![]() |
1 ek Şizofreni(Yunanca schizo:“yarılmış”,phrenia: “zihin”), genellikle genç yaşta başlayan, hastanın kişiler arası ilişkiler ve gerçeklerden uzaklaşarak kendine özgü bir içe kapanıklık halinde yaşaması ve düşünce, duygu ve davranış bozukluklarıyla ortaya çıkan psikoz türü.Belirtileri eski çağlardan bu yana tanımlanmış olan hastalık, erken yaşlarda başlaması nedeniyle Alman psikiyatr Emil Kraepelin tarafından erken bunama {dementia praecox) olarak adlandırıldı; 20. yüzyılın başlarında Eugen Bleuler hastalığın erken dönemde başlaması ve bunamayla sonuçlanmasının zorunlu olmadığını göstererek hastanın ruhsal yaşamındaki bölünmeye dikkati çekerek şizofreni terimini önerdi. ![]() biri olan şizofreni 15-45 yaşlar arasında, sıklıkla gençlik çağında başlar. Çocukluk döneminin ilk yıllarında görülen çocukluk şizofrenisi özel ve ayrı bir tür olarak kabul edilir. Hastalığın nedeni kesin olarak belirlenememiştir; tek bir hastalıktan çok homojen olmayan bir tepkiler grubu olarak kabul edilen şizofrenide organik, psikolojik ve toplumsal etkenlerin birlikte rol oynadığı düşünülür. Hastalığın kalıtımla ilgisi de araştırılmış, kesin bir sonuç elde edilememiştir. Alman psikiyatr Ernst Kretschmer 1920’lerde beden tiplerini ayırıp tanımlarken şizofreninin daha çok astenik tiplerde ortaya çıktığını ileri sürdüyse de, bu ilişki günümüzde genel olarak kabul edilmemektedir. Son yıllarda şizofreni nedenleri arasında biyokimyasal etkenler araştırılmış, şizofrenlerde beyin dokusunda dopamin etkinliğinin anormal derecede yüksek olduğu saptanmıştır. Şizofrenideki düşünce biçiminin rüyalardaki gibi ilkel ve simgesel olduğuna dikkat çeken Freud’un psikanalitik kuramına göre, ergenlik ya da gençlik yıllarında bir stres nedeniyle benlik ilkel bir düzeye geriler, kişi libidosunu nesnelerden geri çekerek kendi benliğine yöneltir, kişinin dış dünyayla ilişkileri azalır. Bu kuramı temel alan araştırmalar şizofrenide aile bireyleri arasındaki iletişim ve hastanın anne ve babasının kişilik özelliklerinin de önem taşıdığını düşündürür. Şizofreni her tür ruhsal stresle başlayabilir. Hastalığa özgü bir başlangıç biçimi yoktur. Kimi vakalarda ilk belirtiler nevroz türlerinden birine benzerken kimi zaman ruhsal çöküntü (depresyon) ya da maniyle başlar. Belirtiler şöyle sınıflandırılabilir:
Özetle şizofrenide gerçeği değerlendirme yetisinin çok bozulduğu, kişinin düşünceleri ve duygularıyla dış dünyada olanları birbirinden ayıramaz duruma geldiği söylenebilir. Buna karşılık hastanın bilinci açıktır, yönelim, zekâ ve bellek bozuklukları yoktur. Sınıflandırma. Şizofreninin farklı tiplerini ilk kez sınıflandıran Emil Kraepelin bu tipleri basit, hebefrenik, paranoit ve katatonik olarak adlandırmıştır. Günümüzde, şizoafektif tip ve sınır vakaların da eklenmesiyle bu sınıflandırma, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Amerikan Psikiyatri Derneği’ nin sınıflandırmalarının yanında bir ölçüde gerçerliliğini korumaktadır.
Şizoafektif tipteki duygulanım bozukluğu ruhsal çöküntü (depresyon) ya da maniyi andırır. Sınır vakalarda ise nevroz belirtileri ve görünümü vardır, gerçeği değerlendirme yetisinin zaman zaman bozulması, düşüncelerin denetlenememesi şizofreniyi düşündürür. Hastalığın nedenleri ve yapısı tam olarak aydınlanmadığından uygulanacak tedavi konusundaki görüşler de değişebilir. Tedavinin her hastada farklı biçimde olabileceği, ağır vakaların kendilerine ya da çevrelerine zarar vermemeleri için hastaneye yatırılabileceği, tedavinin akut dönem geçtikten sonra da sürmesi gerektiği söylenebilir. Şizofreni tedavisinde 1950’lerden bu yana fenotiyazin (örn. klorpromazin) ve bütirofenon (örn. haloperidol) grubu ilaçlarla tiyotiksen kullanılmaktadır. Katatoni, çok ağır içekapanma gibi durumlarda elektroşok tedavisi uygulanabilir. İnsülin koma tedavisi ve lobotomi 1950’lere değin geçerliliğini korumuşsa da psikotrop ilaçların kullanılmaya başlamasıyla terk edilmiştir. Şizofrenide ilaç tedavisinin yanı sıra uygulanan destekleyici psikoterapi, hastanın gereksinim duyduğu halde korktuğu insan ilişkilerinin düzenlenmesine, içekapanma durumundan çıkıp çevresine güven duymasına yardımcı olur. |
Şizofrenide Psiko-Sosyal TedavilerŞizofrenide ilaç tedavisi dışında kalan diğer tedavi yöntemlerini tanımlamak için "psikososyal tedaviler" terimi kullanılır. Psiko-sosyal tedaviler, düzenli ilaç kullanmakta olan ve rahatsızlığın alevlenme döneminde bulunmayanlar için geçerlidir. Psiko-sosyal tedavilere neden gerek duyulur?Şizofreni, kişinin dünyayı algılama tarzını, düşünce ve duygularını etkileyerek başkalarından farklı davranışlar göstermesine yol açan bir rahatsızlıktır. Şizofrenisi olan kişi düşünce dizgesinde ortaya çıkan gerçek dışı, benliğe yabancı değişikliklerin etkisinde yoğun bir bunaltı yaşar. Yaşadığı bunaltı nedeniyle kişiler arası ilişki kurmayı sağlayan basit işlevleri bile yerine getiremeyebilir. Benlik bütünlüğünü koruyamadığı için başkalarına karşı kendisini savunmasız hisseder. insanlara güveninin kaybolmasıyla birlikte kendi dünyasına çekilmeye, ilişkilerini asgariye indirmeye başlar. bu farklılaşma aile ilişkileri, kişiler arası ilişkiler, okul, iş ve sosyal uyum üzerine olumsuz bir şekilde yansır. Bu değişikliklere şizofrenisi olan kişinin yakınları bir anlam veremeyip kaygılanarak ne yapacaklarını, nasıl davranacaklarını bilemez hale gelirler. Şizofrenisi olan kişilerin yakınlarında öncelikle gözlenen tepki rahatsızlığın yadsınması ve değişikliklerin kapris, tembellik, bencillik olarak değerlendirilmesidir. Rahatsızlık süreci ilerledikçe toplumsal ortamdan uzaklaşma, kendi dünyasına kapanma artar. Aile fertlerinin bu uzaklaşmaya tepkisine bağlı olarak da "kopma" süreci şekillenir. Şizofrenisi olan kişinin kendine özgü dünyasını anlama çabasında olmayan ön yargılı yaklaşımlar sorunu iyice çözümsüz hale getirebilir. Gerçeği algılamadaki farklılıklar, çevreye ilgide azalma, sorumluluk almakta ve yerine getirmekte güçlük gibi şizofreni rahatsızlığının doğasına ilişkin sorunlar nedeniyle kişi belirgin uyum sorunları yaşamaya başlar. İşte bu noktada hem rahatsızlığı olan kişinin iç dünyasındaki karışıklığı düzeltecek hem de toplum içindeki yalnızlığını ortadan kaldıracak, giderek yitirmekte olduğu yetenek ve becerilerini ona yeniden kazandıracak, bozulmuş iletişimi yeniden kurabilmesine olanak verecek tedavi yaklaşımlarının devreye girmesi gerekli olmaktadır. Bu nedenle şizofreni tedavisinin önemli bir bölümünü psiko-sosyal yaklaşımlar oluşturmaktadır. |
1 ek ![]() Pisikologlar şizofrenliği bir psikoz olarak sınıflandırırlar. Bunun anlamı, psikologlara göre, bir kişinin kendi yoğun düşünce, fikir, tanım ve hayallerini gerçeklerden (toplumdaki, o kültüre ait, gerçek olarak kabul edilmiş, diğer kişilerin paylaştığı tanımlar, fikir kalıpları, ve değer yargıları anlamında) ayıramamasıdır. Başka belirtiler arasında, kişinin sesler duyması, ve hatta başkalarının, onların düşüncelerini okuyup, onları kontrol edebildiğine inanması da gelir. Birçok psikolog, bu gibi belirtileri bir psikiatrik bozukluk olarak görür. Tedavisi için de, genelde, kuvvetli sakinleştiriciler verirler. Ancak, bu psikolojik vakada herkes, bu görüşü paylaşmaz. Bu konuda farklı bir görüş, bunun, hayatın kötü olaylarına karşı akılcı veya doğal bir tepki, başka bir deyişle, stresin çok aşırı bir şekli olduğudur. Birçok kişi şizofenliğe, ”holistik” açıdan bakmayı tercih eder. Bu kişiler, kişiye ait özel deneyimleri ve bu deneyimlerin kişiler için ne ifade ettiğini anlama üstüne yoğunlaşırlar. Örneğin; sesler duymak, farklı kültürlerde ve inanışlarda farklı anlamlar taşır. Psikologlar nasıl teşhis koyar? Bu tip sorunlar genelde, karışıklık, veya davranışların çok fazla değişmesi ile başlar. Burada, bu tip davranışların başka farklı sebepleri de olabileceğini unutmamak gerekir. Bu belirtiler, bipolar bozukluklar ve şizoefektif bozukluklar gibi, farklı akıl veya ruh sağlığı bozukluklarının veya daha başka psikolojik sorunların, belirtisi olabilirler. Psikologlar, şizofreni teşhisi koyarken, birçok, ’olumlu’ ve ’olumsuz’ belirtileri göz önüne alırlar. ’Olumlu’ belirtiler;
Bir kişi, eğer, mantıklı bir düşünce dizisini takip edemiyorsa, fikirleri karışık görünüyor ve başkalarına bir anlam ifade etmiyorsa, düşünce bozukluğu olabilir. Bu durum, onlarla konuşmayı zorlaştırıp, bu kişilerin, yalnızlık duygularını ve izole edilmiş oldukları hislerini daha da fazlalaştırabilir. Halisünasyonlar Bazı kişiler, çevredeki diğer insanların duymadıkları konuşma sesleri duyarlar. Bu sesler, tanıdık, dostça veya eleştirel olabilir. Bu sesler, duyanın, düşünce ve davranışlarını tartışabilir veya onlara ne yapmaları gerektiğini söyleyebilirler. Konuşma sesi duymak, kesin şizofreni oldunuz anlamına gelmez.. Araştırmalara göre, nüfusun yüzde dördü konuşma sesleri duyar ve birçoğu için de bu bir sorun teşkil etmez. Ancak, şizofreni tanımı konmuş kişiler genelde, eleştiren, düşmanca sesler duyarlar. Belki de, bu kişiler, bütün hayatları boyunca konuşma sesleri duydular, ancak hayatta geçirdikleri kötü bir tecrübe, bu sesleri daha da arttırmış ve dayanılamaz hale getirmiş olabilir. Bazan, konuşma sesleri yerine farklı sesler de duyulabilir. Hayal Görme Hayal görme başkaları tarafından paylaşılmayan deneyim ve inanışlar olarak tanımlanır. Bazı kişiler, örneğin; gizli ajanların onları takip ettiğine veya dış güçler tarafından kontrol edildiklerine, bazı düşüncelerin onların kafalarına yerleştirildiğine inanabililer. Olumsuz belirtiler Toplumdan uzaklaşma, ilgisizlik, ve konsantrasyon bozukluğu gibi başka belirtiler, ’olumludan’ çok ’olumsuz’ olarak tanımlanırlar, çünkü daha az kesinlikle teşhis konabilir. Bu belirtilerle, kişinin, şizofren mi olduğu, yoksa daha başka korkutucu ve stresli durumlara karşı tepki mi gösterdiğini anlamak zordur. Örneğin, nasıl bir tecrübeye maruz kaldıklarına bağlı olarak, kişiler, ya saatlerce çok sessiz olup hareket etmeden durabilir veya durmadan yer değiştirip, sürekli hareket halinde olabilirler. Bu belirtiler başkalarının onlara davranışlarına tepki olabilir. Çoğunlukla, akıl veya ruh sağlığı yerinde olmayan birisi, başkaları tarafından ilgi görmez ve farklı davranılırlar, bu da onların kendilerini daha yalnız, daha depresyonlu ve daha umutsuz hissetmelerine yol açar. Bazı kişilerin diğerlerinden daha fazla şizofren olarak teşhis edilme ihtimali var mıdır? Nerdeyse her yüz kişiden birisi, genellikle de gençlik yıllarında, hayatının bir döneminde şizofren olarak teşhis edilir. Bu sayı genelde her iki cinsiyet için de aynıdır, ancak, erkeklerin teşhis konduğunda genelde daha genç olma eğilimleri vardır. Eğer, ailenizden birisi daha önce şizofren olarak tanımlandıysa, sizin de tanımlanmanız diğer insanlara göre daha fazla olasıdır. Tahminlere göre, şizofren olarak tanımlanan kişilerin üçte biri, hayatlarında sadece bir kere şizofreni tecrübesi yaşarlar. Diğer üçte biri, arada sırada şizofreni tecrübesi atlatırlar, son üçte birinin de, şizofrenlik hayatlarında süerkli bir sorun teşkil eder. Bir psikololog, hastalarına göre çok farklı bir kültür, din ve toplumdan geldiği zaman, yanlış teşhis riski vardır. Örneğin, Britanya’da yaşayan birçok genç Afrika-Karayibli erkeğe bu teşhisin konması, birçok uzmanın, şizofrenlikle ilgili tüm teorilerin ırkçılığa dayanıp dayanmadığı konusunda şüphelenmesine yol açmıştır. Bazı kişiler, psikiatrik uzmanların, şizofrenliğin tanımı, nedenleri, ve uygun tedavileri konusundaki anlaşmazlıklarının, bu konuda bir teşhis kategorisi olarak kullanılmaması gerektiğini savunurlar, |
Şizofren; psikotik bozukluklar içerisinde en ağırıdır. Şizofrenlerde gerçeği ayırt edebilme yetisi tamamen ortadan kalkmış ve hasta gerçek dünya ile bağlantısı koparmış, bunun yerine sınırlarını kendisini çizdiği bir hayal dünyasında yaşamaktadır. hastalık ; duygulanımda küntlük(hiçbir duygu hissetmeme) , stereotipik (yineleyen) jest- mimikler ,halisünasyon ve illüzyonlar (varolan bir nesneyi veya kimseyi olduğundan farklı algılama,başkalarının düşüncelerini okuyabildiğini sanma, gerçekte varolmayan sesler duyma, hayli arkadaşlar üretip bunlarla konuşma vb.) , donakalım hali ve bunun uzun süre (20-30 dk.gibi) devam etmesi gibi belirtlilerle ortaya çıkar.Şizofrenin 25 yaş ve üstü insanlardalarda görülmesi daha yaygındır.şizofren nedeni olarak ağır travmatik yaşantılar geçirilmesi, sosyo- ekonomik problemler dolayısıyla kişinin örselenmesi ve genetik altyapı gösterilebilir.Tedavi için mutlaka hasta sağlık kuruluşuna başvurmalıdır. |
Şizofreni Nedir ?- Şizofreni epilepsi, Multipl Skleroz gibi bir beyin hastalığıdır. - Bütün kronik hastalıklar (Şeker hastalığı, astım, romatizma..) gibi alevlenme ve yatışma dönemleri gösterir. - Tedavi edilebilir bir hastalık olmakla beraber zaman zaman alevlenme dönemleri olabilir, hastaların önemli bir kısmında hastalık tamamen ortadan kalkmayabilir. Bu durum da kişinin çalışmasını, çevresindekilerle iletişim kurmasını, bağımsız bir yaşam sürmesini çok güçleştirir. - Bu ciddi hastalık yeryüzündeki her yüz kişiden birini etkilemektedir. Dünyada 60 milyon, Türkiye'de de 600.000 şizofreni hastası yaşamaktadır. - Hastalık genellikle 15-25 yaş aralarında başlamakla beraber orta yaşlarda başlaması da mümkündür. Hastalık ne kadar erken başlarsa kişilik üzerindeki harabiyet o kadar fazla olmakta, normal bir yaşam sürme şansı azalmaktadır. Şizofreni Ne Değildir ?- Şizofreni kişilik bölünmesi demek değildir. Maalesef pek çok kişi şizofreni hastalarını bazı zamanlar normal yaşam sürdüren bazen de birden tehlikeli bir caniye dönüşen kişiler olarak hayal etmektedir. Bunun gerçekle alakası yoktur! - Şizofreni hastaları nadiren çevreye zarar verebilir. - Şizofreni kelimesi sıklıkla iki şekilde hatalı kullanılmaktadır: Ya bir konuda farklı ya da zıt duygular taşımak kastedilir (bir şeyi hem sevmek hem de nefret etmek gibi) ki bu insan doğasında bulunan bir özelliktir. Ya da değişik zamanlarda değişik davranmak anlamında kullanılır ki bu durum da hemen hepimizin doğasında bulunan bir özelliktir. - Şizofreni erken bunama değildir. - Aşı vb. yollarla korunması mümkün olan bir hastalık değildir. |
1 ek ![]() ŞİZOFRENİ NEDİR?Bu durumdaki kişide hastalığın sureci içinde sosyal, mesleki, ailesel ilişkilerinde ve kendine bakim gibi alanlarda belirgin bozulmalar oluşur. Bu belirtiler en az 6 ay suredir var olmalıdır. Varsani nedir?:Olmayan bir takım uyaranlari var gibi algilama durumudur. Bu hastalikta en cok isitsel varsanilar (kendisi ile konusan sesler, gürültüler duyma gibi) bulunmaktadır. Ayrıca görsel varsanilar (duvarda çizgiler, kendine bakan yüzler, yaratıklar görme gibi); koku varsaniları (iyi ye da kotu ama başkasının duymadığı kokular duyma); dokunma varsaniları (vücudunda bir şeyler geziyor gibi hisler); vücutsal varsanilar (beden yapısının, bölgelerinin değiştiği seklinde) olabilir. Sanrı nedir?:Hastanın sabit bir fikir ile bağlandığı, aksi yöndeki söylemlere karşın ikna edilemeyen ve mümkün olmayacak derecede içeriğe sahip olan yanlış inançlardır. Başlıca tipleri arasında kötülük görme ( persekusyon ), üzerine alınma (etrafındaki her olayın kendisi ile ilişkili olduğu seklindeki referans sanrıları); kontrol edilme; düşünce sokulması, çekilmesi ya da yayınlanması; dini sanrılar; vücutsal; suçluluk - günahkarlık ve büyüklük sanrıları sayılabilir. Şizofreni türleri:
Başlangıç Yaşı:Genellikle 16-25 yas arasında görülse de çocukluk yaşlarında ya da 40 yas sonrası da görülebilmektedir. Kadınlarda erkeklere göre daha geç yasta başlamaktadır.Başlangıç yaşı erkeklerde 15-25 arası, kadınlarda ise 25-35 yas arasındadır. Hastalarda belirlenen risk faktörleriGenel olarak toplumda % 1 oranında görülmektedir. Erkek ve kadınlarda eşit oranda görülmektedir. Hastalar arasında bekarlık yüksek orandadır. Evli çiftlerde ise boşanma oranı toplum ortalamalarından fazla bulunmuştur. Kentsel yerleşim alanlarında daha cok görülmektedir. Kalıtımın Rolü:Hastanın anne-babasından birinde bu hastalık varsa çocuklarda risk % 12 'ye çıkarken, her ikisi de hasta ise % 44'e yükselmektedir. Hastalığın cinsiyete göre belirti farklılıkları: Kadınlarda kaygı ,depresif belirtiler ve gerginlik on planda iken, erkeklerde negatif belirtiler belirgindir. Kadınlarda çevresinden kuşkulanma gibi paranoid konular ve kendine zarar verme on planda iken , erkekler zararı daha cok çevrelerine vermektedir Hastalığın Seyri:Hastalık kadınlarda erkeklere göre, daha az sayıda ve surede hastanede yatışa yol açmakta ; hastalık daha az kötüleşme dönemleri ile seyretmektedir. Kadın hastalar daha az intihar etmekte, evliliklerini erkeklere göre daha fazla sürdürebilmektedirler. |
1 ek Şizofreni Hastalığı genetik midir?VKV Amerikan Hastanesi’nden Psikiyatr Dr. Gülçin Arı Sarılgan’a göre şizofreni kelime anlamı akıl yarıklığı olan şizofreni hastalığı genç yaşta başlayan, insanın giderek kişilerarası ilişkilerden ve gerçeklerden uzaklaşarak kendine özgü bir içe-kapanım dünyasında yaşadığı; düşünüş, duyuş ve davranışlarda önemli bozuklukların görüldüğü ağır bir ruhsal bozukluktur. Kişiliğin bütünlüğünü sağlayan beyin bölgelerinin gelişimindeki aksaklıklar düşünce-duygu ve davranışlarındaki bütünlüğü bozmaktadır. Sonuçta dissosiasyon yani bütünün parçalarının çözülmesi dediğimiz durum ortaya çıkmaktadır. Şizofreni hastalığı genetik midir, zamanla mı ortaya çıkar?Şizofreninin oluş nedenleri henüz kesin olarak aydınlatılamamıştır. 20-30 yıldan beri şizofreni giderek artan bir yaygınlıkla beynin bir gelişim bozukluğu olarak kabul edilmektedir. Erken başlangıçlı şizofreniklerde kalıtımın önemi daha da artmaktadır. Hastalığın oluş nedeninin henüz kanıtlanmamış bir beyin bozukluğu olduğu görüşü kesinlik kazansa bile, bu rahatsızlığın ortaya çıkışında ve zaman zaman görülen alevlenmelerde çevresel ve ruhsal etmenlerin varlığı küçümsenmemektedir. Şizofrenin bütün dünyada herhangi bir erişkin topluluğunda yaygınlığı yaklaşık %1’dir. Anne veya babadan birisi hasta ise çocuklarda hastalık riski % 13; her ikisinde de hastalık varsa bu oran %35-40’a çıkmaktadır. Akrabalık uzaklaştıkça bu oranlarda düşme görülmektedir. Yapılan ikiz çalışmalarında konkordans(eş hastalanma oranı) çift yumurta ikizlerinde ise % 10-15; tek yumurta ikizlerinde %35 -47’dir. Görüldüğü gibi bir risk etmeni olarak kalıtımın yeri kesinleşmiştir ancak genetik geçişin türü ve biçimi henüz tam olarak bilinmemektedir. Çok genli ve çok etkenli(polijenik ve multifaktöryel) bir geçiş olduğu tezi savunulmaktadır. Hangi yaş aralığında daha çok görülmektedir?Çoğunlukla 18-25 yaş aralığında her çeşit psikolojik stresle başlayabilir. Nadir de olsa hastalık çocukluk çağında(13 yaş öncesi ) da başlayabilir. Görülme sıklığı erişkinde % 1 iken, çocukluk çağında on binde 1-5 gibidir. Paranoid tip şizofreni ise daha geç, 30-40 yaşlarında ortaya çıkabilir. ![]() Hangi psikolojik hastalıklarla karıştırılır?Genellikle belirgin fiziksel bulgu vermeyen organik beyin sendromları; Bazı beyin hastalıkları(epilepsi gibi); toksik etkenlere(Amfetamin, LSD, kokain, esrar gibi maddeler) bağlı ortaya çıkan psikozlar; dissosiyatif bozukluklar(histeri benzeri); paranoid bozukluklar; ağır duygulanım ve kişilik bozuklukları ile karışabilir. Hastalığın belirtileri nelerdir?Hastalığın başlangıçbelirtileri: Çeşitli obsesyonlar, metafizik-dinsel uğraşılar, korkular ile olabildiği gibi bazen bir depresyon ya da ileri derecede bir manik atak gibi başlayabilir. Hastalığın ayırdedici(karakteristik) belirtileri:Düşünce ve algıda bozulmalar(varsanı ve sanrılar), konuşmada düzen bozukluğu(sapmalar ve sözcük salatası gibi), çok dağınık ya da katatonik davranış; duygulanımda küntleşme; konuşmanın ve istencin azalması gibi eksi(negatif )belirtiler. Hastada çalışmaya, sosyal etkinliklere, kişilerarası ilişkilerine, kişisel görünüm ve hijyene karşı ilgi azalması görülür.
|
1 ek ![]() Şizofreni Hastalarının AnılarıBölüm 1 : Lisa şizofren mi?“Sevgili Hatira Defterim, Bende birseyler yolunda gitmiyor;birseyler yanlış!Bu gerceği şimdi kabul etmek zorundayım. Aylardir bu problemi inkar ediyorum;yokmus var sayiyorum;bahaneler buluyorum, bunlari ben hayalimde yaratiyorum diyorum,ya da gidecekler,yok olacaklar diyorum.Ama bu dogru degil.Ben konusurken bazen insanlar bana garip sekilde bakiyorlar.Annem sadece aptalca seyler konustugumu söylüyor ve babam kafasını salliyor surekli ben konusurken. Sozler,cümleler ağzımdan çıkıveriyorlar ama nedir bunlar? Artik hic bilemiyorum. Okulda da bazi cocuklarin benim pesimde olduklari,beni okuldan attirmak, uzaklastirmak icin planlar yaptiklari,hatta benim canimi yakacaklari gibi dusuncelerim var. Arkadaslarim bunlarin dogru olmadigini soyluyorlar ama ben hala aksini dusunuyorum ve kendi dusunduklerime inaniyorum. Yemek yiyemiyorum;herseyin tadi bir garip ve ben cok kilo kaybettim.Aynaya bakiyorum ve goz kirpmadigimi goruyorum.Bu dumduz gozunu dikmis bakan, ifadesiz bana bakan yüzü görüyorum aynada. Bazen uyuyamiyorum;ve hersey beni endiselendirmege yetiyor. Baska zamanlarda ise 12,hatta 14 saat uyanmadan dumduz uyuyorum ve hicbirsey umurumda degilmis gibi hissediyorum.Erkek kardesim bir kitap oku veya TV seyret diyor ama ben konsantre olamiyorum.Camdan disari bos bos hicbirseyi seyretmeden bakiyorum oylece.Her zaman hep yanlis seylere guluyorum.Belki de hep yanliş zamanlarda da ağlıyorum.Sevgili hatıra defterim,benim neyim var? “ Bölüm 2 : Şizofreni Benim İçin Ne mi?“Şizofreni benim için ne mi? Yorgunluk ve kafamın karmakarışık olması, yaşadıklarımı gerçek mi değil mi ayırdetmeğe çalışmak ve bazen sınırlarının ne olduğunu bile farkedememek. Aklına binlerce şey aynı anda girerken,düzgün duşünmeğe çalışmak demek, düşünceler bu arada devamlı beyninden emilip alınıyor ve sen toplantılarda konuşmağa utanıyorsun. Şizofrenide bazen de kafanın içindesin ve beyninin üstünde yürüyorsun veya bir kızı senin elbiselerini giymiş görüyorsun ve o anda hem de onu senin düşündüklerini yapıyor görmektir.Şizofreni demek devamlı “birilerinin seni gözetlediğini bilmek” demektir ve asla hayatta basarılı olamayacağını bilmektir çünkü tüm kanunlar sana karşıdır ve sonunda tamamen yok edilmen uzak değildir, bilirsin” Bölüm 3 : Beynimin içindeki?“Son zamanda tüm gürültülerin daha da gürültülü olduklarını fark ettim.Sanki birisi sesi açmış gibi…Arkadan da ayrıca sesler gelmekte- ne demek istediğimi biliyorsunuz, bu sesler hep vardır da farketmezsiniz.Şimdi bu sesler her zamankinden daha yüksek gürültülü hatta ana seslerden de daha gürültülü.Bazen dehşete kapılıyorum çünkü kendini dinlemekten alıkoyamadığın bu kadar çok gürültü varken,aklını/zihnini birseye toplamak,konsantre olmak çok zor oluyor Şimdi renkler daha da parlak, sanki fosforlu tablo gibi. Dokununcaya kadar objeler gerçek mi anlamıyorum.Artistik kafalı olmadığım halde eskiye göre renkleri gittikçe daha çok farkediyorum. Herşeyin rengi daha net şimdi ama sanki birşey eksik. Baktığım şeyler dümdüz, sanki sadece yüzey gibi. Belki de herşeye çok fazla uzun süre bakıyorum ve ondan bu kadar fazla detayı fark ediyorum. Sadece renkleri değil beni büyüleyen,küçük şeyler, yüzeydeki lekeler, noktalar, işaretler de dikkatimi çekiyor. Hersey çok canlı renkte görünüyor, özellikle de kırmızı: insanlar şeytanımsı görünüyor, siyah dış çizgileriyle ve beyaz parlayan gözleriyle; her türlü objeler-sandalyeler, binalar, engeller, kendi canlari var; tehdit eden davranışlar yapıyorlar, hayvanımtrak görünüyorlar İnsanlar deforme olmus görünüyorlar, sanki plastik ameliyat olmuşlar, sanki farklı kemik yapılarıyla makyaj yapmışlar. İnsanların korkutan yüzleri var.” Bölüm 4 : Vorteks“Hiçbir şeyle özel olarak ilgilenmedigim halde hersey dikkatimi çekiyor. Şu anda sizinle konuşuyorum, ama yan evin kapısındaki, ya da apartman koridorundaki gürültüyü de duyuyorum. Bunlari susturamıyorum beynimde, ve bu da size ne söyleyeceğime konsantre olmamı çok zorlastırıyor. Genelde en aptalca küçük şeyler ilgimi cekiyor. Bu bile dogru değil, ilgimi cekmiyorlar ama onlara dikkat ediyorum ve çok vakit harcıyorum böylece” Bölüm 5 : Acı ve özdeşimlik“Insanlar konusurken laflarin/sozlerin ne oldugunu uzun uzun dusunmem lzim.Dusunmem lazim ve zaman aliyor.Insanlar konusurken tum dikkatimi vermem lazim yoksa karisip kaliyorum ve onlari hic anlayamiyorum.Yabanci bir lisan gibi Kafamda herseyi bir araya koymam lazim.Mesela saatime bakinca kayisi,saati, yuzunu, akrebi, yelkovani vs vs goruyorum, ve sonra bunlari tek parca yapabilmek icin bir araya koymak zorundayim.Hersey minnacik parcalar halinde.Resmi parcaciklar halinde beynine yerlestiriyorsun.Yirtilmis ve tekrar bir araya getirilmis fotograf gibi.Eger hareket ettirirsen korkutucu,hepsi dagilir.Kafandaki resim hala orada ama kirilmis.Eger hareket edersem yeni bir resim var ve ben onu yeniden bir araya koymak zorundayim TV ye konsantre olamiyorum cunku hem ekrana bakip hem de soylenenleri ayni anda dinleyemiyorum.Eger ozellikle de biri seyretme otekisi dinleme ise, iki seyi ayni anda yapamiyorum.Oteki taraftan da devamli cok fazla sey aliyorum surekli ve basa cikamiyorum,ne oldugunu, mantikla bulamiyorum. Dairemde oturup kitap okudum;kelimeler pekala tanidikti, yuzlerini hatirladigim ama isimlerini hatirlamadigim eski arkadaslar gibi; bir paragrafi on kere okudum,hic bir sey anlamadim,kitabi kapattim.Radyoyu dinlemege calistim,ama sesler beynime elektrikli testere gibi geldi..Trafigin icinden dikkatlice sinemaya gittim, bircok insan sinemada geziniyor,konusuyorlardi.Sonunda gunlerimi parkta göldeki kuslari seyrederek gecirmege karar verdim” Bölüm 6 : Zihinsel karmaşaBazen insanlar konustuklarinda kafam almiyor.Ayni anda hepsini kafamda tutamayacak kadar cok geliyor.Geldigi gibi gidiyor laflar.Tam o anda ne duydugunu unutuyorsun cunku yeterince uzun dinleyemiyorsun.Insanlarin yuzune bakip anlayabilirsem ne dediklerini belki, yoksa laflar havada asili kalan harfcikler oluyor=anlamsiz.” Bölüm 7 : Hopes not will die (Ümitler Ölmeyecek)“25seneden fazladır çekiyorum şizofreniden.Hatta halusinasyonlar,delüzyonlar ve paranoyasız geçen günümü hatırlamıyorum.Böyle zamanlarda beynimdeki santralci gerekli mesajları doğru kisilere vermiyor. Kafamın icindeki değisik kişilerle uğrasmak çok zihin karıstırıcı, zor. Düşüncelerimde parçacıklara bölündüğünde, en kötü problemlerim baslıyor. Hastalığım nedeniyle bircok defa hastahaneye yatırıldım, hatta bazen 2 –4 ay kadar uzun. Sanırım iyileşmeğe basladığım an şizofreni ile başa çikabilmek için yardım istediğim andı. Uzunca bir süre ciddi bir mental hastaliğim olduğunu inkar ettim. Gençlikte büyüme yaşlarımda kendimi garip zannediyordum. Her zaman korkuyordum. Kendi fantezi/hayal dünyam vardı ve orada günlerce kayboluyordum. Özel bir arkadaşım vardı. Ona “kontrol eden” diyordum. O benim gizli arkadaşımdı . Tüm kötü duygularımın sorumlusuydu .Toplam tüm negatif duygularımın ve paranoyamın toplamıydi o. Onu görebiliyordum, duyabiliyordum ama başka hiç kimse onu göremiyor ve duyamıyordu. Problemler üniversiteye gittiğimde artti. Aniden kontrol eden tüm zamanımı ve enerjimi almaya başladı. Onun istemediği bir şey yaptığım da beni cezalandırıyordu . Bana sürekli bağırıyordu ve kendimi ahlaksız, kötü, aşağılık vs hissetmemi sağlıyordu. Onun bana avaz avaz bağırmasını ve varlığımı yönetmesini nasıl durduracağımı bilmiyordum. Öyle bir noktaya geldi ki kontrol edenin çığlıklarından realiteyi anlayamaz, kavrayamaz oldum. Ve bu nedenle gerçeklerden ve cemiyetten elimi eteğimi çektim. Kimseye neler olduğunu anlatamazdım çünkü beni “ deli” diye damgalamalarından korkuyordum. Kafamın içinde neler oluyor anlayamadım . Gercekten öteki “normal” insanların da kontrol edenleri oldugunu düşünüyordum. Kontrol eden en güçlü ve belirgin durumdayken, ben de çaresizce okulu bitirmeğe calısıyordum. Kontrol eden günlük problemlerle uğraşmamı , halletmemi engelliyordu. Bu hastaliğı herkesten saklamaya çalıstım, özellikle de ailemden. Aileme kafamın içindeki, sürekli bana ne yapmam, ne düşünmem ve ne söylemem gerektiğini emreden bu insanı nasıl söyleyebilirdim ki? Derslere katılmak ve dersleri anlamak gitgide daha zorlaşıyordu. Zamanımın çoğunu kontrol edeni ve emirlerini dinleyerek geçiriyordum. Gercekten okulda ihtisası nasıl bitirebildigimi bilmiyorum.. Uzmanlık alanım eğitimdi, üçüncü sınıf ögretmeni olarak iş buldum. Bu üç ay sürebildi, 4 ay psikiyatri hastahanesinde yatmak zorunda kaldım. Dışardaki dunyada hic fonksiyonel olamiyordum iste!Cok deluzyonlu ve paranoyaktim ve zamanimin cogunu fantazi/hayal dunyamdave kontrol edenle basbasa geciriyordum. Ilk terapistim beni konusturmaga,acmaga calisti,ama… ona guvenmedim ve ona kontrol edeni soyleyemedim.”Deli”diye damgalanmaktan hala cok korkuyordum. Gercekten hayatimda cok buyuk bir kotuluk yaptigima ve bu nedenle kafamin icindeki bu cilginliklarin olduguna inaniyordum. Olurcesine korkuyordum ailemdeki intahar eden uc amcam gibi olacak sonum diye. Kimseye guvenmedim.Normalin otesinde, belki de hayatta ozel bir gorevim var diye dusundum. Kontrol eden zamanin cogunda emirlerini bagirsa da ,garip bir sekilde kendimi sansli sayiyordum galiba.Kendimi “ normalin ustunde” hissediyordum . Saniyorum en buyuk zorlugum ise kontrol edeninsadece benim dunyamda yasadigini ve herkesin dunyasinda yasamadiginikabul etmekti. Gercekten, durustlukle herkesin onugorebildigini,duyabildigini dusunuyordum…Tum dunyanin benimbeynimdekileri okuyabildigini ve tum dusunduklerimin,hayal ettikleriminde tum dunyaya TV den vs yayinlandigini dusundum.Etrafta korkudan felc olmus vaziyette yuruyordum… Psikozlarim her zaman vardi. Bazen is arkadaslarima bakardim ve yuzleri sekil degistirirdi.Disleri beni parcalayacak ve yiyecekler gibi, cok uzundu vahsi hayvanlarinki gibi.Cogunlukla beni yutacaklar korkusuyla, kimsenin yuzune bakmaga guvenemezdim kendime. Bu hastaligin sebep oldugu bu aci ve dehsetten hic nefes alamiyordum, hic ara yoktu. Birseylerin yolunda olmadigini biliyordum ve kendimi sucladim. Kardeslerimin hicbirinde bu hastalik yok, kotu olanin ben olduguma karar verdim. Sanki daireler seklinde kosuyormusum gibiydi, hicbir yere varamiyordum, sadece“cilginlik” kara deliginden asagiya dusuyordum. Neden bu hastalikla yasamak zorunda oldugumu anlayamiyordum.Tanri neden bunu bana yapsin ki? Etrafimdaki herkes suclayacak birisini veya birseyi ariyor. Ben kendimi sucladim. Eminim benim sucumdu cunku biliyorum ben kotu, ahlaksizim. Baska cozum ve ihtimal goremiyorum. Ailemin,terapistimin, arkadaslarimin sevgisi ve destegi olmadan bugun oldugum durumda olabilir miydim bilmiyorum. Beni bu kahredici hastaliktaki seyahatte tasiyan, onlarin benim bunu yenecegime olan inanclariydi. …Mental hastaliklarin semptomlarini hafifleterek dayanilmasi daha kolay hale getirecek bircok cok guzel ilac var simdi.Biz sizofrenili hastalara kalmis sabirli olmak ve guvenmek.Yarinin baska bir gun olduguna inanmaliyiz- belki de sizofreniyi tamamen anlamaga, nedenlerini bilmegeve kesin tedavisini bulmaya bir gun daha yakin oldugumuza…” |
1 ek ÇOCUKLUK ŞİZOFRENİSİ (ERKEN BAŞLANGIÇLI ŞİZOFRENİ)Kişinin, gerçeklikle alakasını koparan akıl hastalıklarına psikoz denilmektedir. Şizofreni ise, bireyin dış dünyayla ilişkilerinin koptuğu, içe kapandığı, gerçeklik algısının bozulduğu, kendine ait bir dünyada yaşadığı, duygu ve davranış bozukluklarının görüldüğü bir psikozdur. Sebebi tam olarak bilinmemektedir.Ancak biyokimyasal etkenler önemlidir.Ailede şizofren olması bir risk faktörüdür. ![]() Şizofreni çocuklarda çok sık görülmemektedir. Kız ve erkek çocuklarda görülme oranı aynıdır. Önceleri yaşamın ilk yıllarında anne-bebek ilişkisindeki bozuklukların şizofreninin oluşumunda etkili olduğu düşünülmekteydi.Ancak sadece annenin etkili olduğunu düşünmek hatalı olabilir. Bebek doğuştan genetik bir yatkınlığa sahipse anneyle olan ilişkideki problem sadece bir tetikleyici olabilir.5 yaşından önce nadiren görülür ve genellikle ilk belirtiler ergenlik dönemi sonunda ortaya çıkar. Çocukluk şizofrenisi otizm ile karıştırılabilir. Ancak otizm belirtileri 3 yaşından önce ortaya çıkar, şizofreni ise 5 yaşın üstünde görülür. Çocuklarda ve ergenlerde de yetişkinlerdeki belirtiler görülür |
Şizofreni Tipleri ŞİZOFRENİ TİPLERİ1-PARANOİD TİP ŞİZOFRENİ Bu tip şizofrenlerde hastalığın normal insanlardan ayırdedilmesi oldukça zordur. Çünki kişilerde hezeyanları doğrultusunda zaman zaman yapabilecekleri davranış dışında etrafa garip gelebilecek çok fazla belirti yoktur. Bir veya birkaç hezeyana ek olarak sıklıkla kulağa gelen sesler vardır. Bu hastalar diğer şizofreni alt tiplerinde olduğu gibi garip davranışlar garip konuşmalrda bulunmazlar. Hatta bazen çevrelerinde hezeyanlarına inanan insanlar bile bulunabilir. Şizofreninin bu tipi ile yine bir psikoz olan Hezeyanlı Bozukluk çok sıklıkla karıştırılabilr. 2- DESORGANİZE (DAĞILMIŞ TİP) ŞİZOFRENİ Bu hastalar da dağılmış konuşma ve dağılmış davranışlar görülebilir. Yani saçma sapan konuşmalar yada etrafa saçma gelen davranışlar yaparlar. Yüzlerine bakılırsa donuk bir yüz ifadesi yada mevcut durumu ile alakasız bir duygulanım gösterirler. Yani ağlanacak şeye gülebilirler, gülünecek şeye ağlayabilirler. Yada duygulanım ifadeleri anlamsız yere sık sık değişir. 3-KATATONİK TİP ŞİZOFRENİ Şizofreninin bu tipinde hastalarda uzun süre aynı garip postürde (duruş, vaziyet lama) duruşlar ve aşırı hareketsizlikler, açıkca amaçsız olarak yapılan ve dış uyaranlardan etkilenmeyen aşırı hareketler yada aşırı negativist davranmalar olabilir. Bu tip Şizofreni hastaları karşısındaki insanın hareket ve davranışlarını tekrarlayabilirler. 4-FARKLILAŞMAMIŞ TİP ŞİZOFRENİ Hasta muyene edildiğinde şizofreni tanısı konur ancak yukarıdaki alt tiplerden hiçbirisi tam olarak ayırdedilemezse bu tanı konur. 5-TORTU TİP ŞİZOFRENİ Belirgin olarak şizofreni belirtileri artık kalmamıştır ancak daha cok duygulanımdaki (affect) küntüğn sürdüğü ve şizotreni belirtilerinin yumuşamış halde devam ettiği durumlarda bu alt tip şizofreniden bahsedilir. HASTALIĞIN TANISI Psikoz belirtileri başladıktan sonra en az 6 ay devam etmesi gerekir ki hastaya şizofreni tanısı konulsun. Eğer daha kısa süre geçti ise hastanın tanısı tam olarak konmaz beklenir. ( Kısa psikotik bozukluk, Şizofreni benzeri bozukluk vs) Bazen şizofreni yaşanılan genel tıbbi bir duruma bağlı olarakta ortay çıkabilir. Bunun ayrımını tam olarak yapmak mümkün değildir. Ancak hastalıkla şizofreni arasındaki ilişki bilimsel olarak doğrulanırsa bundan söz edilebilr. Alkol ve madde kullanımına bağlı psikozlar ve şizofreni bundan sonraki yıllarda sanırım daha fazla ortaya çıkacaktır. Şizofreninin tedavisinde yeni çıkan ilaçlar büyük ufuklar açmıştır. Bu ilaçların bazen yıllarca toplumdan kaçmış hastalara bile faydalı olduğu görülmektedir. Tedavide ilaçlar ilk sırada gelir. Bu hastalık için psikoterapilerin yeri neredeyse yok gibidir. Sosyal yardımlar ise toplumsal uyumun daha iyi olmasını sağlar. Böylece şizofreni hastalığının ortaya çıkardığı fiziksel ve sosyal yıkım çok daha uzun sürede ve daha az ortaya çıkar. Psikiyatrist Uzman Dr. Mustafa GÜVELİ |
1 ek ![]() ŞİZOFRENİŞizofreni, nedeni iyi bilinmeyen, işlevselliği önemli ölçüde bozan, duygu, düşünce ve davranışlarda önemli bozukluklarla seyreden, adıyla bile ürkütücü bir hastalıktır. Genellikle kronik gidişlidir ve;(1) prodromal (ilk silik belirtilerin görüldüğü) dönem, Şizofreninin ömür boyu yaygınlığı % 1-1.5’dur. Bu demektir ki, dünyaya gelen her ikiyüz kişiden 2-3’ü şizofreni hastalığına yakalanacaktır. ABD’de, iki milyon şizofrenik hasta olduğu, tüm dünyada her yıl ikimilyon kişinin ilk kez şizofreni tanısı aldığı hesabedilmektedir. Kırsal kesimlere oranla, kentsel kesimlerde hastalık daha yaygın ve daha şiddetli seyretmektedir. Bunun yanında, endüstrileşmemiş bölgelere göre, endüstrileşmiş bölgelerde daha yaygın ve şiddetlidir. Hastalığı ortaya çıkarmasında kadın-erkek farkı yoktur. Düşük sosyoekonomik gruplarda daha yaygın görülmektedir. Ancak, sosyoekonomik sınıflar arasında incidence (belli dönemde hastalık çıkaranların sayısı, hastalık hızı) eşittir. Başka deyişle, her sosyoekonomik grupta, hastalık eşit miktarda ortaya çıkmakta fakat her sınıftaki şizofrenik hastaları saydığınızda, alt sosyoekonomik sınıfta daha çok olduğu görülmektedir. Bunun nedeni şöyle açıklanmaktadır: Şizofreni, hastanın yaşam kalitesini düşürdüğünden, üst sosyoekonomik sınıfta doğmuş ve yetişmiş olsa bile, hastalandıktan sonra ömrünü alt sosyoekonomik grupta geçirmeye başlamaktadır. Bunun aksi görüşler de vardır. Hastalık, büyük çoğunlukla 15-35 yaşları arasında başlar. (%50’si, 25 yaşın altında.) 10 yaşın altında ve 40 yaşın üstünde başlaması nadirdir. Bu durumda, şizofreninin başlaması açısından en riskli yaş, 15-25 yaşlarıdır. Klinik belirtileri, seyri ve sonuçları açısından şizofreni ağır bir hastalıktır. Son 10-20 yılda şizofreninin tedavi olanakları iyice artmıştır. Örneklemek gerekirse, 1965’den 1975’e kadarki on yılda hastanelerdeki şizofrenik hasta sayısı, yarı yarıya azalmıştır. Günümüzde, bu hastaların %80’i yataksız hasta birimlerinde tedavi edilmektedir. ETİYOLOJİ Şizofreni, hastalığın ortaya çıkışı, belirtileri, seyri ve sonuçları itibariyle farklı görünümler arzeden bir hastalık; belki hastalıklar grubudur. Bu nedenle, tek bir etiyolojik etken üzerinde durulamaz. Hastalığın ortaya çıkışında genellikle stress-diathesis (zorlanma-eğilim) modeli kullanılır. Bu modele göre, şizofreni ortaya çıkaran kişiler, belirli bir biyolojik kolay hastalanma veya yatkınlık niteliklerine sahiptir. Böyle bir yapıda bir stres (zorlanma), tetiği çekmekte ve şizofreni belirtileri ortaya çıkmaktadır. Bu stres’ler, genetik, biyolojik, psikososyal veya çevresel olabilir. GENETİK Ailesinde şizofreni bulunan kişilerde şizofreni riski normal popülasyondan daha yüksektir. Aynı şekilde, tek yumurta ikizlerinde, çift yumurta ikizlerine oranla eşhastalanma riski daha yüksektir. Evlat edinilmiş çocuklar üzerinde yapılan çalışmalarda, eğer biyolojik anne ve/veya babada şizofreni varsa, evlat edinilmiş çocuklarda şizofreni riski gene yüksektir. Aksi durum da geçerlidir. Anne ve/veya babası şizofrenik olmayan bir çocuk, şizofrenik bir aile tarafından evlatlık edinildiği durumlarda, evlatlık çocukta şizofreni riski artmamaktadır. Burada hemen belirtilmelidir ki, bu anlatılanlar şizofreninin irsi bir hastalık olduğu anlamına gelmemektedir. Şizofrenik hastanın, çocuğuna da bu hastalık geçecektir düşüncesi doğru değildir. Sadece, kalıtımsal yatkınlık söz konusudur. Bu bakımdan, şizofreninin, tek bir etkene bağlı bir hastalık olmadığı; çok etkenli (mültifaktöriel) bir modelle açıklanabileceği belirtilmelidir. BİYOLOJİK Biyokimyasal laboratuvar bulguları, şizofrenik hastaların beyin biyokimyasında, belirli alanlarda değişme ya da bozulmalar olduğunu göstermektedir. Bunlardan en önemlisi, “dopamin varsayımı”dır. Dopamin, bir sinirsel ileti maddesidir. Bu varsayıma göre, şizofrenide, dopamin etkinliğinin artması söz konusudur. Amfetamin, kokain gibi uyuşturucu maddelerin de dopaminerjik aktiviteyi artırdığı bilinmektedir. Gene bu maddelerin şizofreni ya da benzer görünümlü hastalıklara yol açtığı da bilinmektedir. Özetle söylemek gerekirse, şizofrenik hastalarda dopaminerjik aktivitede artma vardır. Dopaminerjik aktiviteyi artıran bazı maddeler de şizofreni benzeri durumlar ortaya çıkarmaktadır. Ancak, her şizofrenide, dopamin aktivitesi artması görülmemektedir. Bu demektir ki, şizofreniyi dopamin varsayımı ile her zaman açıklayamayız; ve onun için varsayım diyoruz. Dopamin varsayımı yanında, “norepinefrin varsayımı”, “GABA varsayımı”, “serotonin varsayımı” söz konusudur. Bu varsayımlar da her şizofreniye uygunluk göstermemektedir. Biyolojik bulgular, aynı zamanda şu soruyu akla getirmektedir. Şizofrenik hastalarda saptanan beyin biyokimyasına ilişkin bulgular, şizofreninin nedeni midir yoksa, şizofreninin bir laboratuvar bulgusu mudur? Başka deyişle, şizofrenide neden bu biyokimyasal değişmeler olmaktadır. Sebep-sonuç ilşkisi temelinde bu konu aydınlanmış değildir. PSİKOSOSYAL VE ÇEVRESEL Kişi için önemli olan yaşam olaylarının, şizofreniyi ortaya çıkardığı bilindiği gibi, hastalığı alevlendirdiği ya da nükse yol açtığı bilinmektedir. Yakın ölümleri, felaketler, evlenme, erkeklerde askerlik, iş sorunları, kişi için önemli yaşam olayı olabilir. Ancak gene belirtilmelidir ki bu tür çevresel faktörler, tek başına hastalığa neden olmaktan çok, kalıtımsal yatkınlık, biyolojik etkenler gibi nedenlere eklendiğinde hastalık ortaya çıkmaktadır. Çevresel etkenler, hastalığın nedeni olmaktan çok, hastalığın ortaya çıkışına katkıda bulunan, tetiği çeken etkenler olmaktadır. Başka bir ifadeyle, kişi şizofreniye, kalıtımsal ve/veya biyolojik olarak yatkınsa, yaşamının bir döneminde, çevresel etkenler hastalık için tetiği çekivermektedir. Konunun diğer yanı, çevresel etkenlerin hastalığa neden olmaktan çok belirtilerin oluşmasında etkili olduğunun görülmesidir. Mesela, ülkemizdeki darbe dönemlerinde “beni asacaklar, takip ediyorlar” türünden hezeyanlar artmaktadır. BELİRTİLER Şizofreni, akut belirtilerle başlayabildiği gibi, yavaş ve sinsi bir biçimde başlayabilir. Sinsi başlangıçta, çevreye karşı ilginin azalması, aldırmazlık, toplumdan kaçma, sık aynaya bakmayla kendini belli eden kendi bedeni ile aşırı ilgi, garip ilgiler, metafizik uğraşlar söz konusudur. Bu dönemde hasta adayı genellikle genç yaşta olduğundan “karasevdaya tutuldu”, “topluma küstü” vb. biçiminde yorumlara gidilir. Bazen depresyon belirtileriyle ya da başka ruhsal hastalıklara benzer belirtilerle başlayabilir. Özellikle delikanlılık çağında, her türlü ruhsal rahatsızlığın başlangıcında, şizofreni de akıldan uzak tutulmamalıdır. Hastaların görünümünde, ilgisizlik, donukluk, çekingenlik, dış görünüşüne aldırmazlık dikkati çeker. Ağır tiplerinde, dağınıklık, pasaklılık, kirlilik öne çıkar. Psikomotor davranışta değişmeler görülür. Aşırı bedensel-ruhsal huzursuzluk, garip yüz göz hareketleri, garip beden duruşları, acaip tekrarlamalar bunlar arasındadır. Şizofrenide, tüm işlevsellikte azalma ya da bozulma söz konusudur. Referans (alınma) düşünceleri, delirler (sanrı, hezeyan,) gibi, düşünce içerik bozuklukları görülür. Sanrılar, diğer bozukluklardaki sanrıların aksine, sistemsiz, tutarsız, gariptir (“bir uzaylının oğluyum”). Çoğunlukla işitsel olmak üzere, görsel, kokusal, dokunsal hallusinasyonlar (varsanı, “kulağıma küfür sözleri geliyor”) görülür. Fikir akışının bozulması, enkoherans (anlaşılmaz, saçma-sapan konuşma), gibi mantıksız düşünce biçimi ortaya çıkar. Düşünce sürecinde, soyutlama yeteneği bozulur; somut düşünülür. Duygulanım azalmıştır; küntleşmiştir ya da uygunsuzdur. Ya hemen hiç duygusal tepki vermezler ya da duygusal tepkileri uygunsuzdur. Her düzeyde bunaltı (anksiyete) yaşayabilirler. Hasta çevresi ile ilgisizdir; olaylar onu etkilemiyor, ilgilendirmiyor gibidir. Ego sınırlarının kaybı, dış dünya ile iç dünyayı ayırdetmede güçlük gibi belirtilerle kendini algılaması bozulmuştur. Uygunsuz dürtü ve güdülenme, ambivalans (aynı anda iki zıt duygu, düşünce ve davranış ortaya koyma) gibi irade bozuklukları görülür. Kişilerarası işlevler bozulur. Sosyal içe kapanma, saldırganlık, cinsel uygunsuzluklar bunlara örnektir. Psikomotor inhibisyondan (ruhsal-bedensel durgunluk), eksitasyona (aşırı hareketlilik) uzanan bir yelpazede harekette nitel değişmeler; maniyerizm (garip, anlaşılmaz yüz göz hareketleri), katatoni (bedenin belli bir pozisyonda sabit durması), stereotipi (kalıplaşmış ve yineleyen beden hareketleri) gibi nitel bozulmalar görülür. Şizofrenide kullanılan en eski ilaç 1952 tarihlidir. O tarihten bu yana daha etkin ve daha az yan etkili ilaçlar ve başka tedavi teknikleri geliştirilmiştir. Eskinin tedavi edilemez sanılan şizofrenisi, bugün önemli oranda ve önemli düzeyde tedavi edilebilir bir hastalıktır. Ancak, hastalık belirtilerinin ortadan kalkışından sonra da uzun süre, yıllar boyu tedaviye devam etmek gerekmektedir. Aksi durumda, nüks ihtimali artar. Tedavi edilen hastalarda, çoğu zaman negatif belirtiler dediğimiz ilgi azalması, toplumdan uzaklaşma, duygusal tepkilerde azalma, kendine bakımda bozulma gibi belirtiler devam edebilir. Her hastada, özellikle negatif belirtileri süren hastalarda, hastalık sonrası bakım önemlidir. Bu kişiler, yataksız hasta birimlerinde izlenmeye devam edilmelidir. Bunun yanında ailesi ve toplum tarafından sosyal destek sağlanmalıdır. Rehabilitasyon, yaşama ve işe yeniden uyum çalışmaları, bu kişilerin topluma tekrar kazandırılması açısından önem taşır. Uzman denetimi altında, çalışma tedavisi (oküpasyonel tedavi), el emeği ve sanat ürünleri üretimi çalışmaları düzenlenmelidir. Öyle görülüyor ki, şizofrenide, tedavi sonrası bakım ve sosyal destek, tedavi kadar önem taşır. Ancak bu tür çalışmaların yeterli olduğu söylenemez. Hastalar genellikle, aile desteğine bırakılmakta; bazen bu da olmazsa, “evsiz” şizofrenikler, sokakta darmadağınık, kir içinde, keçeleşmiş traşsız saçlarla dolaşmaktadır. Ne yazık ki bir hayvanın sokaktaki acıklı görüntüsüne başkıldıran, ülke gündeminin birinci sıralarına getiren kamuoyu, böyle hastaları görmezlikten gelmektedir. Bir ışık olarak, dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi, ülkemizde de, ruh sağlığı profesyonelleri ve hasta aileleri, “şizofreni” dernekleri kurarak örgütlenmektedir. Bu örgütlenmeden amaç, şizofren hastaların aileleri ve hastanın kendisi ile bağlantıyı kesmemek, izlemeyi sağlamak, aileyi eğitmektir. Hekimlik yaşamımızda sıklıkla görüyoruz ki, hastanın kendisi ya da ailesi, yeterli bir iyileşme gördüğünde, tedaviyi kesmektedir. Bu örgütlenme ile, hasta ailelerinin ve toplumun da desteğiyle, hastalar sürekli izlenecek, mümkün olan sosyal destek sağlanacaktır. Bu uygulama, koruyucu psikiyatrinin üçüncül korumasına bir örnektir. SANRILI BOZUKLUK Hastalığın birincil ve tek belirtisi, değişmez sanrıları olmasıdır. “beni takip ediyorlar, öldürecekler” gibi. Bu sanrılar, şizofrenideki gibi, sistemsiz, garip değildir. Hastanın sanrılarına duygusal tepkisi, sanrılarına uygundur. Takip edileceğine inanıyorsa, bundan sıkıntı duyar, kendince yaşamını kurtarmak için savaş verir. Hastalığa bağlı yıkım, şizofreninin aksine ya hiç yoktur ya da çok azdır. Hastalar genellikle aşırı duyarlıdır. Bu durum, hasta yüksek düzeyde işlevsellik yeteneğine sahip olsa da, toplumsal içe kapanmaya yol açabilir. Eğer hasta rahat bir durumda ise, herhangi bir ruhsal bozukluğu yok sanılabilir. Halk tarafından da bilinen “paranoya”, yaklaşık bu hastalığa karşılık gelir. Genetik çalışmalar göstermiştir ki, sanrılı bozukluk, ne şizofreninin ne de mizaç bozukluğunun bir alt tipi ya da erken belirti dönemi değildir. Bu hastaların birinci derece akrabalarında, şizofreni ya da mizaç bozukluğu gösterme riski artmamaktadır. Birincil olarak, psikososyal kaynaklıdır. Hastaların geçmişleri incelendiğinde, genellilke fiziksel ve duygusal kötü kullanıma maruz kaldıkları görülmektedir. Zalim, kaba, düzensiz, güvenilmez anne babaların çocukları oldukları görülür. Bu durumda çocukta, çok gerekli olan güven duygusu gelişmemiştir. Ve çocuk, çevrenin her zaman düşman ve tehlikeli olduğuna inanmıştır. Sağırlık, körlük, sosyal izolasyon ve yalnızlık, göçler, beklenmedik çevresel değişiklikler de hastalığın gelişiminde rol oynayabilir. Bu hastalıkta kullanılan ana savunma mekanizması, projeksiyondur (yansıtma). Kabul edilemez düşünce ve duygular, karşıdakine yansıtılır “ben ona düşman değilim, o bana düşman”. Bunun yanında, reaksiyon formasyon’la (zıt tepkiler kurma), mesela aşağılık duyguları, büyüklük duygularına dönüştürülür. Sanrıların ana özelliklerine göre, 5 tipe ayrılır:1/ Erotomanik tip: Genellikle kendisinden üst sınıftan biri, kendisine aşıktır.POSTPARTUM (Doğum Sonrası) PSİKOZLAR Hastalık doğum yaptıktan sonra ortaya çıkar. Başlıca, depresyon ve sanrılar görülür. Uykusuzluk, huzursuzluk, duygusal değişkenlik gibi belirtilerle, doğumu takiben 2-3 gün içinde ortaya çıkar. Sonra sanrılar belirir. Bebekle ilgili takınaklar görülür. Her 1000 doğumdan 1-2’sinde görülür. En çok ilk doğumda gelişir. Genellikle, şizofreni, bipolar bozukluk gibi altta yatan başka bir ruhsal bozukluğa ikincildir. Doğum sonrası hormon düzeylerindeki hızlı değişmeler, hastalığın ortaya çıkışına katkıda bulunabilir. İstenmeyen gebelik, mutsuz evlilik, annelik korkları gibi psikodinamik çatışmalar bulunabilir. ŞİZOFRENİFORM (Şizofreni benzeri) bozukluk, şizofreni benzeri, ancak kısa süreli bir bozukluktur. Şizofreni ile duygulanım bozuklukları arasındaki köprü ŞİZOAFFEKTİF BOZUKLUK; bir aydan kısa süren sanrılı bozukluk benzeri bozukluklar için KISA PSİKOTİK BOZUKLUK ve biri merkez diğer uydu olmak üzere iki kişi tarafından yaşanan PAYLAŞILMIŞ PSİKOTİK BOZUKLUK burada anılmalıdır. saglik.tr.net |
1 ek Şizofreni: Başka Bir Bilinç Durumu mu?Şizofreni (ŞZ) duygu, düşünce ve davranışlarda bozuklukla seyreden bir hastalıktır. Hastalık genelde 15-35 yaşları arasında ortaya çıkar. Yaşam boyu sıklığı %1-1,5’tur. Ortaya çıkış nedeni olarak tek bir sebepten ziyade birden çok etkenin bir araya gelmesi ile ortaya çıkar. Genetik ve çevresel nedenler bir arada etki ederler. Beyin kabuğunun hücresel düzenleniş açısından da ŞZ’lerde farklılıklar tespit edilmiştir. Olasılıkla bazı gelişimsel anormallikler sinir hücresi uzantı ve bağlantılarının düzgün örüntülü bir hal almasını engeller. Şizofreni (ŞZ) duygu, düşünce ve davranışlarda bozuklukla seyreden bir hastalıktır. Hastalık genelde 15-35 yaşları arasında ortaya çıkar. Yaşam boyu sıklığı %1-1,5’tur. Ortaya çıkış nedeni olarak tek bir sebepten ziyade birden çok etkenin bir araya gelmesi ile ortaya çıkar. Genetik ve çevresel nedenler bir arada etki ederler. Beyin kabuğunun hücresel düzenleniş açısından da ŞZ’lerde farklılıklar tespit edilmiştir. Olasılıkla bazı gelişimsel anormallikler sinir hücresi uzantı ve bağlantılarının düzgün örüntülü bir hal almasını engeller. Tanısı hastanın gözlenmesi ve tanımlamalarına göre konur. Anormal düşünce içeriği (sanrılar, varsanılar, çağrışımlarda uyumsuzluk), mantık dışı düşünce biçimi (uzaktan TV kapatmak, TV’den kendine seslenildiği), duygudurum değişikliği (künt, uygunsuz, şaşkın), kendilik duygusunda bozulma (benlik sınırlarının kaybı, dış gerçekliği içten ayırt edememe), irade değişikliği (karar verme zorlukları, yetersiz dürtü), duyum bozukluğu (zaman, yer, kişiye yönelimde) ve kişilerarası ilişkilerde bozulma gibi klinik özelliklerin birkaçı ile kendini gösterir. Klinik özelliklerin baskınlığına göre farklı alt tipleri ve adlandırmaları vardır. Klinik görünümü farklıdır. Pozitif (varsanılar, düşünce bozuklukları) ve negatif (künt duygu durumu, sosyal çekilme) belirtilerle birlikte olabilir. İşitsel varsanılar ŞZ’de sık izlenir. Genellikle bunlar dinsel ve uyarıcıdırlar. Bazıları emirler şeklindedir. Erkekler genelde emir şeklinde duyarken, kadınlar eleştiri niteliğinde sesler işitirler. Normal insanların %30’u da bazen dışsal sesler işitebilirler. Ancak bunlar ısrarlı değildir. Görsel varsanılar da sıklıkla izlenir. Mantığı ya da sağduyuyu hiçe sayan düşünceler kafalarına gelir. Düşünceler sözdizimi, anlambilim, mantık ve duygulanımsal kurallara uymak zorundadır. ŞZ hastalar erken evrede düşünceleri üzerinde denetimi sağlamaya çalışırlar ve bu nedenle de, normalde bilinçsiz yapılan düşünme eylemi üzerine bilinçli kontrol yerleştirmeye çalışınca, düşünce süreçleri yavaşlar. Farklı Bilinç Durumu?Kant’a bir gönderme ile başlamak, ŞZ’nin bir hastalık mı yoksa bir farklı bilinç durumu mu olduğunu tartışmak açısından önemlidir. Kant, ŞZ’yi bilmiyordu, ama genel olarak bir “delilik”ten haberdardı: “Deliliğin tek genel karakteristiği herkes için ortak olan düşüncelerle ilgili bir anlayış kaybı ve bunun yerini kendimize özgü düşüncelerle ilgili bir anlayışın almasıdır.” Bu anlayışı göz önüne alan bazı araştırmacılar yüksek bilinç derecesi olarak kabul edilen vecd ya da trans durumlarını ŞZ olarak kabul etmişlerdir. ŞZ’nin nasıl bir hastalık olduğunu anlamak açısından bu yaklaşımı akılda tutmak ve sorgulamak gerekir. Acaba ŞZ sadece kontrol edilemeden ve istemeden bazı beyin özellikli kişilerde ortaya çıkan bir rastlantısal ama kontrol dışı bilinç hali midir? ŞZ hastalarının %70’inin benzer “sanrıları” sergilemesi de üzerinde durulması gereken bir bulgudur. Dolayısı ile bu tutarlılığın altında neyin yattığının anlaşılması gerekir. ŞZ daha çok bilinçle ilişkili bozukluk değil de ağırlıklı zihnin yapısalını oluşturan benlik, altbenlik ve üstbenliğin bozukluğu olarak ele alınır. Kısmen olan bilinç, önbilinç ve bilinçdışı da etkilenir. Klasik bir tanımlama olarak ŞZ, kişilik bölünmesi olarak adlandırılır. Ancak bölünen ya da parçalanan sadece kişideki kendi kişiliği değil, oluşan bu kişiliğin dış dünya veya nesnelerle olan ilişkisidir de. ŞZ kişi kendisini ve dünyadaki gerçekliği farklı, şaşırtıcı, belirsiz ya da yabancı hisseder. Dış dünyadaki nesne özellikleri nitelendirilemez ve bir başkasına bağlanamaz. Özellikler, bütün içindeki yerleşimlerini yitirdiklerinden, zihinsel yaşam için taşıdıkları tanımlanmış anlamlarını da yitirirler. ŞZ hastalarında dış dünyanın normal dışı ve farklı deneyimi vardır. ![]() Günlük yaşamdaki zihin hallerimiz bir kez oluştuğunda oluştuğu yerde sonlamaz ve “şimdi” içinde oluşan zihinsel benlik durumumuz daha önceki benlik durumunun bir devamıdır. Şimdiki benliğimiz ise daha sonra oluşacak benlik durumunun öncelidir. Bu ardışıklık ve devamlılık bizde bütüncül ve devamlılık gösteren bir ben hissi uyandırmakla beraber içsel bir zaman akışı da oluşturur. Zihinsel olaylar görsel, işitsel, dokunsal, derin duyu, tat ve koku gibi dış dünyadan gelen uyarımlarla devamlı bir etkileşim halindedir. Bu şekilde içsel zihinsel durumlar, bedenden gelen duyumlarla birleşince “bedende bir ben yerleşimi” ortaya çıkar. Elimi ve kolumu hareket ettirmeye niyetlendiğimde, içsel zihinsel durumum ve kol hareketim esnasında ortaya çıkan (on-line) derin duyunun, zihinsel süreçlerimle birleşmesi “bedenimdeki ben’de” var olma deneyimi yaratır. Bazı kişilerce ŞZ, “ben bozuklukları ya da benlik sınırlarında bozukluk” olarak değerlendirilir. Ancak buradaki ben psikanalizdeki “benlik” ile aynı şey değildir. Yukarıda tanımlanan şekliyle içsel ve dışsal oluşan bedendeki ben ile ilişkilidir. Zaman kategorisindeki çarpıklıkların duygulanımsal, nesne kategorisindeki çarpıklıkların sınır, nedensellikteki bozulmalarda ise ŞZ psikozlardan bahsetmek gerektiği de öne sürülür. Örneğin ŞZ hastalar sıklıkla “benleri” ile ilgili sorunlardan bahsederler: “Bu düşüncenin kendim olmadığını hissediyorum, düşüncelerimi düşünen ben değilim, bu nesneler ile benim aramda yakın ilişki var, düşüncelerim nesneleri etkileyebilir ve ben düşündüğüm için öyle oldu, ben kendim gerçek değilim, ben ile diğer her şey arasında camdan bir duvar var, zaman ortadan kalktı...” gibi. Tablo. Ben çevresinde yer alan “kendilik bilinci” aşamaları.
Beden ve ben arasındaki bağlantının çözünmesi nedeni ile ŞZ’li kişinin çabaları az oranda kendisi tarafından ve sıklıkla başkaları tarafından üretilmiş olarak yaşanır. Dolayısı ile ŞZ durum sadece benlik/kişilik parçalanması değil, benlikle dış dünya gerçekliğinin de ayrışmasıdır. Bütüncül birlik bozulur. Hatta bu nedenle ŞZ yaşantı için “bütünsüzlük” terimi önerilmiştir. Bu nedenle, bazı hastalarda düşüncelerinin başkalarınca kontrol edildiği fikri sabit olarak yerleşir. Başkalarınca kontrol edilme hissi de benlik zayıflığına yol açar. Algı üç bileşenden kurulur: duyumsal girdi, kavramların içsel üretimi ve denetim ya da sansür. Bu üçü arasında karşılıklı bir etkileşim de vardır ve ŞZ’de bu üç bileşen arasındaki denge bozulur. Beyni dış dünyadan koruyan sansürde bozulmadan ziyade, içsel kavramlaştırmalar, dış dünyadan gelen duyumsal verilerle etkileşen içsel düzeltme mekanizmalarındaki bozulma ile ortaya çıkar. |
1 ek ![]() Şizofreninin sırrı GATA’da çözüldüTürk bilim insanları şizofreniye beyinden fazla miktarda salgılanan ‘agmatin’ adlı kimyasalın neden olduğunu kanıtladı. Her 100 kişiden birinde görülüyorGülhane Askeri Tıp Akademisi’nden bir ekip, günümüzde kesin tedavisi olmayan ve her 100 kişide bir görülen şizofreni hastalığına, beyinden fazla miktarda salgılanan ‘agmatin’ adlı kimyasalın neden olduğunu kanıtladı. Türk bilim insanları şizofreniye beyinden fazla miktarda salgılanan ‘agmatin’ adlı kimyasalın neden olduğunu kanıtladı. Gülhane Askeri Tıp Akademisi (GATA) Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı Albay Prof. Dr. Tayfun Uzbay ve ekibi, yüksek dozda agmatin verilen farelerde şizofreninin modellendiğini ve tedavide kullanılan mevcut ilaçların bu modelde hiçbir şekilde iyileşmeyi sağlamadığını belirledi. Araştırmacılar, ABD’de tarım alanında kullanılan üç maddenin yeni bir tedavi yöntemi olarak şizofrenide kullanılabileceğini ortaya koydu. Bilim insanları, tıp literatürüne giren ve patent alan araştırma kapsamında, şizofreniye neden olduğu saptanan maddenin kanda tahlil edilip edilemeyeceğine ilişkin yeni bir çalışmaya da imza attı. Çalışmanın TÜBİTAK destekli olduğu ve patent alınmasının ardından araştırma sonuçlarının European Neuropsychopharmacology ve Journal of Psychopharmacology adlı dergilerde yayına kabul edildiği açıklandı. Farelerde saptandı.Albay Prof. Dr. Uzbay başkanlığında alkol-nikotin-eroin gibi maddelerin etkilerini deney hayvanları üzerinde araştıran Doç. Dr. Gökhan Göktalay, uzman Dr. Hakan Kayır ve uzman Dr. Murat Yıldırım, madde bağımlısı yapılan farelerle şizofreni hastalığı arasındaki ilişkiyi ele aldı. Ekibin beş yıllık çalışmasında laboratuvarda alkolik yapılan farelere ayrı ayrı deneylerde şizofreni tedavisinde kullanılan ilaçlar ve beyinden salgılanan ‘agmatin’ adlı kimyasal verildi. Yüksek dozda agmatin verilen hayvanlarda, şiddetli şizofreni belirtileri saptandı. Farelerde şizofreni ilaçları verildiğinde de iyileşme sağlanamadığını ortaya koyan uzmanlar, agmatinin şizofreni yapabilecek önemli bir etken olduğunu buldu. Türk araştırmacılar, bu durumun kullanılan şizofreni ilaçlarında tam başarı elde edilememesinin nedeni olabileceğini de ortaya koydu. Prof. Dr. Uzbay ve arkadaşları ayrıca agmatin oluşumunu engelleyen ve halen ABD’de tarımda parazit ve mantar öldürücü olarak kullanılan üç kimyasal maddenin veya buna benzer kimyasalların toksisite değerlendirmeleri yapıldıktan sonra şizofreninin tedavisinde denenebileceğini de öngördü. Şimdi, şizofreni tanı ve tedavisinde çığır açacak olan bu buluşun klinik araştırmalarla, altyapısı uygun araştırma merkezlerinde, klinik öncesi ve sonrası faz çalışmalarıyla geliştirilmesi gerekiyor. Ekip bu önemli buluşla Türk Patent Enstitüsü’nden patent aldı. Çalışmaya Avusturya Patent Enstitüsü’nden de ‘Uluslararası incelemeli patent’ verildi. Kesin iyileşme olmuyorHezeyanlar ve paranoid düşüncelerle kendini gösteren şizofreni, kesin tedavisi olmayan ve her 100 kişiden birinde görülen bir hastalık. Şizofrenide dışarıdan gelen uyarılar beyinde realize edilemediği ya da yanlış kodlandığı için, kişi doğru değerlendirme yapamıyor ve hasta ‘Bana bakıyor, benimle ilgili planları var, beni öldürmek istiyor’ türünden düşüncelere kapılıyor. Bunun ağırlaşması halinde kişi var olmayan kişilerle konuşmaya başlıyor, çeşitli hayallere inanıyor, hezeyanlar başlıyor. Halihazırda kullanılan ilaçlar bunları dengeliyor ancak kesin iyileşme sağlamıyor. Hepsinden önemlisi hastalığın nedeni tam bilinmediğinden, ilaçların etkisi kişiden kişiye değişiyor. Vakaların çoğunda ya ömür boyu ilaca bağımlılık ortaya çıkıyor ya da ilaca rağmen semptomlar sürüyor. Özellikle hezeyan dönemlerinde intihar oranının yüksek olduğu belirlenen hastalar, bu dönemde yakın çevresine de zarar verebiliyor. |
Şizofreninin tarihçesi nedir? “Dementia praecox” kavramını ilk kullanan Belçikalı psikiyatrist Morel’dir. 1871 yılında Hecker hebefreni ve 1874’de Kahlaum katatoniyi tanımlamışlar daha sonra 1896’da Emin Kraepelin bu iki klinik tabloya paranoid ve basit tipleri de eklemiştir. Klinik görünümlerin ötesine geçerek söz konusu bozukluğa eşlik eden zihinsel süreçleri tanımlayan ilk araştırmacıysa Eugen Bleuler’dir. Bleuler zihin yarılması anlamına gelen “schizo-phrenia” teriminin kullanılmasını önermiş ve şizofreninin dört temel belirtisi olduğunu ileri sürmüştür. Bunlar otizm ambivalans çağrışım bozukluğu ve anormal duygulanımdır. 1980’li yıllarla birlikte iki önemli gelişme oldu. Bunlardan ilki DSM-111’ün yayımlanması ve Amerikan psikiyatri birliğinin Şizofreni tanısı konusunda yeni bir yaklaşım benimsemesiydi. Amerikan psikiyatrisinde şizofreniye eşlik eden zihinsel süreçler konusundaki tartışmalı çıkarımlar ve düşünce bozukluğu otizm ambivalans gibi bulanık tanımlar tanı ölçütleri dışında bırakılırken tanımlayıcı düzeyle sınırlı bir şizofreni kavramı yeniden ön plana çıkarılmıştır. Bu geniş kategori düşünce duygu durum ve davranışlarda olan bozuklukları içerir. Düşünce bozuklukları kavramsallaştırma düzeyindeki değişiklikler sonucu gerçeğin yanlış yorumu ve bazen da sanrı ve varsanılarla ortaya çıkar. Bu tür belirtiler kişiyi psikolojik zedelenmeden korumaktadır. Eşlik eden duygu durum değişiklikleri ambivalans (karşıt değerli) yetersiz veya uygun olmayan duygusal tepkiyi ve diğer kişilere empati eksikliğini içerir. Davranış içe kapanık acayip veya gerilemiş olabilir. Düşünce bozukluğu özelliği şizofreniyi duygu durum bozukluğunun temel belirti olduğu afektif bozukluklardan ayırır. Paranoid durumlar şizofreniden gerçeğin ancak bir bölümünün saptırılması ve diğer psikotik belirtilerin yokluğuyla farklılık gösterirler. (Amerikan Psikiyatri Derneği 1968 sayfa 33)” |
Şizofreni (duyguda yarıklık); Kişiliğin harap olması anlamında kullanılan bir terimdir. Hastanelerde yatan ruh hastalarının 1/4 şizofrenidir. Şizofreni 16 -30 yaşları arasında ortaya çıkar. Özellikleri: • Gerçekle ilişkilerini tamamen kesmişlerdir. Kurdukları düş dünyasında yaşarlar. Şizofreninin çeşitli görünümleri vardır.Paranoid şizofreni de daha çok büyüklük hezeyanları gibi görünümler vardır. Katatonik şizofrenide taklit ve heykel duruşu ağırlık kazanır. Hebefrenik şizofrenide zıt tepkiler, kelime uydurma eğilimleri daha fazladır. Örneğin, hastaya ağla denildiği zaman gülmeye başlar, susması istendiğinde, sürekli ve anlamsız konuşmalar yapar. Kendince anlam verdiği kelimeler uydurabilir.Şizofreni Tedavisi: Şizofreni hastalığı çağımızda tedavi edilebilir bir akıl hastalığıdır; ancak burada önemli olan nokta hastalığın ilk ortaya çıktığı anda bir uzman hekime başvurmaktır. Son yapılan araştırmalar gösterdi ki şizofreni kalıtsal bir hastalıktan ziyade çevresel faktörlere dayanıyor. Yani bu tür hastaların çoğu özellikle çocukluk dönemlerinde cinsel taciz, terk edilme, şiddet gibi travmalar yaşamış. Bu yüzden hastalık psikoterapi ve sosyal terapi yöntemiyle büyük oranda tedavi edilebilmekte hatta hasta bir yaşam boyu ilaç kullanmadan hayatını sürdürebilmektedir. |
1 ek ![]() Şizofreni tarihinde iki önemli isim, Emil KRAEPELIN ( 1856 - 1926 ) ve Eugen BLEULER’dir ( 1857 - 1939 ) . Fransız psikiyatrist Benedict MOREL ( 1809 - 1873 ), Adölosanda başlayan hastalığın yıkımla (deteriorasyonla) sonuçlanmasından dolayı şizofreniye Demans Prekoks adını vermiştir. Karl KAHLBAUM ( 1829 - 1899 ) katotonik şizofreniyi, Ewold HECKER ( 1843 - 1909 ) aşırı garip acayip ( bizarre ) davranışlarla seyreden desorganize ( hebefrenik) şizofreniyi tanımlamıştır. Emil KRAEPELİN Kraepelin, şizofrenik bozukluğun kognitif sürecini Demans, erken başlangıcını Prekoks olarak vurgulamıştır. Demans prekokslu hastalar uzun dönemde kötüleşen bir süreci vurgulamak için kullanılmıştır. Klinik olarak yaygın halüsinasyon ve hezeyan semptomları hastalığın akut dönem belirtileri olarak tanımlanmıştır. Kraepelin bu hastalığı manik depressif psikozdan ve sistemli perseküsyon hezeyanlarının olduğu, yıkıma (deteriorasyona) gitmeyen paranoyadan ayrılması gerektiğini vurgulamıştır. Kraepelin bu hastaların % 4’ünün tamamen iyileştiğini, % 13’ünün anlamlı remisyonlar gösterdiğini belirtmiştir. Eugen BleulerE. Bleuler literatürde ilk kez demans prekoks yerine şizofreni terimini kullanmıştır. Kraepelin ‘in ileri sürdüğü gibi her hastada yıkımın ( detoriorasyonun ) olmadığını; duygu, düşünce ve davranışta yarılmayı (skizis) ortaya atmıştır. Şizofrenide çağrışımlarda (Assosiasyonda) enkoherans, duygulanımda (Affektivitede) küntlük, duygu düşünce ve davranışta ikilemler (Ambivalans) , kişinin dış alemden çekilerek kendi iç alemine dönmesi (Autism) 4 A belirtisinin olduğu birincil ; hezeyan, halüsinasyonlar ve diğer belirtileri ikincil belirtiler olarak değerlendirmiştir. Diğer TeorisyenlerPsikobiyolojinin ve modern psikiyatrinin kurucuları olan Meyer, Sullivan, Longfield ve Schneider şizofreninin ve diğer ruhsal hastalıkların yaşam stresine karşı tepki olarak geliştiğini ileri sürerek “Reaksiyon” terimini kullanmışlardır. İnterpersonel psikoanalitik okulun kurucusu Sullivan, şizofrenide hem bir semptom, hem de bir neden olarak sosyal izolasyon olduğunu vurgulamıştır. Kretschmer şizofreninin daha çok astenik, atletik, displastik tiplerde; bipolar bozukluğun ise daha çok piknik tiplerde görüldüğünü vurgulamıştır. G. Longfield, şizofreni ve şizofreniform psikoz ayırımını yapmıştır. Şizofrenide, depersonalizasyon, otizm, duygusal küntlük, sinsi başlangıç, derealizasyon, gerçeği test etme yeteneğinin bozukluğunu vurgulamıştır. Schneider, şizofrenide birincil ve ikincil dereceden semptomları belirtmiştir. Birinci dereceden semptomlara .kendi düşüncelerinin yüksek sesle söylendiğini işitme,Bu semptomlar daha sonra DSM’lere de kaynak teşkil etmiştir. EPİDEMİYOLOJi Şizofreninin genel popülasyonda görülme sıklığı yaklaşık % 1 ‘dir. Genellikle 25 yaş öncesi başlar (%50). Bütün sosyal sınıflarda görülür. Kadın ve erkeklerde aynı orandadır. Erkeklerde kadınlara göre daha erken yaşlarda başlar. Hastalığın başlama yaşı erkeklerde 15–25, kadınlarda 25–35 dir. 10 yaşından önce 50 yaşından sonra nadirdir. Bazı çalışmalarda erkeklerde negatif semptomların kadınlara oranla daha belirgin olduğu, kadınların sosyal ilişkilerinin erkeklere göre daha iyi olduğu belirtilmiştir. Şizofrenik hastalarda tedavinin gidişi genel olarak kadınlarda daha iyi olduğu yönündedir. Şizofreni kuzey yarıkürede ocak–nisan, güney yarıkürede haziran-eylül aylarında doğanlarda daha sık görülmektedir. Bu gözlemleri açıklamak için değişik varsayımlar ileri sürülmüştür. Bunlar viral hipotez veya mevsime özgü risk faktörleri şeklindedir. Şizofrenik hastalarda % 50 oranında intihar girişimi görülür. Bunların %10-15”i ölümle sonuçlanır. İntihar, şizofrenik hastalarda yaygın ölüm nedenlerinden biridir. Sigara, alkol kötüye kullanımı da sık görülmektedir. Nüfusu bir milyondan fazla kentlerde yaşayanlarda, şizofreni görülme sıklığı daha fazladır. Bu durum sosyal stressörlerin, riskli kişilerde şizofreni gelişimine neden olduğu şeklinde yorumlanmaktadır. Şizofreni tüm kültürlerde ve tüm sosyoekonomik toplumlarda görülmektedir. Ancak endüstrileşmiş ve düşük sosyoekonomik toplumlarda daha fazla görülmektedir. Bu teoriler de değişik hipotezlerle açıklanmaya çalışılmaktadır. ETİYOLOJİ Tek bir hastalık olan şizofreni , klinik görünüşü, etiyolojisi, seyri ve tedaviye cevabı ile farklı bir hastalık gibidir. Stres yatkınlık modeli Bu teoriye göre, biyolojik, psikososyal ve çevresel etkenler hastalığın ortaya çıkışında birlikte rol oynamaktadır. Bu modelde, kişinin stres karşısında şizofreni semptomlarının gelişmesine neden olan özel bir yatkınlığı vardır. Genel bir stres yatkınlık modelinde, yatkınlık veya stres biyolojik, çevresel veya her iki etkenden de kaynaklanıyor olabilir. Hastalığın ortaya çıkışında çevresel olarak enfeksiyon gibi biyolojik bir etken veya stresli bir aile ortamı veya yakın birinin ölümü gibi psikolojik bir etken olabilir. Yatkınlığın biyolojik temeli madde kullanımı , psikososyal stresler ve travma gibi epigenetik etkenlerle ayrıca şekillenebilir. Biyolojik etkenler Şizofrenin nedeni bilinmemektedir. Ancak son yıllarda şizofreninin biyolojik etiyolojisinde beyinde limbik sistem, frontal korteks ve bazal gangliayı içeren bazı alanların patolojisi üzerinde durulmaktadır. Özellikle limbik sistem, primer patolojinin odağı olarak görülmektedir. Kendi aralarında bağlantıları olan bu üç alandan birindeki patoloji diğer alanlarda fonksiyon bozukluklarına neden olabilir . Beyinde oluşan nöropatolojik bir lezyon ve lezyonun çevresel ve sosyal stressörlerle etkileşimi gönümüzdeki aktif araştırmaların ilgi alanıdır. Beyinde anormallik oluşmasının temeli, anormal gelişme (gelişme sürecinde nöronların radial glial hücreler boyunca anormal göçü (migrasyonu) veya gelişme tamamlandıktan sonra nöronların dejenerasyonuna (örneğin huntington hastalığında görüldüğü gibi hücerelerin erken ölümüne) bağlı olabilir. Bununla beraber tek yumurta ikizlerinde % 50 lik diskordans hızı çevre ve şizofreni gelişimi arasındaki çok az anlaşılmış olan etkileşim gerçeğini dolaylı olarak göstermektedir. Diğer yandan gen aktarımını düzenleyen faktörler yeni anlaşılmaya başlanmıştır. Tek yumurta ikizleri aynı genetik bilgiye sahip olmalarına rağmen yaşamları sırasında farklı gen regülasyonu belki de tek yumurta ikizlerinden birinin şizofreni diğerinin olmamasına neden olmaktadır. Dopamin HipoteziŞizofreninin etiyolojisinde dopaminerjik hiperaktivite üzerinde durulmaktadır. Dopamin reseptör antagonisti olan antipsikotik ilaçların tedavide yararlı olması; amfetamin kokain gibi dopamin hiperaktivitesine neden olan ilaçların şizofreni benzeri bozukluğa yol açması bu hipotezin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu teoride dopamin hiper-aktivitesinin , dopamin fazla salınımına mı, yoksa çok sayıda dopamin reseptörüne mi veya bu mekanizmaların kombinasyonuna mı bağlı olduğunu söylemek mümkün değildir. Ayrıca bu teoride mezolimbik ve mezokortikal yollar üzerinde durulmasına rağmen, bu bozuklukta beyindeki hangi dopamin yollarının etkin olduğu da bilinememektedir. Şizofreni fizyopatolojisinde önemli rol oynayan dopamin metaboliti olan HVA plasma konsantrasyonlarıyla ölçülmektedir. Ön çalışmalarda plasma HVA konsantrasyonunun SSS HVA konsantrasyonu arasındaki paralellik gösterilmiştir. Yapılan çalışmalar tedavi öncesi HVA konsantrasyonun pozitif semptomların şiddeti ile, antipsotik ilaçlara tedavi yanıtı arasındaki pozitif ilişkiye işaret etmektedir. Plazma HVA çalışmaları , antipsikotik tedavi ile plazma HVA düzeyinin geçici bir artıştan sonra düzenli olarak azaldığını; bununda iyileşmeye paralel olduğu yönündedir. Şizofrenide dopamin hipotezi üzerinde yoğun bir şekilde çalışmalar devam etmektedir. D1 reseptörünün negatif semptomlardaki rolü D1 reseptör antagonistlerinin tedavide kullanılmasına neden olmuştur. Yakın zamanda keşfedilen D5 reseptörü ile D1 ilişkisi dikkatli incelenmesi gereken bir alan olarak görülmektedir. Benzer şekilde D3 ve D4 reseptörlerinin D2 ile ilişkileri spesifik agonist - antagonist çalışmalarına ışık tutacaktır. Bir çalışmada şizofrenik hastaların postmortem beyin örneklerinde D4 reseptörlerinde artış bildirilmiştir. Bu da incelenmesi gereken diğer bir alan olarak görülmektedir. Şizofrenide dopamin hipotezi 20 yıldan beri araştırılmaktadır. Ancak bu hipotezde iki büyük problem vardır. Birincisi dopamin antagonistleri tüm psikozların tedavisinde ve ajitasyonun yatıştırılmasında etkilidir. Bu nedenle dopaminerjik hiperaktivite şizofreniye özgü değildir. İkincisi bazı elektrofizyolojik bulgular uzun süre antipsikotik kullanımına bağlı olarak dopaminerjik nöronlarda ateşleme hızında bir artışa neden olduğunu göstermiştir. Bu bulgular şizofrenide başlangıçta hipodopaminerjik bir durumun da olduğuna işaret etmektedir. Diğer NörotransmitterlerŞizofreni araştırmalarında dopaminin çok fazla ilgi çekmesine rağmen; diğer nörotransmitterler üzerinde de durulmaktadır. Şizofreni heterojen bir hastalık olmasından dolayı değişik nörotransmitterlerde ki anormalliklerin benzer davranış sendromlarına yol açması doğaldır. Örneğin serotonini etkileyen LSD gibi halüsinojenik bir madde ve yüksek dozlarda dopamini etkileyen amfetamin gibi şizofreniye benzer semptomlara yol açarlar. Nörobiyolojik araştırmalar tek bir nöronun birden fazla nörötransmitter taşıdığı ve nörotransmitter reseptörlerinin yarım düzineden fazla nörötransmittere sahip olduğunu göstermiştir. Bu nedenle nörotransmitterler karmaşık etkileşim içindedirler. Bu etkileşim nedeniyle anormal fonksiyonlar bir tek nörotransmitterdeki değişiklikten de kaynaklanabilir. Serotonin HipoteziSerotonin-dopamin antagonist (SDA) ilaçların (klozapin, risperidon, sertindol, ketiyapin vb ilaçların) güçlü serotonerjik aktivite gösterdiklerinin ortaya konulması dikkatleri serotonin üzerine yoğunlaştırmıştır. Psikotik semptomların yatışmasında ve D2 reseptör blokajı sonucu oluşan hareket bozukluklarının düzelmesinde 5HT2 reseptör blokajının önemli rol oynadığı özellikle vurgulanmaktadır. Her bir serotonin - dopamin antagonisti ilacın reseptör profili incelendiğinde reseptör profillerinin ve 5HT2 - D2 oranlarının farklılıklar gösterdiği ancak tümünün de serotonin üzerinde daha etkili olduğu bulunmuştur. Klozapinin en yüksek duyarlılığı histamin reseptörlerinedir. Ketiyapin en sık alfa 1 adrenerjik reseptörlerine bağlanır. Ziprasidon grubun 5HT1 reseptörleri ile güçlü etkileşimi olan tek üyesidir. Bu ilaçlar arasında 5HT2 - D2 oranı bakımından 100 kata varan farklılıklar bulunmaktadır. Ancak bu grup ilaçlar reseptör profili bakımından çok az değişiklikle daha yüksek etkinliğe sahip olabilirler. Sonuç olarak şizofrenide bir çok nöromediatör sistemin rol oynadığı sistemlerin bir denge halinde karşılıklı olarak etkileştiği, şizofrenin de bu etkileşimin rol oynadığı antipsikotik ilaçların bu nöromediatör sistemlerden herhangi birini etkileyerek yeniden dengenin kurulmasına yardımcı olduğunu söylemek mümkün gibi görülmektedir. Duygu durum bozukluğu ile ilgili araştırmalarda vurgulandığı gibi şizofreni hastalarında görülen suisidal ve impulsif davranışlarda da serotonin etkisi bulunmaktadır. NorepinefrinÇeşitli araştırıcılar uzun dönem antipsikotik kullanımının Lokus Serolousta noradrenerjik nöronların aktivitesini azalttığını ve bazı antipsikotik ilaçların terapötik etkilerinin alfa 1 ve alfa 2 adrenerjik reseptörleri yoluyla olduğunu ileri sürmüşlerdir. Dopaminerjik ve noradrenerjik etkinlikler arasında ilişki açık olmamasına rağmen; noradrenerjik sistemdeki anormalliğin, dopaminerjik sistemi etkilediği; sıklıkla hastalığın alevlenmesine neden olduğu yolunda çok miktarda veri bulunmaktadır. Aminoasitlerİnhibitör aminoasit (aa) norötransmitter olan GABA’nın şizofreni fizyopatolojisindeki yeri bilinmektedir. Mevcut bulgular bazı şizofrenili hastaların hipokampusunda GABA’ erjik nöronlarda kayıp olduğu hipotezini desteklemektedir. Kuramsal olarak inhibitör GABA’ erjik nöron kaybı , dopaminerjik ve noradrenerjik nöronların hiperaktivitesine neden olmaktadır. Eksitatör nörotransmitter glutamat da şizofreninin etiyolojisinde yer almaktadır. Glutamat hakkında ileri sürülen hipotezler hiperaktivite, hipoaktivite ve glutamatın uyardığı nörotoksisiteyi içermektedir. Nöropatoloji19”ncu yüzyılda şizofreni araştırmalarında nöropatolojik spesifik bir temel bulunamaması, hastalığın fonksiyonel bir bozukluk olarak değerlendirilmesine neden olmuştur. Ancak son 20 – 30 yıldır araştırıcılar şizofreni için potansiyel nöropatolojik bir temel ortaya çıkarma yolunda çok önemli adımlar attılar. Primer olarak limbik sistem ve bazal ganglia üzerinde yoğunlaştılar. Ayrıca serebral korteks , talamus ve beyin sapında nöropatolojik ve nörokimyasal anormalliklerle ilgilendiler. Şizofrenik beyinlerde yaygın olarak bildirilen patoloji beyin hacminin azalmasıdır. Bu durumda beynin birleştirici fonksiyonlarına aracılık eden akson, dendrit ve sinapsların oluşturduğu nörofil’in azalmış dansitesinden kaynaklandığı ileri sürülmektedir. Sinaptik yoğunluk bir yaşında en yüksektir, erken ergenlik döneminde erişkin değerine düşer Hastaların şizofreni semptomlarını sıklıkla ergenlik döneminde geliştirdikleri gözlemini kısmen temel alan bu varsayım şizofreninin bu dönemde sinapslardaki kısalmanın fazla olmasından kaynaklandığını ileri sürmektedirler. Limbik Sistem: Emosyonları kontrol etme rolünden dolayı limbik sistem şizofreninin fizyopatolojik temelinde önemli yer almaktadır. Bu alanda yapılan postmortem beyin araştırmalarında amigdale, hipokampüs ve parahipokampal girusta küçülme gösterilmiştir. Bu bulgular daha sonraları MR bulgularıyla da desteklenmiştir. Ayrıca şizofrenik hastaların hipokampuslarında nöron desorganizasyonu da bildirilmiştir. Bazal Ganglia (BG) : Basal ganglia hareketlerin kontrolünde önemli rol oynamaktadır. Şizofrenide de teorik olarak iki nedenden dolayı bazal ganglia üzerinde durulmaktadır. Birincisi ilaç kullanmayan şizofrenik hastalarda bile görülen grimas ve stereotipi gibi garip hareketlerin olması ; ikincisi Huntington hastalığında olduğu gibi psikotik belirtiler gösteren tüm nörolojik hastalıkların basal ganglia ile ilişkili olmalarıdır. Basal ganglia daha ileri olarak frontal loplarla karşılıklı olarak bağlıdır ve bazı beyin görüntüleme çalışmalarında görülen frontal lob fonksiyon anormalliklerinin frontal loblardakinden çok basal ganglia hastalığına bağlı olduğu görülmüştür. Basal gangliayla ilişkili nöropatolojik çalışmalarda globus pallidus ve substantia nigra hacminin azalması veya hücre kaybı hakkında inandırıcı olmayan belirtiler ileri sürülmüştür. Ancak bir çok çalışmada kaudat, putaman ve nukleus akumbenste D2 reseptör sayısında artış gösterilmiştir. Bununla birlikte bu artışın antipsikotik ilaç alımına sekonder mi olduğu sorusuna yanıt teşkil etmemektedir. Bazı araştırıcılar psikotik bozukluklarda seretonerjik ilaçların yararlı olmasından dolayı BG de serotonerjik sistemi araştırmaktadırlar. Beyin GörüntülemeBeyin görüntüleme tekniklerinin bulunmasından önce şizofreni çalışmalarında beyin omurilik sıvısı, plazma ve idrarda nörotransmitter ölçümleri ve ölmüş hastalarda beyin ağırlık ölçümleri yapılıyordu. Son gelişen tekniklerle beynin hem yapısal , hem de fonksiyonel ölçümleri yapılmaya başlanmıştır. Beyin Tomografisi (BT) : Şizofrenik hastaların BT çalışmalarında lateral ve üçüncü ventriküllerde genişleme, kortikal volümde azalma saptanmıştır. Bu bulguların anormal gelişmeye mi yoksa dejenerasyona mı bağlı olduğu bilinmemektedir. Bu genel bulguların dışında bazı BT çalışmalarında serebral asimetri, serebeller hacimde azalma, beyin dansite değişiklikleri bildirilmiştir. BT çalışmalarında organisitenin varlığı, antipsikotik ilaçlara zayıf cevap, sık relaps, zayıf premorbit uyum ve negatif şizofreni belirtileri olarak değerlendirilmektedir. Organisitenin büyüklüğü hastalığın şiddeti ile paralellik göstermektedir. Şizofrenili hastalarda saptanan bu bulgular mizaç bozukluklarında, alkol kullanım bozukluklarında ve demanslarda da görülebilir. Bu nedenle bu bulgular şizofreniye özgü değildir. Bir çok araştırıcı BT ile saptanan bu anormalliklerin ilerleyici veya sabit olup olmadıklarını belirlemeye çalışmıştır. Bazı çalışmalar BT ile gözlenen bu lezyonların hastalığın başında da olduğunu, ilerlemediğini belirtmişlerdir. Bazı araştırıcılar da bu patolojik sürecin hastalık sırasında ilerlemeye devam ettiği sonucuna varmışlardır. Bunun için şizofrenik hastalarda ilerleyen aktif bir patolojik sürecin olup olmadığı halen belli değildir. Bununla beraber tardif diskinezili hastalarda ventriküler genişliğin daha fazla olduğu ve bazı ventrikül genişlemesinin erkeklerde kadın hastalardan daha sık olduğunu göstermektedir. Manyetik Rezonans (MR) : Başlangıçta BT çalışmalarını doğrulamak için kullanıldı. Daha sonra şizofreni patofizyolojisi hakkındaki bilgileri genişletmeye hizmet etti. Önemli MR çalışmalarından birisi monozigot ikizlerde yapılan çalışmadır. Bu çalışmada, etkilenmiş ikizlerin ventrikülleri etkilenmeyenlere göre daha büyük olarak bulunmasına rağmen; pek çok çalışmada ventriküllerin normal sınırlar içinde olduğu görüldü. MR çalışmalarında genel olarak hipokampus, amigdale ve parahipokampal girus hacimlerinde azalma görülmüştür. Bazı çalışmalarda bileteral hacim azalması, bazı çalışmalarda da yalnızca sol hemisferde hacim azalması olduğu ileri sürülmüştür. Bazı çalışmalarda da limbik sistemdeki hacim azalmasının hastalığın şiddeti ile doğru orantılı olduğu belirtilmiştir.. Manyetik Rezonans Spektroskopi (MRS) : MRS spesifik moleküllerin (örneğin ATP gibi) beyindeki konsantrasyonlarını ölçmeye yarayan bir tekniktir. Henüz erken olmasına rağmen MRS şizofreni çalışmalarında kullanılmaya başlanmıştır. Dorsoleteral prefrontal korteksin MRS ile görüntülendiği bir çalışmada şizofrenide kontrol grubuna göre daha düşük fosfomonoester ve inorganik fosfat ve daha yüksek fosfodiester seviyeleri bulunmuştur. Fosfat içeren bileşiklerin metabolizması hakkında ki bu veriler o beyin bölgesinin hipoaktivitesi ile uyumludur. Bu bulgular diğer beyin görüntüleme çalışmalarıyla da uyumlu bulunmuştur. Pozitron Emisyon Tomografisi (PET) : PET kullanılarak yapılan bir çok şizofreni çalışması olmasına rağmen ilgi çeken çok az çalışma bulunmaktadır. PET genellikle beynin glikoz kullanımı veya serebral kan akımını ölçen çalışmalardır. Bu çalışmalarda frontal loblarda hipoaktivite, psikolojik test sitümülasyonundan sonra bazı beyin alanlarının aktivasyonunun bozulması, serebral kortekse göre bazal ganglia da hiperaktivite bulunmuştur. Çalışmaların önemli bir bölümünde şizofrenin negatif belirtileri ve hipofrotalite arasında ilişkinin varlığı lehine bulgular elde edilmiştir. İkinci tip bir PET çalışması varolan D 2 reseptörlerinin miktarını tahmin etmek için radyoaktif ligandlar kullanıldı. Bu çalışmalarda bir grup basal ganglia D2 reseptörlerinin sayısında artış bildirirken, diğer grupta bir değişiklik olmadığını vurgulamışlardır. Bu farklılıklar değişik ligant kullanımı değişik tip şizofrenik grup ve metot farklılıklarına bağlanmıştır. Elektrofizyoloji : EEG çalışmaları şizofrenik hastalarda epileptiform aktiviteden ve doğal sol taraf anormalliklerinden daha fazla anormal kayıtlar olduğunu göstermiştir. Bunlar Aktivasyon prosedüründe duyarlılıkta artış, alfa aktivitede azalma, delta ve teta aktivitesinde artış şeklindedir. Bir çok şizofrenik hasta alakasız sesleri süzemez, arka plan gürültüye fazla duyarlı olmamayı beceremezler. Sesin yoğunluğu konsantrasyonu güçleştirir ve bu işitsel halüsinasyonların oluşumunda bir etken olabilir. Bu ses duyarlılığı genetik bir defektle ilişkili olabilir. Göz Hareketleri Fonksiyon Bozuklukları: Şizofreni hastaları hareketli görsel bir hedefi izleyememe, düz göz izleme hareketi bozuklukları ve sakkadik göz hareketlerinin disinhibisyonu görülmektedir. Göz hareket bozukluğu şizofreni tanısı için bir belirteç olabilir. Bu durum ilaç tedavisinden ve klinik durumdan bağımsızdır. Şizofrenlerin birinci derecede akrabalarında da görülebilir. Çeşitli çalışmalar şizofreni hastalarının % 50–85’inde şizofren olmayan psikiyatrik hastaların % 8–10’unda anormal göz hareketleri bildirilmiştir. Göz hareketleri kısmen frontal loblardaki merkezlerden kontrol edildiğinden, göz hareketlerindeki bu bozukluk şizofrenide frontal lob sürecini ima eden varsayımla uyumludur. Psikonöroimmünoloji: Şizofren hastalarda çeşitli immünolojik anormallikler bildirilmiştir. Bunlar T hücrelerinde azalma, periferik lenfositlerin sayı ve duyarlılıklarında azalma, nöronlarda anormal sellüler ve hümoral reaktivite ve antibadi antikorudur. Bu bulgular nörotoksik bir virüsün veya endojen otoimmün bir bozukluğun etkileri olarak yorumlanmaktadır. Çok dikkatli yapılan çalışmalarda şizofrenide nörotoksik viral enfeksiyon sonuçları negatif olarak bulunmuştur. Halbuki epidemiyolojik veriler şizofrenide doğum sonrası viral enfeksiyonlarla karşılaşma oranının yüksek olduğu yönündedir. Viral hipotezi destekleyen diğer araştırmalar doğum sırasında çok sayıda fiziksel anomalinin olması, doğum oranı yüksekliği ve doğum komplikasyonları, viral enfeksiyonlarla ilişkili doğum mevsimleri, erişkin olguların coğrafik dağılımları ve hastaneye yatış mevsimleridir. Bununla beraber viral enfeksiyonun genetik yönünün belirlenememesi tüm bu ayrıntılı bulguların önemini azaltmaktadır. Psikonöroendokrinoloji: Pek çok araştırmada şizofreni ve kontrol grupları arasında nöroendokrin farklılıklar bildirilmiştir. Örneğin şizofrenili hastaların çeşitli alt gruplarında deksametazon supresyon testinde anormallikler bildirilmiştir. Genetik Faktörlerl930’lar da şizofreni genetiği üzerinde yapılan çalışmalarda birinci ve ikinci derecede yakın akraba ilişkileri üzerinde durulmuştur. Monozigot ikizlerde eş hastalanma oranı (Konkordans) yüksek bulunmuştur Evlat edinilen tek yumurta ikizlerinde de konkordans aynı şekilde yüksektir. Bu bulgular genetik etkinin çevresel etkenlerden daha güçlü olduğu izlenimini vermektedir. Ancak şizofrenide geniş kapsamlı genetik çalışmalara ihtiyaç vardır. |
Şizofreni ve TedavisiŞizofreni, kişilerarası ilişkilerde ve gerçeklerden uzaklaşarak, kendine özgü bir içe kapanım dünyasında yaşadığı düşünüş duyuş ve davranışlarda önemli bozuklukların görüldüğü ağır bir ruhsal bozukluktur. Başlıca nedenleri arasında, kalıtım, dopamin-noradrenalin, psikolojik ve çevresel etkiler gösterilebilir. Şizofrenide nesne libidosu geri bedene benliğe çekilir ve kişinin dış dünya ile ilişkileri azalır, kişi ileri derecede narsistik duruma girerek küçük bir çocuk gibi olur. Belirtileri:
Sanılanın aksine terapi tedavisi bu hastalıkta kullanılmaz, çok etkin bir rolü yoktur. Genetik katkı önemlidir, ilaç kullanmak kesin çözüm değildir, yaşam tarzı değişimleri, aile ve arkadaşların kişiye tam desteği, sosyo ve psikoterapi gibi yardımlar ve erken müdahale tedavi aşamasında önemlidir. |
Şizofreni Tedavisi Şizofreni Tedavisinde En Etkili YöntemŞizofreni tedavisinde, hastalığın nüksü bakımından en etkili yöntemin ilaç olduğu bildirildi.Sonuçları Lancet dergisinde yayımlanan araştırmada, 1959 ile 2011 yılları arasında 65 araştırma kapsamında 6000'den fazla hastaya ait veriler değerlendirildi. Araştırmaya göre, ilaç tedavisi gören şizofreni hastalarının sadece yüzde 27'si bir yıl içerisinde yeniden ağır bir hastalık devresine giriyor. Placebo verilen hastalarda ise bu oran yüzde 64. İlaç tedavisi verilenlerin hastaneye yatırılma ihtimali de düşüyor. İlaç tedavisi gören hastaların yüzde 10'u yatarak tedavi edilmek zorunda kalırken, psikoterapi gibi diğer yöntemlerin uygulandığı hastalarda bu oran yüzde 26. Araştırmaya göre, ilaç tedavisinin dozunun azaltılması veya aniden kesilmesi de büyük bir fark oluşturmuyor. Kaynak : AA / Lancet (04 Mayıs 2012,10:30) |
Şizofreni İle Bağlantılı Genler Şizofreninin Genetik HaritasıABD'de bilimadamları, şizofreninin genetik haritasını çıkardı.Indiana Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden Alexander Niculescu ve ekibi, şizofreniyle bağlantılı birçok geni ve bunların rolünü belirleyerek, hastalığın genetik haritasını çıkarmayı başardı. Bilimadamları, hastalığın genetik ve biyolojik temellerini daha iyi anlayarak, daha etkili testler ve tedavi yöntemlerinin geliştirilebileceğini belirtti. Bir sonraki aşamada ailesinde şizofren olan çocukların bu hastalığa yakalanma riskini belirlemek için genetik testler geliştirilebileceği ve özel bir tedavi yöntemi uygulanabileceği vurgulandı.Bilimadamlarının araştırması "Molecular Psychiatry" dergisinde yayımlandı.Dünya Sağlık Örgütü'nün geçen yılki rakamlarına göre dünyada 24 milyon şizofreni hastası bulunuyor. Kaynak : CNN / Molecular Psychiatry (16 Mayıs 2012,08:30) |
ŞizofreniMsXLabs.org & MORPA Genel Kültür Ansiklopedisi Düşüncede kopukluk, duygularda aşırılık, davranışta tutarsızlık, gerçeklikten kopma, kendine kapanma gibi durumlarda beliren bir grup ruh hastalığına verilen genel ad. Bu bozukluğu diğer ruhsal bozukluklardan ilk ayırt eden, Alman psikiyatrist Emil Kraepelin'di. Kraepelin, hastalığa "dementia praecox" adını verdi. Bu terim, daha önce Fransız psikiyatristi Morel tarafından daha kısıtlı bir anlamda kullanılmıştı. Ne varki ki, ne "dementia praecox" (erken delilik) ne de "şizofreni" (zihin parçalanması) terimleri, bu grupta toplanan değişik rahatsızlık biçimlerini tam olarak anlatmamaktadır. Kimi psikiyatristler iki tür şizofreni olduğu görüşünü benimserler. Bunlardan birincisi büyük bir olasılıkla organik bir nedene ya da bu yönde önceden var olan bir eğilime bağlı olarak ortaya çıkan ve davranışın bir süreç içinde giderek bozulması biçiminde ifade bulan, süreç ya da çekirdek şizofrenidir. Tepkisel şizofreni olarak adlandırılan ikinci tür ise, hastanın yaşamındaki olaylardan kaynaklanır ve göreli olarak daha hafif zihinsel bozukluklarla ortaya çıkar. Bu ikinci türün süresinin hekim tarafından tahmin edilmesi, birinci türe göre daha çok, daha kolay ve olasıdır. Şizofreni Türleri1. Dışa dönük ilişkilerde ve ilgilerde gizli ve yavaş bir azalmanın görüldüğü basit şizofreni türü. Derinliğine duygular yaşanmaz, fikir oluşturma basittir ve somut şeylere yöneliktir. Kişinin iç dünyasının zenginliğinde giderek artan bir kısırlaşma görülür, daha basit ve daha kalıplaşmış davranış biçimlerine dönüş gözlenir. 2. Zihin körleşmesine yol açan şizofreni türü. Sığ ve uyumsuz duygusal tepkiler gözlenir. Hasta yanlış inançlara (kuruntular) ve yanlış algılamalara (halüsinasyon) sahiptir. 3. Dış ortamla ilginin tümüyle kesildiği şizofreni türü. Hasta kaslarını harekete geçiren beyin merkezlerini denetleyemez ve bütünüyle hareketsiz kalabilir. Bu hareketsizlik, konuşamama, iradi eylemlerin hiçbirini yapamama biçimlerinde belirebilir. Bu eylemsizlik durumu, zaman zaman sonucu kestirilemeyen aşırı eylemlilik durumlarıyla kesintiye uğrar. 4. Paranoyak şizofreni türü. Diğer türlere göre, yaşamın daha geç bir döneminde ortaya çıkar. Gerçekdışı ve mantıksız düşünce sistemi, öldürülme korkusu ya da büyüklük kompleksi gibi özelliklerle ifade bulur. Bunların yanı sıra, halüsinasyonlar görülür. Alman asıllı psikiyatrist Kurt Goldstein, tüm şizofreni türlerinin ortak özelliği olarak, soyut kavramların kullanımındaki bozunmayı, zorluğu ve hastanın tümüyle, somut şeyler dünyasına çekilmesini saptamıştır. Herhangi bir hastada, değişik şizofreni türlerinin hepsinin özellikleri gözlemlenebileceği gibi, şizofreni diğer psikozlarla karışmış olarak da ortaya çıkabilir. Şizofrenini kökenleri konusunda değişik görüşler ortaya atılmıştır. Bu görüşler, anatomik, biyokimyasal, psikolojik, toplumsal, kalıtımsal ve çevresel nedenler üzerinde durmuşlardır. Genel olarak, şizofreninin, fiziksel ya da psikolojik bir dizi koşula uyum sağlayamamaktan ileri geldiği kabul edilmektedir. |
1 ek ŞİZOFRENİ(fr schizophrenie; alm. Schizophrenie; yun. skhidzein, ayırmak, yarmak ve phren, phrenos, düşünceden). Psik. 1. Süreğen ya da zaman zaman ortaya çıkan psikozlar grubu. Bu hastalıklar, düşüncedeki, heyecan yaşamındaki ve dış dünya ile kurulan bağıntıdaki bozuklukla belirginleşir. (Şizofreni kavramı, alman ve anglosakson psikiyatrisinde, paranoya dışında bütün süreğen hezeyanları kapsar; fransız psikiyatrisinde ise daha dar anlamda kullanılır.) [Eşanl. ÇÖZÜCÜ PSİKOZ ve ERKEN BUNAMA.] 2. Çocukluk şizofrenisi, anglosakson psikiyatrisinde geç ortaya çıkan (5-6 yaşa doğru) çocuk psikozu. —ANSİKL. XX. yy.'ın ortasından bu yana, psikiyatrların çoğu, zihin hastalığının tek olmadığını düşünmeye yöneldiler ve çeşitli zihin hastalıklarını, aralarındaki farkları göz önüne alarak betimlemeye başladılar. Bu hastalıklar arasında, süreğen hezeyanlar grubunu ötekilerden ayırdılar ve sınıflandırmalarını, hezeyan temalarına (kıyım, büyüklük, gizemcilik vb.) değil de, hezeyan mekanizmalarına (yorum, sanrı, imgelem, tutku) ya da hastalığın gelişme tiplerine dayandırdılar. Sonuncu durumda, bir tür zihin yetersizliğine ("bunama") ulaşan süreğen hezeyanlar sorunu ortaya çıktı. Alman psikiyatri geleneğinde E. Kraepelin, erken bunama terimi altında, paranoya hezeyanları bir yana, bu tarzda gelişen bütün hastalıkları topladı ve hebefreniyi, katatoniyi ve paranoid hezeyanı birbirinden ayırt etti. Fransız psikiyatrisinde ise Ph. Chaslin zekânın bu bozulmasının, yaşlılık bunamasında görülen bozulmadan farklı olduğunu belirtmek için uymazlık sözcüğünü kullandı. 1911'de E Bleuler, eskimiş olan erken bunama deyimi üzerinde E. Kraepelin’in yaptığı sentezi şizofreniler grubu diye adlandırdı ve çeşitli klinik hastalık türlerinin ortak noktası olan bozulma temelini belirtmek için de Ph. Chaslin’in uymazlık terimini kullandı. ![]() Daha dikkatli bir klinik araştırma, E. Bleuler'in birincil işaretler dediği şeyin varlığını da ortaya koyabilir. Bunlar, tıkanmalar ve silinmeler ile kendini gösteren düşünce akışı bozuklukları, öznenin birliğinin kaybolması, çelişkili duygusal yaşam, kapanım (zengin ya da yoksul bir iç yaşamın dış dünyaya oranla ağır basması) ve hem düşünsel hem de duygusal açıdan iki anlamlılıktır. Şizofreni süreci, böylece, dilde bozulmalarla (skizofaziler) kendini gösterir. Hastaya ve tedaviye göre değişiklik gösteren hastalık evrimi süreğendir, ama kimi zaman bir aşırı rahatsızlık döneminden sonraki karakter özgüllükleri. kimi zaman özel, ama apaçık zihinsel yetersizlik ve çoğunlukla da sürekli bir rahatsızlık biçiminde ortaya çıkar. Klinik görünümlerde de çeşitlilik vardır. Nitekim betimleme tipi olarak kullanılan paranoid hezeyanın yanı sıra, hebefreni (erken ortaya çıkan ve hızla gelişen zihinsel yetersizlik), katatoni (katalepsi ile birlikte nöbetler ve aralıklar, hareketsel beklenti ve yineleme), basit ve zaman zaman ortaya çıkan paradoksal ruhsal bozukluk dönemleri ve heboydofreni de söz konusudur. E. Bleuler, şizofreniler grubunun türdeş olmadığını ileri sürüyor, birincil işaretleri belirleyen bir süreci kabul ediyor ve belirtibilimın geri kalan bölümünü, hastanın, psikoz etkisine tepki göstermesinin sonucu olarak açıklıyordu. Aslında hiç kimse, şizofrenin tek bir nedeni olduğunu ileri sürmüyor ve sakınganlık ve nedenlerin birden fazla olduğu düşüncesi, biricik doğru bilimsel tutum olarak görünüyor. Bazı psikanalizciler, üremöncesi eski kayıtlara dönmenin önemi üzerinde duruyorlar (Melanie Klein'ın şizoparanoid kavramı) ve bazıları da, atılma'nın (bastırıma karşıt olarak), özgül bir mekanizma olduğunu vurguluyorlar. Hem karşıpsikiyatriyi hem de davranışçılığı etkileyen Palo Alto okulu ise, çok ünlü olan bir iletişim bozukluğu, yani double bind üzerinde duruyor. Genetikçiler ise, bu hastalıkta, genetik bir etkenin tartışmasız etkili olduğunu, ama bu etkenin nasıl etki gösterdiğinin ve çevreyle olan bağıntılarının hâlâ yeterince bilinmediğini belirtiyorlar Nörokimyasal araştırmalar ise, tam anlamıyla nedensel bir etkenden çok, ileticilerin bozulması durumu (dopaminli aşırı etkinlik ile şizofreni arasındaki karşılıklı ilişki) üzerinde duruyor. Başlangıçta ele alınan bir şizofreni sürecini durdurabilen sismoterapi ve ensülin tedavisi bugün eski bir yöntem olarak görülüyor Nöroleptik tedaviler, hastanede kalma süresinin kısaltılmasını sağlıyor ve özellikle uzun sürede etkili nöroleptiklerin kullanılması, büyük sayıda gerçek şizofrenin bağımsız bir kişisel ve toplumsal yaşam sürmesini olanaklı kılıyor. Kemoterapı ile birlikte ya da ondan önce psikanaliz yöntemlerinin uygulanması da bazı ayrıcalıklı durumlarda, iyiye doğru bir evrimi gerçekleştirebiliyor. Davranışçı tedavilerin de bu hastalıkta olumlu sonuçlar doğurduğunu söylemeliyiz. Hastalığın bazı çeşitlerinde, ara kurumlara, gündüz hastanelerine, bunalım merkezlerine ve aile yanına vermeye başvurmak da günlük yaşamın daha başarılı olmasını sağlıyor. ŞİZOFRENLEŞMEa Psik. Şizofreninin oluşturduklarına benzer tutum ve savunmalardaki evrim. Kaynak: Büyük Larousse |
1 ek Şizofreni Nedir?![]() Şizofrenide görülen belirtiler başka psikiyatrik hastalıklarda da görülebilir. Hiçbir belirti tek başına tanı koydurucu değildir. Tanı psikiyatri uzmanı tarafından hastanın ruhsal muayenesi, hasta yakınları ile görüşme ve çoğu zaman hastanın klinik izlenmesi sonucu konur. Şizotipal kişilik bozukluğu, şizoaffektif bozukluk, bipolar duygulanım bozukluğu şizofreni ile sıklıkla karışan bozukluklardır. Bazı bedensel hastalıkların seyri sırasında da benzer belirtiler görülebilir, bu nedenle ayırıcı tanıyı yapabilmek için fizik muayene ve kan tahlillerinin yapılması gerekir. Alkol ve madde bağımlılığı olan veya bazı ilaçları kullanan kişilerde de benzer belirtiler olabilir. Hastanın öyküsünün alınması sırasında buna dikkat edilmeli ve öyküde bu durumlardan bahsediliyorsa buna yönelik tetkiklerin yapılması gerekmektedir. ŞİZOFRENİNİN BELİRTİLERİ NELERDİR Şizofreni hastaları dünyayı değişik algılar. Normalde çevrede varolan uyaranlar dışında olmayan sesler, hayaller, garip kokularla dış dünya karışık ve anlaşılmazdır. Bu ortamda hastalarda anksiyete artışı, heyecan ve korku sıktır. Bu duygular genelde normal olmayan davranışlar sergilerler. Şizofreninin ortaya çıkışı değişik şekillerde olabilir. Bazı hastalarda aniden ortaya çıkabileceği gibi çoğu hastada sinsice yavaş yavaş gelişir. Yavaş seyir gösteren şizofrenide başlangıçta dikkat toplama güçlüğü, toplumsal ilgiyi kaybetme, içine kapanma, kendine bakımda azalma, dini uğraşılarda artma veya kara sevdaya tutulma gibi belirgin olmayan ve ilk bakışta şizofreniyi düşündürmeyen belirtiler görülebilir ve sıklıkla başka psikiyatrik hastalıklarla karıştırılır. Bu başlangıç belirtilerinin ardından birkaç ay veya yıl içinde de tüm belirtileri ile hastalık ortaya çıkar. Hastalar sıklıkla garip davranışlar ve konuşmalar sergilerler.Gerçekte olmayan sesler işitmeye ve hayaller görmeye başlarlar. Bazı hastalarda garip pozisyonlarda uzun süre durma, bazılarında hiç hareket etmeksizin uzun süre sessiz kalma veya aşırı hareketlilik görülebilir. Yavaş seyir gösteren şizofreninin yanında hızlı seyir gösteren şizofreni de olabilir. Bu hastalarda ise belirtilerin çoğu bir arada aniden ortaya çıkar.Bazı hastalarda belirtiler hafif seyrederken bazılarında şiddetli semptomlar olabilir ve bu durumda hastaları kontrol etmek güçleşebilir. Şizofrenide görülen belirtiler iki başlık altında toplanır: pozitif belirtiler ve negatif belirtiler. Her hastada bu belirtilerin tümü bir arada görülmez. Şizofreninin tipine göre belirti kümeleri de değişir. Örneğin paranoid şizofrenide şüphecilikle ilgili belirtiler baskındır. Paranoid şizofrenlerde sık görülen temalardan bazıları şunlardır: kendisine kötülük yapmak isteyen kişiler veya güçler vardır, bununla ilgili sesler işitmektedir, bu nedenle evde perdeleri kapatıp oturmakta, yemek yerken zehirlenme riski olduğunu düşünerek yemeği kendi önünde hazırlatmakta veya kendi yaptığı yemeği yemektedir. Odasına dinleme cihazları yerleştirilmiştir, bu nedenle odasında temkinli konuşmaktadır, eşi kendisini aldatmaktadır, v.b. Basit şizofrenide ise toplumsal çekilme, içine kapanma, sosyal aktivitelerde azalma, kendine bakımın düşmesi gibi belirtiler dışında fazla bulgu olmayabilir. Pozitif belirtilerde; şüphecilik, işitme varsanılar ve garip davranışlar sıktır.Hastalarda düşünce ve konuşmada kopukluk görülebilir. Konuşurken konudan konuya atlama, içerik olarak bir anlam ifade etmeyen sözcükleri birbiri ardına sıralama sonucu dinleyenler tarafından bir anlam ifade etmeyen sözcük salatası dediğimiz içeriği boş, anlamsız ve karmaşık konuşma biçimi görülebilir. Bazen de hastalar kendileri kelime uydururlar, bu kelimeler kendilerince bir anlam ifade etmektedir.Aslında anlamsız gibi görülen konuşmaya dikkat edilirse çokta anlamsız olmadığı içeriğinin olduğu görülebilir. Bu konuşma biçimi kişinin çağrışımlarının hızlanması ile ilgilidir. Düşüncede bu hızlanmanın yanında duraklamalar da görülebilir. Hastalar konuşurken ani duraklamalar, bloklar genelde buna bağlıdır. Düşünceler genelde çocuksu ve büyüseldir. Hastalarda gerçekle bağlantısı olmayan inanışlar görülebilir. Bu hastalarda görülen bazı düşüncelere şu örnekler verilebilir; telefonları dinlemekte, insanlar kendisini takip etmekte, herkes düşüncelerini bilmektedir, kötülük yapmak isteyen kişiler vardır, hatta ev içindeki yakınları bile kötülüğünü istemekte ve kendisine zarar vermek için planlar yapmaktadır,televizyondan mesajlar almakta, herkes kendisine manalı manalı bakmaktadır, iç organları parçalanmış ve yok olmuştur, telepatik güçleri vardır, uzaylılar kendisi ile bağlantı kurmaktadır v.b. Gerçekle bağlantısı olmayan sesler işitilebilir. Bazen bu sesler bazı komutlar vermekte, alay etmekte veya kötü sözler söylemektedir. Yine gerçekte olmayan hayaller görülür. Garip şekiller, korkunç yaratıklar olabilir. Hastalar bu ses ve görüntülerin gerçekte olup olmadığını ayırt edemez. Çoğu zaman bunlardan rahatsız olurlar ve korkarlar. Bunları kendi beyinlerinin bir ürünü olarak kabul etmez ve genelde dışarıdan birileri tarafından yapıldığını düşünürler. Bazen bu seslere yanıt verir, konuşmaya başlarlar veya görüntüleri takip ederler.Hastaların bu hareketleri dışarıdan gözlendiğinde kendi kendine konuşuyormuş veya sabit bir noktaya bakıyormuş gibi gelir. Negatif belirtilerde; toplumsal çekilme, içine kapanma, ilgi ve istek azlığı,kendine bakımda azalma, konuşma ve hareketlerde azalma gibi belirtiler görülür. Duygulanımda azalma görülür. Hastaların jest ve mimiklerinin azaldığı görülür.Olaylara uygun tepkiler veremezler. Çoğu zaman yüzlerine maske giymiş gibi tepkisiz bir görünüm sergilerler. Bazen de uygunsuz tepkiler verdikleri görülür, ağlanacak yerde güler veya gülünecek yerde ağlayabilirler. Genelde hareketler azalmıştır. Harekete başlama güçlüğü görülür. İleri evrelerde hareketsiz uzun süre durdukları görülebilir. Bu hareketsizliğin nedeni sıklıkla ileri derecede kararsız kalmakla ilgilidir. Bazen bu uzun süreli hareketsizliğin ardından ani beklenmeyen bir hareketlilik olabilir, hasta yaydan fırlamış ok gibi eyleme geçebilir. Hastalar toplumsal olaylara ilgi ve isteklerini genelde kaybederler. Toplumsal çekilme, okul ve işe devam edememe, arkadaşlardan uzaklaşma, yalnız kalmayı tercih etme sık görülür. Dikkat toplama güçlüğü vardır, hastalar bir konuya odaklanamazlar. Şizofreni hastalarında saldırganlık sık görülen belirti değildir. Ancak şizofreni belirtileri ortaya çıkmadan önce saldırgan kişiliği olanlarda hastalık ortaya çıktıktan sonra saldırganlık görülebilmektedir. Bunun dışındaki hastalar genelde içine kapanıktır. Şüpheciliği olan hastalar ilaç kullanmıyorlarsa saldırgan olabilirler. Genelde aile içinde veya arkadaş ortamında saldırgan davranışlar gösterirler. Yine alkol ve madde bağımlılığı olan şizofrenlerde saldırganlık görülebilir. Şizofrenide intihar riski normal topluma göre fazladır. Hastaların %10’unda intihar girişimi görülebilmektedir. Hangi hastanın intihar edeceğini önceden kestirmek genelde güçtür. |
4 ek ŞİZOFRENİŞizofreni.hezeyanlar ve hallüsinasyonlar olarak bilinen psikotik semptomlardan.fonksiyonel bozulmalara kadar geniş bir semptom spektrumunda değişik şekillerde görülen.kronik ve sıklıkla relapslarla seyreden bir akıl hastalığıdır. Şifozrenik hastaların bakımı, bütün bakıcıları yani hastanın ailesinden.sağlık ve sosyal servislere kadar birçok kesimi ilgilendirmektedir. Genç yaşta başlamasını da dikkate alırsak.hem hastalar hem de aileler üzerinde son derece olumsuz etkilerinden dolayı toplumun kabullenmesinde problem olmaktadır. Beynin en önemli foksiyonları olan.düşünce.duygu ve davranışlarda görülen önemli bozukluklar kişinin.bütün insan ilişkilerini ve gerçek hayatını etkilemektedir. Beynin yapısı ve işleyişinin aydınlığa çıkarılması oranında Şizofreni hakkında bilgileriniz olmaktadır. TARİHÇEEski çağlardan beri akıl hastalıkları tanımlanmaya çalışılmıştır. Orta çağların skolastik anlayışı içerisinde bu insanlara şeytan girmiş varlıklar olarak değerlendirilerek toplum dışına İtilmiş.zaman zaman diri diri yakılmıs.zincirlere vurulmuş ve her türlü işkencelere maruz bırakılmışlardır. 17.ci yüzyılda VVillis ve daha sonra Pinelin gayretleriyle zincirlerden çözülmüş ve hastalık olarak görülmeye başlanmıştır. 1860 yılında Morel ilk defa erken bunama 'Dementia" precocce’ terimini kullandı.1871 de Hecker "Hebefreni formunuM874 de Kahlbaum ‘Katatonik formunu". 1896 da Kraepelin Paranoid ve Basit formlarını'tanımlayarak hepsini aynı terim altında fdementia precoxe") topladı. Eugene Bleuler.İsviçreli bir psikiyatrist.erken bunama diye tanımlanan bu hastalarda bunamanın olmadığı.'akıl yarıklığı" anlamına gelen şizofreni terimini ilk defa ortaya attı. Bugün hala bu terim değerini muhafaza etmektedir. E.Bleuler şizofreninin dört temel belirtisinin olduğunu vurgulamıştır Bunlar A harfi ile başladıkları için 4A belirtisi olarak bilinmektedir.
Kurt Schneider.şizofrenide düşünce bozukluğunun özelliklerini ortaya koymuştur. Langfeld de şizofreniform bozukluk kavramını getirmiştir Şizofreni günümüzde beyin fonksiyonlarının, tutulan bölgeye göre ortaya çıkan bozukluklar kümesi olarak değerlendirilmektedir. EPİDEMİYOLOJİEpidemiyolojik çalışmalarda birçok olumsuz şartlara rağmen.genel olarak kabul edilen oranlar şöyledir.Şizofreninin yıllık insidansı (sıklık) nüfusun her 1000'inde 0.1 ve 0.2 arasındadır Erkeklerde 15~35 yaşları arasında kadınlarda hastalığın başlama yaşı daha geçtir. Prevelans (yaygınlık oranı) .hastalık kronik olduğu için insidansdan daha fazladır. Her 1000 de 0.1~0.2 arasındadır.Hayat boyu şizofreniye yakalanma riski 1000 de 10 dur. Sosyoekonomik olarak düşük kesimlerde şizofreni prevelansı daha yüksektir: (evsiz) kimsesiz olanlarda bu oran 1000 de 100dur. Dünya Sağlık Teşkilatıma göre Dünya da yılda 1.5~3 milyon şizofreni vakasının ortaya çıktığı bildirilmektedir. ETİYOLOJİŞizofreni etiyolojisi birkaç risk faktörlerinin bulunmasına rağmen henüz tam belirlenmemiştir. Genetik sebepler için kuvvetli deliller bulunmaktadır. Stresli hayat olaylarının hastalığın ortaya çıkmasında rol oynadığı kanaati yaygındır. Bazı şizofrenik hastaların beyinlerinde özellikle temporal loblarda strüktürel değişiklikler bulunmuş ama bunun yeterli olmadığı görülmüştür. Genetik FaktörlerYapılan aile çalışmaları.şizofreninin kalıtımla ilgisinin kuvvetli bulguların olduğunu göstermektedir. 1. Aile Çalışmaları Hayat boyu yakalanma riski şizofrenide. %0.85 yaklaşık %1 oranında iken genel popülasyona göre.şizofren ailelerinde hastalığa yakalanma oranları daha yüksektir. Bu risk şizofrenilerin çocuklarında % 10~15 dir. (Ebeveynlerden sadece birinin hasta olması halinde) Her ikisi de şizofreni elan ana babanın çocuklarında yaklaşık % 40'dır. 2. İkiz Çalışmaları Bu aile yükümlülüğünün büyük bir kısmının.muhtemelen çevre faktörlerinden ziyade genetiği bağlı olduğu gösterilmiştir. Monozigot ikizler arasında.konkordans (eş hastalanma) oranı.dizigoî ikizler arasındakinden (%10-15),daha yüksek olduğu bildirilmiştir (%40) 3. Evlat Edinme Çalışmaları Genetik faktörlerin önemini doğrulamaktadır. Şizofren aileden.dcğumdan sonra ayrılmış ve şizofren olmayan ailede evlat edinilen çocuklar arasında muhtemel şizofren gelişmesi.şizofren ailelerde yetiştirilen çocuklar arasında görülen şizofren oranı arasında fazla bir farklılık görülmemiştir. Bu araştırmalarda ikiz çalışmaları.genetik faktörleri göstermesine rağmen.çevre faktörlerininde* önemli olduğunu vurgulamıştır. Tek yumurta ikizleri arasında çocukların yarıya yakınının şizofreni geliştirmedikleri bildirilmiştir. Spesifik Genler ve Kalıtımın RolüŞizofreni için spesifik genler henüz belirlenmemiştir. Şizofreni için genetik bağlantılı çalışmalar 5,6.8.10,13 ve 15ci kromozomlar üzerinde yapılmaktadır. Aşağıdaki ihtimallerden hangisinin geçerli olduğu da bilinmemektedir.
Çevre Faktörleri Çevre şartları.şizofreninin gelişmesine zemin hazırlayabilir.iyileşme başladıktan sonra relapsı provoke edebilir ve hastalık esnasında devamlılığı sağlayabilir. Predispoze faktörler Şizofreninin gelişmesinde bazı faktörler sayılabilirler. Şizofreni risk faktörleri ![]() Çevre faktörlerinin çoğu tartışmalıdır. Şizofren riskinin arttırdığı ileri sürülen hamilelik ve doğum anomalileri - prematüre membran rüptürleri.düşük kilo enfeksiyon ve hipoksi ile bağlantılı olan hamilelik olayları sayılabilir. Düşük sosyal tabakada yaşama da risk faktörleri içerisinde olabilir. Sosyal kayıplarda proveke rolünü oynayabilirler. Şizofreni gelişen insanın gittikçe artan bir şekilde sosyal kayıba eğiliminin olması muhtemel bir durumdur. Şizofreninin presipitan faktörleri.hastalık başlamadan önce meydana gelen hayat olaylarını içine almaktadır. Hastalığı sürdürücü faktörler Kuvvetli bir şekilde ifade edilen duygular aile üyeleri içerisinde yüksek emosyonel ifadelerle kritik ve yorum yapılmasıdır. Bu şartlarda çocuk yetiştirmenin etkili olabileceği de spekülasyon olarak ileri sürülmüş ve ailelerde haksızca suçlamalara sebep olabileceği düşünülmektedir. PATOFİZYOLOJİAntipsikotik ilaçların bazı şizofrenik semptomlara etkin olarak cevap vermesi.bu hastalığın biyokimyasal bir temelinin olabileceğini düşündürmüştür. Antipsikotik ilaçların bu etkisi.dopaminerjik nörotransmisyonu bloke etme özelliklerine dayanmaktadır. Dopaminerjik etkiyi arttıran amfetaminin verilmesiyle de şizofreniye benzer bozukluklar görülmesi dikkatleri dopaminerjik sisteme çevirmiştir ve bu durum şizofreninin patofizyolojisinin araştırılmasına sebebiyet vermiştir. Bununla beraber.anormal dopaminerjik transmisyonun şizofrenide rolünün tek sorumlu olmasa da geçerli bulguları vardır. Beynin limbik bölgesinde D2 ve D4 reseptörlerinin yoğunluklarının arttığına dair PET çalışmaları mevcuttur. Beyin omurilik sıvısında kötü prognozlu şizofrenlerde dopamin yıkım ürünü olan HVA'in düşük bulunması.akut dönemlerde artması da dcpaminin rol oynadığını göstermektedir. Bu araştırmalardaki bulgular çelişkilidir. Son zamanlarda dopamin ve seretonin sisteminin karşılıklı etkileşimleri üzerinde araştırmalar yoğunlaşmıştır.
Beyin Gelişim Bozuklukları ve ŞizofreniŞizofreninin bir yada birkaç genin sebep olduğu.sinir sistemi gelişiminin bozukluğu ve bunun da muhtemelen çevre faktörleriyle etkilendiği düşünülmektedir. Bu düşünce kanıtları birkaç noktadan değerlendirilmektedir.
Bütün bunların yanında .beyinin temel fonksiyonlarından olan.gelen uyarıların süzgeçten geçerek işlenmesi üzerinde durulmaya başlanmıştır. Norofizyolojik ve nöropsikolojik fonksiyonların şizofrenlerde bu bilgi-işleme de yetersiz olduğu görülmektedir. Frontal lob un sorumlu tutulduğu soyut düşünce dikkat.uyaranları değerlendirme fonksiyonlarının şizofrenide bozulduğu dikkate alınırsa bu görüş daha da önem kazanmaktadır. PET ve SPECT çalışmaları devam etmektedir. KLİNİK BELİRTİ ve BULGULARŞizofreni genellikle genç yaşta başlar. En çok görülen yaş aralığı 15-40 yaşları arasındadır. Başlangıç şekilleri çeşitlidir. Önceleri yakınları tarafından anlaşılmayabilir ve zamanla hastalık yerleşir. Yoğun olarak 18-25 yaşlarında yığılma vardır. Erkeklerde kadınlara nazaran daha erken 17-25 .kadınlarda 20-40 arasında daha fazla görülür. Hastalık başlamadan önce çoğunlukla .şizoid ve şizotipal kişilik özellikleri gösterirler. Sinsi ve yavaş başladığı gibi.akut cfarak da başlar. Bazıları aşırı mistik konulara eğilim duyar bazıları metafizik ya da obsesiyonlar.somatik şikayetler.depressif durumlar tarzında başlayabilir. Kim uç konularla ilgilenir.kimisi de hipokondriak şikayetlerle uğraşır. Bu bakımdan şizofreni başlangıcının farklılığından dolayı tanı için belli bir süre gereklidir. Klinik görünümü ve daha sonraki durumu değişir. İki genel görünümü tanımlamak mümkündür.
![]() Vaka Takdimi20 yaşlarında erkek öğrenci öncelikle sağlıklı iken gittikçe artan tuhaf hareketleri olmuş. Bazen kızgın görünüyor ve arkadaşları.polis ve gizli servisin kendisini takip ettiğini söylemeye başlamış.bazen de sebepsiz güldüğü görülmüş. Birkaç ay içerisinde hep zamanını kendine harcamaya başlamış.görünüş olarak.kendi düşünceleri ile daha fazla meşgulmüş. Akademik çalışmaları bozulmuş. Ailesi tarafından doktora götürüldüğünde.huzursuz ve korkutucu bir görünümde.hareketlerini eleştiren ve kendisine küfreden sesler işittiğini doktora söylemiş. Polisin.Üniversite hocaları ile birlikte beynine zehirli gaz verdiklerini ve onun düşüncelerini çalmak ve polisin televizyon programlarına sokmak için ona atfen bazı maddeler düzenlediğini söyler. Bu vakada.akut şizofreninin genel özelliklerini görmekteyiz.Şöyleki
Görünüm ve davranışAkut şizofren hastaların birçoğu normal görünürler. Bazıları sosyal davranışlarında meşgul ve toplumdan çekilmiş yada başka türlü tuhaflıklar gibi kaba tutumlarda görülür. Bir kısmı sebepsiz gülme.kahkaha yada onu ilgilendiren bir olay varmış gibi zihni karmakarışıktır Bazılarıda.huzursuz.gürültülü veya ani ve beklenmedik davranışta bulunurlar. Diğer bir kısmı da arkadaş ve yakın çevresinden uzaklaşır.zamanın çoğunu tek başına yalnız olarak odasında belki de yatağında hareketsiz bir şekilde uzanıp derin düşünceye dalmış gibi görünürler. Konuşma ve düşünce şekliKonuşmayı izlemek güç olabilir. Erken dönemlerde hastanın konuşması belirsizlik gosterebilir.öyle ki konuşmanın anlamını kavramak güçtür. Sonra tamamen normal konuşma yerleşir (formal düşünce bozukluğu) . Hastalarda soyut düşünce gittikçe kaybolur ve somut düşünce hakim olabilir (konkre düşüne fenomeni). Bir kısımda müphem.pseudo scientific yada mistik düşünceler sergilenir. Hastanın konuşmasında düşünceler arasında ilişki koybolmuştur (asscsiasion kaybı) . Düşünceler arasındaki bağlantılar illojiktir yada orijinalden saparlar. Çok ekstrem formlarda assosiasyon tamamen kaybolur.total olarak dikişsiz.ilgisiz konuşmalar olur (kelime salatası). Yeni kelime uydurma (neolojizm).tekrariayıcılık (perseverasyon= konu tekrarı) basmakalıp tekrar (verbal sterectipi).tegetsel konuşma.düşüncenin akışında bozulmalar görülür. Konuşurken birden durur (blok).düşüncede basınç ve sıkıştırma görülebilir Konuşurken anlamsız kelimeleri kafiyeli sıralar (klang çağrışımı). Düşüncede.kelimeleri yada kavramları yoğunlaştırır (kondansasyon). Düşünce ilkelleşir (regresif düşünce). Benzeriikler.yer ve zaman yakınlıklarını özdeştirmeye yol açabilir (paleolojik düşünme). Şizofrenik düşünce gerçekdışı otistiktir (dereistik düşünce). Karşısındaki insanın konuşmalarını aynen yansıtabilirler (ekolali). Düşünce içerisinde (muhtevasında) görülen bozukluklar: Delüzyonlar (hezeyanlar - sanrılar):Şizofrenide hezeyanlar genelde çok görülürler. Şizofrenideki hezeyanlar sistemsizdir.dağınıktır.düzensizdir acaiptir (bizarre). Genelde hezeyan gerçek dışı düşüncedir ve o kişinin içinde yaşadığı toplumun.çağın gerçeklerine uymayan ve mantıklı delillerle değiştirilemeyen inançlardır. Hasta hezeyanına tamamen inanmaktadır. Hezeyanları çeşitlerine göre sıralayacak olursak :
İdrak ( algı - perception) bozuklukları:İdrak bozuklukları şizofrenide sık görülmektedir. Basit olarak birtakım gürültüler.karmaşık ses yada müzik sesleri duyulabilir. Bazen sesler emir verir şekildedir. Sesler tek tek kelimelerle yada bütünüyle konuşma tarzında olabilir. Bir ses hastanın düşünceleriyle yüksek sesle yada o onların düşünceleri ile yahut hemen arkasından konuşabilir. Bazen iki yada daha fazla ses.üçüncü şahıs olarak hasta ile tartışabilir.diğer sesler onun hareketini yönetebilirler. Bu tarzdaki semptomlar özel teşhis değerine sahiptirler. Şizofrenide işitme hallüsinasyonları.vizüel (görme) hallüsinasyonlardan daha çoktur ve nadir olarak diğer hallüsinasyonlar olmadan meydana gelirler. Bazı hastalarda delüzyonel bir şekilde yorumlanan dokunma (taktil),koku,tat ve somatik hallüsinasyonlar görülebilir. Mesela karın bölgesinin en alt seviyelerinde hissedilen duyusal hallüsinasyonlar.bir perseküstör tarafından.istenmeyen seksüel girişim olarak yorumlanabilir. Duygu (affekt) bozuklukları:Genelde şizofrenide duygu bozuklukları görülebilir. Affekt değişiklikler: Depresyonda görüldüğü gibidir yani anksiyete iritabilite yada öfori tarzındadır. Akut sendromda üç şekilde gelişir.
Akut şizofrenide orientasyon normaldir. Dikkat ve konsantrasyon genellikle bozulmuştur. Hafıza (bellek) bozulmamasına rağmen ara sıra hatırlamada güçlükler olabilir. İçgörü (insight):Genellikle bozulmuştur. Hastalıklarından kaynaklanan durumları kabul etmeyen hastaların bir çoğu.sıklıkla diğer insanların hareketlerini kötü niyetli clarak.onlara atfederek kendilerini onların yerine koyarlar. İç görünün bu tarzda yokluğu sıklıkla tedaviyi istemeyenlerde görülür. Davranış bozukluğu.hallüsinasyonlar ve hezeyanların (delüzyonların) kombinasyonları pozitif semptomlar olarak gösterilmektedirler. Şizofrenik hastalar genellikle bu semptomların tamamını göstermeleri gerekmez. Kronik Sendrom (Negatif Semptomlar):Akut sendromun pozitif semptomlarının"aksine.kronik sendrom ‘negatif semptomlar'la karekterizedir. Bunları:
Kronik Sendrom negatif semptomlar:![]() Vaka Takdimi Orta yaşlı bir adam.özel bir bakımevinde kalıyor: Arkadaşlarından uzak durmakta.geneNikle pejmürde ve sakalı, dağınık ve uzamış.sadece kendini düşünmekte.sosyal davranışları acaip ve gariptir. Konuşması yavaş ve belirsiz,müphem ve dikişsiz (inkoheran) abuk sabuktur. Sorulduğunda yerin dışında ona ışınları yöneltmiş olan düşmanların kurbanı olduğunu söyler. Bu düşüncelerini nadiren arasıra ve spcntan olarak söylemektedir. Zaman zaman düşünceleri ile ilgili emosyonel belirtiler gösterir yada beklenmedik bir anda sergiler. Bu tablo zaman zaman akut semptomların kısa bir süre de olsa ortaya çıkmasıyla devam eder. Bu vakada şizofrenik defısitlerin örneğini görmekteyiz. İrade Bozukluğu : En çok dikkat çeken özelliklerden biri dürtü ve inisiyatif kaybı olan iradenin zayıflamasıdır. Kendini bırakmıştır. Uzun süre inaktif.amaçsız ve tekrarlayıcı aktivitelerle meşgul olabilir. Günlük hayat becerilerinin bozulması: Sosyal davranışları sıklıkla bozulmuştur. Hastalar kendi hijyenik bakımlarını ihmal ederler. Sosyal karşılaşmalardan çekinirler. Bazıları sosyal kuralları değiştirecek şekilde davranışlar sergilerler. Mesela.aniden yabancılarla konuşur.toplumda bağırır yada seksüel olarak engel tanımadan davranışlarda bulunurlar. Bazılan da gerekli gereksiz eşya biriktirirler ve bunuda darmadağınık.kirli ve her tarafı tıka basa doldurma tarzında yaparlar. Hareket bozuklukları: Hareket bozuklukları çoğunlukla katatoni de görülür. Stupor ve Uyarılma katatonide dikkate değer bir bulgudur. Stupordaki bir hasta şuuru yerinde olmasına rağmen.hareketsiz.sessiz ve uyaranlara cevap vermez bir haldedir. Stupordaki hasta birden bire hızlı bir şekilde kontrolsüz motor aktiviteye ve eksitasyona kadar değişik davranışlarda bulunur. (Katatonik eksitasyon) kronik şizofrenikler bazen acayip.tuhaf ve uygun olmayan hareketleri sürekli tekrarlayabilirler. Doğrudan amacı olmadan tekrarlanan bu hareketlere stereotipi denilmektedir. Doğrudan amaçlı gibi görünen bu tarz hareketlere manierizm olarak adlandırılmaktadır. Ara sıra kas tonusunda bozulmalar olur. Hastya verilen tuhaf bir pozisyonu uzun süre muhafaza eder (flexibility-cerea : balmumlaşma ). Katatonik belirtiler belirgin olduğunda bu forma katatonik şizofreni denir. Konuşma ve düşünce : Sıklıkla anormaldir ve akut sendromdaki bulgularda olduğu gibi aynı türde düşünce bozukluklarını yansıtır. Affekt: Dugulanım genellikle düzleşmiştir.emosyonlarla uyumsuzdur. Afekt küntlüğü görülebilir. İdrak (algı.perception): Hallüsinasyonlar geneldir ve akut sendromda görülen belirtiler burada da görülebilir. Düşünce muhtevası (içeriği): Kronik şizofrenlerde hezeyanlara genel olarak rastlanılır ve sıklıkla aynı şekildedir. Heyecanları azdır.mesela perseküsyon düşünceleri olan bir hasta ne korku nede öfke belirtisi göstermez. Hezeyanlar.hastanın düşüncelerine olan inancından dolayı sınırlıdırlar. Hasta özel seksüel fantazilerinin ve pratiklerinin (geniş bir çevrede birçok insanın) yabancılar tarafından konuşulduğuna inanabilirler.ama bunun dışındaki düşünceleri bu inancından etkilenmez ve kendi işi yada sosyal hayatında tesiri görülmez. Kronik fonksiyonlar:Orientasyon.dikkat ve konsantrasyon sıklıkla bozulmuş olabilir.hafızada da genelde bozukluk görülmez ama bazı hastalar yaşlarını söylemezler. Klinik özellikleri etkileyen faktörler : Şizofrenide bazı faktörler klinik tablonun değişmesine etki edebilirler. Başlangıç yaşı: Adolesan ve genç yetişkinlerde görülen semptomlar.sıklıkla düşünce bozuklukları.mood bozuklukları ve davranış bozukluklarıdır. Yaşın ilerlemesiyle paranoid semptomatoloji daha ön plana geçmekte ve davranış bozuklukları daha az görülmektedir. Cinsiyet: Hastalığın seyri genellikle erkeklerde daha ciddidir. Sosyal backgraund : Delüzyonlar (hezeyanlar) ve hallüsinasyonların ortaya çıkmasında hastalık öncesi içinde bulunduğu çevrenin etkisi vardır. Mesela dini içerikli hezeyanlar.daha çok dini backgroundu olan hastalar arasında görülür. Son teknolojik yenilikler de sıklıkla bazı hezeyanların içeriğini açıklayabilmektedir. Mesela.bir hasta küçültülmüş bazı teknolojik aletlerle etkilendiğini söyleyebilmektedir. Sosyal uyarı: Sosyal uyarının miktarı da semptomların tipinde etkilerinin olduğu düşünülmektedir. Uyarının azlığı "negatif semptomları arttırırlar Mesela.konuşma fakirliği.sosyal çekilme.apati ve dürtü yokluğu hakeza katatonik semptomlara sebep olabilirler. Aşırı uyarımlar.pozitif semptomları ortaya çıkarır. Mesela hallüsinasyon. hezeyan ve huzursuzlukta, modern tedavi uyarının azaltılmasını planlamaktadır. Kural olarak negatif sendromun içerisinde görülen katatoni. geçmiş senelere nazaran daha az görülmektedir. Aşırı stimülasyon pozitif semptomların derecelerini arttırma yönünde etki ettiği düşünülmektedir. Yüksek emosyonel ifade : Hastanın hayatında çevre tarafından, yüksek emosyonel ifadenin.semptomları arttıran sosyal uyarı şekillerinden biri olarak kabul edilmektedir. Hastaya yöneltilen eleştirinin açıkça ifade edilmesi çok önemlidir. Hastaların birçoğu zamanlarının çoğunu, hayli eleştirici olan insanlarla birlikte harcarlar, bir çoğu da bu yüzden relaps olurlar. Bu durum bazı hastaların aileleri ile birlikte olduklarında rehabilite yerlerinden daha çok bozulmalarının sebeplerinden biri olabilir. Teşhis : Şizofreninin teşhisi.tümüyle klinik görünümüne (hikaye ve psikiyatrik muayene) dayanır. Teşhis testlerinin kullanımı.klinik şüphe olduğunda, diğer hastalıkları hariç tutma için gerektiğinde yapılmaktadır. Çünkü teşhis klinik bulgulara dayanmaktadır. Bugün özel geliştirilmiş kriter kalıpları kullanılarak daha güvenilir hale getirilmektedir. Halen bütün dünyada en yaygın ve geçerli olarak kullanılan teşhis kriteri International Classifıcation of Disease (ICD-10) ve Diâgnostic and Statistical Manuel of the American Psychiatric Assosiation (DSM-IV) ölçekleridir. Şizofreni için geçerli teşhis kriterleri aşağıdaki özellikleri kapsamalıdır.
Hem ICD-10 ve hem de DSM-IV.şizofreniye benzeyen bozuklukların sınıflandırılmasını sağlarlar ama bazı durumlarda teşhiste yetersiz kalmaktadırlar.
Şizofreni tipleri:DSM-IV 'de 5 alt gaip şeklinde ayrılmıştır. ICD-10 da ilave olarak post-şizofrenik depresyon ve basit şizofreni ilave edilmiştir. DSM-IV ‘e göre Paranoid Tip : Bu tipte düşünce muhtevasındaki bozukluklar denilen hezeyanların hakim olduğu görülür. Sıklıkla hallüsinasyonlar (özellikle işitme) görülür. Genellikle 30'lu yaşların başında ortaya çıkar. Şüphecilik çoktur.şizofrenide görülen hezeyanlar düzensiz ve dağınıktır. Perseküsyon.referans.büyüklük, etkilenme.cinsel hezeyanlar daha sıklıkla görülür. Çabuk irrite olurlar öfke gösterisinde bulunabilirler.sert ve saldırganlık halleri görülebilir. Bu hastalar çoğunlukla hastalıklarını kabul etmezler ve semptomlarını kolay kolay ortaya koymazlar.saklariar. Sansasyonel ve trajik adli suçlar işleyebilirler. Hebefrenik (disorganize) Tip :Bu tipte pozitif belirtilerin hakim olduğu görülür. Genç yaşta.birdenbire gürültülü başlar. Düşüncenin akışında .assosiasyonlarda bozukluklar.sistemsiz hezeyanlar.bloklar.verbal stereotipi görülür. Dış dünya ile ilişkilerini koparmış kendi dünyasında yaşar. Regresyondadır.hareketleri acayiptir.tutarsızdır.aşırıdır. Katatonik Tip :Hareket bozukluklarının baskın olduğu tiptir Kişi belli bir pozisyonda uzun süre kalır. Çevre ile ilişkisi yok gibidir. Stupor.mutizm.zaman zaman da eksitasyon görülür (katatonik aksitasyon). Kaslarda rigidite vardır. Hasta negativisttir, yemez, içmez, uyaranlara cevap vermez.yatağında sürekli yatar. Tonusta artma vardır, verilen bir pozisyonu uzun süre muhafaza eder (flexibites cerea -balmumu esnekliği) Undifferentiated (ayrışmamış) Tip :Bu tipte belirtiler karışıktır, şizofreni belirtileri bulunur fakat net olarak hiçbir tipe uymaz. Davranış, düşünce ve duygulardaki bozukluklar dezorganizedir. Residuel Tip :Daha önce bir atak geçiren vakalarda geriye kalan silik şizofrenik belirtiler bulunmaktadır. Bu bulgular negatif belirtiler şeklindedir. Affektte düzleşme küntlük. indifere (ilgisiz), otizm gibi belirtiler görülür. ICD-10 da sınıflandırılmaya alınan basit şizofreni.negatif belirtilerin ön planda olduğu.sinsi başlayan ilgi kaybı.düşüncede fakirleşme otistik.sorumsuzluk gösteren bir tiptir. Basit şizofrenide epizodlar görünmez, kroniktir. Pcstpsikotik depresyon, ise şizofrenik ataktan sonra hastanın ciddi bir depresyon tablosuna girmesidir. Sıkıntı.huzursuzluk.anhedonia.anksiyete.uyku bozukluğu gibi belirtilerle tablo ortaya çıkar. Genellikle antipsikotik tedaviden sonra görülür. DSM-IV’e göre şizofreni teşhis kriterleriA - Karekteristik Semptomlar: Bir aylık bir süre içerisinde (tedavi edilmesi şartı ile) aşağıdaki belirtilerden iki yada daha fazlasının bulunması.
C - Süre : Sürekli belirtileri en az 6 ay süreyle kalıcı olur. Bu 6 aylık süre.en az 1 ay süreyle tanı ölçülerini karşılayacak şekilde belirtileri olmalı D - Şizoaffektif Bozukluğun ve Duygu Durum Bozukluğun ayırdedilmesi. E - Madde kullanımının I genel tıbbi durumun olmaması F - Yaygın Gelişme Bozukluğunun bulunmaması Ayırıcı Teşhis : Şizofrenik belirtiler gösteren çeşitli hastalıklardan ayırt edilmesi gerektir. 1 - Organik Sendromlar: Genç hastalarda organik kaynaklı teşhisleri içerir.
2 - Affektif Bozukluklar : Şizofreni ile affektif bozukluklar zaman zaman karıştırılmaktadır. Bunun çin bazı noktalara dikkat edilmelidir.
3 - Personalite (kişilik) Bozuklukları : Ayırıcı tanıda bazen güçlük olabilir.özellikle hallüsinasyonlar yada delüzyonların tanımlanamadığı gençlerdeki davranışların sinsi değişikliklerinde daha da karışıklık olur. Bu durumda şizofreninin birinci sıra yada diğer özelliklerini iyi gözlemlemelidir. 4 - Şizoaffektif Bozukluklar : Bazı hastalarda aynı zamanda hem şizofrenik semptomlar ve hem de affektif semptomlar birlikte bulunurlar. Bu bozukluklar ayrı bağlantısız olarak smıflandırılıriar.çünkü şizofreninin yada affektif bozuklukların bir alt tipi olup olmadığı belirsizdir, şizoaffektif bozukluklara genellikle hem antipsikotik hem de antidepresan ilaç tedavisi gerekebilir. İyileştiğinde affektif ve şizofrenik semptomlar birlikte kaybolurlar ve çoğu hastalarda daha sonraki epizodlara kadar tamamen semptomsuz dönem geçirirler. Daha sonraki epizodların bazıları şizoaffektif bazılarıda şizofrenik yada affektif belirtiler gösterebilirler. Ayırıcı tanı için genelde laboratuar incelemeleri olarak Tam kan sayımı. AKS. Üre. Karaciğer fonksiyon testleri. Böbrek fonksiyon testleri. T3. T4. TSH. Serbest T3. Serbest T4. HIV, EKG.Bl2.Folat seviyeleri.EEG.CT ve MRI gerektiğinde yapılmalıdır. Seyir ve PrognozŞizofreninin seyri farklılık gösterir.
Suicide (intihar) riski: genç hastalarda hastalığın ilk dönemlerinde.insight (içgörü) bozukluğunda ümit ve planlarının gerçekleşememe aşamasında ve muhtemelen hastalık etkilerinin ciddi devamında yüksektir. Prognozda en iyi sonuçlardan biri.bir stresi takiben akut başlangıçtı hastalardır. Seyir-Prognoz hakkında diğer öngörüler.bir kısmı hastalıkla ilgili ve bir kısmı da hasta kişi ile ilgilidir. Hastalık Özellikleri
Hayat Olayları Yukarıda değinildiği gibi.stresli hayat olayları relapsları hazırlayabilir ve genellikle bu tür stresli hayat olayları ile karşılaşan hastalar uygun bir seyir göstermezler. Aşırı stimüle olan çevre pozitif semptomları arttırır, oysa az uyarıcı bir çevrenin de negatif semptomları artırdığı söylenmektedir. Prognoz.kısmen de olsa bir dengenin uçlar arasında başarılabilmesine bağlıdır. Aile Hayatı Genelde hastaneden çıktıktan sonra.ailenin yanına geri dönen şizofrenik hastalar kötü bir prognoz göstermektedirler. Relaps.özellikle aşırı kritik eleştiriler düşmanlık ifadeleri ve kendilerine emosyonel olarak fazla karışılmanın gösterildiği ailelerde ortaya çıkmaktadır. Bu gibi aileler.relaps riski açısından fazla yüklüdürler Bu durumda aile görüşmeleri belkide tedavisi önem kazanmaktadır. Kültürel Yapı Aile desteğinin olduğu.birtakım isteklerin şizofreniklerte birlikte yapıldığı ve sosyal desteğin olduğu kültürlerde prognozun müspet gelişmeler gösterdiğine dair bulgular vardır. TEDAVİŞizofreni tedavisinin etkili olması için birkaç noktayı göz önünde tutmak yararlıdır.
Antipsikotik ilaç tedavisi Antipsikotik droglar hemen sedatif etki gösterirler.muhtemelen üç hafta içerisinde de antipsikotik etkiler ortaya çıkar. Etkinlikliklerinden çok.yan etki profillerinin farklı olduğu birçok antipsikotik drog vardır. Bu drogların dozları tablo gösterilmiştir. Antipsikotik droglar düşük dozlarda başlanmalı ve tedricen arttırılmalıdır. Akut hastalar için hastaya etkin tedavi duruma göre parenteral veya oral başlanır. ![]() Nöroleptikler postsinaptik dopamin reseptörlerini bloke ederek semptomların giderilmesinde rol oynadıkları bilinmektedir. Dopamin reseptörlerinden daha çok D: ve Di üzerine etkindirler. Bunun yanında yan etki olarak da muskarinik.adrenaljik. al, histamin H. reseptörlerini de bloke ederler Ekstrapiramidal yan etkiler bu yüzden sıklıkla görülmektedir. Antikolinerjik tedavi, akut distoni, akatizi yada parkinsonizmi içine alan ekstrapiramidal semptomların gelişmesini önlemektir.ayrıca yan etkilerden kaçınmak için de antipsikotiklerin dozu ayarlanmalıdır. Elektrokonvulsif Terapi (ECT)ECT şizofreni tedavisinde düzenli kullanılmamaktadır. İki önemli endikasyonu vardır.
İlaca Dirençli Semptomlar Akut epizod semptomlarının % 70'i antipsikotik ilaç tedavisine cevap verirler İlaca dirençli semptomlar iki şekilde tedavi edilmektedir.
Sosyal Beceri Eğitimi. Sosyal beceri eğitimi normal hayatta gerekli olan becerileri sağlama.kendi kendine bakım ve kişiler arası ilişkileri geliştirmek için .hastalara yardım etmekte bir davranış yaklaşımıdır İş Eğitimi. Geçimi sağlamak için bir iş yada (bir) diğer uğraş aktivitelerine sığınmak.düşük seviyede bir işe tutunmak ve elde etmek için.gerekli becerileri geliştirmeye yardım etmek gibi bir dizi aktiviteleri içerisine alır. Değerlendirme ve İdare Etme. Hastanın ilk görüldüğü yerde ilk tanısı konulduktan sonra gerekli merkezlere gönderilmeli Başlangıç tedavisinde gecikme olmadan değerlendirilerek daha ağır hale gelmeden kısa zamanda sonuca vardırılmalıdır. Acil Vak’aların Değerlendirilmesi: Hasta bazen semptomları ile yardım ister. Yakınları ve çevresindekileri de şizofreninin sebep olduğu davranış bozukluklarına dikkatlerini yoğunlaştırırlar. Mesela gittikçe içe kapanma ve tuhaf davranışlar gösteren genç bir şahıs yada tek başına yaşayan ve şüpheci olan yaşlı bir kadına çevredekiler yardım etmek isteyebilirler. Bu durumda Doktor şu noktaları dikkate almalıdır.
Bazen hastayı karşılayan Doktor böyle bir hasta ile ilk defa karşılaşabilir. Bu bir epizod'dur yada bir relaps durumudur. Böyle bir hasta tek başına görülmemeli. Akut Bir Hastanın Değerlendirilmesi: 1. Teşhisi yapmak için göz önünde bulundurulan diğer durumlar
3. Gerekirse antipsikotik tedaviye başlamak 4 Hastahaneye yatırılması hususunda karar vermek Böyle akut durumlarla karşılaşan Doktor acil geçerli bir tanıya gitmelidir. Esas görevi.herhangi akut organik bir bozukluk yada non-ps*ikotik bir bozukluğu ( mesela. Kişilik bozukluğu) dışlanmasıdır. Belki şizofreni ve manik epizod arasında ayırım yapmakta zorlanılabilir fakat.acil tedavide fazla önemi yoktur. Davranış bozukluğunun sebebi.psikotik bozukluk olarak görünüyorsa hastayı hastahaneye yönlendirmelidir Eğer hasta reddeder veya sağlığı yada güvenliği risk altında ise hastahaneye yatırmak için zorunlu güç kullanılması gerekebilir. Daha az ciddiyeti olanlarda.yeterli sosyal destek ve yardım edilebilecekse evde de tedavi edilebilir. Akut Şizofreni Epizod’unun Hastahane Tedavisi:Akut hastanın hastahaneye alınmasından sonra akut davranış bozukluğu.bazen çevre değişikliği ile sakinleşir. Böyle durumlarda teşhis net değilse ilaçsız birkaç gün bekletilir ve tedavi sonra planlanabilir. Teşhis açık ise antipsikotik tedaviye hemen başlanır. Antipsikotik etkinin süresi iki yada üç hafta içinde ortaya çıkabilirse de antipsikotiklerin sedatif etkileri de tabloyu etkiler. Hasta çok eksite yada anormal agressif durumda ise.ilaç tedavisi acil olarak davranışlan kontrol altına alınması için harekete geçilir. Bunun için sedatifler mesela lorezepam genellikle kullanılabilir. Antipsikotiklerin yan etkilerinden pek hoşlanılmaz Bundan dolayı çok yüksek dozdan kaçınılmalıdır. Şizofreninin Akut Epizodlarında Hastahane Tedavisi:
Klasik Antipsikotikler. chlorpromazin ve haloperidol grubundadırlar ve yıllardan beri kullanılmaktadırlar. Antipsikotik etkileri güçlüdür ama yan etkileri yönünden üzücüdürler. Çoğunlukla ekstrapiramidal yan etkilere sahiptirler. İkinci grup olarak adlandırılan atipik antipsikotiklerin ” özellikle ekstrapiramidal yan etkileri çok daha az miktardadırlar. Atipikler olarak risperidone. olanzapine.clozapin ve ketiapin bilinmektedir. Klozapin. klasik antipsikotiklere yeterli cevap vermeyen.kronik ve negatif semptomları olan hastalarda etkili bir ilaçtır. Klozapin'in esas problemi.çok nadir de olsa ölüme sebebiyet veren ve % 1'den daha az da agranülositoz a sebep olmasıdır. Buda sürekli lökosit sayımını gerektirmektedir. Başlangıçta ilaç seçimi klasik bir antipsikotiktir. Bu grupta droglar farklı yan etki profillerine sahiptirler ve bunlar genellikle drogun kullanılmasını belirlerler. Mesela.sedasyon gerekmediğinde Trifluperazin (Stilizen) tercih edilirler. Hasta eğer klasik antipsikotikleri tolare edemezse.atipik bir drog kullanılmalıdır. Hasta.klasik antipsikotiklerin yeterli sürede verilmesine rağmen en az iki denemede yeterli doza cevabı düşük olursa Klozapin düşünülmelidir. Antipsikotiklerin Etkileri: Bir antipsikotik başlanıldığında.sırasıyla heyecan.irritabilite ve insomnia gibi bulgular ilk birkaç gün içerisinde düzelir. Hallüsinasyonlar ve hezeyanların düzelmesi ise daha uzun sürelerde olmaktadır. Sıklıkla tedrici bir şekilde değişerek birkaç haftadan fazla sürerler. Eğer iyileşme görülmezse.öncelik hastanın ilacı alıp almadığı kontrol edilmelidir Aksama yoksa sebep belirlenmelidir ve dozun yeterli olmasına çalışılmalıdır. Antipsikotik İlaçların Yan Etkileri: Klasik Antipsikotikler
Hastalara uygun aktiviteler yapılmalıdır. Hastalar semptomlarını iyice benimseyecek şekilde boş bırakılmamalı yada akut semptomlarının uzaya bileceğini dikkate alarak aşırı uyarılmamalıdır. Hemşireler ve meşguliyet terapistleri birlikte bir programla çalışmalıdırlar. İlaç tedavisine başlar başlamaz.hastalık ve tedavisi hakkında psikolojik destek ve eğitimin.hastalığının günlük hayatına etkilerinin ve gelecekteki ümitlerinin sınırlılığı gibi konularda yardım edilmelidir. Bu tavsiyeler ailesine de yapılmalıdır. Akut Epizod'u Tamamen İyileşen Hastalarda Relapsı Önleme : Eğer hasta hastahaneden çıktığında semptomları tamamen kontrol altına alınmışsa.bundan sonra iki amaca yönelinir. Birincisi.günlük hayatında karşılaşabileceği birtakım streslerden hastanın korunması için antipsikotiklerle kontrolü devam ettirmek.diğeri önceki hayata geri döndürmeyi sağlamayı sürdürmektir. Hasta semptomlardan kurtulsa bile.kontrol altında tutmak için.akut semptomlarda verilmesi gereken dozlardan çok daha düşük bir dozda en az altı ay ve daha fazla antipsikotik tedaviyi sürdürmelidir. Ailelerin de hastalık hakkında bilgilendirilmesi.aile terapisi relapsın hızını düşürebilir. Tamamen İyileşmeyen Akut Epizod’lu Hastaların Uzun Süre Tedavisi: Tedavinin genel amacı.hastahanede iyileşen hastaların devamlı sağlıklarını sürdürmeleridir.ama en çok dikkat edilmesi gereken durum hasta bakımının sosyal yönüdür. Tedavide ana yaklaşım,hastanın medikal (tıbbi) ve sosyal ihtiyaçlarının birlikte olmasını sağlamaktır. Tam iyileşemeyen şizofreni hastaları için .en iyisi multidisipliner bir ekiple donatılan çok yönlü sosyal ihtiyaçlarına cevap verilmesidir, (ev ve meşguliyet). Mümkünse bir bakım planı geliştirilmelidir. Şiddet Gösteren Şizofrenik Hastaların Tedavisi: Aşırı hareketlilik ve davranış bozukluğu şizofrenide genel durumlardır. Başkalarına karşı şiddet.insanları korkutsa bile oranı çok değildir ve homoside (başkasına zarar verme) nadirdir. Yine de şiddet riski olan vakalarda dikkate alınmalıdır. Özellikle kontrol edilme hezeyanları.perseküsyon hezeyanları yada işitme hallüsinasyonları olduğunda dikkat edilmelidir. Şiddet tehdidi ciddi olarak ele alınmalıdır.özellikle geçmişte böyle bir davranış hikayesi de varsa.hastanın ne zaman ne yapıp yapmayacağı önceden kestirilemez. Tehlike akut semptomların kontrol altında tutulmasıyla genellikle çözülür, ama bazılan devamlı bir tehdit potansiyeli taşırlar ve bunlar sonuna kadar düzenli bir denetimi gerektirebilir. Potansiyel şiddet gösteren hastanın tedavisi herhangi bir şizofren hastadan farklı değildir, oysa zorunlu bir güvenlik gerektirir. Tedavide bozulan davranışları hemen kontrol altına almak gerekirken, daha çok sakinleştirme.rahatlatma ve devamlı provokasyondan uzak bir çevreyi sağlamakla olur. Tecrübeli ve yeterli yetişmiş elemana sahip bir hastahane genellikle güvenlidir. |
Şizofreni Olanlar |
Şizofreni Belirtileri |
Yapay Zeka Aracılığıyla Şizofreni Teşhisi!Yapay zekanın insanın zeka fonksiyonlarını birebir taklit ederek yeni programlar yazma, yeni makineler üretme yöntemi olduğunu belirten araştırmacılar, bu bağlamda yapay zekanın şizofreni teşhisinde kullanılması üzerinde çalıştıklarını ifade etti. İnce detayları görüp, küçük bağlantıları çok daha iyi kurabilen yapay zekanın şizofreni teşhisi dışında örneğin depresyon hastaları için hangi antidepresan ilacın daha iyi geleceğini daha ilk görüşmede tanımlayacak sistemler geliştirme konusunda da kilit bir işleve sahip olduğu belirtildi. Özellikle sesle, görüntüyle psikiyatrik tanıların konulmasının tüm dünyada yaygınlık gösterdiğini ifade eden araştırmacılar, bir kişinin sesinden depresyona girip girmediğinin, yüz ifadesinden depresyon tedavisine, ilaca yanıt verip vermediğinin yapay zeka uygulamaları ile daha kolay anlaşılabileceğini vurguladı. Kaynak: AA Bilim Teknoloji / Science (4 Mayıs 2018) |
| Saat: 23:19 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık