![]() |
Vergi İadesi 2008'de vergi iadesi yerine aylık nakit ödeme geliyor. Yeni düzenlemeyle asgari ücretliye ayda 33 YTL ödenecek. Peki maaşına göre kim ne kadar alacak. (TABLO- EK1) |------------+------------+-------------+-------------+------------| | Aylık Brüt |Aylık Vergi |Yıllık Vergi |Yıllık Vergi |Aylık Vergi | | Ücret | Matrahı | Matrahı | İadesi | İadesi | |------------+------------+-------------+-------------+------------| | 531 YTL | 451 YTL | 5.416 YTL | 396 YTL | 33 YTL | |------------+------------+-------------+-------------+------------| | 750 YTL | 637,5 YTL | 7.650 YTL | 522 YTL | 43,5 YTL | |------------+------------+-------------+-------------+------------| | 1.000 YTL | 850 YTL | 10.200 YTL | 624 YTL | 52 YTL | |------------+------------+-------------+-------------+------------| | 1.500 YTL | 1.275 YTL | 15.300 YTL | 824 YTL | 69 YTL | |------------+------------+-------------+-------------+------------| | 2.000 YTL | 1.700 YTL | 20.400 YTL | 1.032 YTL | 85 YTL | |------------+------------+-------------+-------------+------------| | 2.500 YTL | 2.125 YTL | 25.500 YTL | 1.236 YTL | 103 YTL | |------------+------------+-------------+-------------+------------| | 3.000 YTL | 2.550 YTL | 30.600 YTL | 1.440 YTL | 120 YTL | |------------+------------+-------------+-------------+------------| | 4.000 YTL | 3.482 YTL | 41.784 YTL | 1.887 YTL | 157 YTL | |------------+------------+-------------+-------------+------------| | 5.000 YTL | 4.482 YTL | 53.784 YTL | 2.367 YTL | 197 YTL | |------------+------------+-------------+-------------+------------| IMF'nin isteği ile hazırlanan mini vergi paketi ile 2008 yılı başında vergi iadesi yerine gelen "standart indirim" ile asgari ücretli Maliye'den ayda 33 YTL alacak. Maliye Bakanlığı'nın IMF'nin isteği ile Gelir Vergisi Yasası'ndan ayırıp acilen çıkaracağı 'mini vergi paketi'yle vergi iadesi 2008 başında kalkıyor. Yerine getirilen 'standart indirim' ile çalışanlara her ay belirli bir tutar para ödenecek. Bu tutar çalışanların maaşlarına göre değişecek. Şimdiye kadar ödenen vergi iadesi bu kez aylık hesaplanıp çalışanların gelir vergisinden düşülecek. Yani gelir vergisi oranlarında indirim yapmayan Maliye bunun yerine her ay vergi iadesi tutarı kadar çalışanın vergisini indirecek. Böylece işyerleri alınan ücrete bağlı olarak çalışan adına yüzde 5-6 daha az vergi ödeyecek ve farkı da çalışanların ücretlerine yansıtacak. Buna göre 380 YTL aylık net ücret alan asgari ücretli aylık 33 YTL' yi vergi iadesi yerine devletten iade olarak alacak. |
"Sizi Allah'a Havale Ediyorum" Demokrasi Nerdeydi ? http://img407.imageshack.us/img407/8324/karneclc9.jpg “Neden hocam, neden ödülümü vermediniz?'' 24 Kasım Öğretmenler Günü nedeniyle Adana’nın Kozan İlçesi’nde düzenlenen kutlama etkinliklerinde türban krizi yaşandı. Kompozisyon yarışmasında birinci olan İmam Hatip Lisesi öğrencisi 17 yaşındaki Tevhide Kütük ödülünü almak üzere başında türbanla sahneye çıkınca, Kaymakam Aydın Tetikoğlu ve Garnizon Komutanı Binbaşı Hüseyin Çopur’un uyarısı üzerine indirildi. İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nce Kozan Belediyesi Tiyatro Salonu’nda düzenlenen törene Kaymakam Aydın Tetikoğlu, Belediye Başkanı Kazım Özgan, Cumhuriyet Savcısı Mahmut Savaşçı, Emniyet Müdürü Murtaza Cuhacıoğlu, Garnizon Komutanı Binbaşı Hüseyin Çopur, İlçe Milli Eğitim Müdürü Mutlu Canbolat, çok sayıda öğretmen ve öğrenci katıldı. Törende, ilçedeki okullar arasında düzenlenen ‘Öğretmen’ adlı kompozisyon yarışmasında dereceye giren öğrenciler, ödülleri verilmek üzere sahneye çağırıldı. ‘Bir öğretmen olmalı’ başlıklı yazısıyla birinci olan İmam Hatip Lisesi 11-C sınıfı öğrencisi Tevhide Kütük, başında türbanla sahneye çıkınca, ödül vermek üzere sahnede bulunan Kaymakam ve Garnizon Komutanı'nın tepkisiyle karşılaştı. Kaymakam ve komutanının “İndirin onu’ talimatı üzerine sahneden inen Tevhide Kütük, protokolde oturan İlçe Milli Eğitim Müdürü Mutlu Canbolat’ın yanına giderek, “Neden hocam, neden ödülümü vermediniz?'' diye sordu. Cevap alamayan öğrenci, gözyaşları içinde yerine otururken, “Sizi Allah’a havale ediyorum'' dedi. |
Batman Belediye Başkanı: Dağdakiler, bu ülkenin en onurlu insanlarıdır! Arif ARSLAN DHA BATMAN Belediye Başkanı DTP'li Hüseyin Kalkan, “Dağdakiler, ülkenin en onurlu insanlarıdır. Çünkü bunlar hiç bir çıkarsal birşeye girmeden, salt kimlik sorunu için onurlu yaşam için çaba sarfetmektedir. Bu ülkenin böyle insanlara ihtiyacı vardır. Bu ülkenin, bu insanlardan zarar görmesi söz konusu değildir'' dedi. Batman Belediye Başkanı Hüseyin Kalkan, belediyenin hizmetlerini anlatmak için makamında basın toplantısı düzenledi. Yaptıkları hizmetleri anlatan Kalkan, bir gazetecinin ‘Partinize yönelik kapatma davasını nasıl karşılıyorsunuz?’ sorusuna, halka hizmet için geldiklerini belirterek şu karşılığı verdi: “Gerektiği yerde kendimizi feda etmek içinde geldik. Vekillerimiz meclise çözüm için gelmişlerdir. Ülkeye katkı sunmak için bulunuyorlar. Ancak her yaklaşımda ‘kendi soydaşlarınızı kınayın’ anlamında bir telkin var. Halkı temsil eden ve Meclis’te grubu bulunan bir partiyi dayatmalarla, milliyetçi partilerin söylemleriyle, hukuk dışı bir uygulamayla karşı karşıyayız. Kapatma davası açılması doğru bir mantık değil. Bu girişimler, 1980 yıllarını gösteren, bir girişimdir. Örgütlenmenin yasak olduğu yıllarda herkes nasıl dağa çıkıyorsa, bu yaklaşım aslında bir dağ yoludur ve yasa dışı yolu göstermektir. Uzun dönemdir partimiz stratejik değişime girmiştir. Meclis’e girmek taktiksel değildir, stratejiktir. Şimdi yapılmak istenen halkımızın seçtiği vekilleri, siyaset dışına itmektir. Bu da ülkeye zarar verir. Bu kadar iyi niyete rağmen, partimiz seçim sistemine karşı bağımsız girmesine rağmen, hala meclis dışına itme çabaları, Kürtleri de farklı bir ayrılışa koyacaktır. Bu hatadan vazgeçilmelidir.'' Belediye Başkanı Hüseyin Kalkan, rant ilişkileri ortaya çıkarılmasın diye sürekli Kürtler üzerine gündem oluştuğunu da iddia ederek şöyle devam etti: “Dağda yaşayan insanlarımız, ülkenin en onurlu insanlarıdır. Çünkü bunlar hiç bir çıkarsal birşeye girmeden, salt kimlik sorunu için, onurlu yaşam için çaba sarfetmektedir. Bu ülkenin böyle insanlara ihtiyacı vardır. Bu ülkenin, bu insanlardan zarar görmesi söz konusu değildir. Gerçekten bu insanlara kapıların açılması, sosyal yaşama katılması gerekir. Bunun için anayasal düzenleme yapılmalı'' diye konuştu. |
Asgari geçim indiriminde kim ne kadar alacak? http://www.hurriyet.com.tr/_newsimages/4526269.jpg İşte ücretlere yansıyacak rakamlar... Vergi iadesinin yerini alan asgari geçim indirimi sistemi yıl başında ücretlere yansımaya başlıyor. CNBC-e'nin haberine göre; yeni sistemde brüt maaş ne olursa olsun eşi çalışmayan iki çocuklu bir ücretlinin aylık net maaşına 64,5 YTL eklenecek. Fiş toplayarak vergi iadesinin yerini alan yeni sistem, yıl başında yürürlüğe giriyor. Asgari geçim indirimi adı verilen sisteme göre ayda brüt bin YTL alan ve eşi çalışmayan iki çocuklu bir ücretlinin eline maaşının dışında aylık net 64,5 YTL geçecek. Asgari geçim indirimi sisteminde, ücretlinin maaşı değil medeni durumu ve çocuk sayısı baz alınıyor. Başka bir deyişle alınan maaş ne olursa olsun yararlanılacak asgari ücret indirimi aynı olacak. Eşi çalışmayan iki çocuğu olan bir ücretli, ayda 15 bin YTL maaş da alsa asgari ücret de alsa aynı indirim tutarını net maaşına ekleyecek. Yeni sistemde, bekar bir asgari ücretli maaşının dışında yıllık 516 YTL 37,5 kuruş alacak. Eski sisteme göre, tüm fişleri topladığı varsayıldığında, bu kişi 411,12 YTL alacaktı. Bu durumda yaklaşık 105 YTL avantajlı konumda oluyor. http://www.hurriyet.com.tr/_newsimages/4526247.jpg Not: Tabloda eşi çalışmayan çocuklu aileler baz alınmıştır. Eşi çalışanlar yüzde 10 daha az alacak. Asgari ücretli evli olursa bekara göre daha kazançlı çıkıyor. Evli ve eşi çalışmayan çoçuksuz asgari ücretlinin yıllık gelirine 619 YTL 65 kuruş eklenecek. Bu sistemde çocuklu aileler gözetiliyor. Asgari ücretli evli, eşi çalışmıyor ve iki çocuk sahibi ise, aynı koşullarda ama çocuksuz olana göre yıllık 155 YTL daha fazla alıyor. EŞİ ÇALIŞAN YÜZDE 10 AZ ALACAK Eşi çalışanlar diğerlerine göre yüzde 10 daha az alacaklar. Örneğin, eşi çalışan 1 çocuklu çalışan 627 YTL alacak. Uygulamada çocuk sınırlaması yok. Çocuk sayısı arttıkça indirim oranı da artacak. |
Türkiye'de yağış bereketi... Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdür Yardımcısı Mahmut Kayhan, son 1,5 aydaki yağış miktarının mevsim normallerine göre yüzde 52 oranında arttığını bildirdi. Kayhan, Küresel Isınmanın Etkileri ve Su Kaynaklarının Sürdürülebilir Yönetimi konusunda kurulan Meclis Araştırması komisyonuna "İklim Değişikliği ve Kuraklık Analizi" konulu sunum yaptı. Kayhan, sunumunda son 1,5 ayda ülke genelinde meydana gelen yağış artış oranları hakkında bilgi verdi. Buna göre, son 1,5 ayda ülke genelinde metrekareye 129,8 milimetre yağış düştü. Normal yağış değerine (metrekareye 85,4 milimetre) göre yüzde 52 oranında artış oldu. Yağış oranlarında normale göre, Ege Bölgesi’nde yüzde 156, İç Anadolu Bölgesi’nde yüzde 88, Karadeniz Bölgesi’nde yüzde 52, Marmara Bölgesi’nde yüzde 41, Akdeniz Bölgesi’nde yüzde 41, Doğu Anadolu Bölgesi’nde yüzde 22 artış meydana geldi. Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki yağış oranı ise yüzde 50 azaldı. Ege Bölgesi’nde son 1,5 ayda metrekareye 165,1 milimetre, Karadeniz Bölgesi’nde 217,8 milimetre, Akdeniz Bölgesi’nde 136,6 milimetre, Marmara Bölgesi’nde 132,4 milimetre, Doğu Anadolu Bölgesi’nde 95,6 milimetre, İç Anadolu Bölgesi’nde 82,4 milimetre, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde ise 33,6 milimetre yağış düştü. Kayhan, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin geçen yıl metrekareye 167,2 milimetre yağış aldığını anımsatarak, bu nedenle yağış azlığının önemli bir sıkıntıya neden olmayacağını vurguladı. |
TÜRK TELEKOM da ZAFER Telekom grevi dün gece imzalanan anlaşma ile sona erdi. Bugün yapılacağı açıklanan görüşme beklenmeden Türk-İş Genel Başkanı Salih Kılıç ve Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın da katıldığı, işçilerden ve kamuoyundan kaçırılan “baskın” bir toplantı ile grev bitirildi. Grevin esas nedeni Türk Telekom patronunun işçileri “bölen” uygulamalardaki ısrarıydı ve bu “kapsam” ısrarı “şimdilik” tutmuş görünüyor. 45 günlük grevle yıllar sonra Türkiye’de sınıf mücadelesine kocaman bir çentik atan, işine, işletmesine, örgütlenme hakkına ve memleketine sahip çıkan yurtsever Telekom işçisi “Bu iş burada bitmez” diyor. Telekom işçilerinin grevi dün geceyarısı gerçekleştirilen ani görüşme ile sona erdirildi. Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, Türk-İş Genel Başkanı Salih Kılıç, Türk Telekom ve Haber-İş Sendikası yetkililerinin işçilere ve kamuoyuna haber verilmeden gerçekleşen görüşmesinde anlaşma bağıtlama tutanağı imzalandığı açıklandı. Türk Telekom'da 16 Ekim'de başlayan ve bugün itibariyle 45. gününe giren grev bu sabah imzalanacak anlaşmayla fiilen bitmiş olacak. Ulaştırma Bakanı, Türk-İş Genel Başkanı, sendika ve işveren temsilcilerinin bugün bir görüşme yapacağı açıklanmıştı. Ancak dün gece bir karar değişikliğiyle Ankara'da Salih Kılıç ve Binali Yıldırım'ın da katılımıyla bir toplantı gerçekleştirildi ve burada "anlaşma" sağlandı. Kapsam dışı baki eşitsizlik de Telekom işçileri, kamuoyuna patron Oger ve Hükümet çevrelerinin yaydığı gibi ücret anlaşmazlığından ötürü değil, sendikasızlaştırma girişimi ve kapsam dışı ile kapsam içi işçiler arasındaki eşitsizlikler nedeniyle gitmişti. Oger, kapsam içi işçi sayısının azaltılmasında, yani sendikalı işçilerin yarısının sendikasızlaştırılmasında ısrar etmişti. Bu şekilde hem sendikadan kurtulmak hedeflenmiş hem de işçiler arasındaki ücret ve sosyal haklardaki eşitsizliklerin daha da derinleştirilmesi planlanmıştı. İşçiler toplu sözleşme görüşmeleri sırasında sendikasızlaştırma girişimine karşı çıkmış, kapsam içi ve kapsam dışı arasındaki farklılıkların giderilmesini talep etmişti. Kapsam dışı işçilerin daha eğitimli olduğu öne sürülüyor ve kapsam içi işçilerle aralarında hem ücret ve sosyal haklarda hem de çalışma koşulları açısından önemli farklar bulunuyor. Önemli bir bölümü Oger'in Türk Telekom'u devralmasından sonra işe başlayan kapsam dışı işçilere yapılan farklı muamele, işçileri "bölme" amacının ürünü. Dün gece imzalanan anlaşmada Oger, sendikalı işçi kapsamının daraltılması konusunda mesafe kaydedemedi ancak işçiler arasında eşitsizliğin sürmesi konusundaki ısrarında "şimdilik" başarı sağladı. Telekom işçilerinin üçte birinin "örgütsüz" olmaya devam etmesi ve sendikalı işçilerin tepesinde bir kılıcın sallanması durumu korunmuş oldu. Anlaşmada yer aldığı belirtilen "Çalışanlar arasındaki ücret dengesizliğini gidermek üzere 30 milyon YTL bütçe ayrılacak" ifadesini ise soL'un yayına hazırlandığı saatlerde konuştuğumuz işçiler gülümseyerek karşıladı. İşçiler, sendika tarafından kendilerine geçtiğimiz hafta grevde oldukları için yapılan 1000 YTL'lik yardımın toplam tutarının 25 milyon YTL olduğunu söyleyip Türk Telekom'un yıllık kârının 2 milyar doların üzerinde olduğunu hatırlattılar. 30 milyon YTL'lik bütçe gülünç ve göstermelik bulunuyor. Anlaşmaya göre ilk yıl yüzde 10, ikinci yıl yüzde 6,5 zam yapılırken, bir sefere mahsus olmak üzere bayramdan önce işçilere 200 YTL ödeme yapılacak. Bakan'dan grev kırıcılığa "özel" teşekkür Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım anlaşmanın sağlanmasının ardından basına yaptığı açıklamada "Bu süreçte grevde bulunan 23 bin 400 Türk Telekom çalışanı ve ailelerinin mağdur olmamaları için fedakarlıktan çekinmeyen işverene teşekkür ediyorum. Grev süresince kamu malına zarar vermeden ve hiçbir hizmeti aksatmadan özverili bir şekilde çalışan Türk Telekom çalışanlarını özellikle tebrik ediyorum" sözleriyle Türk Telekom yönetiminin "grev kırıcı" faaliyetlerine övgü düzmesi "özellikle" dikkat çekti. Bakan, Türk Telekom grevlerinde aksama yaşanmadığını vurgularken Haber-İş Genel Başkanı Ali Akcan'ın anlaşma bağıtlama tutanağının imzalanmasından sonra yaptığı ilk açıklamada "mağdur" edilen vatandaşlardan özür dilemesi de ilginç bulundu. konuşan işçilerden birinin "Bu iş burada bitmez" sözü bundan sonra ne olacağını özetliyor. Yurtsever Telekom işçisi işine, işletmesine, örgütlülüğüne, memleketine sahip çıkmaya devam ediyor. Alıntıdır |
Çağla Şikel babasını kaybetti Manken Çağla Şikel'in 58 yaşındaki babası Hüseyin Şikel, İstanbul Topkapı İş Merkezi'ndeki bürosunda dün kalp krizi geçirerek öldü. Çağla Şikel'i "Babanız rahatsızlandı" diye aradılar. İş merkezine koşan Çağla acı haberi öğrendi Çağla Şikel'in serbest muhasebeci ve mali müşavir olan babası Hüseyin Şikel, dün saat 15.30'da Topkapı İş Merkezi'nin 3'üncü katında bulunan bürosunda kalp krizi geçirdi. Çalışanların haber vermesi üzerine ofise gelen Hızır Acil ekipleri Hüseyin Şikel'in kalbine elektro şok cihazıyla müdahale etti. Ancak müdahaleler sonuç vermedi. Cep telefonundan aradılar Hüseyin Şikel'in yanında çalışanlardan biri Çağla Şikel'i cebinden arayıp "Babanız rahatsızlandı. Acilen buraya gelseniz iyi olur" dedi. Çağla Şikel de sevgilisi Emre Altuğ ve birkaç yakın arkadaşı ile birlikte hemen Topkapı İş Merkezi'ne gitti. Çağla iş merkezinde acı haberi öğrenince yıkıldı. Çağla'yı sevgilisi şarkıcı Emre Altuğ teselli etmeye çalıştı. |
Kredi kartı aidatları yasal değil.... Kredi kartı aidatı konusunda açılan davaların tüketicilerin lehine sonuçlanmasının ardından, bankaların müşterilerinden aldığı kredi kartı ücretinin de yasal olmadığı ileri sürüldü. Bazı bankalar müşterisine sunduğu kredi kartları için aidat adı altında belli bir ücret alıyor. Genelde ekstrelere yansıtılan ve tüketiciyi ödeme konusunda zorunlu bırakan bu duruma karşı açılan davalar, bugüne kadar bankalar aleyhine sonuçlandı. |
"İstanbul'da yaşamanın bir bedeli olmalı" http://img.mynet.com/ha3/e/erdo_abddonus.jpg Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, sürekli göç alan İstanbul'un nüfus problemine dikkat çekerek, "Dünyada New York, Paris, Londra gibi metropollerde yaşamanın türlü bedelleri vardır. İstanbul bu noktada çok ucuz illerden biri. Burada bir bedel yok. İsteyen istediği yere gelip bir binayı konduruveriyor" dedi. Başbakan Erdoğan, Melen Suyu Projesi Açılışı ve Ağaçlandırma Seferberliğinin Başlatılması Töreni'nde yaptığı konuşmada, Melen Suyu'nun 20 Ekim'de İstanbulluların hizmetine sunulmaya başlandığını, ancak o dönemde anayasa değişikliği referandumu yasaklarının yürürlükte olması nedeniyle, resmi açılışın bugün gerçekleştirildiğini söyledi. -"SUSUZLUK TEHLİKESİ İLE İNŞALLAH BİR DAHA KARŞILAŞMAYACAĞIZ"- İstanbul'un su ihtiyacını büyük ölçüde karşılayacak projenin İstanbullulara hayırlı olmasını dileyen Erdoğan, geçtiğimiz yaz mevsiminde yaşanan su sıkıntısını hatırlatan Erdoğan, "Tedirginliğini yaşadığımız susuzluk tehlikesiyle inşallah bir daha karşılaşmayacağız" dedi. İstanbul'un ihtiyaçlarını karşılamanın, sürekli artan nüfus ve göç olgusu nedeniyle zor olduğunu hatırlatan Erdoğan, şöyle konuştu: -"METROPOLDE YAŞAMANIN TÜRLÜ BEDELLERİ VARDIR"- "Bu ifadem farklı analaşılabilir, yanlış yaklaşımlarla bir değerlendirmeye tabi tutulabilir ancak dünyanın neresine gidilise gidilsin, bu tür metropollere gelecek olanlara ödettirilen belli bedeller vardır. Dünyada New York, Paris, Londra böyledir. Orada yaşamanın bir farklı bedeli vardır. İstanbul bu noktada çok ucuz illerden biri. Burada bir bedel yok. İsteyen istediği yere gelip bir binayı konduruveriyor. Devletin hazinesinde kondurulmuş bir bina, öbür tarafta hanımının kolundan bileziğini satarak daire alan bir insan... Ama ikisi eşit. Olur mu böyle şey? Olmaz. Burada bir adaletsizlik doğar. O kaçak binayı yapana da devlet ne yapıyor? Elektriği de götürüyor, suyunu da götürüyor. Bütün bu imkanlardan da istifade ediyor. Bu noktada bir adaletsizlik var. Bunların bir düzene konması lazım. İşte biz bu düzeni kurmak için varız ve bunu yapmaya da hazırız." |
Ev telefonundan ucuza konuşmanın gizli yolu https://www.msxlabs.org/common/images/news/0.gif Artık ev ve iş telefonundan yaptığı aramalardan önce 1045 çeviren herkes şehirlerarası, uluslararası ve cep telefonlarıyla çok daha ucuza görüşebiliyor. Dünyanın pek çok ülkesinde yaygın olarak kullanılan Arama Bazında Operatör Seçimi (Call by Call) hizmeti Türkiye'de de başladı. Telekom sektörümüzün öncü ismi Millenicom tarafından başlatılan hizmet 1045 adını taşıyor. Şehirlerarası, uluslararası ve cep telefonu aramalarını çok daha ucuza yapmak isteyenler, aradıkları numaradan önce 1045 çevirerek bu yeni hizmetten hemen yararlanabiliyorlar . 1045'ten yararlanmak için kullanıcıların hiçbir sözleşme imzalamasına gerek yok. Ev ya da iş telefonlarının ahizesini kaldırıp önce 1045 tuşlamaları, sonrasında ise arayacakları şehirlerarası, uluslararası ya da cep numarasını çevirmeleri yeterli. Örneğin, Ankara'yı ararken 1045 0312... veya Almanya'yı ararken 1045 0049 ... şeklinde numara çevirmek gerekiyor. TARİFENİZİ DEĞİŞTİRMENİZ GEREKİYOR Evinde veya işyerinde Türk Telekom StandartHATT, KonuşkanHATT ve ŞirketHATT abonesi olan herkes, 1045 hizmetinden hemen yararlanmaya başlayabilir. HesaplıHATT ya da YazlıkHATT abonelerinin ise bu hizmetten faydalanmak için Türk Telekom'un 444 1 444 numaralı çağrı merkezine başvurarak tarife paketlerini değiştirmeleri gerekiyor. 1045'te aylık sabit ücret, bağlantı ücreti ya da herhangi bir gizli maliyet bulunmuyor ve ne kadar konuşursanız onu ödüyorsunuz. Ay boyunca 1045 hizmeti kullanılarak yapılan görüşmelerin tutarı, takip eden ay Türk Telekom tarafından faturalanacak. Ödemeler ise, mevcut Türk Telekom faturalarının ödendiği şekilde ve kolaylıkta yapılacak. Türk Telekom faturaları için otomatik ödeme talimatı olanların 1045 fatura bedelleri de, hiçbir işleme gerek kalmadan bu kapsamda otomatik olarak hesaplarından tahsil edilecek. DAKİKASI 7 KURUŞ 1045 hizmetinin ekonomik tarife ücretleri aranan yere bağlı olarak değişiklik gösteriyor. İster şehirlerarası, ister uluslararası isterse cep telefonu arayın, 1045'in özel indirimli tarifelerinden yararlanıyorsunuz. 1045 ile şehiriçi fiyatına şehirlerarası, Amerika, Rusya ve bütün Avrupa Birliği ülkelerindeki ev ve iş telefonları aranabiliyor. Şehirlerarası ve bu ülkeleri aramanın dakikası sadece 7 kuruş. Ev ve iş telefonlarından cep telefonlarını aramak da çok avantajlı, dakikası sadece 27 kuruş. Türkiye'den çok aranan ülkelerin bazılarında indirim oranları yüzde 80'lere kadar varabiliyor. Güncel ve geçerli fiyatların yer aldığı tarifeler 1045.com.tr web sitesinden öğrenilebiliyor. İŞTE FİYATLAR 1045 Fiyatı TT StandartHATT Fiyatı Avantajınız Şehirlerarası 0,0700 0,0807 13% Mobil Turkcell 0,2700 0,3371 20% Mobil Avea 0,2700 0,3371 20% Mobil Vodafone 0,2700 0,3371 20% Almanya Sabit 0,0700 0,1060 34% Almanya Mobil 0,4000 0,5360 25% İngiltere Sabit 0,0700 0,1060 34% İngiltere Mobil 0,4000 0,5360 25% A.B.D. Sabit 0,0700 0,1060 34% A.B.D. Mobil 0,0700 0,1060 34% Rusya Sabit 0,0700 0,1060 34% Rusya Mobil 0,2700 0,5360 50% Fransa Sabit 0,0700 0,1060 34% Fransa Mobil 0,4000 0,5360 25% Azerbaycan Sabit 0,2000 0,2970 33% Azerbaycan Mobil 0,3200 0,5360 40% Fiyatlar 1 dakikalık görüşmenin YTL cinsinden bedeli olup, %18 KDV dahil, %15 ÖİV hariçtir. Millenicom Türkiye kimdir? Millenicom Türkiye, Almanya merkezli European Telecommunication Holding şirketlerinden Millenicom ve Alovatan'ın Avrupa telekom pazarında edindiği tecrübe ve birikimi Türkiye pazarına en etkin şekilde yansıtmayı hedefleyen bir telekomünikasyon firmasıdır. Millenicom, Almanya'da Arama Bazında Operatör Seçimi (Call by Call) alanında geçtiğimiz yıllar boyunca edinmiş olduğu tecrübeyi, ülkemizdeki 1045 hizmetine de yansıtmakta ve böylece tüm kullanıcılara hem kaliteli hem de uygun fiyatlı hizmet sunulabilmektedir. 2004 yılından bu yana hizmet veren Millenicom Türkiye, A-Tipi Uzak Mesafe Telefon Hizmet Lisansı (UMTH) sahibidir ve ülkemizde bugüne dek pek çok yeniliğe imza atmış deneyimli bir kadroyla faaliyet göstermektedir. Millenicom Türkiye bugün ulaştığı noktada, ülkemiz telekomünikasyon sektörüne yön veren ve kendi alanında öncü bir kurum olarak dikkat çekmektedir. Millenicom Türkiye, 13 ilde 17 noktada hizmete soktuğu POP noktalarıyla bugün itibariyle ayda 70 milyon dakikayı aşkın taşıma kapasitesine ulaşmış bulunmaktadır. 60'ın üzerinde uluslararası telekom operatörüyle arabağlantı gerçekleştirmiş bulunan Millenicom, Frankfurt ile İstanbul arasındaki fiberoptik kapasitesi aracılığıyla çok yüksek nitelikli ve ekonomik hizmet vermektedir. Millenicom Türkiye, aynı zamanda kurumsal ve bireysel telekomünikasyon abonelik hizmetleri alanlarında da faaliyet göstermektedir ve hem yurtdışında hem de ülkemizde pek çok telekom operatörüne destek sunmaktadır. (memurlar netten alıntıdır) |
PKK kaçıyor, komandolar kovalıyor Şenol ÇAKIR/YÜKSEKOVA (Hakkari), (DHA) TÜRK Silahlı Kuvvetleri, Kuzey Irak’a PKK’lı teröristlere yönelik yapacağı nokta operasyonları için istihbarat çalışmalarına ağırlık verdi. Bir yandan operasyon hazırlıklarına hız verilirken bir yandan da sıfır noktalarına asker sevkiyatı yapılıyor. Son olarak bugün sabaha karşı Hakkari’nin Yüksekova ve Şemdinli’deki sıfır noktalardaki birliklere füze bataryaları nakledildi. Yoğun güvenlik önlemleri altında gerçekleştirilen sevkiyat öncesi, Hakkari-Yüksekova arasındaki 80 kilometrelik yol boyunda mayın arama taraması yapıldı. Hakkari’nin Yüksekova, Şemdinli ve Çukurca İlçeleri’nde askeri hareketlilik artarak devam ediyor. Türk Silahlı Kuvvetleri, Kuzey Irak’a PKK’lı teröristlere yönelik yapacağı nokta operasyonları için hem Türkiye, hem de Irak tarafında istihbarat çalışmalarına ağırlık verdi. Ayrıca sıfır noktalara komandoların sevkiyatı artarak sürüyor. Bu sabah saat 05.30’da Hakkari’nin Yüksekova ve Şemdinli ilçeleri’nin sıfır noktalarına füze bataryaları nakledildi. Mühimmat ve silahların da nakledildiği sevkiyat öncesinde ise Hakkari-Yüksekova arasındaki 80 kilometrelik yol güzergahında mayın araması yapıldı. Yüzlerce askerin katıldığı bu faaliyet sırasında, dağlara mevzilenen komandolar, emniyet görevi yaptı. Telsizli hırsızlık çetesi çökertildi Kemal ATLAN/ESKİŞEHİR, (DHA) ESKİŞEHİR’de çeşitli tarihlerde 18 işyeri ile 2 evden yaklaşık 200 bin YTL’lik ziynet ve elektronik eşya ile para çaldıkları bildirilen aralarında, baba ile ikiz çocuklarının da bulunduğu 9 kişi yakalandı. Zanlıların birbirleriyle amatör telsizle iletişim kurdukları belirtildi. Eskişehir Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şubesi ekipleri hırsızlık olayları ile ilgili olarak ‘F.A.R.E.’ adıyla operasyon düzenledi. Eskişehir’de 6 ayrı eve eş zamanlı olarak yapılan operasyonda hırsızlık olaylarına karıştıkları iddiasıyla Fevzi Kardaş (67), ikiz oğulları Uğur Kardaş (30), Temmuz Kardaş (30) ile Erdem Kayacık (30), kardeşi Çağrı Kayacık (28), Osman Dönmez (30), Osman Ertekin (32) Zeynel Abidin Kaya (26) ve Durali Algöl (27) yakalandı. Gözaltına alınan zanlıların ev ve işyerlerinde yapılan aramalarda 2 ruhsatsız tabanca, 1 av tüfeği, 1 kuru sıkı tabanca, 1 sustalı bıçak, 1 kılıç, kendi aralarında iletişim sağlamak için kullandıkları 2 amatör telsiz, ağaç kesme motoru, plazma TV, LCD televizyon, kamera, faks, ziynet eşyaları, 15 tekerlek zinciri, 17 fren yağı, 2 18 litrelik ayçiçek yağı, borç senetleri ve motorlu araçlar tescil belgeleri ele geçirildi. Zanlıların yapılan sorgulamalarında çeşitli tarihlerde 18 işyeri ile 2 evden soydukları, girdikleri işyerlerinden 10 çelik kasayı açtıkları ve yaklaşık 200 bin YTL değerinde eşya ve para çaldıkları belirlendiği bildirildi. Emniyet Müdürlüğü yetkilileri zanlıların sorgulamalarının tamamlanmasından sonra ‘Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, kurulan örgütü yönetmek, örgüte üye olmak, örgüt çerçevesi dahilinde faaliyetlerde bulunmak, çalıntı malları piyasaya sürmek, suç eşyasını satın almak ve piyasaya sürmek’ suçlarından adliyeye sevk edileceklerini belirtti. |
Nüfus cüzdanı tarih oluyor 2008 yılından itibaren nüfus cüzdanının yerini elektronik vatandaşlık kartı alacak. Yeni uygulama nasıl olacak?Pilot uygulamalarına gelecek yıl başlanacak olan e-devlet projesiyle, tapu kayıtları evden kontrol edilebilecek, vergi işlemleri için vergi dairesine gidilmeyecek, nüfus cüzdanının yerini ise elektronik vatandaşlık kartı alacak. Kamu hizmetlerine tek noktadan ulaşılmasını hedefleyen “e-Devlet Ana Kapısı”, pilot hizmetlerle 2008 yılında hayata geçirilecek. Bunun için Devlet Planlama Teşkilatı, kamu kurumlarında ortak iletişim alt yapısının kurulması maksadıyla fizibilite çalışması yapıyor. Vergi dairesinde otomasyon Sistemin hayata geçirilmesiyle vatandaşlar kamu hizmetlerinde nüfus cüzdanı yerine, temel kimlik bilgileri ve biyometrik unsurları içeren elektronik vatandaşlık kartını kullanacak. Tüm vergi daireleri de otomasyona dahil edilecek. Mükelleflere internet üzerinden verilen hizmetler artırılacak. Adalet Bakanlığı tarafından da kişisel verileri temin edecek yasal düzenleme yapılacak. Kişilerin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı ile temel hak ve özgürlüklerin korunmasını temin ederek, elektronik sistemler aracılığıyla veya diğer yollarla kişisel verilerin hukuka aykırı işlenmesinin önüne geçilecek. Tapuda ortak kullanım Gelecek yıl Tapu ve Kadastro Bilgi Sistemi (TAKBİS) de 225 tapu sicil müdürlüğü ve 9 kadastro müdürlüğünde yaygınlaştırılacak. Bu kapsamda oluşturulan veri tabanının Adalet Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, belediyeler ve noterler gibi ihtiyaç duyan kurum ve kuruluşlarla paylaşımı gerçekleştirilecek. Tapu kadastro kayıtlarının Mernis kayıtları ile entegrasyonu sağlanacak, böylece vatandaşlar kendi mülkiyetlerinde olup bitenleri rahatlıkla izleyebilecek. |
|
Fransa'yı karıştırdı Kaddafi'nin ziyaretine en sert tepki İnsan Hakları Bakanı Yade'den geldi: Fransa paspas değildir! http://www.milliyet.com.tr/2007/12/11/dunya/resim/axdun02.jpg SABETAY VAROL Paris Libya lideri Muammer Kaddafi'nin dün başlayan Fransa ziyareti, daha Kaddafi Paris'e ulaşmadan Fransa'yı karıştırdı. Kaddafi'nin 5 gün sürecek ziyareti, ülkede dozu giderek artan sert tepkilere neden oluyor. Sosyalistler Kaddafi'nin Fransa'ya gelmesine sert tepki gösterirken Senegal kökenli İnsan Hakları Bakanı Rama Yade, "Fransa, terörist olsun olmasın, Albay Kaddafi gibi yöneticilerin kanlı ayaklarını sileceği bir paspas değildir" diyerek tepkide Sosyalistlerin de önüne geçti. Bu açıklamasından sonra Rama Yade, Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy tarafından Elysee Sarayı'na çağrılarak demecini yumuşatması istendi. Yade bunun üzerine Kaddafi'nin Fransa'ya davetine değil bu davetin zamanlamasına itiraz ettiğini, insan hakları ihlallerinin de mutlaka Kaddafi'ye hatırlatılması gerektiğini vurguladı. Öte yandan görüşmede iki liderin, iki ülke arasında 10 milyar euro'luk silah ve nükleer reaktör anlaşması imzalanması yönünde uzlaştığı belirtildi. |
Şoförlükten YÖK Başkanlığına Yeni YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, 15 Mart 1951'de Polatlı'da doğdu. Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Sosyoloji Bölümü'nden 1973'te mezun olan Özcan, yüksek lisans (1978) ve doktora (1981) derecelerini ABD'de Chicago Üniversitesi'nde yaptı. Özcan, 1981'de ODTÜ'de öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladı. 1981 yılında ODTÜ'den yardımcı doçent, 1989'da doçentlik derecesini alan Özcan, yine ODTÜ'de 2003 yılında profesör oldu. Bir süre ODTÜ Sosyoloji Bölüm Başkanlığı görevini de yürüten Özcan, TÜBİTAK Başkan Danışmanlığı görevinde bulunuyordu. Çerkes kökenli bir astsubay emeklisi babanın oğlu olan Özcan, sosyoloji, araştırma metotları, oy verme davranışı, polis, emniyet teşkilatı, sosyal istatistik, istatistik, sosyal kontrol ve sapma, sosyal tabakalaşma ve hareketlilik konularında uluslararası ve ulusal düzeyde çok sayıda kitap, makale ve çalışma yayımladı. Davutoğlu ile yakın iddiası Polis Akademisi'nde de sosyoloji dersleri veren Özcan'ın, Gül'e başbakanlığı döneminde dış politika danışmanlığı yapan ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın başdanışmanı olan Ahmet Davutoğlu'nun çok yakın arkadaşı olduğu öne sürüldü. 2. Turgut Özal hükümetinde Ulaştırma Bakanlığı yapan Ekrem Pakdemirli'nin danışmanlığını yapan Özcan'ın, zaman zaman NATO'ya da danışmanlık hizmetinde bulunduğu kaydedildi. Özcan'ın, DTCF'de öğrenciyken dolmuşlarda şoförlük yaparak hayatını kazandığı öğrenildi. Sabah Gazetesi'nden alıntıdır. |
Başkent 5.7 ile sallandı http://www.polisajans.com/haberresim/ankara%20sallandi.jpg 12/20/2007 Ankara´da bugün saat 11.50 sıralarında merkez Bala ilçesi olan 5.7 şiddetinde deprem meydana geldiği bildirildi Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü'nün açıklamasına göre, bu sabah saat 10.00 sıralarında 3.5 şiddetinde iki deprem meydana geldiği, saat 11.50'de ise 5.7 şiddetinde Bala merkezli bir depremin gerçekleştiği ifade edildi. Ayrıca, 4 hafif şiddetli artçı deprem meydana geldi.İşte DHA kamerasından depremin merkez üssü Bala'dan ilk görüntüler... Yeni görüntüler gelecek... Deprem sebebiyle Bala ilçesi Çiğdemli köyünün camisinin minaresinin yıkıldığı kaydedildi. Deprem Ankara'da ve çevre illerde de hissedildi. 10 -15 EV HASAR GÖRDÜ Emniyet kaynakları Bala´nın Sırapınar Köyü´nde 10-15 kadar evin hasar gördüğünü belirtti. CAN KAYBI YOK Ankara Valisi Kemal Önal, Ankara'nın Bala ilçesi merkezli meydana gelen depremde ilk belirlemelere göre can kaybı olmadığını bildirdi. Vali Önal, açıklamasında, meydana gelen depremle ilgili olarak ilk belirlemelere göre can kayıbının olmadığını ifade etti. Önal, gerekli her türlü önlemin alındığını belirtti. ANKARA MERKEZLİ DEPREM KONYA'DAN DA HİSSEDİLDİ erkez üssü Ankara Bala olan 5.7 büyüklüğündeki deprem Konya'dan da hissedildi. Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü (KRDAE) ve Ulusal Deprem İzleme Merkezi'nden (UDİM) alınan bilgiye göre, Kurban Bayramı'nın birinci günü saat 11:48'de merkez üssü Ankara Bala'da 5.7 büyüklüğünde deprem kaydedildi. Deprem, çevre yerleşim birimlerinden ve komşu illerden de hissedildi. Sarsıntıyı, Konya'da yaşayanlar da hissetti. Can ve mal kaybının olmadığı deprem sırasında, kurbanını kesen vatandaşlar kısa süreli tedirginlik yaşadı. http://www.samanyoluhaber.com/images/resim/ankara_deprem_grafik.jpg |
Orgeneral Büyükanıt'ın Şehit Kubilay mesajı: TSK kararlı duruşunu sürdürüyor Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Büyük Önder Atatürk’ün bilim ve aklın rehberliğinde, dogmalardan uzak bir düşünce sistemi bıraktığını belirterek, "Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusal, laik ve üniter devlet yapısına kastedenler, Türk vatanseverliğinin çelikleşmiş bir ifadesi olan Türk Silahlı Kuvvetleri ve ulusumuzun kararlı duruşu sayesinde emellerine ulaşamayacaklardır" dedi. Orgeneral Büyükanıt, Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay’ın şehit edilişinin 77. yıl dönümü dolayısıyla Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarına yayınladığı mesajda, şunları kaydetti: "Türkiye Cumhuriyeti’nin laik yapısını, çağ dışı emellerinin önündeki en büyük engel olarak görüp bu yapıyı bozmak amacıyla yola çıkan gözü dönmüş mürtecilere karşı direnen Asteğmen Kubilay ile Hasan ve Şevki adlı iki bekçimizin büyük bir vahşetle şehit edilişinin bugün 77’nci yıl dönümüdür. Atatürk ilke ve devrimlerine gönülden bağlı bu fedakar gençler, gerektiğinde bu uğurda ölmenin ama asla eğilmemenin ne anlama geldiğini ortaya koyan kararlılıkları ile Cumhuriyet tarihindeki müstesna yerlerini almışlardır. Karanlık odaklar, Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu günden itibaren, köhnemiş ve donmuş düşünceleriyle, ulusumuzun çağdaş uygarlık yolunda yürümesine engel olmaya çalışmışlar ve Atatürk ilke ve devrimleri için tehdit oluşturan girişimlerini her dönemde sürdürmüşlerdir. LAİKLİK CUMHURİYET’İN GERİ DÖNÜLMEZ İLKESİDİR Laiklik, Cumhuriyetin vazgeçilmez ve geri dönülmez ilkesidir. Laikliğin yıpratılmasının, Cumhuriyetin ve onun çağdaş kazanımlarının da yıpranması anlamına geldiği ise ne yazık ki dikkatlerden kaçmaktadır. Oysaki Türkiye’de laiklik, ülkenin şartlarına ve çağın ihtiyaçlarına uygun bir şekilde akılcı bir devlet yapısına geçmek için gerçekleştirilmiştir. Yüzyılların eskittiği köhne zihniyetlerle geçmişe saplanmakla varlığımızı korumamızın mümkün olmadığını ifade eden Büyük Önderimiz bizlere, bilim ve aklın rehberliğinde, dogmalardan uzak bir düşünce sistemi bırakmıştır. Atatürkçü Düşünce Sistemi adı verilen bu sistem, daima ileriyi hedefleyen çağdaş bir görüşü yansıttığı için bugünün olduğu kadar yarınların da ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir özelliğe sahiptir. Bu üstün nitelikleri ile zamanın seyri içinde, her kuşağın tutkuyla bağlanacağı yaşam tarzı olarak değerini koruyacaktır. Bağrından çıktığı yüce Türk Ulusunun engin sevgi ve güvenine mazhar olan Türk Silahlı Kuvvetleri, Atatürkçü Düşünce Sistemi doğrultusunda aldığı eğitim ve sahip olduğu çağdaş donanımla, daha iyiye ulaşmak için var gücüyle çalışmasını sürdürecektir. Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusal, laik ve üniter devlet yapısına kastedenler, Türk vatanseverliğinin çelikleşmiş bir ifadesi olan Türk Silahlı Kuvvetleri ve ulusumuzun kararlı duruşu sayesinde emellerine ulaşamayacaklardır. Bu duygu ve düşüncelerle, Türkiye Cumhuriyeti’ni ve onun temel niteliklerini korumak uğruna canlarını feda etmekten çekinmeyen, başta devrim şehidimiz Kubilay olmak üzere, bütün şehitlerimizi rahmetle anar, aziz hatıraları önünde saygıyla eğilirim." |
'Kur'an, Dünyanın En Güçlü Kitabı' Almanya'nın önde gelen siyasi dergilerinden Der Spiegel, Kuran-ı Kerim'i kapak konusu yaptı ve ''Kuran: Dünyanın en güçlü kitabı'' başlığını kullandı. Dergi, "Savaş ve barış için sureler" alt başlığı altında da yaklaşık 20 sayfa ayırarak, İslamiyet ve Kuran-ı Kerim hakkında bilgi verdi. "Dünya üzerinde hiçbir esere Kuran-ı Kerim kadar saygı duyulmadığı, aynı zamanda hiçbir eserden bu kadar korkulmadığı ve hiçbir bir eserin bu kadar kötüye kullanılmadığı" görüşü dile getirilen yazıda, "Kuran-ı Kerim'in bir yasa olarak görülmesi ya da İncil gibi modern şekilde yorumlanabileceği konusunda Müslümanlar arasında farklı görüşlerin olduğu" ifade edildi. "İslamiyet ile modernliğin ne ölçüde bağdaşabileceğini Avrupa kapıları önündeki Türkiye gösteriyor" ifadesine yer verilen yazıda, Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu'nun Papa 16. Benediktus ile el sıkışırken çekilen fotoğrafına da yer verildi. "Bardakoğlu'nun Türkiye'de din konusunda en üst yetkili ve reformcu bir din bilimci olduğu" belirtilen yazıda, "Bardakoğlu'nun, 'İslam dünyası her yerden gelecek eleştirilere açık olmalı ve kendi içinde tarafsız düşünce ve mantığı geliştirmeli' şeklinde konuştuğu" kaydedildi. "Türkiye'de din konusunda reformcu yüksek okullardan birinin de Ankara Üniversitesi olduğu" ifade edilen yazıda, "Almanya'da da konferans veren üniversite öğretim görevlilerinden Ömer Özsoy'un da Müslümanların modernliği araması gerektiğini savunduğu ve 'Biz Müslümanlar geri kaldık' şeklinde görüş belirttiği" bildirildi. Dünyadaki tüm Müslüman ülkelerden örnekler verilen ve Kuran-ı Kerim surelerinden alıntılar yapılan yazıda, İncil'de anlatılan Adem ve Havva ile, Hz. İbrahim, Hz. Musa, Meryem Ana ve Hz. İsa'nın da Kuran-ı Kerim'de yer aldığına dikkat çekildi. Yazıda İslamiyet'in tarihçesi ve Hz. Muhammed hakkında da bilgilere yer verildi. |
Siyular ABD'yi reddediyor ABD'nin kuruluşunda gerçekleşen yerli soykırımına en fazla direnen kabile olarak tarihe geçen Siyular, ABD vatandaşlığından çekildiklerini açıkladı. ABD’nin kuruluş sürecinde Kızılderililere uygulanan soykırıma, zorunlu göçe ve zulüme en fazla direnen kabile olarak tarihe geçen Siyular, o günden bu güne zalimliği iyice artan ABD yönetimine bir kez daha baş kaldırdılar. Yalnızca ABD’ye değil, onun temsil ettiği insafsızlığa, mülk edinme hırsına ve bencil bireyciliğe karşı duruşun ikonlarından biri haline gelen Büyük Şef Oturan Boğa’nın kabilesi olan Siyular, 1924 yılında kendilerine “bahşedilen” ABD vatandaşlığı hediyesini geri verme kararı aldılar. Beyaz adamın kopyası olmayı reddediyorlar “Bizi boyayıp kendi suretlerine benzetmeye çalışan beyazlar, kendi deyimleriyle ‘asimile’ olmamızı istiyorlar. Bizim, mutluluk anlayışı maddeye dayanan ve hırs dolu insanlar gibi yaşayıp bundan tatmin olmamız gerektiğini düşünüyorlar. Bu, bizim yolumuzdan çok farklı. Beyaz adam ‘özgürlük’ ve ‘herkes için adalet’ olduğunu söylüyor. Bizim adaletimiz ve özgürlüğümüz vardı, bu yüzden neredeyse kökümüzü kazıdılar. Bunu unutmayacağız.” Amerika Yerlileri Büyük Konseyi - 1927 Açıklamada ayrıca ABD’nin Büyük Siyu Ulusu ile 1851 ve 1868 yıllarında imzaladığı 33 antlaşmanın hepsini ihlal ettiği belirtildi. “ABD toprağımızı, suyumuzu ve çocuklarımızı çalmaya devam ediyor” ifadelerine yer verilen açıklamada ABD’nin yürüttüğü toprak ilhak politikasının Siyuları “Beyaz adamın bir kopyasına” dönüştürdüğü vurgulandı. Sembolik bir çıkış “İnanmakta güçlük çekiyorum, ama duydum ki onların Büyük Şefi herkesten üzerinde yaşadığı toprak ve sahip olduğu mallar için her yıl para topluyormuş. İnsanın yaşayabilmek için sahip olması gereken şeyler için bile her yıl para ödemesi gerekiyormuş. Eminim biz böyle bir kanun ile yaşayamazdık.” amcasından aktaran Charles Eastman (Ohiyesa) – Siyu Kabilesi Siyu kabilesinin ABD vatandaşlığını bıraktığını ilan etmesi, sembolik olmakla birlikte değerli bir çıkış. Emperyalizmin kalbinde, ABD’nin kendi sınırları içerisinde, dört bir yanı ABD ile çevrili bir ülke kuracaklarını iddia eden Siyular, bunu başarıp başaramamalarından bağımsız olarak ABD’nin zorbalığına boyun eğmenin tek çıkar yol olmadığını, başkaldırmanın da mümkün olduğunu gösteriyorlar. Yok olmayan bir sembol “Bizim inancımıza göre mal mülk sevgisi, alt edilmesi gereken bir zaaftır. O, maddiyatçılığı davet eder. Eğer dizginlenmezse zamanla insanın dengesini bozar. Bu yüzden çocuklar daha küçükken cömertliğin güzelliğini öğrenmelidir.” Charles Eastman (Ohiyesa) – Siyu Kabilesi Kızılderili kültürü, mülk edinme hırsını aşağılayan, doğa sevgisini öven, alçakgönüllü olmayı ve paylaşmayı teşvik eden yönleriyle hep başta ABD olmak üzere emperyalist kapitalizmin dünyaya dayattığı tüketimci, bireyci yaşam tarzına karşı duruşun bir sembolü oldu. Modern insanlık kapitalizmin yalnızlaştıran, yabancılaştıran gündelik hayatı içine gömüldükçe, Kızılderili kültürü bir çeşit “geçmişte kalmış bilgelik” olarak algılanmaya başladı. Kızılderililerin, kendilerini yok etmekte olan kapitalizm hakkında söyledikleri, özlü sözler olarak kaydedildi ve pek çok insan için “ne kadar doğru” hissiyatıyla hayran olunan aforizmalara dönüştü. Her ne kadar insanlığın nasıl topluca bu illetten kurtulabileceğine dair tutarlı önermeler sunmasa da, Kızılderili kültürü yalınlığı ve “kral çıplak” çarpıcılığıyla kapitalizme yönelik zamanın eskitemeyeceği eleştiriler sunmaya devam ediyor. “Biz hepimiz dürüst olduğumuz için, yoksuluz.” Kızıl Köpek – Siyu Kabilesi (alıntıdır) |
"Yunanistan, Trakya üzerinden Türkiye'ye saldıracaktı! ABD Dışişleri Bakanlığı, Kıbrıs krizini de içeren 1973-76 dönemine ait Kıbrıs, Türkiye ve Yunanistan arşivlerini kamuoyunun bilgisine açtı. Arşivlerde yer alan resmi bir istihbarat raporunda, Türkiye’nin Kıbrıs’taki 1’inci Barış Harekatı’nın ardından Yunanistan’ın, Trakya üzerinden Türkiye’ye saldırmayı düşündüğü belirtildi. Raporda, ABD istihbaratının, 15 Temmuz 1974’te Kıbrıs’taki Rum darbesini önceden belirleyemediği için darbenin engellenemediği, Türkiye’nin 20 Temmuz’daki 1’inci Barış Harekatı’nın ise istihbarat birimlerince günü dahil tespit edilmesine karşın, Washington tarafından önlenemediği dile getirildi. Toplam 873 sayfadan oluşan arşivlerde, en belirgin konu olarak Kıbrıs krizi yer alırken, yayımlanan belgeler, dönemin ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’in Türk, Yunan, Kıbrıs ve İngiliz liderleriyle ve ABD başkanlarıyla görüşmelerinin metinlerini, Kissinger’in bakanlığının ve diğer Amerikan kurumlarının üst düzey yetkilileriyle toplantılarının tutanaklarını, Ankara, Atina ve Lefkoşa’daki büyükelçiliklerle yapılan yazışmaları ve bazı değerlendirme raporlarını kapsıyor. Belgelerin büyük çoğunluğu kamuoyunun bilgisine sunulurken, bazı belgelerde bazı cümle ve paragrafların, hala devam eden hassasiyetten dolayı gizlilik derecelerinin kaldırılmadığı ve sansürlendiği görüldü. 70’li yıllardan itibaren dünya siyasetinin gündemine oturan Kıbrıs krizi, ABD’yi büyük ölçüde sarsan Watergate skandalının sonucunda Başkan Richard Nixon’ın istifa ettiği ve yerine yardımcısı Gerald Ford’un geçtiği çok kritik bir döneme rastladı. İSTİHBARAT SIKINTISI Arşivlerde yer alan en ilginç belgelerden biri olan, ABD istihbaratı tarafından hazırlanarak dönemin Merkezi Haberalma Dairesi (CİA) başkanı William Colby’ye sunulan "Ocak 1975" tarihli raporda, Kıbrıs krizi, ABD istihbarat kuruluşlarının performansı açısından değerlendirildi. Raporda, Kıbrıs’ta Yunan cuntası tarafından desteklenen darbenin hazırlıklarının yapıldığı 3-15 Temmuz 1974 tarihleri arasında Amerikan istihbaratının, bu darbenin geleceğini göremediği, dolayısıyla da Kıbrıs’ta o dönem Devlet Başkanı olan Başpiskopos Makarios’un devrilmesinin önlenemediği ve Washington’ın bu duruma tamamen hazırlıksız yakalandığı yazıldı. Raporda, hazırlıkları 15-20 Temmuz arasında yapılan Türkiye’nin 1’inci Barış Harekatı’nin ise ABD istihbaratı tarafından "günü bile belirlenerek" Dışişleri Bakanlığı’a iletildiği, ancak bu bilginin kendisine ulaşmadığını ileri süren Dışişleri Bakanlığının önlem almaması yüzünden Türkiye’nin müdahalesinin engellenemediği kaydedildi. Değerlendirme raporunda, 20-25 Temmuz arasında ise Atina’nın, Kıbrıs’a mukabele olarak Türkiye’ye Trakya üzerinden saldırmayı düşündüğü, ancak ABD istihbaratının, bu gelişmeyi ayrıntılarıyla önceden belirlediği anlatıldı. Bu bölümde, ABD’nin ne önlem aldığına ilişkin hane ise "gizliliği hala kaldırılmadığı için" sansürlendi. Raporda, Türkiye’nin 1-15 Ağustos arasında sürdürdüğü 2’nci Barış Harekatı’nın hazırlıklarının ise ABD istihbaratı tarafından tespit edilemediği, dolayısıyla bunun da önlenemediği ifade edildi. "DARBECİ SAMPSON, GORİL TİPLİ BİR GANGSTER" Arşivlerdeki belgelerde, Kıbrıs krizi döneminde tarihlerine göre şu ilginç gelişmeler ve açıklamalar yer aldı: 15 Temmuz 1974: Kıbrıs’taki Rum darbesinin hemen ardından ABD’nin Atina Büyükelçisi Joseph Tasca, Dışişleri Bakanlığına gönderdiği telgrafta, "Darbeyi (Yunan cuntası lideri Dimitrios) Yoannides’in yaptırdığı açık" ifadesini kullandı. 16 Temmuz 1974: Yine ABD’nin Atina büyükelçiliği tarafından bakanlığa gönderilen telgrafa göre, Kissinger tarafından Atina’nın niyetini öğrenmesi için görevlendirilen Tasca, Yoannides ile görüştüğünde cunta lideri "küplere bindi", masayı yumrukladı, yere bardaklar atıp kırdı, "15 Temmuz’da Kıbrıs, komünistlerin eline düşmekten kurtarıldı" diye bağırdı ve bu konuyu Türkiye ile hiç görüşmediğini söyledi. 17 Temmuz 1974: Tasca, bakanlığına gönderdiği değerlendirmede, Rum darbesinin elebaşısı Nikos Sampson’u, "goril tipli bir gangster" olarak nitelendirdi. 17 Temmuz 1974: ABD’nin Ankara Büyükelçisi William Macomber, bakanlığına gönderdiği telgrafta, adadaki Türklerin durumunun bariz şekilde kötüleştiğini ve Ankara’nın birkaç gün içinde müdahale edebileceğini yazdı. 17 Temmuz 1974: Kissinger, Başkan Nixon ile telefon görüşmesinde, aslında "komünistlere ve Doğu Bloku’na dayanan" Makarios’un devrilmesinin "pek fena olmadığını" belirterek, "Kıbrıs’ı ne Makarios, ne de o adam (Sampson) yönetmeli" dedi. Nixon da Kissinger’a, çözüm yönünde "ne uygunsa onu yapması" talimatını verdi. 18 Temmuz 1974: ABD Dışişleri Bakanlığınca yapılan değerlendirmede, birinci önceliğin, olası bir Türk müdahalesini ve Kıbrıs’ta iç savaşı engellemek olduğu vurgulandı. 20 Temmuz 1974: Türkiye’nin 1’inci Barış Harekatı’nı başlatmasının hemen ardından Savunma Bakanı James Schlesinger, telefonda görüştüği Kissinger’a, "Türkler, artık adanın bir bölümünü ele geçirmeden durmaz" dedi. Kissinger ise yanıt olarak, "Hayır. Türkler, Sampson olmadan statükoya dönmeyi kabul edeceklerini söylüyor. Eğer Türkler adanın bir parçasını isterse ’çifte enosis’ için çalışmalıyız" diye konuştu. "TÜRKLER İYİ SAVAŞIR, GÜÇLÜDÜR" 20 Temmuz 1974: CIA başkanı Colby, Kissinger’a, "Artık amaç, Yunanistan’ı savaşa sokmamak olmalı" dedi. 21 Temmuz 1974: Nixon, Kissinger’a, "Rumlar galiba pek savaşmıyor" dedi. Kissinger da "Türkler iyi savaşır, güçlüdür" diye konuştu. ABD Dışişleri Bakanı, Yunanistan’ın savaşa girmemesi durumunda, sorunun fazla büyümeyeceğini, savaş çıkması durumunda ise ABD’nin iki ülkeye de silah vermeyi durdurması gerektiğini ve böylece iki ülkenin uzun süre çarpışamayacağını savundu. 21 Temmuz 1974: Başbakan Bülent Ecevit, telefonla görüştüğü Kissinger’a, Türkiye’nin ateşkese hazır olduğunu söyledi. Kissinger da "ertesi gün Yunanistan’da darbe olacağını ve Türk-Yunan savaşı tehlikesinin hala sürdüğünü" anlattı. 22 Temmuz 1974: Yunanistan’da cunta devrildi ve yönetime, sürgünde yaşayan deneyimli politikacı Konstantin Karamanlis geldi. 23 Temmuz’da da ateşkes ilan edildi. 23 Temmuz 1974: Kissinger, kurmaylarına, "Makarios’un geri gelmesi çıkarlarımıza uymaz. Türkleri çıkarmak için SSCB’ye başvurabilir" dedi. Bu arada Watergate skandalından dolayı ABD’de Nixon istifa etti, yerine Ford başkan olarak göreve başladı. -’İNGİLİZLERİN TÜRKİYE’Yİ TEHDİDİ APTALCA"- 9 Ağustos 1974: Kissinger, yeni Başkan Ford’a, "İngilizler, Yunanistan’a tam destek veriyor ve Türklere karşı askeri eylem tehdidinde bulunuyor. Bu hayatta duyduğum en aptalca şeylerden biri" dedi. 15 Ağustos 1974: Türkiye’nin 2’nci Barış Harekatı başladı. 15 Ağustos 1947: Kissinger, kurmaylarına, "Türklerden uzaklaşmamamız gerek. Türkler, bir sonraki Orta Doğu savaşında sorun çıkarabilir" dedi. 15 Ağustos 1974: Ecevit, Kissinger’a, ertesi gün New York saatiye 12.00’da ateşkes ilan edileceğini bildirdi. 15 Ağustos 1974: Yunanistan’ın yeni lideri Karamanlis, telefonla görüştüğü Kissinger’dan Türkleri Kıbrıs’tan çıkarmalarını istedi. 15 Ağustos 1974: Kissinger, kurmaylarına, "Yunanlıların tarafına kaymamalıyız. Amerikan karşıtı olan bu ülkeyi (Yunanistan’ı) profesyonel şekilde desteklememeliyiz. Biz, askeri gücümüzü bir NATO müttefikine karşı kullanmayız" dedi. 19 Ağustos 1974: ABD’nin Lefkoşa büyükelçiliği önündeki bir Rum gösterisi sırasında ABD Büyükelçisi Rodger Davies, dışarıdan açılan ateş sonucu öldürüldü. "Kıbrıs krizinden Yunanistan sorumlu" ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından kamuoyuna açıklanan, bakanlığın 1973-76 dönemine ait arşivlerinde yer alan belgelerde, dönemin Başkanı Gerald Ford’un, Kıbrıs krizinin patlak vermesinden tamamen Yunanistan’daki cunta yönetimini sorumlu tuttuğu görüldü. Belgelere göre Ford, 20 Ağustos 1974’te dönemin Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ile yaptığı görüşmede, "Hatırla, bu duruma Yunan hükümeti sebebiyet verdi ve bu, ABD ve dünya tarafından onaylanmadı. Yunanlılar, bunu yaptığında avantajlarını kullanamadı. Türkler ise bunu başardı" dedi. Kıbrıs krizinin sonrasındaki dönemlere ait ilgili belgelerde de şu bilgiler yer aldı: 2 Ekim 1974: Kissinger, New York’ta görüştüğü sürgündeki Rum lideri Başpiskopos Makarios’a, Başkan Ford yönetiminin, Türkiye’ye karşı silah ambargosu ilan edilmesine karşı olduğunu bildirdi. 13 Kasım 1974: Makarios, Kissinger’a, "Kıbrıs’taki Türk askerlerinin sayısının azaltılması aslında bizim lehimize değil. Fazla asker, Türkiye’nın ekonomik problemlerini daha da artırdığı için daha iyi" dedi. Kissinger, "Bunu televizyon kameraları önünde de söyler misiniz?" diye sorunca Makarios, "Hayır" dedi. 7 Ocak 1975: ABD’nin Ankara Büyükelçisi William Macomber, Başkan Ford’un başkanlık ettiği bir toplantıda, ABD Kongresinin Türkiye’ye silah ambargosu ilan edilmesine yönelik adımlarından dolayı Türklerin çok kızgın olduğunu iletti. Kissinger, "Bunun (ambargonun) bedelini yıllarca ödeyeceğiz" diye konuştu. Ocak 1975 tarihli, ABD istihbaratı tarafından hazırlanarak CIA Başkanı William Colby’ye sunulan raporda, ABD istihbaratının, Rum darbesini önceden kestiremediği, Türkiye’nin ilk müdahalesinin ise günüyle belirlenmesine karşın ABD’nin buna karşı önlem alamadığı kaydedildi. Belgelerde şu bilgiler yer aldı: 1 Şubat 1975: Kissinger, silah ambargosu yanlısı ve Türkiye karşıtı Kongre üyelerine hitaben, "Bu adım, bir dış politika felaketi olur" dedi. Ancak Rum asıllı Kongre üyesi John Sarbanes, ambargonun 5 Şubat’ta uygulamaya girmesinde kararlı olduklarını anlattı. 5 Şubat 1975: Başkan Ford, Kongre kararı uyarınca ambargoyu uygulamaya koydu, ancak dile getirdiği muhalefet şerhinde, Türkiye’nin ABD’nin güvenliği için kilit önem taşıdığını ve bu adımın Orta Doğu’da durumu olumsuz etkileyeceğini belirterek, Kongre’den kararı yeniden gözden geçirmesini istedi. ABD-Türkiye ilişkilerinde "haşhaş" krizi Arşivlerin ait olduğu 1973-76 döneminde ayrıca "haşhaş ekimi" konusu, Türk-Amerikan ilişkilerine damgasını vurdu. Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit hükümetinin göreve gelmesinin ardından ABD’nin Ankara Büyükelçisi Macomber, 15 Şubat 1974’te bakanlığına gönderdiği telgrafta, Türkiye’nin üç yıl önce yasakladığı haşhaş ekimini yeniden serbest bırakacağı konusunda uyarıda bulundu. Ecevit de 2 Temmuz 1974’te haşhaş ekiminin, kontrollü olarak altı ilde ve Konya’nın bir bölümünde yeniden başlayacağını ABD tarafına bildirdi. Bu durumdan rahatsız olan ABD yönetimi, Kıbrıs krizinden dolayı tepkisini ölçülü tutarak, haşhaş ekiminin denetim altında tutulmaması ve bunun sonucu Türkiye’den kaynaklanan uyuşturucu kaçakçılığının artması durumunda yaptırım uygulanabileceğini belirtmekle yetindi. Bu arada, 1973 sonlarında Orta Doğu’da çatışmaların sürdüğü bir ortamda ABD, Türkiye’nin Sovyet askeri uçaklarına hava sahasını fazla açtığını dile getirerek buna tepki gösterdi. 3 Kasım 1973’te ABD’nin Ankara büyükelçisi Macomber, bakanlığına gönderdiği mesajda, Türkiye üzerinden Sovyet uçuşlarının olağanın çok üzerine çıktığını kaydederek, bunun şaşırtıcı olduğu yorumunu yaptı. |
Türkiye'de Kentsel Dönüşümün Tanımı Nedir? Kentsel dönüşüm, bozulma ve çökme olan kentsel alanın ekonomik, toplumsal, fiziksel ve çevresel koşullarının kapsamlı ve bütünleşik yaklaşımlarla iyileştirilmesine yönelik olarak uygulanan strateji ve eylemlerin bütününü ifade ediyor. Bu yöntem ve stratejilerin faaliyet alanı ve doğası gereği, mevcut şehrin yapısına ve burada yaşayan insanların fiziksel, sosyal ve ekonomik geleceği üzerine ve buna bağlı olarak da kentin bütün geleneklerine etki ediyor. Bu nedenle, bütün planlama çalışmalarında, sosyologlar, ekonomistler, mühendisler, mimarlar, plancılar ve peyzaj mimarları gibi farklı disiplinlerin birlikte çalışması gerekiyor. Geçmişten günümüze, kentin, sosyal ve ekonomik yapısının değişimine paralel olarak pek çok dönüşüm yöntemi ve stratejisi geliştirilmiş. Kentsel dönüşümün bağlı olduğu kriterlerin çok fazla olması, geliştirilebilecek olan stratejilerin zamana ve mekana göre farklılaşmasını, pek çok bilim dalından beslenmesini gerektiriyor. Gelişen teknolojiler ve stratejiler ışığında, kentsel dönüşüm alanında ortaya konulabilecek işler düşünüldüğünde ise, kentlerin gittikçe tıpatıp ikizlere benzemesi oldukça düşündürücü. Kentsel dönüşüm deneyimlerinden yararlanılarak ortaya çıkan teorilere bakıldığında, önceleri yalnızca fiziksel iyileştirmeye öncelik veren uygulamaların yerini fiziksel bozulma ile toplumsal bozulma arasındaki doğrudan bağlantıyı artık kabul eden ve projelerde daha toplumsal bir strateji izleyen uygulamalara bıraktığı görülüyor. Buna bağlı olarak, yerel halkın katılımı ve bilginin paylaşılıp tartışılması da önemli bir hale geliyor. Belediyelerin internet sitelerine bakıldığında, her kentte adı geçen bir kentsel dönüşüm projesi bulunuyor. Bu projelerin büyük bir çoğunluğu bilgi olarak yalnızca isimleri ile yer alıyorlar. Bir tarafta konuyla ilgili uzmanlar, kavramsal olarak oldukça kapsamlı araştırmalarına çeşitli yayınlarda yer verirken, diğer taraftan istisnai durumlar dışında pek çok proje kentsel dönüşüm adı altında, herhangi bir ayrıntılı bilgi verilmeden uygulanıyor. Kentsel Dönüşüm ile İlgili Yasal Düzenlemeler 1950'li yıllarda sanayileşme ile birlikte İstanbul, İzmir ve Ankara gibi kentler, yoğun göç alarak, kontrolsüz bir biçimde büyüdü. Bu büyümeye karşılık verecek konut sayısının bulunmaması ise gecekondulaşmaya neden oldu. 1970'lerde ise kentleşme devam ederken uydu kentler oluşmaya başladı. 80'lerde kentleşme hızla azalırken, kent merkezleri ve gecekondu bölgelerinde dönüşüm kavramı gündeme geldi. 1984 yılında, 2981 sayılı "İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkındaki Kanun", gecekondu dönüşüm sürecinde önemli rol oynadı. Söz konusu kanun ile gecekondu alanları için ıslah imar planları yapma imkanı doğsa da, sonuçta gerçekleştirilen kentsel dönüşümler, fiziksel dönüşümün ötesine geçemedi. 1980'lerin sonunda, ıslah imar planlarının yanı sıra kentsel dönüşüm projeleri de belediyelerin gündeminde yer almaya başladı. Dikmen Vadisi Kentsel Dönüşüm Projesi, gecekondu bölgeleri için hazırlanan ilk kentsel dönüşüm projesi örneği oldu. Son yıllarda gerçekleştirilen yeni yasal düzenlemelerden ilki, 5104 sayılı "Kuzey Ankara Girişi Kentsel Dönüşüm Projesi Kanunu". Bu kanunun amacı, Kuzey Ankara girişi ve çevresini kapsayan alanlarda kentsel dönüşüm projesi çerçevesinde fiziksel durumun ve çevre görüntüsünün geliştirilmesi, güzelleştirilmesi ve daha sağlıklı bir yerleşim düzeni sağlanması ile kentsel yaşam düzeyinin yükseltilmesi olarak tanımlanmış. 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 73. maddesi, kentsel dönüşüm ve gelişim alanları ile ilgili. Çok net hükümleri barındırmayan kanunda, "Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında bulunan yapıların boşaltılması, yıkımı ve kamulaştırılmasında anlaşma yolu esastır. Kentsel dönüşüm ve gelişim projesi kapsamında bulunan mülk sahipleri tarafından açılacak davalar, mahkemelerde öncelikle görüşülür ve karara bağlanır." ifadesi yer alıyor. Yine oldukça tartışılan ve 2005 senesinde yürülüğe giren 5366 sayılı Yıpranan Tarihi ve Kültürel Taşınmaz Varlıkların Yenilenerek Korunması ve Yaşatılarak Kullanılması Hakkında Kanun'un amacı "Büyükşehir Belediyeleri, Büyükşehir Belediyeleri sınırları içindeki ilçe ve ilk kademe belediyeleri, il, ilçe belediyeleri ve nüfusu 50.000'in üzerindeki belediyelerce ve bu belediyelerin yetki alanı dışında il özel idarelerince, yıpranan ve özelliğini kaybetmeye yüz tutmuş; kültür ve tabiat varlıklarını koruma kurullarınca sit alanı olarak tescil ve ilan edilen bölgeler ile bu bölgelere ait koruma alanlarının, bölgenin gelişimine uygun olarak yeniden inşa ve restore edilerek, bu bölgelerde konut, ticaret, kültür, turizm ve sosyal donatı alanları oluşturulması, tabiî afet risklerine karşı tedbirler alınması, tarihi ve kültürel taşınmaz varlıkların yenilenerek korunması ve yaşatılarak kullanılması" olarak belirlenmiş. Kanun, belirtilen amaçlar doğrultusunda oluşturulacak olan yenileme alanlarının tespitine, teknik altyapı ve yapısal standartlarının belirlenmesine, projelerin oluşturulmasına, uygulama, örgütlenme, yönetim, denetim, katılım ve kullanımına ilişkin usül ve esasları kapsıyor. Dönüşümün Ülkemizdeki Tanımı Nedir? Avrupa ve Amerika'da geliştirilen pek çok müdehale biçiminden farklı olarak Türkiye'de kentsel dönüşüm deyince akıllara gecekondu bölgelerinin dönüşümü geliyor. Kentsel dönüşümün doğasına aykırı olarak, kentlerin farklı problemlerine karşı genellikle tek ve aynı çözümler uygulanıyor. Dönüşüm sorunları, fiziksel mekanın dönüşümüne indirgenirken, ekonomik, sosyal ve kültürel boyutlar genellikle dikkate alınmıyor. Sulukule örneğinde de olduğu gibi kentlerimizde yapılan uygulamalar, konuyla ilgili uzmanlar ve yerel halk tarafından tepkiyle karşılaşıyor. Bu tepkilerin tamamı, katılımcı ve sürdürülebilir uygulamaların eksikliğinden kaynaklanıyor. Basın bültenlerinde ve demeçlerde, "dünyanın en sosyal projesi", "Çocuk parkında oynayan çocuğunuzu evinizde televizyonunuzda AV kanalından izleyebileceğiniz kamera sistemi ile huzurunuzu maksimum, endişelerinizi minimuma indiriyoruz..." gibi sloganlarla, kentsel dönüşüm kavramı, kentin boş çeperlerinde gerçekleştirilen toplu konutların reklamlarına benzer bir biçimde paylaşılıyor. |
Sarkozy'nun amcası Galatasaray Lisesi mezunu çıktı http://www.milliyet.com.tr/2007/12/25/son/resim/sondun16.jpg ANKA AJANSI Türkiye ile Avrupa’nın bütünleşmesine karşı çıkan Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin büyükbabası Benedict Mallah ve büyük amcası Ascher Mallah’ın Osmanlı vatandaşları olarak doğdukları Selanik’ten, İstanbul’a geldikleri, Ascher Mallah’ın Galatasaray Lisesi’nde gördüğü eğitimin ardından çok iyi dereceyle mezun olduğu ortaya çıktı. Söz konusu gerçeği Galatasaray Lisesi’nin Felsefe öğretmeni, aynı zamanda İslam Felsefesi alanında uzman olan Oliver Chartier çıkarttı. Chartier’in bu konudaki çalışması ise AB Haber’de yayınlandı. Chartier, araştırmasında Sarkozy için, "3 kuşak ailesinin bir kısmının sığınma imkanı bulduğu Türkiye’nin, Avrupa ile bütünleşmesine karşı çıkmaktadır" yorumunu da yaptı. Chartier araştırmasında, “Sarkozy’nin büyükbabası Benedict Mallah’ın döneminde Selanik Osmanlı İmparatorluğu’nun bir parçasıdır. Şehir o kadar Türk’tür ki 1881’de, 1923’te modern Türkiye Cumhuriyetini kuran Mustafa Kemal Atatürk’ün doğumuna sahne olmuştur" denildi. Araştırmaya göre, Ascher Mallah Selanik’te 1880 yılında, yani Mustafa Kemal’in dünyaya gelmesinden bir yıl önce doğdu. Ascher Mallah Galatasaray Lisesi’nden çok iyi dereceyle mezun oldu. Ascher Mallah’a diploması 14 Temmuz 1900’de dönemin Eğitim Bakanı tarafından verildi. Ascher Mallah Efendi diğer öğrencilerle birlikte Türk ve Fransız Edebiyatı, Arapça, Farsça, genel tarih ve Osmanlı tarihi öğrendi. Araştırmada, “Sarkozy’nin Başkanlık seçimleri kampanyaları sırasında Nicolas Sarkozy’nin ailesinin kökenlerine ilişkin tartışmalar yaşandığı, 10 Nisan’da Tours’ta gerçekleştirdiği mitingde “Evet ben bir göçmen çocuğuyum, bir Macarla Selanikli bir Yunanlının oğluyum" dediği hatırlatıldı. Sarkozy’nin 3 Mayıs’ta Fransa’nın Montpellier kentinde yapılan mitingde “Büyükbabam tarafından yetiştirildim onu çok seviyordum. O Birinci Dünya Savaşında savaşmıştı ve bir Selanik Yahudisi olarak II. Savaşta korku duymuştu" dediği ifade edildi. Araştırmada, Sarkozy’nin Osmanlı’ya uzanan köklerine karşı tavrı, "Yahudi tarihi bilenler için bu bilgi Fransa Cumhurbaşkanının ’Osmanlı’ kökenlerine ilişkin önemli bir ihmal içermektedir" diye eleştirildi. |
Nüfus bilgisinden canınız yanmasın! Yıl sonuna kadar adres değişikliklerini nüfus müdürlüklerine bildirmeyenlere 250 YTL para cezası verilecek. Yanlış adres bildirmenin cezası daha da ağır. http://image.haber7.com/haber/92363.jpg Ayrıca yanlış adres bildiriminde bulunanlar ise 500 YTL ödemek zorunda kalacak. Nüfus Hizmetleri Kanunu gereği Ulusal Adres Veri Tabanı kurulması çalışmalarına ülke genelinde devam ediliyor. İl Nüfus ve Vatandaşlık İşleri şuana kadar yazılmayan ya da adreslerinde değişiklik yapan vatandaşların Nüfus Müdürlüğü Bilgi İşlem Bürosuna müracaat ederek, kendilerini yazdırmaları veya değişiklik yapmaları gerektiği uyarısında bulundu. Adres değişikliklerinin Nüfus Müdürlüğü'ne veya Kamu Kurumlarına beyan usulü ile yapılırken, 2008 yılında sistemde genel uygulamaya geçileceğinden, vatandaşların 2007 yılı sonuna kadar adreslerini, ya da adres değişikliklerini müdürlüklere bağlı bilgi işlem bürosuna bildirmeleri gerekiyor.. Aksi halde adres değişiklerini bildirmeyen vatandaşlara 250 YTL, yanlış beyanda bulunanlara 500 YTL ceza verilecek. |
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Taksim'deki yılbaşı kutlamalarının iptal edildiğini bildirdi. Topbaş, Taksim Metro İstasyonu'ndaki “84. yıl Cumhuriyet Coşkusu Kutlama Fotoğrafları Ödül Töreni”nden çıkarken, gazetecilerin sorularını yanıtladı. Bir gazetecinin, “Yılbaşında Taksim'deki kutlama programı belli oldu mu?” sorusuna Topbaş, şu yanıtı verdi: “Taksim'de bir hazırlık yapmıştık ancak birçok şehidimiz var. Geçtiğimiz aylar içinde çok sarsıldık, çok üzüldük. Şu anda Güneydoğu bölgemizde, en kötü hava şartlarında dağlarda mücadele içinde olan askerlerimiz var. Bu sıkıntıyı oralarda yaşayan insanlarımız varken, 'biz büyük bir kutlamaya girmeyelim, şehitlerimiz anısına, saygı adına bunu yapmayalım' dedik ve programı iptal ettik. Taksim'de bir müzik yayını yapılmayacak. Tabii ki bireysel olarak vatandaşlarımız kendilerince eğleneceklerdir. Bu onların hakkıdır tabii, ancak dozunu kaçırmamamız gerek. Hele geçen yılbaşında yaşadığımız o magandalıkları beklemiyoruz. Beline silah takıp çıkmalar... Artık burası Avrupa'nın kültür başkenti; bu gibi hadiseler artık bu kente yakışmıyor.” A.A. https://www.msxlabs.org/common/images/press/2.gif |
http://www.cnnturk.com/images/1.gif http://www.cnnturk.com/images/1.gif Ankara Balâ bu kez 5.5 ile sallandı 27 Aralık, 2007 13:21:00 (TSİ) http://www.cnnturk.com/images/1.gif http://www.cnnturk.com/images/turkiye/balahbr2712.jpg 5.5 büyüklüğündeki depremde maddi hasar oluşurken, can kaybı yok Ankara, bir hafta aradan sonra yine sallandı. Saat 01.47'de, merkez üssü Balâ olan 5.5 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. Paniğe neden olan depremde ölen ya da yaralanan olmadı. Merkez üssü Balâ ilçesinin 15 kilometre güneyi olan deprem, yaklaşık 25 saniye sürdü. Sarsıntı, Ankara'nın yanı sıra Çankırı, Kırıkkale ve Yozgat'ta da hissedildi. 5.5 büyüklüğündeki depremin ardından, saat 06.03'e kadar büyüklükleri 2.7 ile 3.7 arasında değişen 35 artçı sarsıntı kaydedildi. Saat 09.47'de ise yine merkez üssü Balâ ilçesi olan 4.2 büyüklüğünde bir deprem daha oldu. Depremin, 5.5 büyüklüğündeki depremin artçısı olduğu ifade edildi. Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Afet İşleri Genel Müdürlüğü Deprem Araştırma Dairesi Başkanlığı ise saat 09.47'deki depremin büyüklüğünün 5.0 olduğunu duyurdu. Hasar tespit çalışmaları sürüyor Can ve mal kaybının bulunmadığı depremde, İçişleri Bakanlığı Sivil Savunma Genel Müdürlüğü'nce gönderilen 16 kişilik ekibin, 4 araç ve 1 arama köpeğiyle çalışmaları sürüyor. Bölgede inceleme ve hasar tespit çalışmalarına başlandı. İlk tespitlere göre, Avşar beldesinde bir cami, Derekışla köyünde bir ahır, Çiğdemli köyünde ise caminin minaresi bir evin üzerine yıkıldı. Başbakanlık Türkiye Acil Durum Yönetimi Genel Müdürlüğü, depremin ardından bölgeye 750 battaniye, 50 çadır, 1 mobil mutfak ile 30 katalitik soba ve 4 bin 32 adet yarım litrelik su gönderdi. Depremin ardından Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek ile Bayındırlık ve İskan Bakanı Faruk Nafiz Özak, bu sabah Balâ'ya gelerek yetkililerden bilgi aldı. Baykal da bölgede Bölgeye giden CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, "Merak etmeyin, devlet tüm olanaklarıyla gelecektir. Bala yalnız değildir. Biz de Meclis'te takibini yapacağız" dedi. CHP lideri, iktidarın ilgisini çekmek ve vatandaşın yanında olmak için deprem bölgesine geldiklerini belirterek, burada hasar tespit çalışması yapacaklarını kaydetti. Bala Belediye Başkanı İbrahim Gürbüz, kendisini ziyaret ederek bilgi alan Baykal'a, "Burada deprem 5.5 şiddetinde oldu. Ama siz 7.6 ile yanımıza geldiniz" dedi. "Gökçek'in hayrını gördün mü?" Deniz Baykal'ın, "Duvarda Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek'in fotoğrafını görüyorum. Asmışsınız da bir faydasını gördünüz mü?" sorusu üzerine Gürbüz, "Zamanında Büyükşehir Belediye Meclisi'nde bir meclis kararında CHP grubu ile aynı yönde hareket ettiğimiz için cezalandırıldım ve ambargo gördüm" dedi. Baykal, daha sonra Çiğdemli köyü ve Afşar beldesine giderek vatandaşların sorunlarını dinledi. Afşar beldesinde Kızılay'ın kurduğu çadırları da ziyaret eden Baykal, depremden ağır zarar gören evlere de giderek vatandaşlara geçmiş olsun dileklerini iletti. Arkası gelebilir Boğaziçi Üniversitesi (BÜ) Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Gülay Altay, Kurban Bayramı'nın ilk günü yaşanan 5.7 büyüklüğündeki deprem ile bu gece 5.5 büyüklüğündeki depremin farklı fay kırığında meydana geldiğini belirterek, "Orada bir 'kırık ailesi' var. Diğerlerinin de kırılmasını beklemek normal. Bu büyüklüklerdeki depremlerin arkasının gelmesi ihtimali var" dedi. Altay, Ankara'daki depremin kendi "kırık ailesi" içinde bir tetikleme yapabileceğine dikkat çekti, "Onun dışında Kuzey Anadolu fayını tetiklemesi mümkün değil" diye konuştu. Deprem yüzeyin 5 km altında Uzmanlar, depremin geniş bir alanda hissedilmesinin, depremin yüzeye yakın meydana gelmesinden kaynaklandığını belirtti. Deprem, yüzeyin 5 kilometre altında meydana geldi. Yetkililer vatandaşları panik yapmamaları, ancak 20 Aralık'ta meydana gelen 5.7 büyüklüğündeki depremde hasar gören binalara girmemeleri konusunda uyardı. Kandilli Rasathanesi ve Ulusal Deprem İzleme Merkezi Müdürü Doğan Kalafat, sarsıntının son iki yılda görülen deprem serisinin bir başka işareti olduğuna dikkat çekti ve bunun doğal bir süreç olduğunu açıkladı. Ankara Valisi Kemal Önal CNN TÜRK'e yaptığı açıklamada, depremde can kaybı olmadığını söyledi. Balâ Belediye Başkanı İbrahim Gürbüz de, "Korkulacak birşey yok. İlçede herşey normal" dedi. Balâ'da, bir hafta önce, 20 Aralık'ta 5.7 büyüklüğünde bir deprem meydana gelmiş, sarsıntı Ankara ve çevre ilçelerden de hissedilmişti. Ayrıcana Bakınız: Doğal Afetler - Deprem |
İleri teknolojili cep telefonlarına yüklenebilen ‘Fring’ adlı yazılım sayesinde, internet üzerinden bedava konuşmak mümkün. Ücretsiz olarak indirilebilen bu program üzerinden ister bilgisayar başındaki bir kişiyle sesli konuşun, isterseniz sabit veya mobil telefonu arayın Teknolojinin gelişmesi sayesinde iletişim kurmanın çok dahaekonomik ve pratik yöntemleri de ortaya çıkıyor. En büyük hayallerden biri olan, ücretsiz olarak sesli ve görüntülü iletişim kurmak ise artık gerçekleşti. Hızlı internet bağlantısının yaygınlaşması ve cihazların da buna uyum sağlamasıyla dünyanın herhangi bir yerindeki yakınımızla hiçbir ücret ödemeden konuşabiliyoruz. Birkaç yıldır internet üzerinden ücretsiz olarak sesli iletişim kurmak mümkün. Bu sene içinde piyasaya sunulan gelişmiş cep telefonlarının kablosuz internet ağlarına bağlanabilmesi sayesinde, bedava konuşma olanağı taşınabilir hale geldi. Piyasada kablosuz ağları destekleyen 10’a yakın model var. Cep telefonundan başka telefonlarla veya bilgisayarlar başında bulunan kişilerle konuşabilmek için bir yazılıma ihtiyaç duyuluyor. MSN Messenger veya ICQ gibi programlara benzeyen bu programların en yaygın kullanılanları Goggle Talk ve Skype. Bu programları kullanarak bilgisayar başında sesli sohbet edilebiliyor. Bu programlar bilgisayara ücretsiz olarak yükleniyor ve bedavaya konuşuluyor. Skype hesabı da cepte Google Talk ve Skype programlarını destekleyen yeni bir program şu anda tüm dünyada çığ gibi büyüyor. Fring adlı bu cep telefonu yazılımı sayesinde Google Talk ve Skype programlarındaki hesabınızı cep telefonunda aktif hale getirerek, listenizde bulunan kişilerle ücretsiz olarak konuşabiliyorsunuz. Eğer cep telefonunuz bu programı destekliyorsa, Fring yazılımını cihazınıza yükleyerek hemen bedava konuşmaya başlayabilirsiniz. Telefonunuz kablosuz internete bağlanma özelliğine sahip olmasa da GPRS üzerinden bağlanarak yine bedavaya telefon görüşmesi yapabilirsiniz. Google Talk ve Skype hesapları için de ilgili sitelere girmeniz gerekiyor. Özetle, internete cepten bağlantıyı çözdükten sonra Fring sayesinde bedavaya cepten konuşma hayali gerçek oluyor. Erdal Kaplanseren / PCnet Dergisi |
Londra 'Dünyanın Başkenti' seçildi İngiltere'de yayımlanan The Independent gazetesinin yaptığı ve Londra'nın dünyanın ekonomi ve kültür başkenti seçildiği araştırmada, İstanbul 24. sırada yer aldı. Aylarca süren ve ünlü dünya kentlerinin nüfus, ekonomi piyasaları, turizm trendleri, ulaşım imkanları, spor ve kültür faaliyetleri gibi pek çok alanda karşılaştırıldığı araştırmanın sonucunda, Londra'nın diğer ünlü kentleri açık farkla geride bıraktığı bildirildi. Araştırmada, en kalabalık nüfuslu kentin hangisi olduğu, bir haftada hangi kentten en fazla sayıda uçağın kalktığı, en büyük sermaye piyasasının nerede olduğu gibi sorular ele alındı. Araştırmaya göre, en kalabalık nüfuslu kent 34 milyonla Tokyo olurken, bir haftada en fazla uçağın kalktığı kent 11912 ile New York oldu. En çok senfoni orkestrasının bulunduğu kent 7 senfoni orkestrasıyla Moskova, en fazla dünya kültür mirasını barındıran kent 4 eserle Londra, dünyanın en uzun metro hattını barındıran kent yaklaşık 400 km ile yine Londra oldu. Londra'nın ekonomik ve kültürel açıdan "Dünya Başkenti" seçildiği araştırmada Londra'yı ilk 10'da New York, Paris, Tokyo, Chicago, Madrid, Washington, Los Angeles, Roma ve Mexico izledi. Daha sonra ilk 60'a giren dünya kentleri ise şöyle sıralandı: "Barcelona, San Francisco, Berlin, Amsterdam, Pekin, Moskova, Toronto, Hong Kong, Seul, Brüksel, Şanghay, Singapur, Atina, İstanbul, Sidney, Kopenhag, Vancouver, Delhi, Bounes Aires, Sao Paulo, Mumbai, Münih, Rio de Janerio, Kahire, Bangkok, Dublin, St Petersburg, Montreal, Frankfurt, Edinburgh, Melbourne, Dubai, Glasgow, Jonahhesburg, Karakas, Lima, Zürih, Kiev, Kalküta, Tel Aviv, Auckland, Havana, Lagos, Abu Dabi, Kazablanka, Kolombo, Riyad, Nairobi, Adisababa, Beyrut." |
İstanbul'da 36 saat su kesintisi İstanbul’un Anadolu ve Avrupa yakalarındaki bazı semtlere 2 Ocak Çarşamba günü 36 saat süreyle su verilemeyecek. İSKİ’den yapılan açıklamaya göre, su kesintisi, Melen Suyunun Avrupa yakasına ulaşması için inşa edilen Boğaz Geçiş Hattının Küçükçamlıca-Salacak Ana İsale Hattına bağlantısı, Salacak Tesisleri’nde vana değişimi, Küçükçamlıca ve Battalgazi Su Haznelerinin debimetre montajları, Sarayburnu-Bahçelievler Ana İsale Hattında yapılacak olan bakım ve onarım çalışmaları nedeniyle uygulanacak. Bu kapsamda, 2 Ocak Çarşamba günü saat 08.00 ile Perşembe günü 20.00 saatleri arasında İstanbul’un Avrupa yakasında Bakırköy ilçesi Florya, Yeşilyurt, Yeşilköy haricindeki tüm bölgelere, Güngören ilçesi Merter, Haznedar ve Tozkoparan mahalleleri, Zeytinburnu ilçesinin tamamına, Fatih ilçesi sahil kesimi ve alçak kotlara, Eminönü ilçesinin tamamına, Beyoğlu, Beşiktaş ve Sarıyer ilçelerinin sahil kesimlerine, Bahçelievler ilçesinin Merkez Mahallesi ile Bahçelievler Ana Sağlığı ve Bakım Evi, Anadolu yakasında da Kadıköy ilçesinin tamamına, Üsküdar ilçesi Altunizade, Barbaros Mahallesi, Acıbadem, Zeynep Kamil ve üst kotların bir kısmına, Sultanbeyli ilçesi Battalgazi, Ahmet Yesevi, Turgut Reis, Mecidiye, Mimar Sinan mahalleleri ile Adil Mahallesi’nin bir kısmına su verilemeyecek. |
Çeyrekte büyük şans: Yüzde 85 http://www.radikal.com.tr/veriler/2007/12/31/cey.gif Milli Piyango yılbaşı çekilişinde 25 milyon YTL'lik büyük ikramiyenin çıkma olasılığı 10 milyonda bir. FOTOĞRAF: ZUHAL UZUNDERE / AA Profesörden, talih kuşuna bilimsel bakış: Çeyrek biletin şansı yüzde 85, yarım biletin yüzde 9, tam biletin yüzde 6... 31/12/2007 AA - BURSA - Şansınızı bilimsel verilerle destekleyin: Milli Piyango'nun yılbaşı özel çekilişinde çeyrek bilete ikramiye çıkma olasılığı yüzde 85, yarım bilete çıkma şansı yüzde 9, tam bilete çıkma şansı yüzde 6... Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Ekonometri Bölümü İstatistik Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erkan Işığıçok, 25 milyon YTL büyük ikramiyenin verileceği yılbaşı özel çekilişinde ikramiye çıkma olasılığını araştırdı. Işığıçok, 'Milli Piyango'ya İstatistiksel Bakış' adlı araştırmasının, özel çekilişte çeyrek bilet alanların, yarım ve tam bilet alanlara göre daha şanslı olduğunu ortaya koyduğunu belirtti. Yılbaşı için bastırılan 36 milyon 400 bin adet biletin yüzde 85'inin çeyrek, yüzde 9'unun yarım, yüzde 6'sının ise tam bilet olduğunu anlatan Işığıçok, şöyle dedi: "O halde yedi haneden oluşan toplam 10 milyon biletin yani numaranın 8.5 milyon tanesinden dörder tane, 900 bin tanesinden ikişer tane, geriye kalan 600 bin tanesinden de birer tane basılmıştır. Bu verilere göre, çeyrek bilete ikramiye çıkma olasılığı yüzde 85'tir. Bu olasılık yarım bilette yüzde 9, tam bilette ise yüzde 6'dır. Bu oranlar 2006 yılında sırasıyla yüzde 80, yüzde 13 ve yüzde 7 idi." En çok İstanbul'a kondu Araştırmanın diğer bulguları şöyle: Bir bilete 25 milyon YTL'lik büyük ikramiye ile 1 milyon, 5 milyon ve 500 bin YTL'lik ikramiye çıkma olasılığı 10 milyonda bir, amorti olasılığı ise yüzde 20. Büyük ikramiye 1986-2006 yılları arasında iki kez tam, beş kez yarım, 14 kez de çeyrek bilete çıktı. Son 21 yıldaki toplam 68 büyük ikramiyenin en çok çıktığı il İstanbul. 21 kez İstanbul'a isabet eden talih kuşu 10 kez Ankara, beş kez İzmir, dörder kez Mersin ve Adana, iki kez de Eskişehirli talihlinin başına kondu. Yıllık faizi 3.7 milyon YTL Büyük ikramiyeyle Hazine tahvili alınması durumunda yıllık getirisi 4 milyon 52 bin YTL olacak. Bankaya yatırılırsa yılda 3 milyon 739 bin YTL faiz getirecek. Büyük ikramiyeyle 124 bin Cumhuriyet altını, 150 bin YTL'den 166 adet normal daire, 250 bin YTL'den 100 adet lüks daire ya da 500 bin YTL'den 50 adet villa ya da 50 bin YTL'den 500 otomobil alınabilecek. |
ELOKTRONİK SİGARA VE KARTUŞLAR YASAKLANDI Sağlık Bakanlığı, nikotin içeren elektronik sigara ve kartuşların, ''bağımlılık yapma riskinin fazla olması ve sigarayı bıraktırıcı çalışmaları engelleyebileceği'' gerekçesiyle yasaklanmasına karar verildiğini bildirdi. Sağlık Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, şöyle denildi: ''Nikotin içeren elektronik sigara ve kartuşların, alım yolu ve dozu dikkate alındığında, yüksek dozda nikotin alınma, dolayısıyla bağımlılık yapma riskinin fazla ve sigarayı bıraktırıcı çalışmaları engelleyici olması nedeniyle Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü Beşeri Tıbbi Ürünler Ruhsatlandırma Danışma Komisyonunca yasaklanmasına karar verilmiştir.'' AA |
Hollandali PsIkiyatrist Vander Hoven, hastalarda ve normal insanlarda uyguladigi yeni deneyi Kur'ân okumanin ve Allah kelimesini tekrar etmenin etkilerini acikladi.. Hollandali profesor arastirmasinin ve calismalarinin uc yil surdugunu soyledi. Hastalarindan bazilari musluman degildi, bazilari Arapca bilmiyordu ve 'Allah' kelimesini soylemeyi ogrendiler; sonuc muhtesemdi, ozellikle tansiyon ve stres problemi olanlar icin. 'El Vatan' isimli Suudi gunluk gazetesi, Arapca okuyabilen ve duzenli Kur'ân okuyan insanlarin psIkolojik hastalariklardan kendilerini rahatca uzak tutabildiklerini soyledi. PsIkolog 'Allah' kelimesindeki her harfin hastaliklara nasil tedavi oldugunu acikladi. 'ALLAH' kelimesindeki ilk harf olan ..A... yi soylemek respiratory sisteminden gelen bir ses ve nefes alisinizi kontrol ettigini belirtti. Arapcadaki sesli harf ..L..yi teleffuz ederken dil ust dudaga hafifce deger ve bu bir duraklamadir. Ondan sonra tekrar ayni nefes kontrolunu yapmak (tekrar (LA) demek) aspiration u rahatlatir. Ayrica, son harf olan ...H...yi soylerken cigerler ve kalp arasinda baglanti kurulur ve bu baglanti kalp atislarini duzenler. Arastirmanin ilginc yani ise, arastirmayi yapan profesorun musluman olmamasi ve fakat Islâmî ilimleri arastirmasi ve Kur'ân'daki sirlari ogrenmeye calismasi. Cenâb-i Hak Kur'ân-i Kerîm'de de [meâlen] 'Kalpler Allah'i zikretmekle tatmin olur' (42:53) buyurmaktadir. |
http://img141.imageshack.us/img141/1807/49051807ya9.jpg Diyarbakır'da patlama Diyarbakır'ın Dağkapı semtinde, Dedeman Oteli ve Galeria Alışveriş Merkezi arasındaki otoparkta bulunan bir araç askeri servis aracının geçişi sırasında patladı. Saat 16.55'te meydana gelen bombalı saldırıda birçok kişinin yaralandığı belirtiliyor. Asker ve polis tarafından güvenlik kordonuna alınan patlama bölgesinde çok sayıda yaralı olduğu ve bazılarının durumunun ağır olduğu belirtildi. Diyarbakır Devlet Hastanesi'ne 20'ye yakın yaralı getirildiği belirtiliyor. Patlama sonrasında çevredeki pek çok evin camları kırılırken, bazı araçlar da zarar gördü. Patlamanın mesai bitimine yakın bir zamanda meydana gelmesi ve bu yolun çok sık kullanılan bir yol olmasının yaralı sayısını artırabileceği ifade ediliyor. Yanan otobüsün askeri bir araç olup olmadığı ile ilgili bilgiler henüz netleşmedi. Patlamanın, uzaktan kumandalı bir düzenekli gerçekleştirdiği iddia ediliyor. Söndürme çalışmaları sürerken, yanan araçta, zaman zaman patlamaların meydana geldiği belirtiliyor. HASTANELER ALARMDA Olayın ardından Diyarbakır başta olmak üzere bölge illerindeki hastaneler alarma geçti. Yaralılar, ambulanslarla Diyarbakır Devlet Hastanesi ve Dicle Üniversitesi Hastanesi’ne sevk ediliyor. İKİ PKK'LI ARANIYOR Olayla ilgisi bulunduğu öne sürülen iki PKK üyesinin arandığı belirtilirken, patlamanın meydana geldiği yerde ikinci bir bomba ihtimaline karşın güvenlik önlemleri alındı. Bölgedeki binalar ve yerleşim yerleri de güvenlik gerekçesiyle boşaltılıyor. Patlamanın ardından bölgeye gelen itfaiye ekipleri, yanan araçları söndürmeye çalışırken, Diyarbakır Valisi ve Diyarbakır Emniyet Müdürü’de bölgeye geldi. BBC: HEDEF ASKERİ ARAÇ Diyarbakır’da patlama, İngiliz yayın kurumu BBC tarafından flash haber olarak verildi. BBC, “Diyarbakır’daki patlamanın hedefinin askeri araç olduğu"nun bildirildiğini belirtti. İngiliz yayın kurumu BBC, Diyarbakır’daki patlama ile ilgili son dakika haberinde parlamanın hedefi bir askeri araç olduğu, yaralıların bulunduğunun bildirildiğine dikkat çekti. BBC “Türk polisi hemen Kürt militanlarından şüphelendiğini söyledi" ifadesini kullandı. |
Van ve İnegöl'de büyük miktarda patlayıcı ele geçirildi! http://www.milliyet.com.tr/2008/01/04/son/resim/sontur14.jpg Sebahatin YILMAZ/DHA Van’da Emniyet Müdürlüğü ekipleri, PKK'lı teröristlerin Diyarbakır'da dünkü bombalı saldırıya benzer bir eylem yapma girişimini son anda önledi. Sabaha karşı şüphe üzerine takibe alınan bir minibüste yaklaşık 50 kilo patlayıcı ile çok ayıda el bombası ve mayın ele geçirildi. Diyarbakır’daki patlamadan sonra Van’da güvenlik önlemlerini üst düzeye çıkaran Emniyet Müdürlüğü ekipleri, saat 03.30 sıralarında İpekyolu Caddesi’nden geçen bir minibüsü şüphe üzerine takibe aldı. Polisin ‘dur’ ihtarına uymayan kişiler, peşlerine takılap ekiplerden kurtulamayacaklarını anlayınca minibüsü Van Kalesi yakınında terkederek izlerini kaybettirdi. Çevrede sıkı güvenlik önlemleri alan polis, bomba yüklü olduğu tahmin ettiği araca sinyal kesici ‘jammer’ araçla yaklaştı. Ardından da minibüste yapılan aramada 50 kilogram patlayıcı madde ile çok sayıda el bombası ve el yapımı mayın ele geçirildi. Bomba imha uzman ekiplerinin patlayıcıları etkisiz hale getirmesinden sonra minibüs, Emniyet Müdürlüğü bahçesine götürülerek daha geniş çaplı incelemeleden geçirildi. Patlayıcılar ile ilgili olarak polis geniş çaplı operasyon başlattı. Bu arada Diyarbakır’daki patlamanın ardından Van’da Emniyet Müdürlüğü ekipleri kamu kurum ve kuruluşlarının önünde park eden araçları tek tek kaydetti. Özellikle minibüsleri şehir merkezinin giriş ve çıkışlarında durdurarak en yakın karakola götürüp kapsamlı aramalardan geçirmeye başladı. Diyarbakır'dan gelen araçta C4 patlayıcı ele geçirildi! Bursa İl Jandarma Komutanlığınca gerçekleştirilen operasyonda, bir araçta C-4’ün de aralarında bulunduğu çeşitli patlayıcılardan oluşan düzenek ele geçirildiği, 1 kişinin gözaltına alındığı öğrenildi. Aracın Diyarbakır'dan Bursa'ya geldiği belirtildi. A.A muhabirinin aldığı bilgiye göre, istihbarat çalışmaları sonucu, Bursa’ya yüklü miktarda patlayıcı madde getirileceği bilgisini alan güvenlik güçleri, dün öğlen saatlerinde İnegöl-Bursa kara yolunun 11. kilometresinde bir akaryakıt istasyonu yakınında şüphe üzerine 21 DU 093 plakalı aracı durdurdu. Jandarma narkotik ekiplerinin özel eğitimli köpeklerinin de katıldığı operasyonda, istasyona çekilen ve aranan aracın arka bölümünde C-4’ün yanı sıra, başka patlayıcılardan da oluşan düzenek ele geçirildi. Düzenekteki patlayıcının 10 kilogramdan fazla olduğu öğrenildi. Araçta bulunan 1 kişi gözaltına alındı. Sorgulaması devam eden zanlının bağlantıda olduğu kişi ya da kişilerin araştırıldığı bildirildi. |
http://img.mynet.com/ha2/2006oss3.jpg Bu Yıl Sınava Girecekler Daha Şanslı ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ünal Yarımağan, 4 yıla çıkarılan ortaöğretimde bazı lise türleri dışında bu yıl mezun verilemeyecek olması nedeniyle ÖSS'ye girecek aday sayısında 400-500 bin azalma beklediklerini belirterek, ''Bu nedenle bu yıl taban puanlarında bir miktar farklılıklar olabilir'' dedi. Başvuru sayısının azalmasının sınava bu yıl girecek adayların üniversiteyi kazanma şansını artırıp artırmayacağı sorusuna Yarımağan, şu yanıtı verdi: ''Tabii artırır. Geçen yılki kontenjanlar Açıköğretim hariç 430 bin civarındaydı. Bu yıl bu sayının azalmayacağını, hatta bir miktar artacağını söyleyebiliriz. Sınava giren aday sayısı da daha az olacağı için, bu yıl başvuran adayların üniversiteye gitme şanslarının geçen yıla göre ve bundan sonraki yıllara göre daha yüksek olacaktır. Geçen seneye göre yüzde 25 daha şanslılar. Ancak bu sadece bu yıla mahsus bir durumdur.'' Başvuru sayısının azalması nedeniyle taban puanlarında bir yükselme veya düşme olup olmayacağı sorusuna Yarımağan, ''Biz sıralama yaptığımıza göre puanlar da ortalamalara göre belirleniyor. Bu yıl sınava girecek kitle farklı olacağı için aslında bu yılın taban puanları geçen yıllardan bir miktar farklı olabilir. Bu yönde ayrıntılı bir çalışma yapmadığım için şimdiden artar ya da eksilir diye birşey söyleyemiyorum ama önemli olan sıralamadır.'' dedi. Mynet haber |
Mevlana Müzesi sanal ortama taşındı UNESCO'nun 2007 Dünya Mevlana yılı aktiviteleri kapsamında, 'Türkiye-İstanbul fotoğrafları grubu, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın desteğiyle, Konya'daki Mevlana Celaleddin-i Rumi Müzesi'ni sanal ortama taşıdı. Grup adına yazılı bir açıklama yapan proje yöneticisi İmdat Demir,''Mevlana'' sitesinde, müzenin 67 noktasından üç boyutlu gezi imkanı sunulduğunu kaydetti. Demir, iki ay önce aynı yöntemle Topkapı Sarayı'nı sanal ortamda ziyarete açtıklarını ve 25 milyon kez ziyaret edildiğini belirterek, Mevlana Projesi için ise 100 milyon ziyaretçi beklediklerini söyledi. Açıklamada grubunun daha önce de Ayasofya ve Bodrum Sualtı Arkeoloji müzelerini de aynı yöntemle sanal ortama taşıdığı kaydedildi. |
Levent te Bombalı Araç Şüphesi.. Bomba uzmanları beyaz minibüste 18 Ocak 2008 İstanbul polisinin bir süredir aradığı şüpheli beyaz renkli minibüs Levent'te ele geçirildi. Minibüsü incelemek üzere olay yerine bomba uzmanları çağrıldı. Minibüsün Başbakan Tayyip Erdoğan'ın kullanacağı güzergâhta olması panik yarattı. Büyükdere Caddesi Maslak ve Balmumcu istikametine her iki istikametine trafiğe kapatıldı. Saat: 15.47 DHA muhabiri Ümit TÜRK bildiriyor... 34 ET 8328 plakalı Volkswagen beyaz minibüs 3 gündür aranıyordu. Telsizlerden aynen şöyle deniliyordu: “Bulunduğu takdirde çevre güvenliği alınıp bomba imha ekiplerine haber verilsin” Anonslar acil koduyla geçiyordu. Bugün saat 15.00 sıralarında Jandarma takibi sonucu aranan minibüsün Maslak’tan Beşiktaş istikametine gittiği bilgisi verildi. Büyükdere Caddesi üzerinde polis ekipleri büyük güvenlik önlemi aldı. Araç Özel Levent Hastanesi önünde durduruldu. İçindeki şüpheli, polisler tarafından etkisiz hale getirilerek gözaltına alındı. Daha sonra Büyükdere Caddesi hem gidiş hem geliş yönünde tamamen kapatıldı. Saat 16.00 Ümit Türk olay yerinden bildirmeye devam ediyor... Polis yaptığı ilk incelemenin ardından minibüste bomba bulamadı. Ancak daha detaylı inceleme için araç Emniyet Müdürlüğü'nün otogarına götürüldü. Minibüsün sürücüsünü ise Terörle Mücedele Şube Müdürlüğü'nde... Araç Başbakan Erdoğan'ın kullanacağı güzargahta olduğu için polis böyle bir refleks gösterdi. Hatta panikledi... Hürriyet |
Şırnak'ta 3 terörist teslim oldu Şırnak'ın Silopi ilçesinde terör örgütü PKK'dan kaçan 3 terörist güvenlik güçlerine teslim oldu. Alınan bilgiye göre, terör örgütü PKK'dan kaçan üç kişi, dün gece geç saatlerde Irak'ın kuzeyinden gelerek Habur Sınır Kapısı'nda güvenlik güçlerine teslim oldu. Teslim olan terör örgütü mensuplarının ilk ifadelerinde, kandırılarak örgüte katıldıklarını ve buldukları ilk fırsatta kaçarak güvenlik güçlerine teslim olduklarını söyledikleri kaydedildi. Bu arada, son bir ay içerisinde Silopi'de güvenlik güçlerine teslim olan terörist sayısının 24'e ulaştığı bildirildi. Hakkari'de PKK'ya ait silah ve mühimmat ele geçirildi HAKKARİ'nin Şemdinli İlçesi'nde, terör örgütü PKK'lı teröristlere ait 6 Kalaşnikof marka tüfek, bu silahlara ait 6 şarjör ve 180 fişek ele geçirildi. Genelkurmay Başkanlığı'nın resmi internet sitesinde yer alan açıklamada, “Hakkari'nin Şemdinli İlçesi dağlık arazi kesiminde güvenlik güçlerince yapılan arama ve tarama faaliyeti sırasında, terör örgütü PKK'lı teröristlere ait, 6 Kaleşnikof piyade tüfeği, 6 Kalüşnikof şarjörü ve bu silahlara ait 180 fişek ele geçirilmiştir'' denildi. Öte yandan Türk Silahlı Kuvvetleri'nin F 16 savaş uçaklarıyla yaptığı hava harekatıyla çözülme noktasına gelen PKK terör örgütüne yönelik operasyonlar da sürüyor. Kuzey Irak sınırında bulunan Hakkari'nin Çukurca İlçesi'nde bugün sabah saatlerinde 2 keşif uçağı sınır boylarında uçarak gözetleme yaptı. DHA - AA |
ZORUNLU EĞİTİM 9 YIL OLUYOR... Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Okul Öncesi Eğitimi Genel Müdürü Remzi İnanlı, Okul Öncesi Eğitimi Genel Müdürlüğü'nün 1992 yılında kurulmasının ardından okul öncesi eğitimde büyük mesafe katettiklerini vurgulayarak, Türkiye’de 16 yıl öncesinde yüzde 5 seviyesinde olan okullaşma oranının, bugün yüzde 27,5 olduğunu söyledi. Okul öncesi eğitimdeki okullaşma oranını yükseltmek amacıyla büyük uğraş verdiklerini belirten İnanlı, 5 yıldır yaptıkları çalışmalarla zoru başardıklarını, ancak henüz istenilen seviyeye ulaşamadıklarını ifade etti. İnanlı, halen 701 bin öğrencinin eğitim gördüğü okullarda öğrenci sayısını ve okullaşma oranını yükseltmek amacıyla çalıştıklarını belirterek, şunları söyledi: "Göreve geldiğimiz 5 yıllık süre içerisinde okullaşma oranında yüzde 17,5’lik artış yaşanırken, öğrenci sayısı da 2 kat arttı. Okullaşma oranının şu anda en yüksek olduğu ilimiz, yüzde 65,4 ile Amasya iken, en düşük ilimiz de yüzde 11,4 ile Ağrı’dır. Okullaşma oranının düşük olduğu illerimizde yapacağımız hamleyle ülkemizdeki okullaşma oranını yüzde 30-40 seviyesine çıkaracağız. Bunun için çalışmalarımız devam ediyor." OKUL ÖNCESİNDE AVRUPA’NIN GERİSİNDEYİZ Türkiye’deki okul öncesi eğitimin, Avrupa ülkeleriyle kıyaslandığında çok gerilerde olduğunu bildiren Okul Öncesi Eğitimi Genel Müdürü Remzi İnanlı, en düşük seviyedeki Avrupa ülkesinde bile okullaşma oranının yüzde 70’lerde seyrettiğini, bunun da okul öncesi eğitime verilen önemle ilgili olduğunu söyledi. İnanlı, okul öncesi eğitim kurumlarında bakıcılık görevi üstlenilmediğini belirterek, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Avrupa ülkelerinde bu kurumların bir eğitim yuvası olduğu kavranmıştır. Avrupalı ekonomistlerin hazırladığı raporlarda, okul öncesi eğitime 1 liralık yatırım yapıldığı takdirde ekonomiye 7 lira olarak geri döndüğü, bu eğitimi alanların vatanına, milletine bağlı, vatandaşlık görevini yerine getiren insanlar olacağı vurgulanmıştır. Bunlar özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizde yaşayan insanlar için önemlidir. Çünkü burada yaşayan insanların dil problemi var. Çocuk dil bilmeden okula geliyor. Dil bilene müfredat uygulanırken, bilmeyen müfredatın gerisinde kalıyor. Biz okul öncesi eğitime ağırlık verirsek tüm çocuklarımızı eşit şartlarda ilköğretime başlatmış oluruz." ZORUNLU EĞİTİM 9 YIL OLUYOR Okul öncesi eğitimin 2008-2009 eğitim öğretim yılından itibaren zorunlu eğitime dahil edileceğini bildiren Remzi İnanlı, şunları kaydetti: "2008-2009 eğitim öğretim yılında pilot il uygulamasına geçerek, okul öncesi eğitimi de zorunlu hale getireceğiz. Pilot uygulamadan alacağımız sonuçlara göre 5 yaşı da zorunlu eğitime dahil etmek için çalışmalarımız devam ediyor. Bu uygulamaların sonunda 8 yıllık zorunlu eğitim, okul öncesinin de eklenmesiyle 9 yıla çıkmış olacak. Uygulamanın yapılacağı pilot illerimiz henüz belli değil. İl milli eğitim müdürlüklerine yazı gönderdik. O bilgiler ışığında illerdeki okullaşma, öğretmen ve öğrenci sayısına göre pilot il uygulamasını başlatacağız." KIRMIZI ÖNLÜK BİR MODAYDI Okul Öncesi Eğitimi Genel Müdürü İnanlı, 2 yıl önce aldıkları kararla ana sınıflarında kırmızı önlük uygulamasına son verildiğini kaydederek, bu uygulamadaki temel amacın öğrencilerin daha özgür hareket etmesi olduğunu belirtti. "Çocuğa resmi bir kıyafet giydirdiğinizde çocuk bir rol üstleniyor." diyen İnanlı, şöyle devam etti: "Ana sınıfına devam eden çocuk özgür olmalıdır. Çocuklara resmi bir elbise giydirdiğinizde o elbise kirlendiği zaman 'annem kızacak, öğretmenim kızacak' gibi endişeler taşıyorlar. O zaman da bu eğitimin gereğini yapamayız. Bu serbestlik yalnızca öğrencilere değil, öğretmenlere de verildi. Çünkü öğretmen de çocukla beraber yatacak, kalkacak, gerekirse takla atacak. Takım elbise giyen bir öğretmen sınıfa girdiğinde rahat hareket edemez. Bu nedenle hem öğretmen, hem de çocuğun serbest kıyafetle okula gelmesini uygun gördük. Ana sınıflarında kırmızı önlük bir modaydı ve buna son verdik." |
SÜREYYA AYHAN'A ÖMÜR BOYU MEN... http://www.zekirdek.com/images/news_upload/662db72497c42d8fd90f76a3f42e9d51.jpg Doping kullandığı gerekçesi ile Atletizm Federasyonu Ceza Kurulu'na sevk edilen ve bugün son duruşması yapılan milli atlet Süreyya Ayhan Kop'a şok ceza. Ceza Kurulu yaklaşık 2 saat 45 dakika süren toplantı sonrasında Süreyya Ayhan'a doping kurallarının 2. ihlali sonrasında ömür boyu yarışmalardan men cezası verdi. Ceza Kurulu ayrıca Süreyya Ayhan'ın antrenörü ve eşi Yücel Kop'u ise 2 yıl yarışmalardan men etti. Bugün saat 13.00'de başlayan ve 15.45'te sona eren toplantıya Federasyon Ceza Kurulu'ndan Ömer Remzi Arıkan, İhsan Yeşilyurt, ve Hüseyin Serin'in yanı sıra Atletizm Federasyonu Genel Sekreteri Nihat Doker katılırken, Milli atlet Süreyya Ayhan, eşi Yücel Kop ve Avukatı Osman Buldan ile birlikte katıldı. Dava öncesinde Avukat Osman Buldan'ın esasla ilgili kararın açıklanacağı bölümü görsel ve yazılı medya mensuplarının da izlemesi isteği Ceza Kurulu Başkanı Ömer Remzi Arıkan tarafından reddedildi. Kararı gözyaşları içerisinde karşılayarak basın mensuplarının karşısına çıkan Süreyya Ayhan, "Ceza sadece bana değil ülkeme verilmiştir." dedi. Ayhan, "Duruşmanın başından beri böyle bir cezayı beklemiyorduk. Ben hiç ümidimi kaybetmemiştim. Ama ceza sanki suçu işlemeden önce kesilmiş. Bizim hakkımızdaki karar önceden verilmişti. Ülkemizde sporu yöneten insanların art niyetli olduğunu düşünüyorum. Ülke olarak iyi değerleri kaybetmeye devam ediyoruz. Bu karar beni korkutmak için verilmiştir. Belki de hukuk savaşımın dışında ceza almayacağım. Ancak kaybolan yıllarıma yazık olacak." diye konuştu. |
Filistin Halk Kurtuluş Cephesi'nin efsanevi lideri ve kurucusu, Filistin direnişinin onuru Dr. Corc Habaş hayata gözlerini yumdu. Tüm Filistin yasta... DIŞ HABERLER Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC) kurucusu ve eski Genel Sekreteri Dr. Corc Habaş hayatını kaybetti. Filistin ve Arap halkının işgal karşıtı direnişinin en önemli kazanımlarının altında imzası bulunan "El Hakim" lakaplı devrimci lider, arkasında Filistin ulusal mücadelesi içine kök salmış güçlü bir komünist damar miras bıraktı. Ürdün'ün başkenti Amman'daki bir hastanede dün akşam saatlerinde vefat eden Dr. Habaş, 1967'de kurduğu FHKC'nin 30 yıl boyunca Genel Sekreterliğini yürüttü. 82 yaşındaki Dr. Habaş kalp sorunları nedeniyle 10 gündür hastanede yatıyordu. FHKC liderlerinden Filistin Ulusal Konseyi üyesi Leyla Halid, dün Amman'dan telefonla acı haberi vererek "Habaş'ın 20:15'te ağır bir kalp krizi geçirdiğini ve yaşamını yitirdiğini" açıkladı. FHKC'nin Suriye'deki sözcüsü Mahir el Tahir de Dr. Habaş'ın öldüğünü doğruladı. FHKC Merkez Komitesi tarafından yayımlanan bildirideyse Dr. Habaş'ın İsrail işgaline karşı Filistin ulusal mücadelesinin ana simgelerinden biri olduğu ve kurtuluş mücadelesine önderlik ettiği vurgulandı. FHKC bildirisinde Dr. Habaş'ın "Tehditlere asla boyun eğmeyen, emperyalizme karşı daima devrim savaşı veren" bir lider olduğunu ve "Denizden nehre Filistin'in her yeri için mücadele verdiği" belirtildi. Bildiride FHKC'nin tüm Filistin topraklarının kurtuluşuna ve bağımsızlığına kadar direniş eylemlerini sürdüreceği sözü verildi. Tüm Filistin yasta FHKC kurucusunun ölümü halkı yasa boğarken, geçmişte görüş ayrılığına düştüğü Filistinli siyasi gruplar ve direniş örgütleri de Dr. Habaş'ı anmak ve saygılarını sunmak için seferber oldu. Filistin Demokratik Kurtuluş Cephesi (FDKC) Dr. Habaş'ın anısına Gazze'deki Reşid El Şevva Merkezi'nde ve Batı Şeria'nın güneyindeki Hebron'da birer yas evi açtı. Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas 3 günlük yas ilan ederek Filistin topraklarındaki tüm bayrakların yarıya indirilmesini emretti. FHKC liderinin ölümüyle ilgili bir açıklama yayımlayan Abbas "Bu tarihi önderin ölümü Filistin mücadelesi ve uğruna 60 yıl boyunca savaştığı Filistin halkı için büyük bir kayıptır" dedi. Abbas bu akşam Ramallah'taki bürosunda taziyeleri kabul edeceğini açıkladı. Gazze Şeridi'ndeki Hamas hükümetinin başbakanı İsmail Haniye ise Dr. Habaş'ın "yaşamı boyunca Filistin'i savunduğunu" söyledi. Ölüm haberinin duyulmasının ardından Gazze'de gece boyunca Dr. Habaş'ın anısına havaya sıkılan silahların sesi yankılandı. Dr. Habaş'ın ölümü bazı İsrail basın organlarınca sevinçle karşılandı. İsrail'in yüksek tirajlı gazetelerinden Yedioth Ahronot, Dr. Habaş'ın ölüm haberini internet sitesinde "teröristbaşı öldü" ifadesiyle yayımladı. Sağlık durumu nedeniyle 2000 yılında FHKC Genel Sekreterliğini devretmek zorunda kalan ve Ürdün'e yerleşen Dr. Habaş, ileri yaşına rağmen analizleri ve görüşleriyle Filistin soluna ve Filistin halkının emperyalizme ve Siyonistlere karşı direnişine rehberlik ediyordu. Filistin Kurtuluş Örgütü'nün mücadeleci çizgisinin uzun yıllar boyunca korunmasında belirleyici rol oynayan Dr. Habaş, El Fetih lideri Yaser Arafat'ın uzlaşmacı ve tavizci tutumuna karşı tavır almış, işgalci İsrail'le ilişkilerin "normalleşmesine" karşı çıkmıştı. Özellikle 1993'te Oslo Anlaşması'nın imzalanması konusunda Arafat'la büyük bir ayrışma yaşayan ve mültecilerin İsrail işgali altındaki Filistin topraklarına dönme ilkesinden taviz vermeyi reddeden Dr. Habaş, özerkliğin ilan edildiği 1994 yılından sonra Filistin topraklarına dönmeyi reddetmişti. internetten alıntıdır |
Davutpaşa'da patlama: Ölü ve yaralılar var Davutpaşa Çiftehavuzlar Caddesi'nde bir iş merkezinde saat 09:45 sıralarında büyük bir patlama oldu. Patlamada 17 kişinin öldüğü ve 8'i ağır 68 yaralı olduğu açıklandı. 136 atölyenin bulunduğu iş merkezi ve yanındaki binalar büyük hasar gördü. Çevre adeta savaş alanına döndü. Binalardan fırlayan boru parçaları her tarafa saçıldı. Etrafta kırılmayan cam kalmadı. İl Sağlık Müdürlüğü’nden yapılan yazılı açıklamada, saat 09.45 sularında meydana gelen patlamanın Çiftehavuzlar Caddesi üzerinde bulunan 4 katlı binanın kalorifer kazanından kaynaklandığı belirtildi. Saat 12.00 itibariyle 112 ambulanslarıyla 8’i ağır toplam 68 yaralının çevre hastanelere taşındığı bilgisine yer verilen açıklamada, bölgeye 28 ambulans sevkedildiği, 17 kişinin ise olay yerinde hayatını kaybettiği ifade edildi. YARALILAR ÇEŞİTLİ HASTANELERE GÖNDERİLİYOR Açıklamaya göre yaralananların sayısı ve kaldırıldıkları hastaneler ise şöyle: -Bezmi Alem Vakıf Gurba Eğitim ve Araştırma Hastanesi, 9 Yaralı -Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi, 12 Yaralı -Çapa Tıp Fakültesi, 10 Yaralı -Bayrampaşa Devlet Hasnatesi, 30 Yaralı -Bakırköy Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, 4 Yaralı -Bağcılar Devlet Hastanesi, 2 Yaralı -Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, 1 Yaralı. Özel Esenler Hastanesi'ne kaldırılan yaralılardan 26'sının adı: Levent Coşkun, Turgay Minus, Sabriye Kabakaş, Canan Taş, Osman Doğan, İsmail Kaboğlu, Mesut Karas, Erol Türkan (Yoğun Bakımda), Hüseyin Yılmaz, Mehmet Salih Çulcu (Ameliyatta), Kadir Demirbiler, Osman Duman, Mustafa Aydın, Fatih Yılmaz, Mücahit Yılmaz, Mehmet Dedek, Fatih Yılmaz, Bedir Şen, Levent Coşkun, Mehmet Engin, Yavuz Özen, İskender Mutlu, Ömer Özen, Fırat Doğan, Ayhan Bozdağlı Lütfi Tanrıöver. VALİ MUAMMER GÜLER OLAY YERİNDE İstanbul Valisi Güler patlamada 17 kişinin öldüğünü 6 cesetin enkaz altında olduğunu açıkladı. Olayın terörle bağlantısı olamadığını söyleyen Güler, ilk önce otoparkta yangın çıktığını sonra bu yangının atölyelere sıçrayıp patlamanın gerçekleştiğini belirtti. KADİR TOPBAŞ: BARUT KOKUSU VAR İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Topbaş, iş merkezinde çok sayıda ruhsatsız çalışan maytap atölyesi olduğunu belirtirken havada barut kokusu olduğunu söyledi. Olayda iki patlamanın gerçekleştiğini ve ölenlerin çoğunun ilk patlamaki yangını izleyenler olduğunu açıkladı. PATLAMANIN DOĞAL GAZLA ALAKASI YOK İGDAŞ’tan yapılan yazılı açıklamada, Davutpaşa’da bir iş merkezindeki patlamanın ardından İGDAŞ ekiplerinin olay yerinde inceleme yaptıkları belirtilerek, "İlk incelemeler sonucunda patlamanın doğal gazla ilgili olmadığını tespit etmişlerdir. Patlamanın meydana geldiği binada ve binanın bulunduğu sokakta doğal gaz hattı bulunmamaktadır" denildi. http://img88.imageshack.us/img88/6942/05bge3.jpg |
Parola: 222-A Türban karşıtları bugün Anıtkabir'de... 02.02.2008 / 2.00pm http://www.haberturk.com/kuturesim/mitinggibi2k.jpgTürban karşıtları bugün Anıtkabir'de. Türkiye'nin dört bir yanında eylem düzenlenecek. Toplam 18 ilde aynı saatte yapılacak olan eylemin sloganı ise "222 A: 2. ayın 2'sinde saat 2'de Anıtkabir'de" Cumhuriyet Gazetesi'nin haberine göre üniversitelerde türbanı serbest bırakma önerisine karşı, toplumun birbirinden farklı kesimleri, seslerini aynı anda duyurmak için bugün Ankara'da Anıtkabir'de; yurdun doğusundan batısına 17 ayrı "222 A: 2. ayın 2'sinde saat 2'de Anıtkabir'de" sloganıyla hareket eden katılımcılar adına Anıtkabir'e ÇYDD Ankara Şubesi Başkanı Ülkü Günay tarafından mozoleye çelenk koyacak. Ardından, hazırlanan ortak metin, Anıtkabir Ziyaretçi Defteri'ne Günay tarafından yazılacak ve imzalanacak. Eylem "Samsun, Kahramanmaraş, Tarsus, Adana, Mersin, Sıvas, Van, Bolu, Çanakkale, Bursa, Zonguldak, İskenderun, Tekirdağ, Eskişehir, Diyarbakır, Silopi ve Şanlıurfa" gibi illerde de bugün saat 14.00'te yapılacak. |
Canan pilot olacaktı, melek oldu TÜRK Hava Yolları'nda pilot olma hayalleri kuran 24 yaşındaki Canan Babayiğit, mülakata giderken ağabeyinin kullandığı otomobille geçirdiği kazada ağır yaralandı, 6 gündür yoğun bakımda sürdürdüğü yaşam savaşını kaybetti. Canan Babayiğit, ailesinin yaşadığı Muğla'nın Marmaris İlçesi'nde gözyaşları arasında son yolculuğuna uğurlandı. Almanya'da doğan, gönlü göklerde olan Canan Babayiğit, Türk Hava Kurumu'nda paraşüt ve planör eğitimi aldı. Anadolu Üniversitesi Sivil Havacılık Yüksekokulu Pilotaj Bölümü'nü kazandı. İyi, hevesli bir öğrenci olan Canan, okulunu geçen yıl birincilikle bitirdi. Havayolu pilotluğu için birçok teklif aldı, Almanya'dan gelen teklifleri reddetti. Çalışmak istediği Türk Hava Yolları'na (THY) başvuran Babayiğit, mülakata kabul edilince dünyalar onun oldu. Ağabeyi Ercan Babayiğit'le birlikte geçen Cumartesi günü Eskişehir'den İstanbul'a gelen Canan Babayiğit'i trafik canavarı, ağabeyiyle birlikte mülakata giderken emniyet şeridinde yakaladı. Ağabey Ercan Babayiğit, Şile yakınlarında TEM üzerinde telefonla adres sormak için kullandığı aracı sağ şeride çekip durdu. Bu arada bir minibüsün sıkıştırdığı başka bir araç, arkadan Babayiğitler'in otomobiline çarptı. Çarpma sonucu ağır yaralanan 2 kardeş, Haydarpaşa Numune Hastanesi'ne kaldırıldı. Canan, 6 gün boyunca yoğun bakımda ölümle savaştı. Dün ecele karşı verdiği savaşı kaybetti. Güzel Canan'ın cenazesi annesi Müzzeyen ve babası Erdoğan Babayiğit'in yaşadığı Muğla'nın Marmaris İlçesi'ne gönderildi. En büyük hayalini gerçekleştirmek, THY'de pilot olup uçmak isterken melek olup gökyüzüne yükselen Canan için Marmaris'teki ilk tören ilçe merkezindeki Eski Cami'de düzenlendi. Öğle namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Canan, Marmaris ilçe mezarlığında toprağa verildi. TRAFİĞE İKİNCİ KURBAN Törenlere, Babayiğit Ailesi, yakınları, Marmaris Belediye Başkanı Ali Acar, Türk Kuşu ve THY yetkililerinin yanısıra Canan'ın üniversite arkadaşları da katıldı. Beş yıl önce 26 yaşındayken trafik kazası sonucu hayatını kaybeden en büyük çocukları Erhan'ı da trafik canavarına kurban veren Müzeyyen ve Erdoğan Babayiğit, kızlarını son yolculuğuna uğurlarken üzüntüden ayakta durmakta zorlandı. Üniversite arkadaşlarını kaybetmenin acısını yaşayan onlarca genç, mezarın üzerini çiçek yağmuruna tuttu. Canan Babayiğit'e Türk Kuşu'nda pilotaj eğitimi veren Göksel Demiröz, duygularını aktarırken, “Çok çok başarılı bir öğrenciydi. Çok başarılı bir pilot olacaktı. Ancak maalesef olmadı. Canan melek olup uçtu'' diye konuştu. Canan ile mülakat yapacak isimlerden biri olan THY'nın kaptan pilotlarından Selehattin Koçer ise konuşurken gözyaşlarını tutmakta zorlandı. Koçer, “Almanya'dan da ona mülakat tekfili gelmişti. Ama o ısrarla THY'yi istemişti. Okulunu bitiriş derecesi bile onun referansıydı. Mülakatı kesin kazanacak pilot olup uçacaktı'' dedi. Canan'ın arkadaşları da kendisinin Sun Express Havayolu'na kabul edildiğini ancak ısrarla THY'yi istediği için İstanbul'a gittiğini anlatıp gözyaşı döktü. Öte yandan kaza günü Canan ile aynı araçta bulunan ağabey Ercan Babayiğit'in Haydarpaşa Numune Hastanesi'nde tedavisinin devam ettiği, sağlık durumunun iyi olduğu ancak kız kardeşinin ölümü sebebiyle şok yaşadığı öğrenildi. |
Hastanede doğurduğu bebeğini boğmaya kalkıştı Mesut IŞIK/GEBZE (Kocaeli), (DHA) Kocaeli’nin Gebze İlçesi’nde, ‘karnım ağrıyor’ diyerek gittiği hastanede sahte isimle kayıt yaptırdıktan sonra 3 kilo 800 gram ağırlığında bir kız bebek dünyaya getiren 20 yaşındaki H.A., kendine geldikten sonra bebeği kendisinin doğurmadığını iddia etti. ‘Ben bakireyim’ diyen genç kadının tülbentle boğmak istediği bebek, ebe ve hemşirelerce kurtarıldı. Geçen Perşembe günü Gebze’nin Darıca Beldesi’ndeki Devlet Hastanesi’ne gelen H. A. “Karnım ağrıyor'' diyerek ‘Makperi A. sahte ismiyle kayıt yaptırdı. Genç kadının yapılan muayenesinde hamile olduğu ve doğurmak üzere olduğu anlaşıldı. Ultrasona sokulan genç kadının hamileliği kesinlik kazanınca doğumhaneye alındı. Üç kilo 800 gram ağırlığında bir kız bebek dünyaya getiren H.A., kendisine geldikten sonra bebeği kabul etmedi. “Bebek benim değil. Bel hala bakireyim'' diyen genç kadın, ebe ve hemşirelerin bir anlık dalgınlığından yararlanarak bebeği tülbentle boğmak istedi. Ancak durumu farkeden hemşireler hemen müdehale ederek bebeği annesinin elinden aldı. YUVAYA VERİLECEK Hastane yetkililerinin olayı polise haber vermelerine üzerine H.A.'nın tedavisi polis gözetiminde yapıldı. Tedavisi bittikten sonra gözaltına alınarak Gebze Adyliyesi’ne sevkedilen H.A., Cumhuriyet Savcılığı'nca serbest bırakıldı. H.A.'nın kabul etmediği ve hemşirelerin ‘Ecem’ adını verdiği bebeğin, gerekli bakımlarının yapılmasının ardından Çocuk Esirgeme Kurumu’na teslim edeceği bildirildi. |
http://img208.imageshack.us/img208/41/100684ne3.jpg Türk değiller ama bizim kadar Türk Kendilerini asırlardır 'Türk' olarak adlandırıyorlar. Türk gibi giyiniyor, Türk gibi yaşıyorlar. Futbol takımlarının adları bile 'Türk' ve maçlarda bayrağımızı dalgalandırıyorlar... Belçika'daki "Türk Köyü" Faymonville'de karnaval bu yıl da coşkulu geçti. Kendilerini asırlardır "Türk" olarak adlandıran Belçikalı köylüler, geleneksel olarak Türk giysi ve bayraklarıyla karnaval korteji oluştururken, ülkenin çeşitli bölgelerinden gelen "gerçek Türkler" de karnaval etkinliklerini izledi. Belçika'nın Arden dağları bölgesinde, ülkenin ücra köşelerinden birinde bulunan, birkaç yüz insanın yaşadığı "Faymonville" isimli köyün meydanında, Belçika ve Valonya bayrakları yanında Türk bayrağı da dalgalanıyor. Köyün merkezinde, bugün kütüphane olarak kullanılan binanın girişinde, mermer üzerine oyulmuş ay yıldız görüntüleri; binanın içinde ise camlara işlenmiş Türk bayrağı motifleri dikkat çekiyor. Faymonville köyünde hiçbir zaman, hiçbir Türk'ün yaşamadığını belirten köylüler, kendilerine asırlardır "Türkler" dendiğini, "Türk Köyü"nün insanları olduklarını söylüyor, kendilerini "Faymonville Türkleri" olarak tanıtıyorlar. -RİVAYETLER- Faymonville köylülerine "Türk" denilmesi ve Türk bayrağının bu köyün sembolü olması çeşitli rivayetlerle izah ediliyor. Bazı köylüler, bu geleneğin 8. yüzyıldan kaldığını savunuyorlar. En yaygın rivayete göre, 16. ve 17. yüzyıllarda, Avrupa'da Türk işgalinden zarar görenlere yardım için para toplanırken, Faymonville köylüleri bu parayı vermeyi reddettiler ve bu nedenle "Hristiyanlık aleminin düşmanı ve Türklerin dostu" ilan edildiler. O zamanlar "herkese korku veren" "Türk" ismini alan köylüler, kendilerini cezalandıran Liege Prensi'ni iyice kızdırmak için kilise çanlarını susturup, dua çağrısını ezan taklidi seslerle yapmaya başladılar. Faymonville köylülerinin, Haçlı Seferleri'ne katılmayı ve Türklere karşı savaşmayı reddettikleri için "Türk" olarak adlandırıldıkları da rivayetler arasında bulunuyor. FUTBOL TAKIMLARININ ADI DA TÜRK Yaşlı köylüler, "Türk olarak adlandırılmanın yararını İkinci Dünya Savaşı'nda gördük" diyor ve Belçika'yı işgal eden nazi ordularının her yeri yağmalarken, Türk bayrağını ve ay yıldızlı amblemleri gördükleri bu köye hiç zarar vermediklerini anlatıyorlar. Faymonville'in "Turkania" isimli futbol kulübü, maçlarına her zaman Türk bayrakları eşliğinde çıkıyor ve kulübün ambleminde de bu bayrak yer alıyor. Belçika'daki köylerde, kasabalarda insanlar her karnavalda çeşitli kıyafetlere bürünüyor, her yıl bu kıyafetlerin temasını değiştiriyor. Faymonville Türkleri ise tema değiştirmiyor, sadece olanakları çerçevesinde kıyafetlerini yenilemeye çalışıyor. Faymonville köylüleri, Türkiye'yi ve Türkleri daha iyi tanımak arzularını yıllardır dile getirirken, karnavallarına Türk diplomatları ve dernekleri de davet ediyor, uzun yıllardır yanıtsız kalan "ciddi temas arayışını" sürdürüyor. Belçika'da ve komşu ülkelerde yaşayan Türkler, bu yıl da Faymonville karnavalını izlemek için bölgeye geldiler ve ellerindeki Türk bayrak ve sembolleriyle köy kortejine eşlik ettiler. A.A. |
Hangi branşta kaç öğretmen alınacak?https://www.msxlabs.org/common/images/news/0.gif Öğretmen alınacak branşlar ve branşarın taban puanı Milli Binlerce öğretmen adayının beklediği Milli Eğitim Bakanlığı'nın 2008 yılı birinci atama döneminde tayin edeceği kadrolu öğretmen branşları ve bu branşların taban puanları belli oldu Eğitim Bakanlığı, 2008 yılı birinci atama döneminde 4 bin 786 kadrolu öğretmen ataması gerçekleştirecek. Halen sözleşmeli öğretmen olarak görev yapan öğretmenlerin kadrolu öğretmenliğe atananlarının yerine pozisyonlarına göre sözleşmeli öğretmen atanacak. SINIF ÖĞRETMENLİĞİ İLK SIRADA 2008 yılı birinci atama döneminde atanacak kadrolu öğretmenlerin branşları içinde en çok 687 kişi ile sınıf öğretmenliği ilk sırayı aldı. Sınıf öğretmenliğini 492 kişi öğretmen ile ingilizce, 400 öğretmen ile bilgisayar takip etti. Bir dönem tartışma konusu olan müzik öğretmenliğine bu dönemde 142 öğretmen atanırken, Milli Eğitim Bakanlığı Şubat ayındaki atamada 157 resim öğretmeni alınacak Bu yıl diğer atama dönemlerine göre, Rusça'dan 10 kadrolu öğretmen atanması ise dikkat çekti. http://img104.imageshack.us/img104/4784/ogretmenlistesixa3.jpg Bugün Gazetesi |
TÜRK SİYASET TARİHİNDE BİR İLK! DTP'li Aysel Tuğluk ve Ayla Akat Ata milletvekili olmalarına rağmen, yargılanacaklar. Siyaset tarihi bir ilke sahne oluyor. DTP'li Aysel Tuğluk ve Ayla Akat Ata milletvekili olmalarına rağmen, seçimden önce haklarında açılan davalardan yargılanacaklar. Bu yönde İstanbul 9'uncu Ağır Ceza Mahkemesi'nin aldığı karar Meclis Genel Kurulu'nda okundu. Mahkeme, kararını Anayasa'daki dokunulmazlıkla ilgili istisnaya dayandırdı. Bu istisna Türkiye'nin bütünlüğüne karşı suçlarla ilgili. Bu mahkeme kararı Türk siyasetinde bir ilkin de habercisi. DTP'li Aysel Tuğluk ve Ayla Akat Ata Meclis'te görev yaptıkları sürede yargılanmaya devam edecekler. Yani dokunulmazlıktan yararlanamayacaklar. Aslında Anayasa'nın 83'üncü maddesine göre milletvekili seçilenler yasama dokunulmazlığı kazanıyor; haklarındaki tüm yargılamalar duruyor ve milletvekilliği sona erene kadar da hiçbir şekilde yargılanamıyor. Ama bunun yine Anayasa'ya göre bir istisnası var. Devletin bütünlüğüne karşı işlenen suçlar. İstanbul 9'uncu Ağır Ceza Mahkemesi'nin Tuğluk ve Ata ile ilgili yargılamaya devam kararı, temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılmasını düzenleyen Anayasa'nın 14'üncü maddesine dayanıyor. Bu maddede anayasal hakların devleti bölmeye yönelik kullanılamayacağı belirtiliyor. Anayasa'nın 14'üncü maddesi: 'Anayasa'da yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.' Eğer bir milletvekili bununla suçlanıyorsa ve soruşturması seçilmeden önce başlamışsa dokunulmazlıktan yararlanamıyor. PKK propagandası yapmak suçundan yargılanan Tuğluk ve Ata'nın durumu mahkemece bu kapsamda değerlendirildi. İki vekilin yargılanmalarının devamını isteyen 9'uncu Ağır Ceza Mahkemesi bu kararını Meclis'e sadece bilgi için gönderdi. Aysel Tuğluk ve Ayla Akat Ata hakim karşısında vatandaş muamelesi görecek. Yani mahkemeye gitmek ve gerektiğinde ifade vermek zorundalar. Bu kurallara uymadığı takdirde de gözaltına alınmaları hatta tutuklanmaları mümkün olabilecek. 'Yargılanmaları Anayasa gereği' 2 DTP'li milletvekilinin yargılanması Meclis Başkanı Köksal Toptan'ın da gündemindeydi. Milletvekillerinin yargılanmalarının Anayasa gereği olduğunu söyleyen Toptan, DTP'ye 'Meclis kürsüsünde de kırmızı çizgilerimiz var' uyarısını yaptı. Dün gazi ve şehit yakınlarını kabul eden Meclis Başkanı, 'DTP'lilerin dokunulmazlıkları kaldırılsın' talebi ile karşılaştı. Bunun üzerine Toptan 2 DTP'li milletvekilinin dokunulmazlıkları kaldırılmadan yargılanacağını hatırlatarak, 'Bu Anayasa gereğidir' dedi. Meclis Başkanı kürsü dokunulmazlığı konusunda da uyararak, 'Bizim kırmızı çizgimiz vardır. Bu çizgi Cumhuriyet'in temel nitelikleriyle, bölünmez bütünlüktür' diye konuştu. Toptan, 'Bunları ortadan kaldırmak söz konusu olduğu zaman müsamaha gösterilmez, fikir özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmez' ifadesini kullandı. Meclis Başkanı DTP'li milletvekillerine zaman zaman bu beklentileri aktardığını söyledi, 'Beytüşşebap'ta meydana gelen olay terör örgütüne karşı net tavır koymak için tam bir fırsattır' mesajını verdi. CNN Türk |
http://img208.imageshack.us/img208/41/100684ne3.jpg Ilginç ama gurur verici, bu köyü ilk kez duydum ... gazetelerdede haberleri vardi. bilgilendirmen için tesekkürler.:turkiyem: |
Erdoğan: Mutabakat yüzde 75 Başbakan Erdoğan, türban konusunda toplumda "yüzde 75 mutabakat olduğunu" öne sürdü. Erdoğan, dün Almanya’ya hareketinden önce türban nedeniyle üniversiteden atılanlara affın gündemde olup olmadığı sorusuna şu karşılığı verdi: AF YOK Bizim şu anda gündemimizde olan, sadece böyle bir anayasa değişikliğini, 10. ve 42. maddelerinde yapmaktır. İfade ettiğiniz konular birinci derecede bizimle ilgili değil. Bunun YÖK tarafından olgunlaştırılması gerekir. Şu anda bizim gündemimizde olan böyle bir konu yok. Ama YÖK bu konuda bazı tasarruflarda bulunur mu, bulunmaz mı bilemem. Cumartesi günü de 2. tur oylama yapılacak. Temennimiz odur ki, bu müzakereler kızlarımızın geleceğine yönelik önemli bir açılım sebebi olur ve bundan mağdur olmuş olan kızlarımız da bu mağduriyetin giderildiğini görürler. Parlamento içinde daha geniş bir mutabakatla bu işin olmasını arzu ederdik. MECLİS’TE YÜZDE 70 Türkiye’de toplumsal mutabakat büyük ölçüde vardır. Bu kamuoyu araştırmaları ile yüzde 75 civarındadır. Ama parlamentodaki siyasi partiler arasında ne yazık ki geçen dönemde arzu ettiğimiz mutabakatı sağlayamamıştık. Ama bu dönem yine yüzde 70 civarında parlamento içi bir kurumsal mutabakat söz konusu. Tabii bu kurumsal mutabakatın aynı şekilde dışardaki kurumlar içerisinde de yayılması söz konusu. Dolayısıyla bu adım atılmıştır. Bu, milletimizin bir beklentisi, talebidir. Temennimiz odur ki, hayırlı bir sonla da neticelenir. |
KOYUNLA KEÇİ ÇİFTLEŞİRSE_? O bir aşk çocuğu... Sıradışı bir durumla karşı karşıyayız. Bir koyun ve keçinin çiftleşmesiyle garip ama sevimli görünümlü bu yavru meydana gelmiş. İyi de olmuş. İlk bakışta bir koyunu andırsa da rengine bakıp da keçiye benzetmemek mümkün değil. Almanya'nın Ruhr vadisinde yaşayan bu minik bebek, bir koyun ve keçinin çiftleşmesiyle meydana gelen minicik bir yavru daha. Lisa, atlıyor, zıplıyor, ot yiyor, özel bakım altında tutuluyor. Hanover'daki bir tıp okulunda çeşitli testlere tabii tutulan Lisa, 'farklı bir tür'ün temsilcisi olarak doğanın garipliğini ortaya koyuyor. Uzmanlar, Lisa'nın bir keçi veya koyun gibi süt verip vermeyeceği konusunda endişeliler. Ancak Lisa'nın sahibi çiftçi Klaus Exsternbrink, "Eğer süt verirse, içilebilir bir süt olur. Tıpkı diğerlerininki gibi. İlerleyen zamanlarda sütünün ve peynirinin tadını keşfedeceğiz" diyor. http://img518.imageshack.us/img518/9392/yas02msnlr0.jpg |
| Saat: 20:37 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık