![]() |
Şiir Nehri 2 Bundan Sonra Şiirleri Burada Paylaşmaya Devam Edebilirsiniz. Şiir Eklerken Dikkat Edilmesi Gereken Onemli Bir Konu İse Eklediginiz Şiirler Sizlere Ait ise; Sizin Şiirleriniz bölümüne yazmanızdır. Buradaki Şiirler Alıntı Oldugu İçin Lütfen Şairi Belirtin Aksi Halde Şiirler Silineceltir Okumayı Nasıl Sevıyorsak Yazana Saygımızı Elden Bırakmıyalım Arşivlenmiş "Şiir Nehri" konusu için bakınız: Şiir Nehri -1- [Arşiv] MsXLabs HQ Ekibi |
diller mi vefasız yürekler mi gömüt taşına mı yazılacak zamansız kayboluş şiirlere karıştı sevdam unuttum günleri külrengi yolculukta gelirsen bulacaksın gücenmemiş şiirlerde kıpırdamayan akrep de yelkovan da şiirlerimin gizli öznesi ilkyaz tufanımsın gidersen eksilirim sanma aşkların mevsimi binlerce renk çökerken sisleriyle gökyüzü yüzüne yangın yerine çevrilen eylem su kuşunun belirsiz serüveninde noktalama imleri dolaşır sokağında sen bana dokun anılarıma dokunma sen bana dokun yüreğime dokunma konuşurum susarsın sustukça içimde isyan yoruldum sevgimi taşımaktan sanık dillerimdi gelmek istesem yeminin gölgemdi hoşçakal demedim savunmanı üstlendim gönül bahçemde gülüyorsun ateş böceği gibi kayboluyorsun bir aşk daha karışıyor tarihin sararmıuş sayfalarına yalnızım çırılçıplak kaldım sevdam da aşkın onuru yokmu dünyada bıkkınlığım yok ne de ihanet hain deyilim korkak hiç deyil kim bilir kimse sormasa da adımı hatırlamasa da ırmaklaklarda yüzümü desinler ki denizdeki balıklar gii heyecanlı desinler ki aşkın örülmemiş dili sevdamı boğsada ellerin yüzümde ilkbahar sevinci ekiyorum düşünceme yıldızlar aşk rüzgarlarına savruluyorum ya sen hangi rüzgarlara küs çiçeği ey! beyaz günlerimin ışığı karanlığı aydınlat kini nefreti at gel dola saçları saçlrıma çözülmüş gözlerinle gel kaçışın:yitiriş kaçışın:yok oluş kaçışın: aşkın alaborası sen hayatımın sevdası doığrumda yanlışımda olsan konuşturuyor yüreğim beni bak! yaşlanıyor gençliğimiz alıp götürüyor yıllar bakarsın aniden gelir ayrılık ne adın kalır ne de sevdan SANİYE GÜNDÜZ YILDIRIM |
Unutulmaz anları vardır hayatın Islak kirpiklere takıp kalan Zamana meydan okuyan Biz de öylesine yaşadık seninle Öylesine sevdik Hatırla aşkım... Kahır dolu rüzgarlar esiyor içimde Yıkılıp kalıyorum bu sağır akşamlarda Beni sensizliğe nikahladılar Yenildim duygularıma Yenildim gururuma ağlayamadım Şimdi sanadır bu ağlayışım Hatırla aşkım.. Gözümde dağlar gibi büyüyor hasretin Gelip gelip özlemin doluyor içime Yokluğunda şair kesildi gönlüm Artık hep hüzzamdan çalıyor şarkılarım Sen de nasıl sever nasıl söylerdin Hatırla aşkım.. Oysa nelere katlandı bu gönül Ne acılara halay çekti bu yürek Ne ihanetlere gülüp geçti bu gözler Bir yokluğuna alışamadım Bir de sensiz bu akşamlara Unutamam demiştin giderken bana Ben de unutamadım Bu bizim son yeminimizdi Hatırla aşkım.. Biliyorum şimdi saçlarını yaban eller okşuyor Gözlerine başka gözler gülüyor Gözlerin ki gördüğüm gözlerin en güzeliydi Varsın adı hasret olsun artık bu sevdanın Varsın sonu ayrılık olsun bu romanın Bitmedi bitmeyecek bu şarkım Nerede olursan ol Kiminle olursan ol Hatırla aşkım.. Hatırla Yanındayken bile özlerdim seni Şimdi içimde bir başka yangın Şimdi gözlerimde en ıslak bakışın Ölmek kaderde var biliyorum Her şeyin sonu yakın Ama sen de bil ki Yağmurlarca sevdim seni Yağmurlarca sana yandım Hatırla derya gözlüm Hatırla Aşkım.. Ahmet Selcuk İlkan |
Tek taraflı bir sevgiydi, beni sana bağlayan ve gözyaşına boğulan yüreğimdeki.. İki tarafına da dokunsan, hiçbir sonuç alamadığın, bir sevdaydı benimkisi.. Ben seviyordum ve içimden, bağıra bağıra söylüyordum. Ben sana aşıktım, ama sen hissetmiyordun.. Çıkaramıyordum içimdeki gücü. Anlatamıyordum ´seviyorum´lu biten o son sözü. Ve gözlerimle söylüyordum ve ben seni özlüyordum, ama sen görmüyordun...! Seviyordum çocuksu bakışını. Her yere ayak uyduran, o çılgın rahatlığını. Ve yerinde kullandığın, olgun tavrını seviyordum.. Her şeyinle hoşuma gidiyordun ve bana, her şeyinle çekici geliyordun.. Ben sana hayrandım, ama sen bilmiyordun.. Söyleyemedim sana.. Attığım her yeni adımda, risk alarak başlardım hayata. Ama, sana karşı kumar oynayamadım, rest çekemedim hayata. Seni kaybetmekti, sevginin yanında sevgimin yalnız kalmasıydı korkum ve ben bunu, bir türlü göze alamıyordum...! Sana söyleyemedim... Belki sen bunu, hiçbir zaman bilmeyeceksin.. Ama birgün öğrenirsen, suçu kendinde arama. Çünkü bütün suç benim.. Ve olur ya, birgün gelirsen bana, ben her zaman, her şeyimle seninim...! UMUT CAKMAK |
İlknot: Yeni Uygulamnız Çok güzel Teşekkür ederim...) ÇÖL DAHA İYİ ********** çöle kıyısı olan kentlerin limanları sıkıcı olur kuş uçar gemi geçmez, kervan zaman içinde. böyle kentlerde insan fırtına gibi sever, sevdiği için ağlamayı. hangi türküde sevmekten bahsedilse ben hicaz olurum elimi ıslatır elinin teri ziyan olurum seni sevmekle ıslanır akşam sefalarım hangi türküde sevmekten bahsedilse bu çölde ben "şair burada yaşadığı kenti çöle benzetiyor"da bahsedilen şair olurum! Yılmaz Erdoğan... |
Hani Bir An Gelir... Hani bir ân gelir... Ve söylenmez sözler söylenir olur! ..... Hani bir ân gelir... Mutluluk pembe bir ipek mendil gibi savrulur loş odada! ..... Hani bir ân gelir... Bir ân gelir... Hani bir göz bir göze gelir. Hani, öyle bir ân gelir ki; En “gelinmez” yollarla en “varılmaz” yolların, senle ben arasındaki yarda boyun büktüğünü görürsün... Bu yar; iki yâr arasıdır! .. Her yar iki yâr arasıdır! .. Ve üstelik; Yaralar yara benzer, Her yar yaraya benzer! Yar başında duruşum; Yâre nâraya benzer! ... Halbuki gök yerin... Halbuki gök yarın... Halbuki gök yârin içindedir bu mesafelerde! .. ..... Veya gök, mavi bir hançer gibi dalıvermiştir de toprağın içine; şimdi toprak, kendi içindeki kocca bir yarayı yâr bilmiş... Kendini parçalayan kooskoca bir yar başına türbedar olmuştur! ! ! Halbuki hep... Hep iki yârdır; Bir yar başında duran... ..... Her yar, yâri gördüğüm rüyadır! .. Yolun biri gözlerinden başlaar senden içeri gider; diğeri gözlerimden, benden içeri... Bir yar oluşur her yârin arasında kalan boşlukta! .. Ben, yarın bir duvarı olup sana bakarım bu yandan... Sen yarın bir duvarı olur, o yandan bana bakarsın! .. Ve en derinimden gelip en derinine gidebilecek olan yol ile, en derininden çıkıp en derinime inebilecek olan gökkuşağı “bakışlarımızda” kopar! .. Biz, sarılmadıkça... ..... Yarlar kaldıkça yârlar arasında! .. Hani bir ân gelir... Ve söylenmez sözler söylenir olur! ..... Hani bir ân gelir... Mutluluk pembe bir ipek mendil gibi savrulur loş odada! ..... Hani bir ân gelir... Bir ân gelir... Hani bir göz bir göze gelir... Hani bir ân gelir... Bir ân... Bakışlar düğümlenir; Bütün yarlar silinir, Sıra söylenmezlere gelir... Muammer Erkul |
Acı İlişki Sevgilim, Bir ülke senin gövden kadar masum olsaydı Bir tek anne oğlunu devletten sormazdı... (1996) Şükrü Erbaş... |
Sen Olmasaydın Nerden düşecektim, çaresiz derde, Gözümde bu kadar, hoş olmasaydın. Yan yana uçardık, en yükseklerde, Kanadı kırılmış, kuş olmasaydın. Sanma bu hasretin elinden bezdim, Özlem gurbetini gözünde gezdim. Sevda şarabını sensiz içmezdim, Ezginler evinde keş olmasaydın. Yürekten sevsen de, hiç sevmesen de, En derin sevdayı bulmuşum sende. İpekten yumuşak gönülsün bende, Elim uzanında taş olmasaydın. Nasıl anlatayım, öyle bir hal ki? Yasımı tutuyor, sevenler halkı. Ben de eller gibi gülerdim belki, Ağlayan gönlümde yaş olmasaydın. Umutlar gönlümü süsleyen yardı, Seninle kesildi, umudun ardı. Kavuran çöllerde ne işim vardı? Leyla ordusuna baş olmasaydın. Resmini içerim, içtiğim sudan, Sarhoşluktan aymaz, bardağı tutan. Belki ayılırdım, derin uykudan, Bu kadar doyumsuz düş olmasaydın. Mehmet Nacar |
... Ve Mona Roza Peygamber çiçeğinin aydınlığında ara Sana doğru uzanan çaresiz ellerimi Sırrımı söylüyorum vefakar balıklara Yalnız onlar tutacak bu dünyada yerimi Koyverip telli pullu saçlarını rüzgara Bir çocuğun ardına düşen heykellerimi Peygamber çiçeğinin aydınlığında ara Bir çevre sağ elimden bulanık suya düştü Ve boğazımı sıktı parmaklar ince uzun Günahkar toprağımın saçından bir tel düştü Sana ne olmuş Roza, bir derde tutulmuşsun Bir ekmek kadar aziz fikirler böyle pişti Noel ağaçları ve manolyalar kahrolsun Bir çevre sağ elimden bulanık suya düştü Şu şapkayı çıkarıp atıyorum ırmağa Her şeyim sizin olsun, hep sizin, kesik başlar Rüyasında örümcek başlarsa ağlamaya İçine gül koyduğum tüfek ölmeye başlar Günahını sırtına yüklenen kaplumbağa Gibi ölüm önünde özbenliğim yavaşlar Öyleyse bu şapkayı atıyorum ırmağa Bu erkekler kokuyu kediler gibi alır Ve kediler de her gece sürünür yastıklara Denizleri bahtiyar eden günler kısalır Satılmayan çiçekler zehirli ve kapkara Unutulmuş erkekler ve kadınlara kalır Bir geyiğin eriyen gözleri düşer kara Ve erkekler kokuyu kediler gibi alır Ve yalnızlık, sigara külü kadar yalnızlık Ve toprağın rüyaya yılan gibi girişi Sana da Mona Roza, taşbebeği bıraktık Ellerinde kılıçlı balıkların bir dişi Senin hatıran kadar büyük, yeni, karanlık Senin hatıran kadar Allah ve şeytan işi Ve yalnızlık, sigara külü kadar yalnızlık Bugün yalnız yağmura tahammül edeceğim Ta boğazıma kadar çıkan deli yağmura Tüyüme horozdan çok itimat edeceğim İtimat edeceğim şu belalı yağmura Ruhumu bayrak yapıp ben teslim edeceğim Asılmış bir adamın iki eli yağmura Bugün yalnız yağmura tahammül edeceğim Bir tren ışığına, güneşe çekmek seni Ve bir şehir yaratmak ruhundan Geyve diye Parçalanan gemiyi ve yırtılan yelkeni Katıvermek sessizce söylenen bir türküye Ve sonra bir köşede öldürmek ölmeyeni Ve son vermek bu bitmeyen şarkıya Bir tren ışığına, güneşe çekmek seni Sana tavus kuşunun içine girdiğini En son söz olarak söylemek istiyorum İçimde tavusların kaybolduğunu Bana da bir çift ak kanat kaldığını Son, en son söz olarak söylemek istiyorum İçime girdiğini, tüyünü yolduğumu Son, en son söz olarak söylemek istiyorum Peygamber çiçeğinin aydınlığında ara Sana doğru uzanan çaresiz ellerimi Sırrımı söylüyorum vefakar balıklara Yalnız onlar tutacak bu dünyada yerimi Koyverip telli pullu saçlarını rüzgara Bir çocuğun ardına düşen heykellerimi Peygamber çiçeğinin aydınlığında ara... |
Alışma Bana Alışma bana, ne yapacagım belli olmaz, bugün varım, yarın birden yok olurum... Dokunma bana, kapanmamış yaralarla doluyum, canımı acıtma bi yara da sen açma... Sevme beni, yogun duygularımda kaybolursun, tutuştururum... İsteme beni, yasaklarla bogusursun, engellerle doluyum... Çözmeye çalışma sakın, seninle karışır iyice kördüğüm olurum... Anlama beni, ben kendimi anlarım, ben böyle mutluyum... Aşkı yaşatmamı isteme asla, ben aşka yıllardır inanmıyorum... Güveniyosan kendine inandır beni aşkın varlıgına, sonucunda öyle bi aşk yaşatırım ki, vazgeçemezsin, tutkun olurum... Yıkabilirsen duvarlarımı, sakın bırakma beni, tüm tutkularım ve gücümün arkasında, hala minik bir çocugum, büyütemezsen kaybolurum... İbrahim Taner Ateş |
GİDİYORUM Çölde bir yolcu gibi yalnızlığım içinde Kavrulup gidiyorum. Serseri bir rüzgar gibi hep ganimet peşinde Savrulup gidiyorum Serçe kadar pervasız, bir günden ötekine Atlayıp gidiyorum. Bütün kumaşlarını açtığım gibi yine Katlayıp gidiyorum. Bir kış güneşi gibi ben keyfimin esiri Görünüp gidiyorum. Ne belli yerim var, ne de sevdiğim biri Sürünüp gidiyorum . Cahit Sıtkı Tarancı |
Yalnızlık kavga bitti şımarık merhabalar çiziyor tırnağıyla karanlık uzaklarda çok uzaklarda ırzına geçilmiş rüzgarın oysa kumdaki izi silinmiştir, ve kanlı kuytularda gölgesini okşar güneş kimsenin haberi yok yosunlu dalgalara kilitlendi kahkahalar ebemkuşağı kuşatılmış bulutlar bu mevsim aynada hep çalakalem şimdi toprağa yalnızlık yağıyor kavga bitti Hakan Kartal |
FİRUZE – ZAMANSIZ, FERMANSIZ SON ŞİİR Vedâ ediyorum bu akşam beyâz kâğıtlara başucumda bir okka siyâh mürekkeb beraberinde kesik uçlu dividim satırlarımın arasına son defâ âlfâbemden kadîm bir harfi daha düşürüyorum üşüyen ve boynu bükük ‘mim’in çiğ kokusunu alıyor musun şimdi? basit yanılgılardan kaçarken kader diye alnıma yazıldı en hazin yenilgiler sana uzanan bütün yollarıma mayın döşediler beyâz güvercinlerimi vurdular, yetmedi ‘sen’ akan ırmaklarımı kuruttular, bitmedi beni, seni terk etmeye şiir yazmamaya adına bir daha yeminler ettirdiler bana ey yâr! İsimsiz bir vedâ bıraktılar bana kısa olsun istediler, direndim senin adın geçince mısrâlarımda bir daha zikretme dediler, bilendim bana çok gördüler seni be yâr, senden değil kendimden kaçıp gittim inzivâya hangi kanyona baksam ikimize âit bir şeyler bulurum; yetim, yaralı, yarım. sen cennetinde kal olur mu? yasak meyvayı yemeni istemiyorum bana ölümsüz bir bakış bıraksan yeter! Bir melek indirirmiş yer yüzüne her yağmur tanesini senin sıran ne zamân biliyor musun kıyâmet ne zamân, ölümüm ne zamân? seni sordum balıklara, Yûnus (a.s) benim diye mavi denizin ben değil miydim oysa! Îsa (a.s) oldum yine, semâda bulmak için seni yedi kat göğe ve içindekilere ve yıldızlara seni sordum tanıyamadım ama, seni sana sordum sadece ‘ben de görmedim’ buyurdun ‘benim göğüm sensin dememişmiydin’ oysa! Son bir defâ daha düşüyorsun müzmin satırlarıma bir kaç kelâm da sen söylesene, birkaç teselli ben bestelenmemiş bir türkü mü olup gittim! yazdığım şiirlere hiç sığdıramadım seni, hayallerine sürgün edildim nemrûdun ateşine düşünce kelimelerim şâirler odun taşır oldu yangınıma ama ben, senin yangınında üşüyorum rahmet oluyor dudaklarıma taştan bir gül, yetmiyor. sonra, bir ‘kün’ emrinde ‘berden ve selâmen’ yetişiyor imdâdıma ve neye dokunsam güller açıyor be yâr! Gidişimin ayak sesini duâların uğurluyor çığlıklarım savruluyor mekânsız saraylarda bir gözün güneş, diğer gözün ay olsa da benim güneşimi de al yanına ben, senin ellerinden düşüyorum toprağa ne zamân geçirsen adımı aklından gözlerinin boşluğuna düşen yağmur olup gelirim. senden şimdi çok uzaklardayım belki ama bil ki bir daha olamayacağım bu dünyâda! eğer bir gün gelip oturunca hasretim yüreğine gök yüzüne bakman yeterli sonra göğe yükselip bulamazsan izimi kör bir akrepten al son haberimi! Başını taşlara vurmayı sen öğretmedin mi suya şimdi hangi cana süngü olup batar kirpiklerin hangi şehrin mahyası olup sonra söner gözlerin? kendine gece uykusunu harâm kılmışsın diyorlar bu uykusuzluğun kimden arta kalan be yâr, isyân tanımayan bakışların var ya bana fermânsız dermân bırakman yeter bu uğurda güller açınca rûhumda; kırmızı, beyâz, pembe açınca güller ister gündüz olsun, ister gece güllerden daha çok sen yakışırsın rûhuma Firûze! Zafer ŞIK |
HEP ACELE ACELE HEP ACELE ACELE Yıllar var yaşıyoruz Hep acele acele Durmadan koşuyoruz Bak acele acele İşin bekler acele Eşin bekler acele Dostun bekler acele Ne kaldı ki ecele Ne ömürler tükettik Ne umutlar yitirdik Ne dostları kaybettik Hep acele acele Ahmet selçuk ilhan |
Sana Yakın Birdostun sıcaklığın Öylesine Yaslamak istiyorumki başımı Ya omzunu uzat sevgilim Ya da telleri kopuk Bir kemanı Kanadının altına sığınacak Bir kuş arayan Eskimiş saçak gibiyim sensiz Yada bütün balinalarının Kıyıya vurup intahar ettiği Bir deniz Bir hitit çanağıyım Toprağa gömülü Ve sen İlk kazısını yapan Bir arkeolog ürkekliğiyle Ellerinin arasına Al beni Tek dileğimdir çünkü benim Sana yakın bir sunay akın. Sunay Akın |
H-Ay Kırdım Gecede düş suyuyla kırkladım karayı, uçurum bakışların davet ederken düşmelere. sesi kalınlaşmış hüznün, belli ki bundan boğaz kabullenmiyor yarayı. güneşe verdik vereli müebbedi, adres sorar olmuş ellerim. tenin tenime kabus, unutmuşum ölümün soğuk nefesini dudaklarımı dudaklarına bırakmayalı. suretsiz bir nefesmiş kapı ardı unutulan heves, ben suskun omuz kırık. hiçbir ok affetmiyor kendini zamansız bırakan yayı. çok sabahlar demledim ateşi verip gecenin altına, iki şekerli içemedik hiç aşkı. kimse öğretmedi ki; duaya ekilen ümit kırıntılarını sağmayı. Yazan : Mehtap |
Aklıma Düşmeye Gör... Aklıma düşmeye gör Yeşil bir rüzgar gibi eser gözlerin Yüreğimden, çığlar düşürür... Özlemin, yıkar bentleri Gözlerimin nehirlerinden süzülür.. Aklıma düşmeye gör, Sevdaya uçan bir biçâre güvercin, Menzile varamadan vurulur... Yapraklarına, mahzun bir çiçeğin, İmkânsızlığın buseleri dokunur... Aklıma düşmeye gör, Hüzün makamında bestelenir sözlerin, gönlümün dilinde, söylenir durur... Asıp kanatlarına vuslatları, Uçar içimden vefasız kumrular, Bende kalan, yine hasretin olur... Aklıma düşmeye gör, Umutlarım gezinir Bakışlarının koylarında Ve Kapatırsın gözlerini ansızın, Vurgun yer yarınlarım, Gömülür ummanlara... ( Seynur İnal ) |
Seranad Kimdir bana gülümsiyen yeşillik balkonundan? Demek gecelerden sonra nihayet gün doğuyor. Bir güşündür gençliğimi döndürdü yolundan; Yanan şu alnım elinin gölgesiyle soğuyor. Güzelsin ya, ne olursan ol, girdin hikayeme: Çok değil evi barkı terkedip sana uyduğum, Ancak sen tazelikte gül yaraşır pencereme; Uykusuz gecelerimde kokusunu duyduğum. Eğil bak suya, ordadır, ordadır güzelliğin, gençliğin; Sen gel beni dinle, günlerimiz heba olmasın. Yorgun başımı göğsünde emniyette bileyim; Artık taslarımız ayrı çeşmelerden dolmasın. Cahit Sıtkı Tarancı |
...Gittin Ya... Gökyüzünü yine sen ve kardeşlerin kaplamıştınız pırıl pırıl ışıldayarak Bense bir sigaramdan bir senden nefes çekmekle meşgul Sigaramın ateşi gibi sensizliğin yanmışlığıyla kavruluyorum. Kim bilir şimdi nerelerde, kiminle hangi gönüldesin Bu kadar mı acıtacaktı içimi bu ani gidişin Bu kadar mı yakacaktı bu kopuşun Acılar denizine gömdün ayağıma taşlar bağlayarak Ben seni ne çok sevmiştim senin için ömrümü yoluna sermiştim Her gecenin zifiri karanlığını aydınlatan gözlerinde kaybolmaya Güller açtıran gülüşünü mimiklerini izleyip gülmeye, İçli o denli güzel söylediğin ‘elbet bir gün buluşacağız’ diye başladığın şarkına Öyle alışmıştım öyle benimsemiştim ki hiç bunlardan kopmayacağımı zannetmiştim Aynı acıları farklı yerlerde bize çektiren bu kader değil miydi? Bizi yan yana getiren, Tüm umutların tükendiği, toprağımızın çatlayıp kuruduğu zaman yağan yağmur misali Bizi kavuşturan aynı dere yatağında sürüklenmemize sebep olan. Öyleyse neden bu ani kaçışın, sen bunu yapmazdın be gülüm söyle hadi söyle Söyle ne olur yaratan aşkına söyle neydi seni insafsızca değiştiren. Ben artık bittim, eski günlerime dönmek istemiyorum artık sensiz yaşamak mı asla. Alışamıyorum anla sensizlik inan öyle zor ki tüm dünyayı yükleseler omzuma Ne bu kadar zor gelirdi ne de bu gidiş kadar acı verirdi güçsüz şu vücuda, Hiçbir şeyim düzgün gitmedi ki şu dünya da baksana yaradana ettiğim dualar, Sensiz olacaksam al canımı diye ettiğim feryatlar bile tutmuyor kabul görmüyor Ah canım ama inan bu acı bu yıkılmışlığa rağmen hala bu gözler seni bekliyor. Khan |
Kırmızı Gül Geçen yıl sonbaharda, Kırmızı bir gül, Bırakmıştım kapına, Onu alıp kokladın mı, Kurutup koynunda sakladın mı, Baktıkça beni hatırladın mı? Kırmızı gül aşkı anlatırmış, Aşkımı anlatabildim mi? Bu sonbaharda da, Kırmızı güllerle geldim kapına, Binlerce kırmızı gülle, Evini gül bahçesine, Yüreğimi aşk cennetine Çevirecektim... Kapın kapalıydı, Sen yoktun, Gitmiştin, Kırmızı güller kaldı elimde, Bir acı var yüreğimde, Kırmızı güller kurudu, Sahipsiz öksüz kaldı, Bense bi çare, Kapında nöbetteyim hala... Umut Gül |
Seni görüyorum düşlerimde Yanımdasın; Ellerini tutuyorum sımsıkı Gözlerine bakıyorum sıcacık İçim ısınıyor senin yanında Sanki kuşlar bizim için şarkı söylüyor Dansediyorlar etrafımızda Başımı omuzuna dayıyorum; Sarhoş olmuş gibiyim Başım dönüyor Bulutların üzerinden izliyorum dünyayı Seninle dünya o kadar güzel görünüyor ki gözüme İnanamıyorum... Hiç uyanmak istemiyorum Bu büyünün bozulmasından korkuyorum belki Masmavi bir deniz uzanıyor önümüzde Yanımda sen varsın düşlerimde Soğuk, boş ve karanlık bir odada uyanıyorum sonra Bakıyorum ama yoksun Kalbim kanıyor Canım çok yanıyor Hasretin altın saplı hançer olmuş Saplanmış yüreğime ölüyorum.... Başım dönüyor aşkım Gözlerim kararıyor Zaten sensiz karanlık değil miydi? Nefes alamıyorum aşkım Sensiz hiç nefes almadım ki Hasretin öldürüyor beni Çok canım yanıyor bir tanem Kalbimi söküp atmak istiyorum Bu acı dinsin diye Onda da sen varsın yapamıyorum Ruhumda, bedenimde,yürüdüğüm yolda, Gördüğüm her şeyde Duyduğum her sözde sen varsın Düşüyorum birtanem Artık sensizliğe dayanamıyorum Avutmuyor hayalin Sıcaklığın olmayınca Üşüyorum,ölüyorum... Yeşim Erdoğdu |
Nasıl Bir Sevdaysa... Ay çok mu gecikti nerdeyse çıkar Sen yalnızlığıma varır varmaz Az sonra yağmuru durduracaklar Rüzgarı değiştirdim Ustura ağzı poyraz Yok canım yıldızları unutmadık Mutlaka yerlerinde bulunacaklar Kenarı yaldızlı mavi bir karanlık Sütlü çıplaklığını örtecek kadar Senin için olduğu asla bilinmeyecek Yapraklarını birden dökecek dutlar Şafak sökerken sekiz on kadar şimşek Balkonda işlemeli müstesna bulutlar Ayak bastığın an şehir de değişebilir Yoksa Moskova'mı Belki Berlin belki Dakar Belki 30'lardan mehtap yorgunluğu İzmir Körfez'de şerefine donatılmış vapurlar Nerede ne zaman kaç kere yaşadık Nasıl bir sevdaysa eskitememiş yıllar Bitirdiğimiz herşeye yeniden başladık Dudaklarımızda birbirimizden mısralar ____________________-Saygılarımla & Attilâ İlhan (ci) |
SENİ İÇİMDEN TERK EDİYORUM Binmediğim hiç bir otobüs Beklemediğim hiç bir durak kalmadı bu şehirde Gittikçe azalıyor hayat Neyi erken yaşadıysam Hep ona geç kalıyorum Sana göçüyorum her sonbahar Yolların çıkmıyor aşkıma Unuttuğun yağmurların adı saklımda Seni içimden terk ediyorum Susmaktan yoruldum Kuşlar ve şarkılar, bu şehri terk edeli Efkar demliyorum gözlerimde yaşlarımı, yanağıma varmadan öldürüyorum Tam sancağımdan yaralıyorum kendimi Alnını yüreğime dayadığın güne bakıp SENİ İÇİMDEN TERK EDİYORUM Ne unutacak kadar nefret ettin Ne hatırlayacak kadar sevdin Yıkık bir duvar kadar bile Pişman değilsin biliyorum Beni hep bulmamak için aradın Yanıldığımdın Yangınımdın Yangındın Sensizliğe yenilmek Sana yenilmekten zor olsada Ardımda bir sürü "belki"ler bırakarak Seni içimden terk ediyorum Şimdi İçimde öldürecek bir anı bile bulamayan İki yarım kaldık Tamamlayamadık bizi Elinden tutamadık yanlızlığımın Saçlarımıda uzaklarına gömdün İçimin mavisi senin okyanusundandı Al! geri veriyorum. Kilitleri hep yanlış kapılara vurdun Devrilmiş vagonlara dönerken gözlerim Sana bensizliği terkediyorum "Yarime uzanmayan bütün dallar kırık" demiştin Aşk içinde doğmuşsa nereye kaçabilirdi? Ne tuaf değil mi? İçimi acıtanda sendin Acımı dindirecek olanda. "Ya öldür beni"dedim Ya da ğit benden. İçi bulanık bir sevdanın ucunda Seni kaybettim. Aldırmadın aldırmalarıma Bir gecede yakıp yarini Şafaklara sattın ihanetini Küllerime basanlar bile utandı yaptığından İşte soluk bir ömrün son nefesi Benden İçimden Terkediyorum. KAHRAMAN TAZEOĞLU |
Bileklerimizi morartmıs yeni Alman kelepceleri, Otobüsün kaloriferleri bozuldu Kaman´dan sonra Sekiz saat oluyor karbonatlı bir çay bile içemedik, Basımızda perensip sahibi bir başçavus. Niğde üzerinden Adana Cezaevine gidiyoruz... Bir sen eksiktin ayışığı Gümüş bir tüy dikmek için manzaraya! Can Yücel |
Sensizliğin İlk Sabahı Bu sabah hüzünlüyüm, dokunsalar ağlarım.. Kalbim acılarla dolu, yokluğunun ilk sabahında.. Unutmuşum saatleri, zamanlar durmuş senin için.. Gidişine sabahlar bile isyan etti.... Sensiz güneşler bile doğmuyor, gözlerimde.. Zaman acımasız, zaman hain.... Bir sözünle güneşler batırmışsın, sabahlarımda.. Atmış gitmişsin beni bir köşeye.. Yokluğun bana doyar, ben yokluğuna susamışım.. Aklıma geldiğinde yudum yudum tükenirim.. Yokluğunun ilk sabahında... Bir gün gelir bende çekip giderim sevginden.. Ama ozamana kadar bin kere ölürüm.. Bin kere dar ağacına asarım duygularımı.. Ama yinede fayda vermez, isyan ederim kaderime.. Dudaklarım boykot etmiş adını , zamansız.. Matemini dalga dalga yazarım gecelerime.. Gözlerim seni ağlar, ellerim seni yazar.. Ben çeker giderim hayatından, sen kalırsın o şehirde.. O şehirde insanlar çabuk unutulur, çabuk biter sevgiler.. İçeceğim yokluğuna , bu gece nöbet nöbet.. Lanet olsun bu karşılıksız sevdalarıma.. Lanet olsun beni hiç sevmemişliğine.... Benim olmayacağını bilerek yazacağım.. Ve benim hiç olmadığına içeceğim.. Vaad edeceğim bir şey yok sana benden başka.. Ama sen beni anlamadın istemedin asla... Uzaklarda ışık var ama senin ışığına benzemez.. Öyle bir ateş yaktın ki bende yazmakla bitmez.. Sen beni aramazsın, özlemezsin biliyorum.. Ben seni esen yellerden bile soruyorum... Öyle bir şarkı olsa ki seni anlatmasa.. Öyle bir şiir olsa ki seni yazmasa.. Öyle bir gün olsa ki senle doğmasa.. Çeylan gözlüm, yokluğunun ilk sabahında.. Sana hasretim sarılmasa.. Fikret Malkoç |
BAĞIŞLA Ya zamanından çok erken gelirim Dünyaya geldiğim gibi Ya zamanından çok geç Seni bu yaşta sevdiğim gibi Mutluluğa hep geç kalırım Hep erken giderim mutsuzluğa Ya herşey bitmiştir çoktan Ya hiçbir şey başlamamış Öyle bir zamanına geldim ki yaşamın Ölüme erken seviye geç Yine gecikmişim bağışla sevgilim Seviye on kala ölüme beş Aziz Nesin... |
Seni seviyorum demek, Hiçbir zaman bu kadar güzel olmamıştı. Hiçbir zaman böylesine, Sevip sevilmemişti bu yürek. Yüreğinde bana ve sevgime yer var mı? Yer var mı aşka ve umuda? O zaman yukarıya bak, Ben ordayım her zaman yanındayım. Gündüz güneşi'mle gece ay'ımla, Kimsenin kucaklayamayacağı kadar Kucakladım seni. Bazen bir umut olmalıyım yüreğinde Güzel yarınlarda gerçekleşmeyi bekleyen. Sonra bir hayal düşüncelerinde, Seni başka alemlere götüren. Karanlık düşüncelerindeki Son yaprak olmalıyım ben, Hiç solmayan bir yaprak. Seni yaşamalıyım duygularda, Seni hissetmeliyim her nefes alışında. Yağmur olup üstüne yağmalıyım, Her damla benim sana olan sevgimdir. Islanmalısın sevgi yağmurlarında. Aydınlığın olmalıyım sonra, Buğday sarısı güneşimle. Kar'a kartanesi'ne ne dersin Bembeyaz saf aşklar yaşamak için. Ben senin vazgeçemediğin Gökyüzün olmalıyım. Ne sen beni unutmalısın, Ne de ben sensiz evreni kucaklamalıyım. Seni seviyorum demek Hiçbir zaman bu kadar güzel olmamıştı. Hiçbir zaman böylesine Sevip sevilmemişti bu yürek. Şimdi ben o güzeli seninle yaşıyorum, Ve Seni çok seviyorum. Gökhan Bozdoğan |
Bu Aşk Burada Biter
|
Seni gördüm, toy bir çocuktu yüreğim henüz yağmur yağmamış buluttum... Hiç kimseyi senin kadar sevmedim... Tutsaktım, Yok pahasına bir gemiye satıldım sonra gözlerimi sattım, Hiç kimseyi senin kadar sevmedim... Yalnızlığıma nice zaman silah çektim, süngü tuttum... Dağların zirvesinde destan, çöllerin ortasında ağıttım... Hiç kimseyi senin kadar sevmedim... Yakacak diye gözlerin, kalbimi ellerinin nârına kendim attım. Senden duydum en güzelini sözlerin en tatlı yudumları senden yuttum Hiç kimseyi senin kadar sevmedim... Sevdan için her gül mevsiminde arzu arzu, umut umuttum.... Gördüğüm her renkte rengini gördüm Duyduğum her seste adına türküler tuttum... Hiç kimseyi senin kadar sevmedim.... Akrep düştü gecelerime Gelirsin tutkusuyla yıldızlarını göğün birer birer uyuttum... Adından başka isimleri kelimeleri harfleri Adından başka Bütün bildiklerimi unuttum... Hiç kimseyi senin kadar sevmedim... Ben, hiç kimseyi senin kadar sevmedim... Mustafa Hatipler |
Deniz Kızı İçin Şiirler Seni, gülüşü gül olup da açan kız |
Gül yüzün aklımdan çıkmıyor bir an Hasretin içimi yakıyor gülüm Yıldızlar uykuya dalarken bile Hayalin hep bana bakıyor gülüm Kaybolup giderken seher yıldızı İçimi kemirir hala bu sızı Neyleyim ben sensiz baharı yazı Yokluğun boynumu büküyor gülüm Yanımda olmadan gülermi yüzüm Ne gecem bellidir nede gündüzüm Kahrede kahrede geldi bak güzüm Şaçlarımda şafak söküyor gülüm Uğur YENİLER |
Deniz Kızı
|
Özletiyor Seni Bu Yağmurlar Burada yağmur yağıyor Aralıksız yağıyor günlerdir Ama sen yine de şemsiyeni Almadan gel ilk otobüsle Buğulanan camlara usulca Yüzünü çiziyorum ki yüzün Bir yağmur damlası olup Düşüyor yapraklarına gülün Güller de bozamıyor bu uzun Karanlık sessizliğini kentin Anılarını yitiriyor sokaklar Bezirgânlaşıyor bulvar ışıkları Tarih de kekemeleşiyor bazen Ki o zaman aşktır tek bilici Aşksa yürümek gibi bir şey Duyabilmek kuşların gelişini Anısı bizsek eğer bu kentin Unuttuğu türküler bizsek Acıyı rehin bırakıp bir güle Anımsatmalıyız bunları bir bir Sonra yürümeliyiz seninle Sokaklara caddelere çıkmalıyız Belki bir aşktır bu kentin Belleğini geri getirecek olan Burada yağmur yağıyor ama sen Şemsiyeni almadan gel yine de Özletiyor bu çılgın sağanak seni Sırılsıklam özletiyor biliyor musun Ahmet Telli |
Dönüş
|
Biz Beraber Öleceğiz.... Biz Beraber Öleceğiz. Sen Bilsen De ,Bilmesen De Göz Bebeklerimde Kalacaksın Bir De Kalbimde. İster İstemez Götüreceğim Seni. Bozuk Yollara Aldırmadan. Zaman Çabuk Geçer Bilirsin Gel Şimdiden Tut Ellerimi. Hiç Pişman Olmayacaksın İnan. Gönlüm Serilecek Ayaklarına. Taşları Bile Hissetmeyeceksin. Hadi Gel,Durma Aşk Seni Çağırıyor Beni Kul Etmiş Senin Yoluna Yüreğimin Acısını Vereceğim Ellerine Bir Can Borcum Vardı Yaratana. Bilse Almazdı, Çift Gideceğim Yanına Saklayacağım Seni Hep Göğsümde Artık Faydası Yok Direnmenin Nasılsa Geleceksin Bırak Biz Beraber Öleceğiz. Bunu Sen De İsteyeceksin. Sevgi Damlaları |
Fırat
|
Neden Sevdim seni ? Çünkü kendi yaşam yolculuğun için Ne varsa gönlünce değerli olan Gökkuşağı gibi saydam ve yalın Yüreğini yüreğinle bana yansıttın. Çünkü yolu senin yoluna karşıt Nice ayrı dünyaların insanlarını Anladın yıllardır sevecenlikle Hepsine de dost elini uzattın Çünkü umutları da hüzünleri de Ne güzeldi seninle başbaşa yudumlamak Yaramaz çocuklar gibi kıvancımı da Acılarımı da sevgiyle paylaştın Çünkü seviyorsun sen öz varlığını Tüm ruhunla önemsiyorsun kendini Her uzatışında sevgiyle ellerini Kalplerimizin sıcaklığına alıştın Çünkü doğal akışında yaşamın Barış adına dirlik düzenlik içinde Özenle, sevginle, yüce gönlünce Yeni dünyalar yaratmaya çalıştın Çünkü sen insanca onurunla varsın Gözyaşımı sildin saf duygularınla Sevda türküleri gibi rengarenk Açtın bana, benliğime karıştın İşte ben bütün bunlar için sevdim seni Ölünceye kadar da seveceğim seni..... Cansever Eyüboğlu |
DÜELLO Bir düelloda Daha büyük bir şey vardır Ve daha acıdır bu Ölümden de ölüm korkusundan da Bakarsın dün en güvendiğin kişi Karşı tarafın şahidi olmuş İşte acıdır bu da Ölümden de korkusundan da Daha da acısı vardır ama O da sevdiğin kadının Karşı tarafı ziyaret etmesidir Bu bir nezaket ziyareti de olsa Düello gerçekleşmemiş de olsa Acıdır bu Ondan da ondan da Daha da acısı Kılıcın elinde Alnında bir tutam güneş Kalakalıyorsun ortada Cemal SÜREYA |
Yalnızlık Korkusu Sevdiğimiz eşyayı, dostları yada sevgiliyi. Sonunda yürekte kalan hep ayni duygu, hüzün... Çünkü yitirilene alışmışızdır, sevmişizdir, bizimle olan beraberliği keyiflendirmiştir. Çünkü o beraberliğe değer vermişizdir. Ya o güzelliği yasarken; paylaşımı, keyfi, sevmeyi ve sevilmeyi birlikte hissederken... Hep korkmaz miyiz? İçimizi en güzel anlarda bile hep sarmaz mı? Ya biterse? Ya yok olursa bu güzellik?; endişesi.. Tabii ki bitecek. Yaşadığımız mutluluklar, hüzünler hep bitmedi mi? Hep yerine başka başka hüzünlere, mutluluklara bırakmadı mi? Gene ayni korkular, ayni endişeler... Peki sahip olduğumuz güzellik için yitirme korkusuyla ağlamak niye? Kime? Ne için ? Biliyor musunuz? Dökülen göz yaşları sadece kendimiz için.. O değere sahipken de, yitirdiğimizde de.. Çünkü bizi asil korkutan YALNIZLIK.. İçimizde hissettiğimiz o güzel duyguları uzunca bir süre tekrar yaşayamamak.. Özlemek, özlenmek, sevmek, sevilmek, sım-sıkıca sarılmak, o bedenin canini, kanını hissetmek, sevişmek.. Hangisi kolay vazgeçilir hazlar ki? Biten aşklarda da, biten ömürde de yanaklarımıza dökülen gözyaşları hep kendimiz için. Çünkü merkez hep biziz, doymak bilmeyen egomuz.. Ve o egoyu doyurabilmek, hoşnut kılabilmek için ne kadar çok çırpınır dururuz. Bizim sevdiklerimiz bizi muhakkak sevmeli, özlediklerimiz özlemeli, doğrularımız her zaman tek doğrudur. Ya yanımızda ki insan ? Onun egosu ? Arzuları, özlemleri veya usandıkları... Ne kadar o sevdiğimiz insana karşı fedakarız? Vermeden neyi ne kadar alabiliriz ki? Bizler; hep ilişkilerimizde hesap kitap içinde değil miyiz ? Her zaman denge.. Verdiğimiz kadar alalım, aldığımız kadar verelim hesapları yapar dururuz. Sonuç YALNIZLIK . Peki bu kadar yalnızlıktan korkuyor, yaşanılan güzellikleri, paylaşımı bir daha yasayamamak endişesiyle kaybedeceğimiz değere ağlıyorsak niye bu kadar ince hesaplar. O değer bize mutluluk yerine hüzün, kargaşa yaşatıyorsa zaten vazgeçmeliyiz. Yok eğer yaşamın sıkıntılarından biraz da olsa bizi alıp mutluluk veriyorsa o zaman gözyaşı yerine biraz daha akilci olmak daha doğru değil mi? Sıkıca, hiç bitmeyecekmiş gibi o güzelliği, huzuru sonuna kadar yasamak varken neden korku?? Bilirsiniz.. Anılarımızda öylesine anlamlı, mutlu anlar vardır ki, kimi zaman onca geçen yıllara değerdir. Tabii ki bu değerler karşılık bulduğunda daha da değer kazanacaktır. Eh iste o zaman bize biraz daha is düşüyor demektir. Daha çok özen... Çünkü yasam içinde, ayni frekansı yakalamak o kadar zor ki... Sevgiyi, özlemi birlikte yasamak doyumsuz bir hazdır. Artık o sevdiğin insan kendin olmuşsundur. Korursun, tıpkı kendini koruduğun gibi. Üzmekten, incitmekten korkarsın. Artık hesap, kitap yapılamaz. ; Daha çok vermek vermek istersin. Çünkü ego vererek de doyumu öğrenmiştir. Çünkü gönlünü ayna tutmuşsundur o sevgiliye. Çünkü yitirme korkusu askı ölümsüz kılar. Çünkü ayrılmanın da bir vahşi tadı var Öyle vahşi bir tat ki dayanılır gibi değil Çünkü ayrılık da sevdaya dahil Çünkü AYRILANLAR HALA SEVGILI.. Uğur ilhan |
Bir Ben Var Bir ben var benden farklı Benim anlayamadığım, tanıyamadığım Sevdamı benden daha iyi; Hayatımı ona göre düzenleyen Sanki ben değilmişim gibi, Beni benden fazla tanıyan, benden farklı --------------------------------------------------------------- Bir ses var benim duyamadığım. Kalbimden gelip, beynime ulaşan... Pranga mahkumlarını şimdi anladım Bir parçası vücuttan ayrı, Bir ben var, birde yabancı. ------------------------------------------ Kendimi tanıyamıyorum artık Kalbimin sesi ayak seslerine karşı, Gözlerim bir gerçeği birde onu, Sevdası yalnız beni, Hayatım ise sadece onu tanımlıyor artık BARIŞ Ardahan |
Aşka Beyaz Güller Ağlama belalım Ağıtlar yakma Yürek paralayıp Can parçalama Umutları tavana asıp Kadere çatma Yaşadıklarını kırıp Olanları ziyan sayma Sevgiyi bırakıp Acılara sarılma Aşkı unutup Dertlere dalma Anıları silip Yarınları sorgulama Kalan hatıraları yıkıp Geleceğe volta sallama Kaçıp gidemezsin Gelmeyi denememişsin Olmuyor deyip vazgeçemezsin Bir daha baştan istemelisin Ağlamayı ağıtı ahı unutup Tekrar sevmelisin İsyan bayrağını yakıp Başka beyaz güller derlemelisin Murat İnce |
TOPRAK Dün gece sevda ırmak oldu, aktı gece boyu. Rengi kan kırmızıydı. Yapraklar ağıt yakmaktaydı, keskin rüzgâra fon oluştururcasına.... Dün gece, ırmağa karşı cesaretimi denemek istedim, yüzme bilmediğim halde.... Denedim, denedim, denedim! ! Irmak pes etti, tât oldu sustu sevdam karşısında, UTANDI. Irmak çöl oldu kurudu. İşte o zaman gerçek sevdayı gördüm çatlamış topraklarda; işte o zaman ben toprak oldum... Barış Ardahan |
Şiir Nehri 2 Hiç bitmeyecek sandığım gecelerden birinde, Gözyaşlarım uğurladı seni giderken. Eskisi gibi değildi bakışların, Bir şeyler vardı yapmaya çalışıpta yapamadığın. Dindiremedim içimdeki sessiz çığlıkları. Umudum bile yetmedi seni getirmeye … Gel desem bile gelemez, sesimi duyamazdın Gözlerim gece nöbetlerinde kaldı,bekledim. Gelmedin. Hiç gitmemiş gibiydin resimlerde. Hiç kimse sen değildi ki, Sanki teninin sıcaklığı vardı bedenimde. Düşüncelerimde bir yorgunluk belirtisi, Kırgınlıklarım isyanlar içinde şimdi. Vazgectim artık! Seni sevmekten değil senden vazgeçtim. Bu defa ben gidiyorum. Kırgınlıklarımı,umutlarımı sana bırakıp, Siliyorum anılarımı. Bağrımda senin ateşin yanıyor, Elvedasız yolculuğum başlıyor şimdi. A.Çakır |
Anlamı yok sensizliğin Perdeler, gökkuşağı, gölgem Dışarıda güneşli bir haziran sabahı... Sabah olur bir istanbul gecesinin ardından Akşam giyinir beyaz elbiselerini Ne söylesem boş, kelimeler bir, bir; istanbul hanımefendisi Kocaman parıldayan bir kalp Kömür karası gözler alev alev... Anlamı silinmiş bir hüzün; Sen gelince cezaevinin parmaklıklarından atlar. Düşmek üzeredir gecenin gizi koynuna Bir İstanbul akşamı, Akşam güneşim, sudamlam, paylaşılmazım 7 renk ve ümit, bir sevi şiiri Geceleri gülün dikeni, Ne arar insan, ne bulur şu fani dünyada... Akşam üstleri, gündüzün bekçileri, İSTANBUL Anlamı yok pencerelerin, güneşin Perdeler, gökkuşagı, birde sen Akşam yine giyinir cezaevi elbiselerini Ne söylesem boş... Nasıl sevebilirim ki sensiz? Anlamı silinmiş kömür karası geceleri... Barış Ardahan |
İnci Dakikaları Sen bana yeni yılsın her dakika Her dakika bir yaşıma daha giriyorum Sen benim üstüne titrediğim güzel ve yeni Saatim kadar saadetimin gözbebeği zamansın Ben bin parçaya bölündüm her parçasında Her parçasındayım kırkayak sesli boğuk arkadaşlığın Çalkantısız Üniversitenin yalnızlığın ve ağlamanın Erkek ağlar mı diyeceksin Hayberin kapısı ağlar mı erkek ağlar mı Ben yel gibi erkekler ağlar diyorum Bir dakika ağlar yılbaşı dakikasında Daha gözlerimin gerçek yaşları belirmeden Ağlamak diye bir şey yoktur diye bir şey Yüzme bilmeyen bir uyurgezer yüzer ya Çürük ve havada asılı tahtalar üstünde Hafif kedi ayaklarıyla yürür gerçekten yürür ya Sen benim ağlamamı erkekliğime Uyanan ölmeyen yenilenen Azgın kışlar içinde keskin baharlar bulan Seni bulan yeniden bulan tekrar tekrar bulan erkekliğime say Bütün bir yıl bütün bir yaşama boyu Gizli heybelere binbir gece eşyası doldurduğuma say Ben otomobilleri böylesine yankısız sağır komam Öyle bir isyan şiiri var ki ben onu yakalayacağım Bu yunan şehrinin düzenini öper ve yalvarırım Şehrin ölümünü yanlış anlama Gözleri kör oldu doğrudur ama o kadar Ve şehrin gözlerini geri verme dakikalarıdır bu yılgın çanlar Senin odan gün ışığı en güzel müzik bana Farklılıklar odası Giden tren buharları içinde örümcek ağı Sen güzel örümcek ağı yaşamakla yaşamamak Doğduğumuz şüpheyle öldüğümüz şüphe arasına gerilmiş Garip bulut farklı müzik güzel örümcek ağı Ben bir yabancı buğunun kokusunu alıyorum Bu kokuyu alıyorsam onulmaz kıskançlık yaramdandır Benim garipliğime bakma benim kıskançlığıma bakma benim İncilerin ilk gerçek ve yeni yorumunu bulur gibi oluyorum Bu inciler denizlerin en karanlık noktalarında bile yoktur Benim ak ve kara kayalar içinde bulduğum inciler Bu inciler sen olmasan bende bile yoktur Oldukları yerde bile 1959 yılbaşı gecesi Sezai Karakoç |
Kimse bana AŞIK olmasın Kimse bana aşık olmasın.... Etten ve kemikten biriyim sizler gibi Sadece düşündüklerimi görür, Hissettiklerimi yazarım Kimse bana aşık olmasın.... Sizler gibi soluk alıp veren biriyim Geceleri uyuyan, gündüzleri bekçi Yıldızlardan kopan biriyim gözleri benekli Kimse bana aşık olmasın.... Kelebeklerden kıskanmasın kimse beni Onlar kadar yaşayan, Yaşadıkça ölen biriyim Barış Ardahan |
Kader, /; işte öyle birşey hani bir yağmur damlası düşer ya dudaklarına hani bir anne basar ya bağrına evladını hani gözyaşların sel olur da durmaz ya kader, /; işte öyle birşey **** **** hani uzatırsın elini birden kaybolur hani gözlerin ufka bakar da kaydolur hani bedenini yumarsın da pamuk olur kader, /; işte öyle birşey hani annen seslenir sana uzaklardan hani korkar kaçarsın ya tuzaklardan hani öper gibi sever ya insan kader, /; işte öyle birşey hani kelimeler kifayetsiz kalir ya derler hani bilenler aba altından sopa yerler hani sevdiğinle yerler gökler inler kader, /; işte öyle birşey hani korkarsın ya şimşek çakınca hani durup düşünürsün ya yüreğine kurt düşünce hani sessiz durup ta ağlarsın ya kaçınca kader, /; işte öyle birşey hani eller kelepçelenir gözler bağlanır hani seven yürek mahkum olur gün bağlanır hani diller gardiyan olur dün bağlanır kader, /; işte öyle bir şey BARIŞ Ardahan |
Arkadaşlar sadece kendi şiirlerimizin altına isimlerimizi koyalım ;) ............................................... Tut yaşını gözünde kalsın O giden unutulmayacak Ne kadar da Senden uzuk yaşayıp ölse de Hep biraz seninle olacak Eski bir anı Belki eski bir kahır Ama sen hep İnce ince işlenmiş olacaksın yüreğime Neydi bunun adı bilinmesede Sen hep yaşayacaksın Gitmek , Neye göre gitmek Ve nerelere gitmek Bir bilinse ki, Hiç gitmemiştir o gidenler, Hep kalmıştır biraz. Biraz hüzün,biraz sevinç getirmiştir. Sen giderken o gelmiştir, Sen ağlarken o sevmiştir, Ama bil ki, Hiç gitmemiştir. Herşey zamanın oyunudur insana Bir kavuşur bir ayrılırsın Ama ölüm, Ne ayrılık nede kavuşmadı Ölüm sevgilim Ölüm denilen şey ALLAH'A VARMAKTIR. http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifJülide NAZIM |
Sanı hiç degismedi san sen öyle distan gir içeri -göz göz olmus- ama yerinmez -çünkü kendi yerinde- ayrica neden degissin konum söyle yasanirken hep ortak duyum egri bir çizgi dudak -aci gülümseyis- her zaman vardi yaniltan hiçdegismedisansenöyledistan Eray Canberk |
Sen Yoktun Ya! http://www.yazgulu.com/siirler/stergeela.gifhttp://www.yazgulu.com/siirler/stergeela.gifhttp://www.yazgulu.com/siirler/stergeela.gifhttp://www.yazgulu.com/siirler/stergeela.gifhttp://www.yazgulu.com/siirler/stergeela.gifhttp://www.yazgulu.com/siirler/stergeela.gifhttp://www.yazgulu.com/siirler/stergeela.gifhttp://www.yazgulu.com/siirler/stergeela.gifhttp://www.yazgulu.com/siirler/stergeela.gif Yollar hep yokuşa sardı Gün karanlığa doğru Dansetmiyordu artık rüzgar Toprağa küskün yağmur Bir hüzün çiçeklerde Boynu bükük yapraklar, ağaçların Mahcup, sessiz, beklemede Kabir toprağı örtülmüştü, adeta Sen yoktun ya.. Boğazımda bir düğüm Hüzün devşiriyor yaralı yüreğim Yer arıyor kendine solgun umut, Rüyalardan medet.. Bekliyorum, Vefalı bir ses, Özlüyorum.. Ağlıyorum Kabir toprağı örtülmüştü, adeta Sen yoktun ya.. Hani o ateş vardı ya Hani o saran alev Hani o sessiz haber Hani o sensiz haber Hani o ölüm haber Ölmüştüm ölmeden Efsunlu o geceden sonra Sabahı beklemeden Kabir toprağı örtülmüştü, adeta Sen yoktun ya.. Bir ebed bestesiydi sevdam sana Bir sözdü, Perde kalmamıştı oysa vuslata Kurşun gibi saplandı, şimdi Yani o anda Hani öldüğüm, Hani şakaklarımda çıldıran sesin; Gidiyorum... Kabir toprağı örtülmüştü, adeta Sen yoktun ya.. Güller kokmaz oldu artık, Çiçekler solgun ve ölgün Çöle döndü mahzun bahar Güfteler elem üflemekte Vedâ üflemekte Cefâ üflemekte, Alevden bir kor, sinelerde Beyhûde.. Kabir toprağı örtülmüştü, adeta Sen yoktun ya.. Cüneyt Eren |
| Saat: 06:05 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık