilometre mesafeye atacak bir kuvveti hâizdir.

(Queen Elisabeth)in makineleri tamamen petrol müteharrik ve sür’ati ise saatte yirmibeş mildir. Bundan ma’dâ sefînenin üzeri tayyarelerden bomba ile vuku’ bulacak hücûmlara mukavemet eylemek üzere çelik levhalarla da mahfûzdur ki bu da sefâin-i harbiyede birinci def’a olarak tatbîk edilmektedir.
Son düzenleyen Safi; 15 Kasım 2016 05:10
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
12 Aralık 2005       Mesaj #5
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
1914’ün Kasım ayında İngiltere ve müttefikleri, Osmanlı İmparatorluğu’na savaş açmıştı. Bu nedenle İngiliz Savaş Bakanlığı, Avustralya ve Yeni Zelanda’nın da ordularıyla kendine katılmasını istedi. Bunun üzerine kıtanın dört bir yanına, gençleri cepheye çağıran afişler asıldı.

1914 yılı sonunda binlerce Avustralyalı ve Y. Zelandalı asker gemilere doluşup yola koyuldular. O günlerde Osmanlı Padişahı ve Müslümanlar’ın Halifesi Sultan Reşat, müttefiki Almanya’nın da istemesiyle imparatorluğa savaş açan düşmanlara karşı dünyanın her yanındaki Müslümanlar’a ‘cihat’ çağrısı yaptı. Bu çağrı, okyanuslar aşarak Avustralya’da yaşayan iki Afgan Müslüman’a kadar ulaşacak ve hiç beklenmeyen bir olaya neden olacaktı…

Afgan kökenli bu iki Müslüman, 40 yaşlarındaki Gül Badsha Muhammed ile 60 yaşındaki Molla Abdullah’tı... Avustralya’ya İngiliz sömürgesi Hindistan’ın kuzeybatısından, yani bugünkü Pakistan’dan göçmüşlerdi. Molla Abdullah ‘helal’ et satan bir seyyar kasap, Gül Muhammed ise dondurma satıcılığı yapıyordu. Yaşadıkları yer, Avustralya’nın maden bölgesiydi.
Ad:  ç1.JPG
Gösterim: 522
Boyut:  37.0 KB
Molla Abdullah, o günlerde çok keyifsizdi. Yasalara aykırı, izinsiz koyun kestiği için tutuklanmış ve ceza almıştı. Üstelik bu ikinci tutuklanışıydı. Muhammed’in derdi ise daha büyüktü; düvel-i muazzama, Müslümanlar’ın halifesine savaş açmıştı. Yaşadığı ülke Avustralya da bu ülkelerden biri olduğundan, ne yapması gerektiğini bilemiyordu. İki adam oturup dertleştiler ve bir eylem yapma kararı aldılar. Avustralya hükümetinin hızla asker topladığı o günlerde onlar da Avustralya’yla savaş hazırlığına giriştiler.
Olay günü, Gül’ün dondurma tezgahının kırmızı kumaşından ay-yıldızlı bir Osmanlı bayrağı hazırladılar ve Broken Hill kasabasından Silverton yönüne giden tren yolu üzerinde, iki mil kadar kasaba dışında bir tepede mevzi aldılar. Muhammed’in dondurma arabasında bir Martini-Henry tüfek ve cephane gizlemişlerdi. Bunların yanında, bir tabanca, bir bıçak ve o kırmızı bayrak vardı. Akılları sıra, savaşa giden askerleri götüren trene saldıracaklardı.
Ad:  ç2.jpg
Gösterim: 491
Boyut:  161.3 KB
Bu iki Afgan, eyleme girişmeden önce birer mektup da yazmışlardı. Daha sonra üzerilerinde bulunan bu mektupların birinde, “Apdullah tarafından Muhammed Gül için yazılmıştır” yazıyor ve şöyle devam ediyordu:
“Muhammed Gül konuşuyor ve diyor ki: Ben fakir bir adamım ve Sultan Hamit’in ülkesine mensubum. Türkiye’ye dört kere gittim geldim. Savaşmak istiyorum ama burada savaşmak için şansım yok. Abdül Hamid bana mühürlü bir kağıt verdi. Savaşırken o kağıdı göğsümde saklayacağım. İnsanlarınızı öldüreceğim; çünkü insanlarınız benim ülkemle savaşıyor. Böyle yapmak istiyorum. Ben kimsenin işine burnumu sokmadım, kimse de benim işime karışmasın. Hiç düşmanım yok. Bunu yapmamı kimse söylemedi. Ben de kimseye söz etmedim. Tanrı şahidimdir ki, bunu ikimizden başkası bilmiyor..”

Diğeri ise Molla Apdullah’ın üzerindeydi:
“Fakir bir adamım ve günahkarım. Ne yapacağımızı sadece ikimiz biliyoruz. Çok canı sıkkın, çünkü mahkeme beni cezalandırdı. Beni affetmelerini istedim ama, affetmediler. Bu nedenle çok üzgündüm. Bunları düşünürken Muhammed geldi ve ben ne düşündüğümü anlattım. Kendi sıkıntılarını bana anlatınca, onunkilerin benimkilerden daha büyük olduğunu anladım. Yaşamın bizler için bu kadar kötü olması yüzünden tanrıya dua ettik. Mahkeme dışında kimse bize karışmadı, etkilemedi. Hiç düşmanımız yok. Sadece çok eskiden bir gün, türbanla dolaşırken çocuklar taş atmıştı. Bundan hiç hoşlanmamıştım. Ne yapacağımızı tanrıdan başka kimse bilmiyor. Yemin ederim bu böyle…”

Oysa, yeni yılın bu ilk gününde, asker götürdüğünü sandıkları tren, 1200 kadar sivili pikniğe götürüyordu. Açtıkları ateş sonucu, trende bulunan kadın, çoluk çocuk, yolculardan dördünü öldürüp bir çoğunu da yaraladılar…

Ad:  ç3.JPG
Gösterim: 486
Boyut:  41.8 KB
Olay anında kasabada duyuldu. Hemen harekete geçen Teğmen Resch yönetimindeki polis gücü ve kasabanın avcı kulübü üyelerine eli silah tutan kim varsa katıldı.
Ad:  ç4.JPG
Gösterim: 513
Boyut:  33.6 KB
Ad:  ç5.jpg
Gösterim: 541
Boyut:  169.9 KB
Bu silahlı kalabalık, iki Afgan’ı kasabanın batısındaki alçak tepede kıstırdı… Üç saat süren çatışmadan sonra Molla olay yerinde öldürüldü. Muhammed ise bir düzine kurşun yemesine rağmen yaşıyordu. Ne var ki, hastaneye götürülene kadar o da öldü. El yapımı 48 gözlü fişekliğinde 26 göz boştu.
Ad:  ç6.JPG
Gösterim: 443
Boyut:  64.8 KB
Olay kentte büyük infial uyandırdı. Aynı gece olayın intikamını alma adına bazı hadiseler yaşandı; daha çok Alman göçmenlerin yaşadığı kentteki Alman Şehir Kulübü yandı, yıkıldı… Çünkü, ay-yıldızlı kırmızı bayrak Türk ve Osmanlı’yı, onlar da İngilizler’in Almanlar’ı akla getirmişti… Ne var ki olay, ertesi günkü gazetelerin manşetine, “2 Türk’ün katliam ateşi” başlığıyla yerleşti. Olaydan sonra yükselen milliyetçi duygular, çok sayıda gencin savaşmak üzere orduya katılmasına neden oldu.
Bu iki Afgan’ın bu saldırıyı planlandığı 1914 Aralık ayının son günleri ve eylem tarihi Ocak 1915’in ilk günü, henüz Avustralyalı ve Y. Zelandalı askerlerin Gelibolu’ya gidecekleri belli değildi. Bu birlikler Kahire’de eğitim yapmaktaydılar ve Gelibolu’ya gitmeleri iki ay sonra emredilecekti..
Ayrıca, Muhammed’in cihad hakkındaki fikirleri ve üzerinde Sultan’ın mektubunu taşıdığını yazması da oldukça dikkat çekici noktalardı..
Ne var ki, bu iki Afgan’ın hemen öldürülmesi, olayın da bir sır perdesi ardında kalmasına neden oldu. Kimse, bu saldırının arkasındaki gerçek nedeni öğrenemedi.
Son düzenleyen Safi; 15 Kasım 2016 04:05
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
22 Ocak 2006       Mesaj #6
Misafir - avatarı
Ziyaretçi

Çekilme hazırlıkları :


Kesin bir karar alınmamakla beraber, İngilizler Kasım ayında gizliden gizliye çekilme hazırlığı yapmaya başlamışlardı. Fakat Kasım sonuna doğru hava birden bire bozdu. Ani olarak bastıran kış, herkesi gafil avladı. Kırk senedir, o bölgede böyle soğuk görülmemişti. Gündüzleri sağanak halinde yağmur yağıyor, geceleri korkunç bir ayaz ortalığı kasıp kavuruyordu. Bu durum iki tarafa da savaşı unutturmuştu. Türk ve İngiliz askerleri siperlerini terk edip suların erişemeyeceği yüksekliklere yerleştiler. İki düşman, karşıdan karşıya titreyerek birbirlerini süzüyor, fakat kimse silaha sarılmıyordu.

Yağmurları tipi halindeki kar yağışları takip etti. Anzak birliklerini teşkil eden Avustralya ve Hintli askerlerin bir kısmı ilk defa kar görüyordu.Toz, dizanteri, sinekler yok olmuştu. Fakat soğuk dayanılır gibi değildi. Askere, kışlık elbisesi yetiştirilememişti. Herkes sırılsıklamdı ve ıslak battaniyelerine sarılıp ısınmaya çalışıyordu. Kasımın son günü hava biraz düzeldi. Üç gün içinde müttefik askerlerinin onda birinin savaş dışı olduğu tespit edildi.

O güne kadar tahliyeyi düşünmemiş olanların bile artık kafasında tek düşünce vardı: Bir an önce bu lanetli toprakları terk edip gitmek…
Ancak, İngiliz hükümetini bir an önce tahliye kararı almaya zorlayan Ruslar’la Fransızlar oldu. Onlar Selanik’in ne pahasına olursa olsun elden çıkmaması için direttiler. İngiliz hükümeti, 7 aralık günü toparlandı ve Anzak ile Suvla kesimlerini boşaltarak cephenin daraltılmasına karar verdi.

Suvla ve Anzak Cephesi boşaltılıyor :
Aralık ayının ikinci haftasında tahliye başladı.Her akşam ortalık karardıktan sonra ANZAK ve SUVLA koylarına kurtarma sandalları, çıkarma tekneleri yanaşıyor ve durmadan asker, hayvan top ve diğer savaş malzemesi taşınıyordu. Önce hasta ve yaralılar nakledilmişti. Onları harp esirleri takip etti. En son sıra birlik askerlerine geldi. Ayak sesleri duyulmasın diye herkesin postalına paçavralar sarıldı. Ortalık aydınlanıncaya kadar kıyıda yükleme faaliyeti durup dinlenmeden devam ediyordu. Fakat tan yeri ağarmadan kısa bir süre önce tekneler açığa çekiliyor, geride kalanlar yine siperlere siniyor ve güneş doğduğu zaman her şey normale dönmüş oluyordu.

Görünüşte Türkler olup bitenlerin farkında değildiler. Aslında onları kuşkulandırmamak için, gündüzleri İngiliz kesiminde ne gösteriler yapılmıyordu ki. Bir kısım askere birliklerindeki hayvanlarla akşama kadar ortalıkta dolaşmak görevi verilmişti. Bunlar bir oyunun figüranları halinde Türk siperlerine karşı gövde gösterisi yapıyorlardı.

18 Aralık Cuma günü müttefik kuvvetlerin yarısı ve malzemelerin büyük bir kısmı tahliye edilmişti. Geriye kalan 40 000 kişi cumartesi ve Pazar gecesi kıyıdan ayrılmış olacaktı. Artık herkesin kafasında tek düşünce vardı, herkes birbirine aynı sözü söylüyordu : “ Allah vere de hava bozmasa…”

Cumartesi sabahı Gelibolu Yarımadası yine ilkbahardan kalma bir gün yaşıyordu. Son hazırlıklar da hızla tamamlanmıştı. İngilizler, Conkbayırı’nın altındaki mevzie bir tonluk tahrip maddesi yerleştirmişler, boş sahaları mayınlamışlar ve daha bir alay öldürücü tuzak kurmuşlardı. Siperleri kıyıya bağlayan patikalara bile uzun çizgiler halinde un ve şeker döküp tehlikesiz geçitleri işaretlemişlerdi. Cumartesi gecesi, şans bir defa daha müttefiklere güldü. Anzak ve Suvla kesimlerindeki 20 000 asker, tek bir kayıp vermeden denize açıldı.

Pazar sabahı Türk topları kıyıya birden mermi yağdırmaya başladı. Donanma hemen karşılık verdi. Fakat geriye kalan 20 000 kişinin geleceği karanlık görünüyordu. Birden Nisan ayındaki il çıkarma gününün şartlarına dönülmüştü.

Saat 17.00’ye doğru güneş battı…Hava iyice kapanmıştı. Ay bir yüzünü gösteriyor, bir kayboluyor, sicim gibi ince bir yağmur yağıyordu. Silah sesleri kesilmişti. Yalnız Helles Burnu’nda gürleyen topların homurtusu duyuluyordu…En uzak mevzilerdekiler, ilk gidenler oldu. Siperlerinden çıktılar ve birer kol halinde unlu, şekerli izlerini takip ederek kıyıya indiler. Sigara içmek, konuşmak yine yasaktı. Saat 22.00’de kıyıda topu topu bin beş yüz kişi kalmıştı. En tehlikeli an da buydu işte. Fakat Türk mevzilerinde herhangi bir hareket görülmüyordu. Saat 03:00’te karada hiçbir müttefik askeri kalmadı. Geride kimsenin unutulmadığına emin olmak için tekneler bir süre daha bekletildi. Ufuk hafiften aydınlanırken, saat tam dörtte kıyıdaki cephanelik ateşe verildi. Ve son grup da Gelibolu’yu terk etti.

Liman von Sanders, tahliyeyi haber aldığı zaman, Anzak ve Suvla cephelerinde girişeceği büyük hücümun hazırlığını tamamlamıştı. 20 Ocak gecesi için emir bile vermişti. Fakat Türkler mayınlı, tuzaklı alanda kolay ilerleyemediler. Düşmanın oyununa gelmek endişesi onların rahat etmelerini engelledi. Bu sayede de koca bir ordu kazasız belasız kendini kurtarmış oldu.

General Monro, Suvla ve Anzak cephelerinden çekildikten sonra, Helles dolaylarında daha fazla tutunamayacaklarını anlamıştı. Hemen Londra’ya telgraf çekerek, Helles Burnu’nu da boşaltmak için izin istedi.

O sırada Helles kesiminde 35 000 müttefik askeri bulunuyordu. Ayrıca 4000 hayvan ve Suvla ile Anzak’taki kadar savaş malzemesi vardı. 1916 yılının ilk günü, hava karardıktan sonra, çekilme faaliyeti tekrar başladı. Karayı önce terk eden Fransızlar oldu. Sonra her gece, sırası gelen birlik, belirtilen yerden denize açıldı.

Hava zaman zaman bozuyor, Türkler küçük hücumlara kalkışıyorlar, Alman denizatlılarının o dolaylarda dolaştığı söylentileri herkesin yüreğini azına getiriyordu. Ama her şeye rağmen 7 Ocak günü müttefiklerin mevcudu 19 000 kişiye inmişti.

Liman von Sanders hücum emrini işte o sırada verdi. Aslında yapılan hazırlıklara göre 48 saatlik bir gecikme olmuştu. Sebep de her zamanki gibi Enver Paşa’ydı. Ani bir emirle 5’inci orduya bağlı 9 tümenin Trakya istikametine gönderilmesini istemişti. Harbiye nazırının bu talimatına Liman von Sanders her zamanki tarzınla karşılık verdi: İstifa etti. Enver bir defa daha emrini geri aldı. Ama bu sürpriz emir, istifa, emri geri alış Türkler için 48 saatlik bir zaman kaybına sebep oldu.

7 Ocak günü öğleden sonra, Türk hücumu şiddetli bir top atışı ile başladı. Önce toplar 4,5 saat aralıksız kıyıyı dövdü. Hava kararırken Mehmetçik “Allah Allah…Vur vur” sesleri ile hücuma kalktı. Fakat İngilizler, ümitsiz bir direnişle karşı koydular. Uzun süre tutunamayacaklarını biliyorlardı. Onlar için ölüm kalım savaşıydı bu.

Akşama doğru Türkler henüz ilerleme kaydetmemişlerdi. Bu arada İngilizler’i hayrete düşüren bir olay oldu.Türkler top ateşini kestiler. Liman von Sanders, müttefik askerlerinin şiddetli direnmesi karşısında, İngilizlerin Helles cephesini elde tutmak istedikleri inancına kapılmıştı. Ve daha iyi hazırlanabilmek için hücumu durdurmuştu…

8 Ocak günü akşama doğru, tahlisiye sandalları ve çıkarma gemileri kıyıya yaklaştığı sırada hava birden bozdu. Barometre süratle düşmeye başladı. Rüzgarın esiş hızı saatte 50 kilometreyi bulmuş, deniz karışmıştı. Kurtarıcılar yarı bellerine kadar suya girmiş, durmadan çalışıyorlardı. Saat 02.00’de 19 000 kişiden karada kalan 3200 kişiydi. Bir saat içinde 3 000 asker de kurtarıldı. Kıyıdan son ayrılanlar cephaneliği ateşlemekten geri kalmadılar.
Mareşal Kitchener bile tahliyenin en iyimser tahminle 20 000 askerin canına mal olacağını sanmıştı. Oysa bir iki yaralının dışında, müttefikler hiçbir zayiat vermemişlerdi. Bozgun, İngilizlerin gözünde sürpriz bir başarı, umulmadık bir zafer olup çıkmıştı.

Tahliye sonuna kadar direnen General Monro ile kurmay heyetinin başarısıydı bu. Hepsine törenle şeref madalyaları verildi. Fakat aylardan beri Çanakkale’de her türlü mahrumiyete katlanan ve canını dişine takıp savaşan askerlere birer hatıra nişanı bile çok görüldü.

Alan Moorhead
Ad:  ç1.JPG
Gösterim: 386
Boyut:  50.9 KB
Ad:  ç2.JPG
Gösterim: 414
Boyut:  41.1 KB
Bölgeyi gizlice terkeden İngilizler, tahliye operasyonunun tehlikeye girmemesi ve Türkler tarafından farkedilmemesi için, ilkel metodlarla 20 dakika gecikme ile patlayan tüfek yapıp zaman kazanmaya çalışmıştı.
Ad:  ç3.JPG
Gösterim: 457
Boyut:  45.2 KB
Ad:  ç4.JPG
Gösterim: 439
Boyut:  34.4 KB

Düşman çekilirken, cephede halen asker olduğu görüntüsü vermek için, içi samanla doldurulan üniformaları kullanmıştı
Ad:  ç5.JPG
Gösterim: 432
Boyut:  57.7 KB
Son düzenleyen Safi; 15 Kasım 2016 04:10
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
25 Ocak 2006       Mesaj #7
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Ad:  ç1.jpg
Gösterim: 397
Boyut:  6.6 KB
Anzak Koyu saat : 2:00

Üç savaş gemisi (Queen,Prince of Wales, London), Kabatepe'deki buluşma noktasına varır ve küçük tekneleri indirmek üzere makinalarını durdurur. İlk saldırıyı düzenleyecek olan 1500 Avustralyalı sessizce güvertede toplanır. Filikalara binerler.

Anzak Koyu saat : 4:00

Kıyıdan 2750 metre kadar uzaktırlar. Palamarlar çözülür, savaş gemilerinin kara gölgeleri yavaşça açığa doğru uzaklaşır. Bir dizi römorkör teknelere kıyıya kadar eşlik eder. Kıyıda yaşam belirtisi yoktur. Römorkörler kıyıya 175 ya da 275 metre kala palamar çözerler,denizciler küreğe geçer. Şafak sökmek üzeredir.
Ad:  ç2.jpg
Gösterim: 350
Boyut:  6.8 KB

Anzak Koyu saat : 5:00
Birden bire yamaçlardan bir roket yükselir, peşinden tüfekler ateşlenir. Askerler teknelerden atlar, kıyıya kalan 45 metrelik mesafeyi kendi çabalarıyla aşacaklardır. Vurulan ve boğulanlar dışında çoğu suyu aşıp kıyıya ulaşmayı başarır. Süngüler takılır, Anzaklar ve Türkler birbirine girer.Türklerin sayısı azdır ve Anzaklar bir kaç yüz metre ilerler. Daha sonra tepelerden yoğun bir Türk ateşi başlar. Birbirinden bağımsız ona yakın boğuşma görülür, birlikler birbirine karışır, haberleşme çöker. Küçük Avustralyalı gruplar içeriye doğru iki mil kadar yol almışlardır; ancak geriye kalanların çoğu yarlar ve dik yamaçların dibinde, kıyıya çakılıp kalmışlardır.

Şimdi herkes çıktıkları kumsalın Kabatepe olmadığının farkındadır. Bilinmedik bir akıntı karanlıkta gemileri bir mil kuzeye sürüklemiş, böylelikle Anzaklar Sarıbayır Tepeleri'nin topraklarına çıkmak zorunda kalmıştır. Olanlar Türkler için de şaşırtıcıdır; onlar da böylesi bir saldırıya karşı koymak için herhangi bir plan hazırlamamışlardır. Kabatepe'den hala kıyıya hakim durumdadırlar, tırmanmaya çalışan Avustralyalıları geri püskürtürler ancak teknelerin tesadüfen girdikleri koy görüş ve menzil dışındadır.
Ad:  ç3.JPG
Gösterim: 432
Boyut:  37.4 KB
V Kumsalı: (Ertuğrul Koyu) saat : 5:00
İngilizler Hunter-Weston komutasındaki 29.tümen (takviyelerle birlikte) Seddülbahir yakınlarında 5 ayrı noktaya çıkmakla görevliydi. Plan: Kalenin bulunduğu kumsala denizden açılacak güçlü baraj atışıyla, ingiliz askerlerinin karaya çıkarken karşılaşacakları (Türk) savunma hattı kaldırılmış olacaktı. Albion Savaş Gemisi saat 5:00 da koyu ve orada bulunan köyü inanılmaz yoğunlukta bir top ateşine tutar. Kıyıdan hiçbir ses gelmez. River Clyde kıyıya doğru yola çıkar, geminin yanında 20 kadar ufak tekne vardır. Küçük tekneler akıntıdan dolayı çok zorlanır. River Clyde (gelen emirle) zaman zaman onları beklemek zorunda kalır.

Ad:  ç4.jpg
Gösterim: 385
Boyut:  7.6 KB
V Kumsalı: (Ertuğrul Koyu) saat : 06:22

River Clyde 6:22 de büyük bir gürültüyle karaya oturur. Kıyıyla arasında mesafe kaldığından dolayı askerlerini direk gemiden indiremez. Bu arada ufak teknelerden ilki karaya birkaç metre kala kurşunların hedefi olmaya başlamıştır.
River Clyde'da Yarbay Unwin güçlüklerle boğuşmaktadır. Gemiden askerlerini indirebilmek için eline halat alarak kaptan köşkünden ayrılır. Gemiyle kara irtibatını kurabilmek için iyi bir denizci olan Williams'la beraber kıyıya yüzer. Ateş hattında layterleri yan yana bağlayarak kıyıyla aralarında köprü kurarlar. Askerlerin gemiden boşalmasıyla korkunç bir can pazarı başlar. Ufak tekneler ölü doludur. O sırada Williams da vurulur. Layter Unwin'in elinden kaçar ve o tekrar layterleri yerleştirmeye uğraşır. Askerler o sırada gemiden çıkıp düşmanın korkunç ateşi ile burun buruna geliyorlardır. Bu atmosfere ve yorgunluğa daha fazla dayanamayan Unwin bayılır. Sonra tekrar aşağı inmeye çalışır ve tekrar bayılır ve gemiye götürülür.
Ad:  ç5.jpg
Gösterim: 384
Boyut:  14.4 KB

Anzak Koyu saat : 06:30
Mustafa Kemal şafaktan beri yedekleriyle birlikte Kilitbahir yakınındaki Boğalı'da beklemiş, saat 6:30 da da taburlardan birini güneye, Anzaklara karşı gönderme emri almıştır. Hemen askerlerini alıp yola koyulur.

Anzak Koyu saat : 07:00
Saat yediye doğru Anzak'lı genç bir subay ve iki izci kıyıdaki üç yarı aşmayı başarır, artık üçbuçuk mil ötedeki asıl hedeflerini, boğazın sakin sularını görürler. Bir başka grup da Conk bayırı'nın yarısına kadar tırmanmayı başarır. Mustafa Kemal Sarıbayır Tepelerinden aşağı baktığında savaş ve nakliye gemilerini görür. Askerlerine dinlenmelerini emreder, kendisi de yanına üç subay alarak Conkbayırının eteklerine doğru gider.

Anzak Koyu saat : 08:00

Saat sekiz olduğunda kıyıda 8000 asker vardır. Türkler geri çekilmiştir. Anzaklar arasında güven duygusu hakimdir. Subaylar daha düzgün bir ilerleyiş için adamlarını toplamaya başlar. Burada kendilerine doğru koşan Türk askerlerini görür,cephaneleri kalmamış bu askerlere süngü taktırır ve yere yatırır. Onlara çok yakın olan Avustralyalılar Türk askerlerinin savaş düzeni aldıklarını görünce peşlerinden gelmeye tereddüt edip sipere girerler. Onlar tereddüt ederken Mustafa Kemal emir subayını geriye, tepenin öbür yamacındaki taburu getirmeye gönderir. Ardından elindeki en iyi taburu 57.Alay'ı getirtir, çarpışmaların en yoğun anında da emri altındaki Arap Alayı'nı ateş hattına sürer. Tümen Komutanı olarak böyle bir emir yetkisi olmamasına rağmen, yaptıklarını Esad Paşa' ya iletmesi öğleni bulur. Esad Paşa'dan 19.Tümen'in üçüncü ve son alayını ateşe sürmek için izin alır. Kemal geri döndüğünde tüm Anzak cephesinin komutasını almıştır. 57.Alay kısa sürede yok olacaktır. Böylece vahşi karmaşa öğle saatleri boyunca sürer, kesin olan İtilaf Devletleri'nin karaya çıktığı ve her geçen saatle birlikte durumlarını güçlendirdikleridir.

Ad:  ç6.jpg
Gösterim: 339
Boyut:  15.4 KB
V Kumsalı : (Ertuğrul Koyu) saat:09:30
Hava komodor Samson o sırada uçağı ile Seddülbahir üzerinden geçerken kıyıda 50 mt. bir şerit boyunca denizin kana bulandığını görür.

Dünyada ilk kez uçakla 50 kiloluk bombalar Türk askerlerine atılacaktır. Hava komutanı Samson uçağın yanında.
Kayıplar yüzlercedir.Karaya çıkmayı başaran askerlerden 200 kadarı kıyıda kumdan küçük bir topuk arkasına gizlenir. Önlerindeki dikenli tellerin üstleri, Türk siperlerine saldırmak isteyen askerlerin cesetleriyle dolmuştu. Bin kadar asker River Clyde'ın içine adeta haps olmuştur. Kimse dışarı çıkıp vurulmak istemiyordur.Euryalus Kruvazörü'nün güvertesinde, gelişmelerden hiçbir bilgisi yoktur ve bu nedenle planın 2. aşamasını uygulamaya koyar. Tuğgeneral Napier askerin asıl bölümüyle karaya çıkma emri alır. İlk saldırıdan geriye kalan 6 tekne nakliye gemilerine yanaşır, ölü ve yaralıları bıraktıktan sonra tekrar kıyıya dnmeye hazırlanır. Bu sırada Napier teknelerden birine atlar ve kıyıya doğru yol alır. River Clyde'dan bağıran askerler kıyıya çıkmanın imkansız olduğunu söylerler.Napier denemeye kararlıdır. Fakat kıyıya ulaşamadan ölür. Napier'in denemesi Seddülbahir Çıkarması'nın sonunu belirler. Bu sırada yarımadanın ucunda İlyas burnu çevresinde düzenlenen çıkarmalar başarılı devam eder. İki köprü başı tutarlar ve Hunter-Weston takviyelerini öğlene doğru bu bölgelere yönlendirir.

S Kumsalı : ( Hisarlık Burnu )
Doğuda, Morto koyunda birlikler neredeyse hiç kayıp vermeden, Eski Hisarlık Burnu'ndaki yamaçlara yerleşirler.

Y Kumsalı : ( Zığındere )
En ilginç sahneler batıda yaşanır. Hamilton her yerden millerce uzak bu bölgeye 2000 kadar asker çıkararak Türklere pusu kurma niyetindedir. Karaya çıkanların görevi güneye doğru yürüyerek, Türklerin arkasından dolanıp, onları çember içine almak daha sonra yarımadanın ucuna (V Kumsalı'na) çıkanlarla birleşmekti. Böylece Türk'lerin merkezle olan bağları kesilmiş olacaktı. Çıkılan yerde kumsal yoktur. 70 metre bir tepe tırmanılır. Rahat bir bölgedir. Düşman yoktur. Arkadaşlarının, yürüyüşle bir saat mesafede, Seddülbahir ve İlyas Burnunda öldüklerinden haberleri yoktur. Oturur rahatça mola verir, çay içerler. Oysa Y kumsalındaki İngilizlerin sayısı yarımadanın güneyindeki tüm Türkler'den fazladır.Karaya askerle birlikte çıkan iki albay (Albay Koe ve Albay Matthews) gün boyunca Y Kumsalından Euryalus'a bilgi ve talimat isteyen mesajlar gönderirler. Ancak Hunter-Weston'dan yanıt gelmez. Bu trajik koşullar gün boyu sürer. Bir çıkmazın içine girilmiştir.

V Kumsalı: (Ertuğrul Koyu) saat : 16:00 - 17:30

İlyas Burnu'nda her üç tugay komutanı da kaybedilmiştir; yerine gelen iki albay da kısa sürede öldürülür. Karar vermek ve hareket etmek kıyıdaki küçük rütbeli subaylara kalmıştı. Gemiler, sık sık kıyıya yaklaşıp ateş ederler. River Clyde'da kalan askerler bir deneme daha yapar ve kıyıya ayak basarlar. Yeni çıkanlar topuğun arkasında gizlenen askerlerle birleşirler.
Türk tarafından gelen yoğun ateşle hareket edemezler ve beklerler.
Ad:  ç7.jpg
Gösterim: 334
Boyut:  5.2 KB
S Kumsalı : ( Hisarlık Burnu )

İngiliz komutan hala iki mil yürüyüşle Seddülbahir'e gidemeyecek kadar güçsüz olduğunu düşünür. Zaten böyle bir deneme de yasaktır.

Y Kumsalı : ( Zığındere )
Beklenen olur ve Türkler ,batan güneşin ışığında, ngiliz askerlerinin rahat bir 11 saat geçirdikleri Y Kumsalı'na (köprübaşına) saldırırlar. Saldırılar tüm gece devam eder. Sabah İngilizler ölü ve yaralı toplam 700 kayıp vermiştir. Albay Koe ölmüştür ve askerleri yamaçtan aşağı inerek kıyıya ulaşmaya çalışır. Bu arada aynı cephede albay Matthews olanlardan habersizdir. Savaşa devam eder,süngü saldırısını püskürtür. O zaman anlar ki mevzilerin bir bölümü terkedilmiştir ve hemen geri çekilme emri verir. Bu sırada Türkler de yenildiklerine karar verip çekilirler.
Böylece İngilizler Y kumsalından çekilirken tek bir mermi sesi duymazlar ve ayrılırlar.

V Kumsalı: (Ertuğrul Koyu)
25 Nisan akşamı River Clyde'dan kalan askerler, Türklerin ateşinin hafiflemesiyle kayıp vermeden kıyıya inerler. Gece yarısı İngilizler ilerleyebilecek, hatta yarımadanın ucundaki Türkleri yok edebilecek güçtedirler. İlyas Burnu'nda altıya bir üstündürler. Fakat emir verebilecek rütbeli subay yoktur ve gece saldırısı olabileceğinden korkarlar. İlyas Burnu'nu koruyan 2000 Türk'ün yarısı ölü yada yaralıdır. O gece hiçbirşey olmaz ve gölgelere ateş edilir. Güneşin doğmasını beklerler. Böylece ilk günün bilançosu her iki taraf için ağır olmuştur.
Son düzenleyen Safi; 15 Kasım 2016 04:15
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
29 Ocak 2006       Mesaj #8
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Ad:  ç1.jpg
Gösterim: 401
Boyut:  35.3 KB
25 Haziran 1861 de tahta çıkan ve 1861 yılına kadar yaklaşık 15 yıl tahtta kalan Sultan Abdülaziz’in en büyük hayali, saltanat sırası kendisine geldiğinde, dünyanın önde gelen kara ve deniz kuvvetlerine sahip olmaktı. 1871 yılında, Sultan Abdülaziz için, çocukluk hayallerini gerçekleştirme zamanı gelmişti. İngiltere, Fransa ve Avustralya’ya zırhlılar, fırkateynler sipariş edilmişti. Bunlardan biri de ‘Mesudiye Zırhlı Fırkateyn-i Hümayunu’idi.

Mesudiye 1871 yılında İngiltere’nin Thames Iron Works tersanesine sipariş edilmişti.1872 yılında, kızağa konmuş ve 1874 yılında denize indirilmişti. 1875 yılında deneme seferlerine başlandı.

Rüyaları gerçekleşen Sultan Aziz, hayallerinin keyfini sürme noktasında iken bir sabah, içinde Mesudiye’nin de olduğu donanma, Şeyhülislam’dan alınan fetfa sonrasında denizden; Harp Okulu Komutanı Süleyman Paşa komutasındaki Harbiye öğrencileri de karadan, Dolmabahçe sarayını sarmışlardı. Bu esnada donanma toplarını ateşlemişti. Yeni padişahı selamlıyorlardı. Abdülaziz saraydan çıktı ve bir kayığa bindirildi.Kendi yaptırdığı gözbebeği donanmasının yanından geçirtilerek Sarayburnu’na götürüldü.
Mesudiye, kendisini yaptıran efendisine vefasızlık etmiş ve devrilmesinde önemli bir rol oynamıştı... Abdülhamit Mesudiye Zırhlısı’nı 1903 yılında, bakım onarım için, İtalya’nın Cenova kentindeki Ansaldo tersanelerine yolladı.

Dönüşünden sonra Mesudiye’nin sabit bir batarya olarak Sarısığlar Koyu’na demirlenmesi emredilmişti.Bu Mesudiye’nin sonunu hazırlamıştı. O günlerde Yavuz Ağır Muharebe Kruvazörünü torpillemek için, N.Holbrook komutasındaki B-11 ingiliz denizaltısı görevlendirilmişti.13 Aralık 1914 günü, B-11 boğaza girdi. Mayın hatlarını geçerek Mesudiye’yi saat 11:58‘de 800 metre mesafeden torpilledi. Düşma denizaltısının ikinci torpilinden sonra gemi sulara gömüldü.

Ad:  ç2.JPG
Gösterim: 445
Boyut:  30.9 KB

Norman Douglas Holbrook
(1888-1976)
Holbrook, Kraliyet Donanması’nda Victoria Nişanı almaya hak kazanan ilk üyesiydi. Bu nişanı da 1914 Aralığı’nda Çanakkale Boğazı’nda yaptığı operasyonlarla kazandı.
Holbrook, 13 Aralık 1914’te, Çanakkale Boğazı’nı zorlamak üzere gönderilen Müttefik Donanması’nın denizatlılarından birinin kaptanıydı. Emrindeki İngiliz denizatlısı B 11 ise, 9 yıllık eski bir tekneydi.

Anaforlar ve zorlu akıntılara rağmen Holbrook, Boğaz’daki mayın hatlarının beşini geçerek Boğaz’da ilerledi ve Türk savaş gemisi Mesudiye’yi torpilleyerek batırdı. Top ateşlerine ve gambot takibine rağmen tekrar geri dönmeyi başardı.
Bu olay, bir denizaltının bir düşman savaş gemisini batırmasının ilk örneğiydi. Bu başarısı nedeniyle aldığı Viktoria Nişanı, hem donanmanın, hem de denizaltı filosunun aldığı ilk Victoria nişanı oldu.
Daha sonraları kumandanlıklara yükselen Holbrook, 1976’da öldü.

Tüm kurtarma çalışmaları sona erdikten sonra tespit edilen şehit sayısı 25 er ve 10 subay olmak üzere 35 kişiyi bulmuştu.Mesudiye’nin hazin hikayesi sona ermiş, fakat kahramanlıkları sona ermemişti. Zira Mesudiye battıktan sonra sökülen topları, geminin adının verildiği bataryaya monte edilmiş ve 18 Mart 1915 tarihinde yapılan Çanakkale Deniz Savaşı esnasında, adeta Mesudiye güvertesinde iken yapamadıklarını yapmış, sahibinin intikamını Fransızların Bouvet muharebe gemisine büyük hasar vererek almıştır.
Son düzenleyen Safi; 15 Kasım 2016 04:16 Sebep: sayfa düzeni
M.S.T - avatarı
M.S.T
Ziyaretçi
1 Şubat 2006       Mesaj #9
M.S.T - avatarı
Ziyaretçi

Çanakkale'de Mehmetçiğe kimyasal silah

Ad:  Çanakkale Destanı23.jpg
Gösterim: 559
Boyut:  82.0 KB
Çanakkale Zaferi'nin 90. yıldönümü… Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nden çıkan yeni bir belge, savaşla ilgili korkunç bir gerçeği ortaya çıkardı: İtilaf Devletleri Mehmetçiğe karşı kimyasal silah kullandı. Savaşı anlatan rakamlar ise oldukça manidar. 10 bin askerimiz kayıplara karışmış.

20 Temmuz 1915. Yer Çanakkale... Savaş bütün dehşetiyle sürüyordu. Reuter Telgraf Ajansı'nın Çanakkale muhabiri, Londra'daki ajans merkezine savaşın gidişatını anlatırken insanî boyutu öne çıkan bir haber geçer:

"Türkler pek merdane ve soylu bir tarzda harp ediyor. Bunlardan biri şiddetli ateş altında olduğu halde askerlerimizden birinin yarasını sarmak gayretinde. Diğeri yaralı bir Avustralyalı askerin yanına bir şişe su bırakarak insanî bir harekette bulunuyor. Mert Türk askerlerinden bir başkası İngiliz siperlerinden uzak bir mevkide yaralı düşüp saatlerce aç ve güçsüz kalan İngiliz askerine ekmek vererek yüce bir davranış gösteriyor. Türklerle çarpışan İngiliz askerlerinin hemen hepsi Türkler tarafından İngiliz esirlere iyi muamele yapıldığı konusunda hemfikir."

Çanakkale Boğazı girişinde batan Saphir adlı Fransız denizaltısından Türk askerleri tarafından kurtarılan Elektrik Çavuşu Logal, ailesine gönderdiği mektupta, nasıl bir esaret geçirdiğini şu cümlelerle anlatıyor:

"...Tahlisiye sandalı gelinceye kadar yarım saat suda kaldık. Kurumuş yapraklar gibi tir tir titriyorduk. Lakin bereket versin, Türk zabitleri bizi pek hoş karşıladı. Sandal içinde zabitlerden birisi bana ceketini bile verdi. Türk mülazımı kıyafetine girdim. Bizi hemen ısıttılar. Bir şişe rom getirdiler. Bir nefesçik rom çekmek, bilsen ne kadar büyük bir iyilik icra etti. Bizi bir kışlaya götürdüler. Orada bize elbise verdiler. Zira denize düşerken çırılçıplak olmuş idik. Bizi İstanbul'a getirdiler. Bulunduğumuz mahalleye arada sırada Türk zabitler geliyor. Bize sigara paketleri ikram ediyorlar. Hemen ekserisi Fransızca biliyor. Halbuki biz başka türlü muamele göreceğimizi zannediyorduk."

Çanakkale'de sadece askerler savaşmadı. Aynı zamanda, farklı dünya görüşleri de mücadele etti. Hem de insan olma konusunda... Düşmanının canını kurtarmak için çırpınmak, matarada kalan bir yudum suyu düşman askerine vermek başka türlü nasıl izah edilebilir ki? Reuter muhabirinin geçtiği haber ile Çavuş Logal'ın ailesine gönderdiği mektup bu örneklerden sadece birkaçı. Ancak, madalyonun bir de öteki yüzü var. İtilaf Devletleri, Çanakkale'de direnen Osmanlı askerini yok etmek için her türlü yolu denemekten çekinmedi. Uluslararası savaş kuralları yok sayılıp siviller katledildi, hastaneler bombalandı. Dahası topyekûn bir öldürme operasyonu için kimyasal silahlar bile kullanıldı.

Mehmetçik gaz karşısında çaresiz


Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nde görevli uzmanlarca ortaya çıkarılan yeni bir arşiv belgesinde İtilaf Devletleri'nin Türk askerlerine karşı boğucu türden gaz içeren kimyasal silah kullandığı belirtiliyor. Belgeye göre, Osmanlı askeri kimyasal silahlar karşısında çaresiz kalıyor. Belgede gazın hangi ülke kuvvetleri tarafından kullanıldığı belirtilmiyor. Verdiği zarar konusunda da bir bilgi yok. Fakat, araştırmacılar binlerce askerin kimyasal silahların tesiriyle şehit düşme ihtimalinin olduğunu belirtiyor ve muhtemelen İngilizler tarafından böyle bir yola başvurulduğu görüşünde birleşiyor.

2 Temmuz 1915 tarihinde Başkumandan vekili namına Müsteşar imzasını taşıyan ve cepheden Hariciye Nezareti'ne gönderilen belgede düşman kuvvetleri tarafından kimyasal silahlar kullanıldığı belirtilip tarafsız ve dost devletlerin olayı protesto etmesi isteniyor. Dost devletlerin insanlık dışı bu hadiseyi protesto ettiğine dair bir bilgiye rastlanmıyor; ama bu belge Çanakkale'yi kimyasal silahların kullanıldığı savaşlar arasına sokuyor. Daha önce 19. yüzyılın sonlarında Fransızlar Almanlara karşı zehirli gaz kullanmış, aynı şekilde Almanlar da Fransızlara misillemede bulunmuştu.

Domdom kurşunu...


Çanakkale'de destan yazan askerlerimize yönelik uluslararası savaş hukukuna aykırı hareketler kimyasal silahlarla sınırlı değil. Tespit edilen iki ayrı belge, iki ayrı savaş ihlalini daha ortaya çıkarıyor. Savaş hukukuna kesinlikle aykırı olmasına rağmen domdom (parçalayıcı, dağıtıcı özelliği çok fazla) kurşunları da Mehmetçiğe sıkılmış. Başkumandan vekili Enver imzasını taşıyan 20 Mayıs 1915 tarihli Hariciye Nezaretine gönderilen belgede Çanakkale'de yaralanıp Tekirdağ Hastanesi'ne yatırılmış bir askerin bacağından domdom kurşunu çıktığı rapor ediliyor. Aynı belgede domdom kurşunlarının İngiliz askerleri tarafından kullanıldığının altı çiziliyor.

10 Mayıs 1915 tarihini taşıyan bir başka belgede de İngiliz savaş gemilerinin balonlar yardımıyla Maydos kasabasında Hilal-i Ahmer (Kızılay) bayrağı çekmiş hastaneyi bombalayarak 30 kadar yaralı askerin şehid olmasına yol açtığı belirtiliyor. Osmanlı Hükümeti "insanlığa sığmayan" bu saldırı sonrasında Amerika Sefareti aracılığıyla İngiltere'nin uyarılması talebinde bulunuyor. Bu üç belge ve üç örnek, savaş kurallarının hiçe sayıldığı Çanakkale'de nasıl bir trajedinin yaşandığını gözler önüne seriyor.
Belgeler şimdi sergide, sonra kitapta

Çanakkale Savaşları hakkında Genelkurmay Başkanlığı'nın yayımladığı birkaç çalışma dışında belgelere dayalı, ilmi, ciddi ve kapsamlı bir kitabın yazılmamış olması büyük bir eksiklik. Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü bu alandaki eksikliği gidermek için savaşların 90. yıldönümü etkinlikleri çerçevesinde iki ciltten oluşan "Osmanlı Belgelerinde Çanakkale Muharebeleri" kitabının ilk cildini kısa bir süre sonra piyasaya sürecek. Kronolojik olarak 10 Ağustos 1914 ile 31 Ağustos 1915 tarihleri arasındaki olayları anlatan belgelerden oluşan ilk kitap muhteva bakımından oldukça geniş. İkinci cildiyle birlikte bu kitap bir yıl içinde tamamlanacak.

İkinci cilt ise 1 Eylül 1915 ve 9 Ocak 1916 tarihleri arasını kapsayacak. Arşiv bünyesinde kurulan ve beş uzmanın çalıştığı Çanakkale Masası'nın ortaya koyduğu belge ve fotoğraflar da kitaptan önce bir sergide kamuoyuna sunulacak. Başbakanlık Osmanlı Arşivi ile 18 Mart Üniversitesi tarafından 14-25 Mart tarihleri arasında ortaklaşa düzenlenecek sergide 50 arşiv belgesiyle çeşitli fotoğraflar yer alacak.

HAŞİM SÖYLEMEZ - Aksiyon Dergisi Sayı:

TurkiyeTurkiyeTurkiye
Son düzenleyen Safi; 15 Kasım 2016 04:59 Sebep: kırık link
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
15 Şubat 2006       Mesaj #10
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Ad:  askold.jpg
Gösterim: 410
Boyut:  5.3 KB
Askold kruvazörü Çanakkale Savaşları’na Rusya adına katılan tek savaş gemisiydi.Çar 2.Nikola,Askold’un varlığının, Rusya’yı savaşın sonunda kazananların masasına oturtacağını hesaplıyordu.

Birinci Dünya Savaşı’nın ilk yılının sonunda Rusya’nın durumu gittikçe kötüleşiyordu.Hatta 1915 yılı başında Çar 2.Nikola Müttefiklerden yani İngiltere ve Fransa’dan “Almanya’ya karşı Türk topraklarında yeni bir cephe açılması” isteği,artık Rusların savaşı uzun süre götüremeyaceklerini ifade ediyordu.Rusya’nın savaştaki kaderini belirleyen nokta ise denizlerdeki durumuydu ve Rus donanması bu bakımdan da yeterince güçlü değildi.1904-1905 yıllarında Japonya ile yapılan savaşta yenilerek Uzak Doğu’daki sıcak denizlere ulaşan su yollarını, bu ülkeye bırakmak durumunda kalan Rusya,Baltık denizinde de Alman denizaltılarının ablukasıyla sıkışmıştı.Artık tek çıkış yolu Boğazlar olan Karadeniz’deki Rus donanması da, zaten zayıf Osmanlı donanmasından bile kötü durumdaydı.

Bu yüzden Rusya aslında hiç de taraf olmadığı,Müttefik’lerin Çanakkale Boğazı saldırısı planlarına katılmadı.Ancak tüm olumsuz koşullara rağmen Ruslar, Çanakkale saldırısı sonunda Boğazlar’ın kontrolünü tamamen İngiliz veFransız’lara bırakmak da istemiyorlardı.

1915 baharında Müttefikler arasında fikir birliğine varılan ve Çanakkale Boğazı’nın kolayca geçilerek İstanbul’un işgal edilebileceği düşüncesi üzerine Rusya, Çanakkale harekatına elindeki en iyi gemilerden biri olan Askold kruvazörü ile katılmaya karar verdi.Askold, yapımı 1899’da tamamlanmış, 6 bin tonluk ve 183 mm’lik 12 adet topa sahip,beş bacalı bir gemiydi.Rus-Japon Savaşı’nda, abluka altındaki Port Arthur’dan kaçarak kurtulan üç dört savaş gemisinden biri olan Askold, 1.Dünya Savaşı çıktığı zaman Pasifik sularındaydı.Karadenizde sıkışan diğer Rus gemilerinin aksine Müttefik donanmalarla birlikte, Süveyş ve Doğu Akdeniz bölgesinde görev yapıyordu.
Ad:  askold1.JPG
Gösterim: 373
Boyut:  39.7 KB
Askold'un güvertesinde oldukça uzun beş dikey baca vardır; bu nedenle askerlerce "Yaban Asması" olarak adlandırılırdı

Askold 1915 Şubat ayında Amiral Carden komutasındaki İngiliz Fransız ortak donanmasına katıldı.25 Şubat 1915’te İngiliz Dışişleri Bakanı Grey,Londra’daki Rus elçisine ilettiği notta,Churchill’in Askold gemisinin Müttefik donanmasına katılmasından duyduğu memnuniyeti bildirdi.Ancak İngiltere ve Fransa aslında Rusya’nın bu planlar içinde yer almak istemesinden rahatsızdı.Örneğin Askold kruvazörü doğrudan Çanakkale Boğazı’na gönderilmek yerine, 3 ve 7 Mart tarihlerinde Müttefikler tarafından girişilen İzmir’in bombardımanı sırasında kullanılıp Doğu Akdeniz bölgesine geri gönderildi.Bu durum özellikle Rus Dışişleri Bakanı Sazanov tarafından protesto edildi ve Askold’un bir an önce Çanakkale Boğazı’ndaki donanmada görev alması istendi.

Bu görüşmelerin ardından 12 Mart’ta Askold,Marmara’ya girmesi planlanan donanmaya Fransız grubu içinde katıldı.18 Mart’taki harekatta Boğaz’a giren gemiler arasında yer verilmeyen Askold belki de bu sayede savaşın diğer bölümlerine katılmayı başardı.

Kara savaşları başladığı günlerde Fransız’ların Kumkale’ye yaptığı saldırı sırasında Askold, Fransız savaş gemileriyle birlikte Türk tabyalarını top ateşine tuttu.Mayıs ayı başlarında da Saroz Körfezi’nden yarımadaya doğru bombardıman görevini üstlenen Askold, Aralık 1915’te Gelibolu Yarımadası’nın tamamen boşaltılmasına kadar geçen sürede savaşta aktif rol aldı.

Askold Çanakkale Savaşları’na Rusya’nın gönderdiği tek gemiydi.Aslında Rus Dış İşleri Bakanlığı, 1915 baharında 4 bin 500 kişilik bir kuvveti de Vladivostok yoluyla Çanakkale’ye gönderip kara savaşlarına da katılmak istedi.Ancak Doğu Akdeniz’deki Müttefik Devletler Donanma Komutatını İngiliz Amiral Lord Kitchhener, İngiltere’nin askeri planlarının uygulanmasını zorlaştıracağı ve fazla bir yararının olmayacağı gerekçesiyle bu fikri kabul etmedi.Kitchener’in bu tutumu, Rus yetkililerinin tepkisini doğurdu ve “Savaşa katılıp Boğazlar ve İstanbul’un işgalinde etkili olmamız istenmediği için asker yollama teklifimiz geri çevrildi ” sözlerine yol açtı.Bu girişimlerin sonuçlarına baktığımızda ; aslında Rusya, Osmanlı askerlerinin Kafkasya topraklarından çekilmelerini sağlayacak ve dikkatlerini başka yöne çakecek bir saldırıyı müttefiklerinden kendisi istemişti.Ancak saldırının Boğazlar’a yönelik olması Ruslar’ı telaşlandırmış ve bu bölgenin Osmanlı devletinden daha güçlü bir devletin eline geçmesinden endişe etmişti.Çanakkale saldırısının başlamasıyla da savaşın sonunda oturulacak masanın başında yer almak için Askold gemisini tek başına da olsa bölgeye yolladı.Osmanlı, savaşa Rus limanlarını bombalayarak girmiş ama bunun karşılığında Ruslar Türk topraklarına tek bir gemi gönderebilmişti.

Ancak Rusya’nın savaş sonundaki pazarlıklara yönelik tüm bu girişimleri hiçbir sonuca ulaşmadı.Çünkü 1917 de kurulan yeni rejimle, Rusya için Birinci Dünya Savaşı bitmişti.
Son düzenleyen Safi; 15 Kasım 2016 02:36
Hızlı Cevap
Mesaj:

Benzer Konular

25 Mart 2014 / Misafir Soru-Cevap
20 Kasım 2008 / Ziyaretçi Cevaplanmış
22 Mart 2011 / kavala Soru-Cevap
17 Mart 2014 / emsalsiz_mezar Soru-Cevap
19 Nisan 2010 / The Unique Eğitim Bilimleri