Cevap Yaz Yazdır
Gösterim: 569.671|Cevap: 24|Güncelleme: 17 Ocak 2017

Şizofreni Nedir? (Şizofren - Şizofrenlik)

Kısaca
Psikologlara göre, bir kişinin kendi yoğun düşünce, fikir, tanım ve hayallerini gerçeklerden (toplumdaki, o kültüre ait, gerçek olarak kabul edilmiş, diğer kişilerin paylaştığı tanımlar, fikir kalıpları, ve değer yargıları anlamında) ayıramamasıdır.
Mesaja atla
Misafir
15 Ocak 2006 15:57   |   Mesaj #1   |   
Misafir - avatarı
Ziyaretçi

Şizofreni

(Yunanca schizo:“yarılmış”,phrenia: “zihin”), genellikle genç yaşta başlayan, hastanın kişiler arası ilişkiler ve gerçeklerden uzaklaşarak kendine özgü bir içe kapanıklık halinde yaşaması ve düşünce, duygu ve davranış bozukluklarıyla ortaya çıkan psikoz türü.

Belirtileri eski çağlardan bu yana tanımlanmış olan hastalık, erken yaşlarda başlaması nedeniyle Alman psikiyatr Emil Kraepelin tarafından erken bunama {dementia praecox) olarak adlandırıldı; 20. yüzyılın başlarında Eugen Bleuler hastalığın erken dönemde başlaması ve bunamayla sonuçlanmasının zorunlu olmadığını göstererek hastanın ruhsal yaşamındaki bölünmeye dikkati çekerek şizofreni terimini önerdi.
Sponsorlu Bağlantılar
Ad:  şizofreni.jpg
Gösterim: 42
Boyut:  34.7 KB
Günümüzde erken bunama terimi geçerliliğini tümüyle yitirmiş olmakla birlikte, yanlış olarak kullanılabilmektedir. En sık rastlanan ruhsal bozukluklardan
biri olan şizofreni 15-45 yaşlar arasında, sıklıkla gençlik çağında başlar. Çocukluk döneminin ilk yıllarında görülen çocukluk şizofrenisi özel ve ayrı bir tür olarak kabul edilir. Hastalığın nedeni kesin olarak belirlenememiştir; tek bir hastalıktan çok homojen olmayan bir tepkiler grubu olarak kabul edilen şizofrenide organik, psikolojik ve toplumsal etkenlerin birlikte rol oynadığı düşünülür. Hastalığın kalıtımla ilgisi de araştırılmış, kesin bir sonuç elde edilememiştir.

Alman psikiyatr Ernst Kretschmer 1920’lerde beden tiplerini ayırıp tanımlarken şizofreninin daha çok astenik tiplerde ortaya çıktığını ileri sürdüyse de, bu ilişki günümüzde genel olarak kabul edilmemektedir. Son yıllarda şizofreni nedenleri arasında biyokimyasal etkenler araştırılmış, şizofrenlerde beyin dokusunda dopamin etkinliğinin anormal derecede yüksek olduğu saptanmıştır.

Şizofrenideki düşünce biçiminin rüyalardaki gibi ilkel ve simgesel olduğuna dikkat çeken Freud’un psikanalitik kuramına göre, ergenlik ya da gençlik yıllarında bir stres nedeniyle benlik ilkel bir düzeye geriler, kişi libidosunu nesnelerden geri çekerek kendi benliğine yöneltir, kişinin dış dünyayla ilişkileri azalır. Bu kuramı temel alan araştırmalar şizofrenide aile bireyleri arasındaki iletişim ve hastanın anne ve babasının kişilik özelliklerinin de önem taşıdığını düşündürür.

Şizofreni her tür ruhsal stresle başlayabilir. Hastalığa özgü bir başlangıç biçimi yoktur. Kimi vakalarda ilk belirtiler nevroz türlerinden birine benzerken kimi zaman ruhsal çöküntü (depresyon) ya da maniyle başlar.

Belirtiler şöyle sınıflandırılabilir:


  • 1) Duygusal tepkilerde bozukluk, duygu azalması ya da küntlüğüne yol açar. Genel bir ilgi azalmasının yanı sıra olaylara tepki azalmış, yok olmuştur ya da uygunsuzdur. Soğuk, ilişki kurulması zor olmasına karşılık, hastanın yoğun bir bunaltısı (anksiyete) vardır. Kimilerinde yersiz ve anlamsız görünen gülme, ağlama, taşkınlık gibi duygulanım bozuklukları görülür.
  • 2) Düşüncelerdeki bozukluğa düşünce biçimi ve akışında ya da düşünce içeriğinde rastlanır. Düşünceyi oluşturan kavramlar arasındaki bağlantı kırılmıştır. Birkaç sözcükten parçalar ya da kavramlar bir araya getirerek yeni sözcükler türetme, karışık, anlamsız görünen “sözcük salatası” görülür. Yer, zaman ve nedensellik kavramları ortadan kalkabilir. Düzensiz, dağınık ve tutarsız sanrılardan en sık rastlananlar cinsellikbüyüklük, hastalık, kötülük görme ve beden görünüşüne ilişkin olanlardır.
  • 3) Hastanın gerçeği değerlendirme yetisindeki yıkılma sonucu ortaya çıkan algı bozuklukları varsanılar (halüsinasyon) ve yanılsamalardır (ilüzyon).
  • 4) Hareket bozuklukları arasında garip el ve yüz hareketleri, kalıplaşmış, yinelenen hareketler, taşkınlık ve saldırganlığın yanı sıra katatoni olarak bilinen, belirli bir pozisyonda uzun süre haraketsiz kalma sayılabilir.
  • 5) Birbirine karşıt duygu, düşünce ve eğilimlerin aynı anda bulunması karşıt değerlilik (ambivalans) olarak bilinir.
  • 6) En tipik belirti olan içekapanmada (otizm) hasta dış dünyanın gerçeğini yadsıyarak kendine özgü bir iç dünya yaratır ve bu iç dünyaya çekilir

Özetle şizofrenide gerçeği değerlendirme yetisinin çok bozulduğu, kişinin düşünceleri ve duygularıyla dış dünyada olanları birbirinden ayıramaz duruma geldiği söylenebilir. Buna karşılık hastanın bilinci açıktır, yönelim, zekâ ve bellek bozuklukları yoktur.

Sınıflandırma

. Şizofreninin farklı tiplerini ilk kez sınıflandıran Emil Kraepelin bu tipleri basit, hebefrenik, paranoit ve katatonik olarak adlandırmıştır. Günümüzde, şizoafektif tip ve sınır vakaların da eklenmesiyle bu sınıflandırma, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Amerikan Psikiyatri Derneği’ nin sınıflandırmalarının yanında bir ölçüde gerçerliliğini korumaktadır.
  • Buna göre basit tip yavaş başlar, tanınması güçtür. Varsam ve sanrılar pek görülmez. Düşüncede yetersizleşme, kişilik parçalanması ve gerileme görülür.
  • Hebefrenik tipte düşünce ve hareket bozuklukları belirgindir. Sıklıkla 15-25 yaşında başlar; davranışlar çok ilkel ve çocuksudur.
  • Katatonik tipte hareket bozuklukları, özellikle katatoni baskındır.
  • Paranoit tip genellikle 30-40 yaşında yavaş başlar. Düşünce içeriğinde bozukluk, özellikle kötülük görme ve büyüklük sanrıları ve kuşkuculuk görülür.

Şizoafektif tipteki duygulanım bozukluğu ruhsal çöküntü (depresyon) ya da maniyi andırır. Sınır vakalarda ise nevroz belirtileri ve görünümü vardır, gerçeği değerlendirme yetisinin zaman zaman bozulması, düşüncelerin denetlenememesi şizofreniyi düşündürür. Hastalığın nedenleri ve yapısı tam olarak aydınlanmadığından uygulanacak tedavi konusundaki görüşler de değişebilir. Tedavinin her hastada farklı biçimde olabileceği, ağır vakaların kendilerine ya da çevrelerine zarar vermemeleri için hastaneye yatırılabileceği, tedavinin akut dönem geçtikten sonra da sürmesi gerektiği söylenebilir.

Şizofreni tedavisinde 1950’lerden bu yana fenotiyazin (örn. klorpromazin) ve bütirofenon (örn. haloperidol) grubu ilaçlarla tiyotiksen kullanılmaktadır. Katatoni, çok ağır içekapanma gibi durumlarda elektroşok tedavisi uygulanabilir. İnsülin koma tedavisi ve lobotomi 1950’lere değin geçerliliğini korumuşsa da psikotrop ilaçların kullanılmaya başlamasıyla terk edilmiştir.

Şizofrenide ilaç tedavisinin yanı sıra uygulanan destekleyici psikoterapi, hastanın gereksinim duyduğu halde korktuğu insan ilişkilerinin düzenlenmesine, içekapanma durumundan çıkıp çevresine güven duymasına yardımcı olur.

Kaynak: Ana Britannica


Son düzenleyen perlina; 17 Ocak 2017 14:45
Mystic@L
9 Eylül 2006 21:26   |   Mesaj #2   |   
Mystic@L - avatarı
Ziyaretçi

Şizofrenide Psiko-Sosyal Tedaviler


Şizofrenide ilaç tedavisi dışında kalan diğer tedavi yöntemlerini tanımlamak için "psiko­sosyal tedaviler" terimi kullanılır. Psiko-sosyal tedaviler, düzenli ilaç kullanmakta olan ve rahatsızlığın alevlenme döneminde bulunmayanlar için geçerlidir.

Sponsorlu Bağlantılar

Psiko-sosyal tedavilere neden gerek duyulur?


Şizofreni, kişinin dünyayı algılama tarzını, düşünce ve duygularını etkileyerek başkalarından farklı davranışlar göstermesine yol açan bir rahatsızlıktır.

Şizofrenisi olan kişi düşünce dizgesinde ortaya çıkan gerçek dışı, benliğe yabancı değişikliklerin etkisinde yoğun bir bunaltı yaşar. Yaşadığı bunaltı nedeniyle kişiler arası ilişki kurmayı sağlayan basit işlevleri bile yerine getiremeyebilir. Benlik bütünlüğünü koruyamadığı için başkalarına karşı kendisini savunmasız hisseder. insanlara güveninin kaybolmasıyla birlikte kendi dünyasına çekilmeye, ilişkilerini asgariye indirmeye başlar. bu farklılaşma aile ilişkileri, kişiler arası ilişkiler, okul, iş ve sosyal uyum üzerine olumsuz bir şekilde yansır.

Bu değişikliklere şizofrenisi olan kişinin yakınları bir anlam veremeyip kaygılanarak ne yapacaklarını, nasıl davranacaklarını bilemez hale gelirler. Şizofrenisi olan kişilerin yakınlarında öncelikle gözlenen tepki rahatsızlığın yadsınması ve değişikliklerin kapris, tembellik, bencillik olarak değerlendirilmesidir.

Rahatsızlık süreci ilerledikçe toplumsal ortamdan uzaklaşma, kendi dünyasına kapanma artar. Aile fertlerinin bu uzaklaşmaya tepkisine bağlı olarak da "kopma" süreci şekillenir. Şizofrenisi olan kişinin kendine özgü dünyasını anlama çabasında olmayan ön yargılı yaklaşımlar sorunu iyice çözümsüz hale getirebilir. Gerçeği algılamadaki farklılıklar, çevreye ilgide azalma, sorumluluk almakta ve yerine getirmekte güçlük gibi şizofreni ra­hatsızlığının doğasına ilişkin sorunlar nedeniyle kişi belirgin uyum sorunları yaşamaya başlar.

İşte bu noktada hem rahatsızlığı olan kişinin iç dünyasındaki karışıklığı düzeltecek hem de toplum içindeki yalnızlığını ortadan kaldıracak, giderek yitirmekte olduğu yetenek ve becerilerini ona yeniden kazandıracak, bozulmuş iletişimi yeniden kurabilmesine olanak verecek tedavi yaklaşımlarının devreye girmesi gerekli olmaktadır. Bu nedenle şizofreni tedavisinin önemli bir bölümünü psiko-sosyal yaklaşımlar oluşturmaktadır.

Son düzenleyen perlina; 15 Ocak 2017 09:06
Mystic@L
30 Eylül 2006 05:34   |   Mesaj #3   |   
Mystic@L - avatarı
Ziyaretçi
Ad:  sizofreni.jpg
Gösterim: 35
Boyut:  69.8 KB
Şizofrenliğin psikiatrik teşhisi hakkında çok fazla anlaşmazlık vardır alanında sıkça kullanılan bir terimdir.
Pisikologlar şizofrenliği bir psikoz olarak sınıflandırırlar. Bunun anlamı, psikologlara göre, bir kişinin kendi yoğun düşünce, fikir, tanım ve hayallerini gerçeklerden (toplumdaki, o kültüre ait, gerçek olarak kabul edilmiş, diğer kişilerin paylaştığı tanımlar, fikir kalıpları, ve değer yargıları anlamında) ayıramamasıdır. Başka belirtiler arasında, kişinin sesler duyması, ve hatta başkalarının, onların düşüncelerini okuyup, onları kontrol edebildiğine inanması da gelir.
Birçok psikolog, bu gibi belirtileri bir psikiatrik bozukluk olarak görür. Tedavisi için de, genelde, kuvvetli sakinleştiriciler verirler. Ancak, bu psikolojik vakada herkes, bu görüşü paylaşmaz. Bu konuda farklı bir görüş, bunun, hayatın kötü olaylarına karşı akılcı veya doğal bir tepki, başka bir deyişle, stresin çok aşırı bir şekli olduğudur. Birçok kişi şizofenliğe, ”holistik” açıdan bakmayı tercih eder. Bu kişiler, kişiye ait özel deneyimleri ve bu deneyimlerin kişiler için ne ifade ettiğini anlama üstüne yoğunlaşırlar.
Örneğin; sesler duymak, farklı kültürlerde ve inanışlarda farklı anlamlar taşır.

Psikologlar nasıl teşhis koyar?
Bu tip sorunlar genelde, karışıklık, veya davranışların çok fazla değişmesi ile başlar. Burada, bu tip davranışların başka farklı sebepleri de olabileceğini unutmamak gerekir.
Bu belirtiler, bipolar bozukluklar ve şizoefektif bozukluklar gibi, farklı akıl veya ruh sağlığı bozukluklarının veya daha başka psikolojik sorunların, belirtisi olabilirler.
Psikologlar, şizofreni teşhisi koyarken, birçok, ’olumlu’ ve ’olumsuz’ belirtileri göz önüne alırlar.
’Olumlu’ belirtiler;
  • düşünce bozukluğu
  • konuşmalar ve farklı sesler duyma gibi, halisünasyon
  • hayal görmedir.
’Olumsuz’ belirtiler;
  • ilgisiz veya duygusal açıdan yanıtsız olma
  • konsantre olamama
  • insanlardan kaçma
  • korunma gereksinimi duymaktır.
Düşünce bozukluğu
Bir kişi, eğer, mantıklı bir düşünce dizisini takip edemiyorsa, fikirleri karışık görünüyor ve başkalarına bir anlam ifade etmiyorsa, düşünce bozukluğu olabilir. Bu durum, onlarla konuşmayı zorlaştırıp, bu kişilerin, yalnızlık duygularını ve izole edilmiş oldukları hislerini daha da fazlalaştırabilir.

Halisünasyonlar
Bazı kişiler, çevredeki diğer insanların duymadıkları konuşma sesleri duyarlar. Bu sesler, tanıdık, dostça veya eleştirel olabilir. Bu sesler, duyanın, düşünce ve davranışlarını tartışabilir veya onlara ne yapmaları gerektiğini söyleyebilirler. Konuşma sesi duymak, kesin şizofreni oldunuz anlamına gelmez..
Araştırmalara göre, nüfusun yüzde dördü konuşma sesleri duyar ve birçoğu için de bu bir sorun teşkil etmez. Ancak, şizofreni tanımı konmuş kişiler genelde, eleştiren, düşmanca sesler duyarlar. Belki de, bu kişiler, bütün hayatları boyunca konuşma sesleri duydular, ancak hayatta geçirdikleri kötü bir tecrübe, bu sesleri daha da arttırmış ve dayanılamaz hale getirmiş olabilir.
Bazan, konuşma sesleri yerine farklı sesler de duyulabilir.

Hayal Görme
Hayal görme başkaları tarafından paylaşılmayan deneyim ve inanışlar olarak tanımlanır. Bazı kişiler, örneğin; gizli ajanların onları takip ettiğine veya dış güçler tarafından kontrol edildiklerine, bazı düşüncelerin onların kafalarına yerleştirildiğine inanabililer.

Olumsuz belirtiler
Toplumdan uzaklaşma, ilgisizlik, ve konsantrasyon bozukluğu gibi başka belirtiler, ’olumludan’ çok ’olumsuz’ olarak tanımlanırlar, çünkü daha az kesinlikle teşhis konabilir. Bu belirtilerle, kişinin, şizofren mi olduğu, yoksa daha başka korkutucu ve stresli durumlara karşı tepki mi gösterdiğini anlamak zordur. Örneğin, nasıl bir tecrübeye maruz kaldıklarına bağlı olarak, kişiler, ya saatlerce çok sessiz olup hareket etmeden durabilir veya durmadan yer değiştirip, sürekli hareket halinde olabilirler.

Bu belirtiler başkalarının onlara davranışlarına tepki olabilir. Çoğunlukla, akıl veya ruh sağlığı yerinde olmayan birisi, başkaları tarafından ilgi görmez ve farklı davranılırlar, bu da onların kendilerini daha yalnız, daha depresyonlu ve daha umutsuz hissetmelerine yol açar.

Bazı kişilerin diğerlerinden daha fazla şizofren olarak teşhis edilme ihtimali var mıdır?
Nerdeyse her yüz kişiden birisi, genellikle de gençlik yıllarında, hayatının bir döneminde şizofren olarak teşhis edilir. Bu sayı genelde her iki cinsiyet için de aynıdır, ancak, erkeklerin teşhis konduğunda genelde daha genç olma eğilimleri vardır. Eğer, ailenizden birisi daha önce şizofren olarak tanımlandıysa, sizin de tanımlanmanız diğer insanlara göre daha fazla olasıdır.
Tahminlere göre, şizofren olarak tanımlanan kişilerin üçte biri, hayatlarında sadece bir kere şizofreni tecrübesi yaşarlar. Diğer üçte biri, arada sırada şizofreni tecrübesi atlatırlar, son üçte birinin de, şizofrenlik hayatlarında süerkli bir sorun teşkil eder.
Bir psikololog, hastalarına göre çok farklı bir kültür, din ve toplumdan geldiği zaman, yanlış teşhis riski vardır. Örneğin, Britanya’da yaşayan birçok genç Afrika-Karayibli erkeğe bu teşhisin konması, birçok uzmanın, şizofrenlikle ilgili tüm teorilerin ırkçılığa dayanıp dayanmadığı konusunda şüphelenmesine yol açmıştır. Bazı kişiler, psikiatrik uzmanların, şizofrenliğin tanımı, nedenleri, ve uygun tedavileri konusundaki anlaşmazlıklarının, bu konuda bir teşhis kategorisi olarak kullanılmaması gerektiğini savunurlar,
Son düzenleyen perlina; 16 Ocak 2017 12:05
vain
13 Ocak 2007 16:36   |   Mesaj #4   |   
vain - avatarı
Ziyaretçi

Şizofren

; psikotik bozukluklar içerisinde en ağırıdır. Şizofrenlerde gerçeği ayırt edebilme yetisi tamamen ortadan kalkmış ve hasta gerçek dünya ile bağlantısı koparmış, bunun yerine sınırlarını kendisini çizdiği bir hayal dünyasında yaşamaktadır. hastalık ; duygulanımda küntlük(hiçbir duygu hissetmeme) , stereotipik (yineleyen) jest- mimikler ,halisünasyon ve illüzyonlar (varolan bir nesneyi veya kimseyi olduğundan farklı algılama,başkalarının düşüncelerini okuyabildiğini sanma, gerçekte varolmayan sesler duyma, hayli arkadaşlar üretip bunlarla konuşma vb.) , donakalım hali ve bunun uzun süre (20-30 dk.gibi) devam etmesi gibi belirtlilerle ortaya çıkar.

Şizofrenin 25 yaş ve üstü insanlardalarda görülmesi daha yaygındır.şizofren nedeni olarak ağır travmatik yaşantılar geçirilmesi, sosyo- ekonomik problemler dolayısıyla kişinin örselenmesi ve genetik altyapı gösterilebilir.Tedavi için mutlaka hasta sağlık kuruluşuna başvurmalıdır.
Son düzenleyen perlina; 17 Ocak 2017 18:12
Sedef 21
25 Ağustos 2007 16:00   |   Mesaj #5   |   
Sedef 21 - avatarı
Ziyaretçi

Şizofreni Nedir ?


- Şizofreni epilepsi, Multipl Skleroz gibi bir beyin hastalığıdır.
- Bütün kronik hastalıklar (Şeker hastalığı, astım, romatizma..) gibi alevlenme ve yatışma dönemleri gösterir.
Sponsorlu Bağlantılar
- Tedavi edilebilir bir hastalık olmakla beraber zaman zaman alevlenme dönemleri olabilir, hastaların önemli bir kısmında hastalık tamamen ortadan kalkmayabilir. Bu durum da kişinin çalışmasını, çevresindekilerle iletişim kurmasını, bağımsız bir yaşam sürmesini çok güçleştirir.
- Bu ciddi hastalık yeryüzündeki her yüz kişiden birini etkilemektedir. Dünyada 60 milyon, Türkiye'de de 600.000 şizofreni hastası yaşamaktadır.
- Hastalık genellikle 15-25 yaş aralarında başlamakla beraber orta yaşlarda başlaması da mümkündür. Hastalık ne kadar erken başlarsa kişilik üzerindeki harabiyet o kadar fazla olmakta, normal bir yaşam sürme şansı azalmaktadır.

Şizofreni Ne Değildir ?


- Şizofreni kişilik bölünmesi demek değildir. Maalesef pek çok kişi şizofreni hastalarını bazı zamanlar normal yaşam sürdüren bazen de birden tehlikeli bir caniye dönüşen kişiler olarak hayal etmektedir. Bunun gerçekle alakası yoktur!
- Şizofreni hastaları nadiren çevreye zarar verebilir.
- Şizofreni kelimesi sıklıkla iki şekilde hatalı kullanılmaktadır: Ya bir konuda farklı ya da zıt duygular taşımak kastedilir (bir şeyi hem sevmek hem de nefret etmek gibi) ki bu insan doğasında bulunan bir özelliktir. Ya da değişik zamanlarda değişik davranmak anlamında kullanılır ki bu durum da hemen hepimizin doğasında bulunan bir özelliktir.
- Şizofreni erken bunama değildir.
- Aşı vb. yollarla korunması mümkün olan bir hastalık değildir.

Son düzenleyen perlina; 15 Ocak 2017 09:15
_PaPiLLoN_
18 Kasım 2007 00:15   |   Mesaj #6   |   
_PaPiLLoN_ - avatarı
Ziyaretçi
Ad:  sizofreni-gif.gif
Gösterim: 44
Boyut:  653.7 KB

ŞİZOFRENİ NEDİR?

Kişide en az bir aylık sure içinde aşağıdaki belirtilerden en az ikisinin varlığı ( sanrılar; varsanilar; konuşma özellikleri ve kalitesinde bozulma; aşırı ölçüde garip ve anlamsız şekilde dağılmış davranışlar; negatif belirtiler dediğimiz duygusal yüz ifadelerinde azalma, düşünce ve fikir üretimi ve yapısının kısırlaşması,enerji ve bir şeyler yapmaya hevessizlik hali)

Bu durumdaki kişide hastalığın sureci içinde sosyal, mesleki, ailesel ilişkilerinde ve kendine bakim gibi alanlarda belirgin bozulmalar oluşur. Bu belirtiler en az 6 ay suredir var olmalıdır.

Varsani nedir?:


Olmayan bir takım uyaranlari var gibi algilama durumudur. Bu hastalikta en cok isitsel varsanilar (kendisi ile konusan sesler, gürültüler duyma gibi) bulunmaktadır. Ayrıca görsel varsanilar (duvarda çizgiler, kendine bakan yüzler, yaratıklar görme gibi); koku varsaniları (iyi ye da kotu ama başkasının duymadığı kokular duyma); dokunma varsaniları (vücudunda bir şeyler geziyor gibi hisler); vücutsal varsanilar (beden yapısının, bölgelerinin değiştiği seklinde) olabilir.

Sanrı nedir?:


Hastanın sabit bir fikir ile bağlandığı, aksi yöndeki söylemlere karşın ikna edilemeyen ve mümkün olmayacak derecede içeriğe sahip olan yanlış inançlardır. Başlıca tipleri arasında kötülük görme ( persekusyon ), üzerine alınma (etrafındaki her olayın kendisi ile ilişkili olduğu seklindeki referans sanrıları); kontrol edilme; düşünce sokulması, çekilmesi ya da yayınlanması; dini sanrılar; vücutsal; suçluluk - günahkarlık ve büyüklük sanrıları sayılabilir.

Şizofreni türleri:


  • Paranoid tip
  • Katatonik tip
  • Desorganize tip
  • Farklılaşmamış tip
  • Residuel tip.

Başlangıç Yaşı:


Genellikle 16-25 yas arasında görülse de çocukluk yaşlarında ya da 40 yas sonrası da görülebilmektedir. Kadınlarda erkeklere göre daha geç yasta başlamaktadır.Başlangıç yaşı erkeklerde 15-25 arası, kadınlarda ise 25-35 yas arasındadır.

Hastalarda belirlenen risk faktörleri


Genel olarak toplumda % 1 oranında görülmektedir. Erkek ve kadınlarda eşit oranda görülmektedir. Hastalar arasında bekarlık yüksek orandadır. Evli çiftlerde ise boşanma oranı toplum ortalamalarından fazla bulunmuştur. Kentsel yerleşim alanlarında daha cok görülmektedir.

Kalıtımın Rolü:


Hastanın anne-babasından birinde bu hastalık varsa çocuklarda risk % 12 'ye çıkarken, her ikisi de hasta ise % 44'e yükselmektedir.

Hastalığın cinsiyete göre belirti farklılıkları:
Kadınlarda kaygı ,depresif belirtiler ve gerginlik on planda iken, erkeklerde negatif belirtiler belirgindir. Kadınlarda çevresinden kuşkulanma gibi paranoid konular ve kendine zarar verme on planda iken , erkekler zararı daha cok çevrelerine vermektedir

Hastalığın Seyri:


Hastalık kadınlarda erkeklere göre, daha az sayıda ve surede hastanede yatışa yol açmakta ; hastalık daha az kötüleşme dönemleri ile seyretmektedir. Kadın hastalar daha az intihar etmekte, evliliklerini erkeklere göre daha fazla sürdürebilmektedirler.


Hastalık Kimlerde Daha İyi Seyretmektedir


  • Geç başlangıç yaşı (20 ve sonrası)
  • Yüksek sosyo-ekonomik düzey
  • Hastalık öncesi toplumsal ilişkileri ve işlevselliği iyi olan,isi olanlar.
  • Ailede şizofreni hastalığı olmaması
  • Zekanın normal sınırlarda olması
  • Başlangıcın bir olayı izleyerek olması
  • Yavaş yavaş değil,aniden başlaması
  • Tedavi için gecen surenin kısa olması
  • Duygulanımda silinme ve uygunsuzluğun olmaması.

Hastalık Nasıl Seyretmektedir?


Tedaviye geç başlanmadığında ,az ve kısa sureli yatışlar ile kişinin topluma uyumu sağlanabilmekte, hasta toplum içinde bir takım görev ve sorumluluklar alabilmektedir. Ancak negatif belirtilerin uzun sure devam ettiği hallerde bu sosyalleşme ve işlevsellik
bozulmaktadır.Bazı şizofren hastalarda görülebilen kendine bakımda azalma, sağlıksız ortamlarda bulunma ve alkol-madde kullanımları nedeniyle enfeksiyon hastalıkları daha cok gözlenmekte ve yaşamı kısaltmaktadır. Şizofrenlerin % 10 kadarında intihar sonucu olum saptanmıştır. Şizofreni hastalarının bu nedenlerle, diğer insanlarla karşılaştırıldığı da, 10 yıl daha az yasam suresine sahip olabilmektedir .

Tedavi

:
İlaç tedavisi ve bireysel destekleyici tedavi yanı sıra grup terapileri hastanın işlevselliği ve sosyalleşmesini arttırmakta , gidisi olumlu hale getirmektedir.

Vücut dismorfik bozukluğu (dismorfofobi) devamlı vücutları ile uğraşan,vücutlarında bir şeylerin kotu,çirkin,yanlış, eksik- fazla olması seklinde düşüncelerin olduğu bir kaygılarım bozukluğudur. Kişide cok hafif bir kusur olsa bile, bu durum cok abartılarak, korkulacak bir konu haline getirilir.Hissedilen kusur nedeniyle oluşan gerilim ve kaygı ,beklenilenin cok üzerindedir .Sosyal ilişkilerden kaçınabildikleri gözlenmiştir. Bu kişiler görünümlerini kozmetik olarak değiştirmekte, ameliyatlar olmaktadırlar. kişinin odaklandığı bölge genellikle yüz bölgesi olup, burun, kulaklar, çene ya da bu bölgedeki sivilceler gibi değişebilmektedir. Kadınlarda göğüsler, karin bölgesi, boyun bölgesi on ciddide önde gelen odak noktalarıdır. Bazı durumlarda boy kısalığı ya da saçlarının azaldığı düşüncesi, karin bölgesinde yağlanma, ciltte kırışıklıklar , göğüslerin büyüklüğü konu edilmektedir.

Bu kişilerde özgüven eksikliğinin bulunduğu, depresyon, obsesif- kompulsif bozukluk ve sosyal fobi gibi ek psikiyatrik rahatsızlıkların birlikte bulunabildiği gözlenmiştir.

Hastalığın başlangıç yaşı:


20'li yaşların başında ya da ergenlikte başlamaktadır.

Belirgin tekrarlayıcı davranışları:


kişiler yineleyici bir şekilde aynaya bakmakta, vücutlarını kontrol etmekte, yakın çevresindekilere bu konunun varlığı ve derecesi hakkında tekrarlayan sorular sormakta ve konu ile ilgili çeşitli doktorlara başvurmaktadırlar .
Son düzenleyen perlina; 16 Ocak 2017 12:06
_PaPiLLoN_
25 Ağustos 2008 17:01   |   Mesaj #7   |   
_PaPiLLoN_ - avatarı
Ziyaretçi

Şizofreni Hastalığı genetik midir?


VKV Amerikan Hastanesi’nden Psikiyatr Dr. Gülçin Arı Sarılgan’a göre şizofreni kelime anlamı akıl yarıklığı olan şizofreni hastalığı genç yaşta başlayan, insanın giderek kişilerarası ilişkilerden ve gerçeklerden uzaklaşarak kendine özgü bir içe-kapanım dünyasında yaşadığı; düşünüş, duyuş ve davranışlarda önemli bozuklukların görüldüğü ağır bir ruhsal bozukluktur. Kişiliğin bütünlüğünü sağlayan beyin bölgelerinin gelişimindeki aksaklıklar düşünce-duygu ve davranışlarındaki bütünlüğü bozmaktadır. Sonuçta dissosiasyon yani bütünün parçalarının çözülmesi dediğimiz durum ortaya çıkmaktadır.

Şizofreni hastalığı genetik midir, zamanla mı ortaya çıkar?


Şizofreninin oluş nedenleri henüz kesin olarak aydınlatılamamıştır. 20-30 yıldan beri şizofreni giderek artan bir yaygınlıkla beynin bir gelişim bozukluğu olarak kabul edilmektedir. Erken başlangıçlı şizofreniklerde kalıtımın önemi daha da artmaktadır. Hastalığın oluş nedeninin henüz kanıtlanmamış bir beyin bozukluğu olduğu görüşü kesinlik kazansa bile, bu rahatsızlığın ortaya çıkışında ve zaman zaman görülen alevlenmelerde çevresel ve ruhsal etmenlerin varlığı küçümsenmemektedir. Şizofrenin bütün dünyada herhangi bir erişkin topluluğunda yaygınlığı yaklaşık %1’dir. Anne veya babadan birisi hasta ise çocuklarda hastalık riski % 13; her ikisinde de hastalık varsa bu oran %35-40’a çıkmaktadır. Akrabalık uzaklaştıkça bu oranlarda düşme görülmektedir.

Yapılan ikiz çalışmalarında konkordans(eş hastalanma oranı) çift yumurta ikizlerinde ise % 10-15; tek yumurta ikizlerinde %35 -47’dir. Görüldüğü gibi bir risk etmeni olarak kalıtımın yeri kesinleşmiştir ancak genetik geçişin türü ve biçimi henüz tam olarak bilinmemektedir. Çok genli ve çok etkenli(polijenik ve multifaktöryel) bir geçiş olduğu tezi savunulmaktadır.

Hangi yaş aralığında daha çok görülmektedir?


Çoğunlukla 18-25 yaş aralığında her çeşit psikolojik stresle başlayabilir. Nadir de olsa hastalık çocukluk çağında(13 yaş öncesi ) da başlayabilir. Görülme sıklığı erişkinde % 1 iken, çocukluk çağında on binde 1-5 gibidir. Paranoid tip şizofreni ise daha geç, 30-40 yaşlarında ortaya çıkabilir.

Ad:  şizofren sanrılar.jpg
Gösterim: 41
Boyut:  43.9 KB

Hangi psikolojik hastalıklarla karıştırılır?


Genellikle belirgin fiziksel bulgu vermeyen organik beyin sendromları; Bazı beyin hastalıkları(epilepsi gibi); toksik etkenlere(Amfetamin, LSD, kokain, esrar gibi maddeler) bağlı ortaya çıkan psikozlar; dissosiyatif bozukluklar(histeri benzeri); paranoid bozukluklar; ağır duygulanım ve kişilik bozuklukları ile karışabilir.

Hastalığın belirtileri nelerdir?


Hastalığın başlangıçbelirtileri: Çeşitli obsesyonlar, metafizik-dinsel uğraşılar, korkular ile olabildiği gibi bazen bir depresyon ya da ileri derecede bir manik atak gibi başlayabilir.

Hastalığın ayırdedici(karakteristik) belirtileri:

Düşünce ve algıda bozulmalar(varsanı ve sanrılar), konuşmada düzen bozukluğu(sapmalar ve sözcük salatası gibi), çok dağınık ya da katatonik davranış; duygulanımda küntleşme; konuşmanın ve istencin azalması gibi eksi(negatif )belirtiler. Hastada çalışmaya, sosyal etkinliklere, kişilerarası ilişkilerine, kişisel görünüm ve hijyene karşı ilgi azalması görülür.


Hastalığın tanısı nasıl konulur? Tedavisi nasıl yapılır?


Hastalığın karakteristik belirtilerinden iki ya da daha fazlasının kişide en az bir ay boyunca var olması gerekmektedir. Kişinin iş yaşamında ya da kişiler arası uyumunda önemli derecede dengesizlik veya bozulmalar olmalıdır. Hastalık belirtileri en az altı ay boyunca sürmelidir ve bu altı ayın en az bir ayında karakteristik tanı belirtileri var olmalıdır. Ortaya çıkan tabloda başka bir ruhsal veya organik beyin rahatsızlığı olmamalıdır. Bu belirtiler ilaç/madde kullanmaya bağlı olmamalıdır.

Tedavi İlk atak geçiren hastayı genellikle psikiyatri kliniğine yatırarak tetkikleri(beyin incelemeleri ve psikometrik testleri) yapmak önemlidir. Hastalığın tedavisinde Biyolojik tedaviler ve Psikososyal tedavilerin yeri vardır. Biyolojik tedavilerin başında ilaç tedavileri gelmektedir. İlaç kullanmayı reddeden hastalarda hastalık atakları daha sık görülmektedir; bu nedenle bu tür hastalarda üç-dört haftada bir kas içine yapılan depo iğne tedavilerinin yapılması önerilir. İlaç tedavilerine dirençli, çok ajite ya da intihar eğilimi olan hastalara elektroşok tedavisi yapılabilir. Günümüzde bu yöntem şizofrenide artık çok sık kullanılmamaktadır.

Şizofrenide psiko-sosyal tedaviler nelerdir?


Biyolojik tedavilerin yanı sıra psikososyal tedaviler şizofreni tedavisinin çok önemli bir parçasıdır. Çünkü ilaç tedavileri hastalığın sağaltımında eksik kalmaktadır. Ülkemizde son yıllarda giderek sayıları artan rehabilitasyon merkezleri, gündüz hastaneleri ve Şizofreni derneklerinde Psikososyal beceri grupları, psikoeğitim grupları, uğraşı terapileri(seramik, resim, el sanatları, dikiş, müzik ve bahçe çalışmaları), sosyal faaliyetler(eğlence saatleri, spor, sinema ve diğer toplu faaliyetler) ve bireysel danışmanlık(iş, eğitim ve barınma sorunları ve sosyal hakları hakkında) verilmektedir. Psiko-sosyal programa alınan hastalarda intihar oranları düşmüş, hastaların sosyal destek imkanları artmış , aileleriyle yaşadıkları çatışmalar azalmış ve hastane yatış sayısı azalmış ve yatış süreleri kısalmıştır.

İlaç tedavisine başlanırsa ne kadar süre ile ilaç kullanılması gerekir?
İlaçların yan etkileri olur mu?
Şizofreni hastalığı tedavi edildikten sonra tekrar eder mi?


Klinik deneyim ve gözlemler ağır hastaların ömürboyu; hafif ve orta dereceli hastaların ise yıllarca ilaç kullanmaları gerektiğini göstermektedir. İlaç alan hastaların bir yıl içinde tekrar hastalanma oranları %16-23 iken hiç ilaç tedavisi almayanlarda bu oran %50-72’e çıkmaktadır. Akut ataktan sonra idame tedavisi en az iki yıl olmalıdır. Birden fazla atak geçirenlerde ise ilaç tedavisi en az beş yıl sürmelidir. Tedavide kullanılan ilaçların yan etkileri olmakla birlikte, son yıllarda daha az yan etkili ilaçlar üretilmektedir. Bu konuda halk arasında çok yalnış inançlar vardır ve bunlar şizofren hastalarını oldukça olumsuz etkilemektedir. Öncelikle kullanılan ilaçlar uyuşturucu değildir tedavi edicidir. Bu ilaçlar beynin yapısını bozmaz ve diğer organlara etkisi diğer ilaçlardan daha fazla değildir. Yan etkileri; eski kuşak ilaç tedavilerinde %30 oranında ‘parkinsonizn benzeri bir tablo’ ortaya çıkabilir. Bu belirtilerin görülmemesi için parkinsonizm önleyici ilaçlar tedaviye eklenir. Tedavinin başlangıcında daha çok görülen uyku hali daha sonra azalmaktadır.

Ağız kuruluğu, kabızlık, idrar tutukluğu, yerinde duramama hali, ani tansiyon düşmesi, kalp hızında artış, cinsel isteksizlik veya cinsel işlev bozuklukları, adet düzensizlikleri ve kilo alımı.

Şizofreni hastalarının günlük yaşantıları nasıl olmalıdır?
İş veya okul yaşantılarında değişiklik yapmaları gerekli midir?


Hastalığın alevlenme dönemi tedavi edildikten sonra hasta er ya da geç topluma geri dönecektir. İlaç tedavileri düzenlenen bir şizofreni hastasına hastalığı tanıma, bilişsel rehabilitasyon, uğraşı ve mesleki eğitimler gibi bir takım psiko-sosyal destek programları uygulanır. Tedavilerin amacı hastanın kendisinin sorumluluk almasını sağlamak, onu yaşamdan izole olmasına engel olmaktır. Toplum içinde uyum sağlamayı öğrenemeyen, ‘dışarıda’ yaşamayı beceremeyen hasta tekrar hastaneye yatmaktadır. Ancak yalnızca hastanın ve alilenin bilinçlendirilmesi yeterli olmamaktadır.
Toplumda bu hasta grubuna karşı uygulanan ayrımcılığa karşı dayanışma mutlaka sağlanmalıdır. Hem devlet hem de özel sektör desteğiyle şizofreni hastalarının çalışabileceği iş olanakları yaratılmalıdır. Hastalara mesleki iyileştirme ve uğraşı terapileri uygulandığında hastalığın tekrarlama riskinin de azaldığı saptanmıştır. Hastaların bir çoğunun çalışmasına hastalık değil, çevresel sorunlar engel olmaktadır.

Şizofreni hastalarının yakınlarına neler tavsiye edersiniz?


Aile bireyleri şizofreni tedavisinde en önemli rolü üstlenir. Her ne kadar hastayı psikiyatrist tedavi etse de, bakımını hastane personeli yapsa da, hasta hayatının büyük bir kısmı ailesiyle geçer. Bu nedenle ailenin, çevrenin ve tüm toplumun eğitimi hastalığın tedavisinin çok önemli bir parçasıdır. Şizofreni tanısı konan hastanın ailesi mutlaka hastalık hakkında bilgilendirilmeli ve bilinçlendirilmelidir. Şizofreni aileleri hastaya nasıl davranacakları ve hastanın güvenini nasıl kazanacakları konusunda eğitilmelidir. 1990’lı yıllarda sivil toplum kuruluşlarının artması ile şizofreni hasta ve yakınlarının katılımıyla dernekler kurulmuştur. Bu derneklerde hasta ve ailelere hastalık hakkında eğitimlerin verildiği programlar uygulanmıştır. Yatağını toplamak, alışveriş yapmak gibi gündelik hayatın parçası olan etkinliklerin becerilerini geliştirmek amaçlanmıştır. Aynı zamanda bu ortamlar hasta yakınlarının da dışarı açıldıkları, bir araya gelip sorunlarını paylaştıkları bir yer olmuştur. Derneğin girişimleriyle hasta, hasta yakınları ve diğer sağlık profesyonellerini bir araya getiren sempozyumlar, kongreler düzenlenmektedir. Ayrıca damgalanma ile mücadele kampanyaları ve şizofreni yürüyüşleri yapılmaktadır.
Ailenin tıbbi tedavi konusunda yapmaları gereken hastanın ilaçlarını takip ve temin etmektir, onlar hastanın tıbbi tedavisinden sorumlu kişiler değildir. Hastalığın gidişinde ve tedavisinde aile içi duygusal ortamın çok önemli olduğu görülmüştür.

Şizofreni hastalarının şiddet eğilimleri var mıdır?


Toplumda şizofreni hastalarının her an suç işleme potansiyeline sahip oldukları gibi yalnış bir inanç vardır. Bu yalnış inancın oluşmasında basında çıkan yalnış haberlerin payı büyüktür. Şizofreni tanısı almış bazı hastalar şiddet eğilimi gösterebilir ancak şiddet, şizofreni hastalığının temel belirtilerinden biri değildir. Normal bireylerle karşılaştırıldığında şizofrenlerin kavgaya karışmak, silah kullanmak ve birine vurmak gibi şiddet davranışlarının 2.4 kat fazla olduğu tesbit edilmiştir.

Şizofrenide şiddetin nedenleri:
Alevlenme dönemlerinde görülen halüsinasyon ve hezeyanlar, şizofreni hastalığı ile birlikte madde kötüye kullanımı, nöropsikolojik anormallikler ve beyin hasarı, antisosyal kişilik gibi şiddete yönelik bir kişilik bozukluğunun olması ve kültürel faktörlerdir.

Akut alevlenme döneminde ortaya çıkan düşmanlık - zarar görme düşünceleri ile kendisine emir veren işitsel halüsinasyonlar(varsanılar) şizofrenide şiddetin en önemli sebepleridir. İntihar riski şizofreni tanısı almış kişilerde genel nüfusla kıyaslandığında 13 kat artmıştır. Şizofreniye bağlı tek ölüm sebebi belki de intihardır.
Son düzenleyen perlina; 16 Ocak 2017 12:09
Pasakli_Prenses
6 Eylül 2008 20:07   |   Mesaj #8   |   
Pasakli_Prenses - avatarı
Ziyaretçi
Ad:  şizofren tepki.jpg
Gösterim: 35
Boyut:  66.7 KB

Şizofreni Hastalarının Anıları


“Sizofreni tecrübesi kimsenin, özellikle de bu şizofreni tecrübelerini kendisi yasayan kisinin anlayamayacagi cilginlik dunyasinda dehset verici bir seyahattir. Insanin yaratilisindaki düzene aykırı, bombos ve gercekle hic ilgisi olmayan bir dünyada yapayalnız yapılan bir seyahattir bu.Kendinizi cok yalniz hissedersiniz. Fantazi dünyanıza uymayan realiteyle/gerçekle mücadele etmektense, kendi kabuğuna çekilmek daha kolaydır. Algılamanizdaki ciddi problemler nedeniyle işkence edilircesine duygular yaşarsınız.Ne gercek, ne degildir ayirt edemezsiniz. Şizofreni hayatinizin her yonunu etkiler.Düşünceleriniz yarisir ve parcaciklara ayrilmis hissedersiniz kendinizi ve “ cildirmisliginizla” basbasa o kadar yalnizsinizdir ki….” (Janice Jordan)

Bölüm 1 : Lisa şizofren mi?


“Sevgili Hatira Defterim, Bende birseyler yolunda gitmiyor;birseyler yanlış!Bu gerceği şimdi kabul etmek zorundayım. Aylardir bu problemi inkar ediyorum;yokmus var sayiyorum;bahaneler buluyorum, bunlari ben hayalimde yaratiyorum diyorum,ya da gidecekler,yok olacaklar diyorum.Ama bu dogru degil.Ben konusurken bazen insanlar bana garip sekilde bakiyorlar.Annem sadece aptalca seyler konustugumu söylüyor ve babam kafasını salliyor surekli ben konusurken. Sozler,cümleler ağzımdan çıkıveriyorlar ama nedir bunlar? Artik hic bilemiyorum.
Okulda da bazi cocuklarin benim pesimde olduklari,beni okuldan attirmak, uzaklastirmak icin planlar yaptiklari,hatta benim canimi yakacaklari gibi dusuncelerim var. Arkadaslarim bunlarin dogru olmadigini soyluyorlar ama ben hala aksini dusunuyorum ve kendi dusunduklerime inaniyorum. Yemek yiyemiyorum;herseyin tadi bir garip ve ben cok kilo kaybettim.Aynaya bakiyorum ve goz kirpmadigimi goruyorum.Bu dumduz gozunu dikmis bakan, ifadesiz bana bakan yüzü görüyorum aynada. Bazen uyuyamiyorum;ve hersey beni endiselendirmege yetiyor.
Baska zamanlarda ise 12,hatta 14 saat uyanmadan dumduz uyuyorum ve hicbirsey umurumda degilmis gibi hissediyorum.Erkek kardesim bir kitap oku veya TV seyret diyor ama ben konsantre olamiyorum.Camdan disari bos bos hicbirseyi seyretmeden bakiyorum oylece.Her zaman hep yanlis seylere guluyorum.Belki de hep yanliş zamanlarda da ağlıyorum.Sevgili hatıra defterim,benim neyim var? “

Bölüm 2 : Şizofreni Benim İçin Ne mi?


“Şizofreni benim için ne mi? Yorgunluk ve kafamın karmakarışık olması, yaşadıklarımı gerçek mi değil mi ayırdetmeğe çalışmak ve bazen sınırlarının ne olduğunu bile farkedememek. Aklına binlerce şey aynı anda girerken,düzgün duşünmeğe çalışmak demek, düşünceler bu arada devamlı beyninden emilip alınıyor ve sen toplantılarda konuşmağa utanıyorsun. Şizofrenide bazen de kafanın içindesin ve beyninin üstünde yürüyorsun veya bir kızı senin elbiselerini giymiş görüyorsun ve o anda hem de onu senin düşündüklerini yapıyor görmektir.Şizofreni demek devamlı “birilerinin seni gözetlediğini bilmek” demektir ve asla hayatta basarılı olamayacağını bilmektir çünkü tüm kanunlar sana karşıdır ve sonunda tamamen yok edilmen uzak değildir, bilirsin”

Bölüm 3 : Beynimin içindeki?


“Son zamanda tüm gürültülerin daha da gürültülü olduklarını fark ettim.Sanki birisi sesi açmış gibi…Arkadan da ayrıca sesler gelmekte- ne demek istediğimi biliyorsunuz, bu sesler hep vardır da farketmezsiniz.Şimdi bu sesler her zamankinden daha yüksek gürültülü hatta ana seslerden de daha gürültülü.Bazen dehşete kapılıyorum çünkü kendini dinlemekten alıkoyamadığın bu kadar çok gürültü varken,aklını/zihnini birseye toplamak,konsantre olmak çok zor oluyor
Şimdi renkler daha da parlak, sanki fosforlu tablo gibi. Dokununcaya kadar objeler gerçek mi anlamıyorum.Artistik kafalı olmadığım halde eskiye göre renkleri gittikçe daha çok farkediyorum. Herşeyin rengi daha net şimdi ama sanki birşey eksik. Baktığım şeyler dümdüz, sanki sadece yüzey gibi. Belki de herşeye çok fazla uzun süre bakıyorum ve ondan bu kadar fazla detayı fark ediyorum. Sadece renkleri değil beni büyüleyen,küçük şeyler, yüzeydeki lekeler, noktalar, işaretler de dikkatimi çekiyor.

Hersey çok canlı renkte görünüyor, özellikle de kırmızı: insanlar şeytanımsı görünüyor, siyah dış çizgileriyle ve beyaz parlayan gözleriyle; her türlü objeler-sandalyeler, binalar, engeller, kendi canlari var; tehdit eden davranışlar yapıyorlar, hayvanımtrak görünüyorlar
İnsanlar deforme olmus görünüyorlar, sanki plastik ameliyat olmuşlar, sanki farklı kemik yapılarıyla makyaj yapmışlar. İnsanların korkutan yüzleri var.”

Bölüm 4 : Vorteks


“Hiçbir şeyle özel olarak ilgilenmedigim halde hersey dikkatimi çekiyor. Şu anda sizinle konuşuyorum, ama yan evin kapısındaki, ya da apartman koridorundaki gürültüyü de duyuyorum. Bunlari susturamıyorum beynimde, ve bu da size ne söyleyeceğime konsantre olmamı çok zorlastırıyor. Genelde en aptalca küçük şeyler ilgimi cekiyor. Bu bile dogru değil, ilgimi cekmiyorlar ama onlara dikkat ediyorum ve çok vakit harcıyorum böylece”

Bölüm 5 : Acı ve özdeşimlik


“Insanlar konusurken laflarin/sozlerin ne oldugunu uzun uzun dusunmem lzim.Dusunmem lazim ve zaman aliyor.Insanlar konusurken tum dikkatimi vermem lazim yoksa karisip kaliyorum ve onlari hic anlayamiyorum.Yabanci bir lisan gibi
Kafamda herseyi bir araya koymam lazim.Mesela saatime bakinca kayisi,saati, yuzunu, akrebi, yelkovani vs vs goruyorum, ve sonra bunlari tek parca yapabilmek icin bir araya koymak zorundayim.Hersey minnacik parcalar halinde.Resmi parcaciklar halinde beynine yerlestiriyorsun.Yirtilmis ve tekrar bir araya getirilmis fotograf gibi.Eger hareket ettirirsen korkutucu,hepsi dagilir.Kafandaki resim hala orada ama kirilmis.Eger hareket edersem yeni bir resim var ve ben onu yeniden bir araya koymak zorundayim
TV ye konsantre olamiyorum cunku hem ekrana bakip hem de soylenenleri ayni anda dinleyemiyorum.Eger ozellikle de biri seyretme otekisi dinleme ise, iki seyi ayni anda yapamiyorum.Oteki taraftan da devamli cok fazla sey aliyorum surekli ve basa cikamiyorum,ne oldugunu, mantikla bulamiyorum.

Dairemde oturup kitap okudum;kelimeler pekala tanidikti, yuzlerini hatirladigim ama isimlerini hatirlamadigim eski arkadaslar gibi; bir paragrafi on kere okudum,hic bir sey anlamadim,kitabi kapattim.Radyoyu dinlemege calistim,ama sesler beynime elektrikli testere gibi geldi..Trafigin icinden dikkatlice sinemaya gittim, bircok insan sinemada geziniyor,konusuyorlardi.Sonunda gunlerimi parkta göldeki kuslari seyrederek gecirmege karar verdim”

Bölüm 6 : Zihinsel karmaşa


Bazen insanlar konustuklarinda kafam almiyor.Ayni anda hepsini kafamda tutamayacak kadar cok geliyor.Geldigi gibi gidiyor laflar.Tam o anda ne duydugunu unutuyorsun cunku yeterince uzun dinleyemiyorsun.Insanlarin yuzune bakip anlayabilirsem ne dediklerini belki, yoksa laflar havada asili kalan harfcikler oluyor=anlamsiz.”

Bölüm 7 : Hopes not will die (Ümitler Ölmeyecek)


“25seneden fazladır çekiyorum şizofreniden.Hatta halusinasyonlar,delüzyonlar ve paranoyasız geçen günümü hatırlamıyorum.Böyle zamanlarda beynimdeki santralci gerekli mesajları doğru kisilere vermiyor. Kafamın icindeki değisik kişilerle uğrasmak çok zihin karıstırıcı, zor. Düşüncelerimde parçacıklara bölündüğünde, en kötü problemlerim baslıyor. Hastalığım nedeniyle bircok defa hastahaneye yatırıldım, hatta bazen 2 –4 ay kadar uzun.
Sanırım iyileşmeğe basladığım an şizofreni ile başa çikabilmek için yardım istediğim andı. Uzunca bir süre ciddi bir mental hastaliğim olduğunu inkar ettim. Gençlikte büyüme yaşlarımda kendimi garip zannediyordum. Her zaman korkuyordum. Kendi fantezi/hayal dünyam vardı ve orada günlerce kayboluyordum.
Özel bir arkadaşım vardı. Ona “kontrol eden” diyordum. O benim gizli arkadaşımdı . Tüm kötü duygularımın sorumlusuydu .Toplam tüm negatif duygularımın ve paranoyamın toplamıydi o. Onu görebiliyordum, duyabiliyordum ama başka hiç kimse onu göremiyor ve duyamıyordu.

Problemler üniversiteye gittiğimde artti. Aniden kontrol eden tüm zamanımı ve enerjimi almaya başladı. Onun istemediği bir şey yaptığım da beni cezalandırıyordu . Bana sürekli bağırıyordu ve kendimi ahlaksız, kötü, aşağılık vs hissetmemi sağlıyordu. Onun bana avaz avaz bağırmasını ve varlığımı yönetmesini nasıl durduracağımı bilmiyordum. Öyle bir noktaya geldi ki kontrol edenin çığlıklarından realiteyi anlayamaz, kavrayamaz oldum. Ve bu nedenle gerçeklerden ve cemiyetten elimi eteğimi çektim. Kimseye neler olduğunu anlatamazdım çünkü beni “ deli” diye damgalamalarından korkuyordum. Kafamın içinde neler oluyor anlayamadım . Gercekten öteki “normal” insanların da kontrol edenleri oldugunu düşünüyordum.
Kontrol eden en güçlü ve belirgin durumdayken, ben de çaresizce okulu bitirmeğe calısıyordum. Kontrol eden günlük problemlerle uğraşmamı , halletmemi engelliyordu. Bu hastaliğı herkesten saklamaya çalıstım, özellikle de ailemden. Aileme kafamın içindeki, sürekli bana ne yapmam, ne düşünmem ve ne söylemem gerektiğini emreden bu insanı nasıl söyleyebilirdim ki? Derslere katılmak ve dersleri anlamak gitgide daha zorlaşıyordu. Zamanımın çoğunu kontrol edeni ve emirlerini dinleyerek geçiriyordum. Gercekten okulda ihtisası nasıl bitirebildigimi bilmiyorum..

Uzmanlık alanım eğitimdi, üçüncü sınıf ögretmeni olarak iş buldum. Bu üç ay sürebildi, 4 ay psikiyatri hastahanesinde yatmak zorunda kaldım. Dışardaki dunyada hic fonksiyonel olamiyordum iste!Cok deluzyonlu ve paranoyaktim ve zamanimin cogunu fantazi/hayal dunyamdave kontrol edenle basbasa geciriyordum.
Ilk terapistim beni konusturmaga,acmaga calisti,ama… ona guvenmedim ve ona kontrol edeni soyleyemedim.”Deli”diye damgalanmaktan hala cok korkuyordum. Gercekten hayatimda cok buyuk bir kotuluk yaptigima ve bu nedenle kafamin icindeki bu cilginliklarin olduguna inaniyordum. Olurcesine korkuyordum ailemdeki intahar eden uc amcam gibi olacak sonum diye.

Kimseye guvenmedim.Normalin otesinde, belki de hayatta ozel bir gorevim var diye dusundum. Kontrol eden zamanin cogunda emirlerini bagirsa da ,garip bir sekilde kendimi sansli sayiyordum galiba.Kendimi “ normalin ustunde” hissediyordum . Saniyorum en buyuk zorlugum ise kontrol edeninsadece benim dunyamda yasadigini ve herkesin dunyasinda yasamadiginikabul etmekti. Gercekten, durustlukle herkesin onugorebildigini,duyabildigini dusunuyordum…Tum dunyanin benimbeynimdekileri okuyabildigini ve tum dusunduklerimin,hayal ettikleriminde tum dunyaya TV den vs yayinlandigini dusundum.Etrafta korkudan felc olmus vaziyette yuruyordum…

Psikozlarim her zaman vardi. Bazen is arkadaslarima bakardim ve yuzleri sekil degistirirdi.Disleri beni parcalayacak ve yiyecekler gibi, cok uzundu vahsi hayvanlarinki gibi.Cogunlukla beni yutacaklar korkusuyla, kimsenin yuzune bakmaga guvenemezdim kendime. Bu hastaligin sebep oldugu bu aci ve dehsetten hic nefes alamiyordum, hic ara yoktu. Birseylerin yolunda olmadigini biliyordum ve kendimi sucladim. Kardeslerimin hicbirinde bu hastalik yok, kotu olanin ben olduguma karar verdim.
Sanki daireler seklinde kosuyormusum gibiydi, hicbir yere varamiyordum, sadece“cilginlik” kara deliginden asagiya dusuyordum. Neden bu hastalikla yasamak zorunda oldugumu anlayamiyordum.Tanri neden bunu bana yapsin ki? Etrafimdaki herkes suclayacak birisini veya birseyi ariyor. Ben kendimi sucladim. Eminim benim sucumdu cunku biliyorum ben kotu, ahlaksizim. Baska cozum ve ihtimal goremiyorum.
Ailemin,terapistimin, arkadaslarimin sevgisi ve destegi olmadan bugun oldugum durumda olabilir miydim bilmiyorum. Beni bu kahredici hastaliktaki seyahatte tasiyan, onlarin benim bunu yenecegime olan inanclariydi.

…Mental hastaliklarin semptomlarini hafifleterek dayanilmasi daha kolay hale getirecek bircok cok guzel ilac var simdi.Biz sizofrenili hastalara kalmis sabirli olmak ve guvenmek.Yarinin baska bir gun olduguna inanmaliyiz- belki de sizofreniyi tamamen anlamaga, nedenlerini bilmegeve kesin tedavisini bulmaya bir gun daha yakin oldugumuza…”
Son düzenleyen perlina; 16 Ocak 2017 12:12
_PaPiLLoN_
30 Haziran 2009 18:37   |   Mesaj #9   |   
_PaPiLLoN_ - avatarı
Ziyaretçi

ÇOCUKLUK ŞİZOFRENİSİ (ERKEN BAŞLANGIÇLI ŞİZOFRENİ)


Kişinin, gerçeklikle alakasını koparan akıl hastalıklarına psikoz denilmektedir. Şizofreni ise, bireyin dış dünyayla ilişkilerinin koptuğu, içe kapandığı, gerçeklik algısının bozulduğu, kendine ait bir dünyada yaşadığı, duygu ve davranış bozukluklarının görüldüğü bir psikozdur. Sebebi tam olarak bilinmemektedir.Ancak biyokimyasal etkenler önemlidir.Ailede şizofren olması bir risk faktörüdür.

Ad:  sizofreni-cocuk.jpg
Gösterim: 58
Boyut:  59.6 KB
Eğer kişi de biyolojik bir yatkınlık varsa çevresel etkenler şizofreninin ortaya çıkmasını tetikler. Bu hastalık toplumun yaklaşık %1’inde görülmektedir. Şizofreni her toplumda görülebilir ve ülkemizde de yaklaşık 600 bin şizofreni hastası vardır. Kadın ve erkeklerde görülme sıklığı aynıdır ancak kadınlarda başlangıç yaşı daha geç olur. Kadınlarda 30, erkeklerde 20 yaş civarında başlar.
Şizofreni çocuklarda çok sık görülmemektedir. Kız ve erkek çocuklarda görülme oranı aynıdır. Önceleri yaşamın ilk yıllarında anne-bebek ilişkisindeki bozuklukların şizofreninin oluşumunda etkili olduğu düşünülmekteydi.Ancak sadece annenin etkili olduğunu düşünmek hatalı olabilir. Bebek doğuştan genetik bir yatkınlığa sahipse anneyle olan ilişkideki problem sadece bir tetikleyici olabilir.5 yaşından önce nadiren görülür ve genellikle ilk belirtiler ergenlik dönemi sonunda ortaya çıkar. Çocukluk şizofrenisi otizm ile karıştırılabilir. Ancak otizm belirtileri 3 yaşından önce ortaya çıkar, şizofreni ise 5 yaşın üstünde görülür.

Çocuklarda ve ergenlerde de yetişkinlerdeki belirtiler görülür
Hastalığın belirtileri şöyle sıralanabilir:


· Halüsinasyon (varsanı) ve ilüzyonlar (yanılsama) görülür. Halüsinasyon aslında olmayan sesler duymak, görüntüler görmek(hayaller) gibi durumları ifade eden idrak bozukluğudur. İşitsel halüsinasyonlar daha fazla görülür.Mesela birilerinin sürekli kendisine hakaret ettiğini söyler. İlüzyon ise varolan bir uyarıcıyı yanlış algılamadır. Örneğin yerdeki bir ipi yılan zannetmek gibi. Sağlıklı insanlar da ilüzyon görebilir ancak şizofrenlerdeki ilüzyonlar korkutucu ve tuhaftır.
· Sanrı adı verilen ve gerçekle ilişkisi olamayan ancak mantıklı açıklamalarla da değiştirilemeyen düşünceler. Şizofrenide görülen sanrılar şunlardır:
-Düşünce okunması: Kişi, çevresindekilerin kendi düşüncelerini okuduğunu ya da kendisinin çevresindeki insanların düşüncelerini okuyabildiğini söyler.
-Düşünce sokulması: Birilerinin onun kafasına çeşitli düşünceler soktuğu ve davranışlarını kontrol etmeye çalıştığını düşünür.
-Alınma sanrıları: Birilerinin sürekli kendisiyle ilgili konuştuğu ya da onu gözlediklerini düşünür.
-Büyüklük sanrıları: Kendisini toplum içinde çok önemli birisi olarak algılar.
-Erotomanik sanrılar: Tanımadığı insanların kendisine aşık olduğu ve cinsel şeyler söylediğini düşünür
· Duyguların iki zıt yönde beraber gelişmesi (ambivalans) görülür. Sevmek-nefret etmek, istemek-istememek gibi.
· Konuşmada dağınıklık ve tuhaflıklar ortaya çıkar ve anlaşılmaz hale gelebilir.
· Dış dünyanın gerçeklerinden uzaklaşma görülür.
· Soyut düşünce bozulmaya başlar. Örneğin sayı sayamaz.
· Garip pozisyonlarda hiç hareket etmeden uzun süre sessiz durabilirler.
· Dikkat toplama , problem çözme, plan yapma gibi yetilerde yetersizlik görülür.
· Tepkisizlik ve duygularda azalma ortaya çıkar.
· Garip yüz ifadeleri, tekrarlayan hareketler ve saldırganlık görülebilir. Ancak şizofrenlerde saldırganlık çok sık görülen bir belirti değildir.

Başlama yaşı ne kadar erkense belirtiler o kadar davranış bozukluğu şeklini alır; tükürme, küfretme, kendi kedine mırıldanma, gülme gibi.

Şizofreni tanısı konulabilmesi için bu belirtilerin tamamının bir arada olması gerekmez. Kişi 6 aydan uzun bir süre psikoz belirtileri gösteriyorsa şizofren tanısı konulabilir.


Gösterilen davranış bozukluklarına göre şizofreni 5 ayrı tipte incelenir:
  • 1. Paranoid Tip: Kuşku ve suçlayıcılık içeren düşünceleri ve halüsinasyonlar vardır. Normal insanlardan zor ayırt edilirler çünkü hezeyanları ile ilgili davranışlar dışında çok fazla garip davranışları yoktur. Garip konuşmalar görülmez.
  • 2. Katatonik Tip: Uzunca bir süre belli bir pozisyonda heykel gibi durabilirler. Bazen de aşırı hareketli olabilir ve bu durumlarda çevrelerine zarar verebilirler.
  • 3. Dağınık (Desorganize) Tip: Dış dünyayla bağlantı kesilmiş ve kişi içe kapanmıştır. Öz bakım becerilerinde problem yaşanmaya başlar, bu beceriler yerine getirilemez. Duygular sık sık değişebilir, saçma davranış ve konuşmalar görülür. Donuk bir yüz ifadeleri ve bulundukları durumla ilgisiz duygulanımları vardır. Örneğin çok üzücü bir durumda neşeli görünebilirler.
  • 4. Ayrışmamış (Farklılaşmamış) Tip: Tanı konulma sürecinde yukarıdaki alt tiplerin belirtilerinin tümü görülebilir ancak hiç biri tam olarak ayırt edilemez. Zamanla belirtiler bu üç tipten birine yakınlaşır.
  • 5. Rezidüel Tip: Davranış bozuklukları çok belirgin değildir ve genelde duygulanımla ilgili davranış bozuklukları vardır.
Hastalığın belirtilerinin çok yoğun olarak görüldüğü alevlenme dönemlerinde kişi günlük işlerini yürütemez hale gelebilir. Öz bakım becerilerinde azalmalar ortaya çıkar. Örneğin banyo dahi yapmak istemezler.

Ergenlik döneminde şizofreninin başlangıç belirtileri çok belirgin olmayabilir ve aile tarafından yanlış değerlendirilebilir. Bu durum hastalığın ilerlemesine neden olur. Şizofreninin başlangıç döneminde çocuğun okul başarısında bir düşüş görülür. Arkadaşlarından kopmaya ve odasına kapanmaya başlar.

Bu belirtiler ergenlik döneminde de görüldüğü için aile bu belirtileri dönemsel ve geçici olarak algılayabilir. Bu belirtilere ek olarak çocuk her şeye karşı ilgisini de kaybetmeye başlar, zamanla hırçınlaşır, ailesine-arkadaşlarına başkaldırmaya başlar. Ayrıca gündüz düşleri, emir ve eleştirilmeye duyarlılık, fizik etkinliklerde azalma görülür. Algı ile ilgili bozukluklar başlangıçta net değildir zamanla belirgin olur.

Şizofren çocuklar için sosyal kuralların bir anlamı yoktur çünkü doğruyu ve yanlışı ayırt edemeyebilirler.
Çocukluk şizofrenisindeki davranış bozuklukları her çocukta aynı değildir. Bazısında daha fazla davranış bozukluğu görülürken bazısında birkaç davranış bozukluğu görülür.

Hastalık şu özellikleri olan çocuklarda daha iyi seyreder:

—Ailenin sosyo-ekonomik düzeyinin yüksek olması
—Hastalık öncesi toplumsal ilişkiler ve işlevselliğin iyi olması
—Başlangıç yaşının geç oluşu
—İlk hastalanma sonrası düzelmenin iyi derecede olması
—Aile ve çevre desteğinin iyi olması
—Ailede genetik yatkınlık olmaması
—Zekânın normal sınırlarda olması
—Başlangıcın bir olayı izleyerek olması
—Hastalığın yavaş yavaş değil, aniden başlaması
—Tedaviye başlama için geçen sürenin kısa olması
Erken başlangıçlı şizofrenide aile fazlaca etkilenir ve çocuklarıyla ilişkileri bozulur. Bu durum hastalığın belirtilerini artırır.

Tedavisi


Şizofreninin tam olarak düzelmesi söz konusu değildir. Tedavi süresince belirtiler azalır ancak tedavi sonlandırıldığı durumda yeniden ortaya çıkar. Hafif belirtilerin olduğu pek az çocukta iyileşme gözlenir. İlaç tedavisiyle (antipsikotik ilaçlar) birlikte destekleyici terapi, grup terapileri ve aile terapisi yapılır. İlaç tedavisinin hastaların çoğunda ömür boyu devam etmesi gerekir. İlaçlar doktorun tavsiye ettiği şekilde düzenli olarak kullanılmalıdır. İlaçların düzenli alınmadığı durumlarda belirtiler tekrar ortaya çıkar. Bu nedenle ilacı keserek belirtiler çıktığında kullanmak yanlıştır. Halk arasında yaygın olan, ilaçların uyuşturucu etkisinin olduğu, bağımlılık yaptığı yönündeki inanış doğru değildir. Belirtilerin yoğun olarak yaşandığı her alevlenme döneminden sonra hasta bir önceki dönemden daha az iyileşir. Bunun için de alevlenme dönemlerinin engellenmesi gerekir. Alkol ve madde kullanımı düzenli ilaç kullanımını engeller ve aynı zamanda da belirtilerin şiddetini artırır. Bu nedenle engellenmelidir.

Şizofreni erken yaşlarda başlamışsa bir takım sosyal ve mesleki beceriler kazanılamamış olabilir ya da hastalık nedeniyle bu becerilerde azalma olabilir. Bu becerilerin kazandırılması açısından psikososyal tedaviler önemlidir. Ancak hastalığın alevlenme dönemlerinde psikososyal tedavi uygulanamaz. İlaç tedavisi ile belirtiler azaltıldıktan sonra bu tedavi uygulanabilir.

Tedavide aile büyük önem taşımaktadır, çocuğu sahiplenerek desteklemesi gerekir. Bu nedenle de aile, şizofreni ve tedavisi konusunda bilgilendirilmelidir. Çocuklar sosyal ortamlara sokulmalıdır. Çevreye zarar vereceği düşüncesiyle ya da onun durumundan utanarak toplumdan soyutlamak, eve kapatmak doğru değildir. Zaten şizofreni tedavisinde amaç hastalığın belirtilerini azaltarak toplumsal uyumu artırmaktır.

Hazırlayan
Zekiye BİCE SİRER
Psikolojik Danışman


KAYNAKÇA
SEMERCİ, Bengi; Ergen Ruh Sağlığı Aileler ve Ergenler İçin. İstanbul:Alfa Yayınları
SEMERCİ, Bengi; Birlikte Büyütelim. İstanbul: Alfa Yayınları
YARGIÇ, İlhan; “Şizofreni Nedir, Ne Değildir?”, Popüler Psikiyatri Dergisi, Kasım-Aralık 2004
YARGIÇ, İlhan; “Şizofreni Nasıl Tedavi Edilir?”, Popüler Psikiyatri Dergisi, Ocak-Şubat 2005
İstanbul Üniversitesi Ders Notları (Prof. Dr. Alaattin Duran)
Son düzenleyen perlina; 16 Ocak 2017 12:18
_PaPiLLoN_
25 Ağustos 2009 21:02   |   Mesaj #10   |   
_PaPiLLoN_ - avatarı
Ziyaretçi

ŞİZOFRENİ TİPLERİ

Şizofreni tanısı konulduktan sonra alt tiplere ayrılır. Tabloya hakim olan belirtinin tipine göre yapılan alt tiplemelr hastalığın geleceği ve nasıl olabileceği (prognoz) hakkında da ön kestirme yapmamıza yardımcı olur. Bu tipleri kısaca şöyle sıralayabiliriz.

1-PARANOİD TİP ŞİZOFRENİ

Sponsorlu Bağlantılar
Bu tip şizofrenlerde hastalığın normal insanlardan ayırdedilmesi oldukça zordur. Çünki kişilerde hezeyanları doğrultusunda zaman zaman yapabilecekleri davranış dışında etrafa garip gelebilecek çok fazla belirti yoktur. Bir veya birkaç hezeyana ek olarak sıklıkla kulağa gelen sesler vardır. Bu hastalar diğer şizofreni alt tiplerinde olduğu gibi garip davranışlar garip konuşmalrda bulunmazlar. Hatta bazen çevrelerinde hezeyanlarına inanan insanlar bile bulunabilir. Şizofreninin bu tipi ile yine bir psikoz olan Hezeyanlı Bozukluk çok sıklıkla karıştırılabilr.

2- DESORGANİZE (DAĞILMIŞ TİP) ŞİZOFRENİ

Bu hastalar da dağılmış konuşma ve dağılmış davranışlar görülebilir. Yani saçma sapan konuşmalar yada etrafa saçma gelen davranışlar yaparlar. Yüzlerine bakılırsa donuk bir yüz ifadesi yada mevcut durumu ile alakasız bir duygulanım gösterirler. Yani ağlanacak şeye gülebilirler, gülünecek şeye ağlayabilirler. Yada duygulanım ifadeleri anlamsız yere sık sık değişir.

3-KATATONİK TİP ŞİZOFRENİ

Şizofreninin bu tipinde hastalarda uzun süre aynı garip postürde (duruş, vaziyet lama) duruşlar ve aşırı hareketsizlikler, açıkca amaçsız olarak yapılan ve dış uyaranlardan etkilenmeyen aşırı hareketler yada aşırı negativist davranmalar olabilir. Bu tip Şizofreni hastaları karşısındaki insanın hareket ve davranışlarını tekrarlayabilirler.

4-FARKLILAŞMAMIŞ TİP ŞİZOFRENİ

Hasta muyene edildiğinde şizofreni tanısı konur ancak yukarıdaki alt tiplerden hiçbirisi tam olarak ayırdedilemezse bu tanı konur.

5-TORTU TİP ŞİZOFRENİ
Belirgin olarak şizofreni belirtileri artık kalmamıştır ancak daha cok duygulanımdaki (affect) küntüğn sürdüğü ve şizotreni belirtilerinin yumuşamış halde devam ettiği durumlarda bu alt tip şizofreniden bahsedilir.

HASTALIĞIN TANISI
Psikoz belirtileri başladıktan sonra en az 6 ay devam etmesi gerekir ki hastaya şizofreni tanısı konulsun. Eğer daha kısa süre geçti ise hastanın tanısı tam olarak konmaz beklenir. ( Kısa psikotik bozukluk, Şizofreni benzeri bozukluk vs)

Bazen şizofreni yaşanılan genel tıbbi bir duruma bağlı olarakta ortay çıkabilir. Bunun ayrımını tam olarak yapmak mümkün değildir. Ancak hastalıkla şizofreni arasındaki ilişki bilimsel olarak doğrulanırsa bundan söz edilebilr.

Alkol ve madde kullanımına bağlı psikozlar ve şizofreni bundan sonraki yıllarda sanırım daha fazla ortaya çıkacaktır.

Şizofreninin tedavisinde yeni çıkan ilaçlar büyük ufuklar açmıştır. Bu ilaçların bazen yıllarca toplumdan kaçmış hastalara bile faydalı olduğu görülmektedir. Tedavide ilaçlar ilk sırada gelir. Bu hastalık için psikoterapilerin yeri neredeyse yok gibidir. Sosyal yardımlar ise toplumsal uyumun daha iyi olmasını sağlar. Böylece şizofreni hastalığının ortaya çıkardığı fiziksel ve sosyal yıkım çok daha uzun sürede ve daha az ortaya çıkar.

Psikiyatrist Uzman Dr. Mustafa GÜVELİ

Son düzenleyen perlina; 15 Ocak 2017 11:05

Daha fazla sonuç:
şizofrenlik


Cevap Yaz
Hızlı Cevap
Mesaj:



Bu sayfalarımıza baktınız mı
paneli aç