![]() |
Astronomi Astronomi (Yunanca: αστρονομία = άστρον + νόμος, astronomia = astron + nomos, "yıldızların kanunu") yörüngesel cisimleri ve Dünya atmosferinin dışında gerçekleşen, yıldızlar, gezegenler, kuyrukluyıldızlar, kutup ışıkları, gökadalar ve kozmik fon radyasyonu gibi gözlemlenebilir tüm olay ve olguları inceleyen bilimdir. Evrenin doğuşu ve büyümesi, evrimi, gökcisimlerinin fiziksel ve kimyasal özellikleri konumlarının hesaplanması ile ilişkilidir. Astronomi gözlemleri salt astronomi ile ilişkili değildir, aynı zamanda genel görelilik kuramı gibi fizikte çok önemli bir yeri olan teorilerin ispatı için de bilgi sağlarlar. Gözlemsel astronomiye bir tamamlayıcı etken olarak teorik astrofizik de astronomik oluşumları açıklamaya çalışır. Astronomi, en eski bilimsel metodolojilerden birine sahiptir. Antik Yunan'da oluşan astronomi metodolojisi, ileri gözlem yöntemlerinin ve araçlarının geliştirilmesinin erken dönemlerde gerçekleşmesini sağlamıştır (bk. arkeoastronomi) Tarihte amatörler, pek çok önemli astronomik keşfin altına imzalarını atmışlardır ve astronomi, günümüzde hala amatörlerin önemli roller oynayabileceği pek az bilimden biridir (özellikle geçici durumların gözlemlenmesinde). Modern astronomi, astroloji ile karıştırılmamalıdır. Astroloji, insanların yaşamlarının ve karakterlerini gökcisimlerinin konumlarından etkilendiğini iddia eden bir inanç sistemidir. Her ne kadar her iki alan da aynı kökenden gelse de, ikisi birbirinden tamamen farklıdır. Astrologların aksine astronomlar bilimsel yöntemi kullanırlar. Açık yıldız kümesi veya kısaca açık küme, aynı dev moleküler buluttan meydana gelmiş birkaç bin yıldızdan oluşan bir yıldız grubuna verilen isimdir. Kümelenme dağınıktır ve bir merkez etrafında değildir. Açık kümeler sadece, aktif yıldız oluşumun olduğu, sarmal ve düzensiz gökadalarda bulunurlar. Genellikle birkaç yüz milyon yıldan daha gençtirler. Açık yıldız kümelerine örnek olarak Ülker ve Hyades yıldız kümeleri verilebilir. Açık yıldız kümesi veya kısaca açık küme, aynı dev moleküler buluttan meydana gelmiş birkaç bin yıldızdan oluşan bir yıldız grubuna verilen isimdir. Kümelenme dağınıktır ve bir merkez etrafında değildir. Açık kümeler sadece, aktif yıldız oluşumun olduğu, sarmal ve düzensiz gökadalarda bulunurlar. Genellikle birkaç yüz milyon yıldan daha gençtirler. Açık yıldız kümelerine örnek olarak Ülker ve Hyades yıldız kümeleri verilebilir. |
Antares Yıldızın adı : Antares A/B (Bayer: Alpha Scorpii, Flamsteed: 21 Scorpii) Takımyıldızı :Akrep (Latince: Scorpius, İngilizce: Scorpion) Görünür büyüklüğü :0,96Mutlak büyüklüğü :-5,28 Spektrum türü :M1.5Iab-Ib/B4 Uzaklığı :604 Işık yılı Samanyolu'nda yer alan parlak yıldızların en kırmızı renkli olanlarından Antares, eskiden Mars'la karıştırılmıştır. Kırmızı dev yıldızın adı da bu karışıklığı yansıtır: "Ant-Ares", "Mars benzeri" demektir. Helence bir sözcük olan Ares, Latince adı Mars olan savaş tanrısının bir diğer adıdır. Büyüklüğü (parlaklık, kadir) birinci dereceden (genelde 0,96) olan Antares, gökyüzünün en parlak 15. yıldızıdır; ancak ışıması yarı-düzenli olduğundan parlaklığı yıl içinde az da olsa değişir. Dünya'dan yaklaşık 600 ışık yılı uzakta olduğu gözününe alındığında, son derece parlak bir yıldız olduğu da kolayca anlaşılır. Gerçekten de Antares, Güneş'ten 10.000 kat daha parlaktır. Ancak Antares soğuk bir yıldızdır. Yaydığı ışığın büyük kısmı kızılötesi olan Antares'in yüzey sıcaklığı yaklaşık 3.600 Kelvin derecedir. Yaydığı bu gözle görülemeyen kızılötesi ışınım da hesaba katıldığında, Antares'in Güneş'ten yaklaşık 60.000 kat daha parlak olduğu, yani 60.000 kat daha fazla ışıdığı söylenebilir. Düşük sıcaklığı ve yüksek parlaklığı, Antares'in bir dev yıldız olduğunu göstermektedir. Antares'in parlaklığı ve sıcaklığı gözönüne alınarak, çapının yaklaşık 3 astronomik birim (AU) olduğu hesaplanmıştır. (Bir astronomik birim Güneş'in merkeziyle Dünya'nın merkezi arasındaki uzaklık olan 149,6 milyon km.'dir.) Öte yandan Antares o kadar büyüktür ki, yıldızın yuvarlağı (diski), gökbilimciler tarafından kolayca görülebilmiş ve çapı 3.8 astronomik birim olarak ölçülmüştür. Bu değer ise, Jüpiter'in yörünge çapının yaklaşık dörtte üçüdür; bir başka deyişle, Antares güneşin yerine konulacak olursa, yıldızın yuvarlağının kenarı Dünya'yı da içine almak üzere, Jüpiter'in yörünge çapının yaklaşık 3/4'üne kadar gelir. Antares'in parlakılığı ve sıcaklığı, çapının yaklaşık 3 astronomik birim olduğunu göstermekle birlikte, yuvarlağının görünen çapının 3.8 astronomik birim olması, yıldızın bizden uzaklığı, sıcaklığı ve kütle yitirdiği yüzeyin kesin yerinin belirlenememesinden ötürüdür. Çünkü Antares, bir gaz bulutuyla örtülüdür ve kızgın rüzgarlarla (bkz. güneş rüzgarı) yavaş yavaş buharlaşarak, olağanüstü bir parlaklıkla ışımaktadır. Antares'in kızgın rüzgarları içinde görülen eşi ise, ondan yalnızca 3 açı saniye uzaklıkta ve 5,5 büyüklüğünde bir yıldızdır. Gerçekte iki yıldız arasındaki uzaklık 550 astronomik birimdir. Bu iki yıldızın birbirleri çevresindeki dolanımı yaklaşık 2.500 yılda tamamlanır. Antares'in kütlesinin Güneş'in kütlesinin 15 ile 18 katı arasında olduğu hesaplanmıştır. Yıldızın gökbilim ölçülerine göre fazla zamanının kalmadığı ve demir bir çekirdek oluşturabilecek kadar büyük bir kütlesi olduğu da gözönüne alındığında, sonunda patlayarak parlak bir süpernovaya dönüşeceği söylenebilir. Bu olayın yaklaşık bir milyon yıl içinde gerçekleşeceği sanılmaktadır. Bu, patlamanın her an olabileceği anlamına gelmektedir. Antares'in eşi olan yıldızın kütlesi ise Güneş'in kütlesinin 7-8 katı kadardır. Bu kütle, süpernovaya dönüşme sınırının hemen altındadır ve demir bir çekirdek oluşturmaya elvermediğinden, yıldız sonunda büyük bir olasılıkla yoğun kütleli bir beyaz cüceye dönüşecektir. |
Betelgeuse Betelgeuse (Beteljöz, Betelguex, Betelgeuze, Beteiguex, Al Mankib), Avcı Takımyıldızı'nda yer alan kırmızı dev yıldız. Yıldızın adı : Betelgeuse (Bayer: Alpha Orionis, Flamsteed: 58 Orionis) Takımyıldızı : Avcı (Latince: Orion, İngilizce: Orion) Görünür büyüklüğü : 0,50 Mutlak büyüklüğü : -7,2 Spektrum türü : M1-2Ia-Iab Uzaklığı : 425 ışık yılı Samanyolu'nda yer alan Betelgeuse, mavi dev Rigel'den (Beta Orionis) sonra Avcı Takımyıldızı'nın en parlak ikinci yıldızıdır. Takımyıldızın ortasında ise avcı Orion'un kuşağını oluşturan üç parlak mavi yıldız (Alnitak, Alnilam ve Mintaka) yer alır. Betelgeuse adı, Arapça "al-jazua'nın eli" anlamına gelen "yad al-jauza"dan bozmadır. Al-jauza, eski Arap mitolojisinde "gizemli kadın"dır. Batılılar için ise Betelgeuse, Helen mitolojisindeki avcı Orion'un yukarı uzanan sağ kolunun omuz başında yer almaktadır. Betelgeuse, gökyüzünün en parlak iki kırmızı devinden biridir. Öteki Antares'tir. Ayrıca, görülebilecek en büyük yıldızlardan da biridir; öyle ki, Betelgeuse büyüklüğünde bir yıldıza kolay rastlanmaz. Büyüklüğü (parlaklık, kadir) birinci dereceden (genelde 0,50) olan Betelgeuse, gökyüzünün en parlak 10. yıldızıdır. Sıcaklığı ortalama 3.600 Kelvin derece olan kırmızı dev yıldızın ışıması yarı-düzenli olduğundan, büyüklüğü periyodik olarak 0,2 ile 1,5 arasında değişir. (AU) olduğu, yani Yıldızın bizden uzaklığı 425 ışık yılıdır ve çapının yaklaşık 2,8 astronomik birimGüneş'in çapının 600 katı olduğu hesaplanmıştır. (Bir astronomik birim Güneş'in merkeziyle Dünya'nın merkezi arasındaki uzaklık olan 149,6 milyon km.'dir.) Betelgeuse o kadar büyüktür ki, Güneş'in yerine konulacak olsaydı, yıldızın dış atmosferi Güneş Sistemi'nin beşinci gezegeni olan Jüpiter'in yörüngesini içine alırdı. Merkür, Venüs, Dünya ve Mars ise yıldızın içinde kalırlardı. Kural olarak, bir yıldızın çapı Güneş'in çapının 100 katından fazla ise, dev yıldız sayılır. Kırmızı dev yıldızlar, kendilerine kırmızı rengi veren ve yüksek parlaklığı sağlayan yüzey sıcaklıklarının düşük oluşundan (genellikle Güneş'in yüzey sıcaklığının yarısı kadar) anlaşılır. Kırmızı devler, büyüklüklerine oranla son derece hafiftirler. Örneğin Betelgeuse'ün kütlesi Güneşin külesinin yalnızca 15 katıdır. Bir başka deyişle, Betelgeuse'ün yoğunluğu Güneş'in yoğunluğundan çok daha azdır. Yıldızın kütlesi ilk olarak 1920'de, California'daki Mount Wilson Gözlemevi'nde çalışan Francis Gladheim Pease ve Albert A. Michelson adlı gökbilimciler tarafından hesaplanmıştır. Bu, bir yıldızın kütlesinin hesaplandığı ilk başarılı çalışmadır. Ayrıca, Güneş'ten sonra yüzeyinin fotoğrafı çekilen ilk yıldız da Betelgeuse'dür. Bunu, Arizona Tucson'daki Kitt Peak Ulusal Gözlemevi'nde çalışan gökbilimciler bir radyo teleskobu yardımıyla gerçekleştirmişlerdir. Büyüklüğü, sıcaklığı ve kızılötesi ışıması gözönüne alındığında Betelgeuse, Güneş'ten 60.000 kat daha parlak bir yıldızdır, yani 60.000 kat daha fazla ışıdığı söylenebilir. Betelgeuse, maddesini güçlü bir rüzgarla (bkz. güneş rüzgarı) dışarı püskürttüğünden, tozdan dev bir kabukla çevrelenmiştir. Yıldızı kuşatan bu dış atmosfer ve yıldızın tıpı bir yürek gibi atması, yüzeyinin kesin yerinin ve gerçekte ne kadar büyük olduğunun belirlenmesini güçleştirir. Betelgeuse'ün parlaklığı 40.000 ile 100.000 Güneş arasında değiştiğinden, bizden uzaklığı da kesin olarak belirlenememiştir. Gerçek değerler ne olursa olsun, Betelgeuse hidrojen yakıtını tüketmek üzere olan ileri derecede evrimleşmiş bir yıldızdır. Bu nedenle, çekirdeği büzülerek yoğunlaşmış, dış kısımları ise kabarmıştır. Yıldızın gerçek durumu üzerine fazla birşey bilinmiyor olsa da, büyük olasılıkla çekirdeğindeki helyumu karbon ve oksijene dönüştürüyor olmalıdır. Kuramsal olarak, yıldızın başlangıçtaki olağanüstü kütlesinin, şimdi Güneş'in 12 ile 17 katı arasındaki bir değere düşmüş olduğunu söylenebilir; bu da, çekirdeğindeki elementlerin neon, magnezyum, sodyum, silikon ve sonuçta demire dönüştüğü anlamına gelir. Sonuçta Betelgeuse yakıtını tamamen tükettiğinde kendi üzerine çökecek, ardından bir süpernova gibi patlayarak büyük olasılıkla son derece küçük ve yoğun bir nötron yıldızına dönüşecektir. Betelgeuse patladığında, Dünya'dan yeniay kadar parlak görünecektir. Yani, patlayan yıldızın gündüzleri de gökyüzünde rahatlıkla görülebileceğini ve geceleri ise nesnelerin gölge vermesine elverecek kadar parlak olacağını söyleyebiliriz. |
Güneş Sistemi En az bir yıldız ve onun çekim alanı içinde dolaşan gök cisimlerinin (gezegenler, uyduları, astroidler, kuyruklu yıldızlar) oluşturduğu sistemlere güneş sistemi ya da gezegen sistemi denir. Özel ad olarak bu terim Dünya'nın da içinde bulunduğu, Güneş merkezli gezegen sistemi için kullanılır. == Güneş Sistemi'ndeki gezegenler == Bu resim yaklaşık olarak gezegenlerin büyüklüklerinin birbirlerine ve Güneş'e oranlarını göstermektedir. Güneş Sistemi'nde on gezegen vardır, bunlar Güneş'e en yakın gezegenden başlayarak sırasıyla (yukarıdaki resimde soldan sağa) Merkür, Venüs, Dünya, Mars, Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün, Plüton ve 2003-UB313*'dur. 2 Venüs gezegeninin kendi çevresinde dönme yönü, diğer gezegenlere zıttır. 2003 UB313 adlı Plüton'dan büyük bir kütlenin varlığı keşfedilmiştir. 10. gezegen olarak adlandırılması araştırılmaktadır. Gezegen olarak daha tanımlanmadığı için bir isim konmamıştır. Güneş Sistemi'nin Yörüngesi Güneş Sistemi, sarmal bir galaksi olan Samanyolu'nun bir parçasıdır. Samanyolu'nda yaklaşık 200 milyar yıldız olduğu tahmin edilmektedir; bunların arasında Güneş, Dünya'ya en yakın yıldız olması dışında, bir yıldızda bulunan ortalama özelliklere sahiptir. Samanyolu'nun çapı yaklaşık 100 000 ışıkyılıdır. Güneş sisteminin Samanyolu'nun merkezinden 25-28 bin ışıkyılı kadar uzaklıkta olduğu sanılmaktadır. Güneş sisteminin yörüngesi oldukça ilginç özelliklere sahiptir. Bu yörünge hem neredeyse çembersel, hem de sarmal kolların oluşumuna yolaçan basınç dalgalarıyla aynı hızdadır. Bu nedenle Dünya'da yaşamın varolduğu dönemde, Güneş Sistemi sarmal kolların içinde değil aralarında kalmıştır. Sarmal kollarda sık sık meydana gelen süpernova patlamalarından gelecek ışıma, kuramsal olarak, bir gezegendeki yaşamı ortadan kaldırabilir. Bu yörüngesi sayesinde, Güneş Sistemi hayatın ortaya çıkması ve süregelmesi için uygun şartlara sahiptir. Güneş sistemindeki gezegenler her zaman aynı yörünge üzerinde aynı zaman içerisinde hareket ederler. Bunu bulan ilk kişi Kepler'dir. Bu yasaya sonradan Bode yasası adı verilmiştir. |
Samanyolu Samanyolu, Güneş Sistemi'ni de içinde barındıran galaksi. http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/4/4e/Pleiades_large.jpg |
Kutup Yıldızı İle Dünyamızın kutup noktalarından geçen hayali eksen çizgisi kutup yıldızının çok yakınından geçmektedir.Bu nedenle geceleyin yıldızlar ve gezegenler hareket halinde iken(dünyanın kendi etrafında dönüşünden dolayı)kutup yıldızı sabit kalır.Doğada herhangi bir yıldızı hedef alıp yürür iseniz,yıldızın hareketinden dolayı düz bir çizgide yürüyemezsiniz. Dünyanın dönüşünden ötürü kutup yıldızı çevresinde diğer yıldızların dönüşü."Görüntü fotoğraf filminin uzun pozlandırılması ile elde edilmiş.(Corbis.com)" Bu nedenle gökyüzünde yanlızca kutup yıldızını bularak onun kuzeyi gösterdiğini bilerek,amaçladığınız yönde yürüyebilirsiniz.Kutup yıldızını bulmak için belirgin bazı yıldız guruplarını bilmek zorundasınız.(Bu bilgiler kuzey yarım küresinde geçerlidir) Büyük Ayı yıldız gurubu 7 yıldızdan oluşur.Görünümü eğik duran kahve cezvesine benzer.Sapın karşısında yer alan kenarın uzunluğunu 5 le çarptığımızda ve kenar yönünde kutup yıldızını buluruz.Kutup yıldızını doğru bulduğumuzdan emin olmak için yan yatmış ve beş yıldızdan oluşan bir W harfine benzeyen Cassiopeia yıldız gurubunu kullanırız.Büyük W nun ortasındaki yıldız, kutup yıldızı doğrultusundadır |
Nasa NASA NASA, "National Aeronautics and Space Administration"ın kısaltmasıdır. Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi olarak tercüme edilebilir. Bir ABD federal devlet kuruluşudur. NASA'nın ilk kuruluşu 1915 yılına denk gelir. O zamanki adıyla NACA (National Advisory Committee for Aeronautics) uçaklarla ilgilenir. Uçak kanatları ve çeşitli cisimlerin hava ile etkileşimlerini araştıran bu komite zamanla birçok rüzgar tüneli inşa eder ve ABD'nin bütün savaş uçaklarının tasarımlarını körükleyen bir kurum haline gelir. İkinci Dünya Savaşı'nın ardından NACA'ya katılan Alman aerodinami uzmanları kuruma büyük katkılar sağlar. Özellikle jet motorları ve süpersonik uçakların tasarımında ilerleme kaydedilir. 1958'de kurumun adı NASA olarak değiştirilmiştir. Cape Canaveral diye bilinen bu dev uzay üssünde fırlatma rampaları, uzay kontrol merkezleri, telekomünikasyon sistemleri gibi sayısız tesis yer almaktadır. NASA'nın şimdiye kadar yaptığı uzay çalışmaları, büyük oranda başarıyla sonuçlanmış fakat ABD'ye milyarlarca dolara mal olmuştur. Özellikle Ay'ın fethiyle sonuçlanan Apollo programı, Skylab, uzay mekiği programları çok büyük harcamaları gerektirmiştir. Ancak 21. yüzyıla doğru gerçekleştirilmesi beklenen büyük uzay istasyonları, Ay istasyonu ve Mars seferi programları yanında, önceki harcamaların çok küçük kalacağı hesaplanmaktadır |
Astronomi, her yaştan, her meslekten insanların hayat boyu zevkle uğraşabilecekleri bir hobidir. Astronominin güzelliği ve gizemi, profesyoneller kadar amatörce astronomi ile uğraşanların da zevk alarak bu hobi ile ilgilenebilmelerinde yatar. Bu hobiyi yapabilmeniz için sahip olmaniz gereken tek şey gizemli şeylere olan ilgi ve biraz astronomi bilgisidir. Bu kitapçıkla size astronomi ile uğraşırken daha fazla zevk almanız için gereken astronomi ve teleskoplar ile ilgili temel bilgiler vermeyi amaçlıyoruz. TELESKOPLARLA GÖREBİLECEKLERİNİZ Ay: Dünyamızın en yakın komşusu olan ay aslında sandığımızdan çok daha fazla gizeme sahiptir. Aya bakarken onun pastel-gri renginden, üstündeki irili ufaklı bir çok kraterlerinden, uzun nehir benzeri yarıklarından ve dağlarından çok zevk alabilirsiniz. Ay tutulması olayı ise insanın nefesini kesecek güzelliktedir. http://www.akat.org/sizin_icin/teleskoplar/Image15.gif Güneş: Eğer uygun güneş filtreleri kullanırsanız, güneş gözlemlemek için çok değişik bir nesnedir. Güneş lekeleri bir çok insanın ilgisini çeker. Gökyüzünün en ilginç olaylarından biri olan güneş tutulmasını ise bir çok amatör astronom dünyanın çeşitli yerlerine giderek izler. Gezegenler: Her gezegenin kendine göre özellikleri vardır. Jüpiter’in kırmızı lekesi ve beyaz bulutumsu kuşağı gözlemek için çok ilginçtir. Satürn’ün halkaları, Venüs ve Merkür’ün ay benzeri safhaları, Mars’ın gizemli yapısı amatör astronomların gözlemleri için çok çekici nesnelerdir. http://www.akat.org/sizin_icin/teleskoplar/Image16.gif Yıldız Kümeleri: Açık ve kapalı olmak üzere 2 çeşit yıldız kümesi çeşidi vardır. Açık kümeler birbirlerinden uzak ve dağınık dururlar. Kapalı yıldız kümeleri ise milyonlarca yıldızın bir paket gibi bir araya gelmesinden oluşur. Nebulalar: Nebulalar parıldayan gaz kümeleridir ve 2 çeşidi vardır: 1. Gezegenimsi nebulalar: Küçüklerdir ve top benzeri yapıdadırlar. Yıldız patlamalarından arta kalan gaz bulutları olduğu sanılmaktadır. 2. Diffüz nebula: Geniş ve şekilsiz toz ve gaz bulutlarıdır. Galaksiler: Dünyamızdan çok uzakta bulunan ve milyarlarca yıldızdan oluşan yıldız adalarıdır. Bir çok şekilde olabilirler. http://www.akat.org/sizin_icin/teleskoplar/Image17.gif Kuyruklu Yıldızlar: Gezegenlerden koptukları sanılan ve güneş sistemimizin etrafında geniş bir yörüngede dolaşan parçalardır. Arkalarında toz, ısı ve gazdan oluşan bir kuyruk bırakırlar. Çift Yıldızlar: Ortak bir çekim merkezinde dolanan yıldız çiftleridir. Genelde yıldızlar değişik renklerdedir. Ne gördüğünüz bir çok faktöre bağlıdır. En önemli faktör kullandığınız teleskobun açıklığıdır. Diğer önemli faktörler ise optik kalite, altlığınızın sağlamlığı, görüş açıklığı, bulunduğunuz yer, baktığınız nesnenin aydınlığıdır. Astrofotoğrafçılık astronomiyle uğraşan herkesin yakından ilgilendiği bir hobidir. Çünkü teleskopla bir nesneyi incelerken onu fotoğraftaki kadar güzel renkli ve kaliteli göremezsiniz. Bunun nedeni gökyüzündeki nesnelerin fotoğraflarının uzun poz süreleri ile çekilmesidir. CCD fotoğrafçılık ise dijital teknoloji kullanılarak fotoğrafların sayısal ortamda kaydedilmesidir. TELESKOP TÜRLERİ 3 çeşit teleskop türü vardır: 1. Mercekliler: Herkesin ilk anda aklına gelen teleskop türüdür. Gözlemlenen nesneden yansıyan ışığın uzun bir tüpün ucundaki bir mercekten geçtikten sonra direk olarak tüpün öteki ucundaki okülere gelmesi esasıyla çalışır. http://www.akat.org/sizin_icin/teleskoplar/Image18.gif Avantajları:
Dezavantajları:
http://www.akat.org/sizin_icin/teleskoplar/Image19.gif
http://www.akat.org/sizin_icin/teleskoplar/Image20.gif Avantajları:
Dobsonian tipi teleskoplar: Aynalı teleskoplardır. Yakın zamanda teleskop piyasasında ortaya çıkmış altazimuth altlıklıdırlar. Aynalılar genelde ekvatoryal ayaklı olurlar. Basit dizaynı ve ucuz fiyatı ile tutulmuşlardır. http://www.akat.org/sizin_icin/teleskoplar/Image21.gif Katadioptrik Teleskoplar:Bu tip teleskoplar hem ayna hem de lens kullanırlar. 2 popüler çeşidi vardır: Schmidt-Cassegrainler ve Maksutov-Cassegrainler. Katadioptrik tür teleskoplar aynalı ve mercekli teleskopların avantajlarını bir araya toplayarak, her türlü amaç için kullanılabilecek bir teleskop türü oluştururlar. http://www.akat.org/sizin_icin/teleskoplar/Image22.gif Avantajları:
Dezavantajları:
Maksutov-Cassegrain: Maksutov dizaynı Schmidt ile hemen hemen aynı avantaj ve dezavantajlara sahiptir fakat optik kalitesi daha düşüktür. Schmidt’ten daha ağır fakat daha ucuzdur. http://www.akat.org/sizin_icin/teleskoplar/Image23.gif TELESKOP AKSESUARLARI: Teleskop Altlıkları (Mount): Bir teleskobu iyi yapan özelliklerinden birisi de sabit durmasıdır. Vibrasyonu olan ve sabit durmayan bir teleskop, mercekleri ve aynaları ne kadar kaliteli olursa olsun kullanım için uygun değildir. Altlığın ayarları tam ve kolay yapılmalıdır. Bir yıldızı yavaşça izlerken görüntü hiç oynamamalı ve bulanık olmamalıdır. Bu da kullandığınız altlığa bağlı olan bir olaydır. Bir altlığın 2 işlevi vardır: 1- Bir nesneyi teleskoplar izlemek için kesin ve kolay bir izleme sağlamalı, 2- Teleskopunuzun yerinden oynamaması için sağlam bir destek olmalıdır. 2 ana çeşit altlık türü vardır:
http://www.akat.org/sizin_icin/teleskoplar/Image24.gif
2 ana ekvatoryal altlık türü vardır:
dengelemede kullanılır. http://www.akat.org/sizin_icin/teleskoplar/Image25.gif Çatal Altlık: Çoğu katadioptrik tür teleskoplar ve öteki kısa optik tüplü teleskoplar bu tür altlık kullanırlar. Astrofotoğrafçılık için idealdirler. http://www.akat.org/sizin_icin/teleskoplar/Image26.gif Takoz (Wedge) Genellikle çatal altlıklarda, teleskobu kutba doğru yükseltmek böylece de doğru bir şekilde nesnenin izlemesini sağlamak amacıyla kullanılır. Takoz, çatal altlık ve ayaklığın (tripod) arasına konur. Motor Sürücü Elektrik motorlarından oluşan ve ekvatoryal altlıkla kullanılan, dünyanın çevresindeki dönüşünden etkilenmemek için kullanılan bir sistemdir. Astrofotoğrafçılık için idealdir. Çünkü uzayda bir nesnenin resmini çekerken uzun poz süreli filmler kullanılır ve bu uzun süre zarfında dünya kendi çevresinde döner. Bu arada sizin resmini çekmek istediğiniz nesne olması gereken yerde olmadığından, siz hareket eden bir ışıklı cismi çekiyor olursunuz. Bunu otomatik olarak engellemek için motor sürücüler kullanılır. İşaret Daireleri Yıldızları, yıldız haritalarından bakarak daha kolay bulabilmek için kullanılan ve altlığınızın üzerinde olan dairesel çizgilerdir. Bu çizgilerden faydalanmak için, teleskobunuz ekvatora ve kutba göre ayarlı olmalıdır. Bulma Dürbünü Ana teleskoba sabitlenmiş küçük bir teleskoptur. Düşük büyültmelidir ve geniş görüş açısı vardır. Yıldızları daha geniş açıyla bulabilmek için kullanılır. Görüntü genelde ters dönmüş şekilde görünür. Yıldız Diyagonal Bazı teleskoplarda oküler, nesneyi görmeyi engelleyen bir şekilde sizin için rahatsız bir yerde durabilir. Yıldız diyagonal kullanarak oküler sağa veya sola döndürülebilir. Yıldız diyagonal 90 derece açıyla konumlandırılmış bir aynadan ibarettir. Oküler Oküler basitçe bir büyüteçtir. Ana optik sistemden gelen görüntüyü büyütür. Çeşitli kullanımlar için çok çeşitli oküler tipleri vardır.Okülerin kalitesi bir teleskobun kalitesini etkiler. Genelde okülerler 0.96,1.25 ve 2 inç çapında olurlar. Aksesuarlar Genel aksesuarlar arasında Barlow mercekleri, oküler filtreleri, motor sürücüleri, t-adatörleri, lpr filtreleri, güneş filtreleri sayılabilirler. İlginiz ve bilginiz arttıkça bu aksesuarlardan da faydalanabirsiniz. |
Planetaryum PLANETARYUM En basit anlamda ve yapısal olarak, Planetaryum (Gezegenevi), çeşitli gök cisimlerini ve onların uzay boşluğundaki hareketlerini bir seyirci topluluğuna izletebilmek için özel olarak tasarlanmış bir sinema salonu olarak tarif edilebilir. Ancak bu salonun yansı (projeksiyon) aracı klasik bir sinema makinesinden çok daha karmaşıktır. Tamamen astronomi amaçlı olarak tasarlanmış opto-mekanik bir cihazdır ve genellikle salonun tam ortasına konuşlandırılmıştır. Salonun perdesi ise yarım küre biçimli bir kubbe-ekrandır. Kurgulanmış bir senaryo çerçevesinde yansı aracının ürettiği astronomik görüntüler, karanlık salonun kubbesinin iç yüzeyine yansıtılarak, koltuklarında oturan izleyicilere uzay boşluğunda gezinti yaptıkları hissi verilmektedir. Planetaryumlar temel bilimler (fen) eğitimi bağlamında vazgeçilmez bir yeri olan astronomiye görsellik kazandırmak ve popülarize etmek adına ideal ortamlardır. Çünkü tasarlanmış farklı senaryoları tamamen bilimsel temellere dayalıdır ve izlenen gökcisimlerinin gerçek doğasını yansıtacak şekilde kurgulanmıştır. Günümüz modern planetaryum projektörleri, sınırları zorlayan çokluortam (multimedia) yeteneklerine ve yüksek hesap gücüne sahip bilgisayarlarla kontrol edilmektedir. Gök cisimlerinin yansılarda izlenen görüntüleri, hareketleri ve zaman bağlı olarak gösterdikleri değişimleri, bu bilgisayarlara sayısal olarak yüklenmiş koordinat, büyüklük, biçim, renk gibi geometrik ve fiziksel parametreleri vasıtası ile hesaplanmaktadır. Bilgisayar teknolojisindeki gelişmelere paralel olarak planeteryum projektörlerinin görüntüleme kaliteleri, kapasiteleri ve senaryo çeşitliliği de hızla artmaktadır. Seçilmiş bir tarih ve gözlem yeri için gökyüzünün gerçek zamanlı görüntüsünün yanısıra, seyirciler, zamanda uzak geçmişe veya uzak geleceğe istenen hızda ve doğrultuda sanal uzay yolculuğuna çıkarılabilmektedir. Planetaryumlar her yaş grubundan öğrencilerin eğitim-öğretim programında yer alan konularla örtüşen çoklu senaryolara sahiptir. Bu özellikleri sayesinde görsellik kazandırılmış eğitim-öğretimin ayrılmaz bir parçasıdırlar. Bu bağlamda izleyici kitlesinin büyük bir kısmı doğal olarak öğrencilerdir. Ayrıca yaygın halk eğitiminde de etkin rol oynamaktadırlar. Farklı sosyal statüden ve kesimden her insanın astronomiye mutlaka bir ilgisi bulunmaktadır. Bu anlamda, astronominin bilimsel temellere dayalı olarak popülarize edilmesinde en etkin yol planetaryum gösterileridir. Planetaryumlar izleyicilerini Güneş’imizin merkezindeki nükleer enerji üretim bölgesinden alıp gözlemleyebildiğimiz evrenin sınırlarındaki egzotik gökcisimlere bir çırpıda götürerek inanılmaz görsel şölenler yaşatabilmektedir. Bu yolculuk boyunca izleyici, hayatın kökeni ile ilgili aklında oluşmuş sorulara cevap bulabilirken, bir kara deliğin çevresinde oluşturduğu sıra dışı uzay-zaman kavramını pratik olarak algılayabilmektedir. Mars yüzeyinde güneşin doğuşunu izledikten sonra, Dünya atmosferindeki kutup ışınımlarının oluşum mekanizmasında Yer’in manyetik alanın rolünü öğrenebilmektedir. Planetaryum senaryolarının bazıları amacına uygun olarak değişik kültürel aktivitelerle de zenginleştirilmektedir. Lazer showları, konserler ve tiyatro performanslarıyla zenginleştirilmiş gösteriler, belki de astronomiyle hiç ilgisi bulunmayan kişilerin bile planetaryumları ziyaret etmesine ve yaşadığımız evren konusunda ufuklarının açılmasına yardımcı olmaktadır. Güneş sisteminin üyelerinin egzotik görüntüleri eşliğinde, Gustav Holst’un “The Planets” eserini icra eden bir senfoni orkestrasını planetaryumda izlemek, bir klasik müzik tutkunun yaşayabileceği en ilginç deneyimlerden biri olacağı açıktır. Sonuç olarak planetaryumlar yaşadığımız dünyanın ve onun evrendeki yerinin anlaşılmasına katkıda bulunurlar. Bize hoşca vakit geçirtirken bilgilendirirler. Bilim, kültür ve sanat deneyimlerimize önemli katkılarda bulunurlar. |
Gökbilim Karanlık içindeki aydınlıklar: GÖKCİSİMLERİ Günümüzde, yıldızlı bir gökyüzü ancak şehir ışıklarından uzakta bir yerde, karanlık ve bulutsuz bir gecede görülebilse de bu binlerce ışık her çağda insanları etkilemiştir. Gökolayları otuz bin yıl önceki insanın bile ilgisini çekmiştir. O çağlarda yaşayan insanlar kemikler üzerine yaptığı oymalarda Ay'ın evrelerini çizmiştir. Yazı: Prof. Dr. Serdar Evren (Ege Üniversitesİ Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü) İllüstrasyon: Emre Erdur http://www.atlasmobidik.com/gokbilim/00238/imperiaflex_0_1_0.jpg Gökyüzündeki çevrimsel olayların anlaşılmaya başlanmasıyla tarımda ilerleme oluyor, daha gelişmiş takvimler hazırlanıyordu. Gün uzunluklarının değiştiği, Güneş'in gökyüzünde aynı yolu izlemediği fark ediliyor ve Güneş'in hareketleriyle mevsimler arasında bir ilişki olduğu anlaşılmaya başlıyordu. Güneş'in doğuş ve batış konumları gözlenerek bir yılın uzunluğu bulunmaya çalışılmıştı. Bu tür pratikler için en eski arkelojik kayıtlardan biri, meşhur İngiliz anıtı Stonehenge'e aittir. Birçok arkeologa göre Stonehenge, her yılın başlangıç kutlamaları için yapılmış bir seremoni merkezidir. http://www.atlasmobidik.com/gokbilim/00238/imperiaflex_0_2_0.jpg Dünyanın en büyük teleskobuna sahip, Keck Gözlemevi (Mauna Kea, Hawaii). Modern teleskoplar Gökbilim araştırmaları insanın dünya görüşünü değiştirdi. İnsanı, evrenin merkezi kabul eden kuram, yerini modern, çok büyük bir evren modeline bıraktı. Modern gökbilim tüm evreni ve onun farklı madde-enerji oluşumlarını araştırır. Gökbilimcilerin laboratuvarları gökyüzüdür. Gökyüzündeki cisimleri yeryüzünden teleskoplarla veya atmosfer dışından uydular ve uzay teleskopları kullanarak araştırır. http://www.atlasmobidik.com/gokbilim/00238/imperiaflex_0_3_0.jpg Güneş'teki patlama Güneş sisteminde Güneş'in hükmü sürer. Enerjisini merkezindeki nükleer tepkimelerden üretir. Güneş bize en yakın yıldız olmasına rağmen aramızdaki uzaklık yaklaşık 150 milyon km'dir. Bu uzaklıktan yola çıkan ışık bize 8 dakika sonra ulaşır. Halbuki, Güneş'ten sonraki bize en yakın yıldıza (Proxima Centauri) ışık hızıyla gidilirse ancak 4.3 yılda varılabilir. Yanan bir gaz küre olan Güneş, hidrojen ile doludur ve yarıçapı 700.000 km'dir. 4.5 milyar yıldır gezegenlerarası ortama ışık yollamakta ve bir bu kadar yıl daha aynı enerjiyi salmaya devam edecektir. Normal yaşantısından sıkılan ısı ve ışık kaynağımız, bazen üzerinden yüksek enerjili dev alevler püskürtür. http://www.atlasmobidik.com/gokbilim/00238/imperiaflex_0_4_0.jpg En parlak ve en yakın açık yıldız kümelerinden biri,Ülker (Pleiades) açık yıldız kümesi. Yıldız kümeleri Yıldızlar uzaya düzgün olarak dağılmamışlardır. Birbirlerine yakın yerlerde doğmuş olanlar "yıldız kümeleri"ni oluştururlar. Bazı durumlarda milyarlarca yıl beraber kalırlar. İçinde yüzlerce yıldız bulunduranlar "açık yıldız kümesi", binlerce yıldız bulunduranlar "küresel yıldız kümesi" olarak adlandırılır. http://www.atlasmobidik.com/gokbilim/00238/imperiaflex_0_5_0.jpg Atbaşı bulutsusu. Yıldızlararası uzay boş değildir. Atomlar, moleküller, en basit parçacıklar ve tozdan oluşan büyük bulutlar vardır. Yeni madde, patlayan ve genişleyen yıldızlar tarafından yıldızlararası uzaya atılır. Yeni yıldızlar yıldızlararası bulutların büzülmesinden oluşur. Bebek yıldızların oluşum yerleri veya ölü yıldızların geriye bıraktıkları kalıntılar en genel anlamda "bulutsu" olarak adlandırılır. Her biri değişik şekil ve renklere sahiptir. http://www.atlasmobidik.com/gokbilim/00238/imperiaflex_0_6_0.jpg Yıldızlar arasındaki alışveriş Güneş gibi binlerce yıldız çıplak gözle gözlenebilirken küçük bir teleskopla milyonlarca yıldız gözlenebilir. Yıldızlar onların gözlenen özelliklerine göre sınıflandırılır. Çoğunluğu güneş benzeri yıldızlardır. Bununla beraber, bazı yıldızlar çok büyüktür. Bunlara, "devler" veya "süperdevler" adını verirken, çok küçük olanlara da "beyaz cüceler" ismini takarız. Aslında, "beyaz cüceler", "nötron yıldızları" ve "karadelikler" gibi gökcisimleri, ölmüş yıldızların geriye bıraktıkları kalıntılardır. Güneş, evrimini tamamlayıp öldükten sonra geriye bir beyaz cüce bırakacaktır. Yıldızların farklı türleri evrimlerinin farklı evrelerini temsil eder. Çoğu yıldız çift veya çoklu sistemlerin üyeleridir. Güneş, ender görülen tek yıldızlardan biridir. Birçok yıldızın parlaklığı da sabit kalmaz ve zaman içinde dönemli veya dönemsiz olarak değişir. Bunlara da "değişen yıldız" denir. http://www.atlasmobidik.com/gokbilim/00238/imperiaflex_0_7_0.jpg West kuyruklu yıldızı Güneş sistemimiz içinde, dokuz gezegenden başka kuyruklu yıldızlar, Mars ve Jüpiter arasında dolaşan binlerce asteroid, Neptün ve Pluto arasında son on yıldır varlığı bilinen yüzlerce küçük gezegen ve sayısız göktaşı vardır. Davetsiz konuklar olarak kabul ettiğimiz kuyruklu yıldızlar güneş sisteminin oluşumundan geriye kalan ilkel güneş bulutsusunun artık maddelerini taşıyan kirli buz toplarıdır. Güneş'e doğru yaklaştıkça eriyerek, içlerindeki maddeyi gezegenlerarası ortama bırakırlar. Bu parçalar ve başıboş dolaşan göktaşları zaman zaman yer atmosferine yanarak girerler ve toz olurlar. Kısa süreli, yanarak kayan ve ışık saçan bu cisimler, halk arasında "yıldız kaydı" olarak yorumlanır. Bazı çok büyükleri ise yüzeye kadar ulaşıp tehlikeli olabilir ve çarpmanın şiddetine bağlı olarak krater adıyla anılan büyük çukurlar açarlar. Bu tür kraterlere yer benzeri katı gezegenlerin (Merkür, Venüs, Mars) ve Ay'ın üzerinde çok rastlanır. Dev gaz gezegenlere (Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün) çarpanlar ise onların atmosferi içinde yok olurlar. http://www.atlasmobidik.com/gokbilim/00238/imperiaflex_0_8_0.jpg Satürn Dev gaz gezegeni: Satürn Güneş sistemindeki gezegenlerin incelenmesi 1980'li yıllarda hızlanmıştır. Gezegenlerin yüzeyleri ve onların uyduları, uzay araçları tarafından incelenmiştir. Bazı uzay araçları Venüs ve Mars'ın yüzeyine yumuşak iniş yapmışlar, bazıları ise diğer gezegenlerin çok yakınından geçmiştir. Şu anda bile birçok uzay aracı görevlerini yerine getirmek için uçuşlarına devam etmekte, sürekli bilgi ve görüntü yollamaktadır. Örneğin, Cassini uzay aracı önümüzdeki yıllarda halkalı gezegenimiz Satürn'e ve onun uydusu Titan'a ulaşacaktır. Görevi ise Titan'ın atmosferini incelemektir. Çünkü, Titan şu anda ilkel Yer atmosferine sahip tek uydudur. Yaklaşık iki milyar yıl sonra belki de insanların yaşayabileceği bir atmosfere sahip olacaktır. http://www.atlasmobidik.com/gokbilim/00238/imperiaflex_0_9_0.jpg Samanyolu gökadasına benzer yapıdaki komşu gökadamız, Andromeda Gökadası. Andromeda Gökadası Gökyüzünde gördüğümüz tüm yıldızlar içinde yaşadığımız büyük yıldız topluluğu "Samanyolu" gökadasına aittir. Yaklaşık 200 milyar yıldız içerir ve sarmal yapıdadır. Işık, bizim gökadamızı bir ucundan diğer ucuna yüz bin yılda geçer. Komşu gökadalar "Andromeda", "Büyük ve Küçük Magellan Bulutları"dır. Andromeda'dan çıkan ışık bize iki milyon yılda gelir. Samanyolu, sayısız diğer gökadalardan yalnız birisidir. Gökadalar gökada kümelerini, bunlar da süper kümeleri oluşturabilir. |
Tarihte Gökbilime Yön Verenlerden bazıları İlkçağlardaki gökbilim çalışmalarını kullanan Yunanlıların buluşları kayıtlara geçen ilk buluşlardır. Ne Yunanlı bilginler ne de onların sistematik gözlemleri Akdeniz bölgesinden dışarı çıkamadı. Soyut fizik kavramlarını düşünme fikri ilk defa evrenin doğasını ve kökenini izleyen evrenbilimciler tarafından oluşturuldu. Yazı: Prof. Dr. Serdar Evren (E.Ü. Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü) İllüstrasyon: Emre Erdur http://www.atlasmobidik.com/gokbilim/00247/imperiaflex_0_1_0.jpg Örneğin, bazı Mısırlı evrenbilimciler farklı tanrılara farklı roller yükledi. Böyle düşünceler gökbilime ilk adımların atılmasını sağladı. Yunanlılar MÖ 600 yıllarında gözlem yaparak ve mantık kullanarak evreni tanımaya başladılar. Yaptıkları çalışmalarda metafiziksel ilişkilerden daha çok fiziksel elemanları kullanmaya özen gösterdiler. Açısal ölçümleri içeren geometrik prensipleri kullanarak kozmik uzaklıkları ölçtüler. Bilinen ilk Yunanlı düşünürlerden biri Thales'tir. Thales Güneş tutulmasının olacağını önceden tahmin etmiştir. Thales'in okulu birçok düşünür yetiştirmiştir. Örneğin, Anaximander astronomik ve coğrafik bir takvim yapmış; Güneş'in, Ay'ın ve gezegenlerin bizden uzaklıklarını bulmuştur. Pythagoras: Küresel ve Hareketli Yer (MÖ 500) http://www.atlasmobidik.com/gokbilim/00247/imperiaflex_0_2_0.jpg Pythagoras, deney yaparak çalışan ilk bilimcilerden biridir. Yer'in küresel yapıda olduğu fikrini vermiştir. Bu sonucu Ay'ın evrelerinden giderek bulmuştur. Ay'ın ışıklı ve ışıksız kısımlarını ayıran terminatör (sınır çizgi) eğriliğinin Ay'ın evreleri ilerledikçe değiştiğini gözlemiştir. Bu yüzden Ay, düz değil küreseldir. Buna göre, Yer ve diğer gökcisimleri de küresel olmalıdır. Pythagoras, güney İtalya’da bir okul kurarak birçok gökbilimci yetiştirdi. Kendisi Yer'i, evrenin merkezine koydu. Fakat, daha sonra öğrencileri, Yer'in Ay, Güneş, beş gezegen ve yıldızlarla birlikte uzaktaki bir merkezi "ateş" etrafında hareket ettiğini söylediler. Aristotle: Tekrar Merkezde Yer (MÖ 350) http://www.atlasmobidik.com/gokbilim/00247/imperiaflex_0_5_0.jpg En etkili Yunan bilimci-filozof Aristotle'dur. Aristotle, Yer merkezli evrenin küresel ve sonlu olduğuna inandı. Aristotle, modern bilimsel buluşlar yapmakla ünlüdür. Önemli fikirleri arasında şunlar sayılabilir: Ay'ın küresel olduğunu düşündü. Güneş'in, Yer'e Ay'dan daha uzak olduğunu buldu. Yer'in küresel olduğunu düşündü. Çünkü, Ay'ın terminatörünün eğriliği onun disk şeklinde olmasını dışlıyordu ve Yer, belki bu yüzden Ay gibiydi. Bir gözlemci kuzeye doğru gittikçe, güney yarımküre yıldızları kaybolurken kuzey gökyüzünden yeni yıldızlar görür. Bu durum düz bir Yer üzerinde olmaz. Fakat, Aristotle Yer'in durağan olduğu sonucunu çıkardı. Yer hareket etseydi, değişik yıldızların göreli şekillerinde değişiklik görürdük. Eğer çok uzaktaki bir ağaç ile orta uzaklıktaki bir ağacı birleştiren bir doğru üzerinde yürürken bir tarafınıza bir adım atsanız, yakındaki ağaç uzaktakinin diğer tarafına kaymış olarak görülür. Hareketten dolayı bu kaymaya paralaks denir. Eğer Yer, uzaktaki bir merkez etrafında dolansaydı, yakın ve uzaktaki yıldızlar arasında dönemli bir paralaktik kayma görürdük. Fakat, yıldızların ve takımyıldızların zaman içinde böyle bir kayma gösterdiklerine dair bir delil yoktur. Sonuçta Aristotle'ya göre Yer hareket etmemelidir. Aristotle'nun nedeni sağlamdı; ancak, yıldızlar bu paralaktik kaymayı çıplak gözle oluşturacak kadar yakında değil çok uzaktaydılar. Yıldız paralaksları yıllarca araştırıldı ve ancak 1838 yılında bulundu. |
Atmosfer Atmosfer Atmosferin tabakaları Atmosfer, yerkürenin etrafını saran gaz örtüsüdür. Dünya'nın etrafında bir gaz örtüsünün bulunmasının temel nedeni de yerçekimi kuvvetidir. Atmosfer, yerkürenin katı bölümünü saran, çoğunlukla gaz ve buharlardan oluşan bir kılıftır. Toplam kütlesinin yaklaşık 5,1 x 1015 ton olduğu sanılmaktadır; bu da Dünya’nın toplam kütlesinin milyonda birinden daha azdır. Yapısı Atmosfer, kendini ısı farklılıklarıyla gösteren çeşitli bölümlere ayrılır. Aşağıdan yukarıya doğru sırasıyla atmosferin bölümleri: troposfer, stratosfer, mezosfer, iyonosfer ve en dış kabuğu da eksosferdir. Bunların en altta, yeryüzüne en yakın olanına troposfer denir. Troposferin bir sonraki katman olan stratosfere kadar yüksekliği kutuplarda 7-8 km’yi, Ekvator’da ise 16-17 km’yi bulur. En önemli özelliği yüksek ölçüde su buharı içermesi ve içinde havanın yatay olduğu kadar düşey hareketler de yapmasıdır. Yükseğe çıkıldıkça ısı da düşer; bu düşüş stratosfere kadar sürer. Bu katmandaki ısı Ekvator’da –80°C dereceyken kutuplarda –55°C derece dolayındadır. Atmosfer tüm hava dolaşımı, bulutlar ve fırtınalar, kısacası meteorolojik olayların hepsi troposferde, yani en çok 8-13 km’ler arasında olur. Troposferden sonra stratosfer gelir. O da ortalama 11-50 km’ler arasında yer alır. Sıcaklık troposfer ile stratosfer arasındaki bölgede –55°C ile –80°C derece arasında değişirken, stratosferin üst bölümlerinde +50°C dereceye kadar çıkar. Bunun nedeni morötesi ışınların bu bölgede emilmesidir. Ozon katmanının oluşması da zaten bu sürecin bir sonucudur. Yeryüzünde yaşam için gerekli olan ozon, stratosferin bu üst katmanlarında üretilir. Stratosferde gözlenen ısı değişmelerinin ise mevsimlere bağlı olduğu belirlenmiştir. Stratosferden sonraki bölüme mezosfer adı verilir, o da 80 km yükseğe kadar çıkar. Mezosferde ısı yeniden –80 ile –130 dereceye kadar düşer. 80 km’den 1.000 km’ye kadar olan bölüme iyonosfer adı verilir. Burada ısı gene belirgin bir biçimde artar. Gündüz ya da gece olmasına göre 600 km yükseklikte 1.000°C ile 2.500°C derece sıcaklıklar vardır. Adından da anlaşıldığı gibi, atmosferdeki gazlar bu katmanda düzenli bir iyonlaşma süreci içindedir; iyonlaşma daha yüksek bölgelerde daha da yoğunlaşır. Ekzosfer ise atmosferin son katmanını oluşturur. Burada artık belirgin bir sınır olmadan boşluğa geçiş vardır. Bileşimi Atmosfer, renksiz, kokusuz, tatsız, çok hızlı hareket edebilen, akışkan, elastik, sıkıştırılabilir, sonsuz genleşmeye sahip, ısı geçirgenliği zayıf ve titreşimleri belli bir hızda ileten bir yapıya sahiptir. Tam olarak yüksekliği saptanamamıştır. "Homojen atmosfer" olarak isimlendirilen ve yoğunluğun hemen hemen aynı olduğu alt bölümün yüksekliği beş mil civarındadır. Bu seviyeden sonra yoğunluk yükseklikle azalır ve seyrek gaz kütleleri şekline dönüşerek uzay boşluğuna kadar uzanır ki bu bölge de "heterojen atmosfer" olarak isimlendirilir. Belirgin olan bir şey; atmosferin üst seviyesinin 20 mil civarında son bulduğudur. Bu seviyeden sonra da hava bulunduğunu söylemek doğrudur fakat bu bölümün meteoroloji ile bir ilişkisi yoktur. Şöyle ki 50 mil yukarıda güneş ışınlarını yansıtabilecek kadar hava, 200 mil yukarıda meteorların atmosfere girişinde sürtünme nedeniyle ışık verebilmesi ve hatta 375 mil yukarıda aurora'ların gözlenmesi buralarda da az da olsa atmosferin olduğu yönünde ipuçları vermektedir. Atmosferin yeryüzüne yakın katmanlarının yüzde 75,5’i azot, yüzde 23,1’i de oksijenden oluşur. Su buharı da, mevsimlere ve bulunulan yere göre değişiklikler göstermesine karşılık, atmosferin önemli bir parçasıdır. Atmosferde ayrıca argon, karbondioksit, neon, helyum, metan, kripton, hidrojen, ozon ve ksenon bulunur; bunlara toz ve duman gibi maddeler de katılır. 100 km yükseğe kadar azot-oksijen oranında önemli bir değişiklik olmaz, yalnızca 20-30 km arasındaki yüksekliklerde bir ozon yoğunlaşması gözlenir. Bu ozon katmanının önemli bir işlevi vardır, çünkü güneşten gelen morötesi ışınların büyük bir bölümü bu katman tarafından süzülür. Ama buradaki ozon hem miktar, hem de yüzde olarak çok fazla değildir. 100 km’nin üzerinde hızlı bir ısı düşmesi gözlenir. Buradaki gazlar artık çok ince katmanlar biçimindedir. Daha çok da hafif gazlar bulunur. Bu gazlar morötesi ışınların etkisiyle ayrışır ve böylece burada oksijen serbest atomlar halinde bulunur. Işılayrışma dene bu olay 200 km yükseklikte daha da yüksek bir düzeye çıkar. 600-1,500 km arasında atmosferdeki oksijenin yerini, güneşteki lekelerin durumuna göre değişen bir biçimde, helyum alır, bunun üstünde de bir hidrojen katmanı bulunur. Onun için burada yerküreyi çepeçevre saran bir hidrojen tacından söz edilebilir. Subuharı, yer ve zamana göre değişen biçimde, atmosferin alt katmanlarına karışmış olarak bulunur ve yaklaşık 10-15 km yükseklikten sonra azalmaya başlar. Yeryüzünün iklim ve meteoroloji koşulları üstünde bu su buharının önemli bir rolü vardır, çünkü bulutlara asılı olan su buharı yağış olarak yeryüzüne düşer. Atmosfer kendini oluşturan gazların yanında az da olsa su buharı ile sıvı ve katı parçacıkları da içerir. Su buharı sayılmazsa, yeryüzüne yakın katmanlarda atmosferi oluşturan gaz ve oranları şöyledir (yüzde olarak):
Basıncın birimi: Normal atmosferde, 0°C'de, 760 mm.lik bir cıva kolonunun yarattığı basınca eşittir. |
Hipparchus: Yıldız Haritaları ve Presesyon (MÖ 130) http://www.atlasmobidik.com/gokbilim/00247/imperiaflex_0_7_0.jpg Hipparchus, Rodos adasındaki kendi gözlemevinden gökcisimlerininkonumlarını gözledi ve 850 yıldızlık bir katalog hazırladı. Teleskopsuz yaptığı gözlemlerle en mükemmel sonuçları elde etti. Herhangi bir tarih için Güneş ve Ay'ın konumlarını doğru olarak önceden belirledi. Hipparchus, eskinin en büyük gökbilimcisi olarak bilinir. En büyük buluşu "presesyon"dur. Kendinden önce yapılan yıldız konumlarıyla kendi ölçümlerini karşılaştırarak, ardalan yıldızlarına göre kuzey gök uçlağının (kutbunun), ilkbahar ve sonbahar ılım noktalarının konumlarındaki kaymaları ortaya çıkardı. Modern gökbilimde presesyonun nedeni olarak: Güneş ve Ay'dan kaynaklanan kuvvetlerden dolayı Yer'in yalpalayarak dönmesi gösterilir. Şu anda dünyanın dönme ekseni doğrultusuna denk gelen Kutup Yıldızı (Polaris, a UMi, küçükayı takımyıldızının en parlak yıldızı) 26 000 yıllık bir dönem boyunca, farklı yıldızlara karşılık gelecektir. |
Messier Gökcisimleri Kataloğu M91 Sarmal Gökada (NGC 4548) Tür SBb Coma Berenices Takımyıldızında Virgo Kümesi'nin çubuklu sarmal gökadasıdır. Çubuğu çok ilgi çekicidir. Bu çubuklu yapının küçük teleskoplarla bile görülebildiği söylenmektedir.Uzaklaşma hızı 400km/s'dir. Kümenin uzaklaşma hızının 1100 km/s olduğu bilindiğine göre 700 km/s'lik bir hızla bize doğru yaklaşmaktadır. (NGC 6341) Sınıf IV Hercules Takımyıldızında 26.000 Işıkyılı uzaklıktadır. Komşusu M13'den daha az parlaktır. M92'nin tahmini yaşı için 16 milyar yıl vermektedir. Gerçek çapı 85 ışıkyılıdır. Yaklaşık 330.000 güneş kütlesine sahiptir. Yaklaşma hızı 112 km/s'dir. Küme içinde 16 değişen yıldız bulunmuştur. http://www.minidev.com/images/igokyuzu/03_03_01/3.jpg M93 Açık Küme (NGC 2447) Tür 'g' Puppis Takımyıldızında Oldukça küçük ancak parlak bir açık kümedir. 22 yaydakikası çaplı alan içine saçılmış 80 üyesi vardır.3600 ışıkyılı uzaklıkta olup en parlak yıldızı B9 tayf türünden mavi dev yıldızdır. Yaşı kabaca 100 milyon yıl tahmin edilmektedir. http://www.minidev.com/images/igokyuzu/03_03_01/4.jpg M94 Sarmal Gökada (NGC 4736) Tür 'Sb' Canes Venaciti Takımyıldızında Parlak iç bölgesi yüzünden 'Sab' olarak sınıflanmıştır. Bu parlak dairesel disk aktif yıldız oluşum bölgesi ile çevrelenmiştir.Bu gökada yıldız oluşumlarının iki öbeğini de içerebilir. Uzaklığı iyi saptanamamıştır. http://www.minidev.com/images/igokyuzu/03_03_01/5.jpg M95 Sarmal Gökada (NGC 3351) Tür 'SBb' Leo Takımyıldızında Hubble Uzay Teleskobu tarafından Hubble sabitini belirlemekte kullanılan gökadalardan biridir. Gökada içindeki Cepheid değişenleri bu teleskopla gözlenerek gökadanın uzaklığı araştırılmaktadır. Sonuçlara göre uzaklık 35.5 + 3.1 milyon ışıkyılı kadardır. |
Güneş'in Son Sırları Güneş'in Son Sırları Tarık ÇELİK Güneş nurani bir ağaçtır, gezegenler onun hareketli meyveleri... Ağaçların aksine Güneş silkinir, ta o meyveler düşmesin. Eğer silkinmezse düşüp dağılacaklar. Evet Güneş bir meyvedardır; silkinir; ta düşmesin müncezib seyyar olan yemişleri. Eğer sükutiyle sükunet eylese, cezbe kaçar ağlar fezada muntazam meczupları. İnsanlık tarihi boyunca Güneş, gökyüzünün en çok dikkati çeken yıldızlarından biri olmuş, üzerinde pek çok araştırma yapılmıştır. Güneşin kendi kütlesi Dünya kütlesinin 332270 katıdır. Çapı 1,4 milyon km’ dir. Dünya-Güneş uzaklığı ise bilindiği gibi 149 milyon km’ dir. Güneşin dış gaz tabakaları çok fazla bir sahaya yayıldığından bu gök cisminin nerede sınırlandığını bilmek zordur, belki de dünyamız bile güneşin en dış ve en ince gaz tabakaları içinde yer almaktadır. Bugün artık güneş lekelerinin manyetik tesir neticesinde oluştuğu ortaya konmuştur. http://www.sizinti.com.tr/images/konular/85/15.jpg Güneş tacının sıcaklığı hakkındaki bilgiler peyklerden elde edilen fotoğraflarla sağlanabilmektedir. Bu fotoğrafta mavi kısım en sıcak, sarı renk ise daha soğuk kısmı belirtir. Zaman zaman tekerrür eden patlamalar da taca ayrı bir mana kazanrırır. Güneşin sathında halkalar şeklinde manyetik sahaların teşekkül etmesi süper sıcaklıktaki elektrik yüklü gaz parçacıklarının içten dışa akışının engellenmesiyle güneş lekeleri ortaya çıkar. Bu sebeple lekeler 6000 derece sıcaklık yerine 3000 °C dir. Şimdiye kadar ölçülen en büyük güneş lekesinin çapı 300.000 km.yi bulmuştur. Yani yerküresinin tam 47 katı bir büyüklük, 1960’da keşfedilen bir başka husus da güneşin bir çan gibi genleşip salınmasıdır. Vak’a, her beş dakikada bir tekrarlanmakta, güneşin sathı bu esnada 300 m/sn bir hızla bize doğru ilerleyip sonra geri dönmektedir. Bu duruma Asrın Beyin Yapıcısı şu teşbihle dikkati çekmektedir: Güneş nurani bir ağaçtır, gezegenler onun hareketli meyveleri.. Ağaçların aksine Güneş silkinir, ta o meyveler düşmesin. Eğer silkinmezse düşüp dağılacaklar. Son tesbitlere göre Güneş’in periyodik hareketleri (beş dakika salınımı) on milyon farklı akustik dalganın armonik ahengiyle doğmaktadır. Güneş müziği de denilen bu dalgalar, insan kulağı tarafından duyulmaz. Çünkü feza boşluğu ses nakline imkân tanımaz. Ayrıca bu sesler insan kulağının alabileceği frekansta değildir. 1976’da Rus astronomlarının bildirdiklerine göre güneş aynen bir kalp gibi 160 dk. lık bir sürede genişlemekte ve tekrar büzülmektedir. Güneşin bu esnadaki genleşmesi tam 3 km.’ yi bulmaktadır. http://www.sizinti.com.tr/images/konular/85/16.jpg Güneşin birçok davranış hususiyetleri Manyetogram dediğimiz kampüter çizimleriyle incelenmektedir. Resimde görülen manyetik çizgileri gözümüzün görmesine imkân olmadığı halde milyonlarca kilometrelik manyetik çizgiler ve güneş üzerindeki dağılışları, bu çizgileri Çizen Nakkaşı göstermez mi? Toplam genişleme güneşin çapının 10 000’de 2’sidir. Ölçmelerde bir hata olup olmadığını anlamak için, bir Fransız araştırma ekibi, eksi 30 °C’ de Güney kutbunda, 120 saat süren bir araştırma yapmış, neticede güneşin gerçekten bir kalp gibi attığı kesinlik kazanmıştır. Güneşteki helyum çekirdeklerinin hidrojen atomları tarafından meydana gelişi ve kütle kaybı üzerinde de durulmuştur. Bilindiği gibi, güneşte hidrojen atomları helyuma çevrilmektedir. Dört yapıtaşı olan bir helyum çekirdeği bir protonlu dört hidrojen çekirdeğinden daha hafiftir. Bu kütle farkı ise enerjiye dönüşmektedir. Bugünkü tesbitlere göre çekirdeklerin erimesinde ortaya çıkan sert ışın parçacıklarının güneş sathına ulaşmaları, bir milyon sene sürmektedir. Satha eriştiklerinde ise hidrojen atomlarının ışıldamasına sebep olur, hayatımızın vazgeçilmez bir unsuru olan güneş ışığını oluştururlar. Ancak bir milyon sene gibi uzun bir sürede meydana gelen bu ışık acaba insanoğluna neler hatırlatmakta... Burada Rahmeti Sonsuz’un işaretlerini görmemek Güneşten bizlere ulaşan ışıkları bilmemek gibi abestir. Oysa körler bile güneş ışıklarının sıcaklığını yüzlerinde hissederler. 1951’de Pasifikte tecrübe edilen hidrojen bombasından sonra, güneşin bazı özellikleri hesaplanabilmiştir. Mesela Güneş 3,8 trilyon megawat gücünde bir hidrojen sobasıdır. Fezanın her yerinde olduğu gibi Güneş 220 milyar barlık bir basınçla gravitasyon tarafından sıkıştırılmaktadır, bu da sıcaklığın 16 milyon dereceye çıkmasına sebep olmaktadır. Füzyon halinde meydana gelen enerji, dışa doğru basınç yapar. Aynı şekilde dıştan da içe doğru gravitasyon tesiriyle bir basınç olduğundan sistem dengelenmiş olur. Fezada güneş enerjisi 150 milyon km. kadar yayılabilir. Dünyamızın güneşe olan hassas ve ölçülü uzaklığı sayesinde hayatiyet devam etmektedir. Güneş her saniye bir milyon ton madde kaybına uğramaktadır. Güneş, ışıkları gibi, insanlığın ufkunu aydınlatacak daha pek çok müjdeyi bağrında saklamaktadır. |
GÖKCİSİMLERİNİN ADLARI Eski çağlardan bu yana insanlar, gökyüzüne bakmış, onun güzelliği ve ulaşılmazlığına ilgi duymuşlar. Eski Yunanlılar ilk yıldız atlaslarını oluşturmuş, gökcisimlerine çeşitli adlar vermişler. O zamanlardan günümüze değin pek çok yıldız atlası oluşturulmuş. Bugün biz de modern bir yıldız kataloğuna ya da gökyüzü haritasına baktığımızda, değişik adlandırmalarla karşılaşırız. Bunlar biraz karmaşık görünseler de temelleri aslında daha önce kurulan adlandırma sistemlerine dayanır. Bir yıldız kataloğuna ya da gökyüzü haritasına baktığımızda, pek çok adlandırmayla karşılaşırız. Takımyıldızlara verilen adlar, genellikle Eski Yunanlılar’ın verdikleri adlardır. Eski Yunanlılar, gökyüzünü belli bölümlere ayırmış, ilk yıldız kataloglarını oluşturmuşlar; her takımyıldıza ayrı bir ad vermişler. Bu ilk yıldız atlasları 48 takımyıldızdan oluşmaktaydı. Bugünkü gökyüzü atlaslarıysa çeşitli biçimlerde ve büyüklükte 88 takımyıldız içeriyor. Bu takımyıldızların adları, birtakım canlı varlıklardan, günlük hayatta kullanılan araç ve gereçten ya da mitolojiden gelmektedir. Bugün, modern gökbilimde kullanılan takımyıldız adları çoğunlukla Latince’dir. Yıldızların parlak olanlarına verilen adlar genellikle Arapça’dan gelmedir. 1982 yılında hazırlanmış olan Yale Parlak Yıldız Kataloğu’nda 835 yıldızın adı yer almış. Tüm bu adları ezberlemek olanaksız olmakla birlikte, çıplak gözle görebildiğimiz yıldızların sayısı 4000’i aşmaktadır. Günümüzde ise çok gelişmiş teleskoplar sayesinde, gözlenebilen gökcisimlerinin sayısı milyonlarla ifade ediliyor. Günümüze değin hazırlanan çeşitli yıldız kataloglarında farklı adlandırmalara gidilmiştir. 1600’lerin başlarında, Johann Bayer adlı bir gökbilimci, hazırladığı Uranometria adlı yıldız atlasında, yıldızları tanımlamak için Yunan alfabesindeki harfleri yıldızın bulunduğu takımyıldızın başına getirdi. Örneğin, Cygnus (Kuğu) Takımyıldızı’nın en parlak yıldızını Alfa Cygni, ikinci parlak yıldızını Beta Cygni olarak adlandırdı. Yunan alfabesindeki 24 harfin bazı takımyıldızlardaki tüm parlak yıldızları adlandırmakta yetersiz kaldığı durumlarda, birbirine yakın konumda yer alan yıldızları adlandırırken, aynı harf, yanına bir sayı eklenerek kullanılıyordu. 1 Orionis, 2 Orionis gibi... 1712 yılında, İngiliz gökbilimci John Falmsteed, takımyıldızlardaki yıldızları batıdan doğuya doğru, sağ açıklık yönünde numaralandırdı. Bu yöntem, harita üzerinde bir yıldızı bulurken büyük kolaylık sağladı. Falmsteed kataloğundan bir örnek verecek olursak, 80 Virginis (Virgo=Başak), 79 Virginis’in hemen doğusunda, 81 Virginis’in hemen batısında yer alır. Falmsteed bu biçimde 2682 yıldızı numaralandırdı. Günümüzdeki modern yıldız haritalarında, parlak yıldızların hem Bayer harfleri, hem de Falmsteed numaraları verilir. 19. yüzyılda, gittikçe daha büyük teleskopların yapılmaya başlanması ve gözlenebilen gökcisimlerinin sayısının yüz binleri bulması sonucu, artık bu yıldız katalogları ihtiyacı karşılamıyordu. 1859 yılında, Bonn Üniversitesinde bir gökbilimci olan F.W.A. Argelander, gökyüzünü dik açıklık yönünde her biri bir derece genişliğinde olan ve boylu boyunca sağ açıklık yönünde uzanan ince bantlara böldü. Her bandın içinde kalan yıldızları, içinde bulundukları takımyıldızların ne olduğuna bakmadan, sağ açıklıklarına göre numaralandırdı. Örneğin, gökyüzünün en parlak yıldızlarında Vega, bu katalogda BD +38°3238 olarak adlandırılmıştır. (BD, Bonner Durchmusterung sözcüklerinin baş harflerinde oluşur ve “Bonn Araştırma” anlamına gelmektedir.) Buna göre Vega, +38 ve +39 dik açıklıklar arasında, 0h sağ açıklıktan sonra, 3238. yıldızdır. BD kataloğunun aslı 324 188 yıldız içerir ve gökkürenin yarısından biraz fazlasını (-2° dik açıklığa kadar) kapsar. Daha sonra, bu katalog genişletilerek, tüm gökküreyi kapsayan ve toplam 1 071 800 yıldız içeren bir katalog oluşturulmuştur. Bugün en çok kullanılan yıldız kataloğu ise Annie J. Cannon’un 1911 - 1915 tarihleri arasında hazırladığ ı Henry Draper (HD) yıldız kataloğudur. Yıldızların sağ açıklıklarına göre sıralandığı bu katalog, 225 000 yıldız içeriyor ve her birinin tayf türü veriliyor. Bugüne kadar hazırlanmış en kapsamlı katalog ise, Hubble Uzay Teleskopu için oluşturulan Hubble Space Telescope Guide Star Catalog’dur (HST GSC). Bu katalog 19 milyona yakın gökcismini içeriyor. Bunların yaklaşık 15 milyonunu yıldızlar, geriye kalanın çoğunluğunu da gökadalar oluşturuyor. Bu katalogda GSC 1234 1132 olarak adlandırılan bir gökcismi, gökyüzündeki 9537 küçük bölgenin 1234’üncüsünde yer alan 1132’inci gökcismidir. Değişen yıldızların adlandırması ise tümüyle kendine özgü bir sistemle oluşturulmuş. Bu sistem, Argelander tarafından kurulmuş. Argelander’in sistemine göre, bir takımyıldızda keşfedilen ilk değişen yıldız, içinde bulunduğu takımyıldızın başına R harfi getirilerek adlandırılmış. İkinci keşfedilene S, üçüncüye T getirilir ve bu Z’ye kadar devam eder. Z’den sonra RR, RS, ...., RZ, SR, SS, .... SZ, ...., ZZ, AA, AB, ...., AZ, BB, ...., BZ, ...., QZ’ye kadar gider. Bazı takımyıldızlarda bu 334 tanımlama yetersiz kalmaktadır. Bu durumda, QZ’den sonra adlandırma basitçe V335, V336, .... olarak devam eder. Biraz karmaşık da olsa, değişen yıldızları adlandırmakta kullanılan yöntem bu. Yıldızların adlandırmalarına ve yıldız kataloglarına kısaca değindikten sonra, gelelim yıldız kümeleri, bulutsular ve gökadaların adlandırmalarına. Bu gökcisimleri için hazırlanmış birçok katalog olmasına karşın, özellikle amatör gökbilimciler tarafından en çok kullanılanları Messier Kataloğu ve NGC’dir (New General Catalogue). Charles Messier, 1700’lü yıllarda yaşamış bir Fransız gökbilimcidir. Bir kuyrukluyıldız avcısı olan Messier, öteki gökcisimlerini, yani yıldız kümeleri, gökadaları ve bulutsuları, kuyrukluyıldızlarla karıştırmamak için bir katalog hazırladı. Messier Kataloğu olarak bilinen bu katalog, 110 gökcisminden oluşuyor. Bu katalog, çoğunluğu kuzey yarıkürede yer alan bulutsu, yıldız kümesi ve gökada gibi çeşitli, en parlak gökcisimleri yer alıyor. Aslında, Charles Messier’in amacı, bu yıldız kümeleri, bulutsular ve gökadaları gözlemek değil, kuyrukluyıldızlarla karıştırmamak amacıyla onların yerlerini belirlemekti. Çünkü, bu gökcisimleri, özellikle de küçük teleskoplarla bakıldığında kuyrukluyıldıza benzetilebilir. Messier, 15 kuyrukluyıldız keşfine imza attı; ancak, bunların çoğu bugün anımsanmıyor. Messier Kataloğu, yaklaşık iki yüzyıl önce hazırlanmış olmasına karşın, içerdiği gökcisimleri, amatör (bazen de profesyonel) gökbilimcilerin en çok gözledikleri gökcisimleridir. Messier kataloğundaki gökcisimlerinin sırası, sağ açıklık sırasına bağlı değildir. Messier onları, keşif sırasına göre numaralandırmıştır ve numaranın önüne bir “M” harfi koymuştur. Örneğin, Andromeda Gökadası Messier Kataloğu’nda M31 olarak adlandırılmıştır. En ünlü Messier cisimleri arasında, Ülker Açık Yıldız Kümesi M45, Herkül’deki küresel Küme M13, Orion Bulutsusu M42 vardır. Uygun gözlem koşullarında, Messier Kataloğundaki gökcisimlerinin çoğu, 7x50’lik bir dürbünle gözlenebilmektedir. 70-80 mm çaplı bir teleskoplaysa, bu gökcisimlerinin hepsi görülebilir. Sadece yıldız kümeleri, bulutsular ve gökadalar için hazırlanmış kataloglar arasında, Messier kataloğundan çok daha kapsamlı olanı, Danimarkalı gökbilimci John Dreyer tarafından hazırlanan NGC’dir. Adında “New” yani “Yeni” sözcüğü bulunmasına karşın, bu katalog 110 yıl önce hazırlanmıştır. NGC’deki gökcisimleri, sağ açıklıklarına göre sıralanmışlardır. Başlangıçta 7840 gökcismi içeren katalog, daha sonra yine Dreyer tarafından yeniden düzenlenerek Index Catalogues (IC) adını aldı. IC ile 13 226 gökcismi kataloglandı. NGC kataloğu, günümüzde de yeni düzenlemeleriyle kullanılmaktadır. Özellikle de amatör gökbilimciler, Messier Kataloğu çok az gökcismi içerdiğinden, bu katalogdan sonra, NGC’yi kullanırlar. 7x50’lik bir dürbünle, NGC’de yer alan gökcisimlerinin parlak olanlarını görmek mümkün. 200 mm çaplı bir teleskopla bu katalogda yer alan gökcisimlerinin tümü görülebilir. |
Yeni Keşfedilen Gezegenler Sistemi Yeni Keşfedilen Gezegenler Sistemi Tarık ÇELİK Uzun araştırmalar neticesinde iki astronom, bize 50 ışık yılı uzaklıktaki bir yıldızın yeni bir güneş sistemi olabileceğini belirtmektedir. Yapılan rasatlara göre güneş sistemimizin tek olmadığı tesbit edilmiştir. Milyarlarca yıldızın başdöndürücü bir âhenkle yüzdüğü kâinatımızda, sadece güneşimizin bir gezegen sistemine sahip olmasını düşünmek zaten mantığa terstir. Keşif, geçen yaz Kaliforniya'daki Arizona Üniversitesi'nde "Beta Pictoris" yıldızı araştırılırken yapıldı. Bu yıldız güneşimizin kütlesinin iki katına sahip olup 10 misli daha parlaktır. İki sene önce IRAS sun'i peykiyle alınan fotoğraflarda "Beta Picto-ris"in gezegen sistemini andıran bir madde kütlesiyle sarılı olduğu görülmüştür. Daha sonra Şili'de berrak bir gecede alınan görüntüler kompütürde değerlendirilmiş, neticede yıldızı saran bir kuşak olduğu anlaşılmıştır. Astronom Terril'e göre bu dilim halindeki şekil gezegen sisteminin varlığıdır. Güneş sistemimizin meydana gelmesiyle ilgili tartışmalar burada da geçerlidir. Bilindiği gibi, bununla alâkalı birçok teori ortaya atılmış fakat kesin birşey söylenememiştir. "Beta ***toris"in etrafındaki kuşak, kendisi tarafından önceden püskürtülmüş de olabilir. Kuşak üzerinde lekeler görülebilmektedir. Bu da gezegenlerin dışa doğru, güneş sistemimizdeki gibi yerleştiklerini doğrular. Şu anda yapıları çalışmalar kuşağın yaşı üzerinde yoğunlaştırılmıştır. Eğer bu kuşak 100 milyon yıldan genç ise, sistem henüz teşekkül safhasındadır. Şayet 100 milyon yıldan daha eskiyse, bu defa görülenler gezegen olmalıdır. Beta Pictoris etrafındaki parçacıklar yıldızın kendi parlaklığından 100 milyon defa daha az parlaktır. Bilinmeyenlerin önünki perdeler tek tek çekildikçe bunu.Yaratıcı'nın bizlere bir lûtfu olarak kabul ediyor, bu keşfin arkasında ne gibi vakalarla karşılaşacağımızı heyecanla bekliyoruz. Ayrıca yeni keşfedilen bu gezegen sisteminin, güneş sistemimizin meydana gelmesi hakkındaki düşüncelere yeni bir bakış açısı kazandırması da muhtemeldir. |
ASTRONOMİ SÖZLÜĞÜ Astronomi : Gökcisimlerinin özelliklerini ve birbirleriyle ilişkilerini inceleyen bilim dalı. Airy Disk Parlaklık Faktörü : Yıldızlar dünyadan çok uzakta oldukları için teleskopla bakıldığında disk şeklinde değil, nokta şeklinde görünürler. Ancak yıldızın görüntüsünü çok fazla büyütürsek teleskoptan kaynaklanan disk şeklinde bir görüntü belirir. Yani yıldız teleskobun görüş alanının merkezinde olduğunda, yıldızın bu büyütülmüş görüntüsünde iki şey göze çarpmaktadır : Birincisi Airy Disk adıyla bilinen parlak bir merkezi alan, ikincisi ise Kırınım halkaları adıyla bilinen bir halka veya sönük halkalar serisidir. Açık küme : Sarmal gökadaların disklerinde yer alan, yüzlerce genç ve büyük kütleli yıldızladan oluşan gevşek yıldız topluluğu. Açıklık : Bütün teleskopların asıl fonksiyonu ışık toplamaktır. Teleskobun açıklığı demek, merceğin yada aynanın çapı demektir. Açıklık genellikle " (inç) ile tanımlanır. 1" = 2.54cm dir. Açıklık ne kadar büyükse teleskop o kadar fazla ışık toplar. Daha çok ışık toplanması ise daha parlak ve daha iyi bir görüntü oluşmasını sağlar. Andromeda : Zincirli prenses takımyıldızının latince adı. Aynı isim takımyıldız içindeki gökadamıza en yakın gökadayada ismini vermiştir. Astroid: Güneş sistemi'nde, çoğunlukla Mars ve Jüpiter arasındaki astroid kuşağında bulunan, ama bazıları (örneğin Apollo astroidleri) Dünya'nın yörüngesiyle kesişen yörüngelerde ilerleyen, çapları üçyüz kilometre kadar olabilen kaya parçaları. Aurora : Kuzey ışıkları olarakta bilinir. Dünya'nın manyetik alan çizgilerinin açık olduğu kutup bölgelerinden içeri giren Güneş kaynaklı yüklü parçacıkların, atmosferimizdeki gazları ışıtması sonucu oluşan renkli görüntüler. Beyaz cüce : Yüzey sıcaklığı yaklaşık 100.000 C olan, birkaç bin kilometre çapındaki küçük yıldız. Güneş benzeri yıldızların evriminin son basamağıdır. Bulutsu (nebula) : Gökyüzünde bulanık bir ışık lekesi olarak gözlenen, gökadamızdaki bir gaz bulutu ya da başka bir gökada olabilecek gökcismi. Cüce yıldız : yarıçapı Güneş'inkinden küçük olan yıldız. Sıcaklığı rengini belirler (soğuk yıldızlar kırmızı, sıcak yıldızlar mavidir) Çıkış Açıklığı : Açıklık (mm) / Göz merceğinin gücü olarak tanımlanabilir. Gözmerceğinden çıkan dairesel olan ışık demeti için kullanılmaktadır. Çift yıldız sistemi : Birbiri çevresinde dönen iki yıldızdan oluşan sistem. Çözümleme : Bir teleskobun daha fazla ayrıntıyı gösterebilme yeteneğine denir. Çözümleme ne kadar yüksekse, teleskop o kadar ince ayrıntı verir. Çözümleme Gücü : Birbirine çok yakın olan çift yıldızları ayrı ayrı görebilmemizi gerçekleştiren teleskop yeteneğine denir. Dev yıldız : Yarıçapı Güneş'inkinden çok daha büyük olan yıldız. Galaksi kümeleri : Yüzlerce ya da binlerce gökadanın bir arada olduğu topluluklar. Galaksi (Gökada) : Kütlesi Güneş'in kütlesinin yüz milyon katından bir milyar katına kadar olabilen dev yıldız sistemleri, örneğin Samanyolu. Gökadalar şekillerine göre elips biçimli gökadalar, sarmal ve düzensiz gökadalar olmak üç grupta toplanırlar. Gezegen : Güneş etrafındaki yörüngeleri sabit elipsler olan ve belli büyüklüklerdeki gökcisimleri. Gökküre üzerinde sabit nokta şeklinde görülen yıldızlardan farklı olarak hareketli oldukları için bu adı almışlardır. Gezegenimsi bulutsu : Kırmızı bir dev yıldızın dış katmanlarını uzaya püskürtmesi sonucu oluşan, merkezdeki sıcak ve sıkı yıldız tarafından aydınlatılan gaz kabuk. Görüş Alanı : Teleskop ile görülebilecek gökyüzü parçasına gerçek görüş alanı denir. Bu açısal alan yay derecesi cinsinden ölçülür. Formülü : Teleskobun gücü / Gözmerceğinin görüş alanı (derece) dir. Güç (Büyütme) : Teleskobun gücü, teleskobun kendisi ve kullanılan göz merceği (oküler) arasındaki ilişki olarak tanımlanabilir. Teleskop alınırken açıklık ve teleskobun gücüne çok dikkat edilmelidir. Büyütme = Teleskobun odak uzaklığı / gözmerceğinin odak uzaklığı formülü ile hesaplanır. Normal şartlar altında en yüksek büyütme teleskobun açıklığının 60 katına eşittir. Mesela 3.5" lik bir teleskobun max. büyütmesi 210X dir. Genelde amatör astronomlar gözlemlerinin çoğunu açıklığın 20-25 katı bir büyütme ile yaparlar. Işık Toplama Gücü : İnsan gözü ile teleskobun kuramsal olarak ışık toplama yeteneğinin karşılaştırılmasıdır. Kara delik : Çökerek, ışığın bile kurtulamayacağı kadar yoğunlaşmış maddenin bulunduğu bölge. Karanlık madde : Varlığı, yaydığı ışınım yoluyla değil de dinamik yöntemlerle saptanabilen madde. Kontrast : Elde edilen görüntünün daha net ve daha parlak olmasıdır. Kontrastın iyi olabilmesi için hava ve görüş koşullarının iyi olması gereklidir. Kozmik ışınlar : Güneş'te, nötron yıldızlarında, süpernova patlamaları sırasında ya da kara deliklerde üretilen ve Dünya'ya ışık hızına yakın hızlarla ulaşan elektrik yüklü atom parçacıkları. Kozmoloji : Evreni bir bütün olarak inceleyen bilim dalı. Kuazar ( Quasar, yıldızımsı cisim ) : Gökada çekirdeklerindeki, optik ve morötesi ışınım yayan sıkı ışınım kaynakları. Optik fotoğraflarda yıldız gibi görünürler. Yıldızımsı cisim güçlü bir radyo kaynağı ise kuazar olarak adlandırılır. Kuyrukluyıldız : Güneş etrafında çoğunlukla parabolik yörüngelerde dolanan ve ufak partiküller ihtiva eden buz yapı. Güneşe yaklaştıkça eriyen gökcisminden arta kalan maddenin kuyruk oluşturması ve Güneş ışığını yansıtması nedeniyle bu adı almıştır. Küresel kümeler : Gökadaların halelerinde bulunan, bir milyon ya da daha fazla sayıda yıldız barındıran, yoğun yıldız toplulukları. Messier M1-M103 : 18. yüzyılda yaşamış Fransız gökbilici Charles Messier tarafından derlenen bulutumsu gökcisimleri katalogu. Nebula (bulutsu) : bkz. bulutsu Nötron yıldızı : Madde'nin, nötronları birbirine değecek kadar sıkışık olduğu, yalnızca 10-20 kilometre çapındaki küçük, ölü yıldız. Odak Oranı (Fotoğrafik Hız) : Odak Oranı = Odak Uzaklığı (mm) / Açıklık (mm) ile hesaplanır. Odak oranı size teleskobunuzla fotoğraf çekebilme hızını verir. Odak Uzaklığı : Odak uzaklığı = Açıklık (mm) * Odak Oranı olarak tanımlanabilir. Ya da mercekten veya birinci aynadan itibaren teleskobun odak noktasına kadar olan uzaklığıdır. Odak uzaklığı uzun olan teleskopların gücü daha fazla olup, elde edilen görüntüde daha büyüktür. Oküler (göz merceği) : Teleskopta oluşturulan görüntüler, farklı oranlarda gözmercekleri tarafından büyütülürler. Optik Dizayn Sapınçları : Görüntünün oluşumu sırasında ortaya çıkan hatalara denir. Renk sapıncı, Küresel sapınç, Koma, Astigmat, Alan eğriliği ve Alan bozulması bazı teleskop sapınçlarıdır. Parlaklık Sınırı : Parlaklık birimi kadir (m) dir. 7.5 + 5 * logA (cm biriminde teleskobun açıklığının logaritması) formülü ile görsel parlaklık sınırı hesaplanır. Pulsar : Hızla dönen, güçlü manyetik alana sahip nötron yıldızı yapısında olan ve atmalar halinde radyo dalgaları yayan kaynak. Radyoteleskop : Gökcisimlerini araştırmak için kullanılan uzun dalgaboyuna duyarlı alet. Salma çizgisi : Bir kaynağın tayfındaki, belirli bir elementin atomlarının belirli bir dalga boyundaki ışık salmasından kaynaklanan parlak çizgi. Samanyolu : Süt yolu olarakta bilinir. İçinde bulunduğumuz gökada. Gözlemsel astronomide gökyüzünde şerit halinde görülen bulutsu yapı. (aslında görülen gökadamızın bir koludur) Soğurma çizgisi : Aynı tayftaki karanlık çizgi. Süperdev: Işıma gücü çok yüksek olan dev yıldız. Süpernova : Yıldız evriminin bir basamağında; yıldızın içerdiği maddeyi uzaya fırlatmasıyla sonuçlanan büyük patlamalar. Quasar : bkz. Kuasar Takımyıldız : Bakış doğrultumuza göre bir toplulukmuş gibi görünen, gökyüzünde belirgin şekiller oluşturan yıldızlar topluluğu. Tayf : Bir kaynaktan gelen ışığın, örneğin bir prizma yardımyla çeşitli dalga boylarına ayrılması. Yağmur damlaları prizma etkisi yaparak güneşin tayfını gökkuşağı şeklinde gösterirler. Tutulum : Dünya çevresinde dönerken, Güneş'in bir yıl içinde gökyüzünde izler gibi göründüğü büyük çember. Tutulum düzlemi, Dünya'nın yörünge düzlemidir. Uydu : Bir gökcisminin çekim alanı nedeniyle belli bir yörüngeye oturmuş cisim. Yapay uydular Dünya etrafında dolanır. Ayda Dünya'nın uydusudur. Yakın Odak : Görsel veya fotoğrafik çalışılabilecek en yakın yer cisminin odaklanabileceği en yakın uzaklıktır. Yıldız : Çekirdeklerindeki nükleer tepkimeler sonunda enerji yayan büyük kütleli gökcisimleri. Zodyak ışığı : Güneş ışığının Güneş sistemine dağılmış toz parçacıkları tarafından saçılması sonucunda burçlar kuşağını boyunca ortaya çıkan ışık kuşağı. |
Gökbilim Gökbilim ya da Astronomi; yörüngesel cisimleri ve Dünya atmosferinin dışında gerçekleşen, yıldızlar, gezegenler, kuyrukluyıldızlar, kutup ışıkları, gökadalar ve kozmik fon radyasyonu gibi gözlemlenebilir tüm olay ve olguları inceleyen bilim dalıdır. Evrende bulunan her çeşit maddenin dağılımını, hareketini, kimyasal bileşimini, evrimini, fiziksel özelliklerini ve birbirleriyle etkileşimlerini inceler. Kullanılan inceleme yöntemi, amaç ve konuya göre birbiryle iç içe olan, genel gökbilim, astrofizik ve uzay bilimleri gibi birçok dala ayrılır. Evrenin doğuşu ve büyümesi, evrimi, gökcisimlerinin fiziksel ve kimyasal özellikleri konumlarının hesaplanması ile ilişkilidir. Astronomi gözlemleri salt astronomi ile ilişkili değildir, aynı zamanda genel görelilik kuramı gibi fizikte çok önemli bir yeri olan teorilerin ispatı için de bilgi sağlarlar. Gözlemsel astronomiye bir tamamlayıcı etken olarak teorik astrofizik de astronomik oluşumları açıklamaya çalışır. Tarihte Astronomi, en eski bilimsel metodolojilerden birine sahiptir. Antik Yunan'da oluşan astronomi metodolojisi, ileri gözlem yöntemlerinin ve araçlarının geliştirilmesinin erken dönemlerde gerçekleşmesini sağlamıştır. Günümüzde Tarihte amatörler, pek çok önemli astronomik keşfin altına imzalarını atmışlardır. Astronomi, günümüzde hala amatörlerin önemli roller oynayabileceği pek az bilimden biridir (özellikle geçici durumların gözlemlenmesinde). Modern astronomi, astroloji ile karıştırılmamalıdır. Astroloji, insanların yaşamlarının ve karakterlerini gökcisimlerinin konumlarından etkilendiğini iddia eden bir inanç sistemidir. Her ne kadar her iki alan da aynı kökenden gelse de, ikisi birbirinden tamamen farklıdır. Astrologların aksine astronomlar bilimsel yöntemi kullanırlar. |
ASTRONOMİ ya da gökbilim, gezegenleri, yıldızlan ve evrendeki bütün gökcisimlerini inceleyen bir bilimdir. Güneş, Ay, gezegenler, yıldızlar, bulutsular ve gökadalar gibi bütün gökcisimlerinin yapısını ve evrimini araştıran astronomlar, evrenin nasıl oluştuğu sorusuna da yanıt ararlar. Astronomlara göre, bu araştırmalarla varılacak bütün gerçekler günün birinde tıpkı bir boz-yap bulmacasının parçaları gibi birbirini tamamlayacak ve içinde yaşadığımız evrenin eksiksiz bir görüntüsü elde edilebilecektir. 1969'da Ay'a ayak basan iki ABD'li astronotla insanoğlu ilk kez Dünya dışındaki bir gökcismine ulaşıp araştırma ve gözlem yapmayı başarmıştı. 1970'lerde de sürdürülen bu Ay yolculuklarında önemli bilimsel deneyler yapıldı ve Dünya'ya Ay taşlarından örnekler getirildi. 1980'lerin sonlarında ise Merkür'den Neptün'e kadar uzanan gezegenler insansız araştırma uydularıyla incelendi. Güneş Sistemi konusunda edinilen bugünkü bilgilerin çok büyük bir bölümünü bu uzay araçlarına borçluyuz. Ama Güneş Sistemi'nin ötesindeki gökcisimlerini inceleyecek astronomların güvenebilecekleri tek aygıt, eskiden olduğu gibi gene teleskoptur. İnsan gözü ışığa duyarlıdır, ama ışıkla aynı yapıda olan öbür elektromagnetik dalgalann ya da ışımaların pek çoğunu algılayamaz. Uzayda değişik frekans ve dalga boylarında yayılan radyo dalgaları, mikrodalgalar, kızılötesi, morötesi, gamma ve X ışınları gibi bütün elektromagnetik dalgalar geniş bir tayf oluşturacak biçimde dağılmıştır. İnsan gözünün algılayabildiği görünür ışık ise bu elektromagnetik tayfın yalnızca küçük bir parçasıdır. Güneş'in yaydığı en güçlü ışıma da tayfın bu görülebilen bölümünde yer alır. Oysa uzayın derinliklerindeki öbür gökcisimlerinden çoğunun yaydığı güçlü ışımalar tayfın öbür bölümünde kaldığı için insan gözü bu ışınları algılayamaz. Görünür ışığın incelenmesine dayanan optik astronomiyle yetinmeyip, görülemeyen ışınların da incelenmesini amaçlayan radyo astronominin doğuşu insan gözünün ve optik gözlem araçlarının bu yetersizliğinden kaynaklandı. Astronominin bu yeni dalıyla, elektromagnetik tayfın bütün bileşenleri uzayın incelenmesinde yararlanılan birer bilgi kaynağı oldu. Ne var ki, görünür ışık ve radyo dalgaları dışındaki ışınımların çoğu Dünya atmosferinden geçerken soğurulur. Bunun başlıca nedeni atmosferdeki su buhan-dır. Bu yüzden, bugün astronomi gözlemlerinde kullanılan güçlü kızılötesi teleskoplar, bu ışınların Dünya'ya ulaşmasını önleyen su buharının en az olduğu çöllere ya da çok yüksek dağların tepelerine yerleştirilir. 1980'lerde Dünya'nın çevresinde ve atmosferin çok üstündeki bir yörüngeye oturtulan, kızılötesi teleskoplarla donatılmış bir gözlem uydusu (İngilizce kısaltmasıyla IRAS) çok önemli gözlemler yaptı. Morötesi, gamma ve X ışınlarına duyarlı teleskopların da mutlaka atmosfer dışındaki yörüngelerde dolanan uydulara yerleştirilmesi gerekir. Çünkü bu ışınımlar atmosferde tümüyle soğurulduğu için Dünya'ya ulaşamaz. gökcisimlerinin, örneğin Güneş'in ya da gökadaların (galaksilerin) incelenmesinde uzmanlaşır. Amaca uygun optik ya da radyo teleskoplarla gözlem yapan bu astronomların yanı sıra hiç gözlem yapmayan astrofizikçiler (gökfizikçileri) ya da kuramsal astronomlar da vardır. Bunların uzmanlığı da, gözlemci astronomların saptadığı olguları fizik yasalarına uygun olarak açıklamaktır. Günümüzde profesyonel astronomların kullandığı özel teleskoplar ve öbür gözlem araçlarıyla donatılmış gözlemevleri (rasathaneler) kurmak, ancak devletin karşılayabileceği kadar pahalı bir yatırımdır. Bu yüzden birçok ülkede bu araştırmalar ulusal gözlemevlerinde yürütülür. Ayrıca astronominin bir eğitim dalı olarak okutulduğu bazı üniversitelerde de özel gözlemevleri vardır. Ama böylesine güçlü ve pahalı teleskoplar olmadan da gökyüzünü incelemenin tadına varılabilir. Nitekim küçük teleskoplarla gözlem yaparak uzayın büyüsüne kapılan milyonlarca amatör gözlemci vardır. Bunlardan bazıları Ay'ı ya da Güneş'i yakından izlerken, bazıları da yeni bir kuyrukluyıldız ya da süpernova keşfedebilmek için gökyüzünü tarar. Birçoğu da yalnızca gökyüzünün güzel ve büyüleyici görünümünü izlemekle yetinir. Astronomi ve Astroloji Takvimin ve saatin bilinmediği çağlarda insanlar ancak Güneş'in ve bazı yıldızların konumlarına bakarak zamanı belirleyebiliyor-lardı. "Gökyüzünü okuyarak" toprağa ne zaman tohum atılacağını, ekinlerin ne zaman hasat edileceğini söyleyebilen kişiler bu ilk toplumlarda büyük saygı gördüler. Bu ilk astronomların çoğu din adamıydı ve sonunda, ilkel toplumların tanrı gibi taptıkları Güneş'e, Ay'a, yıldızlara ve gezegenlere ilişkin birçok efsane doğdu. O çağlarda gökyüzünü dikkatle izleyen bu gözlemciler, yıldızların ve gezegenlerin Dün-ya'nın çevresinde hemen hemen değişmez bir yol izleyerek dolandığını fark ettiler; daha doğrusu öyle olduğunu sandılar. Böylece gökcisimlerinin gözlemlenmiş hareketlerine dayanarak sonraki hareketlerini de önceden kes-tirebilmeyi öğrendiler. Mevsimlerin birbirini izlemesi, Mısır'daki Nil Irmağı'nm her yıl aynı dönemde kabarması gibi bazı olayları yıldızlara bakarak önceden haber verebildikleri için, gelecekteki bütün olayları da yıldızların hareketinden anlayabileceklerini sandılar. Örneğin bir çocuk doğduğu anda Güneş'in, Ay'ın ve gezegenlerin gökyüzündeki konumuna bakarak o çocuğun bütün yaşamı önceden bilinebilirdi. Oysa insanın yazgısı ile gökcisimleri arasındaki ilişkiyi doğrulayabilecek hiçbir bilimsel kanıt yoktur. Güneş'in ve Ay'ın konumundan ileri gelen gelgit olayı dışında, gökcisimleri ile Dünya'da yaşanan günlük olaylar arasında bir bağlantı kurulamaz. Gökcisimlerini gözlemleyerek geleceği haber vermeyi amaçlayan astroloji bugün bir "sahte bilim" sayılır. Binlerce yıl astronomi ve dinle iç içe gelişen astroloji geleneği, astronomiye öncülük ederek artık görevini tamamlamıştır (bak. astroloji). Yıldızların gözlemlenen özelliklerinden biri, ilk astronomların da fark ettikleri gibi gökyüzünde bir araya kümelenerek "takımyıldız" denen topluluklar oluşturmalarıdır. Gerçekte bizim aynı takımyıldız içinde bulunduğunu sandığımız bu yıldızların birbiriyle hiçbir bağlantısı yoktur. Bu yalnızca, "görüş doğrultusu etkisi" denen ışık ve gözlem koşullarına bağlı bir yanılsamadır. Bu etkiyle her takımyıldız gökyüzünde değişmez bir kalıp içinde görünür. Çağımızdan yaklaşık 5.000 yıl önce Babilli astronom-müneccimler, bu kalıpların biçimine bakarak takımyıldızlara insan, hayvan ve eşya adları vermişlerdi. Bugün kullandığımız Büyükayı, Andromeda, Kuğu, Kanatlıat, Koç, Boğa, Terazi gibi takımyıldız adlarının çoğu da Eski Yunanlı astronomların buluşudur. Gökyüzünde kuzey ve güney yarıkürelere dağılmış 88 tane takımyıldız vardır ve astronomlar genellikle bunları Latince adlarıyla anarlar. İlk astronomlar yalnızca gökyüzünde neler olup bittiğini izliyor, bu gözlemlerinden olabildiğince yararlanmaya çalışıyor, ama bu olayların nedenlerini bilemiyorlardı. Sözgelimi bazı takımyıldızların yılın belli bir döneminde görüş alanından çıktığını, sonra yeniden ve aynı yerde göründüğünü fark etmişlerdi. Babilliler, Eski Mısırlılar, Mayalar ve İnkalar yıldızları gözlemek için tapınaklar yaptılar. Bu tapınaklardan bazıları öyle ko-numlanmıştı ki, yılın belirli bir döneminde gökyüzünde kaybolan belli bir yıldız, zamanı gelince tapmağın duvarındaki özel bir deliğin tam karşısında yeniden belirirdi. Hep aynı noktada doğup batan bu yıldız deliğin karşısında görülünce ekin zamanının geldiği anlaşılırdı. Eski Astronomi Eskiçağların en büyük astronomları, İÖ 7. yüzyıldan sonra Babil ve Mısır astronomisinin bütün mirasına konan Eski Yunanlılar arasından yetişti. Bu bilginler "durağan" yıldızların (birbirlerine göre konumları değişmeyen yıldızların) doğuş ve batışlarını saptadıkları gibi, gökyüzünde "gezen", yani durağan yıldızlara göre sürekli yer değiştiren beş tane de parlak gökcismi gözlemlediler. Eskiden Yunanca' dan türetilmiş planet sözcüğüyle anılan bu gezegenler aslında kendi ışığı olmayan, ama Güneş ışınlarını yansıttıkları için parlak görünen karanlık gökcisimleridir. Dünya'mız da Güneş Sistemi içinde bir gezegendir. Eski Yunanlılar Güneş Sistemi'ndeki dokuz gezegenden yalnızca beşini biliyorlardı: Merkür, Venüs, Mars (Merih), Jüpiter ve Satürn (bak. Gezegen). Eski Yunan'ın ilk büyük astronomi bilginlerinden Miletli Thales (İÖ yaklaşık 624-546) Ay ve Güneş tutulmalarının zamanını önceden saptamayı başarmış, ama tutulmaların nasıl gerçekleştiğini açıklayamamıştı (bak. Ay ve Güneş Tutulmasi). Bu bilgin Dünya'nın bir tepsi gibi düz olduğuna ve su üstünde yüzdüğüne inanıyordu. İÖ 6. yüzyılda yaşamış olan Sisamlı Pisagor, o çağdaki meslektaşlarının çoğu gibi hem astronom, hem de ünlü bir matematikçiydi. Pisagor'a göre Dünya yuvarlak, daha doğrusu küre biçimindeydi ve evrenin merkezinde hareketsizdi; Güneş, yıldızlar ve gezegenler de onun çevresinde dolanıyordu. İÖ 3. yüzyılda gene Sisam (Samos) Adası'nda yetişmiş olan Aristarkhos, Güneş'in Dünya'nın çevresinde değil, tam tersine Dünya'nın Güneş'in çevresinde döndüğünü söyleyen ilk astronomlardan biri oldu. O zamanlar hiç kimsenin inanmadığı bu savıyla gerçeği yakalayan Aristarkhos, Dünya'nın Güneş'e olan uzaklığını hesaplarken aynı başarıyı gösteremedi. Güneş'in Dünya' ya uzaklığını Ay ile Dünya arasındaki uzaklığın 20 katı olarak hesaplamıştı; oysa Güneş Dünya'mıza Ay'dan 400 kat daha uzaktadır. Eski Yunan'ın en büyük astronomlarından biri İÖ 2. yüzyılda yaşamış olan Hippar-khos'tu. Trigonometri denen matematik dalını kuran bu bilgin, geliştirdiği trigonometri yöntemleriyle pek çok yıldızın konumunu belirledi. 850 kadar yıldızı kapsayan bir katalog hazırlayarak, bu yıldızları parlaklıklarına göre altı sınıfa ayırdı. Hipparkhos'un bu sınıflandırması bugünkü astronomların kullandıkları sistemin temelini oluşturur. Parlaklığı birinci dereceden ya da "kadir"den olan yıldızlar uzun süre gökyüzünün en parlak yıldızları sayıldı. Ama çağımızda bu değerler yeniden gözden geçirildiğinde, parlaklığı sıfırın altındaki eksi kadirlerle ölçülen birçok yıldız olduğu anlaşıldı. Çıplak gözle belli belirsiz görülebilen en sönük yıldızlar ise altıncı kadirdendir. Eski Yunanlı astronomların son büyük temsilcisi olan Klaudios Ptolemaios ya da Arapça'dan dilimize geçen adıyla Batlamyus, İS 2. yüzyılda Mısır'daki İskenderiye kentinde yaşadı. Pisagor gibi o da Dünya'nın evrenin merkezinde hareketsiz durduğuna ve yıldızların Dünya'nın çevresinde dairesel yörüngeler çizerek döndüğüne inanıyordu. Bat-lamyus'a göre. Güneş'in ve gezegenlerin Dünya'nın çevresinde dolanırken çizdikleri bu yörüngeler basit birer çember olamazdı; çünkü gezegenler arada bir yörüngeleri üzerinde geriye dönüyormuş gibi görünüyordu. Batlam-yus bunu açıklamak için "ilmek" (episikl) kavramını ortaya attı. Bu karmaşık sisteme göre her gezegen, Dünya'yı merkez alan büyük bir çemberin çevresinde daha küçük çemberler çizerek dolanıyordu. Aynı zamanda küçük çemberlerin merkezleri büyük çemberin üstünde batıdan doğuya doğru kayarak ilerlediği için ilmek denen eğriler çiziyordu. Batlamyus bu evren modelini "Matematik Derlemesi" adlı kitabında açıkladı. İS 2. ve 14. yüzyıllar arasında bu bilim yalnızca Arap astronomların katkılarıyla gelişti. Batlamyus'un çalışmalarını kendi incelemeleriyle geliştiren Araplar, bu ünlü astronomun kitabını el-Mecisti adıyla Arapça'ya çevirdiler. Bu çeviri bütün dünyanın ilgisini çekti ve yapıt Almagest adıyla anılır oldu. Parlak yıldızların bugünkü adları da Arap-lar'dan kalmadır. Astronomideki Eski Yunan geleneğini ve bilgi birikimini 8. ve 15. yüzyıllar arasında İspanya'daki Mağribiler aracılığıyla Avrupa'ya taşıyan da gene Araplar oldu. Kopernik, Tycho Brahe ve Kepler Çağdaş astronomi Polonyalı bilgin Mikolaj Kopernik (1473-1543) ile başladı. Dünya'nın hem Güneş'in çevresinde dolandığını, hem de 24 saatte bir kendi ekseni çevresinde döndüğünü saptayan Kopernik bu bulgularını "Gökyüzü Kürelerinin Dönmesi Üzerine" adlı ünlü kitabında açıkladı. Kopernik yalnız Dünya'nın değil bütün gezegenlerin Güneş'in çevresinde dolandığını da belirtti. Dairesel yörüngeler üzerindeki bu dolanımı Batlamyus' un ilmek modelinden daha iyi açıklamış, ama tam doğruya varamamıştı. Kopernik'in görüşleri uzun süre benimsenmedi ve insanların yaşadığı Dünya'yı bütün evrenin merkezi olarak gösteren Batlamyus modeli 17. yüzyılda bile egemenliğini sürdürdü. Kopernik'in Güneş Sistemi'ne ilişkin kuramı bazı değişikliklerle bugün de geçerliliğini koruyor. Bu "günmerkezli" kuramda yapılan değişiklikler, Danimarkalı Tycho Brahe (1546-1601) ile bir süre onunla birlikte çalışmış olan Alman Johannes Kepler'in (1571-1630) ortak çalışmalarının ürünüdür. Danimarkalı bir soylu ve çok titiz bir gözlemci olan Tycho, gezegenlerin hareketlerini kendisinden önceki bütün astronomlardan daha doğru olarak gözlemledi. Kepler de bu gözlemlerden yola çıkarak Güneş Sistemi için yeni bir model geliştirdi. Kepler'in modeli gezegenlerin hareketine ilişkin üç yasaya dayanıyordu. Bilgin bunlardan ilk ikisini 1609'da, üçüncüsünü ise 1618'de açıkladı. Yörüngeler yasası denen 1. yasaya göre gezegenler Güneş'in çevresinde çember değil, hafifçe basık elips biçiminde yörüngeler çizerek dolanır; Güneş de bu elipsin odaklarından birinde yer alır. Alanlar yasası denen 2. yasaya göre bir gezegenin dönme hızı, yörünge üzerinde bulunduğu noktaya bağlı olarak değişir; gezegenlerin hareketi Güneş'e en yakın oldukları noktada (günberi noktası) en hızlı, en uzak oldukları noktada (günöte noktası) en yavaştır. Dolanım süreleri yasası (3. yasa) ise, iki gezegenin dolanım sürelerinin karelerinin birbirine oranı ile bu gezegenlerin Güneş'e olan ortalama uzaklıklarının küplerinin birbirine oranının eşit olduğunu belirtir. Bu yasaya göre, gezegenlerden birinin Güneş'e olan ortalama uzaklığı ve dolanım süresi ile ikinci bir gezegenin dolanım süresi bilinirse, bu gezegenin Güneş'e olan ortalama uzaklığı hesaplanabilir. Teleskopun Bulunuşu Tycho Brahe ve ondan önceki bütün astronomlar teleskopun bulunmasından önceki yıllarda yaşadılar; bu yüzden gözlemlerini çıplak gözle yapmak zorundaydılar. Teleskopu kimin bulduğu tam olarak bilinmiyor, ama bu aygıtı ilk kez astronomi gözlemlerinde kullanan ünlü İtalyan bilgin Galileo Galilei'dir (1564-1642). 1609'da kendi yaptığı teleskopla gözlemlere başlayan Galileo, Güneş lekeleri, Ay'ın dağları ve "denizler"i, Jüpiter'in dört uydusu gibi çok önemli gözlemler yaptı. Ve-nüs'ün de tıpkı Ay gibi değişik evrelerden geçtiğini, yani bazen tam, bazen yarım daire gibi göründüğünü saptadı. Bu biçim değişiklikleri gezegenin Dünya'nın değil Güneş'in çevresinde dolandığını ve ışığını ondan aldığını açıkça kanıtlıyordu. Böylece Galileo, Kopernik'in günmerkezli evren modelinin doğruluğuna kesin olarak inandı. Galileo'nun buluşlarından sonra gökyüzünü ve yıldızları görmek isteyen birçok kişi teleskop yapımına girişti. İlk yapılan teleskoplarda ışığı odaklamak için mercek kullanıldığından bunlara "mercekli teleskop" dendi. İşık bu merceklerden geçerken kırıldığı için bu tip gözlem araçlarının bir adı da kırılmalı teleskoptur. Çok geçmeden, ünlü İngiliz matematikçi Sir Isaac Nevvton merceklerin yerine çukur (içbükey) bir ayna yerleştirerek yeni bir teleskop gerçekleştirdi. Buna da "aynalı teleskop" ya da yansımalı teleskop denir. Çağdaş gözlemevlerinde kulfanılan büyük optik teleskopların çoğu aynalı teleskoptur. Çok uzak ve sönük yıldızları gözlemleyebilmek için teleskopların çok büyük olması gerekir. Dünyanın en büyük aynalı teleskopu SSCB'nin Kafkasya bölgesindeki Zelençuks-kaya'dadır ve aynasının çapı 6 metredir. (Astronomların kullandığı gözlem araçlarına ilişkin bilgileri gözlemevi ve Teleskop maddelerinde bulabilirsiniz.) Evrensel Çekim Yasası Nevvton'un aynalı teleskopu geliştirmesi astronomi açısından çok önemliydi, ama evrensel çekim yasasını bulması bundan çok daha önemlidir. Bu yasa, evrendeki bütün canlı ve cansız varlıklar (yıldızlar, gezegenler, hava taşıtları, insanlar, yağmur damlaları, atomlar) arasında karşılıklı bir çekim kuvveti olduğunu açıklıyordu. Evrensel çekim yasası gezegenlerin hareketine ilişkin Kepler yasalarına tam bir açıklık getirdiği gibi, bu yasalar ile gözlem sonuçları arasındaki bazı tutarsızlıkları da açıkladı. Fırlatılan bir cismin ya da dalından kopan bir elmanın neden havada kalmayıp yere düştüğü de gene bu yasanın açıklayabildiği bir olguydu. (Ayrıca bak. ivme; yerçekimi.) Nevvton'un çekim yasası, eskiçağlardan beri bilinen Merkür, Venüs, Mars. Jüpiter ve Satürn gezegenleri ile kendi gezegenimiz olan Dünya dışında iki yeni gezegenin daha keşfine yol açtı. Yedinci gezegen olan Uranüs'ü, Almanya'da doğup İngiltere'de yaşayan ünlü astronom ve teleskop yapımcısı Sir Wiliam Herschel 1781'de bulmuştu. Sonradan Uranüs'ün yörüngedeki hareketinde Newton yasalarına uymayan bazı düzensizlikler saptandı. Bunun tek açıklaması, Uranüs'ün ötesinde, onun hareketlerini etkileyen başka bir gezegenin bulunmasıydı. İngiliz John Couch Adams ile Fransız Urbain Le Verrier birbirlerinin çalışmalarından habersiz olarak bu konuya el attılar ve Uranüs'ü bu düzeyde etkile-yebilmesi için yeni gezegenin nerede bulunması gerektiğini ayrı ayrı hesapladılar. 1846'da Alman astronom Johann Gaile, teleskopunu Adams ve Le Verrier'nin belirttikleri noktaya çevirdi ve Neptün adı verilen sekizinci gezegeni buldu. Bir süre sonra Neptün'ün de Newton yasasına tam uygun olarak hareket etmediği anlaşıldı. Bu düzensizliğin sorumlusu da gene yeni bir gezegendi. Plüton olarak adlandırılan bu dokuzuncu gezegeni 1930'da ABD'li astronom Clyde Tombaugh buldu. Plüton bugün bilinen gezegenlerin sonuncusudur; üstelik Güneş Sistemi'mizde Plüton'un ötesinde başka gezegenlerin olabileceğine inanan astronomların sayısı da pek fazla değildir. Ama evrende başka "güneş sistemleri" de var ve bu yıldızların çevresinde dolanan gezegenlerin olmaması için hiçbir neden yok. Nitekim, Barnard Yıldızı olarak bilinen yakındaki bir yıldızın ışığındaki titreşmeler, bu yıldızın çevresinde dolanan büyük bir gezegenin etkisinden kaynaklanabilir. Newton'un evrensel çekim yasasının çok önemli başka sonuçları da oldu. Merkür gezegeninin hareketinde Nevvton yasasına uymayan hafif bir sapma belirlenmiş ve neden ileri geldiği bir türlü açıklanamamıştı. Le Ver-rier, Merkür ile Güneş arasında başka bir gezegenin bulunabileceğini öne sürdü, ama böyle bir gezegenin varlığı saptanamadı. Bu olayın açıklaması ancak 1915'te, büyük Alman bilgini Albert Einstein'ın çekim yasasıyla yapılabildi. Einstein'ın "Görelilik Kuramı"nın bir parçası olan bu yasa, Merkür'den yansıyan ışık ışınlarının Güneş'in yakınından geçerken sapmaya uğradığını ortaya koymuştu. Bu sapma nedeniyle gezegen, bulunduğu gerçek noktadan daha farklı bir yerdeymiş gibi görünüyordu. Einstein enerji ile kütlenin eşdeğerli olduğunu kanıtlayarak, bir enerji türü olan ışık ışınlarının da Güneş'in çekim kuvvetiyle doğrultu değiştireceğini açıkladı. Fotoğraf Makinesi ve Spektroskop Yıldızlar Dünya'ya gezegenlerden çok daha uzakta olduğu için bu gökcisimlerinin incelenmesi daha güçtür. Bu yüzden, teleskopun bulunmasından sonra astronomlar bütün ilgilerini o güne kadar gözlemleyemedikleri yıldızlara yönelttiler. İlk kez 19. yüzyılda astronomi araçları arasına katılan fotoğraf makinesi ile spektroskopun da yıldız astronomisinin gelişmesine çok büyük katkıları oldu. İlk astronomi fotoğrafları, ABD'li John W. Draper'in 1840'ta çektiği Ay fotoğraflarıydı. Fotoğrafı çekilen ilk yıldız ise Vega oldu; 1850'de ABD'deki Harvard Gözlemevi'nin astronomları bu parlak yıldızı görüntülemeyi başardılar. Günümüzde hemen hemen bütün astronomlar yıldızları incelerken, teleskoplara takılmış özel fotoğraf makineleriyle bir yandan da fotoğraflarını çekerler. Bu makinelerde fotoğraf filmi yerine genellikle ışığa duyarlı cam levhalar kullanılır. Gözlemle yetinmeyip fotoğraf çekmenin birçok yararı vardır. Bunlardan en önemlisi, fotoğraf makinesinin objektifi saatlerce açık tutulabildiği için, çok sönük yıldızlardan gelen ışığın fotoğraf camı üzerindeki duyarlı maddeyi etkileyebilecek kadar zaman bulabilmesidir. Böylece astronom, yıldızı teleskopuyla göremese bile görüntüsünü saptamış olur. Bugün, fotoğraf filmi ya da levhası üzerinde görüntünün oluşmasını hızlandıran özel aygıtlar kullanarak daha kısa zamanda fotoğraf çekilebilmektedir. Astronominin hizmetindeki önemli aygıtlardan biri de spektroskoptur. Cam prizmadan geçirilen bir ışık demetinin, tıpkı gökkuşağında olduğu gibi tayfındaki renklere ayrılacağı Nevvton'dan beri biliniyordu. 19. yüzyılın başlarında bulunan spektroskop da, yıldızlardan ve öbür gökcisimlerinden gelen görünür ışığı renklerine ayırma olanağı verdi. Sir Wil-liam Herschel ve Alman bilgin J. W. Ritter Güneş'in tayfını inceleyerek kızılötesi ve morötesi ışınımları buldular. Güneş'in ve yıldızların tayfını bir teleskop ve prizma aracılığıyla incelemeyi düşünebilen Alman bilgini Joseph von Fraunhofer (1787-1826) ise bu buluşuyla spektroskopinin temellerini attı. Bu bilim dalı da yıldızların, gezegenlerin ve öbür gökcisimlerinin yapısındaki kimyasal elementlerin tek tek tanımlanabilmesini sağladı. Spektroskop, yıldızların ve gökadaların hareketlerinin belirlenmesinde de astronomların en büyük yardımcılarından biridir (bak. doppler etkisi; Tayf). Güneş ve Yıldızlar Fotoğraf makineleri ve spektroskoplarla edinilen yeni bilgiler, evren konusundaki görüşleri tam anlamıyla altüst etti. Örneğin Güneş'in hiçbir ayrıcalığı olmayan sıradan bir yıldız olduğu anlaşıldı. Bugün, hemen hemen bütün yıldızlar gibi Güneş'in de neredeyse yalnızca hidrojenden oluştuğu biliniyor. Bu en hafif gazın yanı sıra yapısında az miktarda helyum ve önemsenmeyecek düzeyde sodyum, demir, krom gibi başka kimyasal elementler bulunur. Yüzeyindeki sıcaklık yaklaşık 6.000°C dir. Güneş'ten daha sıcak ya da daha soğuk yıldızlar da vardır ve bir yıldızın rengi sıcaklığının da göstergesidir. En sıcak yıldızlar beyaz, en soğuk olanlar kırmızı görünür. Sarı renkte olan bizim Güneş'imizin sıcaklığı ise bu iki sınırın ortasındadır. 1920'lerde İngiliz astronom Sir Arthur Ed-dington (1882-1944), Güneş'in ve yıldızların ışımasını sağlayan enerji kaynağının, atom çekirdeğinin parçalanmasından doğan nükleer enerji olduğunu açıkladı. O güne kadar hiç kimse milyarlarca yıldır, hiç değilse Dünya var olduğundan bu yana Güneş'in bu enerjiyi nereden sağladığını düşünmemişti. Edding-ton'un açıklamasından bir süre sonra, yıldızlardaki hidrojeni helyuma dönüştürerek olağanüstü boyutlarda enerjinin açığa çıkmasını sağlayan nükleer tepkimeler bütün ayrıntılarıyla belirlendi. Bugün astrofizikçiler, aykırı özellikleri olmayan bir yıldızın gelişmesindeki bütün aşamaları açıklayabiliyorlar. Yıldızların saptana-bilen özellikleri arasındaki farklılıklar da çoğu kez aralarındaki yaş farkını belirlemeye yardımcı oluyor. Bazı büyük yıldızların yaşamı çok şiddetli bir patlamayla son bulur; bunlara patlayan yıldız ya da süpernova denir. Boğa takımyıldızındaki Yengeç bulutsusu 1054'te patlayan eski bir süpernovanın kalıntısıdır. Bulutsular ve Gökadalar 1770'te Fransız astronom Charles Messier, gökyüzünde birer toz bulutu gibi görünen ışıklı lekelerin bir listesini yayımladı. Özellikle kuyrukluyıldızları araştıran Messier'nin amacı, görünmesini beklediği kuyrukluyıldızlar ile bu durağan, bulutu andıran lekeleri birbirine karıştırmamaktı. Sonunda, kataloğun-daki bu gökcisimlerinin sayısı 108'e ulaştı. Astronomlar Messier'nin listesinde kayıtlı olan bulutsuları bugün bile Mİ, M2, M3 gibi sıra numarasıyla belirtirler. Messier, listesine aldığı bu ışıklı lekelerin ne olduğunu tanımlayamadı ve hepsini "bulut" anlamındaki Latince bir sözcükle nebula olarak adlandırdı. Sonradan daha büyük ve güçlü teleskoplarla gözlemlenince bulutsuların birçok değişik tipi olduğu anlaşıldı. Bazıları birer yıldız kümesiydi, bazıları sarmal biçimde görünüyordu, bazıları ise gerçekten ışık saçarak parıldayan gaz bulutlarıydı. Bugün bulutsu terimi yalnızca uzaydaki gaz ve toz bulutları için kullanılır. Geceleri gökyüzünde gördüğümüz bütün yıldızlar, milyarlarca yıldızı içeren dev bir topluluğun üyeleridir. Bütün gezegenleriyle birlikte Güneş'in de yer aldığı bu yıldız topluluğuna Samanyolu Gökadası denir. Bu gökada ya da galaksi, ortası şişkince bir disk biçimindedir. Dünya'daki birer gözlemci olarak biz de bu diskin içinde bulunduğumuz için, uzağımızdaki yıldızları gökyüzünde bir uçtan öbür uca uzanan soluk ışıklı geniş bir kuşak gibi görürüz. Henüz milyarlarca yıldızlık bir gökada olduğu anlaşılmadan önce bu ışıklı kuşağa Samanyolu denmişti. Bu yüzden, içinde bulunduğumuz bu gökadaya da öbür uzak gökadalardan ayırt etmek için Samanyolu Gökadası denir. Gökadamızdaki bazı yıldızlar birbirlerine biraz daha yakın olduklarından, gökyüzünde yıldız kümesi denen topluluklar oluşmuştur. Bulutsuz gecelerde küçük bir teleskopla ya da bir dürbünle bakıldığında bile Samanyolu'n-daki yoğun yıldız kümeleri görülebilir. İki tip yıldız kümesi vardır. Açık yıldız kümelerinde seyrek olarak dağılmış yüz ile birkaç bin arasında yıldız bulunur. Örneğin Ülker kümesi bu tiptendir. Küresel yıldız kümeleri ise birbirine iyice yaklaşmış 1 milyon kadar yıldızdan oluştuğu için ışıktan bir top gibi görünür. İçeriden baktığımızda hafifçe ışıldayan bir kuşak gibi gördüğümüz bu gökadanın dıştan nasıl göründüğünü kestirmek kolay değildir. Bu konuyla ilk ilgilenenlerden biri Sir Wil-liam Herschel oldu. Bugün Samanyolu Gök-adası'nın biçimi hemen hemen saptanmıştır. Toz bulutlan çoğu kez ışığın atmosferden geçmesini engellese de, yıldızlar arası uzaydan gelen radyo dalgalarını engelleyemediği için bu başarıda en büyük pay radyo astronominindir. Böylece gökadamızın bir sarmal biçiminde olduğunu, yıldız ve gaz bulutlarının da bu sarmalın "kolları"nı oluşturduğunu biliyoruz. 1920'lerde, bulutsu olduğu sanılan bazı gökcisimlerinin gerçekte başka gökadalar olduğu anlaşıldı. Bu dış gökadalar da bizim gökadamız gibi pek çok yıldızdan oluşur, ama Samanyolu'nun çok ötesinde, uzayın derinliklerinde yer alır. Üstelik ABD'li astronom Ed-win Hubble'ın (1889-1953) açıkladığı gibi, bütün gökadalar hem Samanyolu'ndan, hem birbirlerinden giderek uzaklaşmaktadır. Böylece evren genişliyor ve gökadalar uzaklaştıkça evrendeki kaçış hızları daha da artıyor. Teleskopların saptayabildiği uzaklıkta milyonlarca gökada vardır. Bunlardan bazıları sarmal, bazıları elips biçimindedir. Garip biçimler almış olan birkaç gökada ise sanki iç patlamalar sonucunda dağılmış gibi görünür. 1960'lardan bu yana astronomlar dış uzayın derinliklerinde alışılmadık bazı gökcisimleri saptıyorlar. Bunlardan bir bölümü kuvazar-lardır. Bu garip gökcisimleri bir güneş sistemi büyüklüğündedir ve yaydıkları enerji küçük bir gökadanınkiyle eşdeğerdedir. Astronomların çoğu kuvazarların gözlenebilir evrenin sınırlarında bulunduğuna ve çok büyük bir hızla bizden uzaklaştığına inanıyor. Evrenin derinliklerindeki ilginç gökcisimlerinin başka bir tipi de nötron yıldızlarıdır. Bunlar bir sü-pernova kalıntısının merkezinde yer alan ve çaplan birkaç kilometreyi aşmayan yoğun kütleli yıldızlardır. Belirli aralıklarla ışınım yayan bazı nötron yıldızlarına pulsar ya da atarcayıldız denir. Kara delik denen oluşumlar ise bunların hepsinden daha ilginçtir. Kara delikler gözle görülemiyor; ama kütleleri o kadar yoğun, çekim kuvvetleri o kadar fazla ki, yakınlarındaki bütün maddeleri soğuran (yutan) bu nesnelerden ışık bile kaçamıyor. Evrenin Boyutu Dünya'nın Güneş'e ve yıldızlara uzaklığını ölçmek, yüzyıllar boyunca astronomları en çok uğraştıran konulardan biri oldu. Bugün kendi adıyla anılan kuyrukluyıldızın yörüngesini önceden belirleyerek büyük ün kazanan İngiliz astronom Edmond Halley, Venüs gezegenini tam Dünya ile Güneş arasından geçerken gözleyerek Güneş'in uzaklığını hesaplamak için bir yöntem tasarladı. Gezegenin bu geçişi bir yüzyıl içinde ancak iki kez gerçekleşir. Venüs'ün geçişini Dünya'nın çeşitli noktalarından gözleyen astronomlar, gezegenin Güneş'in önünden geçerken değişik yollar izlediğini görürler. Bunun nedeni ıraklık açısıdır. Başınızı iki yana döndürürseniz ıraklık açısının nasıl bir etki yaptığını kolayca anlayabilirsiniz. Böyle yaptığınızda, arka plandaki uzak nesneler sabit kalırken yakındaki nesneler sağa sola doğru kayıyormuş gibi görünür. Bu kaymanın ya da konum değişikliğinin büyüklüğüne bakarak, yakındaki nesnelerin ne kadar uzakta bulunduğu çıkarılabilir. Ama bir gözlemcinin gezegenler ve yıldızlar arasındaki ıraklık açısını görebilmesi için neredeyse bir dünya seyahati yapması gerekir. Bu yüzden astronomlar bu konum değişikliğini izleyebilmek için genellikle Dünya'nın uzaydaki hareketinden yararlanmayı seçerler. Gezegenlerin ve yakın yıldızlardan bazılarının uzaklığını bulmak için bu veri yeterlidir. Gerçekten de Dünya altı ayda 300 milyon km yol alır, yani konumu Güneş çevresinde çizdiği yörüngenin çapı kadar değişir. Bugün Güneş Sistemi içindeki gökcisimlerinin uzaklığı radarlar aracılığıyla doğru olarak ölçülebiliyor. Ama yıldızlar için hâlâ ıraklık açısı gibi dolaylı yöntemlere başvurmak gerekiyor. Dünya' mn Güneş'e uzaklığı yaklaşık 148 milyon kilometredir; bu değer 1 astronomi birimi olarak kabul edilmiştir. Güneş'ten sonra en yakınımızdaki yıldız en az dört ışık yılı uzaklıktadır. Dünya ile "yakın" komşuları arasında böylesine inanılmaz uzaklıklar söz konusu olduğu için, astronomide uzaklık ölçüsü birimi olarak ışık yılını kullanmak daha uygundur. Işık yılı, ışığın bir yılda aldığı yoldur ve yaklaşık 10 trilyon kilometreye eşittir. Gökcisimlerinin uzaklığını saptamanın başka bir yolu da, yaydıkları doğal ışığın şiddeti bilinen bazı yıldızlarla karşılaştırmaktır. Böyle bir yıldızın ışığı ne kadar zayıfsa Dünya'dan uzaklığı da o kadar fazladır. ABD'li astronom Henrietta Leavitt (1868-1921), parlaklığı zaman içinde hızla ve devirli olarak değişen bazı yıldızlardan uzaklık ölçümünde yararlanılabileceğini fark etmişti. Sefeitler ya da Kefeitler denen bu değişen yıldızlar, bazı yakın gökadaların içinde kolayca tanınabilir ve böylece gökadaların uzaklığı konusunda bir yargıya varılabilir. Dünya'ya en yakın gökadalardan biri olan Andromeda en az 2 milyon ışık yılı uzaklıktadır. Gökadaların tayfları incelendiğinde, bu gökcisimlerinin Dünya'dan giderek uzaklaştığı, uzaklaştıkça daha da hızlandığı anlaşılmıştı. Yıldızlan tek tek ayırt edilemeyen daha uzak gökadalarda belki bu bilgiden yararlanılabilir. Bu gökadaların tayflarını inceleyerek hızlarını bulmak oldukça kolaydır. Böylece, Dünya'dan ne kadar hızla uzaklaştıklarına bakarak uzaklıkları bulunabilir. Bu yöntemlerle varlığı saptanabilecek en uzak gökcisimleri büyük olasılıkla Dünya'dan 15 milyar ışık yılı uzakta olacaktır! Astronomlar, bilinen her şeyden daha büyük olan evreni incelerken bir yandan da maddenin en küçük parçası olan atomlarla ilgilenirler. Çünkü Güneş'in ve yıldızların enerji kaynağı, hidrojen atomlarının çekirdeğidir. Astronomların uzayda gözledikleri pek çok şeyi yeryüzündeki bir laboratuvar ortamında gerçekleştirmek olanaksızdır. Bu nedenle, fizik bilimleri dünyasının başka yoldan erişilemeyecek birçok sırrına ancak astronomiyle yaklaşılabilir. "Kaynak: MsXLabs.org & Temel Britannica" |
Gök Bilimi (Astronomi) Nedir? Gök Bilimi (Astronomi) Hakkında Gök Bilimi (Astronomi), kökenleri, evrimleri, fiziksel ve kimyasal özellikleri ile gök cisimlerini açıklamaya çalışmak üzere gözleyen bilim dalıdır. Gökbiliminin sınırlı ve özel bir alanı olan gök mekaniği ile karıştırılmaması gerekir. Gökbilim daha açık bir deyişle, yörüngesel cisimleri ve Dünya atmosferinin dışında gerçekleşen, yıldızlar, gezegenler, kuyrukluyıldızlar, kutup ışıkları, galaksiler (gökadalar) ve Kozmik mikrodalga arkaplan ışıması gibi gözlemlenebilir tüm olay ve olguları inceleyen bilim dalıdır. Evrende bulunan her çeşit maddenin dağılımını, hareketini, kimyasal bileşimini, evrimini, fiziksel özelliklerini ve birbirleriyle etkileşimlerini inceler. Astronomi terimi eski Yunanca’daki astron ve nomos (άστρον et νόμος) sözcüklerinden türetilmiş olup, «yıldızların yasası» anlamına gelir. Asteroitlerin ve kuyruklu yıldızların keşfindeki katkıları gözönüne alınırsa, gökbilim amatörlerin de halen etkin bir rol oynayabildikleri nadir bilim dallarından biridir. Gök bilimi yeryüzündeki en eski bilimlerden biri olarak kabul edilir. Arkeolojik bulgular en eski çağlarda bile insanların gök biliminin konuları hakkında bilgileri olduğunu ortaya koymaktadır. Neolitik çağda insanlar ekinoksların periyodik karakterini, mevsimlerle ilişkisini ve bazı takımyıldızları bilmekteydiler. Modern gök bilimi gelişimini, özellikle antik çağdaki ve onları izleyen matematikçilere ve Ortaçağ’ın sonunda keşfedilmiş gözlem aletlerine borçludur. Başlangıçta ayrılmaz bir ikili sayılan ve paralel olarak ilerleyen Astroloji ve gök bilimi zamanla yollarını birbirlerinden ayırmak zorunda kalmışlardır. Antik Çağ’da gök bilimi Tarantula nebulası Antik Çağ'da gök biliminin gelişimindeki önemli hususlar olarak şunlar söylenebilir : Gökbilim önceleri yalnızca, çıplak gözle görülen gök cisimlerinin gözlemi ve hareketleri hakkındaki öngörülerden oluşuyordu. Eski zamanlarda gözlemler çıplak gözle yapılıyorsa da o zamanlar günümüzdeki gibi sanayi ve ışık kirliğinin bulunmayışı insanlara büyük bir avantaj sağlıyordu. Bu yüzden antik çağda yapılan gözlemlerin günümüzde yapılması neredeyse olanaksız derecesinde zordur. Eski insanların dairesel tarzda dikmiş oldukları 6.500 yıllık megalitlerin (Nabta Playa, Stonehenge) gökbilimsel gözlem amacıyla kullanıldıkları sanılmaktadır. Eski çağlarda gökbilimde ilerlemiş uygarlıklardan bazıları, Çin, Hint, Sümer, Kalde, Mısır, Toltek, Zapotek ve Maya uygarlıklarıdır. Rig-Veda’da Güneş’in hareketine bağlanan 27 takımyıldızdan ve 13 bölümlü zodyaktan söz edilir. Mayalar ise teleskopları olmadıkları halde Venüs’ün evrelerini ve tutulmalarını tam olarak saptayabilmişlerdi. Antik Yunanlar’ın gök bilimine yaptıkları en önemli katkı, yıldızları kadir derecelerine göre sınıflandırmaya çalışmış olmalarıdır. Ortaçağ’da gök bilimi Ortaçağ’da gökbilim bilgilerinin İslam bilginlerince geliştirildiği ve bu bilgilerin sonradan Batı'ya aktarıldığı görülür[kaynak belirtilmeli]. Gökbilimi geliştiren bu İslam bilginlerinden başlıcaları şöyle sıralanır : El-Fergani (805–880), Gök cisimlerinin hareketleri üzerine yazılar yazdı, ekliptiğin eğikliğini hesaplamasını sağladığı gözlemlerde bulundu. El-Kindi (801–873), filozof ve ansiklopedici bilgin, gökbilim üzerine 16 eser yazdı. El-Battani (855–923), gökbilimci ve matematikçi El-Hasib El-Mısri (850–930), Mısırlı matematikçi El-Harezmi (780-850): Türkistanlı matematikçi. Ebubekir Er-Razi (864–930), İranlı bilgin El-Farabi (872–950) büyük filozof ve bilgin. El-Khujandi 10. yy.’ın sonunda Tahran yakınında bir gözlemevi inşa etti. Ömer Hayyam (1048–1131), cetveller hazırladı, takvimi geliştirdi. Ibn El-Haytham (965–1039), matematikçi ve fizikçi. El-Biruni, (973–1048), matematikçi, gökbilimci ve ansiklopedici. El-Tusi (1201–1274), filozof, matematikçi, gökbilimci ve ilahiyatçı; trigonometrinin kurucularından biri olarak kabul edilir. El-Kashi (1380–1429), (Özbekistan) Uluğ Bey (1393 - 1449) Timur İmparatorluğu'nun 4. hükümdarı. Matematikçi ve gökbilimci. Ali Kuşçu (1403 - 1474 ) Türk gökbilimci, matematikçi ve dilbilimci Rönesans’ta gök bilimi Kopernik Güneş merkezli güneş sistemi modelini fikir olarak ortaya attı. Koperniğin fikri Galile ve Kepler tarafından savunuldu, geliştirildi ve düzeltildi. Kepler Güneş’in çevresindeki gezegenlerin hareketini belirleyen bir yasalar sistemi olduğunu düşünen ilk kişi oldu. Çekimi hareket yasalarıyla tanımlayan Newton oldu. Böylece gezegenlerin hareketine makul bir açıklama getiren ilk kişi de o oldu.Aynı zamanda yansıtıcı teleskobu icat etti. Günümüzde gök bilimi Gök bilimi 19. ve özellikle 20.yy.’da baş döndürücü bir hızla ilerlemiştir. Yakın zamanlardaki keşif ve gelişmelerle ilgili olarak şunlar söylenebilir: Teleskopların geliştirilmiş olmasının yanısıra, diğer bilim dallarındaki ilerlemelerin de gök bilimine yardımcı olmaları sayesinde, evrenin gizleri bir bir açığa çıkmaktadır. Gökbilimdeki en önemli gelişmelerden biri, tayfölçümü de denilen spektroskopinin (maddelerin ışıkla olan etkileşimlerini anlamaya çalışma, maddelerin soğurduğu ve yaydığı ışığı, yani elektromanyetik dalgaları saptayarak maddenin yapısı hakkında sonuçlara varma tekniği) yani yıldız ışığının elektromanyetik spektral analizine başlanmış olmasıdır. Diğer yıldızların ışıklarının analizi, bu yıldızların ışığının temelde Güneş’in ışığından farksız olduğunu, fakat yıldızlar arasında sıcaklık, kütle ve boyut bakımından son derece büyük farklılıklar bulunduğunu göstermiştir. Evrenin genişlemesi, galaksiler giderek birbirinden uzaklaşmaktadır. 20. yy.’ın başında diğer galaksilerden ayrı bir birim olarak galaksimizin varlığı kanıtlanabilmiştir. Ardından Hubble yasası ile evrenin bir genişleme içinde olduğu saptanmıştır; galaksiler giderek birbirinden uzaklaşmaktadır. Kozmolojik termik ışıma (fosil ışıması) ve kimyasal elementler ve izotoplarının maddeden ayrılmasını açıklayan farklı nükleosentez teorileriyle büyük ölçüde gökbilim ve fiziğe dayalı olan Büyük Patlama kuramı yoluyla Kozmoloji özellikle 20.yy.’da büyük gelişmeler göstermiştir. 20.yy.’ın bu alandaki son gelişmeleri olarak, radyoteleskopların, radyoastronominin, modern bildirişim araçlarının ortaya çıkması sayılabilir. Bunlar sayesinde, elektromanyetik dalgalarla uzayı aşan parçacıkların spektroskopik analizi yapılabilmiş ve böylece uzak gök cisimleri üzerinde yeni deney türleri olanaklı hale gelmiştir. Gök biliminin dalları, alanları, konuları Antikçağdaki başlangıç döneminde gök bilimi yalnızca astrometriden, yani yıldız ve gezegenlerin gökyüzündeki konumlarının ölçümünden ibaretti. Daha sonra Kepler ve Newton’un çalışmaları gök cisimlerinin kütle çekimi etkisi altındaki hareketlerinin matematik yoluyla öngörülmesini sağlayan gök mekaniğini doğurdu. Bu iki alandaki (astrometri ve gök mekaniği) çalışmaların çoğu, önceleri, elle yapılan işlemlerden oluşuyordu. Günümüzde ise bu çalışmalar bilgisayarlar ve fotoğraf aygıtları ile yapılabilmektedir ki; bu da gök cisimlerinin konum ve hareketlerinin çok büyük bir hızla saptanabilmesini sağlamaktadır. Bu yüzden modern gökbilim daha ziyade gök cisimlerinin fiziksel doğasını gözlemlemleye ve anlamaya yönelmiştir. 20.yy.’dan itibaren profesyonel gök bilimi iki alana ayrılma eğilimi göstermiştir : Gözlem astronomisi ve teorik astrofizik. Gök bilimcilerin çoğunun her iki alanda da çalışıyor olmasıyla birlikte, profesyonel gökbilimciler giderek bu iki alandan birinde uzmanlaşma eğilimi göstermektedirler. Gözlem gök bilimi esas olarak verilerin elde edilmesiyle ilgilenir. Teorik astrofizik ise esas olarak gözlemlenen fenomenleri anlamaya ve öngörülerde bulunmaya çalışır. Teorik astrofizik gözlem gökbilimine bir tamamlayıcı etken olarak gökbilimsel oluşumları açıklamaya çalışır da denilebilir. Gök biliminin bir dalı olan astrofizik, yıldızların gözlemiyle sınıflandırılan fiziksel fenomenleri tanımlar, belirler. Günümüzde gök bilimcilerin hepsi de belirli bir astrofizik bilgisine sahiptirler ve gözlemleri de hemen hemen her zaman, yine astrofizik bağlamında incelenir. Bununla birlikte, kendilerini yalnızca astrofiziği incelemeye vermiş araştırmacılar da yok değildir. Astrofizikçilerin çalışması gökbilimsel gözlem verilerini analiz etmek ve onları fiziksel olgulara indirgemektir. Astrofiziğin bir dalı olan Kozmoloji, evreni fiziksel bir sistem olarak inceler; yani evrenin doğuşu ve büyümesi, evrimi, gökcisimlerinin fiziksel ve kimyasal özellikleri ve konumlarının hesaplanması ile ilişkilidir. Gökbilim gözlemleri salt gökbilim ile ilişkili değildir; aynı zamanda genel görelilik kuramı gibi fizikte çok önemli yeri olan kuramların sınanması için de gözlemsel veri sağlar. Kullanılan inceleme yöntemi, amaç ve konuya göre birbiriyle iç içe olan, genel gök bilimi, astrofizik ve uzay bilimleri gibi birçok dala ayrılır. Gök biliminde inceleme alanları aynı zamanda şu iki kategoride ele alınır: Konuya göre gök bilimi. Genellikle uzayın bölgelerine göre (örneğin galaktik gök bilimi) ve ilgili meselenin tiplerine göre dallara ayrılır (yıldızların oluşumu, kozmoloji). Gözlem tarzına göre gök bilimi. Saptanan partiküllerin tipine (ışık, nötrino) veya dalga genişliğine (radyo dalgaları, gözle görünen ışık, kızılötesi ışınlar) göre dallara ayrılır. Konuya göre gök bilimi Gözleme göre gök bilimi Detaylı Bilgi İçin ::ViKiPeDiA:: |
Paralaks Nedir Ne İşe Yarar? Paralaks Nedir Ne İşe Yarar? Astrofizikte "Trigonometrik Paralaks" diye bir şey vardır ve yıldızların bize uzaklıklarını ya da bir ikili sistemdeki (birbirlerinin çevresinde dönen iki yıldız. Evrendeki yıldızların çoğunluğunun böyle ikili ve çoklu sistemler oluşturduğu sanılıyor) yıldızlar arasındaki ayrım açısını ölçmeye yarar. Daha iyi anlaşılması için başımızı göklerden, bastığımız yere çevirelim. Paralaks, yıldızların mesafelerini ölçmek üzere kullanılmaya başlamadan çok önceleri keşfedilmiş bir şeydir. Geometrinin temel öğretilerindendir ve menzil, erim, uzaklık ölçer. Kolaylıkla ulaşabileceğimiz iki noktayı alalım, ve diyelim ki bu iki nokta arasındaki mesafe 100 metredir. İki nokta arasındaki uzaklığı bildiğimize göre, bu iki nokta ve uzaktaki başka bir nesne,(bu da seyir halinde bir yelkenli olsun), arasındaki açıyı ölçtüğümüzde, Öklid geometrisinin ilkelerinden yararlanarak teknenin kıyıdan ne kadar uzakta olduğunu saptayabiliriz. Bu teknikten yararlanarak bir nesnenin sizden ya da bir başka nesneden uzaklığını, yüksekliğini ya da genişliğini ölçmek mümkündür. Hatta mühendislik ilkeleriyle birlikte kullanıldığında, bir binanın dengeli ve yıkılmayacak şekilde ne kadar yüksek olabileceği de ölçülebilir Kaynak:Tübitak |
Astronominin (Gökbilimin) Son Aşaması Astronominin (Gökbilimin) Son Aşaması Gökbilim 19. ve özellikle 20.yy’da baş döndürücü bir hızla ilerlemiştir. Gökbiliminin son aşamasında keşif ve gelişmelerle ilgili olarak şunlar söylenebilir: * Teleskopların geliştirilmiş olmasının yanısıra diğer bilim dallarındaki ilerlemelerin de gökbilimine yardımcı olmaları sayesinde evrenin gizleri bir bir açığa çıkmaktadır. * Gökbilimindeki en önemli gelişmelerden biri tayfölçümü de denilen spektroskopinin (maddelerin ışıkla olan etkileşimlerini anlamaya çalışma, maddelerin soğurduğu ve yaydığı ışığı, yani elektromanyetik dalgaları saptayarak maddenin yapısı hakkında sonuçlara varma tekniği) yani yıldız ışığının elektromanyetik spektral analizine başlanmış olmasıdır. * Diğer yıldızların ışıklarının analizi bu yıldızların ışığının temelde Güneş’imizin ışığından farksız olduğunu, fakat yıldızlar arasında ısı, kütle ve boyut bakımından son derece büyük farklılıklar bulunduğunu göstermiştir. * Evrenin genişlemesi, galaksiler giderek birbirinden uzaklaşmaktadır.20. yy’ın başında diğer galaksilerden ayrı bir birim olarak galaksimizin varlığı kanıtlanabilmiştir. * Ardından Hubble yasası ile evrenin bir genişleme içinde olduğu saptanmıştır; galaksiler giderek birbirinden uzaklaşmaktadır. * Kozmolojik termik ışıma (fosil ışıması) ve kimyasal elementler ve izotoplarının maddeden ayrılmasını açıklayan farklı nükleosentez teorileriyle büyük ölçüde gökbilim ve fiziğe dayalı olan Big-Bang teorisi yoluyla Kozmoloji özellikle 20.yy’da büyük gelişmeler göstermiştir. * 20.yy’ın bu alandaki son gelişmeleri olarak, radyoteleskopların, radyoastronominin, modern bildirim araçlarının ortaya çıkması sayılabilir. Bunlar sayesinde, elektromanyetik dalgalarla uzayı aşan atomların ve farklı izotopların yayınlarının spektroskopik analizi yapılabilmiş ve böylece uzak gök cisimleri üzerinde yeni deney türleri olanaklı hale gelmiştir. Kaynak:Bilimnet |
Gökbilim Gökbilim Gökcisimlerinin yapısını, hareketlerini, birbirlerine göre konumlarını inceleyen bilim dalı. En eski bilimlerdendir. İ.Ö. 2000'den önce Babilliler, Çinliler ve Mısırlıların, tarımsal etkinliklerini Güneş ve Ay'ın düzenli hareketlerine göre ayarladıkları bilinmektedir. Yunan filozofları daha çok göğün fiziksel yapısıyla ilgilenirken, onları izleyen Yunan bilim adamları, gökcisimlerinin konumlarıyla ilgilendiler. Yunan gökbiliminin hemen tüm başarıları, Klaudios Ptolemeos'un yazılarında özetlenmiştir. Arapçaya çevrilerek Orta Çağ Avrupası'na kadar gelen "Almagest" adlı yapıtı, 1400 yıl boyunca gökbilimciler için başlıca kaynak oldu. Bu dönem boyunca gökbilimin ana amacı, kehanette bulunmaktı. Kopernik, gökbilimini, yalnızca gökcisimlerinin konumuyla ilgilenmekten kurtararak gezegenlerin hareketlerine kuramsal bir yaklaşım getirdi. Güneş'in, Ay ve gezegenlerin, Dünya'nın çevresinde eşmerkezli fenerler gibi döndükleri inancına karşılık Kopernik, "De Revolutionibus" (1543) adlı yapıtında Güneş'in gezegenler sisteminin ortasında hareketsiz durduğunu öne sürdü. Kopernik'in varsayımı, denizcilerin kullandıkları tabloların hesaplanmasında sağlam bir temel oluşturduysa da, görüşleri ancak, Newton'un 1687'de Kepler yasalarını matematiksel olarak ortaya koymasıyla bir gökbilim kuramı hâline gelebildi. Bu sırada Tycho Brahe'nin son derece önemli gözlem verileri üzerinde çalışan Kepler, Mars'ın yörüngesinin dairesel değil, eliptik olduğunu ortaya koymuş; Galileo da Güneş lekelerini, Venüs'ün evrelerini ve Jüpiter'in dört ayını saptayacak gök dürbününü bulmuştu. 17. yüzyıldan sonra teleskopların gelişmesiyle gökbilim de gelişti. 1781'de William Herschel, tarihte ilk kez olmak üzere bir gezegeni, Uranus'u keşfetti, 1838'de bazı yıldızların paralaksının ölçülmesi, yıldızlar arası uzaklıkların saptanmasını sağladı. 1917'de Harlow Shapley, Güneş tayfındaki Fraunhofer çizgilerinin incelenmesiyle, bilim adamları yıldızların kimyasal bileşimini belirlemeye başladılar. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra radyoteleskopların ve X ışınlı teleskopların kullanılmasıyla gökbilimin alanı genişletilerek kuazarlar, değişen yıldızlar ve nötron yıldızları saptandı. Böylece evrenin, giderek gerçeğe yakın biçimde kavranması ve tutarlı modellerinin geliştirilmesi yolunda önemli adımlar atılmış oldu. MsXLabs.org & Morpa Genel Kültür Ansiklopedisi |
| Saat: 00:48 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık