MsXLabs
Sayfa 1 / 161

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Genel Mesajlar (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/)
-   -   Şiir Nehri -2- [Arşiv] (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/16184-siir-nehri-2-arsiv.html)

virtuecat 3 Aralık 2006 00:28

Şiir Nehri 2

Bundan Sonra Şiirleri Burada Paylaşmaya Devam Edebilirsiniz.
Şiir Eklerken Dikkat Edilmesi Gereken Onemli Bir Konu İse Eklediginiz Şiirler Sizlere Ait ise; Sizin Şiirleriniz bölümüne yazmanızdır.
Buradaki Şiirler Alıntı Oldugu İçin Lütfen Şairi Belirtin Aksi Halde Şiirler Silineceltir Okumayı Nasıl Sevıyorsak Yazana Saygımızı Elden Bırakmıyalım

Arşivlenmiş "Şiir Nehri" konusu için bakınız:
Şiir Nehri -1- [Arşiv]



MsXLabs HQ Ekibi


arwen 3 Aralık 2006 00:44

diller mi vefasız yürekler mi
gömüt taşına mı yazılacak
zamansız kayboluş
şiirlere karıştı sevdam
unuttum
günleri külrengi yolculukta
gelirsen
bulacaksın gücenmemiş şiirlerde
kıpırdamayan akrep de
yelkovan da
şiirlerimin gizli öznesi
ilkyaz tufanımsın
gidersen eksilirim

sanma aşkların mevsimi
binlerce renk
çökerken sisleriyle gökyüzü
yüzüne
yangın yerine çevrilen eylem
su kuşunun belirsiz serüveninde
noktalama imleri dolaşır
sokağında

sen bana dokun
anılarıma dokunma
sen bana dokun
yüreğime dokunma
konuşurum
susarsın
sustukça
içimde isyan
yoruldum
sevgimi taşımaktan
sanık dillerimdi
gelmek istesem
yeminin gölgemdi
hoşçakal demedim
savunmanı üstlendim
gönül bahçemde
gülüyorsun
ateş böceği gibi kayboluyorsun
bir aşk daha karışıyor
tarihin sararmıuş sayfalarına
yalnızım

çırılçıplak kaldım sevdam da
aşkın onuru yokmu dünyada
bıkkınlığım yok ne de ihanet
hain deyilim korkak hiç deyil
kim bilir kimse sormasa da adımı
hatırlamasa da ırmaklaklarda yüzümü
desinler ki
denizdeki balıklar gii heyecanlı
desinler ki
aşkın örülmemiş dili
sevdamı boğsada ellerin
yüzümde ilkbahar sevinci
ekiyorum düşünceme yıldızlar
aşk rüzgarlarına savruluyorum
ya sen hangi rüzgarlara
küs çiçeği

ey! beyaz günlerimin ışığı
karanlığı aydınlat
kini nefreti at gel
dola saçları saçlrıma
çözülmüş gözlerinle gel
kaçışın:yitiriş
kaçışın:yok oluş
kaçışın: aşkın alaborası
sen hayatımın sevdası
doığrumda yanlışımda olsan
konuşturuyor
yüreğim beni

bak! yaşlanıyor gençliğimiz
alıp götürüyor yıllar
bakarsın aniden gelir ayrılık
ne adın kalır
ne de sevdan


SANİYE GÜNDÜZ YILDIRIM


arwen 3 Aralık 2006 04:00

Unutulmaz anları vardır hayatın


Islak kirpiklere takıp kalan
Zamana meydan okuyan
Biz de öylesine yaşadık seninle
Öylesine sevdik
Hatırla aşkım...
Kahır dolu rüzgarlar esiyor içimde
Yıkılıp kalıyorum bu sağır akşamlarda
Beni sensizliğe nikahladılar
Yenildim duygularıma
Yenildim gururuma ağlayamadım
Şimdi sanadır bu ağlayışım
Hatırla aşkım..
Gözümde dağlar gibi büyüyor hasretin
Gelip gelip özlemin doluyor içime
Yokluğunda şair kesildi gönlüm
Artık hep hüzzamdan çalıyor şarkılarım
Sen de nasıl sever nasıl söylerdin
Hatırla aşkım..
Oysa nelere katlandı bu gönül
Ne acılara halay çekti bu yürek
Ne ihanetlere gülüp geçti bu gözler
Bir yokluğuna alışamadım
Bir de sensiz bu akşamlara
Unutamam demiştin giderken bana
Ben de unutamadım
Bu bizim son yeminimizdi
Hatırla aşkım..
Biliyorum şimdi saçlarını yaban eller okşuyor
Gözlerine başka gözler gülüyor
Gözlerin ki gördüğüm gözlerin en güzeliydi
Varsın adı hasret olsun artık bu sevdanın
Varsın sonu ayrılık olsun bu romanın
Bitmedi bitmeyecek bu şarkım
Nerede olursan ol
Kiminle olursan ol
Hatırla aşkım..
Hatırla
Yanındayken bile özlerdim seni
Şimdi içimde bir başka yangın
Şimdi gözlerimde en ıslak bakışın
Ölmek kaderde var biliyorum
Her şeyin sonu yakın
Ama sen de bil ki
Yağmurlarca sevdim seni
Yağmurlarca sana yandım
Hatırla derya gözlüm
Hatırla Aşkım..

Ahmet Selcuk İlkan



arwen 3 Aralık 2006 04:06

Tek taraflı bir sevgiydi,
beni sana bağlayan
ve gözyaşına boğulan yüreğimdeki..
İki tarafına da dokunsan,
hiçbir sonuç alamadığın,
bir sevdaydı benimkisi..
Ben seviyordum
ve içimden,
bağıra bağıra söylüyordum.
Ben sana aşıktım,
ama sen hissetmiyordun..
Çıkaramıyordum içimdeki gücü.
Anlatamıyordum
´seviyorum´lu biten o son sözü.
Ve gözlerimle söylüyordum
ve ben seni özlüyordum,
ama sen görmüyordun...!

Seviyordum çocuksu bakışını.
Her yere ayak uyduran,
o çılgın rahatlığını.
Ve yerinde kullandığın,
olgun tavrını seviyordum..
Her şeyinle hoşuma gidiyordun
ve bana,
her şeyinle çekici geliyordun..
Ben sana hayrandım,
ama sen bilmiyordun..
Söyleyemedim sana..
Attığım her yeni adımda,
risk alarak başlardım hayata.
Ama,
sana karşı kumar oynayamadım,
rest çekemedim hayata.
Seni kaybetmekti,
sevginin yanında
sevgimin yalnız kalmasıydı korkum
ve ben bunu,
bir türlü göze alamıyordum...!

Sana söyleyemedim...
Belki sen bunu,
hiçbir zaman bilmeyeceksin..
Ama birgün öğrenirsen,
suçu kendinde arama.
Çünkü bütün suç benim..
Ve olur ya,
birgün gelirsen bana,
ben her zaman,
her şeyimle seninim...!



UMUT CAKMAK





Misafir 3 Aralık 2006 04:28

İlknot: Yeni Uygulamnız Çok güzel Teşekkür ederim...)

ÇÖL DAHA İYİ
**********
çöle kıyısı olan kentlerin
limanları sıkıcı olur
kuş uçar gemi geçmez,
kervan zaman içinde.
böyle kentlerde insan
fırtına gibi sever,
sevdiği için ağlamayı.
hangi türküde sevmekten bahsedilse
ben hicaz olurum
elimi ıslatır elinin teri
ziyan olurum seni sevmekle ıslanır akşam sefalarım
hangi türküde sevmekten bahsedilse
bu çölde ben
"şair burada yaşadığı kenti çöle benzetiyor"da
bahsedilen şair olurum!

Yılmaz Erdoğan...


arwen 3 Aralık 2006 04:32

Hani Bir An Gelir...



Hani bir ân gelir... Ve söylenmez sözler söylenir olur!
.....
Hani bir ân gelir...
Mutluluk pembe bir ipek mendil gibi savrulur loş odada!
.....
Hani bir ân gelir...
Bir ân gelir...
Hani bir göz bir göze gelir.

Hani, öyle bir ân gelir ki;
En “gelinmez” yollarla en “varılmaz” yolların, senle ben arasındaki yarda boyun büktüğünü görürsün...
Bu yar; iki yâr arasıdır! ..
Her yar iki yâr arasıdır! ..
Ve üstelik;
Yaralar yara benzer,
Her yar yaraya benzer!
Yar başında duruşum;
Yâre nâraya benzer! ...

Halbuki gök yerin...
Halbuki gök yarın...
Halbuki gök yârin içindedir bu mesafelerde! ..
.....
Veya gök, mavi bir hançer gibi dalıvermiştir de toprağın içine; şimdi toprak, kendi içindeki kocca bir yarayı yâr bilmiş... Kendini parçalayan kooskoca bir yar başına türbedar olmuştur! ! !

Halbuki hep...
Hep iki yârdır;
Bir yar başında duran...
.....
Her yar, yâri gördüğüm rüyadır! ..

Yolun biri gözlerinden başlaar senden içeri gider; diğeri gözlerimden, benden içeri...
Bir yar oluşur her yârin arasında kalan boşlukta! ..
Ben, yarın bir duvarı olup sana bakarım bu yandan... Sen yarın bir duvarı olur, o yandan bana bakarsın! ..
Ve en derinimden gelip en derinine gidebilecek olan yol ile, en derininden çıkıp en derinime inebilecek olan gökkuşağı “bakışlarımızda” kopar! ..
Biz, sarılmadıkça...
.....
Yarlar kaldıkça yârlar arasında! ..

Hani bir ân gelir...
Ve söylenmez sözler söylenir olur!
.....
Hani bir ân gelir...
Mutluluk pembe bir ipek mendil gibi savrulur loş odada!
.....
Hani bir ân gelir...
Bir ân gelir...
Hani bir göz bir göze gelir...
Hani bir ân gelir...
Bir ân...
Bakışlar düğümlenir;
Bütün yarlar silinir,
Sıra söylenmezlere gelir...




Muammer Erkul



Misafir 3 Aralık 2006 04:37

Acı İlişki

Sevgilim,
Bir ülke senin gövden kadar masum olsaydı
Bir tek anne oğlunu devletten sormazdı...


(1996) Şükrü Erbaş...



CaNaRY 3 Aralık 2006 08:03

Sen Olmasaydın

Nerden düşecektim, çaresiz derde,
Gözümde bu kadar, hoş olmasaydın.
Yan yana uçardık, en yükseklerde,
Kanadı kırılmış, kuş olmasaydın.

Sanma bu hasretin elinden bezdim,
Özlem gurbetini gözünde gezdim.
Sevda şarabını sensiz içmezdim,
Ezginler evinde keş olmasaydın.

Yürekten sevsen de, hiç sevmesen de,
En derin sevdayı bulmuşum sende.
İpekten yumuşak gönülsün bende,
Elim uzanında taş olmasaydın.

Nasıl anlatayım, öyle bir hal ki?
Yasımı tutuyor, sevenler halkı.
Ben de eller gibi gülerdim belki,
Ağlayan gönlümde yaş olmasaydın.

Umutlar gönlümü süsleyen yardı,
Seninle kesildi, umudun ardı.
Kavuran çöllerde ne işim vardı?
Leyla ordusuna baş olmasaydın.

Resmini içerim, içtiğim sudan,
Sarhoşluktan aymaz, bardağı tutan.
Belki ayılırdım, derin uykudan,
Bu kadar doyumsuz düş olmasaydın.

Mehmet Nacar


recruit87 3 Aralık 2006 14:17

... Ve Mona Roza

Peygamber çiçeğinin aydınlığında ara
Sana doğru uzanan çaresiz ellerimi
Sırrımı söylüyorum vefakar balıklara
Yalnız onlar tutacak bu dünyada yerimi
Koyverip telli pullu saçlarını rüzgara
Bir çocuğun ardına düşen heykellerimi
Peygamber çiçeğinin aydınlığında ara

Bir çevre sağ elimden bulanık suya düştü
Ve boğazımı sıktı parmaklar ince uzun
Günahkar toprağımın saçından bir tel düştü
Sana ne olmuş Roza, bir derde tutulmuşsun
Bir ekmek kadar aziz fikirler böyle pişti
Noel ağaçları ve manolyalar kahrolsun
Bir çevre sağ elimden bulanık suya düştü

Şu şapkayı çıkarıp atıyorum ırmağa
Her şeyim sizin olsun, hep sizin, kesik başlar
Rüyasında örümcek başlarsa ağlamaya
İçine gül koyduğum tüfek ölmeye başlar
Günahını sırtına yüklenen kaplumbağa
Gibi ölüm önünde özbenliğim yavaşlar
Öyleyse bu şapkayı atıyorum ırmağa

Bu erkekler kokuyu kediler gibi alır
Ve kediler de her gece sürünür yastıklara
Denizleri bahtiyar eden günler kısalır
Satılmayan çiçekler zehirli ve kapkara
Unutulmuş erkekler ve kadınlara kalır
Bir geyiğin eriyen gözleri düşer kara
Ve erkekler kokuyu kediler gibi alır

Ve yalnızlık, sigara külü kadar yalnızlık
Ve toprağın rüyaya yılan gibi girişi
Sana da Mona Roza, taşbebeği bıraktık
Ellerinde kılıçlı balıkların bir dişi
Senin hatıran kadar büyük, yeni, karanlık
Senin hatıran kadar Allah ve şeytan işi
Ve yalnızlık, sigara külü kadar yalnızlık

Bugün yalnız yağmura tahammül edeceğim
Ta boğazıma kadar çıkan deli yağmura
Tüyüme horozdan çok itimat edeceğim
İtimat edeceğim şu belalı yağmura
Ruhumu bayrak yapıp ben teslim edeceğim
Asılmış bir adamın iki eli yağmura
Bugün yalnız yağmura tahammül edeceğim

Bir tren ışığına, güneşe çekmek seni
Ve bir şehir yaratmak ruhundan Geyve diye
Parçalanan gemiyi ve yırtılan yelkeni
Katıvermek sessizce söylenen bir türküye
Ve sonra bir köşede öldürmek ölmeyeni
Ve son vermek bu bitmeyen şarkıya
Bir tren ışığına, güneşe çekmek seni

Sana tavus kuşunun içine girdiğini
En son söz olarak söylemek istiyorum
İçimde tavusların kaybolduğunu
Bana da bir çift ak kanat kaldığını
Son, en son söz olarak söylemek istiyorum
İçime girdiğini, tüyünü yolduğumu
Son, en son söz olarak söylemek istiyorum

Peygamber çiçeğinin aydınlığında ara
Sana doğru uzanan çaresiz ellerimi
Sırrımı söylüyorum vefakar balıklara
Yalnız onlar tutacak bu dünyada yerimi
Koyverip telli pullu saçlarını rüzgara
Bir çocuğun ardına düşen heykellerimi
Peygamber çiçeğinin aydınlığında ara...







Misafir 3 Aralık 2006 14:41

Alışma Bana

Alışma bana,
ne yapacagım belli olmaz,
bugün varım, yarın birden yok olurum...
Dokunma bana,
kapanmamış yaralarla doluyum,
canımı acıtma bi yara da sen açma...
Sevme beni,
yogun duygularımda kaybolursun, tutuştururum...
İsteme beni,
yasaklarla bogusursun, engellerle doluyum...
Çözmeye çalışma sakın,
seninle karışır iyice kördüğüm olurum...
Anlama beni,
ben kendimi anlarım, ben böyle mutluyum...
Aşkı yaşatmamı isteme asla,
ben aşka yıllardır inanmıyorum...
Güveniyosan kendine inandır beni aşkın varlıgına,
sonucunda öyle bi aşk yaşatırım ki,
vazgeçemezsin, tutkun olurum...
Yıkabilirsen duvarlarımı,
sakın bırakma beni,
tüm tutkularım ve gücümün arkasında,
hala minik bir çocugum,
büyütemezsen kaybolurum...



İbrahim Taner Ateş


AY_ISIGI 3 Aralık 2006 14:48

GİDİYORUM

Çölde bir yolcu gibi yalnızlığım içinde
Kavrulup gidiyorum.
Serseri bir rüzgar gibi hep ganimet peşinde
Savrulup gidiyorum
Serçe kadar pervasız, bir günden ötekine
Atlayıp gidiyorum.
Bütün kumaşlarını açtığım gibi yine
Katlayıp gidiyorum.
Bir kış güneşi gibi ben keyfimin esiri
Görünüp gidiyorum.
Ne belli yerim var, ne de sevdiğim biri
Sürünüp gidiyorum .



Cahit Sıtkı Tarancı


iwosky 3 Aralık 2006 17:39

Yalnızlık

kavga bitti
şımarık merhabalar çiziyor tırnağıyla karanlık

uzaklarda
çok uzaklarda ırzına geçilmiş rüzgarın
oysa kumdaki izi silinmiştir,
ve kanlı kuytularda gölgesini okşar güneş

kimsenin haberi yok
yosunlu dalgalara kilitlendi kahkahalar
ebemkuşağı kuşatılmış
bulutlar bu mevsim aynada hep çalakalem

şimdi toprağa yalnızlık yağıyor
kavga bitti



Hakan Kartal


Misafir 3 Aralık 2006 18:48

FİRUZE – ZAMANSIZ, FERMANSIZ SON ŞİİR


Vedâ ediyorum bu akşam beyâz kâğıtlara
başucumda bir okka siyâh mürekkeb
beraberinde kesik uçlu dividim
satırlarımın arasına son defâ
âlfâbemden kadîm bir harfi daha düşürüyorum
üşüyen ve boynu bükük ‘mim’in
çiğ kokusunu alıyor musun şimdi?
basit yanılgılardan kaçarken
kader diye alnıma yazıldı en hazin yenilgiler
sana uzanan bütün yollarıma mayın döşediler
beyâz güvercinlerimi vurdular, yetmedi
‘sen’ akan ırmaklarımı kuruttular, bitmedi
beni, seni terk etmeye
şiir yazmamaya adına bir daha
yeminler ettirdiler bana ey yâr!

İsimsiz bir vedâ bıraktılar bana
kısa olsun istediler, direndim
senin adın geçince mısrâlarımda
bir daha zikretme dediler, bilendim
bana çok gördüler seni be yâr,
senden değil kendimden kaçıp gittim inzivâya
hangi kanyona baksam
ikimize âit bir şeyler bulurum; yetim, yaralı, yarım.
sen cennetinde kal olur mu?
yasak meyvayı yemeni istemiyorum
bana ölümsüz bir bakış bıraksan yeter!

Bir melek indirirmiş yer yüzüne
her yağmur tanesini
senin sıran ne zamân biliyor musun
kıyâmet ne zamân, ölümüm ne zamân?
seni sordum balıklara, Yûnus (a.s) benim diye
mavi denizin ben değil miydim oysa!
Îsa (a.s) oldum yine, semâda bulmak için seni
yedi kat göğe ve içindekilere ve yıldızlara seni sordum
tanıyamadım ama, seni sana sordum
sadece ‘ben de görmedim’ buyurdun
‘benim göğüm sensin dememişmiydin’ oysa!

Son bir defâ daha düşüyorsun müzmin satırlarıma
bir kaç kelâm da sen söylesene, birkaç teselli
ben bestelenmemiş bir türkü mü olup gittim!
yazdığım şiirlere hiç sığdıramadım seni,
hayallerine sürgün edildim
nemrûdun ateşine düşünce kelimelerim
şâirler odun taşır oldu yangınıma
ama ben, senin yangınında üşüyorum
rahmet oluyor dudaklarıma taştan bir gül, yetmiyor.
sonra, bir ‘kün’ emrinde
‘berden ve selâmen’ yetişiyor imdâdıma
ve neye dokunsam güller açıyor be yâr!

Gidişimin ayak sesini duâların uğurluyor
çığlıklarım savruluyor mekânsız saraylarda
bir gözün güneş, diğer gözün ay olsa da
benim güneşimi de al yanına
ben, senin ellerinden düşüyorum toprağa
ne zamân geçirsen adımı aklından
gözlerinin boşluğuna düşen yağmur olup gelirim.
senden şimdi çok uzaklardayım belki
ama bil ki
bir daha olamayacağım bu dünyâda!
eğer bir gün gelip oturunca hasretim yüreğine
gök yüzüne bakman yeterli
sonra göğe yükselip bulamazsan izimi
kör bir akrepten al son haberimi!

Başını taşlara vurmayı sen öğretmedin mi suya
şimdi hangi cana süngü olup batar kirpiklerin
hangi şehrin mahyası olup sonra söner gözlerin?
kendine gece uykusunu harâm kılmışsın diyorlar
bu uykusuzluğun kimden arta kalan be yâr,
isyân tanımayan bakışların var ya
bana fermânsız dermân bırakman yeter bu uğurda
güller açınca rûhumda; kırmızı, beyâz, pembe
açınca güller ister gündüz olsun, ister gece
güllerden daha çok sen yakışırsın rûhuma Firûze!

Zafer ŞIK


ReaLin 3 Aralık 2006 19:58

HEP ACELE ACELE

HEP ACELE ACELE


Yıllar var yaşıyoruz
Hep acele acele
Durmadan koşuyoruz
Bak acele acele

İşin bekler acele
Eşin bekler acele
Dostun bekler acele
Ne kaldı ki ecele

Ne ömürler tükettik
Ne umutlar yitirdik
Ne dostları kaybettik
Hep acele acele

Ahmet selçuk ilhan


Mystic@L 3 Aralık 2006 20:07

Sana Yakın
Birdostun sıcaklığın
Öylesine
Yaslamak istiyorumki başımı
Ya omzunu uzat sevgilim
Ya da telleri kopuk
Bir kemanı

Kanadının altına sığınacak
Bir kuş arayan
Eskimiş saçak gibiyim sensiz
Yada bütün balinalarının
Kıyıya vurup intahar ettiği
Bir deniz

Bir hitit çanağıyım
Toprağa gömülü
Ve sen
İlk kazısını yapan
Bir arkeolog ürkekliğiyle
Ellerinin arasına
Al beni

Tek dileğimdir çünkü benim
Sana yakın bir sunay akın.

Sunay Akın


Misafir 3 Aralık 2006 20:08

H-Ay Kırdım Gecede




düş suyuyla kırkladım karayı,
uçurum bakışların davet ederken düşmelere.
sesi kalınlaşmış hüznün,
belli ki bundan
boğaz kabullenmiyor yarayı.


güneşe verdik vereli müebbedi,
adres sorar olmuş ellerim.
tenin tenime kabus,
unutmuşum ölümün soğuk nefesini
dudaklarımı dudaklarına bırakmayalı.


suretsiz bir nefesmiş
kapı ardı unutulan heves,
ben suskun omuz kırık.
hiçbir ok affetmiyor
kendini zamansız bırakan yayı.


çok sabahlar demledim
ateşi verip gecenin altına,
iki şekerli içemedik hiç aşkı.
kimse öğretmedi ki;
duaya ekilen ümit kırıntılarını sağmayı.

Yazan : Mehtap


CaNaRY 3 Aralık 2006 21:12

Aklıma Düşmeye Gör...

Aklıma düşmeye gör
Yeşil bir rüzgar gibi eser gözlerin
Yüreğimden, çığlar düşürür...
Özlemin, yıkar bentleri
Gözlerimin nehirlerinden süzülür..

Aklıma düşmeye gör,
Sevdaya uçan bir biçâre güvercin,
Menzile varamadan vurulur...
Yapraklarına, mahzun bir çiçeğin,
İmkânsızlığın buseleri dokunur...

Aklıma düşmeye gör,
Hüzün makamında bestelenir sözlerin,
gönlümün dilinde, söylenir durur...
Asıp kanatlarına vuslatları,
Uçar içimden vefasız kumrular,
Bende kalan, yine hasretin olur...

Aklıma düşmeye gör,
Umutlarım gezinir
Bakışlarının koylarında
Ve
Kapatırsın gözlerini ansızın,
Vurgun yer yarınlarım,
Gömülür ummanlara...


( Seynur İnal )


Mystic@L 3 Aralık 2006 21:46

Seranad

Kimdir bana gülümsiyen yeşillik balkonundan?
Demek gecelerden sonra nihayet gün doğuyor.
Bir güşündür gençliğimi döndürdü yolundan;
Yanan şu alnım elinin gölgesiyle soğuyor.

Güzelsin ya, ne olursan ol, girdin hikayeme:
Çok değil evi barkı terkedip sana uyduğum,
Ancak sen tazelikte gül yaraşır pencereme;
Uykusuz gecelerimde kokusunu duyduğum.

Eğil bak suya, ordadır, ordadır güzelliğin, gençliğin;
Sen gel beni dinle, günlerimiz heba olmasın.
Yorgun başımı göğsünde emniyette bileyim;
Artık taslarımız ayrı çeşmelerden dolmasın.

Cahit Sıtkı Tarancı


arwen 3 Aralık 2006 22:26

...Gittin Ya...


Gökyüzünü yine sen ve kardeşlerin kaplamıştınız pırıl pırıl ışıldayarak
Bense bir sigaramdan bir senden nefes çekmekle meşgul
Sigaramın ateşi gibi sensizliğin yanmışlığıyla kavruluyorum.

Kim bilir şimdi nerelerde, kiminle hangi gönüldesin
Bu kadar mı acıtacaktı içimi bu ani gidişin
Bu kadar mı yakacaktı bu kopuşun
Acılar denizine gömdün ayağıma taşlar bağlayarak


Ben seni ne çok sevmiştim senin için ömrümü yoluna sermiştim
Her gecenin zifiri karanlığını aydınlatan gözlerinde kaybolmaya
Güller açtıran gülüşünü mimiklerini izleyip gülmeye,
İçli o denli güzel söylediğin ‘elbet bir gün buluşacağız’ diye başladığın şarkına
Öyle alışmıştım öyle benimsemiştim ki hiç bunlardan kopmayacağımı zannetmiştim

Aynı acıları farklı yerlerde bize çektiren bu kader değil miydi? Bizi yan yana getiren,
Tüm umutların tükendiği, toprağımızın çatlayıp kuruduğu zaman yağan yağmur misali
Bizi kavuşturan aynı dere yatağında sürüklenmemize sebep olan.
Öyleyse neden bu ani kaçışın, sen bunu yapmazdın be gülüm söyle hadi söyle
Söyle ne olur yaratan aşkına söyle neydi seni insafsızca değiştiren.

Ben artık bittim, eski günlerime dönmek istemiyorum artık sensiz yaşamak mı asla.
Alışamıyorum anla sensizlik inan öyle zor ki tüm dünyayı yükleseler omzuma
Ne bu kadar zor gelirdi ne de bu gidiş kadar acı verirdi güçsüz şu vücuda,
Hiçbir şeyim düzgün gitmedi ki şu dünya da baksana yaradana ettiğim dualar,
Sensiz olacaksam al canımı diye ettiğim feryatlar bile tutmuyor kabul görmüyor
Ah canım ama inan bu acı bu yıkılmışlığa rağmen hala bu gözler seni bekliyor.



Khan


arwen 3 Aralık 2006 22:45

Kırmızı Gül


Geçen yıl sonbaharda,
Kırmızı bir gül,
Bırakmıştım kapına,
Onu alıp kokladın mı,
Kurutup koynunda sakladın mı,
Baktıkça beni hatırladın mı?
Kırmızı gül aşkı anlatırmış,
Aşkımı anlatabildim mi?
Bu sonbaharda da,
Kırmızı güllerle geldim kapına,
Binlerce kırmızı gülle,
Evini gül bahçesine,
Yüreğimi aşk cennetine
Çevirecektim...
Kapın kapalıydı,
Sen yoktun,
Gitmiştin,
Kırmızı güller kaldı elimde,
Bir acı var yüreğimde,
Kırmızı güller kurudu,
Sahipsiz öksüz kaldı,
Bense bi çare,
Kapında nöbetteyim hala...



Umut Gül



arwen 3 Aralık 2006 22:56

Seni görüyorum düşlerimde
Yanımdasın;
Ellerini tutuyorum sımsıkı
Gözlerine bakıyorum sıcacık
İçim ısınıyor senin yanında
Sanki kuşlar bizim için şarkı söylüyor
Dansediyorlar etrafımızda
Başımı omuzuna dayıyorum;
Sarhoş olmuş gibiyim
Başım dönüyor
Bulutların üzerinden izliyorum dünyayı
Seninle dünya o kadar güzel görünüyor ki gözüme
İnanamıyorum...
Hiç uyanmak istemiyorum
Bu büyünün bozulmasından korkuyorum belki
Masmavi bir deniz uzanıyor önümüzde
Yanımda sen varsın düşlerimde
Soğuk, boş ve karanlık bir odada uyanıyorum sonra
Bakıyorum ama yoksun
Kalbim kanıyor
Canım çok yanıyor
Hasretin altın saplı hançer olmuş
Saplanmış yüreğime
ölüyorum....
Başım dönüyor aşkım
Gözlerim kararıyor
Zaten sensiz karanlık değil miydi?
Nefes alamıyorum aşkım
Sensiz hiç nefes almadım ki
Hasretin öldürüyor beni
Çok canım yanıyor bir tanem
Kalbimi söküp atmak istiyorum
Bu acı dinsin diye
Onda da sen varsın yapamıyorum
Ruhumda, bedenimde,yürüdüğüm yolda,
Gördüğüm her şeyde
Duyduğum her sözde sen varsın
Düşüyorum birtanem
Artık sensizliğe dayanamıyorum
Avutmuyor hayalin
Sıcaklığın olmayınca
Üşüyorum,ölüyorum...


Yeşim Erdoğdu




gamble_ 3 Aralık 2006 23:14

Nasıl Bir Sevdaysa...

Ay çok mu gecikti nerdeyse çıkar
Sen yalnızlığıma varır varmaz
Az sonra yağmuru durduracaklar
Rüzgarı değiştirdim
Ustura ağzı poyraz
Yok canım yıldızları unutmadık
Mutlaka yerlerinde bulunacaklar
Kenarı yaldızlı mavi bir karanlık
Sütlü çıplaklığını örtecek kadar
Senin için olduğu asla bilinmeyecek
Yapraklarını birden dökecek dutlar
Şafak sökerken sekiz on kadar şimşek
Balkonda işlemeli müstesna bulutlar
Ayak bastığın an şehir de değişebilir
Yoksa Moskova'mı
Belki Berlin belki Dakar
Belki 30'lardan mehtap yorgunluğu İzmir
Körfez'de şerefine donatılmış vapurlar
Nerede ne zaman kaç kere yaşadık
Nasıl bir sevdaysa eskitememiş yıllar
Bitirdiğimiz herşeye yeniden başladık
Dudaklarımızda birbirimizden mısralar

____________________-Saygılarımla & Attilâ İlhan (ci)


arwen 4 Aralık 2006 00:07

SENİ İÇİMDEN TERK EDİYORUM


Binmediğim hiç bir otobüs
Beklemediğim hiç bir durak kalmadı bu şehirde
Gittikçe azalıyor hayat
Neyi erken yaşadıysam
Hep ona geç kalıyorum
Sana göçüyorum her sonbahar
Yolların çıkmıyor aşkıma
Unuttuğun yağmurların adı saklımda
Seni içimden terk ediyorum

Susmaktan yoruldum
Kuşlar ve şarkılar,
bu şehri terk edeli
Efkar demliyorum gözlerimde
yaşlarımı,
yanağıma varmadan öldürüyorum
Tam sancağımdan yaralıyorum kendimi
Alnını yüreğime dayadığın güne bakıp
SENİ İÇİMDEN TERK EDİYORUM

Ne unutacak kadar nefret ettin
Ne hatırlayacak kadar sevdin
Yıkık bir duvar kadar bile
Pişman değilsin biliyorum
Beni hep bulmamak için aradın
Yanıldığımdın
Yangınımdın
Yangındın

Sensizliğe yenilmek
Sana yenilmekten zor olsada
Ardımda bir sürü "belki"ler bırakarak
Seni içimden terk ediyorum

Şimdi
İçimde öldürecek bir anı bile bulamayan
İki yarım kaldık
Tamamlayamadık bizi
Elinden tutamadık yanlızlığımın
Saçlarımıda uzaklarına gömdün

İçimin mavisi senin okyanusundandı
Al! geri veriyorum.
Kilitleri hep yanlış kapılara vurdun
Devrilmiş vagonlara dönerken gözlerim
Sana bensizliği terkediyorum

"Yarime uzanmayan bütün dallar kırık" demiştin
Aşk içinde doğmuşsa nereye kaçabilirdi?

Ne tuaf değil mi?
İçimi acıtanda sendin
Acımı dindirecek olanda.
"Ya öldür beni"dedim
Ya da ğit benden.
İçi bulanık bir sevdanın ucunda
Seni kaybettim.
Aldırmadın aldırmalarıma
Bir gecede yakıp yarini
Şafaklara sattın ihanetini
Küllerime basanlar bile utandı yaptığından
İşte soluk bir ömrün son nefesi
Benden
İçimden
Terkediyorum.



KAHRAMAN TAZEOĞLU


Misafir 4 Aralık 2006 00:16

Bileklerimizi morartmıs yeni Alman kelepceleri,
Otobüsün kaloriferleri bozuldu Kaman´dan sonra
Sekiz saat oluyor karbonatlı bir çay bile içemedik,
Basımızda perensip sahibi bir başçavus.
Niğde üzerinden Adana Cezaevine gidiyoruz...

Bir sen eksiktin ayışığı
Gümüş bir tüy dikmek için manzaraya!

Can Yücel


arwen 4 Aralık 2006 00:30

Sensizliğin İlk Sabahı




Bu sabah hüzünlüyüm, dokunsalar ağlarım..
Kalbim acılarla dolu, yokluğunun ilk sabahında..
Unutmuşum saatleri, zamanlar durmuş senin için..
Gidişine sabahlar bile isyan etti....
Sensiz güneşler bile doğmuyor, gözlerimde..
Zaman acımasız, zaman hain....
Bir sözünle güneşler batırmışsın, sabahlarımda..
Atmış gitmişsin beni bir köşeye..
Yokluğun bana doyar, ben yokluğuna susamışım..
Aklıma geldiğinde yudum yudum tükenirim..
Yokluğunun ilk sabahında...
Bir gün gelir bende çekip giderim sevginden..
Ama ozamana kadar bin kere ölürüm..
Bin kere dar ağacına asarım duygularımı..
Ama yinede fayda vermez, isyan ederim kaderime..
Dudaklarım boykot etmiş adını , zamansız..
Matemini dalga dalga yazarım gecelerime..
Gözlerim seni ağlar, ellerim seni yazar..
Ben çeker giderim hayatından, sen kalırsın o şehirde..
O şehirde insanlar çabuk unutulur, çabuk biter sevgiler..
İçeceğim yokluğuna , bu gece nöbet nöbet..
Lanet olsun bu karşılıksız sevdalarıma..
Lanet olsun beni hiç sevmemişliğine....
Benim olmayacağını bilerek yazacağım..
Ve benim hiç olmadığına içeceğim..
Vaad edeceğim bir şey yok sana benden başka..
Ama sen beni anlamadın istemedin asla...
Uzaklarda ışık var ama senin ışığına benzemez..
Öyle bir ateş yaktın ki bende yazmakla bitmez..
Sen beni aramazsın, özlemezsin biliyorum..
Ben seni esen yellerden bile soruyorum...
Öyle bir şarkı olsa ki seni anlatmasa..
Öyle bir şiir olsa ki seni yazmasa..
Öyle bir gün olsa ki senle doğmasa..
Çeylan gözlüm, yokluğunun ilk sabahında..
Sana hasretim sarılmasa..

Fikret Malkoç


Misafir 4 Aralık 2006 00:37

BAĞIŞLA

Ya zamanından çok erken gelirim
Dünyaya geldiğim gibi
Ya zamanından çok geç
Seni bu yaşta sevdiğim gibi

Mutluluğa hep geç kalırım
Hep erken giderim mutsuzluğa
Ya herşey bitmiştir çoktan
Ya hiçbir şey başlamamış

Öyle bir zamanına geldim ki yaşamın
Ölüme erken seviye geç
Yine gecikmişim bağışla sevgilim
Seviye on kala ölüme beş


Aziz Nesin...




arwen 4 Aralık 2006 00:46

Seni seviyorum demek,
Hiçbir zaman bu kadar güzel olmamıştı.
Hiçbir zaman böylesine,
Sevip sevilmemişti bu yürek.
Yüreğinde bana ve sevgime yer var mı?
Yer var mı aşka ve umuda?
O zaman yukarıya bak,
Ben ordayım her zaman yanındayım.
Gündüz güneşi'mle gece ay'ımla,
Kimsenin kucaklayamayacağı kadar
Kucakladım seni.
Bazen bir umut olmalıyım yüreğinde
Güzel yarınlarda gerçekleşmeyi bekleyen.
Sonra bir hayal düşüncelerinde,
Seni başka alemlere götüren.
Karanlık düşüncelerindeki
Son yaprak olmalıyım ben,
Hiç solmayan bir yaprak.
Seni yaşamalıyım duygularda,
Seni hissetmeliyim her nefes alışında.
Yağmur olup üstüne yağmalıyım,
Her damla benim sana olan sevgimdir.
Islanmalısın sevgi yağmurlarında.
Aydınlığın olmalıyım sonra,
Buğday sarısı güneşimle.
Kar'a kartanesi'ne ne dersin
Bembeyaz saf aşklar yaşamak için.
Ben senin vazgeçemediğin
Gökyüzün olmalıyım.
Ne sen beni unutmalısın,
Ne de ben sensiz evreni kucaklamalıyım.
Seni seviyorum demek
Hiçbir zaman bu kadar güzel olmamıştı.
Hiçbir zaman böylesine
Sevip sevilmemişti bu yürek.
Şimdi ben o güzeli seninle yaşıyorum,
Ve
Seni çok seviyorum.



Gökhan Bozdoğan



Misafir 4 Aralık 2006 00:53

Bu Aşk Burada Biter
Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim
Yüreğimde bir çocuk cebimde bir revolver
Bu aşk burada biter iyi günler sevgilim
Ve ben çekip giderim bir nehir akıp gider

Bir hatıradır şimdi dalgın uyuyan şehir
Solarken albümlerde çocuklar ve askerler
Yüzün bir kır çiçeği gibi usulca söner
Uyku ve unutkanlık gittikçe derinleşir

Yan yana uzanırdık ve ıslaktı çimenler
Ne kadar güzeldin sen! nasıl eşsiz bir yazdı!
Bunu anlattılar hep, yani yiten bir aşkı
Geçerek bu dünyadan bütün ölü şairler

Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim
Yüreğimde bir çocuk cebimde bir revolver
Bu aşk burada biter iyi günler sevgilim
Ve ben çekip giderim bir nehir akıp gider.

1965
Kaynak: Bir Gün Mutlaka


Ataol BehramOğlu


arwen 4 Aralık 2006 01:02

Seni gördüm,
toy bir çocuktu yüreğim
henüz yağmur yağmamış buluttum...
Hiç kimseyi senin kadar sevmedim...
Tutsaktım,
Yok pahasına bir gemiye satıldım
sonra gözlerimi sattım,
Hiç kimseyi senin kadar sevmedim...





Yalnızlığıma
nice zaman
silah çektim, süngü tuttum...
Dağların zirvesinde destan,
çöllerin ortasında ağıttım...
Hiç kimseyi senin kadar sevmedim...





Yakacak diye gözlerin, kalbimi
ellerinin nârına
kendim attım.
Senden duydum en güzelini sözlerin
en tatlı yudumları
senden yuttum
Hiç kimseyi senin kadar sevmedim...





Sevdan için
her gül mevsiminde
arzu arzu,
umut umuttum....
Gördüğüm her renkte rengini gördüm
Duyduğum her seste adına
türküler tuttum...
Hiç kimseyi senin kadar sevmedim....





Akrep düştü gecelerime
Gelirsin tutkusuyla
yıldızlarını göğün
birer birer uyuttum...
Adından başka
isimleri
kelimeleri
harfleri
Adından başka
Bütün bildiklerimi unuttum...
Hiç kimseyi senin kadar sevmedim...





Ben,
hiç kimseyi
senin kadar sevmedim...




Mustafa Hatipler


Misafir 4 Aralık 2006 01:05

Deniz Kızı İçin Şiirler
Seni, gülüşü gül olup da açan kız
Uzandığım her kapıdan yüzümü saran esinti
Seni, yürüyüşü yağmur, kokusu nergis
Seni turuncu düş, seni deniz mavisi...
Eksik kalmış tek sözcüğü uzun bir şiirin
Bir dalın açmamış o son tomurcuğu
Yüreğime selamsız sabahsız girdiğin
Belli, geçerek o dikensiz yolu

Seni, yaz günleri topraktan tüten buğu
O bir anlık, bir solukluk yağmurlardan sonra
Seni, sevincin yangını, acının külü
Gittin artık, bu şiirler kaldı bana

Gittin artık, ardında mavi bir tütsü
Saçarak, geniş ufuklarından sonsuzluğun
Ey kara sevdalarımın göçmen kuşu
Diyemem istesem de, seni unuttum...

Ahmet Erhan..


arwen 4 Aralık 2006 01:15

Gül yüzün aklımdan çıkmıyor bir an
Hasretin içimi yakıyor gülüm
Yıldızlar uykuya dalarken bile
Hayalin hep bana bakıyor gülüm

Kaybolup giderken seher yıldızı
İçimi kemirir hala bu sızı
Neyleyim ben sensiz baharı yazı
Yokluğun boynumu büküyor gülüm

Yanımda olmadan gülermi yüzüm
Ne gecem bellidir nede gündüzüm
Kahrede kahrede geldi bak güzüm
Şaçlarımda şafak söküyor gülüm



Uğur YENİLER


Misafir 4 Aralık 2006 01:20

Deniz Kızı
Denizden yeni mi çıkmıştı, neydi;
Saçları, dudakları
Deniz koktu sabaha kadar;
Yükselip alçalan göğsü deniz gibiydi.

Yoksuldu, biliyorum
-Ama boyna da yoksulluk sözü edilmez ya-
Kulağımın dibinde, yavaş yavaş,
Aşk türküleri söyledi.

Neler görmüş, neler öğrenmişti kim bilir.
Denizle boğaz boğaza geçen hayatında!
Ağ yamamak, ağ atmak, ağ toplamak,
Olta yapmak, yem çıkarmak, kayık temizlemek...
Dikenli balıkları hatırlatmak için
Elleri ellerime değdi.

O gece gördüm, onun gözlerinde gördüm;
Gün ne güzel doğarmış meğer açık denizde!
Onun saçları öğretti bana dalgayı;
Çalkalandım durdum rüyalar içinde.

Orhan Veli Kanık...


arwen 4 Aralık 2006 01:29

Özletiyor Seni Bu Yağmurlar


Burada yağmur yağıyor
Aralıksız yağıyor günlerdir
Ama sen yine de şemsiyeni
Almadan gel ilk otobüsle
Buğulanan camlara usulca
Yüzünü çiziyorum ki yüzün
Bir yağmur damlası olup
Düşüyor yapraklarına gülün
Güller de bozamıyor bu uzun
Karanlık sessizliğini kentin
Anılarını yitiriyor sokaklar
Bezirgânlaşıyor bulvar ışıkları
Tarih de kekemeleşiyor bazen
Ki o zaman aşktır tek bilici
Aşksa yürümek gibi bir şey
Duyabilmek kuşların gelişini
Anısı bizsek eğer bu kentin
Unuttuğu türküler bizsek
Acıyı rehin bırakıp bir güle
Anımsatmalıyız bunları bir bir
Sonra yürümeliyiz seninle
Sokaklara caddelere çıkmalıyız
Belki bir aşktır bu kentin
Belleğini geri getirecek olan
Burada yağmur yağıyor ama sen
Şemsiyeni almadan gel yine de
Özletiyor bu çılgın sağanak seni
Sırılsıklam özletiyor biliyor musun



Ahmet Telli


Misafir 4 Aralık 2006 01:36

Dönüş

Bunca yıldır bir hiçliğe
Gittim sana geliyorum
Yeter artık döne döne
Bittim sana geliyorum

Durdum ve düşündüm demin
Baktım bu yol daha emin
Ayrılmamaya bin yemin
Ettim sana geliyorum

Gözüm yaşlı gönlüm garip
Yalvarayım dedim varıp
Benliği benden çıkarıp
Attım sana geliyorum

Aşk tokmağı değdi örse
Durmam gayri dünya dursa
Dünden kalma neyim varsa
Sattım sana geliyorum

Bıraktım öfkeyi kini
Oldum bir rahmet ekini
Seni sevmenin zevkini
Tattım sana geliyorum

Abdurrahim Karakoç...


arwen 4 Aralık 2006 02:01

Biz Beraber Öleceğiz....

Biz Beraber Öleceğiz.
Sen Bilsen De ,Bilmesen De
Göz Bebeklerimde Kalacaksın
Bir De Kalbimde.
İster İstemez Götüreceğim Seni.
Bozuk Yollara Aldırmadan.
Zaman Çabuk Geçer Bilirsin
Gel Şimdiden Tut Ellerimi.
Hiç Pişman Olmayacaksın İnan.
Gönlüm Serilecek Ayaklarına.
Taşları Bile Hissetmeyeceksin.
Hadi Gel,Durma Aşk Seni Çağırıyor
Beni Kul Etmiş Senin Yoluna
Yüreğimin Acısını Vereceğim Ellerine
Bir Can Borcum Vardı Yaratana.
Bilse Almazdı, Çift Gideceğim Yanına
Saklayacağım Seni Hep Göğsümde
Artık Faydası Yok Direnmenin
Nasılsa Geleceksin Bırak
Biz Beraber Öleceğiz.
Bunu Sen De İsteyeceksin.



Sevgi Damlaları




Misafir 4 Aralık 2006 02:07

Fırat

Şu mavi dağların uzaklarında
Bir akar suyun adıdır "Fırat"
Ve sevdiğim çocuğun dudaklarında
Sevdiğim bir türkünün adı...
Türkünün tadına karışır
Söyliyen dudakların tadı.

Ey beyaz çocuk, sarışın çocuk,
Dilinde herşey güzelleşen
Cana yakın çocuk...
Kızım, kardeşim...

Günler, geceler ötesi,
Gelirse beklediğim
Masal gecesi;
Şu fani dünyada her murad olsun
Ve senden doğacak kızımın
Adı "Fırat" olsun!

Kaynak: Bir Bayrak Rüzgar Bekliyor

Arif Nihat Asya


arwen 4 Aralık 2006 02:19

Neden Sevdim seni ?
Çünkü kendi yaşam yolculuğun için
Ne varsa gönlünce değerli olan
Gökkuşağı gibi saydam ve yalın
Yüreğini yüreğinle bana yansıttın.
Çünkü yolu senin yoluna karşıt
Nice ayrı dünyaların insanlarını
Anladın yıllardır sevecenlikle
Hepsine de dost elini uzattın
Çünkü umutları da hüzünleri de
Ne güzeldi seninle başbaşa yudumlamak
Yaramaz çocuklar gibi kıvancımı da
Acılarımı da sevgiyle paylaştın
Çünkü seviyorsun sen öz varlığını
Tüm ruhunla önemsiyorsun kendini
Her uzatışında sevgiyle ellerini
Kalplerimizin sıcaklığına alıştın
Çünkü doğal akışında yaşamın
Barış adına dirlik düzenlik içinde
Özenle, sevginle, yüce gönlünce
Yeni dünyalar yaratmaya çalıştın
Çünkü sen insanca onurunla varsın
Gözyaşımı sildin saf duygularınla
Sevda türküleri gibi rengarenk
Açtın bana, benliğime karıştın
İşte ben bütün bunlar için sevdim seni
Ölünceye kadar da seveceğim seni.....


Cansever Eyüboğlu


Misafir 4 Aralık 2006 02:24

DÜELLO

Bir düelloda
Daha büyük bir şey vardır
Ve daha acıdır bu
Ölümden de ölüm korkusundan da
Bakarsın dün en güvendiğin kişi
Karşı tarafın şahidi olmuş
İşte acıdır bu da
Ölümden de korkusundan da
Daha da acısı vardır ama
O da sevdiğin kadının
Karşı tarafı ziyaret etmesidir
Bu bir nezaket ziyareti de olsa
Düello gerçekleşmemiş de olsa
Acıdır bu
Ondan da ondan da
Daha da acısı
Kılıcın elinde
Alnında bir tutam güneş
Kalakalıyorsun ortada

Cemal SÜREYA


Misafir 4 Aralık 2006 10:07

Yalnızlık Korkusu

Sevdiğimiz eşyayı, dostları yada sevgiliyi.
Sonunda yürekte kalan hep ayni duygu, hüzün...
Çünkü yitirilene alışmışızdır, sevmişizdir, bizimle olan beraberliği keyiflendirmiştir. Çünkü o beraberliğe değer vermişizdir.

Ya o güzelliği yasarken; paylaşımı, keyfi, sevmeyi ve sevilmeyi birlikte hissederken...

Hep korkmaz miyiz? İçimizi en güzel anlarda bile hep sarmaz mı?
Ya biterse? Ya yok olursa bu güzellik?; endişesi..

Tabii ki bitecek. Yaşadığımız mutluluklar, hüzünler hep bitmedi mi?
Hep yerine başka başka hüzünlere, mutluluklara bırakmadı mi?

Gene ayni korkular, ayni endişeler...

Peki sahip olduğumuz güzellik için yitirme korkusuyla ağlamak niye? Kime? Ne için ? Biliyor musunuz?

Dökülen göz yaşları sadece kendimiz için..
O değere sahipken de, yitirdiğimizde de..
Çünkü bizi asil korkutan YALNIZLIK..

İçimizde hissettiğimiz o güzel duyguları uzunca bir süre tekrar yaşayamamak..

Özlemek, özlenmek, sevmek, sevilmek, sım-sıkıca sarılmak,
o bedenin canini, kanını hissetmek, sevişmek.. Hangisi kolay vazgeçilir hazlar ki?

Biten aşklarda da, biten ömürde de yanaklarımıza dökülen gözyaşları hep kendimiz için.

Çünkü merkez hep biziz, doymak bilmeyen egomuz..
Ve o egoyu doyurabilmek, hoşnut kılabilmek için ne kadar çok çırpınır dururuz.

Bizim sevdiklerimiz bizi muhakkak sevmeli, özlediklerimiz özlemeli,
doğrularımız her zaman tek doğrudur.

Ya yanımızda ki insan ? Onun egosu ? Arzuları, özlemleri veya usandıkları...

Ne kadar o sevdiğimiz insana karşı fedakarız?
Vermeden neyi ne kadar alabiliriz ki?

Bizler; hep ilişkilerimizde hesap kitap içinde değil miyiz ?
Her zaman denge.. Verdiğimiz kadar alalım, aldığımız kadar verelim hesapları yapar dururuz.

Sonuç YALNIZLIK .

Peki bu kadar yalnızlıktan korkuyor, yaşanılan güzellikleri,
paylaşımı bir daha yasayamamak endişesiyle kaybedeceğimiz
değere ağlıyorsak niye bu kadar ince hesaplar.

O değer bize mutluluk yerine hüzün, kargaşa yaşatıyorsa zaten vazgeçmeliyiz.

Yok eğer yaşamın sıkıntılarından biraz da olsa bizi alıp mutluluk veriyorsa o zaman gözyaşı yerine biraz daha akilci olmak daha doğru değil mi?
Sıkıca, hiç bitmeyecekmiş gibi o güzelliği, huzuru sonuna kadar yasamak varken neden korku??

Bilirsiniz.. Anılarımızda öylesine anlamlı, mutlu anlar vardır ki, kimi zaman onca geçen yıllara değerdir. Tabii ki bu değerler karşılık bulduğunda daha da değer kazanacaktır.

Eh iste o zaman bize biraz daha is düşüyor demektir. Daha çok özen...
Çünkü yasam içinde, ayni frekansı yakalamak o kadar zor ki...

Sevgiyi, özlemi birlikte yasamak doyumsuz bir hazdır.
Artık o sevdiğin insan kendin olmuşsundur.
Korursun, tıpkı kendini koruduğun gibi. Üzmekten, incitmekten korkarsın.
Artık hesap, kitap yapılamaz. ; Daha çok vermek vermek istersin.
Çünkü ego vererek de doyumu öğrenmiştir. Çünkü gönlünü ayna tutmuşsundur o sevgiliye. Çünkü yitirme korkusu askı ölümsüz kılar.

Çünkü ayrılmanın da bir vahşi tadı var
Öyle vahşi bir tat ki dayanılır gibi değil
Çünkü ayrılık da sevdaya dahil Çünkü

AYRILANLAR HALA SEVGILI..

Uğur ilhan


BARIŞ 4 Aralık 2006 11:28

Bir Ben Var


Bir ben var benden farklı
Benim anlayamadığım, tanıyamadığım
Sevdamı benden daha iyi;
Hayatımı ona göre düzenleyen
Sanki ben değilmişim gibi,
Beni benden fazla tanıyan, benden farklı
---------------------------------------------------------------

Bir ses var benim duyamadığım.
Kalbimden gelip, beynime ulaşan...
Pranga mahkumlarını şimdi anladım
Bir parçası vücuttan ayrı,
Bir ben var, birde yabancı.

------------------------------------------

Kendimi tanıyamıyorum artık
Kalbimin sesi ayak seslerine karşı,
Gözlerim bir gerçeği birde onu,
Sevdası yalnız beni,
Hayatım ise sadece onu tanımlıyor artık



BARIŞ Ardahan


iwosky 4 Aralık 2006 11:50

Aşka Beyaz Güller

Ağlama belalım
Ağıtlar yakma
Yürek paralayıp
Can parçalama
Umutları tavana asıp
Kadere çatma
Yaşadıklarını kırıp
Olanları ziyan sayma
Sevgiyi bırakıp
Acılara sarılma
Aşkı unutup
Dertlere dalma
Anıları silip
Yarınları sorgulama
Kalan hatıraları yıkıp
Geleceğe volta sallama
Kaçıp gidemezsin
Gelmeyi denememişsin
Olmuyor deyip vazgeçemezsin
Bir daha baştan istemelisin
Ağlamayı ağıtı ahı unutup
Tekrar sevmelisin
İsyan bayrağını yakıp
Başka beyaz güller derlemelisin


Murat İnce


BARIŞ 4 Aralık 2006 12:29

TOPRAK


Dün gece sevda ırmak oldu,
aktı gece boyu.
Rengi kan kırmızıydı.
Yapraklar ağıt yakmaktaydı,
keskin rüzgâra fon oluştururcasına....
Dün gece,
ırmağa karşı cesaretimi
denemek istedim,
yüzme bilmediğim halde....
Denedim, denedim, denedim! !
Irmak pes etti,
tât oldu sustu sevdam karşısında, UTANDI.
Irmak çöl oldu kurudu.
İşte o zaman gerçek sevdayı gördüm
çatlamış topraklarda;
işte o zaman ben toprak oldum...


Barış Ardahan


Misafir 4 Aralık 2006 12:31

Şiir Nehri 2
 
Hiç bitmeyecek sandığım gecelerden birinde,
Gözyaşlarım uğurladı seni giderken.
Eskisi gibi değildi bakışların,
Bir şeyler vardı yapmaya çalışıpta yapamadığın.
Dindiremedim içimdeki sessiz çığlıkları.
Umudum bile yetmedi seni getirmeye …
Gel desem bile gelemez, sesimi duyamazdın
Gözlerim gece nöbetlerinde kaldı,bekledim.
Gelmedin.
Hiç gitmemiş gibiydin resimlerde.
Hiç kimse sen değildi ki,
Sanki teninin sıcaklığı vardı bedenimde.
Düşüncelerimde bir yorgunluk belirtisi,
Kırgınlıklarım isyanlar içinde şimdi.
Vazgectim artık!
Seni sevmekten değil senden vazgeçtim.
Bu defa ben gidiyorum.
Kırgınlıklarımı,umutlarımı sana bırakıp,
Siliyorum anılarımı.
Bağrımda senin ateşin yanıyor,
Elvedasız yolculuğum başlıyor şimdi.

A.Çakır


BARIŞ 4 Aralık 2006 12:55

Anlamı yok sensizliğin
Perdeler, gökkuşağı, gölgem
Dışarıda güneşli bir haziran sabahı...


Sabah olur bir istanbul gecesinin ardından
Akşam giyinir beyaz elbiselerini
Ne söylesem boş, kelimeler bir, bir; istanbul hanımefendisi

Kocaman parıldayan bir kalp
Kömür karası gözler alev alev...


Anlamı silinmiş bir hüzün;
Sen gelince cezaevinin parmaklıklarından atlar.


Düşmek üzeredir gecenin gizi koynuna
Bir İstanbul akşamı,

Akşam güneşim, sudamlam, paylaşılmazım
7 renk ve ümit, bir sevi şiiri
Geceleri gülün dikeni,
Ne arar insan, ne bulur şu fani dünyada...
Akşam üstleri, gündüzün bekçileri, İSTANBUL

Anlamı yok pencerelerin, güneşin
Perdeler, gökkuşagı, birde sen
Akşam yine giyinir cezaevi elbiselerini

Ne söylesem boş...

Nasıl sevebilirim ki sensiz?
Anlamı silinmiş kömür karası geceleri...


Barış Ardahan


gizem_mechul 4 Aralık 2006 13:07

İnci Dakikaları

Sen bana yeni yılsın her dakika
Her dakika bir yaşıma daha giriyorum

Sen benim üstüne titrediğim güzel ve yeni
Saatim kadar saadetimin gözbebeği zamansın
Ben bin parçaya bölündüm her parçasında
Her parçasındayım kırkayak sesli boğuk arkadaşlığın
Çalkantısız Üniversitenin yalnızlığın ve ağlamanın
Erkek ağlar mı diyeceksin
Hayberin kapısı ağlar mı erkek ağlar mı
Ben yel gibi erkekler ağlar diyorum
Bir dakika ağlar yılbaşı dakikasında
Daha gözlerimin gerçek yaşları belirmeden
Ağlamak diye bir şey yoktur diye bir şey
Yüzme bilmeyen bir uyurgezer yüzer ya
Çürük ve havada asılı tahtalar üstünde
Hafif kedi ayaklarıyla yürür gerçekten yürür ya
Sen benim ağlamamı erkekliğime
Uyanan ölmeyen yenilenen
Azgın kışlar içinde keskin baharlar bulan
Seni bulan yeniden bulan tekrar tekrar bulan erkekliğime say

Bütün bir yıl bütün bir yaşama boyu
Gizli heybelere binbir gece eşyası doldurduğuma say

Ben otomobilleri böylesine yankısız sağır komam
Öyle bir isyan şiiri var ki ben onu yakalayacağım
Bu yunan şehrinin düzenini öper ve yalvarırım
Şehrin ölümünü yanlış anlama
Gözleri kör oldu doğrudur ama o kadar
Ve şehrin gözlerini geri verme dakikalarıdır bu yılgın çanlar

Senin odan gün ışığı en güzel müzik bana
Farklılıklar odası
Giden tren buharları içinde örümcek ağı
Sen güzel örümcek ağı yaşamakla yaşamamak
Doğduğumuz şüpheyle öldüğümüz şüphe arasına gerilmiş
Garip bulut farklı müzik güzel örümcek ağı

Ben bir yabancı buğunun kokusunu alıyorum
Bu kokuyu alıyorsam onulmaz kıskançlık yaramdandır
Benim garipliğime bakma benim kıskançlığıma bakma benim
İncilerin ilk gerçek ve yeni yorumunu bulur gibi oluyorum
Bu inciler denizlerin en karanlık noktalarında bile yoktur
Benim ak ve kara kayalar içinde bulduğum inciler
Bu inciler sen olmasan bende bile yoktur
Oldukları yerde bile

1959 yılbaşı gecesi

Sezai Karakoç


BARIŞ 4 Aralık 2006 13:20

Kimse bana AŞIK olmasın



Kimse bana aşık olmasın....
Etten ve kemikten biriyim sizler gibi
Sadece düşündüklerimi görür,
Hissettiklerimi yazarım
Kimse bana aşık olmasın....
Sizler gibi soluk alıp veren biriyim
Geceleri uyuyan, gündüzleri bekçi
Yıldızlardan kopan biriyim gözleri benekli
Kimse bana aşık olmasın....
Kelebeklerden kıskanmasın kimse beni
Onlar kadar yaşayan,
Yaşadıkça ölen biriyim


Barış
Ardahan


BARIŞ 4 Aralık 2006 14:01

Kader, /; işte öyle birşey

hani bir yağmur damlası düşer ya dudaklarına
hani bir anne basar ya bağrına evladını
hani gözyaşların sel olur da durmaz ya
kader, /; işte öyle birşey **** ****

hani uzatırsın elini birden kaybolur
hani gözlerin ufka bakar da kaydolur
hani bedenini yumarsın da pamuk olur
kader, /; işte öyle birşey

hani annen seslenir sana uzaklardan
hani korkar kaçarsın ya tuzaklardan
hani öper gibi sever ya insan
kader, /; işte öyle birşey

hani kelimeler kifayetsiz kalir ya derler
hani bilenler aba altından sopa yerler
hani sevdiğinle yerler gökler inler
kader, /; işte öyle birşey

hani korkarsın ya şimşek çakınca
hani durup düşünürsün ya yüreğine kurt düşünce
hani sessiz durup ta ağlarsın ya kaçınca
kader, /; işte öyle birşey

hani eller kelepçelenir gözler bağlanır
hani seven yürek mahkum olur gün bağlanır
hani diller gardiyan olur dün bağlanır
kader, /; işte öyle bir şey

BARIŞ Ardahan


Misafir 4 Aralık 2006 17:04

Arkadaşlar sadece kendi şiirlerimizin altına isimlerimizi koyalım ;)

...............................................


Tut yaşını gözünde kalsın
O giden unutulmayacak
Ne kadar da
Senden uzuk yaşayıp ölse de
Hep biraz seninle olacak
Eski bir anı
Belki eski bir kahır
Ama sen hep
İnce ince işlenmiş olacaksın yüreğime
Neydi bunun adı bilinmesede
Sen hep yaşayacaksın
Gitmek ,
Neye göre gitmek
Ve nerelere gitmek
Bir bilinse ki,
Hiç gitmemiştir o gidenler,
Hep kalmıştır biraz.
Biraz hüzün,biraz sevinç getirmiştir.
Sen giderken o gelmiştir,
Sen ağlarken o sevmiştir,
Ama bil ki,
Hiç gitmemiştir.
Herşey zamanın oyunudur insana
Bir kavuşur bir ayrılırsın
Ama ölüm,
Ne ayrılık nede kavuşmadı
Ölüm sevgilim
Ölüm denilen şey
ALLAH'A VARMAKTIR.
http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifJülide NAZIM


Mystic@L 4 Aralık 2006 18:10

Sanı

hiç degismedi san
sen öyle
distan
gir içeri -göz göz olmus-

ama yerinmez -çünkü kendi yerinde-
ayrica neden degissin konum
söyle
yasanirken hep ortak duyum

egri bir çizgi dudak -aci gülümseyis-
her zaman vardi
yaniltan

hiçdegismedisansenöyledistan

Eray Canberk


arwen 4 Aralık 2006 19:49

Sen Yoktun Ya! http://www.yazgulu.com/siirler/stergeela.gifhttp://www.yazgulu.com/siirler/stergeela.gifhttp://www.yazgulu.com/siirler/stergeela.gifhttp://www.yazgulu.com/siirler/stergeela.gifhttp://www.yazgulu.com/siirler/stergeela.gifhttp://www.yazgulu.com/siirler/stergeela.gifhttp://www.yazgulu.com/siirler/stergeela.gifhttp://www.yazgulu.com/siirler/stergeela.gifhttp://www.yazgulu.com/siirler/stergeela.gif


Yollar hep yokuşa sardı
Gün karanlığa doğru
Dansetmiyordu artık rüzgar
Toprağa küskün yağmur
Bir hüzün çiçeklerde
Boynu bükük yapraklar, ağaçların
Mahcup, sessiz, beklemede

Kabir toprağı örtülmüştü, adeta
Sen yoktun ya..

Boğazımda bir düğüm
Hüzün devşiriyor yaralı yüreğim
Yer arıyor kendine solgun umut,
Rüyalardan medet..
Bekliyorum,
Vefalı bir ses,
Özlüyorum..
Ağlıyorum

Kabir toprağı örtülmüştü, adeta
Sen yoktun ya..

Hani o ateş vardı ya
Hani o saran alev
Hani o sessiz haber
Hani o sensiz haber
Hani o ölüm haber
Ölmüştüm ölmeden
Efsunlu o geceden sonra
Sabahı beklemeden

Kabir toprağı örtülmüştü, adeta
Sen yoktun ya..

Bir ebed bestesiydi sevdam sana
Bir sözdü,
Perde kalmamıştı oysa vuslata
Kurşun gibi saplandı, şimdi
Yani o anda
Hani öldüğüm,
Hani şakaklarımda çıldıran sesin;
Gidiyorum...

Kabir toprağı örtülmüştü, adeta
Sen yoktun ya..

Güller kokmaz oldu artık,
Çiçekler solgun ve ölgün
Çöle döndü mahzun bahar
Güfteler elem üflemekte
Vedâ üflemekte
Cefâ üflemekte,
Alevden bir kor, sinelerde
Beyhûde..

Kabir toprağı örtülmüştü, adeta
Sen yoktun ya..

Cüneyt Eren




Saat: 06:05
Sayfa 1 / 161

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık