MsXLabs
Sayfa 1 / 4

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Taslak Konular (https://www.msxlabs.org/forum/taslak-konular/)
-   -   Çocuk Sağlığı (https://www.msxlabs.org/forum/taslak-konular/6414-cocuk-sagligi.html)

Misafir 19 Haziran 2006 22:04

Epilepsi Nedir?

Doktorunuz çocuğunuzda mevcut nöbet ya da nöbetlerin 'epilepsi' nöbeti olduğunu söylerse ilk sorunuz epilepsinin ne anlama geldiği olacaktır. Bu sözcük halk arasında 'sara' adıyla tanınır. Epilepsinin ne olduğunu anlayabilmek için beyni bir bilgisayar gibi düşünmekte yarar vardır. Beyin hücreleri de bilgisayar parçaları gibi birbirleri ile bağlantılıdır ve haberleşmek için küçük elektriksel uyaranlar kullanırlar. Bazen beyinde normal olmayan bir elektriksel aktivite oluşur ve bu olay çocuğun nöbet geçirmesine neden olur.

Bu olay belirli aralarla tekrarlanırsa o kişi de epilepsi var demektir. O halde nöbet, beynin kuvvetli ve hızlı bir elektrik akımı ile kaplanması sonucu oluşan kısa ve geçici bir durumdur, ruh ya da akıl hastalığı değildir ve bazı nadir durumlar dışında zeka geriliğine yol açmaz.

Epilepsiye yol açabilen nedenler
Çoğunlukla epilepsinin bir açıklamasının bulunamaz. Çocuklarda epilepsiye en sık yol açan nedenlerişöyle özetleyebiliriz.

Doğuştan gelen hastalıklar: Kromozom hastalıkları, yapım maddeleri ile ilgili değişiklikler içeren metabolik hastalıklar, bazı enzim eksiklikleri gibi doğuştan gelen nedenler.
Gebelikte bebeğin beyin gelişimini etkileyen mikrobik hastalıklar, annenin ilaç ve alkol alımı.
Doğum sırasında meydana gelebilecek beyin zedelenmesi, kanaması ve beynin oksijensiz kalması.
Doğum sonrası menenjit, beyin iltihabı.
Kazalara bağlı beyin zedelenmesi.
Beyin tümörleri.
Uzun süren ateşli havaleler.

Bazen nöbetler, olaydan yıllar sonra ortaya çıkabilir. Bir çok vakada da nöbetlerin nedenlerini en modern araştırma yöntemleri ile dahi bulabilmek mümkün olmayabilir.

Epilepsi çocuğunuza sizden mi geçmiştir?
Bir çocuğunuz daha olursa onda da epilepsi gelişme ihtimali var mıdır? Her iki soruya da verilebilecek cevap büyük oranda hayır olacaktır. Ancak hem anne hem de babanın ailesinde epilepsi olduğuna dair bulgu, ya da tek bir tarafta epilepsi hikayesi ile birlikte anne-baba akrabalığı varsa ve özel bazı epilepsi türlerine sahiplerse kalıtımın rolü olduğu söylenebilir. Bu konuda her hastanın kendi içinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu yüzden bu konuda daha fazla bilgi almak için doktorunuzla görüşmeniz tavsiye edilir.

Epilepsi nöbetleri nasıldır?
Elektriksel bozukluk eğer beynin sadece bir kısmını etkilerse 'parsiyel nöbet' dediğimiz nöbet tipi oluşur. Parsiyel nöbetlerin en sık görülen türü şuur kaybı ile birlikte olan 'kompleks parsiyel' nöbetlerdir. Kişi sersemlemiş ve şaşkın bir haldedir, gözlerinin önünde benekler görebilir, kulakları çınlayabilir, mide bulantısı olabilir, elbiselerini çekiştirebilir, ellerini kollarını anlamsızca oynatır ve yaptıklarının farkında değildir. Genellikle nöbet geçtikten sonra da olanları hatırlamaz.

Başka bir parsiyel nöbette belli bir kas grubunu (örn: bir kolu veya yüz yarısını) kontrol eden beyin bölgesinin etkilenmesi ile olur. Nöbet esnasında sadece o kas grubu etkilenir ve kontrol edilemeyen hareketler yapmaya başlar, bu olaydan başka hiçbir kas grubu etkilenmez ve şuur kaybolmaz (basit parsiyel, fokal motor nöbetler).

Bütün beyin etkilendiğinde ise sonuç jeneralize nöbettir. Jeneralize nöbetin bir çeşidi jeneralize tonik-klonik nöbettir (grand-mal). Grand-mal nöbet geçiren bir kimse aniden şuurunu kaybeder ve yere düşer, kasları kasılır sonrada bütün vücudu sarsılmaya başlar, ağzından köpük gelebilir, dilini ısırabilir, idrar ve kakasını kaçırabilir, dudaklarında, yüzünde, ellerinde morarma olabilir. 1-5 dakika sonra çırpınma hareketi durur, arkadan bazen uyuklama veya yorgunluk dönemi başlar, bundan sonra kalkıp daha önce yaptığı işine devam eder.

Başka bir jeneralize nöbet tipi dalma (absans, petit-mal) nöbeti olarak bilinenidir. Bu nöbet o kadar kısadır ki, hissedilmeden geçebilir. Absans nöbeti geçirenler hayal kuruyormuşcasına çevrelerine birkaç saniye anlamsız gözlerle baktıktan sonra yaptıkları işlerine devam ederler. El kol hareketi yoktur, kişi kısa bir zaman için şuurunu yitirmiştir. Tedavisiz kalırsa bir gün içinde defalarca tekrarlayabilir. Bu tip nöbetler çok kısa süreli olduğundan aile tarafından pek önemsenmeyebilir veya farkedilmeyebilir.

Nöbetlerin peşpeşe gelmeleri haline 'status epileptikus' denir. Hayati tehlikesi olan bu durumda hastanın acilen hastaneye kaldırılması gerekir.

Her epilepsi nöbetinde şuur kaybı olmayabilir. Bazı nöbetler de sadece uykuda görülebilir. Burada anlatılanlar en sık görülen nöbet tipleridir. Epilepsinin başka tipleri de vardır.

Hastalığın teşhisi
En ideali hastanın nöbetini doktorun görmesidir. Ancak çoğunlukla bu mümkün olamaz, bu nedenle doktorunuz önce nöbeti gören kişiler ve anne-babadan nöbetin başlangıcı, sıklığı ve özellikleri hakkında ayrıntılı bilgi alır. Ayrıca gebelik, doğum, çocuğun gelişimi ve diğer aile bireylerinde nöbet olup olmadığı konusunda bilgi isteyecektir. Ayrıntılı bir nörolojik muayeneden sonra bazı laboratuvar tetkiklerine ihtiyaç doğabilir. Bunların başında elektroensefalografi (EEG) gelir. Bunun yanısıra beyin tomografisi (CT), manyetik rezonans (MRI), uzun süreli EEG-video monitorizasyon ve çeşitli biyokimyasal ve metabolik tetkikler (kanda, idrarda ve beyin-omurilik sıvısında) gerekli olabilir. Bu tetkiklerin hiçbirisinin hasta açısından önemli bir tehlikesi yoktur. Aksine bu nöbetlerin nedenini bulmak, epileptik olmayan diğer bazı nöbetlerden ayırdedebilmek için gereklidir.

Doktorunuz epilepsi teşhisini kesin bazı deliller olmadan koymaz. Uzun süreli en az 4-5 yıllık, belki de ömür boyu sürecek ciddi ve zahmetli bir tedaviyi gerektirdiğinden teşhisi koyarken çok dikkatli davranmalıdır. Bu aşamada doktor aile işbirliğinin çok büyük önemi vardır.

Nöbet anında yapılması ve yapılmaması gerekenlere ilişkin bazı basit kurallar
Büyük bayılma şeklinde nöbet geçirmekte olan çocuğunuza yapılacak şey onu olabilecek zararlardan korumak ile sınırlıdır.
Sakin olun, çocuğun yanından ayrılmayın, yardım gerekiyorsa bir başkasını bu işle görevlendirin.
Çocuğu yere yatırın, etrafındaki sivri maddeleri ortadan kaldırın.
Çocuğu yan döndürüp tükrüğünün dışarı akması ve daha rahat nefes alıp vermesi için başını hafif yana arkaya eğin.
Elbiselerini gevşetin, şayet takıyorsa gözlüklerini çıkartın, hastanın dilini ısırmasını engellemek amacıyla elle veya bir cisimle çeneyi açmaya çalışmayın, ağzına hiçbir şey koymayın. Ancak ağızdaki yiyecek maddelerinin çıkartılması yararlı olur.
Üzerine su dökmeyin, zorla nefes aldırmaya çalışmayın, çocuğu sallayarak ya da yüzüne vurarak, bazı maddeler koklatarak uyandırmaya çalışmayın.
Nöbet esnasında ilaç vermeye çalışmayın, doktorunuzun önerileri dışında kendi kendinize nöbetin geçmesine yönelik hiçbir şey yapmayın.
Unutmayın ki nöbet sonrasında çocuk yorgun, ne yaptığını bilmez haldedir, bu aşamada elinizden geldiğince sakin bir şekilde teskin ederek bu durumun düzelmesini bekleyin, güven verici olun.
Nöbetler hakkında verebileceğiniz tüm bilgiler hem çocuğunuza, hem de doktorunuza yardımcı olacağından dikkatli bir gözlem daha sonra doktorunuzun sorularını cevaplamada çok işe yarayacaktır.
Akıllıca gözlemek akılsızca müdahele etmekten daha yararlı olacaktır.
Nöbet 10 dakikadan uzun sürerse ya da kısa bir süre sonra tekrarlarsa doktorunuza haber verip tavsiyelerine uyun ya da en yakın sağlık merkezine başvurun.
Unutulmamalıdır ki tehlikeli görünümüne rağmen epilepsi nöbeti öldürücü değildir.

Epilepsi tedavi edilmeli mi?
Epilepsi, mutlaka doktora başvurulmasını ve doktorun gerekli gördüğü sürece kontrol altında kalınmasını gerektiren bir hastalıktır. Bu epilepsinin ömür boyu devam edeceği şeklinde algılanmamalıdır. Epilepsinin bazı türleri hasta belli yaşlara geldiğinde kendiliğinden tamamen düzelebilirler ve bunlarda ilaç tedavisine gerek duyulmabilir, ancak bu kararı doktor vermelidir. Ülkemizde maalesef epilepsi hastalığı doktor olmayan kişiler tarafından tedavi edilmeye çalışılmaktadır.
Nöbetlerin tekrarlaması ve status epileptikus hali, beyinde oksijensiz kalmaya bağlı bazı etkilere yol açabilir ve her nöbet bir sonra kinin ortaya çıkmasını kolaylaştırabilir. Tedavisiz kalan küçük nöbet türlerinin bir süre sonra büyük nöbetlere dönüşmesi olasıdır ve nöbet geçirme anında hastanın maruz kalabileceği tehlikeler vardır. Bunlar, merdivenden düşme, kişi sokakta ise trafik kazası, suda boğulma, vb.dir. Yukarıda sayılan tüm bu nedenlerle epilepsi mutlaka müdahale edilmesi gereken bir durumdur.
Epilepsinin en önemli tedavi şekli ilaç tedavisidir. Epilepside kullanılan ilaçlar beyin hücrelerinin aşırı uyarılma durumunu baskılayarak nöbetlerin oluşunu engeller. Epilepsi ilaçları hergün, önerilen dozda ve saatlerde çok düzgün bir şekilde kullanılmalıdır. Anne-babaların sık yaptıkları yanlışlıklar; *örneğin sabah dozu unutulduğunda akşam her iki dozun birlikte verilmesi veya *dozların çok dakik verilebilmesi amacıyla çocuğun uyku düzeninin bozulması gibidir. Bu uygulamalar hastaya yarar sağlamaz. İlacın veriliş saatlerinde yapılacak 30-60 dakikalık oynamaların zararı yoktur.
Doktorunuz çocuğun yaşını, kilosunu, nöbet tipini göz önüne alarak ilaçları seçmiştir. İlaçları düzenli ve doktorunuzun tarif ettiği gibi kullanmanız çok önemlidir. Kullanılan bu ilaçların hastalığı tamamiyle geçirmediğini, ancak nöbet gelmemesini sağladığını ya da sayısını azalttığını bilmelisiniz. Bu nedenle aylardır nöbet olmuyor diye ilaç miktarını azaltmamalı ya da çocuğunuza vermekten vazgeçmemelisiniz. İlacın ne zaman kesileceğini ya da değiştirileceğini ancak doktorunuz bilir. Bazen kullanılan tek bir ilaç nöbeti kontrol altına alamayabilir. O zaman doktorunuz ikinci, bazen de üçüncü ilaç ilave edecektir. Çocuğunuzun geçirdiği nöbetlerle ve aldığı ilaçlarla ilgili kayıt tutarak doktorunuza yardımcı olabilirsiniz.

Epilepsi tedavisinin düzgün bir biçimde sürdürülmesi halinde de nöbetler devam edebilir. Tıbbın dev adımlarla ilerlediği dünyamızda hiçbir hekim epilepsili bir çocuğun anne-babasına tedavi ile nöbetlerin %100 kaybolacağını garanti edemez. Nitekim dünya istatistiklerine bakılacak olursa uygun tedavi şartlarında hastaların %60'ında nöbetlerin tümüyle ortadan kalktığı, %20'sinde tüm tedavi seçeneklerine rağmen nöbetlerin devam ettiği görülmektedir. Anne babanın hiç aklından çıkarmamaları gereken bir nokta, epilepsi çağdaş tıbbi tedavi yöntemleriyle yeterince kontrol altına alınamıyorsa orta çağın büyücülük yöntemleriyle hiç durdurulamaz.

Halen ilaçla tedaviye cevap vermeyen belli epilepsi türlerinde ülkemizde cerrahi tedavi olanakları geliştirilmektedir.

Epilepsi tedavisinde kullanılan ilaçların yan etkileri var mıdır?
Evet, hastalıkların tedavisinde kullanılan tüm ilaçların olduğu gibi epilepsi tedavisinde kullanılan ilaçların da (özellikle uygun kullanılmadıkları zaman) hastada bazı yan etkileri olabilir. Unutulmamalıdır ki doktorunuz çocuğunuzun tedavi şemasını düzenlerken uygun gördüğü ilaçların yan etkilerini en az düzeye indirecek şekilde belirler.

Bazı epilepsi ilaçları tedavinin başlangıcında uyku hali, sersemlik, dengesizlik, ciltte döküntüler gibi yan etkilere neden olabilir. Doktorunuz bu tür yan etkilerin görülmememesi için ilaçları küçük dozlarda kullanmaya başlayarak zaman içinde doz artırmayı tercih edecektir. Bazen de tedavinin ilerleyen yıllarında iştah artışı, şişmanlama, saç dökülmesi, diş etlerinde kabarma, aşırı hareketlilik, kıllanma vb. gibi yan etkiler görülebilir. Doktorunuz, kullanılan ilacın çocuğunuzda yarattığı yan etkileri ve onun epileptik nöbetler üzerindeki etkisini yakından ve bilinçli olarak izleyen kişi olduğundan uygun aralıklarla muayene ve gerekli laboratuvar tetkikleri ile çocuğunuzu koruyacak önlemleri alacaktır. Bu durum "komşu çocuğuna iyi gelen ilacın" sizin çocuğunuz için kullanılmaması gerekliliğini anlatan en önemli sebeplerden biridir.

Epilepsi tamamen geçer mi?
Bu soruya kesin bir cevap vermek imkansızdır. Çoğu vakada bu durum ergenlik çağına gelindiğinde geçebilir. Diğer vakalarda ise nöbetler maalesef hayat boyu sürer. Her bir birey için gelecekteki durumu şimdiden tahmin etmek mümkün değildir. Eğer çocuğunuzda nöbetler arka arkaya 2-4 yıl görülmezse, doktorunuz yapacağı genel bir durum değerlendirilmesinden sonra vereceği kararla ilacı 6-8 ay gibi uzun bir sürede kesebilir. Böylece olayın tekrarlanıp tekrarlanmayacağı beklenebilir. Nöbetler tekrarlamayabilir, ancak tekrarladıkları takdirde yeniden ilaç tedavisine geçilecektir.

Epilepsi çocuğun hayatını etkiler mi?
Epilepsi kesinlikle utanılacak bir hastalık olmadığından çocuğunuzla çok sık görüşen ya da birlikte vakit geçiren insanların durumu bilmelerinde hiç bir sakınca yoktur. Önemli olan çocuğunuzun epileptik olması dışında hiçbir farkın bulunmadığının bilinmesidir. Çocuğunuzun sorumluluğunu sizlerle birlikte paylaşan öğretmeni, okul hemşiresi, servis sürücüsü, antrenörü vb. gibi büyüklerin ve çok yakın bazı arkadaşlarının da epilepsi konusunda hiç olmazsa genel bir bilgiye sahip olmaları gerekir. Ne olup bittiğini bilmeyen kişiler böyle bir nöbeti seyretmekle korkabilir ve çocuğunuza yardım edemeyebilirler.

Öncelikle vurgulanması gereken nokta epilepsinin ruh ve akıl hastalığı ile hiçbir ilgisi olmadığıdır. Epilepsili çocukların çoğu normal zekaya sahiptir. Bazıları okulda ortalamanın üzerine bile çıkarlar. Epilepsinin ağır beyin hasarı ile birlikte olduğu bazı durumlarda (%20) zihinsel gelişme bozulabilir.
Epilepsinin çocuğunuzun hayatını bazı konularda etkileyeceğini kabul etmelisiniz. Pilot olamaz, yükseklerde çalışamaz ama üniversite dahil olmak üzere istediği okula gidebilir. Doktor, avukat, iş adamı, profesyonel sporcu, balerin, fizikçi olmaması için hiçbir neden yoktur. Epileptik insanlar evlenebilir, çocuk sahibi olabilir ve normal bir hayat yaşayabilir. Gerçekten çocuğunuzun yapamayacağı çok az şey vardır.

Dünyanın tarihi gidişini değiştiren nice ünlü insan epileptikti. Örneğin Julius Sezar, Büyük İskender, Napoleon Bonaparte gibi generallerin bu tür kişilerden olduğuna inanırmıydınız? Bu kişiler o dönemde günümüzün tıbbi bilgilerine sahip olunmamasına rağmen pek çok iş başarmışlardır. Ayrıca Dostoyevski, Gustave Flaubert ve Dante gibi büyük yazarlar, adına ödüller verilen Alfred Nobel, Tchaikovsky, Van Gogh, Buddha ve St. Paul de epileptikti.

Dikkat edilmesi gereken hususlar var mı?
Epilepsili çocuğunuzun da herkes gibi dengeli beslenmeye gereksinimi vardır. Hastalığından dolayı fazladan vitamin ve mineraller almasına gerek yoktur. Kolalı ve alkollü içecekler, çikolata, boyalı şekerlemeler, çay, kahve aşırı miktarda alınmamalıdır. Işığa duyarlı epilepsi türlerinde çocukların çok yakın mesafeden karanlık odada televizyon seyretmesi, bilgisayar oyunları ile uzun süreli oynaması engellenmelidir. Diğer epilepsi türlerinde böyle bir kısıtlamaya gerek yoktur. Ayrıca aşırı uykusuzluk, ateşli hastalıklar, güneş altında uzun süre kalmak, uzun süren açlık ve kafaya gelebilecek darbeler gibi bazı durumlar nöbetin ortaya çıkmasını kolaylaştırabilir. Bunlardan kaçınılmalıdır.

Spor yapabilir mi?
Çocuğunuzun pozitif tarafının belirgin olmasına gayret ediniz. Her insanın bir kuvvetli tarafı vardır. Çocuğunuzun o tarafını geliştirirseniz kendine güveni artar. Sporda, müzikte, resim çizmede ve benzer konularda yeteneği varsa, özendirilmelidir. Hastalığı bahane ederek, çocuğunuzun yapabileceği sporları ve işleri ihmal etmesine müsade etmeyiniz. Düzenli fizik faaliyet herkes için yararlıdır. Gerçekten de epilepsili hastalar spor faaliyetlerine katıldıkları zaman kendilerini daha iyi hissettiklerini ve daha az sayıda nöbet geçirdiklerini söylemektedir. Spor faaliyetlerine katılmakla sağlanan faydanın, yine aynı nedenle ortaya çıkabilecek tehlikelerden kat kat üstün olduğu açıktır.

Tehlike herkesin hayatında şu veya bu zamanda mevcuttur. Bu tehlike epilepsi hastasında zaman zaman sıradan bir hastanınkinden daha fazla olabilir ama, hastanın normal hayattaki faaliyetlere katılmasıyla sağlanacak fayda bu tehlikenin göze alınmasına yol açacak kadar fazladır. Özellikle çocuklarda olmak üzere hastanın diğer insanlarla karşılıklı ilişkiler kurması ve onların yaptıklarını yapması, onun diğerlerine ihtiyacı olmayan, üretken bir büyük olması yolunda atılacak çok önemli bir adımdır. Nöbetleri kontrol altındaki çocuklar gerekli, mantıklı önlemler alındığı takdirde spor yapabilirler. Aletli jimnastik, ağır fiziksel efora yol açan aktiviteler ve sık kafa darbelerine açık olan sporlar epilepsisi olan çocuklarda tercih edilmemelidir. Bisiklete trafiğin yoğun olmadığı alanlarda, mutlaka kask takarak binmelidir. Yüzme ve sörf türü sporlar ancak çocuğun durumunu bilen bir erişkinin gözetiminde yapılmalıdır. Tenis ve futbol, tramplen atlamadan daha güvenli sporlardır.


Araba kullanabilir mi?
Epilepsililerin trafik kazası yapma ihtimali az da olsa diğer normal sürücülerden fazladır. Ancak bu risk diabet gibi kronik hastalığı olanlardan daha fazla değildir. Amerika'da yapılan bir çalışmaya göre epilepsili sürücülerin sebep olduğu trafik kazalarının %27 sinin nöbetlerden ileri geldiği, geri kalan kazaların ise alkol ve uyuşturucu kullanımına bağlı olduğu belirlenmiştir. Çocuğunuzun nöbetleri en az 2 yıldır (bu süre ülkelere göre değişmektedir) kontrol altında ise doktorunuzdan alacağınız izin ile (18 yaşını bitirmişse ve ehliyeti varsa) araba kullanmasında sakınca yoktur.

Anne-babalara özel not
Çocuğunuzun durumunu değerlendirmede gerçekçi olmaya gayret ediniz. Çocuğunuza karşı anlayışlı olunuz. Çocuğun kendisini epileptik değil de epilepsisi olan (diabeti, hipertansiyonu, tüberkülozu olan vb.) bir kişi olarak görmesini sağlayınız.

Genellikle pek çok epilepsili çocuğu davranış ve kişilik açısından diğer çocuklardan ayırt etmek mümkün değildir. Epilepsi nöbetleri genellikle dış faktörlerden etkilenmezler ve ansızın ortaya çıkarlar. Çocuğun üzülmesi, isteğinin yerine getirilmemesi, iştahsızlık, çok terleme veya terli halde su içme gibi durumlar nöbetlerin oluşmasında rol oynamazlar. Bu nedenle anne-babanın kendilerini suçlamalarına ve aşırı koruyucu ve kollayıcı davranmalarına gerek yoktur. Bu tutum çocuktaki girişimciliği önler ve aşırı korunan bir çocuk toplum içinde anne-babası gibi koruyucular bulamayacağı için geçimsiz bir erişkin olmaya adaydır. Aşırı koruma epileptik çocuk için olduğu kadar, kardeşleri tarafından kıskanılmasına yol açacağından aile içi sorunlar da yaratacaktır. Epileptik çocuğunuza ilginiz, diğer çocuklarınıza olan ilginizden az veya çok olmamalıdır. Ona özel muamele yapmayın. Sevginizi, disiplin anlayışınızı, dikkat ve ihtimamınızı eşit bölüştürün. Birine bir sorumluluk verdiğiniz zaman, diğerlerine de ona benzer bir sorumluluk verin. Şüphesiz bu sorumluluklar yaşlarına ve yeteneklerine uygun olmalıdır. Epilepsisi olan çocuğunuza gereğinden fazla ilgi göstermeye gerek yoktur. Ailenin tüm fertleri bu durumu olgunlukla ve tebessümle karşılamalıdır. Çünkü koşulacak mesafe uzundur.

Çocuğunuz için her şeyin mükemmel olmasını isteyen sizler için epilepsi tanısı önceleri bu rüyanızı yıkan kabus gibidir. Çoğu anne-baba gibi siz de kendi kendinize 'Neden benim çocuğumun epilepsisi var?' diye soruyor, bazen kızgınlık, bazen korku, bazen de suçluluk duyuyorsunuzdur. Bunları hissetmeniz gayet doğaldır. Hislerinizi yenmeye çalışmanız çocuğunuza yardım etmenizi kolaylaştıracak ve ailenin beraberce olgunlaşmasını ve yakınlaşmasını sağlayacaktır. Anne baba hislerini kendi aralarında açıkca konuşmalı ve gerekirse doktorundan yardım istemelidir.

Çocuğunuza karşı karşıya kaldığı sorunu anlatırken yaşını dikkate alın. Çocuğunuz nöbetlere yol açan bir hastalığı olduğunu bilmelidir. Olayın nedenlerini anlayabileceği kadar anlatın. Üç-dört yaşlarındaki çocuklar bile beynin vücudumuzun merkezi olduğunu ve değişik organlarımıza yapılmasını istediği şeyler hakkında emirler gönderdiğini anlayabilirler. Ancak bazen beynin gönderdiği acayip emre vücudumuz uymak istemese bile itaat etmek zorundadır. İşte kasılmaların nedeni budur. Ancak çocuğunuzun yaşı ne olursa olsun sorunun hem bugün hem de yarın geçmeyeceğini öğrendiği zaman hissedeceği olumsuz duygulara karşı onu rahatlatmak zorundasınız. Size "Neden ben?" diye soracaktır. Sizin olayı kabullenmedeki beceriniz, gerek kendi gerekse çocuğunuzun hislerini kontrol edebilmeniz, çocuğunuzun söz konusu duruma karşı reaksiyonunu çok etkiler. Bu aşamada kendisi gibi krizleri olan bir çocukla buluşturmanın kendisine güvenini artırması açısından büyük yararı olacaktır. Bir kez daha vurgulayalım: kızmak, suçluluk hissetmek veya gelecekten korkmak gayet doğaldır. Her sorununuzu doktorunuzla görüşünüz.

Epilepsi bir derttir, ancak dünyanın sonu demek değildir. Siz çocuğunuzdaki epilepsiyi yok saymaz, bundan ürkmez, bu durumu mutluluğunuzu alt üst eden bir felaket olarak görmezseniz çocuğunuzun ruhsal ve fiziksel sağlığı açısından gerekli temel koşulları oluşturabilirsiniz. Ancak bu koşullarda doktorunuz bilgi ve becerisini başarılı olarak uygulayabilir. Tıbbi durumunuzu konuşacağınız tek kişi doktorunuz olmalıdır. Her şeyi tek başınıza çözmeye çalışmak sizin için zor olacaktır. Böyle davranmak zorunda değilsiniz. Çevrenizde dostlarınız var. Ayrıca unutmayınız ki her çocuk gelecekte, toplum içinde kendi yerini alacaktır. Ona sorunu ile barışık yaşamayı öğretebilirseniz, topluma mutlu ve başarılı bir insan kazandırmış olursunuz.


Mystic@L 20 Haziran 2006 21:51

Çocuklarda Diş Çıkarma
http://www.hekimim.com/cocuk/parmakemenbebek.jpg

DİŞLER NE ZAMAN ÇIKAR?

Ortalama olarak ilk diş 7. ay ortalarında belirir.Ancak bazan ilk diş üçüncü ayda erkenden ortaya çıkarken, bazan da on ikinci ay, hatta sonrasına sarkabilir. Dişlerin çıkışı genellikle kalıtsal düzene uyar, yani sizin veya eşinizin dişleri erkenden çıkmışsa bebeğinizde de aynı şekilde olması olasıdır. Alttaki şekilde süt dişlerinin ortalama çıkış zamanlarını görebilirsiniz :

http://www.hekimim.com/cocuk/development_of_baby_teeth.jpg


arwen 24 Haziran 2006 01:28

ÇOCUKLARDA VİTAMİN EKSİKLİKLERİ
A,D,E,K vitaminleri yağda ; diğer vitaminler suda çözünürler. Vitamin eksikliği ortaya çıkmadan önce bazı belirtiler verir.Bu belirtilerin iyi değerlendirilerek eksikliğin yerine konması için vitamin takviyesi yapılmalıdır.
VİTAMİNİKilo alamama, boyun uzamaması, gözün parlaklığını yitirerek aşırı kuruması, gözyaşının yetersiz salgılanması, kuru ve pullanmış deri, halk arasında tavuk karası diye adlandırılan gece körlüğü( serum düzeyi 20µg/dl altında olursa) görülür. Tedavisinde A vitamini günde 25000 Ü bir-iki hafta verilir. Protein bakımından zengin beslenme önerilir.
VİTAMİN D: RAŞİTİZMKemiklerde kalsiyum ve fosfor dengesini düzenler. Huzursuzluk, baş terlemesi, kaşıntı, uyku bozuklukları, ileriki aşamalarda kas güçsüzlüğü (Özellikle karında kurbağ karnı) ,kafatasında yumuşama, asimetri, büyümüş bıngıldak, kafatası büyüklüğü ve geciken bıngıldak kapanması , dişlerin geç çıkması, diş çürümeleri, diş minesi bozuklukları, kaburgalarda kemik - kıkırdak bileşiminde raşitik tesbih taneleri, güvercin göğüsü, harrison oluğu, uzun kemiklerin bükülmesi, kemiklerde çabuk kırılmalar sırt kemiğinde eğrilikler, kalça kemiğinde deformiteler görülebilir.En büyük sebebi yetersiz alınım ve az güneşlenmedir. Korunmak için 1 yaşına kadar günde 400-800 Ü Vitamin-D, 2 yaşın sonuna kadar günde 0,25 mg flor, 3 yaşın sonuna kadar günde 0,5 mg flor verilir.Eğer içme suyunda flor 0,3 mg/lt den fazla ise ek olarak flor verilmez.(Diş minesinde leke yapma tehlikesi)
E VİTAMİNİMetabolik hızın çok arttığı okul ve ergenlik çağında zararlı maddeleri temizleyici etkisi vardır.Eksikliğinde hemolitik anemi, ödemler (vücutta sıvı toplanmasına bağlı şişlikler) görülebilir.VİTAMİN KNomal durumlarda barsaklardaki bakteriler tarafından yapılır. Pıhtılaşma faktörlerinin sentezi için gereklidir. Eksikliğinde kanamalarda artış (dişeti, yaralar, burun, mide- barsak sistemi kanamaları vs.)VİTAMİN B1: THİAMİNBüyüme döneminde sinir sisteminin gelişimi ve hızlı metabolizma için B1 vitaminine ihtiyaç vardır. Özellikle gelişmiş ülkelerde besinlerin aşırı kaynatılması içindeki B1 vitamininin büyük ölçüde yitirilmesine neden olur. Eksikliğinde kusma, iştahsızlık, huzursuzluk, nefes almada zorluk, kalp çarpıntısı, morarma, kalp yetmezliği, merkezi sinir sistemi bozuklukları, emziren annede sütteki thiamin eksikliğine bağlı olarak bebekte görülen kalp yetmezliği, ses kaybı, görme refleksi eksikliği ile karakterize infantil beriberi hastalığı görülebilir.



Mystic@L 24 Haziran 2006 01:33

Kızamık, "Rubeola"

Kızamığın etkeni bir virus olup Miksovirüs grubundandır. Hastalık kış ve ilk bahar aylarında görülür. Kızamık aşısının yaygın olarak uygulanmadığı toplumlarda 2 - 3 yıl aralıklarla salgına yol açabilir. Hastalık mikrobu, kızamıklı hastaların ağız - burun boşluklarında (nazofarenkste) taşınır. Hastalığın ilk belirtisinin görülmesinden itibaren 7 gün süre ile bulaşıcıdır. Kızamık mikrobu vücuda girdikten sonra üreyip, hastalık belirtilerinin ortaya çıkması için geçen zaman yaklaşık 10 - 12 gündür. Hastalık kendini ateş, konjuktivit, kuru ve inatçı öksürük, burun akıntısı ve ağız içinde lekeler ( Koplik lekeleri ), fotofobi ( ışığa bakamama ) ile kendini gösterir. Koplik lekeleri etrafı pembe - kırmızı bir halka ile çevrili, 1 mm. çapında mavimtrak - beyaz noktalardır ve alt azı dişleri hizasından başlayıp hızla ağız içi mukozasına yayılırlar. Koplik lekeleri, vücut döküntülerinden 2 gün önce belirir ve döküntünün 3. günü tamamen kaybolur.
Döküntü Dönemi
Kızamık döküntüleri tıbbi teriminoloji olarak makulopapülerdir. Yani, deriden hafif kabarık, kırmızı renkte, 1 cm den küçük çaplarda döküntülerdir. Döküntüler, saçlı deri çizgisinde, alın ve enseden başlar ve yüze, boyuna, kollara ve gövdeye yayılır. Döküntülerin en belirgin olduğu dönemde ateş en yüksektir. 3 gün sonra döküntüler, esmerimsi bir leke bırakarak ve deride pullanma yaparak solarlar.
Kızamığın Komplikasyonları
Kızamığın en önemli komplikasyonlarının başında akciğer iltihapları gelir, bunlarda bronşiolit ve bronkopnomonidir. Kızamığın ayrıca, orta kulak iltihabı, larenjit, ansefalit ( beyin iltihabı ) ve boyun bölgesindeki lenf bezlerinde büyüme - iltihaplanma gibi ciddi komplikasyonları vardır.
Korunma
En etkin korunma yöntemi 9 ve 15 aylıkken yapılan kızamık aşılaması ve 12 yaşında rapeldir. Ancak temastan sonra 1 - 2 gün içinde aşı, ya da bulaşmanın ilk 6 gününde gamma globulin tatbiki de koruyucu önlemler arasındadır.


arwen 24 Haziran 2006 02:06

PİŞİK
Annelerin en çok yakındıkları rahatsızlıklardan biridir pişik. Bebeğin poposunda ve çevresinde görülen deri tahrişidir. Kirlenmiş alt bezinin uzun süre değiştirilmeden bırakıldığı durumlarda idrar ve dışkının ayrışması ve ortaya çıkan amonyağın cildi yakıp tahriş etmesiyle oluşur. Peki pişiğe karşı neler yapmalı?
  • Pişik kremi kullanın.
  • Bebeğin altını sık sık değiştirin.
  • Bebeğin poposunu sık sık havalandırın.
  • Bebek bezlerini çok iyi durulayın.
KONAK
Bebeğin başında görülen kabuklaşmış deri parçalarıdır. Bebeği rahatsız etmez. Ancak kızaran yerlerden sıvı sızıyorsa doktora gitmelisiniz. Kabukları yumuşatmak için bebek yağı ile ovun. Yağı 12-24 saat kafasında bırakın. Sonra tarayarak kabukları kabartın. Saçlarını yıkayın . Kabuklar suyla akıp gidecektir.


Mystic@L 24 Haziran 2006 23:39

Okul Çocukluğu Dönemi

6 yaşından cinsel olgunlaşma belirtilerinin başladığı ergenlik dönemine kadar çocuğun gelişmesindeki başlıca özellikler, gittikçe anne babaya olan yakın ilginin azalması; öğrenme, yarışma, ödev, sorumluluk ve başarma duygularının yerleşmesidir.

İlkokula yeni başlayan çocuklarda kısa veya uzun süreli uyum sorunları çok yaygındır. Sınıfa annesiyle birlikte girmek, sınıfta durmamak, sıraya oturmamak, altını ıslatmak, altını kirletmek, ağlamak, derste gezinmek, birşeyler yemek gibi belirtilerle kendini gösteren uyum güçlükleri birkaç gün ya da birkaç haftayı bulabilir. Bazı çocuklarda okul fobisi görülebilir. Bu aşırı okul korkusu aslında okuldan korkma değil, anneye aşırı bağımlı olan çocuğun, okula gitmekle annesinden ayrılması sırasında ortaya çıkan anneden ayrılma korkusudur.

Okula uyum sorunlarının çözümü için okula yeni başlayan çocukta okuma yazma öğrenmekten önce evdeki olumlu ilişkinin okulda da sürdürülmesi, bir tür anne baba modeli olan öğretmenin çocuğa duygusal doyumu sağlayacak şekilde davranması ve bizzat kendi davranışlarıyla da çocuk için iyi bir örnek oluşturması gereklidir.

Sevgili anne ve babalar, aynı yaştaki çocukların tartı ve boy değerleri tıpatıp aynı olamayacağı gibi, aynı nörolojik ve ruhsal gelişim özelliklerini sergilemezler. Bu nedenle yaşa uygun beceriler değerlendirilirken, her bir çocuğun istenen tüm hareketleri yapması beklenmez. Ancak normalden sapmalar varsa, doktorunuza başvurarak nörolojik ve psikolojik durumunun değerlendirilmesini sağlamanız çok yararlı olur.




KafKasKarTaLi 25 Haziran 2006 01:39

ÇOCUKLUK ÇAĞINDA BESLENME


Sevgili Anne ve Baba,
Çocuklarda normal büyüme ve gelişmenin izlenmesi, normalden sapmaların tespiti yoluyla hastalıkların belirlenmesi ve önlenmesi için gereklidir. Sağlıklı çocuk takibinde düzenli olarak boy, ağırlık ve baş çevresi ölçümleri yapılmalıdır.
Her şeyden çok sevdiğiniz bebeğinizin büyümesi, gelişmesi ve sağlıklı bir yaşam sürmesi şüphesiz ona sağlayacağınız imkanlarla mümkündür. Düzenli olarak doktora götürmek, kilosunu ve boyunu ölçtürmek, aşılatmak ve uygun besinlerle beslemek suretiyle iyi gelişmesini ve sağlıklı kalmasını sağlayabilirsiniz. Belirli bir çocukta saptanan değerler normal sınırlar içinde olsa bile, zaman içinde çocuğun kendine özgü büyüme grafiğinden sapmalar olabilir.
"Çocukluk Çağında Beslenme" adını verdiğim bu kılavuzda, doğduğu andan itibaren 5 yaşına gelinceye dek çocuğunuzun büyüme gelişmesindeki önemli aşamaları esas alarak, beslenme konusunda yol göstermeyi amaçladım. Her şey çocuklarımızın sağlığı için ..
Dr. Çağatay Nuhoğlu

ÇOCUKLUK DÖNEMLERİNE GÖRE BESLENME0 - 4 AYLIK BEBEĞİN BESLENMESİ:

Anne sütü mükemmel besin içeriği ile kolay hazmedilir, etkili bir biçimde kullanılır. Bebeğinizi hastalıklardan korur, mamalarla beslenmeden daha ucuza mal olur. Bunun ötesinde emzirmek suretiyle, anne bebek bağının kurulması kolaylaşır, yeni bir gebeliğin gecikmesi ve annenin sağlıklı kalması mümkün olur.
Doğumdan sonraki ilk 4 ayda yalnızca anne sütüyle beslenen bebekler ishal ve zatürree gibi bulaşıcı hastalıklara, alerjik rahatsızlıklara daha az yakalanırlar, daha sağlıklı büyürler. Bu nedenle;
İlk 4 ay bebeğinizi tek başına anne sütüyle besleyiniz. Bu aylarda anne sütüyle birlikte verilen ek besinler bebeğin anne sütünden yeterince yararlanmasını engeller.
Bebeğinizin yalnızca anne sütüyle beslendiği bu dönemde, su kaybına yol açan hastalık halleri dışında ilave su gereksinimi yoktur! Eğer ishal gibi mutlaka su verilmesi gereken bir durum söz konusuysa kaynatılmış su veriniz.
İlk günlerde gelen anne sütü çok besleyicidir. Bebeğinizi istedikçe ve sık sık emzirerek bu sütten yararlanmasını sağlayınız. Anne sütünün artmasını sağlamak için sık emzirme birinci koşuldur. Bebeğinizin emmediği durumlarda, göğsünüzde süt birikimi söz konusu olduğunda tırle adı verilen pompalarla boşaltma işlemi yapabilirsiniz. Bu pompalar hemen her eczaneden kolaylıkla temin edilebilmektedir.
Tüm annelerin sütü yararlıdır. Başlangıçta oldukça koyu olan sütünüz zamanla sulu bir hal alır; bu, anne sütünün genel özelliğidir ve tamamen doğal bir durumdur. Benim sütüm bebeğime yaramıyor gibi sözlerin hiçbir anlamı yoktur. Çünkü her annenin sütü kendi bebeği için özeldir.
Bebeğiniz her beslenmeden sonra az miktarda kaka yapabilir, bu durum bazen yanlışlıkla ishal olarak değerlendirilir. Oysaki altın sarısı renkte, kötü kokmayan, sulu, günde 7 - 8 kereye kadar olabilen bu dışkı tamamen normaldir. Yine aynı özellikleri taşıyan ama 3 günde bir bol miktarda yapılan kaka da normal kabul edilir. Ancak dışkı çok sert ise nedeni araştırılmalıdır.
Göğüs uçlarında meydana gelen çatlaklar genel kanının aksine, temizlikteki yetersizlikten değil, uygun emzirme pozisyonunun ve tekniğinin sağlanamamasından ileri gelir. Bebek, memenin sadece ucunu değil renkli kısmın önemli bir bölümünü bir ağız dolusu almalı, çene ucu meme cildine temas eder vaziyette ve alt dudak dışa kıvrılmış olmalıdır. Bu şekilde bebeğin yanaklarında şişlik oluşur ve yutkunarak annesinin sütünü aldığı kolayca fark edilir. Eğer çatlak meydana gelmişse doğru pozisyonda ve uygun emzirme tekniğiyle sorun kısa sürede halledilir. Beslenme sonrası bir miktar anne sütünün çatlak bölgelere sürülerek kurutulmasının yararlı olduğu düşünülmektedir.
Emziren anneler her zaman bol ve pamukludan yapılma sutyen giymelidirler.
Anne sütünün yetmediği inancıyla doktora danışmadan yeni bir gıdaya başlanmamalıdır. Düzenli kilo alan, günde ortalama 6 kez beslenebilen, bezini günde 6 defa ıslatan bir bebek anne sütünü yeterince alıyor demektir. Kaka sayısı beslenmenin değerlendirilmesinde güvenilir bir işaret değildir.
Anne sütünün yeterliliği en iyi çocuğun gereken tartıyı almasıyla anlaşılır. Bu nedenle bebeğinizi düzenli aralıklarla sağlık kontrollerine getiriniz.
Çalışan anneler sütlerini sağdıktan sonra, kaynatılarak steril edilmiş şişelerde oda sıcaklığında 8 saat, buzdolabında 24 saat ve buzlukta dondurarak 6 ay saklayabilirler. Bu amaçla saklanan anne sütü hiçbir zaman kaynatılmamalıdır.
Bebeklere ilk yaşın sonuna kadar kaynatılmamış su verilmemesi tavsiye edilir.
Bebeklerini emziren annelerin iyi beslenmesi anne bebek sağlığı açısından çok önemlidir. Bu nedenle annelerin; günde 2 litre (10 su bardağı) kadar sulu gıdalar (su, süt, az şekerli limonata, komposto çorbalar, vb.) almaları önerilir.

Günlük beslenmede en az 2 su bardağı süt veya yoğurt, 1 köfte kadar et ve bir adet yumurta, 3 ince dilim ekmek veya 3 porsiyon unlu yiyecek 2 adet meyve bulunmalıdır. Anne sütü verirken sigara içmemeli, çay ve kahve gibi besleyici değeri olmayan içecekleri tüketmemelidir.




4 - 9 AYLIK BEBEK BESLENMESİ

Yalnız anne sütüyle beslenen bebeklerde ek gıdalara dördüncü aydan sonra başlanır. 4-6 ay arasında anne sütüyle yeterli büyüme gelişme sağlanıyorsa sadece anne sütüyle beslemeye devam edilir, bu durumda ek gıdalara altıncı aydan sonra başlanır.
Bu dönemde çocuğunuza verdiğiniz ek gıdalar anne sütünün tamamlayıcısıdır.

Ek Gıdalar:
Çocuğun ayına uygun büyüme ve gelişme sürecini destekleyen, değişik tatlarla tanışmak suretiyle sonraki aylarda kolay yeme alışkanlığı kazandıran, besleyici değeri yüksek ama allerji yapma niteliği az olan besinlerdir. Meyve suyu veya meyve püresi, sebze çorbası veya sebze püresi, muhallebi, yoğurt, peynir, reçel, bisküvi, ekmek, yumurta bebek beslenmesinde önde gelen ek gıdalardır.
Ek gıdaları kaşık ya da bardakla veriniz.
Yeni deneyeceğiniz yiyecekleri çocuk açken alışık olduğu yiyeceklerden önce veriniz. Miktarı daima azdan başlayarak arttırınız.
Yeni gıdaların allerji yapıp yapmadığına dikkat ediniz. Bu nedenle aynı gün içinde birden fazla yeni besin denemeyiniz. Şüpheli bir gıdayı kestiğinizde belirtilerin geçip geçmediğini kontrol ediniz. Bir iki gün sonra yeniden deneyiniz.
Bebeğinizin hoşlanmadığı önemli yiyecekleri zaman zaman yeniden deneyiniz.
Meyve Suyu:
Elma ve şeftali gibi meyvelerin suları taze olarak 1-2 tatlı kaşığı miktarından başlanarak verilir ve yavaş yavaş arttırılır. Portakal ve mandalina suyunun daha ileri aylarda verilmesi uygun olur.
Meyveler iyice yıkanır, kabukları soyulur ve cam rendede rendelenir. Temiz bir tel süzgeç veya tülbentle süzülerek suyu elde edilir. Meyve suyuna başlandıktan bir iki hafta sonra püre halinde verilebilir. Meyve sularına şeker eklenmemelidir!
Sebze Çorbası:
Meyve suyuna başlandıktan iki hafta kadar sonra öğle öğününde verilmek üzere patates, havuç, pirinç ve taze sebzelerden günlük olarak hazırlanır. Bir iki tatlı kaşığından başlanarak yavaş yavaş arttırılır. Dört haftalık bir süre içinde tam sebze püresine geçilir.
1. Hafta (sebze çorbası): 3-4 su bardağı su, 2 orta boy havuç, 1 orta boy patates 45 dakika kapaklı kapta pişirilir. Tel süzgeçle hiç ezmeden suyu bir başka kaba alınır. Bir çay kaşığı irmik ilavesiyle tekrar 5-10 dakika pişirilir. Sıvı miktarı 200 gram olacak şekilde ayarlanır.
2. Hafta (basit sebze püresi): Aynı şekilde pişirilir. Havuç ve patatesler tel süzgeçten tamamen ezilerek püre olarak geçirilir. Bu pürenin içine yine irmik katılarak mamanın hazırlanması tamamlanır.
3. Hafta (karışık sebze püresi): Havuç ve patatesin yanına 1 çay kaşığı pirinç ve her gün bir yenisi ilave edilmek üzere mevsimlik sebzeler eklenir. Örneğin ilk gün 3-4 yaprak maydanoz, ertesi gün maydanoz ve bir kaç yaprak ıspanak, sonraki gün ilaveten dörtte bir enginar, daha sonra dörtte bir domates gibi .. Tel süzgeçten ya da blenderden geçirilerek elde edilen püreye yine bir çay kaşığı irmik eklenerek 5 dakika daha pişirilir.
4. Hafta (tam sebze püresi): Ayrıntılarıyla anlattığım şekilde hazırlanan püreye 1 çay kaşığı zeytin yağı veya pastörize tereyağı katılır.
Altıncı aydan itibaren sebze çorbası ya da püresine 1 yemek kaşığı kıyma (3 kez çekilmiş yağsız sinirsiz dana) eklenmelidir.
Muhallebi:
Sebze püresinden 1-2 hafta kadar sonra genellikle 5. aydan itibaren akşam (gece değil) öğünü olarak verilir. 1 su bardağı süt, bir tatlı kaşığı pirinç unu, 1 tatlı kaşığı toz şekerle yapılır. Soğuk sütün bir kısmıyla pirinç unu iyice ezilir, kalan süt eklenir karıştırılarak pişirilir. Ateşten indirmeye yakın şeker eklenir. İlk günlerde süt sulandırılabilir.
Muhallebi, kutu mamalarla da hazırlanabilir. Özellikle inek sütü proteinlerine duyarlı olan bebeklerde bu durum tercih edilir. Bir su bardağı su 1 tatlı kaşığı pirinç unu karıştırılarak pişirilir. Ateşten indirildikten sonra içine 5-6 ölçek hazır mama toz halinde katılır. Topaklanma durumunda tel süzgeçten geçirilir. Son yıllarda süt çocukluğu döneminde inek sütünün hiç kullanılmaması yönünde olan görüşler giderek ağırlık kazanmaktadır.

Yoğurt:
Süt kaynatılır, elin dayanabileceği sıcaklığa kadar soğutulur. 1 litre süt içine bir çorba kaşığı yoğurt 1-2 kaşık sütle sulandırılarak eklenir, yavaşça karıştırılır. Hareket ettirmeksizin sıcaklığını koruyabilecek şekilde 3-4 saat bekletilir. Bir kase kadar ikindi öğünü olarak verilir.
Kahvaltı:
Çocuk altı ya da yedi ayını bitirdikten, sebze püresi, muhallebi, yoğurt gibi gıdalara iyice alıştıktan sonra kahvaltılara başlanır. Süt, beyaz peynir, reçel, pekmez, ekmek veya bebe bisküvisi başlıca malzemelerdir. Tuzu alınmış bir parça beyaz peynir ve reçel sütle ezilir. Karışıma ekmek içi katılır. Bu amaçla 3-4 bebe bisküvisi kullanılabilir. Kahvaltıya önce 1-2 tatlı kaşığı olarak başlanır, miktarı giderek arttırılır. Bal allerji yapma olasılığı nedeniyle bir yaşından önce tercih edilmez. İstenirse 1 çay kaşığı yağ eklenebilir. Bir süre sonra peynir, reçel, yağ ve ekmek sütten ayrı olarak verilebilir.
Yumurta:
Katı olarak pişirilmiş yumurtanın sarısı 1 çay kaşığı miktarından başlanıp giderek arttırılmak suretiyle kahvaltıya ilave olarak verilir. Bir haftanın sonunda bebeğiniz bir tam yumurta sarısı yiyebilir. İyice alışmış olan çocuklara yumurta kayısı kıvamında verilebilir. Yumurtanın beyazının bir yaşında önce verilmesi genellikle tercih edilmez.
Tahıllı Çorbalar:
Mercimek, yoğurtlu yayla, acısız tarhana çorbası gibi gıdalar, taze sebze çorbalarına alıştırılmış olan bebeklere 7. aydan sonra değişik tatları öğretmek amacıyla verilebilir.
Köfte:
Sebze çorbasıyla birlikte, yağsız sinirsiz üç kez çekilmiş dana kıymasından baharatsız olarak hazırlanmış 1-2 köfte 6. Aydan itibaren verilebilir.
Balık ve Tavuk:
Bebeğiniz yedi sekiz aylık olduğunda kıymaya alternatif olarak püre halinde öğle öğününde tavuk ve kılçıksız balık eti verebilirsiniz.
Karaciğer:
Kuzu ciğeri tercih edilir. Az tuzlu suda haşlanır, zarı çıkarılır, rendelenerek balık ve tavuk etleriyle dönüşümlü olarak sebze çorbalarıyla birlikte verilir.
Çay:
Çayın besleyici hiç bir değeri yoktur. Aksine diğer gıdaların besleyici değerini düşürür, barsaklardan demir emilimini bozarak kansızlığa yol açabilir. Bu bakımdan süt çocuğu beslenmesinde yeri yoktur.

6-8 AYLIK BEBEKTE BESLENME ŞEMASI:
_____________________________________
1. Öğün (saat 06.00-07.00)
Kahvaltı + Anne Sütü
Ara Öğün (saat 09.00-09.30)
Meyve Suyu
2. Öğün (saat 11.30-12.30)
Et + Sebze Maması + Anne Sütü
Ara Öğün (saat 15.30-16.00)
Yoğurt + Meyve Püresi + Ekmek
3. Öğün (saat 18.30-19.30)
Sütlü Muhallebi + Anne Sütü
Gece Öğünü
Anne Sütü (1-2 kez)
_____________________________________

Anne sütü verilmeyen bebeklerde bunun yerine uygun şekilde hazırlanmış hazır mama verilebilir. Ancak unutulmamalıdır ki hiç bir mama anne sütünün tam olarak yerini tutamaz. Bu nedenle bebeğinizi kendi sütünüzle beslemek için olabildiğince gayret gösteriniz.
Et olarak 1 köfte, 5 tatlı kaşığı karaciğer veya tavuk ezmesi dönüşümlü olarak verilebilir. Sütlü muhallebi yerine mamalardan hazırlanmış muhallebiler ya da hazır unlu sütlü mamalar verilebilir. Sebze maması ve muhallebi öğünleri önceleri az miktarda başlanır, daha sonra 200-250 gram (bir kase dolusu) olarak hazırlanır.



<A name="9-12 AY"> 9-12 AY ARASI BEBEĞİN BESLENMESİ:
Çocuğunuz için bu dönemde özel yiyecekler hazırlamanıza gerek yoktur. Yetişkinler için pişirilen tüm ev yemekleri az yağlı püreler halinde bebeğe verilebilir.
Örnek Mönü:

Sabah: Kahvaltı
1 Bardak şekersiz süt
1 Yumurta sarısı
1 Tatlı kaşığı reçel ya da pekmez
1 Çay kaşığı yağ
1 İnce dilim ekmek veya 3-4 adet bisküvi

Ara: Meyve püresi

Öğle: Kıymalı sebze püreleri
Dolma içleri, sebzeli köfteler
Kuru baklagil püreleri
Bir dilim ekmek içi (sebzelerle)

Akşam: Muhallebi (veya öğle öğünün aynısı)

Sebze olarak bakla ve patlıcan bebek beslenmesinde tercih edilmez. Bir yaşına basan bebekler aile sofrasına oturtulur, kendi kendine yemesi için teşvik edilir. Diğer sütlü besinlerin yanı sıra günde bir bardak süt içmesine özen gösterilir.



<A name="1-5 YAŞ"> 1-5 YAŞ ÇOCUK BESLENMESİ:

Dokuz aydan sonra çocuğun temel gıdası olmaktan çıkan anne sütü 2 yaşına dek anne için uygun olan bir zamanda kesilebilir.
Bir yaşından sonra 13-14 aylık olan çocuğa, çatal kaşık kullanma alıştırmaları yapılabilir. Ailenin diğer fertleriyle birlikte sofrada oturan çocuğun ayrı tabağı olmalı, neyi ne kadar tükettiğine dikkat edilmelidir.
Bu dönemde de çocuklar günde dört öğün beslenmeli, temel besin gruplarından (süt ve sütlü gıdalar .. etler, yumurta ve baklagiller .. sebze ve meyveler .. unlu ve nişastalı besinler) yeterli ve dengeli tüketmelidirler.
Ülkemizde en sık yapılan hatalardan biri çocuğu yemek suyuyla beslemektir. Hiç bir besleyici değeri olmayan bu beslenme biçimi uygulanmamalıdır.

Her gün yarım litre süt çocuklara verilmelidir. Süt her şekilde verilebilir. Sütün içerdiği kalsiyum çocukların gelişimi için çok önemlidir. 25 gram peynirde de 200 gram sütteki kadar kalsiyum vardır.
Her gün et ve baklagillerden bir ikisi beslenme listesinde bulunmalıdır.
Her gün bir yumurta yedirilmelidir. Düzenli et verilen çocuklara gün aşırı olabilir.
Günde bir ya da iki kez sebze verilmelidir.
Günde bir iki kez meyve yenmelidir. Fazladan bir öğün meyve vermek sebzenin yerini tutabilir. Meyve suları da meyvenin yerine geçebilir.
Günde bir iki kez nişastalı besinler ve üç dilim ekmek beslenme listesinde bulunmalıdır.
Çocuklara olabildiğince erken dönemde kendi kendilerine çatal kaşık kullanarak yemeleri öğretilmelidir.
Her çeşit şekerleme, pasta, kek, dondurma sık sık verilmemesi gereken yiyeceklerdir. Öğünler arasında çocuğa şekerleme vermek iştahı azaltarak yetersiz beslenmeye yol açtığı gibi diş çürüklerinin de önde gelen nedenidir.
Çay ve kahve verilmesi içerdikleri uyarıcı maddeler nedeniyle sinirliliğe yol açtığından bu içecekleri çocuklara hiç tattırmamak en iyisidir.
Bu dönemde çocuklar ağız ve diş sağlığı konusunda eğitilmelidirler. 1,5 - 2 yaşına gelen çocuğun bir diş fırçası olmalı, macunsuz olarak fırçalama eğitimi verilmelidir. Üç yaştan itibaren diş macunu kullanmaya başlanabilir.

Sevgili Anne ve Baba,
Hazırlamış olduğum bu kısa ve özlü beslenme kılavuzunun, bebeğinizin yeterli ve dengeli beslenmesi için gösterdiğiniz çabada size yol göstererek yararlı olacağını umut ediyorum. Bebek beslenmesi ile ilgili kapsamlı ve kaliteli çok sayıda kaynak eseri kitapçılarda bulabilir, merak ettiğiniz ayrıntıları doktorunuzla konuşarak bilgilerinizi pekiştirebilirsiniz.
Sağlıklı ve başarılı nesiller yetiştirmeniz dileğiyle ..

Dr. Çağatay Nuhoğlu




Mystic@L 25 Haziran 2006 02:05

Çocuklarda İshal ve Beslenme

İshal, emilim ve sekresyonun azalması ile dışkı miktarının, sayısının bozularak yumuşak, sıvı bir görünüm alması ve günde üçten fazla sıvı dışkılama olarak tanımlanmaktadır. Özellikle küçük bebeklerde beslenmelerine göre dışkılamaları da değişmektedir, yenidoğanda günde 3-6 kez, ilk yaşın sonuna kadar günde 2-3 kez olmaktadır.
Bebek ölüm oranının en yüksek olduğu ülkemizde ölüm nedenlerinin başında ishal gelmektedir. Nedenlerine baktığımızda yetersiz beslenme, ek besinlere çok erken veya geç başlanması, aşırı beslenme, enfeksiyonlar, besin zehirlenmeleri, antibiyotik kullanımı ve metabolik hastalıklar gelmektedir.
İshali olan çocuğa bol su ve sıvı besinler verilmelidir.
Çocuğun ishal sırasında uygun besinlerle beslenmesi belirtileri de azaltacaktır.
Aşırı kusma veya bilinç kaybı yoksa çocuk muhakkak beslenmelidir.
Çocuğa ORS..oral rehidratasyon sıvısı.. verilmelidir. Her dışkılamadan sonra 2 yaşından küçük ise 50-100ml, 2 yaşından büyük ise 200ml.
Dünya Sağlık Örgütüne göre ORS karışımının yanı sıra evde hazırlanacak tuz ve şeker karışımı solüsyonda tedavide kullanılabilir. 1 lt. kaynatılmış ve ılıtılmış su içerisine 1 çay kaşığı yemeklik karbonat, 1 çay kaşığı tuz ve 8 tatlı kaşığı şeker ilave edilerek hazırlanabilir.
ORS’nin yanı sıra çocuğa kaynamış su, açık çay, tuzlu ayran, meyve suyu, yoğurtlu pirinç çorbası verilebilir.
Bebek anne sütü alıyorsa anne sütünün enfeksiyonlara karşı koruyucu etkisinden dolayı emzirilmelidir. Bebek inek sütü ile besleniyorsa, süt ilk 2 gün yarı yarıya sulandırılarak verilmelidir.
Bebek ek besinlere başlamışsa pirinç lapası, patates püresi, potasyumdan zengin meyve suları, ayran, yağsız et, acısız tarhana çorbası verilebilir.
Şeker ve şekerli yiyecekler osmolariteyi artıracağından ve barsaklarda patojen..hastalık yapan.. bakterilerin çoğalmasına neden olacağından verilmemelidir.
Pirinç içeriğindeki su tutucu özelliği olan glisinden dolayı dışkı sayısını azaltacaktır.
İshal süresince çocuğa çiğ sebze ve meyve, besin değeri olmayan çok sulu çorbalar..şehriye gibi.., kepekli tahıllar, kepekli ekmek, acılı yiyecekler, yağ içeriği yüksek besinler verilmemelidir.
Besinler 3-4 saatte bir, zorlanmadan ve iyi pişmiş olarak verilmelidir.
İshalden korunmak için;
İçme suyuna dikkat edilmelidir, su kaynatılmalı ve ılıtıldıktan sonra verilmelidir. Sebze ve meyveler bol su ile yıkanmalıdır. Yemekler dışarıda bekletilmemeli muhakkak buzdolabında saklanmalıdır. Yiyecekler hazırlanmadan önce, tuvaletten sonra, bebeğin bezi değiştirildikten sonra muhakkak eller sabunla yıkanmalıdır. Hijyen kurallarına dikkat edilmeli ve ailecek uyulmalıdır.


arwen 25 Haziran 2006 14:49

ŞAŞILIK

Normalde her iki gözde aynı zamanda aynı doğrultuya bakar. oysa şaşı çocukta bu farklıdır. yeni doğmuş bir bebeğin gözleri uyum içinde olmayabilir. bu normaldir. genelde 3 aylıkken düzelir. şaşılık bazı çocuklarda kalıcı bazılarında geçicidir. çocuk ne kadar küçükse tedavi o kadar başarılı olur. çocuğunuzun şaşı olup olmadığını anlamak için : bebek 3 aylıkken bir oyuncağı yüzünden 20 cm uzğa tutarak yavaşça sağdan sola hareket ettirin. bebeğiniz izlerken gözleri uyumlu hareket ediyorsa şaşı değildir.


Misafir 26 Haziran 2006 20:10

Alerjik Egzama (Dermatit)

Önemli Noktalar
•Çocuğun cildini sabunla yıkamaktan kaçınınız
•Banyo köpüğü kullanmaktan ve çocuğun saçını şampuanla yıkamaktan kaçınınız
•Banyosunda az miktarda parfümsüz normal banyo yağı kullanınız
•Cildin kuruması halinde, çocuğa her iki günde bir banyo yaptırınız
•Uzun süreli sıcak su banyosu yaptırmayınız ve cildi, havluyu hafifçe
dokundurarak kurulayınız
•Özellikle hemen banyonun ardından, çocuğun cildine düzenli olarak nemlendirici krem sürünüz (sorbolene ya da aqueous kremi)
•Emici özelliği fazla olan bezler kullanınız ve bezleri düzenli olarak değiştiriniz
•Bebeklere normal aşı programlarının uygulanması gerekir
•Egzemalı çocuklara özel diyet uygulamanın fazla bir yararı olmaz

Alerjik egzama nedir?
Alerjik egzama (çoğunlukla bebek egzaması ya da yalnızca egzama olarak adlandırılır), kuru, kırmızı ve genellikle çok kaşıntılı olan pul pul döküntüyle belirgin bir deri iltihabıdır. Pigmentli deride daha mor ya da kahverengi ve kalınlaşmış deri baskın özellikler olabilir. Egzamalı yerlerden akıntı sızabilir ve bu yerler kabuk bağlayabilir. Küçük bebeklerde 2 ile 4 aylık olduktan sonra ortaya çıkma olasılığı vardır. Egzama birçok çocukta büyüdükçe iyileşme göstermektedir.
Egzamanın nedeni bilinmemesine karşın, hastalığa yaygın olarak alerjik (atopik) astım ve saman nezlesi eşlik etmektedir. Diğer aile bireylerinde alerjik egzama, astım ve saman nezlesi olması durumunda, çocukta egzama görülme olasılığı daha fazladır.

Egzama vücutta nerelerde oluşur?
Alerjik egzama bebek küçükken başlar. İlk önce genellikle iltihaplı ve kuru kabartılar halinde yanaklarda oluşur. Deri kırmızı, pigmentli deri ise, açık mor, kahverengi ve hatta beyaz bile olabilir. Egzama daha sonra alın ve baş derisine yayılabilir.
Çocuk büyüdükçe egzama vücutta, kollarda dirsek içlerinde ve bacaklarda diz arkasında görülür. Ayrıca, el ve ayak bileklerinin etrafında da oluşur.
Çocukluğun ileri dönemlerinde yüzde daha seyrek görülür ancak, kulak arkasında ve gözlerin etrafında döküntü oluşabilir.

Nedeni nedir?
Yukarıda sözü edildiği gibi, egzama ile diğer alerjik hastalıklar arasında bir bağlantı bulunmaktadır. Ancak, birçok vakada egzamaya neden olan herhangi bir maddeye karşı alerjik bir durum söz konusu değildir.

Aşağıdakileri dekapsayan bazı faktörler hastalığı ağırlaştırabilir:
• sabun, deterjan ve şampuan gibi cildi tahriş eden ya da kurutan maddelerle temas
• cildin kurumasına neden olan soğuk hava
• bakteri kökenli ikincil enfeksiyon
• stres

Birçok kişi, herhangi bir yiyeceğin egzamayı artırıp artırmadığını merak etmektedir. Ancak, çocukların çoğunda, belirli bir yiyeceğin hastalığa yol açtığını söylemek çok zordur.
Nasıl önlenir ve tedavi edilir?
Kaçınılması gerekenler
• Döküntüyü daha kötü ve kaşıntılı hale getireceğinden, ovma ve kaşıma
• Cildi kuruttuğu için sabun, deterjan ve parfümlü ürünler kullanma
• Cildi kuruttuğu için, egzamalı yerleri su ile çok fazla yıkama
• Cildi daha fazla tahriş ettiği ve kuruttuğu için, uzun süre sıcak su banyosu veya sıcak duş yapma
• Aşırı sıcak ya da soğuk
• Çocuğun terlemesine ve kaşıntıya neden olduğundan yorgan kullanma
• Yün gibi vücuda batan giysiler giyme
• Battaniye, halı ve koyun postlarındaki yünle doğrudan tema

Yapılması gerekenler
•Cildi temizlemek için sabun yerine banyo yağı kullanınız
•Nemlendirici kremleri, özellikle banyodan sonra düzenli olarak kullanınız
•Banyo ya da duştan sonra, cildi, havluyu hafifçe dokundurarak kurulayınız ve ovmayınız
• Kışın sıcak odada üzerini çıkarınız
• Yazın yatak odasının serin olmasını sağlayınız
• Bol pamuklu giysiler giydiriniz (ya da pamuklu/sentetik karışık giysiler)
• Giysilerdeki etiketleri çıkarınız
• Emici özelliği fazla olan bezler kullanınız ve bunları düzenli olarak değiştiriniz

Egzamanın ağır olması durumunda, doktor cilde sürmeniz için kortizonlu krem verebilir. Genellikle, egzama aktif hale geldiğinde hafif kortizonlu krem ya da merhemler kullanılmakta, hafiflediğinde ise, bu ürünler bırakılmaktadır.

Egzama kontrol altına alınsa bile, nemlendirici kullanma sürdürülür. Egzamanın enfekte olması halinde, doktorun antibiyotik vermesi gerekebilir.

Kaşıntının giderilmesinde, özellikle gece meydana gelmesi ve uykusuzluğa neden olması durumunda, antihistamin şurupların yararı olabilir. Egzamanın tedavisinde diyetin rolü henüz açıklığa kavuşmamış olup, birçok çocukta özel diyet uygulama başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Diyet konusunda bilgi edinmenin herhangi bir zararı olmamasına karşın, bu konuda bilgi, egzama ve küçük çocukların beslenme ihtiyaçları konusunda uzman olan bir kişiden alınmalıdır


Mystic@L 26 Haziran 2006 22:23

Çocuklarda Uyku Sorunları


Çocuklarda uykuya dalma zorlukları
İkinci ile altıncı yaşlar arasında aşırı hareketli olan çocuk uykuya dalma konusunda direnebilir. Ayrıca ilk kaygılı rüyalar da bu zorluğu arttırır. Bu dönemde yatmaya direnen çocuk çeşitli bahaneler bulur. Korktuğunu, yalnız yatamadığını söyleyerek anne baba ile yatmak isteyebilir, odasında gece bir ışık yakılmasını ister, bir oyuncak ya da yastık gibi uykuya geçişi kolaylaştıracak bir eşyaya sarılabilir, ilk bir yılda gördüğümüz davranışlardan olan parmak emme ile rahatlamaya çalışabilir ya da aileden birinin anlatacağı masala bağlanır. Dış ortamdaki koşulların uygunsuzluğu (gürültü, anne baba ile birlikte yatma, uyku saatinin düzensizliği), uygun olmayan dış baskılar (aşırı baskıcı anne babasına karşı otonomisini korumaya çalışan çocuk) ve sıkıntılı ya da çatışmalı bir ev ortamı bu geçiş dönemini bozar.
Çocuk rüyalardan ya hoşlanır ya da çoğu zaman bildirildiği gibi korku ile güçlü tepkiler sergileyebilir. Rahatsız edici rüyalar çocuk 3, 6 ve 10 yaşında iken en yoğundur. İki yaşındaki çocuğun rüyaları kovalanmak ya da ısırılmak ile ilgili olabilmekte, dört yaşında ise bazı hayvan rüyaları ile iyi ya da kötü insanlarla karşılaşılan rüyalar başlamaktadır. Beş ya da altı yaşlarında öldürme ya da yaralanma ile uçma, arabada olma ve belirgin hayaletlerin olduğu rüyalar vardır. Çocuklukta saldırgan rüyalar oldukça ender görülür, onun yerine çocuğun bağımlılığını yansıtan tehlikede olduğu şeklinde rüyalar görülür. Beş yaşına doğru çocuk o zamana kadar gerçek yaşantılar olduğuna inandığı rüyaların gerçek olmadığını fark etmeye başlar. Yedi yaşına gelinceye kadar çocuklar rüyaların kendileri tarafından yaratıldığını bilirler. Üç ile altıncı yaşlar arasındaki çocukların, anne babaları ile bağlantılarını sürdürebilmek, odalarını daha gerçekçi ve daha az korkutucu bir şekilde görebilmek için yatak odalarının kapısını ya da ışığını açmak istemeleri doğaldır. Zaman zaman çocuklar rüyalardan kaçmak için yatmağa gitmeyi reddedebilirler. Uykuya dalma güçlükleri genellikle rüya görmelerle bağlantılıdır. Uyku dünyasında iken gerçek dünyadan kopmamak için güvenliği sağlayan koruyucu yöntemlerin oluşturulduğu alışkanlıklar geliştirilir.
Bebeklik ve çocukluk dönemlerinde uyuma ve uyku ile ilgili sorunların başında yatağa gidip uyuma konusunda direnme gelmektedir. Çocuk ağlar, yatırıldıktan sonra kalkar, anne baba ile uzun çekişmeler yaşar. Bu direnme kimi çocukta yatma korkusuna dönebilmektedir. Çocuk odasının ışığını açmakta, kapıyı aralık tutma, anne baba arasında ya da koltukta uyumaktadır. Uyumadan yatağına geçmez. Sıklıkla sıkıntılı rüyalar sonrasında ortaya çıkar. Çocukların uyku için yatağa gitmeden önce geliştirdikleri kendilerine özel yatma törenleri olabilmektedir. Bu törenler 3-6 yaşları arasında sıktır. Yastık, oyuncak gibi bir eşya olmalıdır. Ayrıca bir bardak su, şeker, aynı masalın anlatılmasını ister. Bunlar her zaman aynı şekilde olmalıdır. İlişkinin kesilecek olması kaygısıyla ortaya çıkan sıkıntının giderilmesine yönelik belirtilerdir.
Bebek ve çocuklarda sorun yaratan ya da tedavi gerektiren uykusuzluk çok nadirdir. İleri yaş çocuğu ve ergende gözlenir. Bu çocukların ya da gençlerin uyku saatlerinin 21:00- 22:00 yerine saat 01:00-02:00 olacak şekilde kaydığı, bu nedenle sabah daha geç kalktıkları görülmektedir. Nedenleri arasında gencin kendi yaşamını kontrol etme çabası, TV seyretme, radyo dinleme ve geç zamanlara kadar okuma gibi erken çocukluk alışkanlıklarının yani yatma törenlerini sürdürmeleri nedeniyle ortaya çıkabilmektedir.



arwen 26 Haziran 2006 22:53

KUSMA
Bebeğinizin beslendikten sonra az miktarda kusması normaldir. Anne sütüyle beslenen bebeklerde kusma daha az görülür. Biberonla beslenen bebeklerde kusma ile birlikte ishalde varsa bunun nedeni mide ve bağırsak iltihabı olabilir. bu çok ciddi bir hastalıktır. peki bu durumda ne yapabiliriz. biberonla beslemeye 24 saat ara verin. bebeğe sık sık kaynatılıp ıltılmış su ve glikoz eriyiği (3 çay kaşığı şeker ve 200 ml su) verin.
Eğer bebeğiniz 8 saat içerisinde her beslemeden sonra kusmuşsa , dili ve ağzı kuruysa , gözleri çukurlaşmışsa ,bıngıldağı içeri çökmüşse, altı saat boyunca altını hiç ıslatmamışsa mutlaka doktora gidin.
Eğer biberonla besliyorsanız kullandığınız tüm gereçleri sterilize edin. Artan mamaları atın .Mamayı hazırladıktan sonra musluk suyuyla soğutup buzdolabına koyun : ılık bekletmeyin.
FIŞKIRIK KUSMA
Bazen bebekler şiddetli ve fışkırtır gibi kusarlar. Bebek bu şekilde kusmaya başlarsa en kısa zamanda doktora götürün. Bunun en önemli sebebi bebeğin emerken hava yutmasıdır. Ancak her öğünden sonra kusuyorsa ve aç kalıyorsa nedeni pilor stenozu olabilir. Bu hastalıkta midenin onikiparmak bağırsağına boşalan bölümü tıkalı olduğu için fışkırır gibi kusmalar olur. Pilor stenozu kalıtsaldır ve ameliyat edilebilir.


Mystic@L 26 Haziran 2006 22:56


Gece terörü (night terror)
Gece çocuk yatağında ağlar, gözleri dalgın bir şekilde bakar, korkmuş bir yüz ifadesi vardır. Çevresini tanımaz, solgundur, terler, çarpıntısı vardır. Bu durum bir kaç dakika sürer. Çocuk tekrar uyur. Çocuk sabah uyandığında, gece olanlarla ilgili hiç bir şey hatırlamaz. Uykusunun rüyasız uyku döneminde ortaya çıkmaktadır. Genellikle 5-6 yaşlarına doğru azalarak kaybolur. Seyrek olarak kaybolmaz ve tedavi gerektirir.

Sıkıntılı düşler
Çocukların % 30'unda olur. İkinci yaştan sonra görülür. Çocuk uyanır, ağlar, bağırır, yardım ister. Sıklıkla sabah hatırlanır. Sıkıntılı düşler genellikle uyku başında görülür, güzel rüyalar ise genellikle sabaha karşıdır. Özellikle çocuğun yaşantısında yoğun sıkıntılı bir olay varsa sıradan bir durumdur, ayrıca ruhsal aygıtın yapılanmasının bir göstergesidir. 4-5 yaşından sonra şiddeti giderek azalır. Çocuk uyanır, endişelidir. Anne babasının yatağına gider ve uyumaya devam eder.


Uyurgezerlik
Erkeklerde daha sıktır. 7-12 yaşlar arasında görülür. Ailede uyurgezerlik olanlarda daha sıktır. Gecenin ilk yarısında çocuk yataktan kalkar. Bazen karmaşık, her zaman aynı şekilde tekrarlanan bir etkinlik içine girer. 10-30 dakika sonra tekrar yatar, uykusuna devam eder. Sabah hiçbir şey hatırlamaz. En basit şeklinde gözler açılır ve yataktan kalkmaya çalışır. Altı ile on iki yaşları arasındaki çocukların altıda birinde en az bir kez olurken, bunların ancak % 3-5'inde uyurgezerlik gelişir. Rüyasız uyku döneminde görülür.


kambis 27 Haziran 2006 23:54

Alerjik Nezle

Alerjik nezle, hapşırma, burunda tıkanıklık, kızarıklık, kaşıntı ve akıntı ile seyreden ve toplumda sık görülen bir hastalıktır. Alerjik nezle mevsimsel bir seyir izleyebilir ya da belirtiler yıl boyunca hiç azalmadan devam edebilir.

Mevsimsel seyir izleyen tip daha sıktır, ilkbahar ve sonbaharda çeşitli polenlerin ortaya çıkması ile belirtilerde artış gözlenir. Yıl boyunca süren alerjik nezleye ise sebep olarak ev tozu gibi sürekli ortamda bulunabilen alerjenler gösterilmektedir.

Alerjik nezlenin tedavisi için temel amaç alerjiye neden olan uyaranın ortamdan uzaklaştırılmasıdır. Polenlerden korunmak için bahar aylarında pencereleri kapalı tutmak ve hava filtresi kullanmak düşünülebilir. Sabah erken saatlerde, kuru ve sıcak havalarda dışarıya çıkmamak polenlerden kaçınmak için çözüm olabilir. Tatil zamanlarını bahar aylarının dışında planlamak da faydalı bir önlem olabilir. Evcil hayvanların tüy, salya, dışkı ve idrarları ile temas etmemeye özen göstermek gerekir. Ev ve işyerinde küf oluşmaması için gerekli önlemler alınmalıdır. Akarlar ev tozu üzerinde yaşarlar ve dışkıları ile alerjik nezleye neden olurlar. Akarları ortamdan uzaklaştırmak için düzenli olarak elektrik süpürgesi ile temizlik yapmak ve yatak takımları ile perdeleri sıcak suyla yıkamak yerinde olacaktır.





Alerjik nezle tedavisi için kullanılan birkaç çeşit ilaç vardır;

Antihistaminikler

Sıkça başvurulan ilaçlardır. Histaminin etkisini engelleyerek alerjik nezle belirtilerini önlemeye yönelik bir yaklaşımdır. Fakat histamin salınımı alerjik nezleye yol açan mekanizmalardan sadece bir tanesidir. Antihistaminikler muhtemelen burun akıntısını iyileştirecektir ancak tıkanıklık konusunda fazla bir şey yapamayacaktır. Antihistaminikler yan etki olarak en sık sersemlik hissine yol açarlar.


Dekonjestan


İlaçlar burundaki damarları daraltarak rahatlama sağlamayı hedefler. Bu ilaçlar bazı kişilerde sıkıntı hissi ve uykusuzluğa neden olabilir. Dekonjestan ilaçlar fazla kullanılırsa alerjik nezle belirtilerini daha da kötüleştirebilirler; Örneğin burun tıkanıklığı daha da artabilir.


Buruna Uygulanan Anti-Enflamatuar İlaçlar


Bugün alerjik tedavi için etkin tedavi imkanı sunan ilaçlar olarak görülmektedir. Alerjik nezle belirtilerinin temelinde yatan ana neden burundaki enflamasyon olduğu için, bu anti enflamatuar etki burundaki kaşıntı, akıntı, tıkanıklık ve hapşırmanın gerilemesini sağlar. Ağızdan alınarak bütün vücuda dağılmış olan antihistaminik ve dekonjestan ilaçlardan farklı olarak Flutikazon propiyonat, sersemlik hissine yol açmaz. Tedavide ilacı sadece ihtiyaç duyulan bölgeye yani buruna uygulamak mümkün olur.


Kime Başvurmak Gerekir?

Alerjik nezle konusunda hangi tedaviyi almak gerektiğine başvurulan Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı hekim karar verebilecektir.


Mystic@L 28 Haziran 2006 00:08

  • Kızamık
  • Kızamık, yüzyıllardan beri en sık rastlanılan çocukluk çağı döküntülü hastalığıdır. Sağlık koşulları iyi olan toplumlarda kızamığın neden olduğu kötü sonuçlar ve buna bağlı ölüm oranı azalmış durumdadır. Son yıllarda, kızamık aşısının yaygın olarak uygulanabildiği toplumlarda hastalık sıklığı da çok azalmıştır.
    Bulaşma yolları Hasta kişinin öksürme ve aksırması ile havaya yayılan bakteri, solunum yolu ile alınır ve ağız, boğaz ve buruna yerleşerek enfeksiyona yol açar.
  • Hastalığın görülme özellikleri Kızamıklı hastalar mikrobu burun mukozasında taşırlar. Kızamık ilk belirtinin görülmesinden sonra 7 gün süre ile bulaşıcıdır. Mikrop dış ortamda uzun süre yaşamadığından kızamıklı hasta ile temas eden kişilerin hastalığı üçüncü bir kişiye bulaştırması çok nadirdir. Kızamık çocukluk çağı hastalığıdır. Anneden plasenta yoluyla geçen antikorlar nedeniyle yeni doğmuş bebeklerde ilk 3-4 ay içinde son derece enderdir. Eğer anne hiç kızamık geçirmemişse kızamık yenidoğan bebekte de görülebilir. Hastalık daha fazla kışın ve ilkbahar aylarında görülür. Aşının yaygın olarak uygulanmadığı toplumlarda kızamık 2-3 yıl aralarla salgın yapar
Kızamık ile ilgili diğer kaynaklar
  • Sağlık Bakanlığı web sitesinde kızamık aşı kampanyaları ve kızamık aşı günleri ile ilgili en güncel bilgileri bulabilirsiniz.
  • Kızamık ile ilgili Sık Sorulan Sorular - UNICEF Türkiye
  • Kızamık nedir?
    Kızamık, kış sonu ve ilkbahar döneminde görülen, ateş ve döküntü ile seyreden, bulaşıcı bir hastalıktır. Kızamığın başlangıcında birkaç gün süren bir ateş döneminden sonra öksürük, burun akıntısı ve gözlerde kızarıklık belirtileri gelişir. Döküntü yüzde ve boyunda başlar, sonra aşağıya doğru gövdeye, kollara, bacaklara ve ayaklara yayılır. Beş gün kadar süren döküntü, yayıldığı sırayla kaybolur.
  • Kızamık nasıl ve ne zaman bulaşır?
    Kızamık çok bulaşıcıdır. Kızamıklı kişi, döküntüsü başlamadan dört gün önce ve başladıktan dört gün sonraki dönem arasında hastalığı başkalarına bulaştırabilir. Kızamık virüsü burun ve boğaz içindeki salgılarda bulunur. Kişi hapşırdığı ya da öksürdüğü zaman mikroplar damlacık ile etrafa yayılır. Havada veya bulaştığı zeminde iki saat süre ile canlı kalıp başkalarına bulaşabilir.
  • Kızamık önemli bir hastalık mıdır?
    Evet. Kızamık, hastalığı geçiren kişiyi okula veya işe gitmekten alı koyacak derecede ateş ve halsizliğe neden olur. Bunun ötesinde, özellikle neden olduğu yan etkilerden dolayı tehlikeli bir hastalıktır. Hastalanan her 100 kişiden 6-20'si orta kulak iltihabı, ishal ve hatta zatürree geçirir. 1000 kızamıklıdan birinde beyin iltihabı gelişir. Ülkemizde her 100 kızamık vakasından en az 1'inin öldüğü bilinmektedir.
  • Kızamık aşısı neden gereklidir?
    Kızamıktan korunmanın tek yolu aşıdır. Kızamık aşısı kızamığa karşı son derece etkin ve güvenli bir aşıdır. Ülkemizde 1970'lerden bu yana kullanılmaktadır. Ancak toplumdaistenilen düzeyde aşılama oranlarına ulaşılamadığı için kızamık hastalığı ve ölümleri yaygın olarak görülmeye devam etmektedir.


arwen 28 Haziran 2006 00:12

HİPERAKTİF ÇOCUKLAR

Anne babaların ve çevrenin afacan, yaramaz,yerinde duramayan, haşarı, ele avuca sığmaz,kıpır kıpır diye niteledikleri çocukların bir bölümü aslında hiperaktif çocuklardır.Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, erkek çocuklarda kızlara oranla 3-6 kat daha fazla görülüyor.Bu çocuklarda sürekli hareketlilik ile beraber dikkat eksikliği ve sinirli olma durumu sıktır.


Dikkat eksikliği belirtileri başka nedenler yok ise :

Dikkatlerini uzun süre toparlayamazlar , başladıkları işlerin sonunu getirmekte güçlük çekerler , dikkat gerektiren günlük işlerden kaçınırlar, eşyalarını sık sık kaybederler , günlük işlerde unutkanlıkları vardır, işlerini düzensiz ve dağınık yaparlar , genelde bir işten diğerine çok sık geçiş yaparlar, karşısındakini dinlememe sık sık konu değiştirme görülür, dikkatleri ilgisiz uyaranlarla sık sık dağılır, çalışmaları plansızdır , emirleri anlamakta güçlük çekerler, yaptıkları işlerde dikkatsizce hatalar yaparlar.

Hiperaktivite belirtileri başka nedenler yok ise :

Yerinde duramama hali vardır, devamlı kıpır kıpır haldedirler, kendi yaşıtlarına göre belirgin farklılık ile sürekli hareket halindedirler, Her şeye karışma , mobilyaların üzerinde gezme , ev içinde koşuşturma , bir iş yaparken sık sık ayağa kalkma gezinme halindedirler, konuşmanın sonu gelmeden araya girerler, başkaları onların sözünü kesememekten yakınır,elleri ayakları kıpır kıpırdır, ellerinde sürekli bir şeylerle oynarlar, olası sonuçlarını düşünmeden tehlikeli işlere girme görülür, sakinlik isteyen grup içi etkinliklere katılmakta zorlanırlar, etraftaki insanlar tarafından sık sık hareketlilik konusunda uyarılırlar.

Hiperaktivite ve dikkat eksikliği olan çocuklarda:

Okul çağından önce ve okul çağında hareketlilik ve dikkat eksikliği belirgin olarak göze çarpar. Bu dikkat eksikliği ve hiperaktivite özellikleri sadece bir ortamda değil birkaç ortamda kendini belli eder . Hiperaktif çocukların , özellikle okul döneminde göreceli bir başarısızlık ve sık sık öğretmeninden uyarı alma görülür. Derse konsantre olamadığı ve dikkat eksikliği olduğu için , çoğu zaman zeka normal hatta normalin üstünde olmasına rağmen derslerde başarısızlık görülür.

Tedavi konusunda ilaç tedavisi ön plandadır. Türkiyede mevcut ilaçlar ile dikkat eksikliği ve hiperaktivite semptomları büyük oranda kontrol altına alınabilmektedir. Gerekirse ilaç tedavisinin yanı sıra ek olarak pedagojik eğitim ile dikkat süresini artırma ve davranışçı yaklaşımlar vardır. İlaç tedavisinin ne kadar devam edeceğine klinik görünüm ve belirtilerin devam etmesine göre karar verilir.


Mystic@L 28 Haziran 2006 00:29

AŞILAR

İnfeksiyon hastalıkları halen dünyada çocuklar arasında en fazla ölüm nedeni olmaya devam etmektedir. Mikroorganizmaların çoğu birden fazla antibiyotiğe direnç geliştirmektedir. Bu nedenle antibiyotiklerin yeri sınırlı kalmakta, aşının önemi ortaya çıkmaktadır. Ayrıca antibiyotikle tedavi pahalı olduğu gibi kişi hasta olduktan sonra uygulandığı için son çare olarak kullanılmaktadır. Aşılamanın amaclarını şöyle sıralayabiliriz;
  • Aşılanan kişiyi korumak
  • İnsandan insana bulaşan hastalıklarda hastalığın toplumda kontrol altına alınmasını, eliminasyonunu sağlamak
  • Poliomyelit ve çiçek gibi bazı hastalıklarda eradikasyonu sağlamak
Anayasamızın 49. maddesi "Devlet, herkesin beden ve ruh sağlığı içinde yaşayabilmesini ve tıbbi bakım görmesini sağlamakla ödevlidir" demektedir.
İyi bir hekimin kendisine başvuran her çocukta "bu benim çocuğum olsa idi ne yapardım ?" diye düşünüp öyle karar vermesi, yönlendirmesi ve öneride bulunması gerekir. Ücretsiz aşılama Sağlık Ocaklarında ve Ana Çocuk Sağlığı Merkezlerinde yapılmaktadır.
Sağlık Bakanlığının bütçesi genel bütçenin % 2 si kadardır. Bir yılda çocuk başına aşı için bütçeden ayrılan pay 1 Doları geçmemektedir. Bu koşullarda, Sağlık Bakanlığının imkanları ile herkesi ücretsiz olarak ABD ve Avrupa standartlarında aşılamamız imkansızdır. Ancak ekonomisi gelişmiş sanayi ülkelerinin bile çoğunda aşı ücretsiz olmayıp sağlık sigortası veya bağlı bulunduğu kurum ödemektedir.

Sağlık Bakanlığının önerdiği aşı takvimi aşağıdadır.
  1. BCG
    • 2. Ayda
    • İlkokul 1. sınıfta ( PPD kontrolu ile )
  2. DBT ve POLİO
    • 2. ayda
    • 3. ayda
    • 4. ayda
    • 16. ayda
    • İlkokul 1. sınıfta ( sadece polio )
  3. KIZAMIK
    • 9. ayda
    • 15-59. ay arasında
    • İlkokul 1. sınıfta
  4. HEPATİT B
    • 3. ayda veya doğumda veya 2. ayda
    • 4. ayda 1. ayda 3. ayda
    • 9. ayda 6. ayda 9. ayda
  5. Td
    • İlkokul 1. sınıfta
    • İlkokul 5. sınıfta
  6. T Lise 1. sınıfta


Misafir 29 Haziran 2006 13:55

Bebeklerde Beslenme ve Uyku Arasındaki İlişki


Beslenme ve uyku bebeğin hayatında birbirini etkileyen süreçlerdir. Doğumdan sonraki ilk haftalar bebekler zamanlarının büyük bölümünü uyuyarak sadece beslenme amaçlı uyanık kalarak geçirirler. İşte bu nedenele de beslenme ve uyku düzeninin oturtulması aslında aynı sürecin parçalarıdır.

Yeni doğan bebekler genellikle annelerini emerken uyuyakalırlar. Dolayısıyla emmenin sonu ile uykuya dalış neredeyse aynı anda gerçekleşir. Eğer bu durum sonraki haftalar da devam ederse, annenin memesinde ya da kucağında uyuyakalan bebek yeniden uykuya dalmak için hep annesine ihtiyacı olduğunu düşünebilir. Bebek kendi kendisine uyumayı deneyimlemeyince kendi kendisine uyuyabileceğini de düşünemez, uyandığında yeniden uyuyabilmesi için sürekli olarak annesine gereksinim duyar. İşte uykuya gidişte anne ve bebek arasında böylesi bir bağın yerleşmesi memeden kesmeyi zorlaştırır. Memeden kesme hem bebek hem de anne için bebeğin uykuya dalabilmesi için bilmedikleri yeni bir yönteme gereksinim doğuracağından anneyi ve bebeği birlikte zorlar. Biberonla beslenen bebeklerde böylesi bir sorun daha az yaşanabilir. Bebeğe biberonunu baba ya da bakıcı da verebilir. Ancak bebeğin sadece annesi tarafından beslenmek istemesi uykuya gidişte bir bağımlılığın yaşanmasına neden olabilir.

Bebeğin ne zaman uykuya ne zaman beslenmeye ihtiyacı olduğu da çoğu zaman birbirine karıştırılabilir. Bazen anne babalar bebeklerinin uyanma nedeni olarak beslenme ihtiyacı olduğunu düşünürler. Gece uyanan bebek her zaman beslenme ihtiyacı nedeniyle uyanmaz. Özellikle gece-gündüz sürekli emmek isteyen bebeğin sorunun ilişki sorunu olduğu düşünülebilir.

Memeden kesmenin gecikmesi anne ve bebeğin duygusal olarak-bilinç-dışı- büyümeye bir sonraki sürece geçmeye gösterdikleri direnç olarak düşünülebilir. İşte uyku problemi genellikle bu türden beslenme problemeleriyle birlikte ortaya çıkar. Sadece annenin göğsünde uyuyabilen bebekler bu duruma çarpıcı bir örnektir. Emzirme sırasında ya da emzirmeden sonra bebeğin annenin göğsüyle oynayarak en kolay şekilde uykuya dalması, annenin hem emzirmeyi, hem uykuya geçişi hem de uykuyla gelen ayrılık ile başaçıkabilmesi için annenin tüm bu süreçler üzerine düşünmesine gereksinimi vardır


Mystic@L 29 Haziran 2006 22:10

Gribal enfeksiyon bebeklerde kalbe zarar verebilir...

Gribal enfeksiyon geçiren bebeklerde kalp atış hızının artmasının, kalp kası iltihaplanmasına bağlı ani ölümlere yol açabileceği belirtiliyor.

http://www.milliyet.com.tr/extra/venus/cocuk/coc004/resim/acocuk.jpg Soğuk havalar etkisini sürdürürken uzmanlar gribal enfeksiyon kapma olasılığının yüksek olduğu bu dönemde, anne babaları basit görünen hastalığa karşı uyarıyor.
Konuyla ilgili bilgi veren Adana Numune Hastanesi Çocuk Kardiyoloji Uzmanı Dr. Hasan Güven, bebeklerde soğuk algınlığına çok sık rastlandığını, aileler arasında pek önemsenmeyen bu hastalığın, kalbi olumsuz etkilediğini söyledi.
Burun tıkanıklığı, hapşırma, ateş, halsizlik, iştah kaybı gibi belirtileri olan gribal enfeksiyonların bebeklerin solunum yollarını zorlayarak kalp hızının artmasına neden olduğunu bildiren Güven, ''Artan kalp atış hızı kalp kası iltihabına yol açabilir. Söz konusu iltihap tedavi edilmemesi durumunda bebeklerde yüksek oranda ölümlere neden oluyor'' dedi.
Özellikle bebeklerdeki soğuk algınlığına dikkat edilmesi ve belirtilerinin gözlenmesi halinde uzmana başvurularak kalp kası iltihaplanması riskinin öğrenilmesi gerektiğini ifade eden Güven, şunları kaydetti:
''Bebeklerde oluşan iltihaplanma erken teşhis edilerek, önlem alınabilir ve ölümler engellenebilir. Ayrıca bu hastalık bebeklik döneminde ani ölümlere neden olmasa bile kalp kasının iltihaplanması sonucu oluşan ritim bozukları, ileride kalıtsal hastalıklara da neden olabilir. Anne babalar, bebeklerini doğumdan sonra bir yıl boyunca aylık kontrolden geçirmeli. Bazı anne babalar, bebeklerinin kalp atışlarını dinleyerek ritim bozukluğu olup olmadığını anlayabileceklerini düşünüyor. Bu son derece yanlış. Ritmi sadece doktorlar anlayabilir.''


arwen 1 Temmuz 2006 01:42

GÖZ İLTİHABI
Bebeğiniz göz iltihabı olduğunda uykudan gözleri birbirine yapışmış olarak kalkar. Gözpınarlarında sarımsı beyaz irin vardır. Bebeğin gözünü kaynatılıp ılıtılmış suya batırdığınız pamukla temizleyin. Eğer gözde sarı renkli bir akıntı varsa doktora gidin. Size bir antibiyotik verebilir.


Mystic@L 1 Temmuz 2006 04:49

ÇOCUĞUN BESLENMESİ NASIL OLMALIDIR?

Emme işinde saati ve süreyi bebek kendi ayarlar. Bir süre sonra 40 günden sonra gece daha aralıklı uyumaya başlar, hatta 24–06 arası hiç uyanmayan bebekler de vardır. Ancak uyanıp ağlıyorsa meme emdiği sürece gece ihtiyacı da oluyor demektir ve emdirilmesi doğrudur. İlk bir veya iki ay bebek muntazam aralıklarla gece ve gündüz uyanır ve meme emer. Hiç sakıncası yoktur. Genel olarak çocuk bu dönemlerde 3–4 saat aralıklarla beslenir. Gece beslenmesi eğer çocuk bunu istemiyorsa uygun değildir. Çünkü çocuk uykuyla birlikte gece dinlenmeye geçer. Onun için zorla uyandırılıp yemek vermemelidir.


9. ayda bebek boş bardakla oynamaya başlar. Bardağı ağzına düzgün götürdüğünü gördükten sonra bardağın içine birkaç damla su konularak bu yolla su içmesi sağlanabilir. Bebek bardağı ağzına götürdüğünde su geldiğini görünce tekrar tekrar bunu yapar ve daha sonra süt içmesi sağlanabilir. Böylece bardaktan kendisi süt içebilen çocuğun eline artık kaşık verilebilir.



Çocuk büyümeye başladıkça aile sofrasındaki yerini almaya başlar. Öğün sayıları azalır ve yetişkinlerinkine benzer olmaya başlar. İki yaışını geçen çocuk artık ailenin yemek alışkanlığına göre günde 3 öğün yemeğe alışmalıdır. Oyun dönemine gelmiş çocuğun kahvaltısı kadar öğle ve akşam yemeklerinin saatinde, düzenli verilmesi gerekir.




Mystic@L 3 Temmuz 2006 02:20

5-15 YAŞ ÇOCUKLARININ GELİŞİM ÖZELLİKLERİ
İnsan gelişimi döllenmeden başlayarak yaşamın sonuna dek sürer. Genel olarak doğumdan sonraki ilk iki yıl içinde insan yavrusu “bebek” olarak kabul edilir.

Çocuğun gelişimini incelemek bir çok yönden yararlıdır. Gelişim çeşitli dönemlerden meydana gelir. Belli gelişim dönemlerinde ortak davranış kalıplarının olduğu yapılan araştırmalar sonucu ortaya konmuştur. Örneğin 3-4 yaş çocuklarına okuma yazma-öğretmeye çalışmak boşuna bir çabadır. Çünkü çocuk belli bir olgunlaşma sürecinden geçmeden belli becerileri kazanamaz. Buna karşılık dört yaş çocuğu sayı sayamaz, renkleri ayırt edemezken en güç müzik parçalarını öğrenebilir. Erişkinlerin bin bir güçlükle öğrendikleri bir yabancı dili, o dilin konuşulduğu ortamda çok kısa sürede öğrenebilirler. Konuşma yeteneğinin gelişmesi de beynin belli bir olgunluk düzeyine erişmesine bağlıdır, beş aylık bir bebeğe ne kadar uğraşılsa da konuşma öğretilemez, ancak 8-9 aydan sonra bebek duyduklarını yinelemeye ve kapmaya başlar. Çocuk bu dönemde ilgi ve uyarılmadan yoksun kalırsa yetenekler körelir. Daha da geç kalınırsa konuşma açığı kapatılamaz. Çocuğun öğrenmeye yatkın olduğu bu dönemler kaçırılırsa yetenekler gerektiği gibi açılıp serpilemez. Buna “Kritik dönem” denir. Yani belli davranışların belli dönemlerde kazanılması gerekir. Örneğin Fransa’da ormanlık bir bölge de bulunan 10-11 yaşlarındaki Victor, hiçbir dili bilmez ve konuşmaz haldeydi. Yürümüyor, dört ayak üzerinde gidiyordu. Bir şeye uzun süre dikkat edemiyor,insanlardan korkuyor ve sosyal ilişkilerden kaçınıyordu. Beş yıllık bir eğitimden sonra birkaç kelime ve isimden başka bir şey söyleyemedi. Kendi başına yaşayıp, insanlarla iletişim kurmayı da öğrenemedi. PSİKOLOJİ ARŞİVİ CD si
2300 Adet; psikoloji psikiyatri ve özel eğitim içerikli dokümandan oluşan eşsiz bir arşiv çalışması
Binlerce dokümanı tek CD de topladık. Ayrıştırılmış konu indeksi, Karma ve Alfabetik, Konular,
Konu içerikli Klasörler, İçerik bağlantılı Alt dosyalar, Kolay kullanılma imkanı.
CD ye sahip olmak ve ayrıntılı bilgi için TIKLAYINIZ

1-3 YAŞ ÇOCUKLARININ GELİŞİMİ (Özerklik Dönemi):
Tuvalet eğitiminin kazanıldığı bu dönem 2 nci ve 3 ncü yaşı içine alır. Yürümeye ve konuşmaya başlamıştır. Kazanılan bu iki önemli yetenek sayesinde bağımsız hareket etmek ister. Sürekli oradan oraya koşuşturur, her yere uzanmak, herşeyi tutmak ister. Çevresini araştırmaya keşfetmeye çalışır. Su ile oynar, yemekleri döküp saçmaya başlar, isteklerini karşı çıkılmasına dayanamaz, ağlar, başına buyruk, ele avuca sığmaz, öfkeli bir çocuk olup çıkmıştır.
Bu çağda cocukların inatçı olumsuz, hareketli karıştırıcı tutturucu olduklarını ve davranışlarında çelişkilerle dolu olduğunu unutmamak gerekir. Ayrıca bu olumsuzlukların geçici olduğunu 3 yaşında ortaya çıktığını bilmek yararlıdır. Ortadan kesici, batıcı, yarayıcı nesneler kaldırılmalıdır. Değerli eşyalar çocuğun uzanamayacağı yerlere konmalıdır. Ama bunu yaparken her şeyi ortadan kaldırmak yanlış olur. Çocuk oynamayacak birşeylerle oynuyorsa yavaşça elinden alınmalı onun yerine ilgisini çekecek bir eşya veya oyuncak verilmelidir.
Bu yaşlarda çocukların dikkatlerinin başka yöne kolaylıkla çekilebileceğini bilmek iyi olur. Böylece çocukla gereksiz yere kısır çekişmelere girilmemiş olur. Çocuk her an bir şey kıracak kendine veya eşyalara zarar verecek korkusuyla davranmak doğru bir hareket tarzı değildir. Çocuk bazı titiz annelerin yaptığı gibi belli bir alanda tutulmamalı, ev içinde oynama serbestisi tanınmalıdır.
Sürekli olarak dur, otur, yapma , elleme demekten kaçınmak yerinde olacaktır. Bu yaşlarda korkutmalara, sert cezalara ve dayağa başvurmak çok zararlıdır. Ancak çocuk ağlamasın diye her istediğini yerine getirmekten de kaçınılmalıdır. Çocuğun döküp saçmasına katlanarak kendi kendisini besleme kendi başına yemek yeme isteği desteklenmelidir. Üç yaşında çocuk kendi başına yemek yer duruma gelmelidir.

3-6 YAŞ ARASI ÇOCUKLARININ GELİŞİMİ (Oyun dönemi):
Bu dönemde çocuk konuşkan, cıvıl cıvıl ve hayat doludur. Sürekli sorular sorar: “Anne bu ne ?,Baba bunun adı ne?, Neden?, Niçin?,” soruları bitmek bilmez. Sık sık büyüklerin sözünü keser, “bana da söyle” diye araya girer. Her şeyi bilmek, tanımak ister. Bir önceki dönemin inatçılığı gitmiş onun yerini uyumluluk ve söz dinlerlik almıştır. Bu dönemin en belirgin özelliği olan kendi işini kendi görmeye bayılır. Çok canlı bir hayal gücü vardır. Duyduklarını abartır, gördüklerini çarpıtarak anlatır. Olmamış şeyleri olmuş gibi anlatır. Çizikler, sıyrıklar ve küçük yaralanmalardan çok etkilenirler. Bir damla kan görse avaz avaz bağırır, ağla Kız veya erkek olduğunu ayırt eder. Anne babaya benzeme çabası içine girerler. Kız çocuğu anneye hayrandır, anneyle bir arada bulunmaktan, onunla mutfakta iş yapmaktan çok hoşlanır. Annenin hoşuna gidecek işleri yapmaya özen gösterir. “Bak anne ben ne yaptım” diyerek ondan övgü bekler. Anneyi giyinirken, ******rken, süslenirken izlemeyi çok sever, dudaklarını boyamaya annesinin topuklu ayakkabılarını giymeye bayılır.

Erkek çocuklar da babaya hayrandır. Onun gözünde babadan daha becerikli, daha akıllı ve daha güçlü kimse yoktur. Arkadaşlarına “Benim babam senin babanı döver” diye tartışmaya girişir. Babası gibi traş olmaya, babasının sigarasını ağzına almaya kalkar.

Kızın anneyi benimsemesi, erkek çocuğunun da babayı örnek alması kişiliğin gelişmesinde en önemli olaydır. Erkek çocuk erkek kimliğini babaya benzeyerek, kız çocuk ta kız kimliğini anneye benzeyerek kazanır. Psikolojide buna “özdeşim” adı verilir. Bizim dilimizde bunu anlatan pek çok ata sözleri vardır. Örneğin “kız anadan öğrenir bohça düzmeyi, oğlan babadan öğrenir koyun yüzmeyi” gibi. Bu dönemde oyun çocuklar için ayrı bir özelliğe sahiptir. Biz yetişkinler gözüyle oyun, çocuğun eğlenmesine, oyalanmasına yarayan amaçsız bir uğraştır. Oysa çocuk oynadıkça duyuları keskinleşir, becerisi artar. Çünkü oyun, çocuğun en doğal öğrenme ortamıdır. Duydukları, gördüklerini sınayıp denediği, öğrendiklerini pekiştirdiği bir deney odasıdır. Oynayan çocuk kendi küçük dünyasındadır. O dünyaya kendisi hakimdir. Kuralları kendisi koyar, kendisi bozar. Yaşıtları dışındaki kimsenin bu dünyaya girmesini istemez. Evcilik oynayan küçük çocuklar büyükleri yanlarına yaklaştırmazlar.

6-11 YAŞ ÇOCUKLARININ GELİŞİMİ (ilkokul dönemi)
Okula başlayış ailenin yaşamında çocuğun konuşması, yürümesi gibi önemli bir aşamadır. Okula başlama çocuk yönünden belli bir zeka ve duygusal gelişimi tamamlamış olmayı gerektirir. 6 yaşını bitirdiği halde zekası yeterli olan bir çocuk ruhsal bakımdan evden ayrılabilme olgunluğunu göstermeyebilir. Özellikle oyun ve arkadaşlıktan uzak tutulmuş, dışarı çıkarılmamış çocuklar için evden ayrılış ürkütücüdür. Okulların açıldığı ilk günlerde, her sınıfta birkaç anneyi sıralarda çocukları ile birlikte otururken görmek olağandır. Okula korku ile giden ve hep evi düşünen bir çocuğun kendini okuma ve öğrenmeye vermesi kolay olmaz. Ayrıca yaşıtları içine karışması, birlikte oynaması ve arkadaşlık kurması güç olur. Okula uyumu ve başarısı bir anlamda anne-babanın yetiştirmedeki başarısının bir ölçüsüdür.

Zeka nedir? Zeka zihnin öğrenme, öğrenilenden yararlanabilme, yeni durumlara uyabilme ve yeni çözüm yolları bulabilme yeteneğidir. Öğrenme ile zeka arasında yakın bir ilişki olduğunu bu tanımdan anlıyoruz. En zeki kişi en çabuk ve en çok öğrenebilen kişidir.

Zekanın gelişim evreleri: iki yaşından önce kavramların belirmediği gerçek anlamda genelleme zeka yeteneğinin gelişmediği yapılan araştırmalar sonucu ortaya çıkmıştır. Doğumdan iki yıl sonrasına kadar devam eden bu dönem duyusal hareketlilik dönemidir. Bu dönemde çocuk duyularını kullanmaya, uyaranlara uygun tepkiler vermeye ve devinimleri yinelemeye çalışır. 2-4 aylar arasında ellerini izlemeye başlar, ama bir nesneye uzanamaz. 5 (beş) aydan önce görüş alanından çıkan bir nesneyi aramaz. Örneğin renkli bir çıngırak gözü önünde yastığının altına konsa gözünü dikip oraya bakmaz. Görüş alanından çıkan nesne onun için yok olmuştur. 8 nci aydan sonra gözden uzaklaşan örneğin yastık altına konan bir emziği arar bulur. Ancak emzik oradan alınırsa emziği yine aynı yerde arar.

Çocuk 1 nci yaştan sonra bir deynek yardımıyla oyuncağı kendine çekmeye çalışır, bir oyuncağı ilk sakladığı yerde değil son sakladığı yerde arar. İki yaşından sonra çocukta kavramlar gelişmeye başlar. Bu evrede çocuk nesneleri başka şeylerin simgesi gibi kullanmaya başlar. Örneğin bir değneğe binip at gibi dolaşabilir elindeki bebekle canlıymış gibi oynar ve konuşur. Dil hızla gelişir. Simgelerle konuşma ve genelleme başlar. Çocuğun sayı, zaman, büyüklük, renk, ağırlık gibi kavramları çok basit düzeydedir. 4-7 yaşlar arasındaki çocuk iki eşit bardağı su doldurulsa, sonra bu bardaktan biri daha uzun ve ince bir bardağa boşaltılsa ve çocuğa hangisinde daha çok su olduğu sorulsa, ince uzun bardağı gösterir. Çocuğun sayıları öğrenmesi de başlangıçta ezber yoluyla olur. Örneğin parmaklarını sayması istenen çocuk baş parmaktan başlamışsa bu istek yineleyince ancak baş parmaktan başlayarak doğru sayabilir. Serçe parmağından başlaması istenirse “bu bir değil” diyerek baş parmağının bir olduğunu söyler. Başka bir deyimle sayı kavramı daha yerine oturmamış, nesnelerden ayrı soyut bir nitelik kazanmamıştır.

Somut işlemler dönemi adı verilen 7-11 yaşları arası sayı, zaman, uzay, ağırlık, boyut, hacim kavramları iyice yerleşmeye başlar. Ancak soyut düşünme yeteneği henüz tam gelişmemiştir. Onur, millet, ülke, ölüm gibi kavramlar daha çok tam anlamadan okulda ezberlediği şekliyle zihinde yer eder. Bu yaş çocukları deyimleri anlamakta güçlük çeke, benzetmeleri somut anlamları ile kavrarlar. Örneğin “büyük adam” sözünü iri ve uzun boylu adam olarak anlarlar.

11 yaşından sonra ise soyut kavramların yerleşmesi ve kavranması gerçekleşir. Yukarıda sözünü ettiğimiz kavramlar bu yaşlardan sonra gelişmeye başlar. Ancak zeki çocuklarda soyut düşünce, mantık yürütme ve muhakeme zeka oranına göre daha erken yaşlarda başlar.


GusinapsE 9 Temmuz 2006 02:46

Yarım Sünnetin Çaresi
 
Yarım Sünnetin Çaresi

Peygamber sünneti olarak tarif edilen hipospadyas hastalığında çocukların ilk 6 ay ile 1.5 yaş arasında muhakkak ameliyat edilmesi öneriliyor.
Erkek çocuklarda cinsel organlarının ucunda olması gereken dış idrar deliğinin organın alt taraflarında bir yere açılması şeklindeki anormalliğe tıp dilinde hipospadyas adı veriliyor. Halk arasında yarım sünnet, peygamber sünneti olarak tarif edilen hipospadyas her 250 erkek çocuktan birinde görülen doğumsal bir sağlık problemi.
Acıbadem Hastanesi Çocuk Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Yunus Söylet, böyle çocukların adeta yarım sünnet olmuş gibi doğduklarını idrarlarını bacaklarına doğru pipilerinin altından yaptıklarının fark edildiğini söylüyor. Peygamber sünneti deyimine de açıklık getiren Prof. Dr. Yunus Söylet şöyle konuşuyor:
“Peygamber sözcüğü olumlu bir ifade taşıdığı için bu durumun bir lütuf olduğu düşünülmemelidir. Böyle çocuklarda sünnet derisi çoğunlukla sadece pipinin sırt tarafında ve adeta bir horoz ibiği gibi oluşmuştur. Pipinin alt yüzünde sünnet derisi olmaz. Alt yüzde olan ise normalde en uçta olması gereken idrar deliğidir. Bazen bu delik olması gerekenden çok daha dar olur. O zaman bu çocuklar hem makara ipliği gibi ince işerler, hem de çişlerininin bitmesi uzun zaman alır.”

Erken Teşhis Önemli
Hipospadyasın erken teşhisi büyük önem taşıyor. Anne babalar dikkatli davranırlarsa sünnet derisinin yarım olmasından, ya da idrarın uçtan fışkırmamasından durumu farkedebiliyorlar. Prof. Dr. Yunus Söylet “Hatalı delik pipinin baş kısmına ne kadar uzaksa anormallik de o kadar ağır demektir. Bazı anne ve babalar ise eğriliği en önce fark ederler” diye konuşuyor. Hipospadyası olan çocukların zamanında tedavi edilmesi ileride çocuk sahibi olmaları açısından büyük önem taşıyor. Öncelikle eğriliğin tam düzeltilmesi gerekiyor. Prof. Dr. Yunus Söylet, “Eğriliğin tam düzetilmesi hem çocuk sahibi olma yönünden hem de cinsel ilişkide sorun olmaması için gereklidir. Geç ve uzman ellerde yapılmayan tedaviler çocukların tüm yaşamını etkileyen olumsuzluklara yol açıyor” diye konuşuyor.
İdeal ameliyat yaşı nedir? Hipospadyasın ideal ameliyat yaşı 6 ay ile 1.5 yaş arasında değişiyor. Bu dönemde yapılan ameliyatlardan sonra hızlı bir iyileşme gözleniyor. Bir diğer avantaj da çocuk çok küçük olduğu için ameliyatı hatırlamıyor. Bu yaşı kaçıran çocukların da hemen ameliyata alınması gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Yunus Söylet, “Üst yaş sınırı yoktur hemen ameliyat gerekir” diyor. Ameliyatın hedeflerini ise şöyle sıralıyor:
"Cerrahi tedavideki ana hedefler dört tanedir.
1. Eğriliği tamamen düzeltilmiş özellikle sertleşme olduğunda tam bir düz penis.
2. Pipinin tam ucundan karşıya doğru fışkırtarak işeyebilme.
3. Dış görünüm olarak sünnetli bir çocuk görünümünü elde etme.
4. Böyle bir anormalliğin olduğunun farkına varmadan küçük yaşta tedavi.”

Asla Sünnet Yapılmamalı
Ailelerin özen göstermesi gereken konulardan biri de hipospadyası olan çocukların asla sünnet yaptırılmaması. Bu çocukların ameliyat edilmesi gerektiğinde yarım sünnet derisi çok işe yarıyor. Prof. Dr. Yunus Söylet “Bu çocuklar sünnet ettirilmemeli. Çünkü ameliyat bittiğinde zaten çocuklar sünnet edilmiş oluyor” diye uyarıda bulunuyor. Ameliyatın son derece hassas bir ameliyat olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Söylet şu bilgiyi veriyor:
“Ameliyat Büyüteçli gözlüklerle, özel iplikler kullanılarak bu işte uzmanlaşmış çocuk cerrahisi veya çocuk ürolojisi uzmanlarınca yapılmalıdır. En önemli ölçü bu ameliyatı yapacak cerrahın sadece çocukları ameliyat eden bu işte deneyimli bir hekim olmasıdır. Tecrübeli ellerde genellikle tek ameliyatla netice almak ve düzgün görünümlü penisler elde etmek mümkündür. Çok nadir olarak ikinci ameliyat gerekir. Ameliyat esnasında eğrilik varsa düzeltildikten sonra çoğunlukla sünnet derisi kullanılarak idrar borusu uca kadar uzatılır.
Çocuk böylece sünnet de olmuş olur. Ameliyatın kendisi gibi ameliyat sonrası bakım da inceliklerle doludur. Hastalar genellikle bir gece hastanede tutulduktan sonra evlerine yollanılır. Yaklaşık 10 gün içinde ameliyatın başarısı anlaşılır.”


Mystic@L 9 Temmuz 2006 02:54

Suçiçeği Hastalığının Tanımı

http://www.sucicegi.gen.tr/i/sucicegi.jpgSuçiçeği ya da varisella, herhangi bir yaşta ortaya çıkabilirse de daha çok çocuklarda görülen bir bulaşıcı hastalıktır. Bu hastalığın tipik özellikleri ateşle seyretmesi ve deride ortaya çıkan kabartılardır. Suçiçeği adının da bu kabartıların birkaç saat içinde içi saydam sıvıyla dolu kesecikler haline gelmesiyle ilişkili olduğu söylenmektedir.


Başlıca Nedenleri

Bu hastalık özellikle on yaşın altındaki çocukları etkileyen salgınlar şeklinde ortaya çıkar. Varisella zoster virüsünden kaynaklanır ve olağanüstü bir bulaşıcılığa sahiptir. Her ne kadar bu hastalığı geçirmekle yaşam boyu bağışıklık kazanılırsa da, virüs uyku halinde bekleyip daha sonra yetişkinlik çağında kendini herpes zoster yani zona olarak gösterebilir.


Suçiçeğinin Çocukluk Çağındaki Belirtileri Nelerdir?

Enfeksiyondan sonra 14 ila 21 günlük bir kuluçka devresi vardır. Daha sonra çocuk ateşlenir ya da hafif bir titreme görülür veya kusma ile sırt ve bacaklarda ağrı gibi şikayetlerle kendini daha hasta hissedebilir. Hemen hemen aynı zamanda, sırt ve göğüste, bazen de alın çevresinde. Daha nadiren kol ve bacaklarda çok sayıda kırmızı ve kaşıntılı kabartı oluşur. Bu kabartılar birkaç saat içinde saydam bir sıvıyla dolu kesecikler haline gelir. Bu keseciklerin görülmesi birkaç gün devam eder ve ikinci günden itibaren içerikleri irine dönüşüp, bir iki gün içinde patlayabilir ya da kuruyup büzüşerek tepelerinde kahverengimsi kabuklar oluşur. Bu küçük kabuklar bir haftaya varmadan pullanarak dökülür ve iyileşme tamamlanır.


Hastanın Çevresindekilerden Tecrit Edilmesi Gerekli midir?

Hasta çocuk, döküntünün görülmesinden itibaren bir hafta süreyle ya da kesecikler kuruyuncaya değin, bu hastalığı geçirmemiş çocuklardan tecrit edilmelidir. Ancak, kabukların dökülmesini beklemeye gerek yoktur.


Hangi Yaşlarda Görülebilir? Belirgin Olarak Görüldüğü Dönemler Var mıdır?

Çoğunlukla; çocukluk çağında görülür. Kış ve ilkbaharın ilk ayları suçiçeğinin yaygın olarak görüldüğü aylardır.


Mystic@L 9 Temmuz 2006 23:08

Aspirin çocukları zehirliyor

Kızılay'a göre çocuklarda görülen zehirlenmelerin yarısı aspirinden kaynaklanıyor.

Bir yaş altındaki çocuklarda görülen ölümlerin yarısının aspirin ve uyku ilacının yol açtığı zehirlenmelerden kaynaklandığı iddia edildi.

Türkiye Kızılay Derneği'nin yayınladığı İlkyardım El Kitabı'ndaki istatistiklere göre, bir yaşın altındaki çocuklarda görülen ölümlerin yarısından fazlası zehirlenme sonucu gelişiyor. Çocuklarda sıklıkla bir zehirlenmeye yol açan madde aspirin iken bunu uyku ilaçları izliyor.

İlaçlar, ev temizliğinde kullanılan ürünlerin hemen hemen tümü, böcek öldürücüler, belirli gazlar ve buharlar, yangın dumanı, belirli bitki, yapıştırıcılar ve olağan olarak kullanılan ürünleri içeren uzun bir liste zehirli maddeler arasında sıralanıyor.

Zehirli maddelerin vücuda girişi, önem sırasıyla sindirim sistemi ve solunum yoluyla oluyor. Zehirlenmede ortaya çıkan belirtiler ise zehirli maddenin niteliğine ve vücuda giren miktara göre değişiyor.

Sindirim sistemi yoluyla zehirlenmede sık sık bulantı, kusma, karın ağrısı, şiddetli ishal gibi belirtiler görülüyor. Solunum-dolaşım sistemi zehirlenmelerinde solunum güçlüğü ortaya çıkabiliyor hatta solunum ya da dolaşım durabiliyor.

Zehirlenme durumunda yapılması gerekenler şöyle sıralanıyor:

Ağızdan alınan zehirli maddeler: Hastanın/yaralının yaşamsal tehlikesi varsa, gereken önlemi alınız. Suni solunum uygulamak gerekirse ağzınızın zehirli madde ile temasını önlemek için `ağızdan buruna' suni teneffüs yöntemini uygulayın.


Evde zehirlenmeleri önlemek için alınması gereken önlemler ise şöyle sıralanıyor:


İlaçları, temizlik ürünlerini çocukların erişebileceği yerlerde bulundurmayın. Ya da ilaçları, temizlik ürünlerini bulundurduğunuz dolaplara emniyet kilidi takın.


Yiyecek ya da içecek kaplarını zehirli maddeleri koymak için kullanmayın.


Aracınızın motorunu kapalı bir yerde çalışır durumda bırakmayın.


Evdeki bütün ateşli araç ve gereçleri (ısıtıcı, soba, fırın, ocak, vb) ve gaz ya da tüp donanımını düzenli olarak kontrolden geçirin.


Havalandırma pencerelerini kapatmayın ya da iptal etmeyin.


Eğer gaz kokusu duyarsanız elektrik düğmelerini açmayın, kibrit ya da çakmak yakmayın.


Zehirlenmelerde başvurulacak Danışma Merkezi'nin telefonunu (0 800 314 79 00) her zaman elinizin altından bulundurun.


Misafir 12 Temmuz 2006 21:24

:: AYLARA GÖRE BEBEK GELİŞİMİ ::


1. Ay:

- Yeni doğanın hareket yetenekleri fazla etkileyici değildir. Çocuğun ilk kazandığı yeteneğin başını kaldırmak olduğu, bunun ardından el ve kollarını kullanabildiği, nihayet ayak ve bacaklarını kullanmaya başladığı görülmüştür.
- Çenesini kaldırabilir
- 19-20 cm. Uzaklıktaki nesneleri net görebilirler. - Kokuları ayırt edebilirler,
- Bebeklerin daha çok gözlere baktığı belirlenmiştir. Bu nedenle, bebekle sağlanan göz teması, bebekle bakıcısı arasında sosyal bağın gelişmesinde önemli rol oynar.
- Annelerin çocuğuna karşı duyduğu bağın oluşumunda kritik bir dönemin varlığı ileri sürülmektedir ki bu da doğumdan hemen sonraki dönemdir. Bu dönemde bebeklerini kucaklarına alarak seven annelerin, çocuklarına daha kuvvetli bağlarla bağlandıkları belirlenmiştir.
- Bu ayda konuşmaya yönelik bir faaliyet genellikle görülmez.
- Bebeğin başı her zaman desteklenmelidir.
- Elleri yumuktur veya hafifçe açıktır.
- Hıçkırıklar sık görülür ama önemsizdir.
- Hapşırıklardan korkmayın, bu burnu temizler.
- Bu ay objelere bakmaya başlayabilir.
- İşitmeye başlamıştır ama sesin geldiği yeri anlayamaz.
- Yüzüne 0.5 metreden yakın objeleri daha iyi görür.
- Bu ayda bebek siyah beyaz geometrik objeleri çok iyi seçer.
- Yatağının çevresindeki bu tür objelere dikkatini çeker.
- Bebekler insan yüzünü diğer objelerden ayırırlar.
- Bebeğiniz insan sesini diğer seslere tercih eder.
- Bebeğinizi beslerken onunla konuşun.
- Günlük banyoya ihtiyacı yoktur. Fazla yıkamak bebeğinizin cildini kurutur.
- Doğumda Hepatit B aşısının ilk dozunun yapılmış olması gereklidir. Birinci ayın sonunda (ilk dozdan 1 ay sonra) Hepatit B aşısının 2.dozu uygulanmalıdır.

Kişilik gelişimi:
Bebeğin diğer önemli özelliği tümüyle kendi gereksinimlerini gidermeye yönelik olmasıdır. Bu özelliğine egosantrik de diyebiliriz. Ancak burada söz konusu olan bencillik bilinçli olarak kendi gereksinimlerini en ön planda tutmak değildir. Bebek ilk ilişkisini bu çerçeve içinde annesi ya da annelik görevini yapan kişi ile kurar. Çocuğun bu ilişki içinde iki temel gereksinimi vardır: fiziksel bakım ( doyurma ve korunma ) ve sosyal bakım ( sevgi ve duygusal yakınlık ). Bu iki temel gereksinimin nasıl ve ne ölçüde yerine getirildiğini bilirsek çocuğun ilerdeki kişiliğinin temeli hakkında çok şey öğrenmiş oluruz. Önce fiziksel bakımı ele alalım. Olumlu bir anne çocuk ilişkisinde çocuk zamanla annesini ve ona doyum veren, onu koruyan, rahat ettiren bir kişiyi bir ödül kaynağı olarak beller, ona değer verir. Anne yokken arar, görünce sevinir, ona bağlılık duyar ve bağlanır. Bebeğin kısa süre de olsa annenin gözden uzaklaşmasına dayanabilmesi bebeğin özbenliğine de varlığı artık kesinlik kazanmış bir anne tasarımının bulunduğunu gösterir. Anne bir süre gözden uzaklaşmış olabilir, fakat az sonra gelecektir, çünkü gözden şu anda silinmesi tümden yok olması değildir. Demek ki düzenli alma verme ilişkisi bebeğin zihninde annenin sürekliliğini sağlar. Anne çocuğa karşı tutarlı ve olumlu ise çocukta genel olarak yaşamda doyum bulacağına ilişkin bir temel güven duygusu oluşmaya başlar. Ama anne tutarsız, olumsuz ya da kaygılı ise çocuk bu temel güveni oluşturmakta zorluk çeker.

Fiziksel bakım eksiksiz de olsa temel güveni oluşturmada tek başına yeterli değil. Sevgi ve duygusal yakınlık görmeyen çocuğun kişiliği bu durumdan olumsuz etkilenir. Hatta bakım evlerinde yaşayan çocuklar üzerinde yapılan araştırmalar yeterli fiziksel bakım gören ama sevilip okşanmayan, konuşulmayan çocukların önce çevreden ilgi aradıkları, fakat zamanla adeta yaşama küsüp çevreyle ilişkilerini kestiklerini ortaya koymuşturlar. Oysa sevgi ve duygusal yakınlık gören çocuk insanlarla ilişki kurmayı tatmin edici bir olay olarak görür. Annesinin ona değer vermesi onda değerli olduğu kanısını uyandırır. Genellikle insanlarca sevileceğine, sevilmeye değer bir insan olduğuna ilişkin temel güven oluşturur. İşte, anne çocuk ilişkisindeki bu süreklilik, tutarlılık ve aynılık çocukta “temel güven duygusunun” özünü oluşturur.

2. Ay:

- Emmeye başlama refleksi, arama refleksi, yutma refleksi, moro refleksi, babinksi refleksi, yakalama refleksi, adım atma refleksi bu ayda görülen reflekslerdir.
- Bu reflekslerden çoğu doğumdan sonraki 2-5 ay içinde azalarak geçmektedir.
- Bu ayda bebek göğsünü kaldırabilir
- Başarısız uzanmalarda bulunur.
- Ellerini açmaya başlar.
- Anneyi babayı tanır.
- Seslere tepki vermeye başlar.
- Birinci ay tamamlandıktan sonra Hepatit B aşısının 2. dozu uygulanmalıdır.
- Bebeğinizin ikinci ayı dolduğunda, 5li karma aşının (difteri, boğmaca, tetanoz, menenjit(Hib), çocuk felci(polio) aşısının) 1.dozunun yapılmış olması gereklidir.

Algısal gelişim :

- Doğumdan hemen sonra parlaklıktaki değişime duyarlıdırlar.
- Bu duyarlılık ilk iki ay içersinde hızla gelişir.
- Bebeğe gösterilen oyuncak saklanınca şaşırdığı görülür
- İki aylık bebeklerin şeklin değişmezliğinin algısına ulaşmış oldukları gösterilmiştir.

İlk hafta ve aylarda anne-baba ile bebek arasında karşılıklı olarak birbirlerine kenetlenme, bağlanma şeklinde davranış örüntüleri gözlenir. Gerçek bir bağın oluşması için zamana ve denemelere ihtiyaç vardır. Bu süreç sakin bir şekilde yürüdükçe ve anne-baba çocuklarının ihtiyaçlarını sezmeye başladıkça, anne-babalık görevi daha doyumlu olmaya başlar ve bebeklerine olan bağları kuvvetlenir.

3. Ay:

- Bebek bu aylarda kişileri ayırabilir.
- Çevredeki ilginç değişiklikleri fark edebilirler.
- Bebekler konuşma seslerini algılayabilir .
- Konuşucuları çok erkenden ayırt edebilirler.
- Anne babalarının yüzlerini daha henüz tanımadan önce, onları seslerinden ayırt edebilir gibidirler.
- Yüksek sesle güler.
- Seslerin kaynağına bakar.
- Ellerini birleştirir.
- Bu aylarda evde sessiz zamanlar yaratın.
- Bebeğinizle konuşurken aynı sesleri tekrar edin.
- Bebeğiniz hasta olmasa bile normal kontrollerine götürün.
- Genizden konuşanlar incelendiğinde, genellikle sütleri çok yavaş emdikleri, bu nedenlerle annelerin biberon deliğini fazla genişlettiği öğrenilmiştir, ancak bu konuşmaya yardımcı olacak olan normal emmeyi engellediği için önerilmemektedir. Biberon deliği gereğinden fazla küçük olanlarda ise ileri de peltek konuşma olabileceği için bu da önerilmemektedir. - Üçüncü ayın içinde bebeğinizin BCG (verem) aşısının uygulanması gerekmektedir.
- Bebekler hem tatlı, ekşi ve biberli gibi tatlara duyarlıdırlar hem de aralarında ayırım yapabilirler.

Babaların çocuklarına olan bağlarının annelere benzediği, fakat doğumdan birkaç ay sonra(genellikle 3. Ay), babaların annelerden farklı bir rol üstlendikleri araştırmalarda saptanmıştır. Annelerin çocukların bakımını üstlendikleri gibi, onlarla daha fazla konuştukları, daha fazla kucaklarına aldıkları, daha fazla şefkat gösterdikleri ve daha sakin bir etkileşime girdikleri görülmüş; babaların ise daha çok çocuklarıyla fiziksel boğuşma davranışına girdikleri ve daha çok oyun oynadıkları gözlenmiş, bunun da bebekle etkileşim örüntüsünde pek etkili olmadığı bulunmuştur.

4. Ay:

- Dört aylıkken normal bir yetişkin gibi görebilirler.
- Renkleri farkedebilirler.
- Bebekler hareketleri üzerinde daha istemli bir denetim sağlayabilir.
- Yaptıkları davranışı yinelemekten hoşlanırlar.
- Bu ayda destekle oturabilir.
- Objeleri elden ele geçirebilir.
- İki heceli sesleri çıkarabilir.
- Yabancılardan korkmaya başlar.
- Bebeğin ayakları düz olarak görülebilir veya başparmakları içe dönük görünebilir. Doktorunuz bu konuda en doğru bilgiyi verecektir ancak bu durum genellikle geçicidir.
- Konuşmayı öğrenmek uzun ve karmaşık bir olgudur. Bu ayda çocuk iletişimini mimiklerle, ve anlamsız mırıldanmalarla dile hazırlık şeklinde yapar.
- Sesli uyarıcıları bol çevrede yetişen bebek, daha fazla seslendirme etkinliğinde bulunmakta ve daha çeşitli sesler çıkarabilmektedir.
- Bebeğinizin dördüncü ayında, 5li karma aşının (difteri, boğmaca, tetanoz, menenjit(Hib), çocuk felci(polio) aşısının) 2.dozunun yapılmış olması gereklidir

Beslenme:
İlk dört ay bebeğin emerek beslenme evresidir. Bu süreden önce yutma refleksi zayıftır vesüt çocuğu kaşıkla verilenleri yeterince yutamaz, ağzından geri çıkarmaya eğilimlidir. Bu dönemde böbrekler de immatürdür.protein ve elektrolitlerin yükünü atamaz. Sindirim sisteminde yabancı proteinlere karşı koruyucu mekanizma tam gelişmemiştir. Mideden yeterli asit salgılanamaz. Nişasta ve yağların emilimi için gerekli enzimleri de yetersiz salgılanırlar. Bu nedenle bu dönem için en ideal gıda,içinde bu enzimleri içeren,protein ve elektrolit içeriği düşük olan anne sütüdür. Anne sütünün verilemediği nadir durumlarda içeriği anne sütüne yaklaştırılmış sütlerin verilmesi gerekir.

5. Ay :

- Kucağa oturup nesneleri yakalar.
- Bebek yüzler arasında ayırım yapar .
- Desteksiz oturmaya başlayabilir.
- Objeleri ağzına götürerek keşfetmeye başlar (ayağı dahil)
- Yabancı olmayanları tanır.
- Aşina olduğu kişi bebeği daha kolay sakinleştirir.
- Önce çocuk dili anlamlı şekilde kullanamaz, ancak seslendirme (vocalisation) işlevi vardır kişilik gelişimini etkileyen diğer bir faktör ise duygusal gelişimdir. Duygusal gelişim sağlıklı bir insan gelişimini inceleyebilme açısında önemli olduğu kadar, duygusal temelde sorunları olan çocukların bu sorunlarının anlaşılması ve tedavisi açısından da araştırılması gereken bir konudur. Duygusal gelişimin parçası olan korkuya şöyle bir bakalım. Bu dönemde ses korku yaratan uyarıcılar arasında birinci sırada gelir. 5.aysonrasında bebeklerin yaşındaki ilerlemeye bağlı olarak bebeklerde uçurum görüntüsüne karşı korku tepkileri artmıştır. Diğer bir korku türü ise bebeklerin yabancılara karşı gösterdikleri korku tepkileridir.
- Bu aydan sonra ek gıdalarabaşlanmıs olması gereklidir. Kaşıkla beslenmeye geç başlanan çocukların bazılarında çiğneme ve katı gıdayı yutabilmek için dilin dönme reflekslerinde gecikme olmaktadır. Bu nedenle büyümesi yeterli olsa bile 5. Ayda kaşıkla ek gıda verilmeye başlanması önerilmektedir.

6. Ay :

- Mama sandalyesinde oturup sallanan nesneleri yakalar
- Arama davranışı buaylarda görülür.
- Neden ve sonuçları ayırma yeteneği görülmeye başlar.
- Sabit duran nesneleri tüm duyularıyla inceler, dikkatlice bakıp seslerini dinler. Nesneleri birçok kez elleri içinde döndürürler.
- Sadece zevk almak için birçok karmaşık ve ilginç yolu denerler ve böylece de oyun davranışlarına ilk kez girişirler. Yetişkinlerin kol ve bacaklarıyla yaptıkları hareketleri taklit edebilirler.
- Bebekler annelerinden ayrıldıklarını anlayabilir. Uykularından uyandıklarında korkup ağlayabilirler. Bu duruma alıştırmak için kendinizi saklayıp tekrar ortaya çıkartan “cee “oyunu oynayabilirsiniz. Bebeğiniz günde 11 saat uyur. Ama unutmayın bu süre yalnızca gece uyuyacak anlamında değildir.
- Altıncı ay tamamlandıktan sonra Hepatit B aşısının 3. dozu uygulanmalıdır.
- Bebeğinizin altıncı ayında, 5li karma aşının (difteri, boğmaca, tetanoz, menenjit(Hib), çocuk felci(polio) aşısının) 3.dozunun yapılmış olması gereklidir.

Hayatın dört-altı aylarında süt çocuğunda yutma refleksi gelişir.

Ancak henüz dişleri olmayan çocuk katı gıdaları çiğneyemez ve ağzından geri çıkarır. Sindirim sisteminin yağ ve karbonhidratları emme işlevi ve yabancı proteinlere karşı koruyucu mekanizması da bu dönemde gelişir. Bu geçiş döneminde başlanan ek gıda lar yumuşak ve düşük allerjenik özellikte olmalıdır. Unlu, sütlü mamalar, yoğurt anne sütünün yanı sıra bu dönem için uygun besleyicidirler. Allerjen olmadığı için pirirç unu tercih edilmelidir. Dördüncü aydan sonra meyve ve sebze pürelerine de azar azar başlanabilir. Sebze püreleri patates,havuç, kabak ve pirinç ile hazırlanabilir. Mevsime göre elma, şeftali bu dönem için tercih edilen meyvelerdir. Vitaminlerin kaybolmaması için pürelerin yapımında cam rende kullanılması önerilmelidir. Gaz, karınağrısı ve allerji yapmadığından zengin c vitamin kaynakları olan portakal, mandalinaya da bu ayda başlanabilir.

7. Ay :

- Bu aydan itibaren bebeğe bir ses verildiğinde o da bir sesle tepkide bulunur. Kendi çıkardığı sesleri dinlediği gibi başkalarının çıkardığı sesleri de dinlemeye başlar. Bu toplumsallaşmış seslendirmedir.
- Yetişkinlerin kol ve bacaklarıyla yaptıkları hareketleri taklit edebilirler.
- Bebeğiniz sürünmeye başlamıştır.
- Kendi kendine yiyecek alabilir.
- Düşen objeler dikkatini çeker.
- İlk dişi çıkar.

Yedinci aydan itibaren çocuğa uygun olarak hazırlanmış sofra yemekleri verilebilir. Bunlar etli dolmalar, etli sebze yemekleri, tarhana,şehriye ve benzeri çorbalar, azilmiş makarna(haşlama suyu dökülmeden)ve pilav olabilir. Baharatsız ızgara köfte ve tavuğun beyaz eti didiklenerek küçük parçalar halinde sebze pürelerine eklenebilir.

8. Ay:

- Sesli ifadeleri duygularını açığa vurur.
- Daha önce yapmadıkları yetişkin davranışlarını taklit edebilirler.
- Oyuncakları tanımaya başlar.
- Kendi kendine oturma pozisyonuna geçebilir.
- Yatarken okuduğunuz kitabı dinler
- Bu ayda bebeğin enbüyük özelliği daha mükemmel şekilde neden ve sonuçların birbirinden ayrılmasıdır.

Bu aydan başlayarak, haşlanmış beyaz etli balıklar, haftada bir-iki defa bir-iki çorba kaşığı karaciğer ezmesi verilebilir. Beyin ezmesi vermenin herhangi bir faydası yoktur. Sekiz-dokuzuncu aylarda tam yumurta verilebilir. Yumurtanın kolesterol içeriği yüksek olduğundan haftada iki-üç defa verilmesi önerilmelidir.

9. Ay:

- Köfteyi ve diğer birçok yiyeceği ısırarak yiyebilir,
- Aile sofrasına oturabilir
- Evde hazırlanan erişkin besinlerin tamamı
- Oyuncaklarını vurarak ses çıkarabilir.
- Hayır kelimesini anlar.
- Ortaklaşa oyun oynayabilir.
- Etrafa tutunarak yürüyebilir.
- Kendini çekerek ayağa kalkabilir.
- İşaret parmağı ve baş parmağı ile objeleri tutabilir.
- Buayda çocuğunuza okuduğunuz kitabıdinler.
- Bu ayda kızamık aşısı yapılmalıdır. Bu ay içinde kızamık aşısı yapılması gerekip gerekmediğini hekiminize danışınız.

10. Ay:

- İşittiği sesleri taklit eder gibi görünür, ancak başarılı olamaz.
- Ellerinizi tutarak yürüyebilir.
- Bir elini tutularak yürüyebilir
- Kaşıkla bir şeyler yiyebilir.
- Bu durumda evdeki emniyet kontrolünü bir kez daha yapın.
- Balkonlara dikkat edin.
- Mobilyaların sivri köşelerini plastik koruyucularla kaplayın.
- Ocaktaki tavaların saplarını çocuğun ulaşamayacağı bir şekilde tutun.
- Bebeğinizi mutfakta,balkonda, tuvalet ve banyoda yalnız bırakmayın.
- Sıcak içecekleri çocuğun ulaşabileceği yerden uzak tutun.
- Ne anlama geldiğini bilerek anne ve baba diyebilir.
- Bebeğinizle şarkı söyleyebilirsiniz.

11. Ay:

- Bardaktan su içebilir.
- Bir elinizi tuttarak yürüyebilir
- Anne ve baba dışındabir kaç kelime daha söyleyebilir.
- Bu ayda karşılıklı oyun oynayabilirsiniz. En favori oyunu karşılıklı top yuvarlamak olabilir.
- Bebeğiniz artık kendi başına dolaşan bir bireydir ve evinizde tedbir almanın zamanı gelmiştir.
- Emirleri anlar.
- Bebeğiniz artık size cevap verebilir.
- Sevdiği oyuncakları gösterebilir.
- Bir ya da iki kelime söyleyebilir.
- Yetişkinin çıkardığı sesleri papağan gibi yineler ancak, konuşmasında anlaşılır bir akıcılık yoktur.

12. Ay:

- Tek başına ilk adımını atar.
- Sizin haraketlerinizi taklit eder.
- Yemeklerde artık masanıza oturmak ister.
- İkiden fazla kelime söyleyebilir.
- Bu ayda biberondan bardağa geçiş yapabilir.
- Bir yaşın sonunda kendi ayağa kalkıp yürür.
- Kimi çocuklar bir süre sonra da yürüyebilir
- İlk yaş gününü kutlama hazırlıkları!!!!
- Bebeğiniz 1 yaşını doldurduğunda, Hepatit A ve KKK (Kızamık, Kızamıkçık, Kabakulak) aşısının ilk dozlarının uygulanması gerekmektedir.

15. Ay:

- Bebeğinizin tek dozluk su çiçeği aşısının uygulanması gerekmektedir.

18. Ay:

- Bu ay içinde, 5li karma aşının tekrar dozunun ve Hepatit A aşısının 2. dozunun uygulanması gerekmektedir.


Sevgili anne babalar, unutmayın ki her bebeğin farklı ve kendine özgü bir fiziksel, algısal ve sosyal gelişim tablosu vardır. Bu sebeple eğer bebeğiniz yukarıda bahsedilen gelişim aşamalarından bir kısmına henüz ulaşmadıysa gereksiz endişe ve korkuya kapılmayın. Eğer bebeğinizin gelişiminde dikkat çekici ölçüde bir problem olduğunu düşünüyorsanız mutlaka doktorunuza danışın. Bebeğinizin gelişim süreciyle ilgili en doğru bilgiyi doktorunuzdan alabilirsiniz.


Mystic@L 12 Temmuz 2006 21:40

Disiplin Esasları ve Televizyonun Disipline Zararları


http://www.bebekkokusu.com/news/articlefiles/447-Televizyon1.jpg


Çocuklarımızın davranışını düzeltmek için uyguladığımız metodlar bazen zararlı olabilir. Disiplin adı altında çocuğumuzun sosyal gelişimini önlüyor olabiliriz. Bu yüzden de disiplin metodlarımızı kati kaliplar olarak düşünmemeli, çocuk için uzun dönemde getireceği faydalar açısından göz önüne almalıyız.

Disiplin de amaç çocuğa nasıl düşünmesi gerektiğini öğretmek olmamalı. Asıl gaye düşünmeyi öğretmek olmalı.

Kötü davranış ceza ile düzeltildiğinde çocuğun aklında kalan ceza olur. Ödülle vazgeçirilmeye çalışıldığında ise çocuk için hedef doğru davranış değil ödül olur. Çocuğu iyi davranışa cesaretlendirmek ve bu yolda gösterdigi çabayı övmek ise uzun vadede doğru davranış modelinin aklına yerleşmesine sebep olur.

Disiplinin en büyük düşmanı televizyondur.

Çünkü;

1 - Çocuğa örnek davranışın ne olduğu hakkında yanlış fikirler verir. (Örn. Susam sokağındaki Kurabiye Canavarı gibi yemek yemenin doğal, sosyal ve komik oldugu fikri gibi... Bu demek değildir ki çocuk için seyretmesi sakıncalıdır ama veli eşliğinde doğru davranış hatırlatmasıyla eşlendirlmesi gerekebilir).

2 - Gerçek-dışı bir dünya kurdurur.

3 - Duyarsızlaştırır. (Örneğin Tom ve Jerry’de gösterildiği gibi bir başkasının kafasına ağır bir nesne geçirse bile, bir saniye sonra bu insanın hiç bir sey olmamışcasına, zarar görmeksizin var olabilecegi fikri gibi.)

4 - Çocuğun doğal gelişimi için gerekli olan çağların gecikmesine neden olur.

Özetle televizyon çocuğun sosyal davranış öğrenmesini önler ( Örn. karşılıklı anlaşmazlık olduğu durumlarda ne sekilde davranması gerektiği bilgisini edinemez ), okumak, yazmak, el işi gibi yaratıcı şeylerden uzaklaşmasını ve en önemlisi veli ile ilişki kopukluğuna sebep verir. Çocuğun hayatına veli gözetiminde ve eşliğinde katılması ile girmeli, her iki aşırı uca da kaçılmaması gerekir.





Hi-LaL 13 Temmuz 2006 02:34

ZEKA GERİLİKLERİ

Zeka nedir?

Zeka gelişimi bebeklikten itibaren yetişkinlik dönemi de içine alan bir süreçte önemli değişiklikler geçirerek devam eder. Zeka, kişinin bellek, algı, soyutlama, gerçeği değerlendirme, kavramsallaştırma v.b. gibi bilişsel işlevlerini düşünebilme, öğrenme ve uyum amaçları için bütünleştirerek kullanabilme yetilerini içeren geniş bir kavramdır. Zeka ölçümü için değişik testler uygulanarak, zeka bölümü denen ve IQ terimiyle tanımlanan değerler elde edilerek kişinin zeka seviyesi belirlenir.


Zeka Geriliği nedir?

Zeka geriliğinin kişinin yaşına ve konumuna uygun işlevselliği gösterememesiyle belirlidir. Bunun yanı sıra motor gelişimi, dili kullanma yeteneği bozuk, anlama ve kavrama yaşıtlarından geride bir düzeydedir.

Zeka geriliği tanısı konması için, başlangıcının 18 yaşından önce olması ve ortalamanın altında zeka işlevselliğinin görülmesi, yani uygulanan zeka testinde 70 veya altında IQnun olması gerekir. Bunun yanında, iletişim, kendine bakım, ev yaşamı, toplumsal/kişiler arası beceriler, toplumun sağladığı olanakları kullanma, kendi kendini yönetip yönlendirme, okulla ilgili işlevsel beceriler, is, boş zamanlar, sağlık ve güvenlik alanlarından en az ikisinde o sıradaki uyum işlevinde eşzamanlı yetersizliklerin veya bozuklukların olması gerekir.


Sıklık

Araştırmalara göre, zeka geriliğinin yaygınlığı %1 olarak bildirilmektedir. Erkeklerde kızlardan daha sık gözlenir. Hafif derecede zeka geriliklerinin toplumda görülme oranı %2-3 iken orta ve ağır derecedekilerin oranı % 0,3 tür.


Nedenleri

Zeka geriliği nedenleri arasında en sık olarak kromozomal anormallikler görülmektedir (%40). Zeka geriliği olan kişilerin yaklaşık %35’inde genetik bir neden görülmektedir. Enfeksiyon, merkezi sinir sistemini etkileyen hastalıklar, travma ve toksinler gibi dış etkenler, doğum sırasındaki bazı travmalar ve doğumun uzun sürmesi, premature doğma gibi etmenler neden olarak gösterilmektedir. Bir kısmının ise nedeni bilinmemektedir. Çocukta belirli bir zihinsel kapasite olmasına rağmen çocuğun gelişim döneminde yetersiz uyarana maruz kalması ve gerekli eğitim ve öğretimin tam olarak verilememesi, değişik stres etkenlerinin aileyi etkilemesi, çocuğa ilginin az olması, nedeni ile de yapay bir mental motor gelişim geriliği veya var olan kapasitenin gelişmemesi görülebilmektedir.



Ayırıcı tanı

Tedavi için zeka geriliği ile karısan özel öğrenme bozuklukları ile ayrım yapılması gerekir. Özel öğrenme güçlüğü durumunda zeka normal veya normale yakın olmasına rağmen zihni fonksiyonların bazılarındaki yetersizlik yüzünden öğrenmede zorluk ortaya çıkar. Bu durumlar zeka geriliği değildir ve tedavileri mümkündür. Çocukta zeka geriliği olmadığı halde, yaşına uygun zihinsel yeterlilik gösterememesinin nedeni çocukta olabilecek psikiyatrik rahatsızlıklar olabilir. Bunlar arasında DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu), çocukluk depresyonu, reaktif bağlanma bozukluğu sayılabilir. Bu durumlarda çocukta yapay bir mental motor gelişim geriliği görülebilir. Eğer bu yapay durumun nedeni ortadan kaldırılırsa zihinsel kapasite normal hale gelir.


Birlikte Bulunan Engeller ve Psikiyatrik Bozukluklar

Zeka geriliği olan kişi ayrıca bir veya birden fazla fiziksel veya ruhsal bozukluk gösteriyorsa buna çoğul engellilik denir. Çoğul engellilik eğitimsel, toplumsal ve iş uyumunda önemli etkiler yapar. Görme bozuklukları, işitme kaybı, konuşma ve dil sorunları, epilepsi ve serebral palsi gibi fiziksel engellerin yanı sıra psikotik bozukluklar, nevrotik bozukluklar, kişilik bozuklukları ve çocukluğun psikiyatrik bozuklukları, depresyon, mani, anksiyete bozukluğu ve fobiler gibi psikiyatrik rahatsızlıklar da birlikte bulunabilir. Hafif derecede zeka geriliği olan çocuklarda davranım bozukluğu yaygınlığı %33 dolaylarındadır. Zeka geriliği olan çocuklarda stereotipik davranışlara, kendine zarar verici davranışlara ve pika gibi yeme bozukluklarına da sık rastlandığı görülmektedir.



Dereceleri

Çeşitli zeka testleri ile çocukların zeka düzeyi hesaplanarak, sonuca göre zamanında yapılacak gerekli eğitim ile çocukların mevcut kapasiteleri artırılabilir. Zeka gerilikleri; zeka, bellek, görsel-mekansal yetiler, motor yetiler, sosyo-emosyonel davranış ve uyum yetenekleri gibi temel bilişsel alanların değerlendirildiği pikometrik yöntemlerle anlaşılır. Bu yöntemlerden en sık kullanılan yöntemler: 4-6 yaş grubu için Wechsler Okul Öncesi Çocuklar için Zeka Ölçeği, 6-16 yaş grubu için Weschler Çocuklar için Zeka Ölçeği, 2-18 yaş grubu için Stanford-Binet Zeka Ölçeği,Kaufman Çocuklar için Değerlendirme Bataryasıdır. Zeka geriliği ultrasonografi, amniyosentez, fetoskopi, korionik villus örnekleri gibi yöntemlerle doğum öncesinde de anlaşılabilir.

Hafif derece zeka geriliği: 50-69 arasında zeka bölümü olan çocuklar bu grupta yer alır. Zeka geriliklerinin yaklaşık %85’i bu gruptadır. Genellikle okula başlamadan önce zihinsel yetersizlikleri anne-baba veya çevre tarafından fark edilmez. Bu gruptaki çocukların motor gelişimi genellikle normaldir, bir miktar konuşma geriliği görülür. Günlük yaşamlarında birçok işi kendileri yapabilirler ve ihtiyaçlarını karşılayabilirler. Yetişkin yaşlarında uygun bir destekle veya denetimle, çoğunlukla da kendi başlarına yaşayabilirler.


Orta derecede zeka geriliği: 35-49 arasında zeka bölümü olan çocuklar bu grupta yer alır. zeka geriliklerinin %10’u bu gruptadır. Bu çocuklarda anlama ve dil yetisi, kendine bakma işlevleri ve motor becerilerde gerilik vardır. Ancak denetimle kişisel bakımlarını yapabilirler ve karmaşık uyumun gerekmediği soysal aktivitelere katılabilirler. Özel eğitim uygulanırsa 2.sınıf düzeyinde okuma yazma ve saymayı öğrenebilirler ama düzeyden ileri gidemezler. Yetişkinlikte yeterli denetimle, fazla beceri istemeyen işlerde çalışabilirler ve toplum yaşamına uyum sağlayabilirler.

Ağır derece zeka geriliği: 20-34 arasında zeka bölümü olan çocuklar bu grupta yer alır. Bu çocuklara çok erken yaşlarda tanı konulur, belirgin motor gerilikleri vardır ve konuşma yetilerini ya geç ve çok az kazanırlar ya da kazanamazlar. Gerekli kendine bakım becerilerinin kazandırılması için eğitilebilirler. Yaşam boyu özel desteğe gereksinim duyarlar ve denetime bağımlı kalırlar.


Çok ağır derecede zeka geriliği: 20’nin altında zeka bölümü olan çocuklar bu grupta yer alır. Bu çocukların çoğunda zeka geriliğine neden olan bir nörolojik sorun vardır. Çoğunda ağır motor gerilik vardır ve bu nedenle hareketsiz kalırlar veya yardımla hareket edebilirler. Kendilerine bakmaları mümkün olmayıp gereksinimleri ancak başkaları tarafından karşılanabilir.


Tedavi

Zeka geriliğini tedavi edecek ilaç yoktur. Fakat zeka geriliği olanlarda ergenlik çağında ergenlik çağında görülebilecek saldırganlık, davranış bozuklukları veya psikiyatrik rahatsızlıklar için ilaç kullanılabilir. Genelde bu çocuklarda ayrıca görülebilen bedensel hastalıklar için de ayrıca tedavi gerekir.

Zeka geriliği olan çocukların tedavisi için, kendilerine bakabilmeleri ve ileride başkalarına bağımlı olmadan yaşamlarını sürdürmeleri için gerekli becerilerin kazandırılması, mevcut kapasitelerinin tamamını kullanabilmeleri için gerekli eğitimin verilmesi ve ailelerinin psikolojik danışmanlık alması gereklidir. Eğitimlerinin belli bir seviyeye getirilmesi için mümkün olduğunca erken müdahale edilerek, eğitim sisteminde bu çocuklara daha fazla imkan tanınması önemlidir. Yetişkinlik döneminde aile üyesi, işçi, öğrenci, tüketicilik ve vatandaşlık gibi toplumsal rolleri üstlenebilmeleri önemlidir. Bu noktada çocukların bireysel farklılıkları ve yapabildikleri göz önüne alınarak eğitim gereksinimlerinin belirlenmesi ve gereksinimlerine uygun eğitim ortamlarının sunulması gerekir. Çünkü zeka geriliği olan çocuklar birçok özellikleriyle önemli bireysel farklılıklar göstermektedirler.

Çocukların ailelerinin, çocukların bakımı ve eğitimi için çok çaba ve zaman gerektiği için ekonomik ve psikososyal anlamda desteğe ihtiyaçları vardır. Aile, çocuğunun zeka geriliği olduğunu öğrendiğinde önce kabullenemez, kabullendiğinde ise suçluluk, öfke, çaresizlik ve umutsuzluk duyguları hisseder. Çocuklarını, ihtiyacı olan sevgi, şefkat ve ilgiden mahrum bırakabilirler, reddedebilirler ve kötü davranabilirler. Bu nedenle ailenin rehberliğe ve desteğe ihtiyacı vardır.


Mystic@L 13 Temmuz 2006 02:41

Bebekte Duyu Deneyimleri

http://www.bebekkokusu.com/news/articlefiles/128-a1.jpgOnunla bol bol konuşun. Bir müzik kutusu dinlemesini sağlayın. Değişik kokular tanıtın. Örneğin akşam yemeğini pişirirken bebeğinizi de yakınınıza getirin. Bebekler ayni zamanda görsel uyarıları da severler. Beşiğine asılabilecek dönence (dönen, müzikli oyuncak), parlak renkler içeren resimler, parlak ve çarpıcı renkli paket kağıtları, kartlar, desenli kağıtlar, farklı şekiller, bebeklerin ilgisini çekebilecek sonsuz cisim sayılabilir. Bebekler en çok parlak, canlı renkli, hareket eden cisimler ve nişan tahtası yada desenli kumaş gibi belirgin tezatlık ve şekil taşıyan cisimleri severler.

Bebekler ayrıca okşanmayı da severler. Banyoda bir bebek lifiyle ovmayı yada losyonlarla hafif hafif masaj yapmayı deneyin. Ayrıca pamuklu, kadife, ipek, fitilli kadife, kürk gibi değişik dokumaları tenine dokundurun. Çocuğunuzun duruşunu sık sık değiştirin ki hep ayni şekillerde besleme, kaldırma yada taşıma yapmayın. Değişik tarzlar ve duruşlarda olunca değişik açılardan çevresini izlemeye fırsat vermiş olursunuz.

Bebeğin dikkatini size yada bir cisme çekebilmek için görme ve duyma uyarıları kullanın.
Örneğin parlak bir çan (zil) kullanın. Zili çalın, bekleyin çocuk baksın, bakınca da tekrar çalın. Böylece verdiği tepkiden hoşlandığınıza sinyal vermiş olacaksınız ve bakışları cesaretlendirilecek.

Bebeğinize bir cisimden başka bir cisme dönüp bakmayı öğretin. Çocuğa bir cisim sunun; ona bakmasını sağlayınca bir başka cismi daha sunun. İkinci cismi oynatın ya da ses çıkarttırın ki ilk cisimden dönüp bu ikincisine baksın. Bu eylemi farklı cisimlerle tekrarlayın.

http://www.bebekkokusu.com/news/articlefiles/128-KS14076.jpgBebeğe kıpırdadığı zaman ses çıkartacak oyuncaklar sağlayın. Örneğin ulaşabileceği uzaklıkta bir döner (mobil) oyuncak, bebeğin el ve ayak bileklerine küçük ziller, çıngıraklar gibi...
Genelde 4 - 5 aylık olduklarında her şeyi ağızlarına götürürler. Ağza alınmaya karşı emniyetli oyuncaklar sağlayın.

Ağza götürmek bu çağ için öğrenmenin en güzel aracıdır. Bebeğinizin eline böyle emniyetli oyuncak ve cisimler verin. Elinden geldiğince keşfetmesini sağlayın.

Elleriyle cisimleri incelemelerine yardımcı olun. Değişik kumaş parçalarıyla kaplanmış bir yumuşak top bu eylem için çok uygundur.

Dokun-hisset tipi kitaplar da çok iyidirler. Günlük -tencere, tava, kaşıklar, kaplar, çanaklar ve bezler gibi ev eşyaları da eğlencelidir.

Bebeğe keşfetmesi için örneğin iri plastik halkalar, boş iplik makaraları gibi farklı ne çok cisim verirseniz o kadar iyi. Bir ipin ucuna bağladığınız halkayı yakalaması gibi oyunlarla uzanmasını cesaretlendirin.
Bir balonu dikkatlice bebeğin bileğine bağlayın. Balon kıpırdadıkça bebeğin seyredişini izleyin. Yalnız bu eylemi ancak siz başındayken yapın ki bebek balon ipine dolanıp kalmasın.

http://www.bebekkokusu.com/news/articlefiles/128-a2.jpgBebeklerin ortamını güvenlikli bir şekle sokarak ve yanında gözlemci bulunarak hareket özgürlüğü verin. Bırakın yerlerde sürünsünler, ayağa kalksınlar, koltuğa tırmansınlar...
Bu hareketler bir sonraki motor yeteneğinin gelişmesi için zamanı geldiğinde yapılması gereken hareketlerdir. Teşvik edilmesi gerekir.

Üstü kirlenmesin, halıdan mikrop almasın, yaramazlık öğrenmesin gibi sebeplerden önüne geçilmemelidir. Hareketi keşfedip deneyimlerine kattıktan sonra doyumla yenilerine geçecektir. Emniyetli şartlar sağlamanız ve yakın gözlemlerinizle yeni becerisine kattığı hareketlerine tepkinizle yönlendirilmeliler. Yeni katıldıkları dünyayı tanımaları için köprü siz olacaksınız.


GusinapsE 13 Temmuz 2006 22:52

Çocukta Tansiyon
 

Çocukta tansiyon nasıl ölçülür?
Çocukların kan basıncı, tedirginlikleri (beyaz gömlek yüksek tansiyonu) giderilerek, basit sfigmomanometre veya otomatik cihazlarla ölçülebilir. Çocuk oturur veya sırt üstü yatar konumda olur, daha küçük çocuklar da anne-babalarının kucaklarında iken ölçüm yapılabilir. Ölçme işlemi sağ koldan yapılırsa, olağan değerleri içeren tablolardaki ölçümlere daha fazla uyum sağlanmış olur. Ölçme sırasında manşon boyutuna dikkat etmek gerekmektedir. Manşon kolun çevresini tamamen sarmalı, her yönden eşit basınç uygulamalıdır. Şişirilen manşon kolun uzunluğunun en az 2/3’ ünü örtmeli ve kol çevresinin %75’ i kadar olmalıdır. Kısa ve dar manşonlarla kan basıncı gerçek değerinden yüksek çıkmaktadır.

Ölçüm sırasında manşunun kola oranı kadar, çocuklarda tansiyona nasıl bakılması gerektiği de çok önemlidir.


Çocukta hipertansiyonun nedenleri
Hipertansiyonun nedenleri çocuğun yaşına göre değişmektedir. Sıklık sırasına göre yenidoğanlarda böbrek atardamarı tıkanıklığı, böbrek toplardamarı tıkanıklığı, doğuştan böbrek anomalileri; ilk yıl ve 1-6 yaş arasında aort damarındaki yapısal anomaliler ve böbrek hastalıkları hipertansiyondan sorumlu olmaktadır. 6-12 Yaş arasında renal parankimal, renovasküler hastalıklardan sonra esansiyel hipertansiyon sıklık sırasına göre nedenler arasına girmektedir. 12-18 Yaşları arasında ise hipertansiyon nedenleri erişkinlerinkilerden farklı değildir.


Tedavi
İlaç ve diyet

Çocukta ve ergende hipertansiyon tedavisinde amaç, kan basıncını 95 persantilin altına indirmek ve süregen hipertansiyonun uzun süreli etkilerini önlemektir. İlaçsız ve ilaçlı olarak iki grupta toplanabilir. İlaçsız tedavi, şişmanlığın giderilmesi, tuz alımının kısıtlanması ve fizik egzersiz yapma alışkanlığının kazanılması , potasyum ve kalsiyumdan zengin besinlerle beslenme şeklinde sıralanabilir. İlaçsız tedavi 90 persantilin üstünde kan basıcına sahip çocuklarda ilk uygulanacak tedavi tipidir. Sekonder hipertansiyonlu olguların çoğunda ilaç ile tedavi gerekmektedir. Bunlarda tedavi öncelikle sebebe yönelik olmalıdır. Tuz kısıtlamasından faydalanan çocuk ve ergenlere diyet ve idrar söktürücü tedavi önerilebilir. Böbrek hastalıklarından kaynaklanan hipertansiyon olgularında ACE inhibitörleri, kalsiyum kanal blokerleri tek olarak veya değişen kombinasyonlar halinde kullanılmaktadır.

Spor zararsız
Hipertansiyonu bulunan çocuk ve ergenlerin spor yapmaları tamamen kısıtlanmamalıdır. Kontrollu olarak yarışmalara katılmalarına izin verilmelidir. Hipertansiyonlu çocuklar egzersizle yaşamayı öğrenmeli ve benimsemelidir


Mystic@L 13 Temmuz 2006 22:54

ÇOCUKTA KIZAMIKÇIK:

Bu hastalık hafif geçirilen bir hastalıktır. Bu yüzden çocuğunuzun genel durumu iyi olup yatmak istemeyebilir. Belirtiler virüsün alınmasından iki üç hafta sonra ortaya çıkar.Çocuğunuzun bol sıvı almasını sağlayın. İlk günlerde hafif boğaz ağrısı ,kulak arkasında ,boyunda ve bezelerde şişlik görüleilir. Yüzden başlayarak vücuda yayılan pembe renkli döküntüler oluşur. Genelde 10 gün sürer. Kızamıkçık geçiren çocukları gebelerden uzak tutmalısınız. Yoksa bebeklerinde anormallikler görülebilir.Gebelikleri sırasında kızamıkçık geçiren annelerin çocuklarında %20-50 ihtimalle doğumsal bozukluklar görülebilir. Körlük, sağırlık ve kalp rahatsızlıkları en sık rastlananlardır. Özellikle kızamıkçık gebeliğin erken dönemlerinde geçirildiğinde bebekte doğumsal bozukluk riski daha yüksektir. Gebeliğin 20. haftasından sonra geçirilen kızamıkçıklarda risk sıfıra yakındır. Gebeliğin ilk 6 ayı içinde kızamıkçık düşünülen kadınlarda çeşitli yöntemlerle antikor aranmalı ve 3 hafta sonra da testler tekrarlanmalıdır. Antikor var, fakat miktarı artmıyorsa gebelik devam ettirilebilir.Erken dönemde antikor olmasa bile3 hafta sonra gelişir ve artarsa gebelik sonlandırılmalıdır.

• Çocuk hastalık süresince veya döküntü gelişmişse, döküntü kaybolduktan sonra bir hafta süreyle evde tutulmalıdır.
• Şikayetlere yönelik tedavi uygulanır. Ağrı kesici ve ateş düşürücü ilaçlar kullanılabilir.
Zayıflatılmış canlı virüs aşısı 15 aylık çocuklara tek doz uygulanır. Çocukluğunda kızamıkçık geçirmemiş kız çocukları ergenlik çağına kadar mutlaka aşılanmalıdır. Aşı canlı olduğu için gebelikte kullanılamaz. Çocuk doğurma çağındaki erişkinler aşılandıktan sonra 2 ay süreyle gebe kalmamalıdır.
• Gebeyseniz ve kızamıkçık enfeksiyonuna maruz kalma riski varsa.
• Çocuğunuz kızamıkçık geçiriyor ve sürekli uyku eğilimindeyse, huzursuz ve gerginse, sayıklıyorsa veya şiddetli kasılmaları varsa. Çok nadir olsa da çocuğunuzda beyin iltihabı gelişmiş olabilir.
• Çocuğunuz kızamıkçık geçiriyor ve aynı zamanda çocuğunuzda kusmayla beraber karın ağrısı varsa. Bu durumda pankreas veya karaciğer iltihabı gelişmiş olabilir.

KIZAMIK:Döküntü , ateş ve öksürüğe neden olan bulaşıcı bir hastalıktır. Çocuk virisü aldıktan iki hafta sonra belirtiler ortaya çıkar. Kızamık olan çocuk keyifsizdir.belirtileri şunlardır: Burun akıntısı,kuru öksürük , gözlerde kızarıklık,sulanma,gittikçe yükselen ateş. Genelde 10 gün sürer. Çocuğunuza bol bol sıvı verin. Gözleri için suya batırılmış pamukla masaj yapın.

KABAKULAK:.Tükürük bezlerinin iltihaplanması ile kendini gösteren akut bir enfeksiyon hastalığıdır. Alt çene kemiğinin hemen üzerinde tek veya çift taraflı şişkinlikle kendini belli eder. En sık 3-10 yaşlar arasında görülür ve bir kez yakalanıldığında hayat boyu bağışıklık kazanılır. Kabakulak aşısı 15. ayda kızamık ve kızamıkçık aşılarıyla birlikte yapılır.Çok bulaşıcı bir enfeksiyon değildir. Her ne kadar çocukluk çağında geçirilen bir hastalık olsa da daha önceden bağışıklık kazanmamış ergenler ve yetişkinler bu enfeksiyona yakalanabilir. Yetişkinlerde genellikle tehlike yaratmaz. Testislerde şişme meydana gelirse mutlaka doktora gidilmelidir çünkü az da olsa kısırlık riski vardır.BELİRTİLERİ:Alt çene kemiğinin hemen üzerindeki tükürük bezlerinde tek veya çift taraflı şişme,ateş ve halsizlik,baş ağrısı, boğaz ağrısı,bulantı,bazen dil altı tükürük bezlerinde ağrılı şişme,özellikle ergenler ve yetişkinlerde testislerin, yumurtalıkların veya pankreasın iltihaplanması. Bu bölgelerdeki iltihaplanma kendini karın ağrısı şeklinde belli eder.

İstirahat gerektirir. Şikayetlere yönelik tedavi uygulanır: Ağrı kesici ve ateş düşürücü ilaçlar verilebilir.Ağrıyı azaltmak amacıyla şişkinliğin üzerine sıcak veya soğuk uygulamalar yapılabilir.Hasta yumuşak gıdalarla beslenmeli ve bol sıvı almalıdır.Bütün belirti ve bulgular geçene kadar çocuk okula gönderilmemelidir.
15 aylık çocuklara zayıflatılmış canlı virüs aşısı yapılır. Aşı tek doz olarak deri altına veya kas içine uygulanır.
• Çocukta kabakulak olma ihtimali varsa teşhisi doğrulamak amacıyla.
• Çocukta kabakulak ve aynı zamanda da şiddetli baş ve ense ağrısı, ışığa tahammülsüzlük varsa. Bu şikayetler menenjit belirtisi olabilir.
• Çocukta kabakulak ve aynı zamanda da şiddetli karın ağrısı ve kusma varsa.
• Kabakulak olan ergen veya yetişkin erkek hastada testis şişmesi varsa.


GusinapsE 13 Temmuz 2006 23:02

Bebek'de Aşılar
 
Aşılar
Bebek doğduğunda onu bulaşıcı ve tehlikeli hastalıklara karşı koruyacak aşılara başlanır. Aşı zayıflatılmış veya öldürülmüş hastalık üreten mikrobun zararsız halidir. Çok özel durumlar hariç, geçirmekte olduğu basit gribal enfeksiyonlar ve 38 C’nin altında ateşle seyreden hastalıklar aşı programının aksamasına neden olmaz. Yapılan aşının cinsine göre ateş yükselmesi, aşı yapılan yerde şişlik ve vücutta döküntü olabilir.



Aşı Takvimi


Hepatit B
1. Ay

Hepatit B
2. Ay

Difteri, BCG BoğmacaTetanoz, Menenjit Çocuk felci (Polio)
4. Ay

Difteri BoğmacaTetanoz, Menenjit Çocuk felci (Polio)
6.Ay

Hepatit BDifteri, BoğmacaTetanoz, Çocuk felciMenenjit
9. Ay

Kızamık, KızamıkçıkKabakulak
18.Ay

DifteriTetanozÇocuk felci (Polio)Boğmaca
4-6 Yaş

Tetanoz, BCG PPD
TetanozDifteri, MMR
11- 12 Yaş


Aşıya Karşı Reaksiyon
Çeşitli aşı maddeleri ve aşı çeşitlerine (iğne veya ağızdan alınan aşılar) karşı her çocuğun reaksiyonu farklıdır. Hafif bir reaksiyon çoğu zaman zararsızdır. Bazı durumlarda aşının tuttuğuna işarettir, çünkü beden virüs veya bakterilere karşı başarılı bir şekilde savaşmaktadır. Aşının başarılı olabilmesi ve herhangi bir komplikasyonu engellemek için, çocuğun, aşı yapılırken sağlıklı olması gerekir. Hafif enfeksiyonların üzerinden iki, daha ağır hastalıkların üzerinden en az altı hafta geçmiş olmalıdır. Aşı zamanında, çocuğun gittiği ana okulunda herhangi bir hastalık varsa, aşı tarihi ertelenmelidir. Çünkü çocuğa hastalık bulaşmış olabilir. Alerjisi veya kronik bir hastalığı olan çocuklarda önce hekime danışılmalıdır. İğneyle yapılan aşılarda (aşının türüne bağlı değil), iğne yapılan yerde şişme ve kızarma olur. Bu zararsızdır ve kızarma olur. Bu zararsızdır ve çocuğun canı yanmaz. Genel olarak aşılardan sonraki reaksiyonlar şöyledir:
Boğmaca aşısında 6 – 72 saat sonra ateş ve bulantı olur. Ender olarak huzursuzluk ve kasılma nöbeti olabilir.
Tetanoz: En sık görülen reaksiyon, aşı yapılan bölgede şişmedir. Ender olarak ateş görülebilir.
Dizanteri: Hafif ateş.
Çocuk felci: Hafif ateş, ishal, baş ağrısı, yorgunluk.
Tüberküloz: Aşı yapılan yerde (sol kalçanın dış kısmı) altı hafta sonra morluk, bezelye büyüklüğünde bir beze oluşur. İyileştiğinde yara izi kalır. Kasıkta küçük bir lenf boğumu da oluşur.
Kızamık, kabakulak, kızamıkçık: Hafif ateş, kızamıktaki gibi deri döküntüsü, kabakulaktaki gibi tükürük bezi şişmesi görülür. Aşı yeri ellenmemeli, hekime danışılmadan yıkanmamalıdır. Eğer aşıya karşı reaksiyon iki gün içerisinde geçmezse çocuk hekime götürülmelidir. Boğmaca aşısından sonra kasılma nöbeti olursa hemen doktora gidilmelidir. Kasılma nöbeti bir defaya mahsus olabilir. Önlem olarak karma aşı yerine sadece dizanteri ve tetanoz aşısı yapılır. Dizanteri, menenjit, boğmaca, tetanoz, çocuk felci aşılarından üç gün sonra reaksiyonlar ortaya çıkabilir. Kızamık aşısında reaksiyonlar on gün sonra bile ortaya çıkabilir. Normalde bir veya iki gün sonra bu reaksiyonlar ortadan kalkar.



Aşıların Etkileri, Yapılması Gereken ve Gerekmeyen Durumlar
Aşının zararı var mı?
Aşı uygulandıktan sonra çok nadir olarak vücutta ve aşı yerinde bir takım yan etkiler oluşabilir. Bu yan etkiler çok nadir olmakla birlikte genellikle çok yüksek ateş, aşı yerinde ağrı ve kızarıklık şeklindedir. Bu yan etkiler genelde kısa süreli olup doktor tedavisi gerektirmezler ve annelerin basit önlemler almasıyla kolaylıkla ortadan kaldırılabilir. Aşı uygulaması sonrasında çok nadir olmakla birlikte aşı bileşiminde bulunan maddelere karşı oluşan alerjik ve sistemik reaksiyonlar görülebilmektedir. Ancak bu reaksiyonlar, hastalığın oluşması ile ortaya çıkabilecek ağır sonuçların yanında mukayese edilemeyecek derecede önemsiz kalmakta ve çok daha hafif olmaktadır.

Aşı ile korunabilir çocukluk çağı hastalıkları
Difteri, boğmaca, tetanoz
Çocuk felci
Hemofilus Influenza Tip B (HİB)
Kızamık, Kızamıkçık, Kabakulak
Hepatit B
Hepatit A
Su Çiçeği
Pnömoni (Zatürre)
Grip
Verem

Aşı yapılmaması gereken durumlar
Dünya sağlık teşkilatının yayınladığı bilgilere göre çocuğa aşı yapılması sırasında gözden geçirilmesi gereken durumlar şöyle...
- Lösemi, lenfoma gibi kötü huylu hastalığı olan ve diğer kanserli çocuklar,
- Aktif verem hastaları,
- Ağır derecede zatürree, böbrek yetmezliği, metabolizma hastalıkları gibi hastane tedavisi gerektirecek durumda olanlar,
- Kortizon tedavisi görenler,
- Işın (radyoterapi) tedavisi görenler.
Yukarıda belirtilen hastalığı olan kişilere aşı uygulanıp uygulanmaması ve hangi aşıların uygulanması gerektiği konusunda kararın hastayı izleyen hekim tarafından verilmesi gerekmektedir. Yukarıda belirtilen hastalıklar dışında hastalığı olan ya da sağlam olan tüm bebek ve çocukların aşı takvimine uygun olarak mevsim ayıt edilmeden gerekli tüm aşıları yapılmalıdır.


Misafir 14 Temmuz 2006 22:42

BEBEKLERDE AĞIZ BAKIMI VE SAĞLIĞI ::



Bebeğinizin ilk dişi belirir belirmez az miktarda süt dişi, flouridli diş macunu ile ve bir miktar gazlı bez ile dişetlerini temizlemeye başlamalısınız. Daha fazla dişi çıktığında ise, ona bir “bebe diş fırçası” alın. “bebe diş fırçaları” , yetişkinlere oranla daha hassas dişleri olan çocuklar için, uçları özenle yuvarlatılmış, yumuşak kıllı ve küçük başlı diş fırçalarıdır. Yavrunuzun dişlerini fırçalamanız onun hoşuna gidecek ve ileride diş fırçalama alışkanlığını kazanmasını sağlayacaktır.






Sağlıklı dişler ve diş etleri için;

- Diş çıkarmaya başladığı andan başlayarak bebeğinizin diş ve dişetlerini temizleyin.

- Yavrunuz yeteri kadar büyüdüğünde, kendi dişini fırçalaması için onu cesaretlendirin ve ona da bir fırça verin.

- Beslenme tarzının bol miktarda Kalsiyum ( süt, peynir,yoğurt ve yapraklı yeşil sebzeler iyi kaynaklardır) ve D vitamini (yumurta sarısı, yağlı balık ve süt ürünlerinde bulunur) içeriğinden emin olun.

- Şeker, kek ve şekerli içecekleri sınırlayın. Özellikle büyüdüğünde bunları tümüyle yasaklamayı başaramayacağınız için, yalnızca yemek zamanlarında yediğinden ve sonra dişlerini fırçalağından emin olun.
Not:İndikatörlü (Belirteçli) kıllara sahip olan bir diş fırçası tercih etmeniz durumunda , ebeveyn olarak çocuklarınızın dişlerini fırçalayıp fırçalamadıklarını gözlemlemeniz mümkün olacaktır. Ayrıca çocuklarınıza diş fırçalamayı özendirmek için, onun sevdiği çizgi kahramanların yer aldığı renkli ve şekilli diş fırçalarını almanız, yavrunuzun yaşamında çok önemli bir yer tutan diş fırçalama alışkanlığını ona kazandırmanız konusunda size büyük bir kolaylık sağlayacaktır.

- Emziği asla şekerli birşeye batırmayın ya da tahıl ve içeceklere şeker veya bal katmayın. Gıda etiketlerini incelemenizde yarar vardır; sakaroz ve glikoz da şekerdir.

- Bebeğinizin fazla dişi çıktığında, yumuşak bir bebe diş fırçası ve bezelye büyüklüğünde bebek diş macunu ( Büyükler için üretilmiş olan diş macunları çok fazla fluorid içerir) kullanın.zamanı geldiğinde kullandığınız diş fırçasını yenileyin, - indikatörlü diş fırçaları size ne zaman yavrunuzun diş fırçasını değiştirmeniz gerektiğini belirtir- çünkü bakteriler kılların arasında birikebilir.Bebeğinizin dişlerini sabahları ve yatma zamanında temizlemeyi alışkanlık haline getirin.


Mystic@L 15 Temmuz 2006 01:42

Çocuklarda Karın Ağrısı

Karın ağrısı bir belirti mi yoksa bir rahatsızlık mı?

http://www.bebekkokusu.com/news/articlefiles/889-22300292.jpgKarın ağrısı bir belirtidir. Karın ağrısı diye bir hastalık yoktur, ancak birçok hastalığın veya patolojik durumun belirtisi olabilir. Ateş, kusma kaka yapamama, rektal kanama, karın içinde kitle gibi karın ağrısı da çeşitli hastalıkların belirtilerinden biridir. Karın ağrısı, çocuğun cerrahi hastalıklarının belirtileri arasında en önemlilerindendir.

Çocuklarda karın ağrısına yol açan etkenler nelerdir? Organik kökenli ve işlevsel kökenli karın ağrıları hakkında neler söylenebilir?

Çocukta karın ağrısı her sebepten olabilir. illede cerrahi olması şart değildir. Ama neden cerrahi ise bu acil bir durumdur ve hemen tedavi edilmezse çok ciddi olaylara neden olabileceği için önemlidir.

Akut karın ağrıları ve kronik karın ağrıları hakkında neler söylenebilir?


Akut karın ağrısı yani ani başlayan karın ağrısı daha çok cerrahi bir nedene bağlı olan bir karın ağrısıdır. Bunun dışında bazı kronik ağrılar vardır ki günlerce, aylarca hatta senelerce devam eder. Bunlara da kronik karın ağrıları denmektedir. Bu ağrılar daha çok cerrahi olmayan nedenlere bağlıdır. Çocuklarda çok sık rastlanan ve kronik ağrı olarak düşünebileceğimiz ağrıları şu şekilde özetleyebiliriz:

Sindirim sistemi ile ilgili olan kronik ağrılar en önemli olanlarıdır. Mide ile ilgili olan gastrit, ülser gibi durumlar çocoklarda da olabilir. Bunlar çocuk cerrahının yanında, özellikle gastroenteroloğunu çok ilgilendiren bir durumdur.örneğin midenin içinde üreyen bazı mikroorganizmalar bundan sorumlu olabiliyor ve tedavi tedavi edilmedikçe karın ağrısı başta olmak üzere gastrointestinal sistem şikayetleri devam ediyor. Bu hastalarda cerrahi cerrahi birşey düşünülmüyorsa çocuk gastroenteroloğuyla temasa geçilip endoskopi yapılarak midesinde ülser var mı yok mu ona bakılmalıdır. Biyopsi alınması gerekebilir. Helikobacter pylori denilen bu mikroorganizmanın olup olmadığı incelenir; eğer varsa ona göre medikal tedaviye geçilmelidir.

Gastroenterit durumunda ishal ve kusma yanında karın ağrısı şikayetleri olabilir. Bu durumun tam aksi konstipasyon denen kaka yapma zorluğu ve kaka yapamama problemleri, bağırsakların iyi çalışmaması, kabızlık durumlarında da uzun süren karın ağrıları olabilmektedir. Habitüel kabızlık denen bu durum, yanlış beslenme iyi tuvalet eğitimi alamama nedeniyle oluşmaktadır. Bu çocuklarda rahat kaka yapamamaya bağlı olarak karın ağrıları görülebilmektedir.

Bağırsağın çeşitli enflamatuvar hastalıklarında da, ülseratif kolit ve Chron gibi kronik hastalıklarda da karın ağrıları olabilmektedir. Çeşitli nedenlerle solunum yolu enfeksiyonu geçiren çocuklarda da karın ağrıları olabilmektedir. Ağır bir pnömoni tablosundan hafif bir üst solunum yolu infeksiyonuna kadar her türlü solunum problemi çocuklarda karın ağrısı olarak belirti verebilir.

İdrar yolu enfeksiyonları da ciddi karın ağrıları yapabilir. Üriner sistemde herhangi bir tıkanma, nefrit veya basit bir alt üriner sistem enfeksiyonu da karınağrısı bulgusu ile kendini gösterebilir. Tekrarlayan idrar yolu infeksiyonlarında sünnet derisinin çıkarılması yani sünnet ameliyatı tavsiye edilir.

Hiçbir hastalık bulgusu olmayan çocuklarda da akut veya kronik karın ağrısı olabilmektedir. Örneğin; çocuğun o gün hoşlanmadığı bir matematik dersi varsa, jimnastik dersi varsa, evde annesi babası birşeye kızmışşa karın ağrısı olabilir. Bunlara psikolojik ve okul karın ağrıları denilmektedir. Bu gibi durumlar çok sık görülmektedir. Karın ağrısının bir belirti olarak kendisini gösterdiği bu hastalıklarda sadece karın ağrıları değil bulantı, kusma, ateş, kanama gibi başka belirtiler de olabilmektedir. Karın ağrısı yakınmasıyla bir çocuk doktora gelmişse, sadece karın ağrısı değil diğer bulgularla beraber hasta değerlendirilmeli ve altında cerrahi bir sebep yatıyor olabilir diye de bu hastalar için çocuk cerrahı tarafından da değerlendirilmesi gerekir.







Misafir 15 Temmuz 2006 08:56

SÜNNET
Sünnet Konusunda Bilinmesi Gerekenler
Sünnet penisin uç kısmını saran, tıp dilinde prepisyumadı verilen sünnet derisinin belirli şekil ve uzunlukta cerrahi yolla kesilerek alınması ve penis uç kısmın açığa çıkarılması işlemidir. Cerrahpaşa Tıp Fak. Androloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Halim Hattat, sünnette dikkat edilmesine gereken noktaları
yazdı.


Sünnet yapılan erkeklerde bazı enfeksiyon hastalıkları ve kanserler sünnet olmayanlara göre daha az ortaya çıkar. Sünnet olan bebeklerde idrar yolu enfeksiyonu riski 20 kat azalır. Çünkü sünnet derisinin altında enfeksiyon oluşma olasılığı olmaz. Toplumumuzdasünnet, erkek çocuğun büyüdüğünün, olgunlaştığının kanıtlanması biçiminde yorumlanmakta, ona armağanlar verilerek bu olay kutlanmaktadır. Bu da çocuğu psikolojik açıdan da geliştiren bir unsur olduğunu gösterir.


Sünnet Müslümanlar için dini açıdan bir zorunluluktur,ancak cinsel sağlık açısından da son derece olumlu olduğu görüşünde uzmanlar birleşmektedir.


Cinsel yolla bulaşan hastalıkların gelişmesini önleme açısından da son derece yararlı olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca yapılan araştırmalarda sünnetin İdrar yolu enfeksiyonlarının oluşmasını engelleyen bir faktör olduğu, sünnetli kişilerin partnerlerinde serviks kanseri riskinin azaldığı da ileri sürülmektedir.


Ülkemizde sünnet, hekimler, sağlık memurları ve hatta 'sünnetçi' adıyla bilinen ve çoğunluğu yeterli tıbbi-cerrahi bilgiden yoksun olan kişilerce dahi yapılmaktadır.


Sünnetin, bu konuda eğitim almamış kişilerce yapılmasından yana değiliz. Bunu tasvip etmiyoruz.Sünnet gerçekten son derece ciddi komplikasyonlara yol açabilen önemli bir müdahaledir. Ne yazık ki ülkemizde sünnetin tıbbi yanı ve gerekli şartların sağlanmasından çok, törensel yanına önem verilmekte, çocuğun geçireceği fiziksel ve psikolojik travma göz ardı edilmekte veya yanlış manipüle edilmektedir.


İdeal olan Ürologlar, çocuk cerrahları, genel cerrahlar ve bu gruplar dışında da mümkünse bu konuda eğitim almış hekimlerce yapılmasıdır. Çünkü sünnetten
sonra meydana gelen zararın düzeltilmesi son derece güç olmakta, çocuğun ileriki hayatını da derinden etkileyecek bir dizi problemler oluşabilmektedir.
Toplu sünnetlerde her çocuğa gerekli duygusal ve teknik özenin gösterilmesi, her çocuk için ayrı steril alet temini zordur. Kargaşa ortamında hatalı sünnet,
enfeksiyon ve diğer komplikasyonların oluşma ihtimali daha fazladır.


Aynı şekilde ülkemizde pek çok uygulama lokal anestezi ile yapılmakta olsa da, çocuklardaki psikolojik travmayı önlemek ve komplikasyonlara karşı daha
kontrollü olmak adına imkan varsa genel anestezi altında ve ameliyathane koşullarında yapılması gerekmektedir. Genel anestezi hem çocuğu ruhsal
bakımdan koruyacak hem de iyileşme süreci kısalacaktır. Yeni doğan bebeklerde sünnet öncesinde operasyon bölgesini uyuşturmak için çok ince iğne ile lokal anestezik ilaçlar uygulanır. Bu yaş grubunda genel anestezi uygulamaya gerek yoktur.


Türk aileleri çocuğu kutlanması gereken bir gelenek olarak sunar, erkekliğe ilk adım olarak anlatılır.Erkek çocuğun büyüdüğünün, olgunlaştığının kanıtlanması biçiminde yorumlanmaktadır. Dolayısıyla çocuğun psikolojik travmaya maruz kalmayacağı yaşlarda yapılması çok önemlidir. Yapılan araştırma sonuçlarına
göre uzmanlar, özellikle 3-6 yaşlar arasında yapılmasını çocuktaki psikolojik travmalardan dolayı pek tavsiye etmemektedirler.


3-6 yaşlar arasındaki çocukların; psikolojik olarak bir gelişme sürecinde bulunmasından ötürü psikolojik negatif bir etki oluşturmamak için zorunlu olmadıkça sünnet edilmesi önerilmemektedir.


Ancak doğuştan böbrek ve idrar yolları anormallikleri bulunması,sünnet derisinin uç kısmının, normal idrar akımına izin vermeyecek kadar dar olması, sık sık sünnet derisinde ve penisin baş kısmında iltihaplanmalar meydana gelmesi gibi özel durumlarda yaşa bakılmaksızın sünnet gerekebilir.


Ailelerden gelen diğer bir önemli soru da tek yaş veya çift yaşlarda sünnet olmanın bir farkı olup olmadığıdır. Hiçbir farkı yoktur.


Sünnet son zamanlarda yeni doğan bebeklerde ; cerrahi işlemin kolaylığı, bebekte yara iyileşmesinin çabuk olması, sünnet sonrası bakımın kolaylığı ve psikolojik travma oluşturmaması nedeniyle en ideal yaş olarak kabul edilmektedir. Ancak bu durumda tavsiyemiz ailenin daha sonra çocuğa uygun lisanda sünnet olduğunu açıklaması ve arkadaşları sünneti önemli bir sosyal olay olarak yaşarken çocuğun kendini farklı hissetmemesidir.


Sünnet Yöntemlerinde Teknik son derece önemlidir.Günümüzde uzmanların en sık uyguladığı, güvenilir, yan etkileri en az olan yöntem cerrahi yöntem olup, klasikolarak sünnet derisinin cerrahi yoldan kesilerek uçların birbirine dikilmesi şeklinde yapılır.


Lazer uygulamalarında dokuda beslenme bozukluğu, idrar yolu yaralanmaları ve hissi sinir etkilenmeleri gibi komplikasyonlar çok görülmektedir. Aynı sebepten işlem sırasında yoğun koter kullanılmasından dahi kaçınılması tavsiye edilmektedir. Sünnet sırasında lazer ve koter gibi enstrümanlardan uzak durulmasını
önemle tavsiye ediyoruz.


Sünnet Hataları Neler Olabilir?
Sünnet sırasında :
-Derinin kısa yada uzun kesilmesi,
-Kanamalar,
-Şekil bozuklukları,
-İdrar yolunun etkilenmesi
-Ve enfeksiyonlar
karşılaşılabilecek problemlerdir. Enfeksiyon, gerekli temizlik şartlarının sağlanamadığı evde ya da toplu olarak açık alanda yapılan sünnetlerde daha sık görülen bir komplikasyondur.


-Ayrıca sünnetten sonra yapılan bandajın çok sıkı olması nedeniyle idrar çıkım güçlüğü yaşanabilir ve bu durum idrar yolu enfeksiyonuna ve böbrek hasarına yolaçabilir.


-Özellikle 3-6 yaş arası ve/veya uygun olmayan koşullarda yapılan sünnetlerden sonra sıklıkla psikolojik rahatsızlıklar oluştuğu da gözlemlenmektedir.


Sünnetin konuda deneyimli kişilere doğru şartlarda yaptırılması ile bahsettiğimiz bu tür komplikasyonlar en aza indirilebilmektedir.


Ayrıca burada diğer önemli bir hususta sünnet olacak çocuğun anatomik olarak hekimlerce kontrol edilmesidir. İdrar yolunun açık olup olmadığı görülmelidir. Halk arasında doğuştan sünnetli ya da peygamber sünnetli olarak bilinen hipospadias yada epispadias durumu gibi idrar yolunun normal açılması
gereken yere göre penisin aşağısına yada üst kısmına açılmış olması durumunda kesinlikle sünnet yaptırılmamalıdır. Bu durumlar bir dizi cerrahi
operasyon gerektirir.


Yapılacak ameliyatlarda sünnet derisi kullanılmaktadır. Bu yüzden de bu şansın muhafaza edilmesi için çocuğun sünnet öncesinde hekimlerce kontrol edilmesinde büyük fayda vardır.


Aileden gelen genetik kan hastalıkları bulunup bulunmadığı araştırılması gereken diğer bir konudur.Aynı şekilde çocuğun kanama zamanına bakılmalı, başka
bir hastalığı olup olmadığı hekimlerce kontrol edilmeli ve sünnet işlemi genel anestezi altında emin ameliyathane koşullarında yapılmalıdır.


Sünnet korkusu çocuklarda son derece ciddi travmalara yol açabilir. Bu nedenle özellikle genel anestezi altında çocuğun hiçbir korku hissetmeden yapılması önerilmektedir. Ayrıca bazı aileler çocuğa sadece muayene olacaksın' diyerek kandırma yoluna gidiyorlar.Bu da çocuğun ileriki hayatında da hem doktorlara hem de ailesine sürekli bir güvensizlikle yaklaşmasına sebep olmaktadır.


Her çocuk yapılacak işlem hakkında bilgilendirilmelidir.Lokal anestezi ile sünnet yapılması mecburiyeti olan durumlarda işlemin aile ve hekimler tarafından çocuğa son derece geniş bir şekilde anlatılması ve çocuğun bu durumu benimsediği husususun görülmesi çok önemlidir. Aksi halde çocuğun yaşayacağı korku ve olumsuz deneyim ileriki yaşamında da olumsuz etkiler yaratacaktır. Sünnette önemli olan, çocuğa yapılacak cerrahi işlemin mümkün olduğunca psikolojik travma oluşturmadan, hijyenik şartlara uygun ve problemsiz yapılmasıdır.
Kaynak: Prof. Dr. Halim Hattat (Cerrahpaşa Tıp Fak.
Androloji Bilim Dalı Başkanı)


Mystic@L 16 Temmuz 2006 03:38

Çocuklarda Gıda Alerjileri
http://www.bebekkokusu.com/news/articlefiles/1412-20.jpgGıda allerjileri genellikle çocukluk çağında görülmeye başlanan bir rahatsızlıktır, burunda tıkanıklık, deri döküntüleri, bulantı, kusma, karın ağrısı, kızarıklık, ishal, nefes darlığı, öksürük, genel halsizliğe neden olabilir. Besinin alınmasından sonra 1–2 saat içinde vücut çocuğun besini ne kadar tükettiğine ve alerji seviyesine bağlı olarak hafif veya şiddetli olarak reaksiyon gösterebilir.
Görülme sıklığı çocuklarda %2, erişkinlerde %1,5–2 arasındadır. Anne ya da babadan birinin yada ikisinin de alerjik vücut yapısına sahip olması çocukta alerji gelişme riskini artırmaktadır. Gıda alerjilerinin bir kısmı yaşla kaybolurken, bazen yaşam boyu beslenmelerine dikkat etmeleri gerekebilir.
Alerjiye en sık neden olan besinler; süt, yumurta, yer fıstığı, mısır, soya, muz, çilek, buğday, fındık, ceviz, balık ve kabuklu deniz ürünleridir.
Alerjiyi tanımlamak özellikle çocuklarda kolay olmamaktadır, deri testleri veya eliminasyon diyeti yani alerjiye neden olabileceği düşünülen yiyeceklerin diyetten çıkarılması ve zamanla tekrar diyetlerine eklenerek vücudun tepki verip vermediğinin kontrol edilmesi gerekebilir. Böylelikle çocuğun hangi besine karşı alerjisi olduğu tespit edilir.
Alerjiyi ortadan kaldıracak bir tedavi yöntemi yoktur fakat alerjik hastaların bir kısmı özellikle süt ve yumurta alerjisinde 3 yaşından sonra alerji yapan gıdaları tüketebilir hale gelebilmektedirler. Gıda alerjisinin tedavisinde amaç etken besinin diyetten uzaklaştırılmasıdır. Bu durum çocuklarda bazı vitamin ve mineral eksikliklerinin görülmesini tetikleyebilir.
Bebeğin ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslenmesini sağlamakta ileride oluşabilecek gıda alerjilerinden korumasında bir yoldur. Eğer çocuğunuzu emziremiyorsanız soya içeren mamalar kullanmamanız riski azaltacaktır. 6. aydan sonra ise pirinçli veya yulaflı mamalarla başlayıp, sonrasında buğdaylılardan destek alabilirsiniz. Daha sonrasında sebzeler ve narenciye dışındaki meyve ve meyve suları diyetlerine eklenmelidir. Et ve protein kaynaklı yiyecekler ise 8. aydan itibaren verilmelidir. 1 yaş sonrasında yumurta, balık, buğday verilmelidir.
Çocuklar genellikle inek sütüne karşı alerjik reaksiyon gösterirler. Eğer çocuğunuzun inek sütüne karşı alerjisi varsa diyetinden peynir, yoğurt, tereyağı, dondurmayı çıkarmanız gerekecektir. Bu durumda çocuğunuzun kalsiyum gereksinimini doktor kontrolünde tamamlayıcılardan sağlamanız yararlı olacaktır.
Eğer çocuğunuz belirli yiyecekleri tükettikten sonra belirli semptomlar oluşuyorsa o yiyecekleri diyetinden kaldırın. Hangi yiyeceğin alerji yaptığını tespit etmek için birkaç haftalık günlük tutabilirsiniz. Çocuğunuzun sabahtan akşama kadar neler tükettiğini yazın ve anı anına gösterdiği belirtileri de kaydedin. Unutulmaması gereken çocuğunuzun bir yiyeceğe karşı alerjisi varsa vücut hemen tepki vermeyebilir. Bağışıklık sistemlerinin bir reaksiyon göstermesi haftalar hatta aylarda sürebilir. Yani çocuğunuzun alerjisi olup ta vücutta reaksiyon vermeyen durumlar söz konusudur. Bu nedenle en sağlıklı yöntem alerji testleridir.



GusinapsE 18 Temmuz 2006 00:14

Pasif Sigara İçiciliği ve Çocuklar
 
Pasif Sigara İçiciliği ve Çocuklar

Soru: Pasif içicilik nedir?
Cevap: Yanan bir sigara dumanı ve sigari içen kişinin soluğuyla yaydığı dumanın bileşimidir. Ayrıca çevresel sigara içiciliği, duman olarak da adlandırılır. (ETS=Enviromental Tobacco Smoke, ÇSD=Çevresel Sigara Dumanı). Kokusuyla kolayca ayırt edilir.ÇSD havaya dağılır ve elbiselere, perdelere, mobilyalara siner. Çoğu kişi için ÇSD kötü koklu, yakıcı, göz ve burnu rahatsız edicidir. ÇSD içinde 4000’den fazla kimyasal madde belirlenmiştir. Bunlaran en az 43 tanesi kanser yapıcıdır.
Soru: Çevresel sigara dumanına maruz kalmak sık rastlanılan bir durum mudur?
Cevap: ABD’de erişkinlerin yaklaşık % 26’sı sigara içiyor. Beş yapın altındaki çocukların % 50-67’si de en az bir erişkinin sigara içitiği evlerde yaşıyor.
Soru: Kimler risk grubundadır?
Cevap: ÇSD herkes için zararlı olmasına rağmen anne karnındaki bebekler, küçük bebekler ve çocuklar daha çok risk altıntadır. Çünkü gelişmekte olan akciğer, beyin gibi organlar zarar görürler.

Anne karnındaki bebeğe ve yeni doğanlara etkileri
Cevap: Anne ve bebek arasında hamilelik boyunca bir kan dolaşımı ve bu yolla bir alışveriş vardır. Sigara içen hamile kadınmlarda bu dolaşım değişir. Uzun dönemde ne gibi sağlık sorunlarına yol açtığı henüzbilinmiyor. Ama bazı çalışmalar hamilelikte sigara içmenin yarık damak-dudak gibi bazı doğum anomalitelerine yol açtığını göstermiştir.
Sigara içen annelerin daha az sütü vardır, bebekleri düşük doğum ağırlıklıdır. Sigara için anne çocuklarınad “Ani Bebes Ölümo Sendromları”na daha sık rastlanır. Bu da 1-12 aylık bebeklerin en sık ölüm nedenidir.

Çocuk akciğeri ve solunum sistemi
Her yaştaki çocukta ÇSD’ye maruz kalmak akciğer işlevlerini bozar. Çocukluk dönemi astımlarının sıklığını ve şiddetini artırır. Pasif içicilik sinüzit, rinit, kistik fibrozis, kronik solunum problemleri (öksürük, geniz akıntısı gibi) rahatsızlıklarını arttırır.
İki yaşın altındaki çocuklarda ÇSD bronşit ve zatürre olasılığını arttırır. 1992 tarihli bir çalışmada ÇSD’nin 18 aydan küçük çocuklarda her yıl 150.000-300.000 alt solunum yolları enfeksiyonlarına yol açtığı gözlenmiş,tir. Bu hastalardan 15.000’i hastaneye yatmak zorunda kalmıştır. Günde yarım paket veya daha fazla sigara için anne babaların çocuklarının herhangi bir solunum yolu hastalığından hastaneye yatıma riski 2 kat daha fazladır.
ÇDS (Çevresel Sigara Dumanı) ve kulaklar
ÇSD hem kulak enfeksiyonlarını sayısını ırtırır hem de kulak hastalığının süresini uzatır. Solunan duman burun arkasıyla orta kulağı birbirine bağlayan östaki borusunu irite eder. Bu da orta kulakta sıvı birikimi ve enfeksiyonla kendini gösterir. Çocuklarda dyum akaybında en çok sorumlu olan sebep kulak enfeksiyonudur. Eğer ilaçla etkili cevap alınamazsa cerrahi girişim gerekir.
ÇSD ve beyin
Hamilelikte ve sonrasında sigara içen annelerin çocukları diğerlerine göre daah çok davranış bozukluğu gösterir. Hiperaktivite, okul performansı ve entellektüel kazanımlarda bozulur.
Soru: Pasif sigara içiciliği kanser nedeni midir?
Cevap: Şimdiye kadar sadece pasif içiciliğin çocuğunuzun gelişimine zarar verdiğini öğrendiniz. Peki ÇSD’nin diğer kanser nedeni hava kirletici maddelerden 100 kat daha fazla kansere yol açma riski olduğunu biliyor muydunuz?
ÇSD’nin her yıl 3000’den fazla sigara içmeyen kişinin akciğer kanserinden ölümüne yol açtığını biliyor muydunuz?
Hazır bunları öğrenmişken çocuğunuzun pasif içiciliğini hemen şu andan itaberen önleyebilrsiniz.
Ne yapabilirsiniz?
1) Sigarayı bırakın, eğer içiyorsanız tabii!
2) Eğer yardıma ihtiyacınız varsa doktorunuza danışın. Bırakmanıza yardımcı olabilecek birçok ürün var artık.
3) Eğer evinizde sigara içenler varsa onların bırakmasına yardımcı olun. Eğer onların bırakması mümkün değilse onlardan ve ziyaretçilerden evin dışında sigara içmlerini rica edin.
4) Arabanızda sigara içirtmeyin!
5) Çocuğunuzun okulunda, çevresinde sigara içilip içilmediğini kontrol edin.
Doç. Dr. Dilaver ÖZTURAN


Mystic@L 18 Temmuz 2006 01:42

bebeklerde soğuk algınlığı - editor: draligus

SOĞUK ALGINLIĞI VEYA ÜST SOLUNUM YOLU ENFEKSİYONU (ÜSYE) Soğuk algınlığı bebekler ve çocuklar arasında en çok rastalanan hastalıklardan biridir. Genelde sanılanın tersine soğukta kalmak yada üşütmekle olmaz. Boğaz ve burunda gelişen bir enfeksiyondur ve etkeni genelde virüsler olan bulaşıcı bir hastalıktır.
Akciğerlerin yada kulakların etkilenme tehlikesi olduğu için bebeklerde ve çocuklarda görülen soğuk algınlığı daha ciddiye alınmalıdır. Çocuğunuzda sıradan grip belirtilerinin yanında kırmızı lekeler de çıkarsa kızamık yada kızamıkçık çıkarıyor olabilir. Bu hastalığın belirtileri akan bir burun, hapşırma, burun tıkanıklığı, ateş, halsizlik, iştah kaybı ve kuru bir öksürüktür. ÜSYE bütün bir yıl boyunca görülebilir ve sebebi bilinen 100 virüsten biridir.
Genelde el teması veya hava teması ile geçer. Hastalık genelde üç ile on gün arası sürer, ancak küçük bebeklerde daha uzun sürebilir.


GusinapsE 19 Temmuz 2006 06:38

Bazı ÇOcuk Hastalıkları
 
Bronşit
Akciğerlerde oluşan bir enfeksiyondur. Soğuk algınlığının ya da gribin arkasından oluşabilir. Hırıltılı solunum ateş yükselmesi burun akıntısı öksürük ile birlikte gelen balgam belirtileridir. Balgam çıkarmasına yardımcı olun ve yatarken başını yükseltmek için ek bir yastık kullanın. Çocuğunuz iki gün içinde düzelmiyorsa doktorunuza danışın

Bademcik İltihabı
Boğazda aşırı ağrı ve bademciklerde enfeksiyon oluşur. Mikrop kapan bademcikler kızarır, büyür ve üzerinde beyaz renkte noktalar oluşur. Ateş yükselir ve bezelerde şişmeler meydana gelir. Çocuğunuza soğuk ve sulu içecekler verin. Doktorunuz enfeksiyonun antibiyotikle tedavisini uygun görebilir ya da bu enfeksiyon sık oluşuyorsa ve çocuğun genel sağlığını etkiliyorsa bademciklerin alınmasını uygun görebilir
Beşinci Hastalık
Kelebek hastalığı da denilen, selim seyirli viral bir hastalıktır. Hafif ateş ile birlikte yüzde, yanaklarda, gövdede, kol ve bacaklarda toplu iğne başından daha büyük kırmızı döküntüler oluşur. Yüzdeki görünüm; burun, yanaklar kanatlarına benzetilerek “kelebek hastalığı” denmesine neden olmuştur. Gebelerde düşüğe yol açacağından dikkat edilmesi gerekir.

Bitlenme
Çocuklar vücut ya da kısık bitinden çok saç bitine yakalanır. İki üç milimetrelik, açık gri renkli saç bitleri kafada yaşar, çocuklarda ise çoğu kez kirpiklerde de görülür. Bit, ya insandan insana geçer (bir dokunuş bile yeterlidir) ya da tarak, fırça veya şapkalardan bulaşır. Isırık yerlerinde şiddetli şekilde kaşırsa, o yerler kabuklanıp iltihaplanır.
Bitlerin yerleşmek için öncelikle tercih ettikleri yerler şakaklar, kulakların arka kısmı ve ensedir. Çoğu kez bitler edğil, yumurtaları görülür. Eczanelerde özel bit şampuanı ve jelleri satılmaktadır. Bu ilaçlar bir süre saçlarda kalır ve sonra çalkalanır.
Tedaviden sonra ince tarakla bitler çıkartılır. Güvenlik açısından bütün aile fertleri kontrol edilmeli, gerekirse onlar da tedavi görmelidir.
Ayrıca taraklar, fırçalar ve şapkalar dezenfekte edilmelidir. Sekiz ila on gün sonra saçlar tekrar kontrol edilmelidir.
Tedavi olumsuz sonuç verirse doktora başvurulmalıdır. Tedaviden sonra çoğu kez bütün bitler ölür fakat kimi zaman yumurtalar canlı kalır. Bu yüzden yeni bir tedavi gerekebilir.


Mystic@L 20 Temmuz 2006 22:52

aşı takvimi hastalıklar korunma - editor: draligus


AŞI NEDİR, NİÇİN GEREKLİDİR , Ağır veya hatta bazen ölümcül seyredebilen birçok Çocuk Hastalığının önlenebilmesi rutin aşılama ile sağlanabilir. Aşılar zayıflatılmış canlı virüslerden(kızamık, kabakulak, kızamıkcık, su çiçeği, polio) ya da bakterilerin yada virüslerin inaktive edilmiş bağışıklık sağlıyan ögelerinden (polio, hepatit b, boğmaca, grip, haemophilus influenza tip b, pnömokok) hazırlanmış olabilirler.

Tüm çocuklar için önerilen aşılara ek olarak, yüksek risk taşıyan birçok durum ek aşılamaları gerektirebilir. Sadece çocukluk çagına özgü olduğu sanılan bazı bulaşıcı hastalıkların gençlere ve yetişkinlererede geçebileceği unutulmamalıdır.

Bu nedenle Çocuk ve Genç Doktorları bulaşıcı tehlikeli hastalıklara önlem olarak aşılama yolu ile vücuda bağışıklık kazandırılmasını salık verirler.


TheGrudge 29 Temmuz 2006 13:50

İkizlerin Bakımı
http://www.cicibebe.net/images/271.jpg Gebe kadın bir bebek düşüncesindeyken birden ikiz bebekleri olacağını öğrenince telaşlanması olağandır. Çünkü bir bebek için düşünülen planlar artık iki bebek için yapılmaya başlanmalıdır. Anne adaylarının bir kısmı doğacak olan bebeğin ihtiyaçlarını gidermek için gebeliğin son aylarını beklerken bazı annelerde gebe olduklarında öğrendikleri andan itibaren ihtiyaç listesini hazırlamaya başlarlar. İkiz bebek bekleyen annelerin olması gerekenden daha önce doğum yapmaları beklenir. Bu nedenle ikiz anneleri belirlenen doğum tarihinden daha önce bebeğin tüm ihtiyaçlarını giderecek durumda olmalıdırlar.

Bir bebeğin anneyi ne kadar yorabileceği bilinirken, iki bebek olduğunda neler yaşayacağınızı düşünerek kendinize bebekler dünyaya gelmeden bol bol vakit ayırın. İkizleri emzirmek oldukça güç olabilir. Sizin için iki yöntem önerilmektedir. Isterseniz bebeklerinzin ikisini aynı anda emzirebilir ya da birini emzirdikten sonra bir diğerine geçebilirsiniz. Bebeklerinizin ikisini de kucağınıza alın, bacakları dışa dönük gelecek şekilde kucağınıza yatırın. Daha sonra bir memenizi birine, diğer memenizi de ötekine verin. Bu şekilde emzirmeye başlayın. Bu işlemi yaparken sık sık bebekleri diğer memeyi emmesi için değiştirin. Bebekleri aynı anda emzirmeniz halinde zamandan da tasarruf edeceksinizdir. İkizleri aynı anda emzirmek size zor geliyorsa onları tek tek emzirmeyi deneyin.

Bazı annelerin sütleri az olduğundan bebeklere mama takviyesi yapabilirler. Bu şekilde bebeklerinizi biberonla emzirmeniz gerekecektir. İsterseniz biberonla gıda alımını da aynı anda yapabilirsiniz. Bebeklerinizin ikisinide düz bir zemine yatırın ve başlarının yüksekte olmasını sağlamak için başlarının altına bir yastık koyun. Daha sonra da biberonları ellerinize alın ve bir elinizle birini beslerken, diğer elinizle de diğer bebeğinizi besleyin. Bu işlemi de ayrı ayrı yapabilirsiniz. Bu şekilde bebeklerinizle tek tek daha iyi ilgilenmeniz de olasıdır.

Ikiz bebekleri aynı anda banyo yaptırmak zor olabilir. Bebeklerinizi aynı anda banyo yaptırabilmeniz için sizin de katılımınız gereklidir. Küvetin içine girerek bebeklerinizi kucağınıza alın ve hep birlikte banyo yapmaya başlayın. Bu tarzda yapılan banyolar oldukça uzun sürebilir. Bu nedenle ikizlerinizi tek tek yıkamanız daha avantajlı olacaktır. Bir bebeğiniz uyurken diğerini yıkayabilir ve diğeri uyuduğunda da onu yıkayabilirsiniz. Bir keç haftalık olan bir bebeği sık sık yıkamak zorunlu değildir, bu nedenle onları silebilirsinizde.

Ikiz bebek anneleri oldukça fazla yorulurlar. Evde yalnız olmadığınız zamanlarda bebeklerle başkalarının ilgilenmesini sağlayın. Örneğin annaanne ya da babaanne evde bulunduğunda bebeklerle ilgilenmelerini sağlayın. Eşinizin evde olduğu zamanlarda yapmanız gereken her şeyin yarısını onun da yapmasını sağlayın. Bu arada eşinizin sürekli aynı bebekle ilgilenmesine izin vermeyin, bu şekilde diğer bebek eşinize uzak kalır ve sürekli sizi yanında isteyebilir.

Yenidoğanlar geceleri sık sık uyanabilirler. Bu nedenle özellikle ikiz anneleri bir çok geceyi uykusuz geçirir. Geceleri bebeklerinizin birinin ihtiyaçlarını karşılarken uygulamaların aynısını diğerine de tekrarlayın. Bu şekilde gece boyunca sık sık uyandırılmak zorunda kalmazsınız.
Ikiz bebek sahibi olmanızdan dolayı evinizin doğum yapmadan önceki düzende olmasını beklemeyin. Bu nedenle yemeklerinizi hazır olanlardan seçin, evinizin bakımında size yardımcı olması için bir yardımcı edinin. Böylece bebeklerinizle ve kendinizle ilgilenmek için daha çok zamanınız olacaktır. Özel işlerinizi bebekleriniz uyurken yapın ya da onlar uyurken sizde dinlenin.

Aynı anda çılgınlar gibi bağıran iki bebekle birden ilgilenmek olanaksız gibidir. Bu nedenle sizib bir kişi olduğunuzu ve bu yüzden aynı anda iki bebekle birden ilgilenemeyeceğinizi bebeklerinizin anlamasını sağlayın.

İkizler bebeklik dönemlerinde oldukça yaramaz ve birbirleriyle hiç anlaşamayacakmış gibi görünsede ilerleyen günlerde oldukça iki iyi dost olurlar. Bu nedenle yaşadığınız bu zor durumların bir gün biteceğini unutmayın.

İkizlerin bir kısmı birbirlerine oldukça benzerken bir kısmı da çok az benzeyebilir. Birbirlerinin aynısı olan bebeklerin bakımı daha zordur. Biraz önce hangisini yedirdiğinizi anlamanız zor olabilir. Bu nedenle bebekleri ayırabilmek için onların üzerinde bir işaret olmasını sağlayın ya da farklı giydirin.

Bebeklerinizin ikiside birer melek olmayacaktır, mutlaka içlerinden biri yaramaz olur. Bu nedenle her türlü oluşuma hazır bulunmalısınız. İkiz bebek sahibi olan diğer ailelerle ilişkiler kurun ve onlardan tavsiyeler isteyin. Bu şekilde yapılan yardımlaşmalar size olumlu faydalar sağlayabilir.


Hi-LaL 1 Ağustos 2006 01:34

Çocuklara Midilli Terapisi...
 

Manisa'nın Akhisar ilçesindeki Sevgieli Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezinde, çeşitli rahatsızlıkları bulunan 130 çocuğa, midilli atlarıyla terapi yapılıyor.

A.A muhabirinin görüştüğü merkezin kurucusu İlknur Morbel, merkezde, farklı rahatsızlıkları bulunan 130 öğrencinin terapi gördüğünü bildirdi. Medar At Çiftliği ile yaptıkları anlaşma gereği, 130 öğrenciyi günde 1,5 saat midilli atlarına bindirdiklerini belirten Morbel, at üstünde tedavi yönteminin, fizyoterapistler eşliğinde uygulandığını söyledi. Atın hareketlerinin omurilik yaralanmaları, kas ve gelişim, Down sendromu, Otizm gibi hastalıkların tedavisine yönelik önemli katkısının bulunduğunun kanıtlandığını savunan Morbel, şöyle devam etti: ''Beyindeki hücre ölümleri sonucu, çocuklar yürüyüş yeteneklerini kaybediyorlar. Atlarla insanların yürüyüş şekilleri birbirine benzediği için, çocuk ata bindiğinde bu yürüyüş beyinde yer ediyor ve yeteneğinin gelişmesini sağlıyor. Atın arka bacak hareketleri ile çocuğun kalça ve omurilik hareketleri sağlanıyor. Çocuk at üstünde dengeyi sağlamak için tüm nörolojik unsurlarını kullanıyor. Atın vücut ısısı ise kontrolü, kas kasılmalarının tedavisini sağlıyor. Hipoterapi eğitiminde önemli olan bir şey de çocuk ata eğersiz binmektedir. Atın sıcaklığını ve tenini hissetmesi önemlidir. Fizyoterapistlerimizin yanı sıra okul psikoloğumuz, çocuğun at üzerinde bulunduğu sıradaki duygularına göre, psikolojik destek sağlamaktadır.''

Morbel, çocuklara yönelik, atla yaptıkları terapinin yanı sıra yüzme havuzunda ve denizde su ile terapi (hidroterapi) eğitimleri de uyguladıklarını belirtti.


TheGrudge 1 Ağustos 2006 10:50

ALLERJİK ASTIM



Astım nedir?


Astım, hava yollarının çeşitli uyaranlara artmış yanıtının söz konusu olduğu, tekrarlayıcı, kendiliğinden veya tedavi ile tamamen veya kısmen geri dönüşümlü öksürük, hırıltı, nefes darlığı gibi belirtilerinin yer aldığı bir hastalıktır.
Neden olur?

Çocukluk çağında % 90 oranında allerjik kökenli olduğu bilinmektedir. Yıl boyu maruz kalınan ev içi allerjenlerin bronşlarda yarattığı allerjik iltihabi durum, soğuk hava, egzersiz, viral solunum yolu enfeksiyonları, kimyasal buharlar, hava kirliliği ve sigara dumanı gibi nonspesifik uyaranlarla temas sonucu astım belirtilerinin ortaya çıkmasına neden olur. Bunun yanında spesifik olarak allerjinin söz konusu olduğu ev dışı allerjenlerle temas sonucu genellikle mevsimsel olarak aynı tablo gözlenmektedir.

Nasıl seyreder?

Astım tanısı alan çocukların çoğunun hayatın ilk 2 yılında belirti verdiği saptanır. İlk yıllarda öksürük ve hırıltının ana uyaranı viral solunum yolu enfeksiyonlarıdır. Bu yaşlarda akciğerlerin gelişiminin henüz tamamlanmamış olması, küçük hava yolu çaplarının dar, kıkırdak dokunun az olması, tekrarlayıcı bronş daralmasına katkıda bulunur. Dört beş yaşlarında akciğerlerin gelişiminin tamamlanması ile erken yaşlarda astım belirtileri gösteren birçok çocukta klinik olarak düzelme gözlenmektedir. Düzelmeyen bir grup hasta ve daha geç astım tanısı almış çocukların bir kısmı da ergenlik çağında klinik bir iyilik dönemine girerler. Genel olarak çocukluk çağında astım tanısı almış hastaların yaklaşık %50-60'ı ergenlik döneminde iyileşirler. İyileşen olguların bir bölümü orta yaş döneminde tekrar hastalık belirtileri göstermeye başlayabilmektedirler.

Nasıl teşhis edilir?

Astım tanısı koymada en değerli tanı aracı öyküdür. Öksürük, hırıltı ve / veya nefes darlığı belirtilerinin gece kötüleşmesi şiddetle astımı düşündürür. Yattıktan sonra veya sabaha karşı yaklaşık 30 dakika süreyle devam eden ve bronş genişletici ilaçlara olumlu yanıt veren öksürük aksi ispat edilene kadar astım kabul edilmelidir.

Akciğer fonksiyonları nasıl değerlendirilir?

Astımda akciğer fonksiyonlarının ölçülmesi gerek tanı gerekse tedaviye yanıtın değerlendirilmesi açısından büyük önem taşır. Spirometre ile ölçülen solunum fonksiyonlarında zorlu nefes verme sırasında yapılan ölçümlerin sağlıklı bireylerle yapılan karşılaştırılması ve tedavi ile bu değerlerin göstermekte olduğu düzelme değerlendirilmektedir.

Allerji nasıl belirlenir?

Astıma neden olması olası allerjinin hangi maddeye karşı geliştiğinin saptanmasında allerji deri testleri kullanılır. Ön kol ön yüzüne veya sırta delme metodu ile uygulanan deri testinde ciltteki kızarma ve kabarmanın şiddetine göre değerlendirme yapılıp, hastanın neye allerjisi olduğu saptanmaktadır.
Allerji deri testi uygulamasının mümkün olmadığı, 3 yaş altı çocuklar, yaygın allerjik egzaması olan hastalar, antihistaminik içeren ilaç kullanmakta olanlar, ciltte dermografismus adı verilen cilde bastırma sonucu kabarma reaksiyonu verenlerde, kanda spesifik immünoglobulin E düzeyi saptanması yöntemiyle allerjen tespiti yapılabilir.

Astım nasıl tedavi edilir?

Tüm allerjik hastalıklarda olduğu gibi astımda da birinci basamak tedavi alleji geliştirilmiş olan maddeden uzak durmaktır. Uygun öneriler doğrultusunda alınacak çevre önlemleri ile hastalık belirtilerinin ve bronşlardaki aşırı duyarlılığın belirgin derecede azalması mümkündür.
Çevre önlemlerinin yeterli olmadığı, ilaç tedavisinin uygun görüldüğü hastalarda havayolu ile akciğerlere çekilip bronşları tedavi eden sprey ilaçlar kullanılmaktadır. Bunlar sadece bronşları gevşetici özelliğe sahip rahatlatıcılar ve allerjik iltihabın yarattığı aşırı bronş duyarlılığını azaltmak yoluyla tedavi edici özelliğe sahip olanlar olarak ikiye ayrılabilir. Son yıllarda bu amaca yönelik kana karışma oranı en aza indirilmiş, kortizonlu ilaçlara özgü yan etkileri ağızdan alınanlara kıyasla çok çok az olan yeni jenerasyon kortizon bazlı sprey ilaçlar geliştirilmiştir. Allerjinin bronşlarda yapabileceği kalıcı hasarı önlemede tek seçenek olarak sunulan bu ilaçlarla astım belirtileri en aza indirilmektedir.


Hi-LaL 5 Ağustos 2006 09:27

Biberon çürüğüne dikkat
 

Bebeklerin biberonla beslenmesi sırasında ağızda biriken süt ve kullanılan emziklere sürülen tatlandırıcıların, ''biberon çürüğü'' denilen çürüklere neden olduğu bildirildi.

Çukurova Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Emin Esen, bebeklerin dişlerinde oluşan kahverengi lekelerin, diş çürüğü olduğunu söyledi.

Bebek beslenmesinde en önemli besin kaynağı olan anne veya inek sütünün ağızda birikmesiyle oluşan mikropların, dişleri çürütebildiğini belirten Esen, bu nedenle beslenme sonrasında dişlerin temizliğine özen gösterilmesi gerektiğini ifade etti.

Esen, bebek dişi çürük tedavisinin güç olması nedeniyle, beslenmenin bebeklerin uyku saati öncesi yapılması ve süte tatlandırıcı ilave edilmemesi gerektiğini belirterek, beslenme sonrası su içirilmesi gerektiğini kaydetti.

Gece ve sabah beslenmeleri sonrasında dişlerin hijyenik bezle silinerek temizlenmesi gerektiğine dikkati çeken Esen, ''Diş temizliğine dikkat edilmemesi halinde, çürük diş, ağrı ve iltihaplanma sonucu bebekte rahatsızlanma ve beslenme bozukluğuna neden olur'' dedi.

Prof. Dr. Esen, bebeğe karbonhidratlı ve şekerli gıdalar yerine elma ve havuç gibi besin değeri yüksek, aynı zamanda diş temizliğine yardımcı olacak gıdalar verilmesi gerektiğini söyledi. Esen, ''Bunlara dikkat edilmemesi halinde, çürük, kalıcı dişleri de etkileyip şekil bozukluğuna neden olur'' diye konuştu.

-SÜT DİŞLERİNİN ÖNEMİ-

Esen, süt dişlerinin geçici olması nedeniyle anneler tarafından önemsenmemesinin yanlış olduğunu söyledi. Bu tarz bir düşüncenin süt dişlerinin temizliğinin ihmaline ve çürümesine sebep olduğunu ifade eden Esen, ''Süt dişlerindeki çürük, hem çocuğun dişlerinin ağrımasına, hem de daimi dişlerine zarar verir. Süt dişleri ihmal edilip dolgu ile kurtarılamadığı zaman, çekilmesi gerekir'' dedi.

Prof. Dr. Emin Esen, erken süt dişi kaybının, çocukların daimi dişlerinin çapraşık olmasının en önemli etkenlerinden birisi olduğunu ifade ederek, şunları kaydetti:

''Erken süt dişi kaybı sonucunda, ağızda bulunan dişler, çekilmiş süt dişinin boşluğuna doğru kayar ve daimi dişlerin süreceği yer kalmaz. Sonuçta, çapraşıklık ve gömülü kalma durumu meydana gelebilir. Bu nedenlerle, süt dişlerinin sağlığı çok önemli. Çocuklarda ağız hijyeni çocuğun ilk dişleri sürdüğü andan itibaren başlamalı, çocuğun yaşı biraz daha büyünce (2 yaş) diş fırçası kullanılmaya başlanmalıdır.''


Mystic@L 5 Ağustos 2006 13:07

Çocuğunuzda Dikkat Eksikliği ve/veya Hiperaktivite Sendromu Varsa

http://www.hiperaktif.org/gulresmi.gifOlumlu davranışları pekiştirmek için olumlu onaylamalar kullanın.
http://www.hiperaktif.org/gulresmi.gifOlumsuz davranışların sonuçlarını, caydırıcı olabilmek için hemen uygulayın.
http://www.hiperaktif.org/gulresmi.gifOlumlu davranışları anında ödüllendirmek için sonradan bir armağana çevrilmek üzere biriktirilebilecek fiş, çıkartma ya da tablo sistemini kullanınız.
http://www.hiperaktif.org/gulresmi.gifHer zaman bir adım önde olun; olayları önceden tartarak, doğru davranışı önceden saptayın. Çocuğunuza ondan beklediklerinizi, olumlu ve olumsuz sonuçlarını açıkca anlatın.
http://www.hiperaktif.org/gulresmi.gifDirektiflerinizi basit tutun. Daima kısa cümleler kullanın ve bir kerede bir ya da ikiden fazla direktif vermeyin.
http://www.hiperaktif.org/gulresmi.gifSık sık göz göze gelmeye çalışın. Direktif verirken ya da açıklama yaparken çocuğun yüzünüze baktığından emin olun.
http://www.hiperaktif.org/gulresmi.gifBeklentilerinizi yeniden değerlendirin ve onların çocuğun duygusal seviyesine uygun olduğundan emin olun.
http://www.hiperaktif.org/gulresmi.gifÇocuğunuzun hayatını kolaylaştırmak için görsel ipuçları hazırlayın; çekmecelere içeriklerine göre etiket koyun, günlük programı için bir saat çizelgesi hazırlayın vbg.
http://www.hiperaktif.org/gulresmi.gifNeye yetenekli olduğunu gözlemleyin. DEHS görülen çocuklar sanata ve yaratıcılığa yatkındır. Neyi yapamadığına odaklanmak yerine yeteneği olduğu konularda başarı kazanabilmesi için fırsat yaratın.
http://www.hiperaktif.org/gulresmi.gifEvinizde aynı düzeni uygulamakta titizlenin ki böylece çocuk ne zaman kendisinden ne beklendiğinden emin olabilsin. Akşamları hep aynı saatte yatmasını, sabahları aynı saatte kalkmasını sağlamaya çalışın.



Misafir 8 Ağustos 2006 14:41

"Doğum sonrası bebeğe işitme testi yaptırın"

Çocuklarda işitme kaybı, gizli bir engel çünkü özellikle de bebekler, duyamadıklarını söyleyemiyor. Oysa işitme kaybı testi sayesinde çocuğun konuşma yetisini yaşıtlarının seviyesine taşımak mümkün.


http://img.mynet.com/kadinca/072006/04isitme1.jpg
Türkiye'de yılda yaklaşık bin 800 bebek, koklear implant yani biyonik kulak gerektirecek düzeyde işitme kaybıyla doğuyor. İşitme kaybı gerekli önlem alınmadığı takdirde bebeğin gelişimini olumsuz yönde etkileyeceği için, doğum sonrası işitme testi yaptırmak ve erken tanı büyük önem taşıyor.

Çocuklarda işitme kaybı, sessiz ve gizli bir engel çünkü çocuklar, özellikle de bebekler, iyi duyamadıklarını söyleyemiyor. İşitme kaybı fark edilmez ve düzeltilmese, konuşma ve dil gecikmesine, sosyal ve duygusal sorunlara, okul başarısızlığına yol açıyor. Tanı geciktikçe olumsuz etkiler de fazlalaşıyor.

Sağlık Bakanlığı'nın verilerine göre, her bin bebekten 1 ila 3'ü ileri derecede kalıcı işitme kaybı ile doğuyor. Buna göre, Türkiye'de yılda yaklaşık bin 800 bebek, koklear implant yani biyonik kulak gerektirecek düzeyde işitme kaybıyla doğuyor, ancak bunların erken ve zamanında tesbiti konusunda sorunlar yaşanıyor. Doğduktan sonra en geç 6 ay içinde işitme engeli teşhisi konulan ve işitme cihazı uygulanıp özel eğitime alınan bebeklerin konuşma becerisi ise normal yaşıtlarına benzer düzeyde gelişebiliyor.

Doğuştan işitme kayıplarının erken teşhis edilmesinin ve bu tip bebeklere erken müdahalenin öneminin belirtilmesinden sonra, yine her bin bebekten 3'ünün işitme kaybıyla doğduğu ve bu durumun en sık görülen doğumsal bozukluk olduğu saptanan Amerika Birleşik Devletleri'nde birçok eyalette, yenidoğan işitme tarama testleri rutin hale getirilmiş bulunuyor. Aynı şekilde Avrupa Birliği'ne üye ülkelerin de bir kısmında yenidoğan işitme tarama testleri rutin tarama testleri kapsamında yer alıyor.

Türkiye'de ise doğuştan işitme kayıpları genellikle en erken 3 yaş dolayında teşhis edilebiliyor. İşitme engeli ve erken teşhis yöntemleri hakkındaki bilgi yetersizliği, erken teşhis sağlayan teknolojilerin yaygın olmaması, teşhis yaşını geciktiriyor. Sağlık Bakanlığı, hastanelerde dünyaya gelen her bebeğe taburcu olmadan işitme tarama testlerini uygulamayı ve işitme engeli olduğu tespit edilen bebeklere gerekli müdahale ve rehabilitasyon çalışmalarının yapılmasını hedefliyor.

Testin güvenilirliği yüzde 97
Uzmanların verdikleri bilgilere göre, ailede sağırlık hikayesi olması, bebeğin 1 kilo 500 gram ağırlığın altında doğması, doğumda uzun süre oksijensiz kalması, suni solunuma ihtiyaç duyması, bebekte yüz-kulak anomalisi olması ve sarılığın çok yüksek seyretmesi gibi işitme kaybı açısından riskli durumlarda testin mutlaka yenidoğan döneminde uygulanması gerekiyor.

Özellikle işitme kaybı açısından riskli bebeklerde, beklenmedik yüksek sesli gürültülerde irkilme, ağlamama veya herhangi bir tepki vermeme, seslenilince başını o yöne doğru hareket ettirmeme, 6-12 ay arasında konuşma sesi çıkarmama, sorulduğunda tanıdık eşya veya kişileri göstermeme gibi belirtiler fark edildiğinde, daha ayrıntılı işitme testlerinin yapılması gerekiyor.

Uzmanların bildirdiklerine göre, tüm yenidoğan bebeklere eve gitmeden önce hastanede işitme testi yapılması en uygunu. Unutulmaması gereken nokta, bunun bir tarama testi olduğu, yalnızca doğumsal işitme kaybı riski olan bebekleri belirleyebileceği, sonradan oluşabilecek işitme kayıpları için bir garanti olmadığı ve anne-babanın, bebeğin diğer gelişimlerini nasıl takip ediyorlarsa işitme duyusunu da takip etmeleri gerektiği.

Uzmanların verdikleri bilgilere göre, tarama testi olarak adlandırılan Otoakustik Emisyon Testi'nde, bebeğin kulaklarına belli şiddette sesler veriliyor ve beyin dalgaları ölçülerek duyup duymadığı anlaşılıyor. Bu test, bebeğinize acı vermiyor, rahatsız dahi etmiyor. Çok kısa süren ve sessiz bir ortamda gerçekleştirilen test, genelde bebeğiniz uyurken yapılıyor; çünkü bebeğinizin test sırasında ağlaması ya da sesler çıkarması, işitme yeteneğini kontrol etmeyi zorlaştırıyor. Test sırasında anestezik veya sakinleştirici herhangi bir şey kullanılmıyor. Bebeğinizin kulağının dış kısmının içine yumuşak uçlu bir alet konulduktan sonra, buradan kulağa ''klik'' sesleri gönderiliyor. Kulak bu sesi işittiği zaman, kulağın iç kısmı (koklea) yankı yapıyor. Test uzmanı, bir bilgisayar aracılığıyla, bebeğin kulağının sese nasıl karşılık verdiğini görüyor.

Uzmanlar, güvenilirliğinin yüzde 97 oranında olduğunu bildirdikleri testin sonucunun olumsuz çıkması durumunda daha ileri işitme tetkiklerine geçildiğini ifade ediyor.


nedime86 8 Ağustos 2006 15:03

Çocuk Hastalıkları > Ani Bebek Ölümü Sendromu
Bir yaşından küçük bebekte ani bebek ölümü sendromu (ABOS) bir çok vaka tetkikine, tam otopsi araştırmalarına, ölüm tablosunun incelenmesine ve klinik şikayetlerin gözden geçirilmesine rağmen henüz izah edilememiştir. ani bebek ölümü sendromu 1969 da tarif edilmiştir.
http://www.doktorumonline.net/images/disordersubs/311.jpgAçıklama
Görünürde veya gerçekten iyi durumda olan bir bebeğin beklenmedik ve açıklanamayan ölümü. Ani bebek ölümü sendromu, yaşları iki hafta ila 12 ay arasında değişen çocuklarda en sık görülen ve bu yaş grubundaki bütün ölümlerin üçte birinden sorumlu olan ölüm nedenidir. Bu sendrom dünyanın her yerinde görülür ve her yıl görülen vaka sayısı nisbeten sabittir. Çocuklardaki bütün ölüm nedenleri arasında kazalardan sonra ikinci sırada yer alır. ABD'de her yıl 8.000-10.000 bebek, bu sendromdan ölmektedir. Bu da canlı doğan her 400-500 bebekten birinin ani bebek ölümü sendromu nedeniyle kaybedilmekte olduğunu gösterir. Sendrom daha çok, üçüncü - dördüncü aylarda görülür; prematürelerde ve yoksul ailelerin çocuklarında daha sık karşımıza çıkar. Yine bu sendrom erkek çocuklarda ve yaz aylarından çok kış aylarında görülmektedir. Ani bebek ölümü sendromu nedeniyle ölen hemen bütün bebekler, uykudayken ölmektedir.
http://www.doktorumonline.net/images/disordersubs/312.jpgNedenleri...
Ani Bebek Ölümü Sendromu için bir çok teori geliştirilmiştir.

Prenatal ve / veya perinatal beyin yaralanmasına bağlı ince, karmaşık gelişme anomalileri bu olaya
neden olabilir.

Solunumun kontrolünde anomaliler

Üst solunum yollarında tıkanma

Bronkospazm

Merkezi ve Periferik Sinir Sistemi anomalileri

Kardiak Aritmiler

Bir kaç faktörün bir arada olması ve basit bir enfeksiyon ya da çevre değişikliğinin ani Bebek Ölümü Sendromunu tetiklemesi.
Risk Faktörleri
Ani Bebek Ölümü Sendromu ölümlerinin çoğu "düşük risk" li grupta incelenen bebeklerden olur. Ani Bebek Ölümü Sendromu için risk unsurları:

Irk: Amerikalı, Afrika kökenli. Amerikalılarda daha sık

Mevsim: Kış aylarında

Günün saati: çoğu kez gece yarısı ile sabah 6 arası.

Aktivite: Uyurken

Doğum: Düşük doğum tartısı, intrauterin gelişme geriliği

Anneye ait faktörler: Genç anneler, annenin gebelik esnasında sigara veya kokain

opiyum gibi ilaçlar kullanması, maternal anemi, çok sayıda doğum yapma.

Uyku: Yüzüstü uyuma

Meme emzirme olmaması

Doğumdan sonra sigara dumanlı bölgede yaşama
Patalojik Bulgular
Postmortem tetkikte karakteristik bulgular

Boğazdan köpüklü sekresyon. Bazen burun delikleri ve ağızdan kanlı sekresyon

Akciğer , kalp ve timus yüzeyinde peteşi

Akciğerde konjesyon ve ödem

Beyinde artmış glioz, periadrenal kahverengi yağ da artma, karaciğerde

hematopoezis gibi hipoksi markerlarına her hastada rastlanır.
Bakım ve Önlemler
Ani Bebek Ölümü Sendromu birden oluştuğu ve nedeni bilinmediği için tedavi edilemez.

Ancak, Ani Bebek Ölümü Sendromu oluşmasını önlemek için bazı önlemler geçerlidir:

Annenin gebelik esnasında sigara ve ilaç kullanımını durdurmak.

Çocuğa meme verilmelidir.

Çocuk yüzükoyun yatmamalı ve çok sıkı giydirilmemelidir.

Çocuk sigara içilmiş ortamda bulunmamalıdır.

Avrupa, Avustralya ve Yeni Zelanda da yapılan araştırmalar çocukları sırtüstü yatırma sonucu insidansın aşikar biçimde azaldığını göstermiştir.Birçok ülkede bu konuda kuruluşlar gelişmekte ve ebeveyni bilinçlendirmektedir. Bebeklerin sırtüstü veya yan yatırılması ısrarla tavsiye edilmektedir.

Kustuğunu aspire etmesi tehlikesine karşı bebeği yan yatırmak belki en iyisi olmaktadır.
Tedavi...
Daha önce çocuğunu Ani Bebek Ölümü Sendromu ile kaybeden ailelerin daha sonraki doğumlarında bebeği bir süre kardiyopulmoner kontrol altında tutmaları önerilebilir.


Misafir 15 Ağustos 2006 18:00

Menopoz Nedir? Neden Olur?http://img.mynet.com/kadinca/052006/15menopoz1.jpg Menopoz, kelime anlamıyla; adetin duraklaması anlamına gelir. Yumurtalıkların aktivitelerinin yavaşlaması, östrojen ve progesteron hormanlarının salınmasının yavaşlaması ile başlar.

Son görülen adetin üzerinden 6 ay veya daha fazla geçmesi durumunda, adet kesilmesine yol açan başka bir neden olmadığı taktirde menopoz başlamış kabul edilir.

Menopoz ne zaman başlar?
Menopoz yaşı kadının beslenmesine, ailesel ve ırksal özelliklere ve yaşam tarzına göre değişmek üzere 40-55 yaşları arasında başlar.

Menopozun belirtileri nelerdir?
  • Adet kanamalarının kesilmesi
  • Sıcak basmaları,gece terlemeleri
  • Çarpıntı
  • Uykusuzluk
  • Sinirlilik, depresyon, unutkanlık
  • Ağlama nöbetleri
  • Zihinsel fonksiyonların yavaşlaması, konsantrasyon güçlüğü
  • Cilt kuruluğu, saç kırılma ve dökülmesi
  • Kilo almaya yatkınlık
  • Ağrılı cinsel ilişki
  • Vajinal kuruluk
  • Eklem ağrıları
  • Osteoporoz
Premenopoz nedir?
Menopozun ilk belirtilerinin görüldüğü dönemdir. Bu dönemin uzunluğu her kadın da farklı olabilir. (1-5 yıl)

Türk kadınlarının ortalama menopoz yaşı 47’dir. Kadınların yüzde 1’i 40 yaşından önce menopoza girer.

Menopozun tedavisi nedir?
Menopoz sürecinde yaşanan problemleri lokal ya da ağızdan uygulanan östrojen (hormon) tedavisi ile azaltmak ve hatta tam olarak düzeltmek mümkündür. Kontrollü olarak yapılan menopoz tedavisi belirgin yan etkiye yol açmaksızın menopoz sürecinin şikayetlerini önleyebilmektedir.

Sadece ilaç tedavisi yeterli midir?
Menopoz tedavisi sadece ilaç tedavisi ile değil yaşam tarzının da değiştirilmesi ile mümkündür.
  • Diyete dikkat edin, kolesterolü yükselten gıdalardan kaçının, kalsiyum alımını arttırın.
  • Düzenli egzersiz yapın, yeterli ve düzenli uyuyun.
Hormon tedavisinin uygulanmaması gereken durumlar
hangileridir?
  • Rahim kanseri olan hastalar
  • Meme kanseri olan hastalar
  • Akut karaciğer hastalığı olanlar
  • Akut damar hastalığı (pıhtı vs)
  • Nörooftalmik (sinir sistemi ve gözle ilgili) damar hastalığı olanlar.
Osteoporoz nedir?
Osteoporoz kemik dokusunun kaybıdır. Östrojen üretiminin düşüşü ile kemik kaybında bir artış gözlenir, kemikler gözenekli bir hal alır. Bu da kemik ağrıları ve kemik kırılmalarına neden olur. Östrojen tedavisi osteoporozu durdurur. Beraberinde kalsiyumda verilirse omurga kırıkları yüzde 80 önlenir.

Yaşamınızın ikinci baharını yaşamak için hatırlatmalar...
  • Yılda bir defa doktora gidin
  • 40 yaşından sonra meme röntgeni ve ultrasonu yaptırın.
  • Özellikle gençlik yıllarından itibaren kalsiyumlu yiyecekler tüketin.
  • Kalsiyum için gerekli güneş ışığından yararlanın.
  • Günlük egzersiz alışkanlığı edinin.
  • Kilo almaktan kaçının.
  • Hormon tedavisinin gerekliliğine inanın.
  • Sigara kullanmayın,
  • Olumlu düşünün.
Unutmayın! Menopoz yaşlanmanın başlangıcı değildir.
Menopoz dönemine giren kadınların bir kısmı bu dönemi yaşlanmanın başlaması ile eşdeğer görürler. Kriter alınması gereken zamansal olarak yaşlanma değil, günlerini sağlıklı olarak geçirmeye devam etmektir. Beden ve tuh sağlığı yerinde olmayan bir insan ne kadar genç olursa olsun, ne kadar uzun yaşarsa yaşasın mutlu ve üretken olamayacaktır.


Menopozdan değil, geç kalmaktan korkun…


Dr. Osman Denizhan Özgün


Mystic@L 15 Ağustos 2006 22:26

Çocuk ve Güneş
Altı aydan küçük çocuklar güneşin şiddetli olduğu saatlerde (Güneşin en şiddetli ve ışınların en tehlikeli olduğu saatler saat 10.00 ile 15.00 arasındadır. ) güneş ışığına maruz bırakılmamalıdır. Daha büyük çocuklara ise güneşe çıkmadan en az 15 dakika önce güneşten koruyucu kremler sürülmelidir. Bu koruyucu, bebeğin ağız ve gözlerine kaçırılmamalıdır.
Güneş altında tüm çocuklara göz ve yüzü korumak için siperliği olan şapkalar takılmalıdır. Vücudunun üst kısmı giyinik olmalı ve bu giysi suda dahi çıkarılmamalıdır.


Güneş ışınlarının %80’i bulut tabakasını aşar. Bu nedenle hava bulutlu bile olsa koruma gerekir.
Su ve kum yansıma ile ışığın şiddetini arttırır. Bu nedenle hasara uğrama riski ve korunma ihtiyacı artar.
Şu nokta kesinlikle unutulmamalıdır ki; çocukluk yıllarında geçirilen oldukça hafif görünüşlü yanmalar bile ileride oluşabilecek deri kanserleri ve cildin yaşlanması ile ilişkilidir.
Güvenli bronzlaşma diye bir şey söz konusu değildir.

Güneşten koruyucu krem seçerken nelere dikkat edilmeli?
Koruma faktörlü kremlerin etiketlerinde 2’den 20’ye kadar (nadiren 50’ye kadar) içerdiği koruma faktörü sayısı yazar.Çocuklara en az 15 faktör tavsiye edilir. Hassas cildi olanlar ise 30 faktörü seçmelidir. Bronzlaşma için önerilen ürünler kullanılmamalıdır.
Hem UVB hem de UVA filtreli ürünler seçilmelidir.
Tüm ürünler alerji yapabilir. Bunun için kolun iç yüzünde küçük bir alana ürünü sürün. Bu bölgeyi kapatın. 24 saat sonra açıp 15 dakika süre ile güneşe tutun , şişme ve kızarıklık olmaz ise kullandığınız ürün sağlıklıdır.
Suya dayanıklı veya su geçirmeyen ürünler kullanın.


Hi-LaL 27 Ağustos 2006 04:40

Çocuğunuz sinirli mi?
 

Kulaklardaki işitme kaybı çocukların sinirli olmasına neden oluyor. Çocuklar yetişkinler gibi işitme kaybına reaksiyon vermediği için bu sorunu tespit etmek yıllar alabiliyor. Özellikle bebeklerde ve küçük yaştaki çocuklarda ihmal riski artıyor.

Bosphorus International Kulak Burun Bogaz'dan Op.Dr. Fuat Güder, işitme kaybı yaşayan çocukların bu durumu farklı reaksiyonlarla ortaya koyduğuna dikkat çekti. Bu reaksiyonların başında sinirli davranışların geldiğini vurgulayan Güder, "Erişkin işitmediğini anlatabilir ama çocuk duymakta zorluk çektiğini veya hiç işitmediğini ebeveyinlerine ifade etmekte zorluk çeker. İfade güçlüğünü sinirli, huysuz ve hırçın olarak çevreye yansıtabilir" dedi.

İŞİTME SORUNU NASIL ANLAŞILIR?

Uzmanlar çocuklardaki işitme kaybı belirtilerini farklı yaş dönemine göre sınıflandırıyorlar. Buna göre doğumdan 6 aya kadar geçen dönemde, bebeğiniz yüksek sesli gürültülerle uyanmıyorsa, duyduğu sesleri taklit etmiyor ya da reaksiyon vermiyorsa hemen bir doktora başvurmanız öneriliyor.

6 ay-1 yaş aralığında ise konuşma sesi çıkarmaması veya tanıdık kişi ve eşyaları gösterememesi dikkate alınmalı.

1-2 yaş döneminde çevreden gelen seslere karşı ilgisizse, ilk seslenişte cevap vermiyorsa, yükses sesle televizyon seyrediyorsa, kulaklarında sorun var demektir.

İŞİTME SORUNLARININ NEDENİ?

Bebeklerdeki işitme sorunlarının temel nedeni hamilelik öncesine uzanıyor. Genetik faktörlerin de etkili olduğunu belirten Op Dr Fuat Güder, "Gebelik döneminde anne adaylarının alkollü içki tüketmiş olmaları, grip, kızamıkçık veya viral enfeksiyon geçirmeleri risk faktörleridir. Ailede kalıcı ya da ilerleyen işitme kaybı geçiren akrabaların olmasının da üzerinde durmak gerekiyor" dedi.

Özellikle yaşamlarının ilk ayında menenjit geçiren, düşük ağırlıkla doğan, kan değişimi yapılan bebekler işitme kaybı konusunda daha fazla risk taşıyorlar.



Saat: 12:45
Sayfa 1 / 4

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık