![]() |
Para ve Paranın Tarihçesi 1 ek para![]() malların alım ve satımında kullanılan değişim aracı. Fiyatlarla değerleri ifade eden bir araç olan para insanlar ve ülkeler arasında el değiştirerek ticari etkinliklerin yürütülmesini sağlar. Aynı zamanda temel servet ölçüsüdür. İktisat kuramında para kavramının önemli bir yeri vardır. Taşıma ve ölçme kolaylığı sağlamak gibi özellikleri bulunan paranın asıl önemi, biçiminden ve yapıldığı maddeden çok mal ve hizmet alımında herkesin benimsediği bir ödeme aracı olmasında yatar. Eskiden, aralarında deniz kabuğu, boncuk, taş ve sığırın da bulunduğu, değeri olan çeşitli mallar para olarak kullanılmıştır. Ama 17. yüzyıldan beri temel para biçimleri metal para, kâğıt para ve kaydî paradır. İktisat kuramına göre paranın birbiriyle ilişkili dört ayrı işlevi vardır: 1) Mal ve hizmet alışverişinde, ayrıca borç yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde herkesçe benimsenmiş bir ödeme aracı olması; 2) fiyat sisteminin işlemesini kolaylaştıran ve hesapların tutulmasını, maliyet, kâr ve zararın belirlenmesini sağlayan ortak bir değer ölçüsü ve hesap birimi olması; 3) vadeli ödemelerde ve kredili işlemlerde standart birim olarak kullanılması; para olmasaydı, borç alıp vermede herkesçe benimsenmiş bir kural bulunmayacak ve kredili işlemlerin günümüzde ekonomide oynadığı önemli rol gerçekleşmeyecekti; 4) tasarruf, servet ve saklama aracı olması; paranın bu işlevi, istendiğinde satın alma gücüne çevrilebilir bir birikimi olanaklı kılar. Likiditesi tam olan, yani anında başka mallara çevrilebilen tek değişim aracı paradır. Metal paranın değişim aracı olarak kullanılışı İÖ 7. yüzyıl sonlarına değin iner. Özellikle altın ve gümüş sikkeler uzun bir dönem en yaygın kullanılan metal para niteliğini kazandı (bak. altın standardı; gümüş standardı). 18. yüzyıl sonları ve 19. yüzyıl başlarında bankalar uygun miktarlarda değeri temsil eden banknot (ya da kâğıt para) basmaya başladılar. Önceleri banknotların altın ya da gümüşe çevrilebilirliği garanti ediliyordu. Zamanla bu garanti ortadan kalktı ve merkez bankasınca çıkarılan ve ülke içinde tedavülü zorunlu olan kâğıt para modern ekonomilerde temel değişim aracı haline geldi. Para bireyler açısından, metal ve kâğıt paralarla banka ve başka mali kurumlarda tutulan, hemen kullanılabilir mevduatlardan oluşur. Ama ekonomik açıdan toplam para arzı, yukarıdaki biçimde tanımlanan para toplamının çok üstündedir. Bunun nedeni mali kurumlara yatırılan paranın büyük bölümünün kredi biçiminde dolaşıma yeniden dönerek piyasadaki toplam para miktarını birkaç kat artırmasıdır. Gerçekte modern mali sistemlerde para arzının hesaplanmasında çeşitli mevduat ve kredi türleriyle ticari senetler de dikkate alınır ve ödemelerde kullanılabilen her araç para sayılır. Ekonomik politika tartışmalarında para arzı kavramı giderek artan bir önem kazanmıştır. Günümüzde, para arzı içinde alınabilecek farklı nitelikteki para türlerinden söz edilmektedir. Örneğin, para benzerleri terimi (near money), menkul kıymetler, sigorta poliçeleri ve konut kredileri gibi likiditesi yüksek, kısa sürede paraya çevrilebilir varlıkları; kaçak sermaye (hot money), geçici kâr amacıyla kısa vadeli olarak bir ülkeden başkasına akan fonları; kısa vadeli borç (call-money), talep edildiğinde geri ödenen kısa vadeli kredileri; günlük borç ise (overnight money) bir gün içinde geri ödenmesi zorunlu kredileri belirtir. para koleksiyonculuğuaz ya da çok değerli her türlü kâğıt ya da metal paranın ve aynı amaçla kullanılan nesnelerin düzenli bir biçimde toplanması. Para koleksiyonculuğu İtalya’da Rönesans’ta başladı. 14. yüzyılda şair Petrarca’ nın topladığı Antik Çağ paraları bunun ilk örneklerinden biriydi. 15. ve 16. yüzyıllarda pek çok soylu, para koleksiyonculuğuyla uğraştı. Bu dönemde özellikle Eski Yunan ve Roma paralarını toplamak önem kazanmıştı. Dökümle ya da sahte kalıp kullanarak eski paraların kopyalarının yapılması, koleksiyonlara gerçek olmayan paraların girmesine yol açtı. 17. yüzyılda nümizmatiğin bir bilim dalı durumuna gelmesiyle özel ve tüzel kişilere ait koleksiyonlar karşılaştırılmaya, bunlardaki paralar kataloglanıp yayımlanmaya başladı. Bu çalışmaların, gerçek ve sahte paraların ayrılmasını sağlamak gibi bir yararı oldu. Ayrıca eski paraların tarihsel araştırmalar için önemli belgeler olduğu da anlaşıldı. 19. ve 20. yüzyıllarda koleksiyoncuların yanı sıra yetkili kuruluşların çıkardığı katalog ve el-kitaplarının sayısında da büyük bir artış oldu. İngiltere’de British Museum 1873’te, elinde bulunan para koleksiyonlarının kataloglarını yayımlamaya başladı. Bu konuya duyulan ilginin artması derneklerin kurulmasına da yol açtı. Londra Nümizmatik Derneği (bugün Kraliyet Nümizmatik Derneği) 1836’da kuruldu. Zamanla genel koleksiyonların yerini daha dar bir alanla sınırlanan koleksiyonlar almaya başladı. Birçok ünlü müze böyle özel koleksiyonlar oluşturdu. Ayrıca eski paraların alınıp satıldığı, değiş tokuş edildiği pazarlar da ortaya çıktı. Bu konuda en önde gelen merkezler Londra ve Zürich’tir. 1936’da kurulan Uluslararası Nümizmatik Komisyonu da para koleksiyonlarının ekonomik ve tarihsel olayların incelenmesinde kullanılması amacını gütmektedir. Para koleksiyonu yatırım amacıyla da yapılır. Basılan paraların sayısının sınırlı olması, ayrıca bu sayının zaman içinde aşınma, yıpranma, kaybolma ya da dolaşımdan kalkma gibi nedenlerle daha da azalması eldeki paraların değerinin artmasına yol açar. Bir paranın değeri belirlenirken onun fiziksel durumuna bakılır. Koleksiyonlarda, belirli zamanlarda belirli olaylar nedeniyle basılan ve gerçek para gibi dolaşıma sürülmeyen anı paralar da bulunur. Özellikle metal paraların değerini etkileyen şeylerden biri de bazen üstlerinde bulunan darphane damgalarıdır. Belli bir darphanede aynı türden sınırlı sayıda para basılabilmesi, bunların daha ender olmasına yol açmaktadır. para piyasasıkısa vadeli kredi işlemlerinin yürütüldüğü piyasa. Orta ve uzun vadeli kredilerin işlem gördüğü sermaye piyasasından farklıdır. Para piyasasında alım satıma konu olan finansal varlıklar, kâğıt paranın yanı sıra hemen paraya çevrilebilen kısa vadeli devlet tahvilleriyle çeşitli kambiyo senetlerini de kapsar. Para piyasasının işleyiş kuralları oldukça karmaşıktır ve ülkeler arasında önemli farklılıklar gösterir. Ama kısa vadeli ödünç verilebilir fon fazlası olanlarla kısa vadeli kredi gereksinimi bulunanların buluşmasını sağlamak olan temel işlevi her yerde aynıdır. Bu işlev belirli aracılar eliyle, belli bir kâr karşılığında yerine getirilir. Birçok ülkede hükümetler hem borç alarak hem de kredi sağlayarak para piyasasında etkin bir rol oynar ve çizilen ekonomik hedeflere bağlı olarak para arzıyla faiz oranlarını belli düzeylerde tutmaya çalışır (para politikası). Uluslararası para piyasası ise, ulusal para piyasalarından farklı mekanizmalar içermekle birlikte, temelde ülkeler arasındaki kredi ve döviz alım satımı işlemlerinde benzer bir aracılık işlevini yerine getirir. ABD ve İngiltere para piyasaları en eski ve en gelişmiş olanlardır. İngiltere para piyasasında başlıca rolü iskonto işlemlerinde uzmanlaşan ve kısa vadeli ticari kambiyo senetleriyle hazine bonoları başta olmak üzere çeşitli kredi senetlerinin alım satımıyla uğraşan iskonto bankaları oynar. Bunlar ticari bankalardan vadesiz kredi sağlayarak kambiyo senetleri ya da hazine bonoları satın alır ve bunları daha sonra belirli bir kâr karşılığında ticari bankalarla takas bankalarına satar. Hükümet de iskonto bankalarına hazine bonosu satarak bankacılık sisteminden ödünç fon sağlar. Kambiyo senetleri ve hazine bonolarına işlem sırasında uygulanan iskonto hadleri ve fiyatlar bunların vadelerine ve genel faiz oranlarına bağlıdır. Ayrıca çıkaran kuruluşun ekonomik gücü de senetlerin fiyatını ve piyasada gördüğü kabulü etkiler. Ticari bankaların kredi olanakları daraldığında, İngiltere Merkez Bankası iskonto bankalarına düşük faizli ödünç fon sağlayarak ekonomideki kredi miktarını genişletebilir. Kurumlar ve mekanizmalar farklı olmakla birlikte ABD para piyasası da benzer ilkelere göre işler. ABD para piyasasının özelliklerinden biri bu piyasada çok sayıda ve farklı türde aracının etkinlik göstermesidir. Bu duruma, şube bankacılığı üzerindeki kısıtlamalar nedeniyle bankacılık sisteminin merkezileşmemiş olması ve kısa vadeli fonlarla uğraşan çok sayıda mali ve mali olmayan kurumun bulunması yol açmıştır. Kambiyo senetleri ve öbür likit mali araçların alım satımı büyük ölçüde İngiltere’deki iskonto bankalarının gördüğü işlevi yerine getiren aracı mali kuruluşlarca gerçekleştirilir. Bu piyasada kambiyo senetleri, devlet tahvilleri, federal kurumlarca çıkarılan tahviller, takas odası fonları ve ticari bankaların vadeli mevduat sertifikaları gibi çok çeşitli mali araçlar işlem görür. Ayrıca Federal Rezerv Sistemi de bankacılık sistemine doğrudan önemli miktarda kısa vadeli kredi sağlar. Federal Rezerv Sistemi ayrıca günlük piyasaya da girerek para arzı ve dağılımıyla faiz oranlarındaki dalgalanmaları denetim altında tutmaya çalışır. Türkiye’de para piyasası temelde ticari bankalara dayanmakla birlikte, özellikle 1980’lerde başka aracı mali kuruluşlar da geüşme göstermiştir. Para piyasası üzerindeki gözetim ve denetim TC Merkez Bankası^) ile Para-Kredi ve Koordinasyon Kurulu tarafından yürütülür. Büyük ölçüde devlete kısa vadeli fon sağlamak amacıyla çıkarılan hazine bonoları en önemli para piyasası araçlarını oluşturur. para politikasıhükümetlerin belirli ekonomik amaçları gerçekleştirmek için kredi, para arzı ve faiz oranları ile ilgili olarak yaptığı düzenlemeler. Genellikle maliye politikası ile birlikte yürütülür. Gerek maliye, gerekse para politikasının ana amacı tam istihdamı, yüksek bir büyüme oranını ve fiyatlarla ücretlerde istikrarı gerçekleştirmektir. Özellikle II. Dünya Savaşı’nı izleyen dönemdeki enflasyonist gelişmeler, birçok hükümeti istikrarı gerçekleştirmenin temel aracı olarak parasal önlemler almaya yöneltmiştir. Para politikasının yürütülmesinde merkez bankaları önemli rol oynar. Bu alandaki sorumluluk, örneğin ABD’de Federal Rezerv Sistemi’ne, Birleşik Krallık’ta İngiltere Merkez Bankası’na verilmiştir. Türkiye’de ise TC Merkez Bankası yanında Para-Kredi ve Koordinasyon Kurulu da para politikasının yürütülmesinde önemli işlevler üstlenmiştir. Para arzını denetlemede merkez bankalarınca kullanılan üç temel araç açık piyasa işlemleri, iskonto haddi ve mevduat karşılığında bankaların tutmak zorunda oldukları nakit rezerv yükümlülüğüdür. Bunların en önemlisi olan açık piyasa işlemleri, para arzıyla faiz oranlarını etkilemeye yönelik olarak devlet tahvil ve bonolarının alım satımı yoluyla yürütülür. Merkez bankasının tahvil satın alması ticari bankaların nakit rezervlerini artırır ve bankalarca verilen kredilerin miktarının yükselmesine yol açar. Devlet tahvillerine olan talebin artması tahvil fiyatlarının yükselmesine ve faiz oranlarının düşmesine yol açarak yatırım ve tüketim harcamalarını artırır. Merkez bankasının tahvil satması ise ters yönde etkide bulunarak para arzının daralmasına ve faiz oranlarının yükselmesine yol açar. îskonto haddi merkez bankalarınca ticari bankalara verilen kredilerde uygulanan faiz oranıdır. İskonto haddinin yükseltilmesi ya da düşürülmesi bankaların kredi faiz oranlarını, dolayısıyla verdikleri kredi miktarını etkiler. Ticari bankaların mevduat karşılığında merkez bankasında tutacakları nakit rezerv miktarı ise mevduatların belli bir yüzdesi olarak yasalarla belirlenir. Bu yükümlülük ticari bankalarca sağlanan krediler üzerinde bir fren etkisi yapar. Böylece karşılık oranının artırılması ya da azaltılması yoluyla toplam kredi miktarı, dolayısıyla da para arzı etkilenir. Eskiden altın standardının yürürlükte olduğu dönemde para politikasının temel amacı merkez bankasındaki altın rezervini korumaktı. Ödemeler dengesi açık verdiğinde ülke dışına yönelik altın akışı olurdu. Merkez bankaları para arzını azaltarak bu akışı durdurmaya çalışır, sonuçta fiyatlar, gelirler, istihdam düzeyi ve ithalat miktarı düşer, böylece dış ticaret dengesi yeniden sağlanırdı. Dış ticaret dengesinin fazla vermesi durumunda ise ters yönde bir politika uygulanırdı. Bir ülke ekonomisinin istikrarı dış pazar koşullarına bağlıydı. 1930’larda işsizlik probleminin ciddi boyutlara ulaşması ekonominin iç dengesine verilen önemi artırdı, ama bu alanda daha çok maliye politikalarına ağırlık verildi. II. Dünya Savaşı sonrası dönemin enflasyonist koşulları para politikasına ilgiyi yeniden canlandırdı. Özellikle 1970’lerin ikinci yarısında Batı dünyasında enflasyonun 1950-70 ortalamasının üç katma çıkmasıyla enflasyonla mücadelede maliye politikasının yerini daha çok para politikası almaya başladı. Harry G. Johnson, Milton Friedman ve Friedrich Hayek gibi iktisatçılar para arzının artması ile enflasyonun hızlanması arasındaki bağa dikkat çekerek enflasyonun önlenmesinde, talep ağırlıklı ekonomi politikalarına oranla sıkı para politikasının çok daha etkili olacağını savundular. Ayrıca bak. monetarizm. kaynak: Ana Britannica |
Para ve Paranın Tarihçesi PARANIN HİKAYESİ PARA Para iktisadi hayatın işleyişinde büyük bir öneme haizdir.Mübadelenin yapılmasında sağladığı kolaylık sebebiyle kullanımı yaygınlaşmış ve günümüzün ekonomik yaşayışında vazgeçilmez bir unsur olmuştur.Paranın kullanılmadığı dönemlerde bir malın doğrudan doğruya diğer bir malla mübadelesi yani trampa söz konusu idi. Mübadele edilen mal miktarının oranı her malın diğerine nazaran değerini ifade eder. Trampanın gerçekleşebilmesi, taraflardan her birinin alacağı malın , vereceği maldan daha faydalı olduğuna inanmasıyla mümkün olur. Diğer taraftan , trampa edilecek mallar kolaylıkla bölünemediğinden , bu mallar arasında kolaylıkla kıymet eşitliği sağlanamıyordu. Bu ise mübadeleyi zorlaştırıyordu. Bu zorluğu gidermek için üçüncü bir malı(hayvan derisi , tuz, buğday, inci daha sonra madenler )ödeme vasıtası olarak kullanılmaya başlanmıştır. Yani bu madenler paranın fonksiyonlarını görmüş ve para yer ve zaman bakımından farklı şekillerde ortaya çıkmıştır. Çeşitli madenlerden yapılmış paralar (demir, nikel, tunç, bakır, kalay ...vs.) yakın zamanlara kadar altın ,gümüş,banknot ve nihayet kağıt para , kaydi para , kağıttan yapılmış paralar(çeşitli senet ve bonolar ), ufaklık paralar kullanılmaya başlanmıştır. PARANIN HİKAYESİ İlk çağlardan itibaren insanlar çeşitli malları para yerine kullanmışlardır. İş bölümünün gelişmesiyle birlikte malların mallarla mübadele edilmesi giderek zorlaşmıştır.Takas edilecek malların değerinin birbirine denk olmaması , malı arzedecek kimsenin her zaman bulunmaması , malların bölünebilme özelliklerinin olmaması çeşitli zorluklar ortaya çıkarmıştır.Örneğin bir at ile yirmi ölçek buğday değiştirmek isteyen bir kimsenin bir pazarda aynı malın karşılığında on ölçek buğday veya beş ölçek süt önerisi ile karşılaşması farklı değerlerin oluşmasına neden olmuştur.Zamanla bölgelerin özelliklerine göre bir mal üzerinde anlaşılarak tk bir mübadele değeri oluşturulmaya çalışılmıştır.Değer ölçüsü, fonksiyonu gören bu mala hesap parası denilmiştir. Hesap parasının temsil ettiği malın ödeme aracı olarak kabul edilmesi paralı ekonominin doğmasındaki en önemli etken olmuçtur.Öte yandan bazı malların taşınma ,bölünme ve biriktirme zorluklarının bulunması madenlerin kullanılmasına yol açmıştır. Özellikle altın bakırgümüş gibi metallerin küçük parçalara bölünebilmelerinin yanısıra değer ölçüsü ve biriktirme fonksiyonlarını görmeleri yaygın bir mübadele aracı olarak kullanılmalarını sağlamıştır. En eski para M.Ö. 2900 yıllarında kullanıldığı altın ve gümüş sikkeler olduğu zannedilmektedir.Anadolu'da ise altın ve gümüşün doğal alaşımı olan elektrumdan basılan paralar mübadele aracı olarak dolaşıma girmiştir.Zamanla altın sikkeler dış ticarette ve büyük ödemelerde bakır bronz gibi madenler de ufaklık para olarak küçük ödemelerde kullanılmaya başlanmıştır.İç piyasada en çok kullanılan ödeme aracı ise gümüş olmuştur.18.yy'a kadar para sisteminin temelini teşkil eden gümüş sikkelerin ağırlığı ve ayarı devletçe tespit edilmekteydi. Para değerinin ölçüsü olarak gümüşün kullanıldığı bu dönemlerde altın sikkeler sadece külçe değerleri üzerinden işlem görmüştür.Gümüş ve altın arasındaki değer oranı serbest dalgalanmaya bırakılmıştır.Devlet sadece kendisine ait veya imtiyaz verdiği darphabelerde basılan gümüş sikkelerin kabülünü zorunlu kılmakla birlikte özel kişilerede tuğra resmi karşılığında ellerindeki külçelerden sikke kestirmek hakkı tanınmıştır. Altın üretiminin zamanla artması gümüşün değerinin istikrarsızlaşması altın sikkelerin de değerinin düşmesine neden olmuş;bir çok ülke gümüş ve metal sistemlerinden vazgeçerek çift metal sistemine veya altın tek metal sistemine geçmiştir. Altın tek metal sisteminde para ölçüsü altın da Darphanelerde özel kişiler sadece altın sikke kesitini bilmiş ,gümüş sikkeler ise devlet tarafından ve devletin tayin ettiği değere göre tedavüle çıkarılmasında Altın sikkeler Birinci Dünya Savaşı’na kadar tedavüld kalmıştır. Çift metal sistemini (bimetalizm) kabul eden ülkelerde ise hem gümüş hem de altın devlet resmi parası olarak kabul edilmiştir.Özel kişiler de iki madenden de sikke kestirmek hakkına sahipti , ödeme güçleri iç piyasada aynı idi.Zamanla altın ve gümüş üretimi arasında dengesizlik ortaya çıktı. İki maden arasındaki parite de bozulmuştur.Özellikle gümüş üretimindeki artış gümüşün değerini para değerinin altına düşürmüştür.Bu durumda gümüşü ucuza alıp darphanede sikke kestirerek ödemlerde kullanmak yaygın hale gelmiş , gümüş sikkeler giderek ortadan kaybolmuştur. 19.yy.’nın ikinci yarısından itibaren çift metal sistemini ayakta tutabilmek için bazı önlemler alınmaya başlanmıştır.Örneğin gümüş sikkelerin değeri düşürülmüş ve serbestçe bastırılması durdurulmuştur. Ayrıca küçük birimli gümüş sikkelere kabul haddi tayin edilmiş , kısaca gümüşün para ölçüsü olarak gördüğü fonksiyonlar sınırlandırılmıştır.Sonuç olarak da ortaya topal mikyas adı verilen sistem ortaya çıkmıştır. Madeni para sistemleri yaygın bir şekilde uygulanırken 17.yy’dan itibaren temsili paraların da tedavül etmeye başladığı göze çarpmaktadır.Aslında madeni sikkelerin yerini tutmak üzere çıkarılan temsili paralara eski çağlarda dahi rastlanmaktadır.Bununla beraber ,çağdaş banknot sistemlerine öncü sayılabilecek ilk para İngiltere’de 17.yy.’da değerli madenleri muhafaza eden sarrafların tevdiat sahiplerine verdikleri makbuzlardır.Goldsmith’s notes adı verilen bu makbuz hamilleri ,üzerinde yazılı değerde altın veya gümüş külçe almak hakkına sahiptirler.Zamanla bu makbuzlar para gibi tedavül etmeye başlamıştır. Daha sonra sarraflar kendilerine tevdi edilen değerli madenlerin özellikle altının hepsinin aynı anda çekilmediğini farketmişlerdir.Bunun üzerin kendilerine ait olmayan bu aştın stokunun bir kısmını kasa karşılığı olarak tutmuşlar ,geri kalanını ihtiyaç sahiplerine faiz karşılığı borç olarak vermişlerdir.Daha ileri bir safhada ikrazda bulundukları kimselere altın sikke yerine artık banknot adı verilen temsili paraları vermeye başlamışlardır.Sarraflar bir ara açtıkları kredileri ödeme imkanlarının üstüne çıkarmışlar ve mevduat sahiplerini zarara sokmaya başlamışlardır.Bunun üzerine 17.yy’nın sonlarıda faaliyetleri durdurulmuş fakat bu sefer de aynı nitelikleri taşıyan bankalar kurulmuştur.Altın sikke sistemine güvenin azalmaı ve uluslar arası ticarette aracı kurumlara ihtiyaç duyulması banka sistemine uygun hale getitmiştir.Fakat bankalarda banknot ihracı yetkilerini kötüye kullanmışlardır.Nihayet 19.yy.’nın başlarından itibaren banknot hacminin kontrolüne gidilmiştir. Altın standardı veya çift maden sisteminde banknotların madeni karşılığında emisyon kurumu kefil olmuştur.Banknotlar emisyon kurumuna ibraz edildiğinde karşılıkları olan değerli madenin ödenmesine konvertibilite denir.Uygulamada üç türlü konvertibilite esası altın sikke sistemidir. Bu sistemde madeni paralar ve banknotlar hukuken eşit ödeme kabiliyetine sahip olmuşlardır. Altın külçe sisteminde ise altın sikkeler tedavülden kaldırılmış ve yurt içi ödemeler temsili paralarla yapılmıştır. Konvertibilite esası yalnız yüksek meblağlar için uygulanmıştır. Altın külçe sistemi Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra bir ara bazı Avrupa ülkelerinde tatbik edilmiştir. Tedavül hacmini karşılayabilecek kadar geniş altın stokuna sahip olamayan ülkelerde ulusal para ile altın arasındaki bağ altın standardına bağlı dövizler yardımı ile kurulmuştur. Altın kambiyo sistemi adı verilen bu sistemde emisyon kurunun çıkardığı banknotların altın sikke ve altın külçe konvertibilitesi tanınmamıştır. Ancak yurt dışına ödeme yapmak isteyenler altın standardına bağlı yabancı paraları serbestçe elde edebilmişlerdir. Adı geçen sistemi 19. yy sonlarında Rusya uygulamış ve rubleyi altına bağlarken Alman markını esas olarak almıştır. Banknot ihracının kontrolünde başlıca iki görüş ileri sürülmüştür. Otomatik altın standardı teoreminin kurucusu olan İngiliz İktisatçısı D.Ricardo işlemesi için tedavül prensibini savunmuştur. Bu prensibe göre banknot miktarı sıkı bir şekilde altın sikke miktarına bağlanıyordu. Diğer bir deyişle çıkartılan her banknotun tam altın karşılığı bulunması gerekmekteydi. Para arzına elastiklik kazandırmak amacını güden diğer prensip banka prensibi adını taşır. Emisyon sorununu para talebi açısından ekle alan banka prensibine göre tedavüldeki sınırı altın sikke miktarının artık çok genişlemiş olan ticaret hacmine intibak etmesi güçtür; şu halde para arzına elastiklik kazandırmak için bankalara ihracı konusunda serbestlik tanımalıydı. Her iki prensipten de asgari altın ankes sisteminde banknotun belirli oranında minimum altın sikke karlığı bulundurmak zorunluydu. 19. yy boyunca özellikle savaş dönemlerinde halkın elindeki banknotları altın sikkeye çevirme eğilimi artmıştır. Merkez bankaları altına çevirme taleplerini karşılayamaz hale gelmiş ve banknotların altına çevrilebilme kabiliyetini geçici bir süre kaldırarak kağıt para rejimine geçilmiştir. Kağıt para rejiminde devlet ve ya merkez bankası tarafından çıkarılan paraların altına çevrilebilme imkanları yoktur. Bununla beraber kağıt para sistemi devamlı olamamış ve ekonomik durum düzeldikçe yeniden altın sikke sistemine dönülmüştür. Aynı tecrübeler Birinci Dünya Savaşı sırasında geçirilmiş ve nihayet 1929 Büyük Dünya Buhranından sonra devamlı olarak kağıt para rejimine geçilmiştir. Kağıt paranın altına çevrilebilme kabiliyeti yoktur. Bununla beraber bu gün kağıt para yerine banknot denmektedir. Kağıt paranın altına çevrilme özelliğinin bulunmaması para arzına geniş bir elastiklik kazandırmıştır. Bu elastikliği saesinde adı geçen sistem para arzını bir ekonomi politikası aleti olarak kullanılmasını sağlamıştır. Kağıt para rejiminin uygulanmasıyla altının ödeme aracı fonksiyonu tamamen ortadan kalkmış değildir. Özellikle uluslar arası ödemelerde bu fonksiyon önemini muhafaza etmektedir. TÜRKLERDE PARA BASIMI Osmanlılarda Darphane Emini, kubbe vezirlerinden ve defterdarlardan tayin edilmekteydi. Para basmayla ilgili yayınlanan bir tamimde: “… sikke denilen şey, her devlet tebeasının alışverişte birbiri aldatmamak ve gerek ağırlığında ve gerek değerinde bir fesat olmamak için padişah adına damgalanmış altın ve gümüş parçaları demektir. Memlekette geçen sikkenin ağırlığı ve değeri bilinmek için sahip-i mülk olan padişahın sikkesi olması lazım gelir. “ denmektedir. Osmanlıda para birimi AKÇE idi. Akçe gümüş paranın adıdır. İlk zamanlarda bunların ayar ve ağırlığı hiç değişmezdi. Fatih Sultan Mehmet han zamanında 6 kırat olan ağırlığı 5 kırata indirildi. Bundan sonra bazı sultanların devirlerinde değişik ağırlıklar uygulandı. 1898 senesinde bileşimi yalnız gümüş ve bakır karışımından meydana gelen 148,000 lira tutarında 10-5 paralıklar bastırıldı. Halk bunlara METELİK diyordu. Sultan 6, Mehmet Han devrinde 40 ve 10 paralıklar; 1840 senesinde KAİME adı verilen 500 kuruşluk kıymetinde kağıt paralar bastırıldı. 1851’de 10 ve 20 kuruşluk kaimeler piyasaya çıkartıldı. Alınan bir kararla, 1863 eylül ayında kaime basılmasına ve tedavülüne son verildi bu tarihten sonra tahsil ve tediye işlemleri yalnız madeni paralarla yapılmaya başlandı. 1876 senesinde tekrar kaime bastırılması ve tedavüle sokulması kararlaştırılmışsa da 1879’da tekrar tedavülden kaldırılmasına karar verildi. Sultan 5, Mehmet Reşad Han zamanında 1 Nisan 1916 tarihli Tevhid-i Meskukad hakkında Kanuni Muvakkat ile altın Osmanlı devletinde kıymet ölçüsü olarak kabul edildi. Sultan İkinci Abdülhamit Han devrinde yürürlüğe konan Kavaim-i Naktiye nizamnamesi ile para işi belirli bir kanuna bağlandı. Cumhuriyet devrinde 1924 tarihli 411 sayılı kanun ile 100 paralıklar çıkartıldı. Bu günde kağıt paraların üzerindeki itibari değerler bir kıymetli maden karşılığında tesbit edilemezler. Kullanılmakta olan kağıt paralar altın paraya çevrilebilir olmaktan çıkmıştır. Birim paranın değeri itibari bir özellik almıştır. Banknotların karşılığı bir nevi Türk lirasının mal satın alabileceği değer “satın alma gücü” olmuştur. Kağıt para çıkartılması bir kanunla 1999 yılı sonuna kadar T.C. Merkez Bankasına bir imtiyaz olarak verilmiştir. İmtiyaz süresi bitimine 5 yıl kalıncaya kadar uzatılabilir. Paranın istikrarı konusunda da merkez bankası vazifelidir. 1983’ten sonra çıkartılan kanun hükmündeki kararnamelerle Türk parasını koruma hakkındaki kanun hükümlerinde uluslar arası liberal sistemin uygulanması yönünde, bazı düzenlemeler yapılmıştır. IMF ile teknik düzeyde bazı görüşmeler yapılmış 22,03,1990 tarihinden itibaren Türkiye’nin 14. madde (IMF anlaşması) statüsünden 8. madde statüsüne geçtiği ve bu maddenin yükümlülüklerini kabul etmekte olduğu IMF’e resmen bildirilmiştir. Böylece Türkiye’nin kambiyo rejimi büyük bir serbestliğe kavuşturulmuştur. PARANIN ÇEŞİTLERİ İlkel toplum biçimlerinden modern topluma geçişi süresi içinde para olarak kullanılan araçların niteliği değişmiştir. Tarihi gelişim süresince çeşitli uygarlıkların uygulamaya koyduğu para türleri aşağıdaki şekilde aşamalı olarak 7 grupta ele alınabilir. 1- MAL PARA: malın malla değiş tokuş edildiği ilkel toplumlarda değişim ölçüsü olarak tuz tütün deri kurutulmuş balık ve hayvan başı gibi değeri olan mallar kullanılmıştır. 2- MADEN PARA: “Altın ve gümüş sikkeler”in para olarak kullanılmasıdır. Bu iki değerli metalin diğer mallara göre kıt olması, çabuk bozulmaması ve değer kaybetmeden küçük parçalara bölünebilmesi “mal para”dan “maden para”ya geçişi kolaylaştırmıştır. Altın ve gümüş para, bu aşamada mal değerine eşit bir nitelik göstermektedir. Osmanlı imparatorluğunun ilk döneminde 1314 yılından “akçe” adı verilen, 1,5 dirhem ağırlığında gümüş para basıldı. İlk altın para ise, Fatih Sultan Mehmet zamanında tedavüle çıkarıldı. 3- ALTIN ve GÜMÜŞE BAĞLI KAĞIT PARA: halkın, maden para olarak kullanılan altın ve gümüşü yanında taşıma yerine güvenilir sarraf ve bankalara yatırılıp, maden para karşılığında aldıkları belgeyi (sertifikayı) kullanması ile ortaya çıkmıştır. Batı Avrupa ülkelerinde görülen uygulamada, altın ve gümüşü %100 temsil eden bu kağıt paralar, farklı kuruluşlarca düzenlenmiş olmalarına karşın büyük çoğunluk tarafından kabul edilmiş ve kullanılmıştır. 4- BANKNOT: altın ve gümüşe bağlı kağıt paralarla olduğu gibi %100 karşılığı bulunmayan resmi yada özel kuruluşlarca piyasaya çıkarılan kağıt paralardır. Özellikle altına bağlı para uygulanması sonunda, altın miktarının ekonominin para ihtiyacına cevap verecek düzeyde artmaması ve altın karşılığında bankaların dağıttığı belgelerin halk tarafından benimsenmiş olması devlet ve bankaların altın karşılığı olmadan kağıt para (banknot) çıkartmalarına yol açmıştır. Böylece karşılığı altın olana belgeler yerine piyasada “banknotlar” yani banka senetleri dolaşmaya başlamıştır. İngiltere’de doğup serbestçe gelişen bu uygulamada, sonraları devletin müdahalesine yol açmıştır. 5- KAĞIT PARA: günümüzde modern ekonomilerde egemen olan para çeşididir. Her ülkede yetkili kılınan banka (merkez bankası) tarafından basılan ve karşılığı olmayan bu kağıt paraların,ülke içerisinde kabulü zorunludur. Esas para niteliğinde olan bu kağıt paraların sınırsız ödeme gücü vardır. Ülke dışındaki değeri ise parayı çıkaran ülkelerin dış ekonomik ilişkilerindeki başarısına bağlı olarak değişmektedir. Her ülke siyasal bağımsızlığını simgeleyen ulusal para birimini seçme ve basma yetkisine sahiptir. Tedavüle çıkarılacak kağıt para miktarını o ekonominin ihtiyacına göre ve yasalar çerçevesinde yetkili “kurul” ya da “kuruluş” belirlemektedir. Örneğin Türkiye’de kağıt para basma yetkisi 1211 sayılı “T.C. Merkez Bankası Kanunu” ile Merkez Bankasına verilmiştir. 6- UFAKLIK veya BOZUK PARA: kağıt para gibi yasal olmakla birlikte tam olarak kağıt paranın yerini tutmayan yardımcı paradır. Gümüş,bakır, nikel gibi madenlerden yapılan bu ufaklık paraların maden değeri, üzerinde yazılı değerlerin altındadır. Doğrudan Maliye Bakanlığına bağlı bir kuruluş tarafından basılır. Küçük ve kesirli alışverişlerde kullanılan bu “ufaklık para”lar yasa tarafından belirlenmiş sınırlar içinde ödemelerde kullanılır. Alacaklılar, ödemeler sırasında saptanmış sınır üstünde ufaklık para kabulüne zorlanamaz. Örneğin: Türkiye’de ufaklık paraların üst sınırı, üzerlerinde yazılı değerlerin 50 katıdır. 7- BANKA PARASI yada KAYDİ PARA: bankalarda vadesiz mevduat şeklinde hesapları olanların, kağıt para ile ufaklık para kullanmadan ödemeler bulunmalarıdır. “banka parasının” maddi varlığı yoktur. Bu yüzden elden ele dolaşmaz hesaptan hesaba nakil yoluyla ulaşmış olur. Ödemeler ilgili hesaplara kayıt düşülerek gerçekleştirildiğinden, bu paraya “kaydı para” adı da verilir. Banka parasının tedavülü, yani ödemeler çek aracılığı ile olur. Özellikle gelişmiş ülkelerde halkın büyük çoğunlu kağıt para taşımak yerine alışverişlerde çek kullanmayı tercih ederler. Bu konuda yasal bir zorunluluk olmadığı için çek yerine kağıt para istemek mümkündür. PARANIN FONKSİYONLARI Para trampanın yol açtığı güçlükleri ortadan kaldırmak için çıkartılmıştır. Çünkü para mübadeleyi kolaylaştırmakta ve hızlandırmaktadır. Bu nedenlerdir ki para,herkesin kabul ettiği bir mübadele aracıdır. Para, faydalı olduğu için ekonomik bir maldır. Ancak tüketim veya yatırım malı olmayıp özel bir duruma sahiptir. Nihai bir tüketim malı gibi tüketilerek bir ihtiyacı gidermeye yaramaz;ancak tüm tüketim mallarının satın alınmasına yarar. Paranın faydası sahip olduğu fonksiyonlarından doğmaktadır. Para bir mübadele aracıdır:Malların alınmasında ve satılmasında para bir araçtır ve mübadelede kolaylık sağlar. Mübadele aracı olması herkes tarafından bilindiği ve kabul edildiği için trampada karşılaşılan zorluklar ortadan kalkar. Böylece ihtiyaçlar hızla karşılanmış olur. Para ortak bir değer ölçüsüdür:Çeşitli mal ve hizmetlerin değerini ,para yardımı ile ölçer ve anlarız. Bütün mal ve hizmetlerin ,bir birinin değeri para ile ölçülmekte ve buna fiyat denilmektedir. Para,fiyatı ortaya çıkarttığı için ticareti kolaylaştırmakta ve hızlandırmaktadır. Paranın değerinin sürekli şekilde düştüğü yüksek enflasyon yaşayan ekonomilerde para,bu işlerini tam olarak yerine getirememektedir. Para bir tasarruf aracıdır:Gelirin kullanılmayan kısmı olan tasarruf için para önemli bir vasıtadır. Çünkü gelir elde edildiği dönemde harcanmayabilir. İşte ,tasarruf denilen bu olayın gerçekleşmesi para sayesinde olur. Tasarruflarımız para şeklinde korunur. Eğer tasarruflar menkul yada gayrimenkul mallar satın alınarak muhafaza edilirse bu tür malları gerektiğinde hemen paraya çevirmek mümkün olmayabilir. Para her an kullanıma hazır(likit) olduğu için tasarruf aracı olarak genel kabul görmektedir. Para bir dönem aracıdır: Paranın fonksiyonlarını yerine getirmesi ekonomik gelişmelere paralel olarak daha da somutlaşmıştır. Önceleri tek aşamalı karşılıklı trampaya;daha sonraları çok aşamalı trampaya başvurulmuştur. Yani, eşdeğerli iki mal bulunana kadar,arada başka trampalar gerçekleştirilmiştir. Mübadele vasıtası olarak para devreye girdikten sonra,bu kez para çeşitleri söz konusu olmuştur. |
Kağıt paranın yolculuğuVedat Nedim Tör Müzesi, dünyanın ilk Frig sergisinden sonra bu kez de kâğıt paralar üzerine kapsamlı bir sergiye ev sahipliği yapıyor. “İmparatorluktan Cumhuriyete Kâğıt Paranın Öyküsü” adlı sergi, 29 Mayıs – 31 Ağustos 2008 tarihleri arasında ziyaret edilebilecek. Dünyada tek örneği bulunan el yazması ve faizli kaimeler, ordu kaimeleri, belediye paraları, çok dilli paralar, kilise paraları, Atatürk ve İnönü resimli paralar, sergide anlatılan öykülerin kahramanları olacak. Sergide, kâğıt paralar ve karşılığı değerler, zamanın uluslararası ekonomik olayları Prof. Dr. Ali Akyıldız'ın ve Güçlü Kayral’ın metinleri eşliğinde sunuluyor. Kağıt paranın nesnel varlığının yanında, günlük ve ekonomik yaşamdan fotoğraflar, kartpostallar, hisse senetleri, antetli şirket faturaları ve tanıtım kartları gibi arşiv belgeleri de sergiye renk katıyor. Sergilenen paraların fotoğraf ve öyküleri Osmanlı para politikaları tarihine ışık tutacak nitelikte. Gelibolu İşgal Paraları Sergideki tarihe tanıklık etmiş her bir paranın ayrı bir hikâyesi var. İngiliz Gelibolu işgal paraları bunlardan biri. Birinci Dünya Savaşı sırasında İngiliz Hazine Dairesi, Akdeniz’deki kuvvetlerinin kullanımı için paralar bastırdı. İngilizler, Gelibolu çıkarmasından o kadar emindiler ki işgalde kullanacakları paraları da yanlarında getirdiler. Savaşa katılan İngiliz askerlerinin anılarına göre bu paralar dağıtılır ancak çıkarma harekâtı felakete sürüklenince bir hafta içinde geri toplanır. Bu paralar, normalde pullar için hazırlanan çok ince kağıtlara basılmıştı. Para Pul Oldu Paranın pul olması da sergide anlatılan en ilginç hikâyelerinden... Osmanlı Hükümeti, ülkede yaşanan bozuk para sıkıntısını pek çok girişime karşın bir türlü çözemeyince 1878 yılında damga ve posta pullarının arkalarına karton yapıştırarak bozuk para haline getirir. Pulların tedavüle çıkarılması hâlen kullandığımız “para pul oldu” deyiminin kaynağıdır. Kalpazanlığı Devlet Yaparsa… Kalpazanlığın, kimi zaman devlet eliyle düşman ülke ekonomilerini çökertmek amacıyla yapıldığını yine bu sergiden öğreniyoruz. Birinci Dünya Savaşı sırasında İngilizler, zaten zayıf olan Osmanlı ekonomisine darbe vurmak için Vahdettin döneminin sahte 10 liralık banknotlarından bastırırlar. 28 Mart 1334 tarihli bu paranın İngiliz Savaş Konseyince basıldığı çeşitli yayınlarca ortaya çıkarıldı. Gerçeğinden ayırt etmek oldukça zor olan bu sahte paranın kâğıdı daha kalındır. Ayrıca arka yüzde bulunan küçük kupür yazıları ters basılmıştır. Batan Geminin Paraları Kâğıt para basma teknolojisine sahip olmayan Türkiye, uzun yıllar yüksek maliyetlere katlanarak bu paraları ithal etmek zorunda kaldı. Hava yolu taşımacılığının gelişmediği 1930’lu ve 40’lı yıllarda bu paralar deniz yolu ile taşınıyordu. 15 Mart 1940 tarihinde Londra’daki “Bradbury, Wilkinson &Co” şirketine 40 milyon adet 50 kuruşluk banknot sipariş edilir. Parayı taşıyan Yorkshire adı gemi, mola verdiği Yunanistan’ın Pire Limanı’nda Alman savaş uçakları tarafından batırılır. Su yüzüne çıkan ve savaş yıllarının prestijli Türk banknotları yağmalanır. Yunan hükümetinin ele geçirebildiği banknotlar Türkiye’de imha edilse de, tedavülde olmayan bu banknotlar Yunan tüccarlar tarafından olaylardan haberi olmayan doğu illerinde halka verilir. Ankara Hükümeti, 1945 yılına dek piyasada dolaşan bu banknotları toplayabilmek için yoğun uğraş verir. Dünden Bugüne Para İlk çağlardan itibaren insanlar çeşitli malları para yerine kullanmışlar fakat mal mübadelesi ticaretin gelişmesiyle zorlaşmıştır. Tarihteki ilk “mal-para”, M.Ö.7. yüzyılda Anadolu’da Lidyalılar tarafından basılan elektron sikkelerdir. İlk kâğıt para M.Ö. 140 yılında Wu-ti Hanedanı zamanında Çinlilerce kullanıldığı ve Moğollar zamanına kadar aralıklarla tedavül ettiği genelde kabul edilir. Moğol hanı Kubilay Han 1260-1290 yılları arasında iki kere kâğıt para bastırmıştır. Uygurlar da, 11.yüzyılda Kumdu adı verilen ve kumaş parçaları üzerine mühürler basılı paraları kullanmışlardır. Ayrıca, Suvar Türkleri de Ekin (Suvar Türklerinin kumaş-parası) denilen kumaş ve İdil Bulgarlarıyla Hazarlar da deri-paraları kullanmışlardır. Avrupa’da ilk kâğıt para İsveç’teki Stockholm Bankasınca 1666′da basıldı. 1672’de İngiltere’de de Goldsmith’s paraları denilen kâğıt para piyasaya sürüldü. Amerika’da ise, 1690 yılında asker maaşlarına karşılık olmak üzere İngiliz kolonisi olan Massachusetts Hükümeti tarafından çıkarılır ve bunu diğer koloniler izler. Kâğıt para serüveni, Fransa’da 1716’da kurulan La Banque Générale isimli özel banka ile başlar. Osmanlı İmparatorluğunda ilk kâğıt para 1840 yılında çıkarılır. Ancak kâğıt para ilk başta bu günkü kullanımından farklı olarak, iç borçlanma aracı niteliği taşımaktaydı; yani faizliydi. Osmanlı mali yönetimi kıriz dönemlerinde başı sıkıştıkça kâğıt para tedavülüne başvurdu. İlk çıkanlar, Tanzimat reformlarının finansmanı için 1840-1863 Abdülmecid ve Abdülaziz dönemlerinde; ikinci defa Osmanlı -Rus savaşının finansmanı için, 1876-1879 V. Murad ve II.Abdülhamid dönemlerinde; son olarak da, I. Dünya Savaşı’nın finansmanı için 1912-1920 Reşad ve Vahdeddin dönemlerinde basıldı. Bu son paralar Cumhuriyetin ilk beş senesinde, 1928 yılına kadar tedavülde kaldı. Cumhuriyet, ilk kağıt parasını 1927 yılında bastırabildi, ancak bunlar harf devrimi öncesi olduğundan Arap harfleriyle basılmıştı. Nisan 1938 de Latin harfli banknotlara geçildi. Ancak Atatürk’ün ölümü üzerine İsmet İnönü paralara kendi resmini koydurdu. 1950’lere gelindiğinde Demokrat partinin ilk işlerinden biri paralara Atatürk resimlerini tekrar koydurmak ve paraları renklendirmek oldu. 1970’ler ise Türkiye’nin enflasyonla tanışma dönemiydi ve bu paralara da yansıdı. 80’lere gelindiğinde kuruş unutulup bol sıfırlı günlere geçildi. 90’larda en küçük birim milyon olmuş, paralardaki sıfırlar sayılmaz hale gelmişti. Koordinatörlüğünü Şennur Şentürk’ün yaptığı serginin nümizmatik danışmanlığı ve hazırlık çalışmaları Güçlü Kayral tarafından yürütüldü. Serginin diğer danışmanı ve Türkiye’nin en önemli kâğıt para koleksiyonerinden Mehmet Tezçakın koleksiyonu, Yapı Kredi Koleksiyonu, Osmanlı Bankası Müzesi, Darphane Arşivi, Mehmet Gacıroğlu, Tunç Buyurgan ve Haldun Akayaz koleksiyonundan alınan örneklerle “İmparatorluktan Cumhuriyete Kâğıt Paranın Öyküsü”, 168 yıllık sürede yaşanan çok sayıda olay ve öyküyle dolu bir sergi. Prof Dr. Ali Akyıldız’ın metinleri ile belgesel niteliğinde bir sergi kitabı da sergiye eşlik ediyor. |
Para Nedir? Alışverişte bir ödeme aracı olarak kullanılan para, günümüzde genellikle madeni para, kâğıt para ya da banknot ve banka mevduatından oluşur. Banka mevduatı, insanların banka hesaplarında bulunan ve istedikleri zaman kullanabilecekleri paradır. Para, alım satımlarda bir ödeme aracı olmanın yanı sıra, toplum tarafından kabul edilen ortak bir değer ölçüsü ve servet biriktirme aracıdır. Metrenin insanların boylarını, kilogramın ise ağırlıklarını ölçmekte kullanılması gibi, para da onların ceketlerinin, kitaplarının, bisikletlerinin değerini ölçer. Para, bir malın değerini başka malların değerleriyle karşılaştırarak ölçer, yani malların birbirleriyle değiştirilme oranlarını belirler. Ortak değer ölçüsü olarak, değiştirilecek malların biri karşılığında öbüründen ne kadar verileceği parayla ölçülür. Malların para olmadan birbirleriyle takas edildikleri bir durumu düşünelim. İki ayrı kişinin elinde eşit değerde olduğu varsayılan bir somun ekmek ile bir parça çikolata bulunsun. Bu iki mal birbirleriyle sahiplerinin hiçbir kaybı olmaksızın takas edilebilir, ama çikolata ekmeğe göre daha değerliyse, bu takastan çikolatanın sahibi zararlı çıkacaktır. Malların çeşitlendiği ve çoğaldığı bir ortamda malın malla değiştirilmesi olanaksızlasın Böylece bütün malların değerinin ortak bir ölçüyle saptanması gerekir. Bir parça çikolata almak için şekerciye gidildiğinde, ödeme ekmekle değil, parayla yapılır. Para burada çikolatanın değerinin yerine geçer. Para bir değer ölçüsüdür, ama kilogram ya da metre gibi değişmez bir ölçü değildir. Değeri zaman içinde değişebilir. Para kendi değerini ölçemez, onun değeri satın alabileceği mallarla ölçülür. Paranın değeri düştüğünde satın alabileceği mal miktarı azalır, yani malların fiyatları yükselir. Paranın değeri insanların ona duydukları güvene bağlıdır. Kendi ödemelerinde bu parayı kullanabileceklerine inanan insanlar, ürettikleri mallar ya da verdikleri hizmetler karşılığında kâğıt ya da madeni para almayı kabul ederler. Geçmişte bazen paraya duyulan güven azalmış ve ülke parası değerini yitirmiştir. Bunun bir örneği 1930'larda Almanya'da yaşanmıştır. Marka duyulan güven azalınca, Almanlar paradan kaçarak tüketim mallarına yöneldiler. Para olarak ödenen ücretlerini hızla harcadılar. Fiyatlar yükseldi, enflasyon tırmandı ve sonunda bir somun ekmek almak için bile çuvalla para gerekir oldu. Bu sorunu çözmeye çalışan hükümet, ilk önceleri giderek daha yüksek tutarlı, hatta 1 trilyon marklık paralar bastı. Sonuçta yeni bir para yaratarak halkı bu paranın değerini koruyacağına inandırmak zorunda kaldı. Birçok ülkede ödemeler artık gerçek parayla değil çekler ve kredi kartlarıyla yapılmaktadır. Genellikle güvenlik nedeniyle büyük ödemeler için bu yöntemden yararlanılır. Örneğin, otomobil alımında çek kullanmak banknot destelerinin el değiştirmesinden daha güvenlidir. Böylece, para banka hesaplan arasında yer değiştirir. Küçük alımlarda ise kâğıt ve madeni paraların kullanılması işleri kolaylaştınr. Para Çeşitleri Bugün birçok ülkede ödeme aracı olarak kâğıt ve madeni paralar kullanılır, ama tarihte farklı paralar kullanılmıştır. İÖ 2000'den önce Eski Mezopotamya'da kira, vergi ve para cezalarının ödenmesi ile alışverişte gümüşün yanı sıra tahıl da kullanılmaktaydı. Mısır'daki papirüs ile Afrika'daki deniz salyangozu kabukları öteki eski para çeşitleri arasında sayılabilir. Bugün bile bazı halklar arasında sığır ya da çeşitli kabuklar para yerine geçmektedir. Para olarak seçilen nesneler bir değer taşır ve bu değerini koruyabilirdi. Örneğin, çilek çabuk çürüdüğü için para olarak kullanılamaz. Aynı biçimde taşın değeri de o kadar düşük tür ki, para yerine kullanılırsa alışverişe giden insanların tonlarca taş taşımaları gerekecektir. Para olarak kullanılacak madde kıt olmalı, ama çok da ender bulunmamalıdır. Kolay aşınmayan ve yıpranmayan, niteliğini zaman içinde koruyan bir madde olmalıdır. Elmas sağlam bir taştır. Ama o kadar ender bulunur ki, para olarak kullanmak için çok küçük parçalara ayırmak gerekir. Her bölünüşünde niteliği de çok değişeceğinden her küçük parçanın değerinin yeniden saptanması gerekecektir. Önceleri tuz, hayvan, hayvan derileri ve çeşitli kabuklar para görevini görürken, zamanla kolayca taşınabilen, bölündüğünde değeri değişmeyen, aşınmayan ve bozulmayan altın ve gümüş bu malların yerini aldı. Yüzlerce yıl boyunca gümüş ve altından madeni para yapıldı. Ama günümüzde bu metaller para olarak kullanılmak için fazla değerli olmuştur. Bunların yerine bakır ve bakır-nikel alaşımı gibi daha bol bulunan metaller kullanılmaktadır. Madeni Para Madeni para, belirlenmiş ağırlıkta olan ve parayı bastıran yetkili makamın nişanını ya da damgasını taşıyan bir metal parçasıdır. İlk madeni para İÖ 7. yüzyılda Anadolu'da yaşamış zengin bir halk olan Lidyalılar tarafından kullanılmıştır. Bir fasulye tanesi büyüklüğünde ve biçimindeki bu madeni paralar yüzde 75 altın ve yüzde 25 gümüş alaşımı olan elektrumdan yapılmıştı. Lidya Kralı Krezüs, daha sonra saf altın ve gümüş paralar bastırdı. Kısa bir süre sonra Eski Yunan, Anadolu, Ege Adaları, Sicilya ve Güney İtalya kentleri kendi paralarını bastırmaya başladılar. En değerli olanlar altın paralardı. Sonra sırasıyla gümüş ve bakır paralar geliyordu. Yunan madeni para basımı 500 yıl sürdü. İlk madeni paralarında tunç, daha sonraları gümüş kullanan Romalılar da benzer yöntemlerle para bastılar. Çin'de ise, ortasında kare delikler olan tunç madeni paralar »ünümüzden en az 2.500 yıl önce kullanılıyordu. İlk İslam parası Hz. Ömer (634-644) döneminde bastırıldı. İlk Osmanlı gümüş parası alan akçenin 1326'da Orhan Gazi döneminde bastırıldığı kabul edilmişse de, yakın dönemle babası Osman Bey'in bastırdığı bir akçe bulunmuştur. Osmanlılar Fatih Sultan Mehmed yönetimine kadar akçe ve pul denen »ümüş ve bakır sikkeler bastılar. İlk Osmanlı iltın parası Fatih tarafından 1477'de çıkarıldı. Üzeri tuğralı ilk Osmanlı parası III. Mehmed döneminde (1595-1603) basıldı. 1687'de bütün madeni paralara darphane damgası vurulmaya başlandı. Kâğıt para çıkarma yetkisi 1863'te Osmanlı Bankası'na verildi. Cumhuriyetin ilk yıllarında Osmanlı madeni paralarının kullanımı sürdü. 1924-25'te çıkarılan yasalarla altın ve gümüş paralar kaldırıldı. Madeni Para Yapımı İlk madeni paralar önce dökülür, daha sonra üzerlerine kaba bir desen basılırdı. Yunanlılar bu yöntemi daha da geliştirdiler. Kalıba dökülmüş metal parçası soğumaya bırakılır ve daha sonra yeniden ısıtılarak üzerinde sanatçılar tarafından yapılmış desenlerin bulunduğu iki kalıp arasına yerleştirilirdi. Üst kalıp alt kalıbın üstüne konur ve çekiçle vurularak baskı yapılırdı. Bu yöntem bugünkü yöntemlere göre oldukça ilkeldi. Ne var ki, bugüne kadar yapılmış sanat değeri en yüksek paraların bazıları bu biçimde basılmıştır. Madeni para yapımı Romalılar'dan sonra geriledi. İS 500-1400 arasında basılan paralar inceldi, gösterişsiz ve ilkel bir biçim aldı. Ticarette takas ağırlık kazandı. 15. yüzyılda, özellikle Amerika'da değerli madenlerin bulunmasıyla metal bollaştı ve madeni para basımı yeniden önem kazandı. Yetenekli sanatçılar yeniden kalıplara desen işlemekle görevlendirildi. MsXLabs.org & Temel Britannica |
1 ek ![]() Batıda kağıt paraların basılması ve kullanılması 17 nci yüzyılın sonlarına rastlamaktadır. İlk kağıt paranın 1690 ı yıllarda Amerika Birleşik Devletleri de Massechusetts Hükümeti, İngiltere'de ise "Goldsmiths" ler tarafından basıldığı ve dolaşıma çıkarıldığı, 1694 yılında İngiliz Merkez Bankası ve daha sonra diğer ülke merkez bankalarının kurulması ile de yaygınlaştığı görülmektedir. A) OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA KAĞIT PARA 1) Kaime Osmanlı İmparatorluğu da ilk banknotlar idari, sosyal ve yasal reformların gündeme geldiği tanzimat döneminde tedavüle çıkarılmıştır. Banknotlar bu dönemde esas olarak reformların finanse edilmesi amacıyla basılmıştır. İlk Osmanlı banknotları Abdülmecit tarafından 1840 yılında Kaime-ı Nakdiye-ı Mutebere adıyla, bugünkü dille ara Yerine Geçen Kağıt bir anlamda para olmaktan çok faiz getirili borç senedi veya hazine bonosu niteliğinde olmak üzere çıkarılmıştır. Bu paralar matbaa baskısı olmayıp, elle yapılmış ve her birine de resmi mühür basılmıştır. Kaimelerin zaman içerisinde taklidinin kolayca yapılması ve kağıt paraya olan güvenin azalması nedeniyle 1842 yılından itibaren matbaada bastırılmasına başlanarak, el yapımı olanlarla değişimi sağlanmıştır. Osmanlı İmparatorluğu da 1862 yılına kadar çeşitli şekil ve miktarlarda kaime ihraç edilmiştir. Osmanlı İmparatorluğu da, 1856 yılında İngiliz sermayesi ile kurulan Osmanlı Bankası ank-ı Osmani 1863 yılında Fransız ve İngiliz ortaklığında ank-ı Osmanii Şahane adıyla bir devlet bankası niteliğini kazanmıştır. Osmanlı İmparatorluğu un sık sık Avrupa piyasalarından borçlanmak zorunda kaldığı dönemlerde İngiltere ve Fransa, devletten ziyade, kendi idaresi altındaki bu bankaya güven duymuş ve mali ilişkilerini bu banka kanalıyla yürütmeyi tercih etmiştir. Osmanlı İmparatorluğu, Osmanlı Bankası a hükümetin hiç bir biçimde kağıt para basmayacağı ve başka bir kuruma da bastırmayacağı taahhüdünde bulunarak, 30 yıl süre ile kağıt para ihracı imtiyazını vermiştir. Osmanlı Bankası ilk olarak 1863 yılında, istendiğinde altına çevrilmek üzere, Maliye Nezareti ve kendi mühürlerini taşıyan banknotları tedavüle çıkarmış, 1863-1914 yılları arasında da çeşitli şekil ve miktarlarda banknot ihraç etmiştir. Yukarıda belirtilen taahhüt verilmekle birlikte, Osmanlı yönetimi Osmanlı Bankası ile anlaşarak, halk arasında "93 Harbi" olarak bilinen 1876-1877 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında, savaş masraflarını karşılayabilmek amacıyla kaime ihraç etmiştir. 2) Evrak-ı Nakdiye Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Bankası hükümetin avans ve banknot ihraç isteğini geri çevirmiştir. Bu anlaşmazlık, Banka ın savaş döneminde banknot ihraç ayrıcalığını kullanmayacağını açıklaması üzerine giderilmiş ve Osmanlı yönetimi, 1915 yılından itibaren altın ve Alman hazine bonolarını karşılık göstererek dört yıl boyunca, yedi tertipte toplam 160 milyon liranın üzerinde banknot çıkarmıştır. Bu banknotlar vrak-ı nakdiye adı altında Türkiye Cumhuriyeti e intikal etmiştir. B) CUMHURİYET DÖNEMİ BANKNOTLARI Osmanlı İmparatorluğu dan intikal eden evrak-ı nakdiyeler, Cumhuriyetin ilk yıllarında para bastırılamadığından, 1927 yılı sonuna kadar tedavülde kalmıştır. Bir devletin egemenlik ve bağımsızlık sembolü olması nedeniyle, Türkiye Büyük Millet Meclisi de, 30 Aralık 1925 tarih ve 701 Sayılı evcut Evrak-ı Nakdiyenin Yenileriyle İstibdaline Dair Kanun kabul edilerek ilk Türk banknotlarının bastırılmasına karar verilmiştir. Bu kanun ile, mevcut evrak-ı nakdiyenin aynı nitelik ve miktarda kağıt para ile değiştirilmesi esas alınıp, paranın şekli ve basılıp değiştirilmesi gibi konuları düzenlemek üzere, Maliye Vekaleti den bir temsilcininin başkanlığında Ziraat, Osmanlı, İtibar-ı Milli, İş, Akhisar, Tütüncüler ve Akşehir bankaları ile Türkiye e faaliyet gösteren diğer başlıca bankaların birer temsilcisinden oluşan bir komisyonun görevlendirilmesi hükme bağlanmıştır. 1) Birinci Emisyon (E1) Grubu Banknotlar Dönemin Maliye Bakanı Abdülhalik Renda başkanlığındaki komisyon 9 aylık bir çalışma sonunda 1, 5, 10, 50, 100, 500 ve 1.000 liralık kupürlerden oluşan Birinci Emisyon Grubu banknotların basılması kararını almış ve basım işi, bir İngiliz firması olan Thomas De La Rue a verilmiştir. Bu banknotlar, filigranlı kağıtlara kabartma olarak basılmıştır. Bu emisyon grubundaki banknotlar 1 Kasım 1928 Harf Devrimi den önce bastırıldığı için ana metinleri eski yazı Türkçe, kupür değerleri ise Fransızca olarak yazılmıştır. İlk Türkiye Cumhuriyeti banknotları olan Birinci Emisyon Grubu banknotlar 5 Aralık 1927 tarihinde dolaşıma çıkarılmıştır. Tedavülde bulunan mevcut evrak-ı nakdiyeler ise, 4 Aralık 1927 tarihinden itibaren dolaşımdan çekilerek 4 Eylül 1928 tarihinde değerlerini yitirmişlerdir. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ın Kuruluşu Cumhuriyet Yönetiminin, banknot ihracı imtiyazının, kurulacak bir milli bankaya verilmesi konusundaki kararlılığı çerçevesinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce 11 Haziran 1930 tarih ve 1715 sayılı Kanun ile Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın kurulması kabul edilmiştir. Banka, gerekli hazırlıklar tamamlanarak 3 Ekim 1931 tarihinde faaliyete geçirilmiş ve banknot ihracı imtiyazı münhasıran Merkez Bankası a verilmiştir. 2) İkinci Emisyon (E2) Grubu Banknotlar Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası kurulduktan sonra, harf devriminden önce basılan eski yazılı banknotlar, latin alfabesi ile basılmış yeni banknotlarla değiştirilmiştir. Latin alfabesi ile hazırlanmış yeni banknotlar, 50 Kuruş, 1, 21/2, 5, 10, 50, 100, 500 ve 1.000 Türk Liralık olmak üzere 9 farklı değerde ve 11 tertipten oluşmaktadır. Söz konusu banknotlardan 50 Kuruşluk Almanya a, diğerleri ise İngiltere e bastırılmıştır. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından dolaşıma ilk çıkarılan banknot olan 5 Türk Liralık banknotu da içeren İkinci Emisyon Grubu banknotlar, 1937-1944 yılları arasında tedavüle çıkarılmıştır. İkinci Emisyon Grubu içinde hem Atatürk, hem de İnönü portreli banknotlar yer almaktadır. İkinci Dünya Savaşı sırasında tedavüle verilmeyen banknotlar Bu emisyon grubu içinde İngiltere e bastırılan ancak, İkinci Dünya Savaşı sırasında banknotları Türkiye getiren geminin Pire Limanında hücuma uğrayıp batması sonucunda denize dökülen İnönü resimli 50 Kuruşluk ve 100 Türk Liralık banknotlar ile yine İngiltere e bastırılan ancak, Londra aki bir hava hücumu sırasında basıldığı matbaa zarar gören 50 Türk Liralık banknotlar dolaşıma verilmemiştir. 3) Üçüncü Emisyon (E3) Grubu Banknotlar Tamamı İnönü portreli olarak bastırılan Üçüncü Emisyon Grubu banknotlar, 1942-1947 yılları arasında dolaşıma çıkarılmış olup, 2,50, 10, 50, 100, 500 ve 1.000 Türk Liralık kupürlerden oluşan 6 farklı değerde, 7 tertip olarak İngiltere, Almanya ve Amerika a bastırılmıştır. 4) Dördüncü Emisyon (E4) Grubu Banknotlar Sekiz emisyon grubu içinde en az farklı değerde banknotu ve tertibi bulunan Dördüncü Emisyon Grubu banknotlar 10 ve 100 Türk Liralık kupürlerden oluşan 2 farklı değerde, 3 tertip olarak Amerika Birleşik Devletleri de bastırılmıştır. 1947 ve 1948 yıllarında dolaşıma çıkarılan bu emisyon grubu banknotların tamamı İnönü portreli olarak bastırılmıştır. 5) Beşinci Emisyon (E5) Grubu Banknotlar Beşinci Emisyon Grubu banknotlar, 2,50, 5, 10, 50, 100, 500 ve 1.000 Türk Liralık kupürlerden oluşan 7 farklı değerde, 32 tertip olarak basılmış ve 1951-1971 yılları arasında dolaşıma çıkarılmıştır. Ülkemizde bir Banknot Matbaası kurulması çalışmalarına 1930 u yılların sonlarına doğru başlanmış, ancak İkinci Dünya Savaşı ın başlaması ile bu çalışmalara devam edilememiştir. 1951 yılında yeniden başlatılan Banknot Matbaası kurma işi 1958 yılında tamamlanmış ve aynı yıl banknot basımına başlanmıştır. Beşinci Emisyon Grubu banknotların bir kısmı İngiltere e, bir kısmı da ülkemizde basılmıştır. Halk arasında or Binlik olarak adlandırılan 1.000 Türk Liralık banknot da bu emisyon grubu içinde yer almaktadır. Dolaşıma verilen banknotlar 1958 yılında Banknot Matbaası kuruluncaya kadar Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere veya Almanya'da bastırılmış olup, Banknot Matbaası da basılan ilk banknot Beşinci Emisyon Grubu III. Tertip 100 Türk Liralık banknottur. 6) Altıncı Emisyon (E6) Grubu Banknotlar Altıncı Emisyon Grubu banknotlar 5, 10, 20, 50, 100, 500 ve 1.000 Türk Liralık olmak üzere 7 farklı değerde, 18 tertipten oluşmakta olup, 1966-1983 yılları arasında dolaşıma çıkarılmıştır. Bu banknotlardan I. Tertip 20 Türk Lirası İngiltere e, diğerleri ise Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Banknot Matbaası da basılmıştır. 7) Yedinci Emisyon (E7) Grubu Banknotlar 1979 yılından itibaren dolaşıma verilmeye başlanan Yedinci Emisyon Grubu banknotlar 2002 yılı itibariyle; 10, 100, 500, 1.000, 5.000, 10.000, 20.000, 50.000, 100.000, 250.000, 500.000, 1.000.000, 5.000.000, 10.000.000 ve 20.000.000 Türk Liralık olmak üzere 15 farklı değerde, 36 tertipten oluşmakta olup, banknotların tamamı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Banknot Matbaası da basılmıştır. E7 Emisyon Grubu banknotlar 01.01.2006 tarihinde tedavülden kaldırılmış olup, 1.1.2016 tarihinde değerini tamamen yitirecektir. 8) Sekizinci Emisyon (E8) Grubu Banknotlar 28 Ocak 2004 tarih ve 5083 sayılı ürkiye Cumhuriyeti Devletinin Para Birimi Hakkında Kanun gereğince, ülkemizde ilk kez gerçekleştirilen paramızdan 6 sıfır atma operasyonu kapsamında 1 Ocak 2005 tarihinden itibaren dolaşıma verilen Sekizinci Emisyon Grubu banknotlar 1, 5, 10, 20, 50 ve 100 Yeni Türk Lirası olmak üzere 6 farklı değerden oluşmakta olup, banknotların tamamı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Banknot Matbaası da basılmıştır. Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze kadar 8 emisyon grubunda 23 farklı değerde, 120 tertip banknot dolaşıma çıkarılmıştır. İlk altı emisyon grubundaki banknotların tamamı ile Yedinci Emisyon Grubundaki banknotların bir kısmı değişik tarihlerde dolaşımdan kaldırılmış ve 10 yıllık zamanaşımı sürelerinin sonunda değerlerini yitirmiştir. Faaliyete geçtiği 1958 yılından beri banknotlarımızın basımını sürdüren Banknot Matbaası, uzun bir deneyim süreci gerektiren banknot üretiminin orijinal kompozisyon ve kalıplarını da çağdaş standartlarda hazırlayarak dünya standartlarındaki E7 Emisyon Grubundan 1.000.000, 5.000.000, 10.000.000 ve 20.000.000 Türk Liralık banknotlar ile E8 Emisyon Grubundaki 1, 5, 10, 20, 50 ve 100 Yeni Türk Liralık banknotlarımızın her türlü tasarım, kalıp ve baskı işlemlerini tamamen kendi kadro ve donanım olanakları içinde başarıyla gerçekleştirmiştir. KAYNAKÇA: Akyıldız, A. (1996): Osmanlı Finans Sisteminde Dönüm Noktası, Kağıt Para ve Sosyo-Ekonomik Etkileri - Eren Yayıncılık Köklü, A. (1947): Türkiye e Para Meseleleri - Milli Eğitim Basımevi Tekeli, İ. - İlkin, S.(1997): Para ve Kredi Sisteminin Oluşumunda Bir Aşama Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası - Banknot Matbaası |
İlk KAĞIT Para İlk Kağıt ParaLidyalılar zamanında icat edilen para, ister madeni İster banknot olsun, İnsan hayatına damgasını vuran en önemli sembollerden biri. Para kağıt icat edilmeden önce, deniz kabuğundan kıymetlii metallere kadar çeşitli mallar değişim aracı olarak kullanıldı. Tarihteki ilk madeni para basımı I.Ö. VII. yy’ da Anadolu’ da Lidyalılar tarafından gerçekleştirildi. Dünyanın ilk büyük darphanesi Fatih Sultan Mehmet tarafından İstanbul Simkeşhane’ de kuruldu. M.Ö. 118 yılında deri para kullanan Çinliler, İv 806 yılında da ilk kağıt icat parayı yaptılar Batıda kağıt paraların basılması ve kullanılması 17. yy sonlarına rastlıyor. İlk kağıt icat para’nın 1690' lı yıllarda ABD ve İngiltere hükümetleri tarafından basıldığı ve dolaşıma çıkarıldığı, 1694 yılında İngiliz Merkez Bankası ve diğer ülke merkez bankalarının kurulması ile de yaygınlaştığı biliniyor. Osmanlı İmparatorluğunda ilk i kağıt paralar idari, sosyal ve yasal reformların gündeme geldiği Tanzimat Döneminde tedavüle çıkarıldı. İlk Osmanlı Banknotları Abdülmecit tarafından 1840 yılında “Kaime-i Nakdıye-i Mutebere” adıyla, bugünkü dille “Para Yerine Geçen Kağıt”, bir anlamda para olmaktan çok faiz getirili borç senedi veya hazine bonosu niteliğinde düzenlendi. Matbaada basılmayan ve elle yapılan bu paraların her birine resmi mühür vurulurdu Osmanlı Yönetimi, 1842 yılından itibaren de matbaada para basmaya başladı. Birinci Dünya Savaşı sırasında da 1915 yılından itibaren altın ve Alman hazine bonolarını karşılık göstererek dört yıl boyunca , yedi tertipte toplam 160 milyon liranın üzerinde banknot çıkarttı Bu banknotlar “evrak-ı nakdiye” adı altında Türkiye Cumhuriyeti’ ne intikal etti ve Cumhuriyetin ilk yıllarında kağıt para bastırılma-dığından 1927 yılının sonuna kadar tedavülde kaldı. |
Para ve Paranın Kronolojik Tarihi Para Dünyanın her yerinde kullanılan para ilk M.Ö'de 700. yılda Lidya’lılar tarafından kullanılmıştr. Para günümüzde bir çok biriime çevrilmiştir. Örneğin; dolar, euro, dinar, lira gibi kağıt ve madeni paralar vardır. Eski yıllarda bir ürün eşya gibi bir şey alırken takas yapmak zorundalardı. Örneğin bir torba un istiyorsan sen de bir torba bulgur vermek zorundaydı. Ama şimdi para karşılığında her şeyi alabiliyoruz. İnsanların bu buluşu gerçekten hayatı hem kolaylaştırmış hem de zorlaştırılmışdır. Paranın kronolojik tarihi Tarihin çok erken dönemlerinde bir belirsizlik vardır. Çin'deki ilk parasal gelişmeler üzerinde de tartışmalar vardır.
|
Para nedir? Nerelerde kullanılır? Para Nedir? Para; karşılığında mal ve hizmet almaya ve vermeye; bunların ekonomik değerlerini takas etmeye yarayan üzerinde rakamsal değerler taşıyan kâğıt veya madeni ödeme aracıdır. Para genel kabul gören değişim aracına verilen isimdir. Malların birbiriyle değiştirilebilmesini sağlar. Karşılık verme, ödeme, gelir, fiyat anlamlarına gelir. Para değer denkliğinin bir göstergesidir. Bu gösterge maddi ya da nominal değerde karşılıklar bulabilir. Maddi nitelikte paraya örnek olarak madeni para, banka teminat belgeleri ya da banknot, çek ya da senetler örnek verebiliriz. Nominal nitelikte paraya ise banka hesabındaki para ya da kredi onayını örnek verebiliriz. Para gündelik yaşamda takas aracı olarak kullanılır. Doğrudan doğruya takas yapan kişilerin ihtiyaçlarını karşılamasının yanında diğer takaslar için geçerli olması, parayı diğer takas araçlarından ayıran önemli bir özelliktir. Çağlar boyunca para az bulunan maddelerden yapılmıştır. Değerli metallerden deniz kabuklarına ve hatta sigaraya kadar pek çok eşya veya mal para işlevi görmüştür.Parayı milattan önce Lidyalılar bulmuştur. Para bir ülkenin para sahasına dâhil olan madeni ve banknot sistemini içeren tüm para varlığıdır. Para sahası da bir paranın yürürlük alanı anlamına gelir ve mal, hizmet takasını sağlar. Para birimi ise genellikle ülkelerin para türleriyle eş anlamda kullanılır. Bu nedenle para birimi, paranın bir alt biçimi olarak görülür. Çoğu para birimi, uluslar arası döviz piyasalarında da işlem görür. Bu piyasalardaki değerler de kambiyo ya da döviz kuru adını alır. Piyasada bulunan neredeyse tüm nominal para değerleri, ana birim ve bunun yüzde biri değerinde olan alt birimlerden oluşan ondalık sayı sistemine dayanır. Günümüzde para stokunun kontrolünü yani para politikasını, hazine müsteşarlığı ya da merkez bankaları yürütmektedir. Neredeyse tüm batılı ülkelerin merkez bankaları bağımsızdır, yani hükümet merkez bankalarına ya neredeyse hiç müdahale edememekte ya da hükümetin nadiren, dolaylı ve küçük müdahalesi olabilmektedir. Bir paranın konvertibilitesi dünya piyasalarında serbestçe alınıp-satılabilir ve değiştirilebilir olması demektir. Ayrıca bir para birimi, altın ve/ veya gümüşle tanımlanıyor ve banknot bu para birimiyle her zaman değiştirilebiliyorsa yine konvertibiliteden söz edilebilir. Şu an dünyada yürürlükte olan resmi para birimi 160'dan fazladır (ISO 4217). Uluslararası alanda geçerliliği olan başat döviz birimi Amerikan Doları ve Avro'dur. Resmi para birimine nispeten bölgesel olan tümleyen para birimi ise takas aracı olarak kabul görür. Halk arasında eski önemini yitirmiş bir para birimi genellikle yedek değer olur. Örneğin II. Dünya Savaşı sonrası Almanya'da ödeme ve takas aracı olarak sigaranın para birimi olarak kullanılması. Bu geçici para, kriz zamanlarında resmi para biriminin yerini tutmuştur. Para birimleri diğer devletlerin yedek para birimi olarak da kullanılmıştır. En iyi bilinen örnek; Demokratik Almanya Cumhuriyeti'nin Doğu Alman Markı yerine Alman Markı'nı kullanmasıdır. Para ayrıca, sosyoloji, felsefe ve ekonomi alanlarının bir araştırma nesnesidir. |
5 ek 1. Tarihte Para Tarihteki ilk madeni para basımının M.Ö VII. Yüzyılda Anadolu’da Lidyalı’lar tarafından yapıldığı bilinmektedir. Tarihteki ilk madeni para olma özelliği taşıyan Lidya parası, darp suretiyle basılmıştır. Sabit bir alt kalıp üzerine konan madeni pula hareketli bir üst kalıp yerleştirerek, bir çekiçle vurmak suretiyle darp gerçekleştirilmiştir. Tarihteki ilk madeni para basım yerinin Anadolu olması özellikle uygarlık gelişiminin göstergesi olarak oldukça önemlidir. Anadolu bu üstünlüğünü sürekli devam ettirmiştir. Dünyanın ilk büyük darphanesi Fatih Sultan Mehmet tarafından İstanbul Simkeşhane’de kurulmuştur. 2. Hatıra Paracılığın Tarihsel Gelişimi Hatıra para basımı, tarihsel gelişim itibariyle madeni para basımından sonra başlamış, onun bir devamı olarak gelişimini sürdürmüş ve 18'inci yüzyılın sonunda nümismatik bilim dalının kurulmasıyla da bağımsız bir para alanı haline gelmiştir. Tarihte bilinen ilk hatıra paralardan biri, eski Yunan’da Perslere karşı kazanılan zaferin anısına M.Ö. 479 yılında tedavül parası olan gümüş Atina Tetradrahmisi’nin arka yüzündeki desenin değiştirilmesi ve söz konusu paranın çapının büyütülmesi ile basılan Atina Dekadrahmisi’dir. Roma döneminde M.Ö. 61 yılında I. Triumvira zamanında Pompei’nin zaferlerini kutlama anısına Aureus diye bilinen bir hatıra paraya rastlanmıştır. Daha sonra İmprator Augustus’un ölümü anısına çeşitli hatıra paralar çıkarılmıştır. Roma İmparatorluğu döneminde önemli olaylar, çeşitli askeri zaferler, değişik antlaşmalar için hatıra paralar çıkarılmıştır. Çıkarılan hatıra paralar genel olarak tedavülde bulunan paralardan bazılarının arka yüzlerinin değiştirilmesi, varolan paranın boyutlarının değiştirilmesi veya tümüyle o konuya özel bir paranın basılması suretiyle yapılmıştır. Bizans döneminde de, yine çeşitli önemli olayları anmak, kazanılmış zaferleri kutlamak anısına hatıra paralar çıkarılmıştır. Bizans’ta çıkarılan hatıra paralar tedavül paraların değiştirilmesi suretiyle değil, doğrudan gümüş ve altından olmak üzere ayrı hatıra para olarak basılmıştır. Bu hatıra paralar Constantinople Darphanesi’nde basılmıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nda özel bir hatıra para uygulamasından söz etmek oldukça zordur. Ancak, Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarında görülmeye başlanan “seyahat paraları”nı bu kapsamda değerlendirmek olanaklıdır. Örneğin; Sultan II. Mahmut’un Edirne ziyareti nedeniyle 24. Culus yılında Memduhiye Altını tarzında basılmış olan Edirne Seyahat Altını; Sultan Abdulmecid’in Edirne Seyahati nedeniyle bastırılan seyahat altını; Sultan Abdulaziz’in Bursa seyahati için bastırılan altın ve gümüş seyahat paraları; Sultan V. Mehmed Reşad’ın Bursa, Edirne, Kosova, Manastır ve Selanik seyahatleri için altın ve gümüş olarak bastırılan seyahat paraları bunlara örnek olarak verilebilir. 3. Nümismatik Biliminin Tarihsel Gelişimi Nümismatik sözcüğü, para anlamına gelen Latince nümisma sözcüğünden gelmektedir. Para, madalya ve jetonların betimlenmesi ve tarihiyle uğraşan bilimdir. İlk antik para koleksiyonları, Rönesans döneminde, Roma ve Yunan tarihindeki ünlü kişilerin portrelerini araştıran hümanistler tarafından oluşturuldu. Bu koleksiyonlara zamanla eski siteler tarafından bastırılan, yorumlanması daha güç paralar da katılmaya başladı. Daha sonraları, Yeniçağ para ve madalyaları da toplandı. Tüm bu nesnelerin anlaşılması ve sınıflandırılması, nümismatik biliminin temelini oluşturur. G. Budé’nin De asse (1514) adlı yapıtından bu yana, paraları her yanıyla ele alan birçok inceleme yayımlanmıştır. Nümismatik, 18'inci yüzyıl sonundan itibaren Arkeoloji bilim dalının alt bilim dallarından biri haline gelmiştir. Bu bilim dalı; madeni paraların (sikkelerin) tarihsel geçmişi, taşıdıkları özellikler, basım teknikleri, basıldıkları madenlerin özelliği, üzerlerinde bulunan yazı ve figürlerin analizi, paranın basıldığı dönemin ekonomik, toplumsal ve siyasal yapısının araştırılması gibi çok değişik konuları kendisine ana konu olarak seçmiştir. Nümismatik bilimi; arkeoloji, paleografi, din tarihi, mitoloji, kronoloji, metroloji, coğrafya, ekonomi, ekonomi tarihi, siyasal tarih, sosyoloji gibi bilim dallarıyla çok yakın ilişki içinde bulunur. ![]() Nümismatik biliminin ana konusu olan sikkeler bizlere aşağıdaki yararları sağlar:
Para koleksiyonculuğu, dünyanın özellikle çok gelişmiş ülkelerinde (ABD, Kanada, İngiltere gibi) oldukça yaygındır. Anılan ülkelerdeki nümismatik derneklerine veya örgütlerine çok sayıda insan üyedir. Ciddi anlamda para koleksiyonculuğu, derin bir kültürel altyapıyı, yoğun araştırma yapmayı, nümismatik biliminin ortaya çıkardığı gerçekleri yakından izlemeyi, arkeolojik alanda yürütülen çalışmalarla yakından ilgilenmeyi zorunlu kılan bir uğraştır. Para koleksiyonculuğu, sadece ekonominin kıtlık (nedretlik) kuralından yola çıkılarak salt bir servet biriktirme olgusu olarak yürütülemez. Bu uğraş; insanın çok yönlü olarak kendisine yatırım yapmasını ve kendisini geliştirmesini zorunlu kılan özel nitelikli bir uğraştır. Türkiye’de ise para koleksiyonculuğu gelişmekte olan bir uğraştır. Henüz yeteri düzeyde yaygınlık kazanmamıştır. Şu an için gelişmiş ülkelerle karşılaştırılmayacak ölçüde çok az sayıda insan tarafından para ve hatıra para toplanmaktadır. Güncel hatıra para koleksiyonculuğu Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğü önderliğinde sürdürülmektedir. Hatıra para koleksiyonu yapmak isteyenler Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğü Koleksiyon Servisine üye olmaktadırlar. Buraya üye olanlar; çıkan hatıra paralardan öncelikli olarak ve sürekli biçimde haberdar edilirler. Ayrıca, kontenjanlı olarak sınırlı sayıda üretilen hatıra paraları ve hatıra paralı Darphane ürünlerini sadece üyelerin alması olanaklıdır. 4. Cumhuriyet Dönemi ve Hatıra Para Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasından sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti, madeni ilk paralarını 1924 yılında basmıştır. Tedavüle çıkarılan ilk madeni paralar; 100 Para, 2 ½ Kuruş, 5 Kuruş, 10 Kuruş olmak üzere dört paradan oluşuyordu. Bu seriye 1925 yılında 25 Kuruş eklenmiştir. 100 kuruş ve 1 Lira 1934 yılında tedavüle sürülmüştür. 1 Kuruş ve 50 Kuruş ise, 1935 yılında tedavüle çıkarılmıştır. Cumhuriyet döneminin en küçük madeni parası olma özelliğini taşıyan 10 Para ise ilk kez 1940 yılında basılmıştır. Bu en küçük küpürlü madeni para, 1941 ve 1942 yıllarında da basılmıştır. Madeni para serisine 1960 yılında 2 ½ Lira katılmıştır. Madeni 5 Lira 1974 yılında, 10 Lira 1981 yılında, 20 Lira 1984 yılında, 25 Lira 1985 yılında, 50 Lira 1984 yılında, 100 Lira 1984 yılında 500 Lira 1989 yılında, 1000 Lira 1990 yılında, 2500 Lira 1991 yılında, 5000 Lira 1992 yılında, 10.000 Lira 1994, 25.000 Lira 1995 yılında, 50.000 Lira 1996 yılında, 100.000 Lira 1999 yılında, 250.000 lira 2002 yılında tedavüle çıkarılmıştır. Cumhuriyetin kuruluşundan 1970 yılına kadar hatıra para olarak herhangi bir para çıkarılması söz konusu olmamıştır. 1264 sayılı Madeni Ufaklık ve Hatıra Para Bastırılması Hakkında Kanun, 28.05.1970 tarihinde TBMM’de kabul edilmiş ve 06.06.1970 tarih ve 13512 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Söz konusu Yasanın 1’inci maddesi uyarınca; Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı memleket ekonomisinin gelişimine paralel olarak tedavüle gereği kadar madeni para çıkartmaya yetkilidir. Milli ve milletlerarası önemli tarihi, bilimsel, kültürel ve sanat olayları ile anmaya değer diğer olay ve günleri belirtmek ve muhtelif alanlarda ün yapmış Türk büyüklerini anmak amacıyla ve Hükümetçe lüzum ve faydası takdir edilecek diğer sebep ve vesileler dolayısıyla madeni hatıra para da çıkartılabilir. Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğü, Maliye Bakanlığı'nın ana hizmet birimlerinden birisi olarak 2996 sayılı Maliye Vekaleti Teşkilat ve Vazifeleri Hakkında Kanun çerçevesinde görevlerini yürütmekteydi. Hazine birimlerinin 1983 yılında Maliye Bakanlığı bünyesinden ayrılarak Başbakanlığa bağlı Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı haline getirilmesiyle birlikte Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğü de anılan Müsteşarlığa bağlanmıştır. Bunun üzerine çıkarılmış olan 234 sayılı Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğünün Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (KHK) çıkarılmıştır. Söz konusu KHK’nin “Görev” başlıklı 2’inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca, ilgili yasalar gereğince Hazine Müsteşarlığı’nca tedavüle çıkarılması kararlaştırılan madeni ufaklık para ve madeni hatıra paraları basmak ve dağıtmak görevi Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğü’ne verilmiştir. Hatıra para çıkarılması, 1264 sayılı Yasanın birinci maddesinin ikinci fıkrası hükmü ile hukuki çerçevesine kavuşmuştur. Bu hukuki ve yasal çerçevenin oluşmasından sonra Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğü, ilk hatıra para olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi 50. Yılı anısına aşağıda özellikleri gösterilen parayı çıkarmıştır. Bu para Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ilk hatıra parası olma özelliğini taşıdığı için önemlidir. ![]() Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğü, genç kuşaklara eski paraların tanıtılması ve o dönem tarihinin anımsatılması amacıyla Cumhuriyet Dönemi tedavül madeni paralarını orijinal kalıplarını kullanarak kıymetli madenden (altın ve gümüş) yeniden basmaya ve Nostaljiadı altında hatıra para seti olarak satmaya başlamıştır. Bu kapsamda ilki 2000 yılında 7’li set halinde; 100 Kuruş (1934) gümüş, ½ Kuruş (1948) altın, 1 Kuruş (1949) altın, 2 ½ Kuruş (1950) altın, 25 Kuruş (1951) altın, 2 ½ Lira (1965) gümüş, 5 Lira (1975) gümüş olarak piyasaya sunulmuştur. Bu seriyi, 2002 yılında tamamı gümüş olarak ve yine orijinal kalıplar kullanılarak basılan 1935 yılının 5 madeni parasından oluşan 1935 Yılı Nostalji Seti izlemiştir. Nostalji setlerinin üçüncüsü Cumhuriyetin 80’inci yılının kutlanacağı 2003 yılında çıkarılacak ve bu sette 1936-1950 arasında tedavül etmiş 13 adet madeni para yer alacaktır. Söz konusu paralar, önceki nostalji setlerinde olduğu gibi yine orijinal kalıpları kullanılarak ve 925 ayar gümüşten basılacaktır. Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğü, 1264 sayılı Yasanın çıktığı 1970 yılından bu yana Cumhuriyet’in kuruluş yıldönümlerini değişik ve çok özel nitelikli hatıra paralarla anmış ve tarihe iz düşmüştür. 1970 yılından itibaren Cumhuriyet’in kuruluş yıldönümü kutlamaları anısına çıkarılmış olan hatıra paralar şöyledir: ![]() ![]() 5. Sonuç Bir çağdaşlaşma ve yaşam biçimi olan Atatürk Devrimlerinin en önemlisi olan Cumhuriyet, her alanda Türk yurttaşlarını olumlu yönde etkilemiş ve geliştirmiştir. Bu kapsamda, nümismatik alanında da, bizzat ulu önder Atatürk’ün talimatlarıyla büyük hamleler yapan arkeoloji biliminin gelişimine koşut olarak büyük gelişmeler yaşanmaktadır. Arkeoloji ve nümismatik alanında yaşanan gelişmenin ülkemizdeki para koleksiyonculuğuna da olumlu etkilerinin olması beklenmektedir. Bu olumlu gelişmenin olabilmesi için, bu alanda önderlik yapan Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğü büyük çaba göstermektedir. 1970 yılından itibaren başlayan hatıra para emisyonunun dünya standartlarında bir boyut ve nitelik kazanması için ileri teknoloji ürünü hatıra para üretim makinelerine ve sistemlerine sürekli yatırım yapmaktadır. Ayrıca, ülkemizdeki hatıra para koleksiyonculuğunun yaygınlaşması için gereken her türlü bilgilendirme ve yardım işlemini yapmakta; koleksiyon ürünlerinin daha çekici, daha nitelikli ve daha çeşitli hale gelmesi için sürekli çaba göstermektedir. Türkiye’de para koleksiyonculuğunun gelişmiş ülkeler düzeyine gelebilmesi için başta Milli Eğitim Bakanlığı olmak üzere, üniversitelere, yazılı, görsel ve işitsel iletişim organlarına, müzelere, bankacılık ve finans alanında etkinlik gösteren bütün kamu ve özel kesim kurum ve kuruluşlarına büyük görevler düşmektedir. kaynak Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğü |
Para, mal ve hizmetlerin değişim aracı. Ekonomide madenî para ve banknotların yanısıra, vadesiz mevduatlar ve kredi kartları da parayı meydana getiren unsurlardan sayılır. Paranın; değişim aracı, değer ölçütü ve saklama işlevleri vardır. Nakit paranın yanısıra vadeli mevduat, devlet tahvili gibi değişim araçları da para benzeri olarak değerlendirilir. Para değer denkliğinin bir göstergesidir. Bu gösterge maddi ya da nominal değerde karşılıklar bulabilir. Maddi nitelikte paraya örnek olarak madeni para, banka teminat belgeleri ya da banknot, çek ya da senetler örnek verilebilir. Nominal nitelikte paraya ise banka hesabındaki para ya da kredi onayı örnek verilebilir. Para gündelik yaşamda takas aracı olarak kullanılır. Doğrudan doğruya takas yapan kişilerin ihtiyaçlarını karşılamasının yanında diğer takaslar için geçerli olması, parayı diğer takas araçlarından ayıran önemli bir özelliktir. Para sözcüğü Türkçeye, Farsça pâre (küçük parça) sözcüğünden geçmiştir. Para bir ülkenin para sahasına dâhil olan madeni ve banknot sistemini içeren tüm para varlığıdır. Para sahası da bir paranın yürürlük alanı anlamına gelir ve mal, hizmet takasını sağlar. Para birimi ise genellikle ülkelerin para türleriyle eş anlamda kullanılır. Bu nedenle para birimi, paranın bir alt biçimi olarak görülür. Çoğu para birimi, uluslar arası döviz piyasalarında da işlem görür. Bu piyasalardaki değerler de kambiyo ya da döviz kuru adını alır. Piyasada bulunan neredeyse tüm nominal para değerleri, ana birim ve bunun yüzde biri değerinde olan alt birimlerden oluşan ondalık sayı sistemine dayanır. Günümüzde para stokunun kontrolünü yani para politikasını, hazine müsteşarlığı ya da merkez bankaları yürütmektedir. Neredeyse tüm batılı ülkelerin merkez bankaları bağımsızdır, yani hükümet merkez bankalarına ya neredeyse hiç müdahale edememekte ya da hükümetin nadiren, dolaylı ve küçük müdahalesi olabilmektedir. Bir paranın konvertibilitesi dünya piyasalarında serbestçe alınıp-satılabilir ve değiştirilebilir olması demektir. Ayrıca bir para birimi, altın ve/ veya gümüşle tanımlanıyor ve banknot bu para birimiyle her zaman değiştirilebiliyorsa yine konvertibiliteden söz edilebilir. Şu an dünyada yürürlükte olan resmi para birimi 160’dan fazladır(ISO 4217). Uluslararası alanda geçerliliği olan başat döviz birimi Amerikan Doları ve Avro’dur. Resmi para birimine nispeten bölgesel olan tümleyen para birimi ise takas aracı olarak kabul görür. Halk arasında eski önemini yitirmiş bir para birimi genellikle yedek değer olur. Örneğin II. Dünya Savaşı sonrası Almanya’da ödeme ve takas aracı olarak sigaranın para birimi olarak kullanılması. Bu geçici para, kriz zamanlarında resmi para biriminin yerini tutmuştur. Para birimleri diğer devletlerin yedek para birimi olarak da kullanılmıştır. En iyi bilinen örnek; Demokratik Almanya Cumhuriyeti’nin Doğu Alman Markı yerine Alman Markı’nı kullanmasıdır. Paranın dört temel işlevi
|
Para borcukural olarak, ulusal parayla ödenir. Borçlu, başka bir para ile ödeme yapmaya zorlanamaz. Alacaklı da başka bir para ile yapılmak istenen ödemeyi kabul etmek zorunda değildir. Türk parasından, Türkiye'de dolaşımda olan metal ve kâğıt paralar anlaşılır. Metal paraların ödeme gücü sınırlıdır; alacaklı yüksek tutardaki bir alacağın tümünün metal parayla ödenmesini kabul etmek zorunda değildir. Ancak, Hazine’ nin veznedarlığını yapan bankalar getirilen metal paranın tümünü kabul etmek zorundadırlar Bazı durumlarda, para borcunun, sözleşmenin yapıldığı sırada kararlaştırılan belli bir yabancı para ile ödeneceği koşul olarak konmuş olabilir. Bu durumda borcun kararlaştırılan türden parayla ödenmesi gerekir (Borçlar k. md. 83). Ancak bu konuda Türk parasının kıymetini koruma kanunu ile bazı sınırlamalar getirilmiştir. Yabancı parayla ödeme, resmi makamların izniyle geçerli olur. Turistler ve yabancı uyruklular dövizle borç ödeyebilirler. Bunlar dışında kalan kişilerse sözleşmede aynen ödeme kaydı bulunsa bile, yabancı para olarak belirlenen borçlarını, ödeme tarihindeki değerinin türk parası karşılığını öderler. Para borçları, ödeme zamanında alacaklının ikametgâhının bulunduğu yerde ödenir. Yani para borçları, götürülecek borçlardandır. Para borcunun çekle ya da alacaklının bankadaki hesabına para yatırılması biçiminde ödenmesi, ancak alacaklının bunu kabul etmesine bağlıdır. Para borcu, “konutta ödemeli” posta havalesi ile de ödenebilir. Para borçları zamanında yerine getirilmezse borçlu gecikme faizi ödemek zorunda kalır. Para cezaları.Türk ceza kanunu'na göre ağır ve hafif para cezaları olmak üzere iki türlüdür. Ağır para cezaları, cürüm diye nitelenen ağır suçlar için verilir. Tutarı üç bin lira ile üç yüz bin lira arasında değişir. Hafif para cezaları ise kabahatlere uygulanır. Bu tür para cezalarının tutarı beş yüz lira ile otuz bin lira arasındadır (para değerinin düşmesi nedeniyle para cezaları 21 ocak 1983 tarih ve 2790 sayılı yasa'yla 3, 9, 30, 90 kat artırılmıştır). Para cezaları 13 temmuz 1965 tarih ve 657 sayılı Cezaların infazı hakkında kanun’un 5. maddesi hükmüne göre yerine getirilir. Bu yasaya göre, en alt ve en üst sınırı gösterilen para cezalarında suçlunun iktisadi durumu, aile sorumluluğu, mesleki yaş ve sağlık durumu, cezanın sosyal etkisi ve uyarma amacı göz önünde tutulur. Mahkeme gerekli görürse, para cezasının belirli sürelerde ve belli taksitlerle ödenmesine karar verebilir. Ancak taksitlerden birinin süresinde ödenmemesi durumunda geri kalan miktarın tamamının alınması gerektiği kararda belirtilir. Taksit süresi iki yılı geçemez ve taksit miktarı dörtten eksik olamaz. Para cezasına ilişkin karar kesinleşince, C. savcılığı bir ay içinde para cezasını ödemesi için hükümlüye ödeme emri gönderir. Hükümlü ödeme emrinde belirlenen sürede para cezasını ödemezse, C. savcısının kararıyla, bir gün üç yüz lira sayılmak üzere hapsedilir. Para cezası yerine çektirilen hapis cezası üç yılı geçemez. Hükümlü isterse para cezasından çevrilen hapis yerine devlet ya da öteki kamu kurumlarında çalıştırılabilir. Yargı organlarınca verilen ağır ve hafif para cezalarının dışında, idare organlarınca verilen para cezaları da vardır. Bu cezalara "idari para cezaları" denir. Bunları kararlaştırma yetkisi, özel yasalar tarafından, idare organlarına tanınmıştır, idari para cezalarına örnek olarak vergi, belediye, trafik vb. konularda ödenen para cezaları gösterilebilir. Paranın işlevleri.1. Para değişim aracıdır. Para, trampayı kaldırarak değişimleri kolaylaştırır. Para, taşıyıcısına, mal ve hizmetler edinmek ya da bir borcu ödemek olanağı sağlayan bir ödeme aracı ve taşıyıcısının toplumdan belli bir miktar alacağı olduğunu gösteren ve bu alacağı maddeleştiren hukuksal bir senettir. Bu senedin başka bir kişiye verilmesi, bu kez de bu kişiyi toplumdan alacaklı duruma getirir ve onun gereksinim duyduğu mal ve hizmetleri elde etmesini sağlar. 2. Para emtia değerlerinin biricik ölçüsüdür. Bu işleviyle para, alışverişleri basitleştirir; kendisi dışındaki bütün metaların fiyatlarını belirlemek olanağını verir ve böylece onların değerlendirilmesini ve birbirleriyle karşılaştırılmasını sağlar. 3. Para değer rezervidir. Para, taşıyıcısına, bir malı para karşılığında sattığı an ile, onu başka bir mal alımı ya da borcun ödenmesi için kullanmaya karar verdiği an arasında bir süre bekleme olanağı sağlar. Paraya çoğu kez dördüncü bir işlev daha yüklenir: para politikası aracılığı. Para politikası, para yaratımı olanaklarını ayarlamak ve daha genel bazı amaçların (tam istihdam, fiyat istikrarı, dış ticaret dengesi ve para değerinin korunması gibi) gerçekleşmesini sağlamak için paranın miktar ve fiyatını değiştirmeye yönelik eylemlerin tümüdür. Paranın değeriilk paralar, değerlerini çok sık kullanılan metalar olmalarından, yani kullanım değerlerinden alıyorlardı. Bu konuda kıymetli madenlerden (altın, gümüş) yararlanılmaya başlanması, hacimce küçük ama değeri büyük paralar elde edilmesine, bunların kolayca saklanmasına, türdeş ve bölünebilir nitelik taşımasına olanak sağladı. Paraların bir yerden başka bir yere taşınması zorluğunu ortadan kaldırmak için, zamanla, madeni sikkelerin yerine makbuzlar dolaşıma sokuldu. Bu makbuzlar, banka kaimelerinin ya da banknotların kaynağıdır Başlangıçta banknotlar, sahipleri dilediğinde, olduğu gibi madeni paraya çevrilebiliyordu. XIX. yy.'da, iktisadi etkinliğin gelişmesi ve mal arzının çoğalması, paraya olan gereksinimi artırdı. Banknotların miktarı bankalara yatırılan madeni mevduata oranla daha hızlı arttı. Banknotların gerektiğinde madeni parayla değiştirilememesi tehlikesi, hükümetleri banknot çıkarma ayrıcalığını, kendi denetimlerindeki tek bir bankaya vermeye yöneltti. Böylece para, madeni temelinden ayrılarak, yalnızca güvene dayanan itibari para halini aldı; banknot madeni parayla değiştirilebilir olmaktan çıktı ve zorunlu ve yasal dolaşım düzenine geçildi (yani kâğıt paranın ödeme aracı olarak kabulü zorunlu oldu). Bunun yanı sıra, hesaplara geçirilen alacak kayıtlarıyla ödeme yapılması yöntemi gelişti. Para, bankalarda açılan vadesiz hesaplar arasında alacaklı bakiye transferleri biçimini aldı. Madeni para mevduatı ile kâğıt para emisyonu arasındaki bağın kopması, kaydipara'nın doğmasına yol açtı. Böylece para, bütün biçimleriyle, itibari bir nitelik kazanmış oldu. Paranın değeri, çeşitli öğelere dayanıyordu; nispi nedreti (kıtlığı), halkın güveni, satın alabildiği mutaların değeri. Her parasal aracın bir nominal değeri vardır. Bu değer madeni ya da kâğıt paranın üzerinde yazılıdır. Eskiden, bu nominal değerin güvencesini kıymetli bir madenin ticari değeri oluştururdu. Günümüzde ise, para biriminin değeri, üretilen ve dolaşıma çıkan metaların değeriyle orantılıdır ve onun alım gücünde ifadesini bulur Paranın değeri düştüğü zaman, fiyatların çoğu yükselir; para birimi değer kazandığı zamansa, tersine, mal fiyatları düşer: fiyatlardaki değişiklikler genellikle para değerindeki değişiklikleri yansıtır. Paranın özel nitelikleri.Para bir likit aktiftir: az ya da çok uzun vadeli olarak herhangi bir mala dönüştürülebilir. Verimi sıfırdır. Bu bakımdan, taşıyıcılarına gelir sağlayan öteki aktiflerden (hisse senetleri ve tahviller, tasarruf mevduatı) ayrılır. Para, herhangi bir risk taşımayan (enflasyon dönemlerinde alım gücünü kaybetmesi dışında) bir aktiftir. Para değişik biçimler gösterebilir: 1. elden ele dolaşan para, bir ödeme aracının bilfiil devir yoluyla dolaşıma girmesi: madeni (ya da ufaklık) paralar ve kâğıt paralar; 2. kaydi para, hesaptan hesaba kayıt yoluyla devredilen ve çeşitli öğelere (çek, virman, kredi kartı vb.) dayanan para. Para konusunda Merkez bankası (Türkiye) şöyle bir sınıflandırma yapar:
Para yaratımı.Para yaratımı, alacakları ödeme aracı durumuna dönüştürmekten oluşan işlemler sayesinde gerçekleşir Demek ki para, iktisadi karar birimlerinden gelen bir “para talebi ”ni karşılamak amacıyla yaratılmaktadır. Bu tür paranın karşılığı, para yaratımında bulunan birimlerin (bankalar, Hazine, TC Merkez bankası) ellerindeki, çeşitli iktisadi karar birimlerine ait alacaklardır. Para talebinde bulunanlar arasında, önce, talepleri karşılığında döviz getiren yabancı iktisadi birimler sayılabilir; bunları, giderlerini karşılamak için bankalardan ödünç para ve avanslar alan devlet izler; son olarak da, ekonomik etkinliklerini finanse etmek için istikrazda bulunan işletmeler ve kişiler gelir. Bankalar en önemli para yaratımcılarıdır. Banka tarafından verilen kredi, onun bilançosunun aktifinde yer alır ve pasifteki karşılığı da müşteri disponibilitelerinde bir artışla dengelenir. Banka para yaratımını sınırlı tutmak zorundadır, çünkü kredilerden yararlananların hesapları mutlaka kredi veren bankada değil, başka bankada da olabilir. Banka, mevduatı artmadığı takdirde, kredi vermeyi sınırsızca sürdüremez. Bankaların para yaratımını engelleyen ikinci bir sınır da yaratılan paradan kaynaklanan bir bölüm mevduatın kâğıt paraya dönüşmesi ve böylece banka sistemi mevduatından merkez bankası parasına doğru bir kaçış olmasıdır. Bununla birlikte, bütünüyle ele alındığında sistem dengeli bir durum gösterir: bankaların nakit durumları, para piyasası aracılığıyla birbirini karşılar; faiz oranı, piyasada uygulanan fiyattır ve banka sisteminin para gereksinimlerini dile getirir. Merkez bankası, likiditeyi artırmak ve bankaların nakit durumlannı kolaylaştırmak için ya da tersine, dolaşımdaki paranın hacmini daraltmak amacıyla piyasaya müdahale yetkisini elinde bulundurur. Merkez bankası, faiz oranı üzerinde etkili olabileceği gibi, dolaşımdaki para miktarı üzerinde de etkili olabilir. Paranın doğasıBazıları parayı, değeri “bonitas intrinseca"sından kaynaklanan bir meta saydılar. Başka bazı iktisatçılar ise onu, değerini genel uyuşmadan alan hukuksal bir senet ya da bir işaret, bir simge olarak gördüler. Günümüzde paranın açıklanmasıyla ilgili araştırmalar, daha çok, paranın miktarıyla fiyat hareketleri ve genel iktisadi etkinlik arasındaki ilişkiler üzerinde toplanmaktadır. 1. Klasik ve yeniklasik çözümleme’ye (XVIII. yy. sonu - XIX. yy.) göre (Cambridge okulunu [i. Fisher, A. C. Pigou] da buna katabiliriz) para “nötr"dür; ancak değişimleri kolaylaştıran bir "örtü”, bir değer biçme ve basit bir ödeme aracı olarak iş görür Bu kuram, mahreçler yasasına dayanır. Buna karşılık, paranın fiyatlar genel düzeyi üstünde etkisi vardır. Gerçekten de, en basit biçimiyle irving Fisher tarafından formülleştirilen (MV=PT) niceliksel para kuramına göre (genellikle Jean Bodin [1568] bu kuramın babası olarak gösterilir), banka sistemince piyasaya sunulan ve belli bir sabit hızla (V) [her birim paranın bir yıl içindeki kullanılış sayısı] dolaştığı varsayılan para miktan (bu para stoku [M], egzojen, yani para otoritelerince kararlaştırılmış sayılır), fiyatlar genel düzeyinde (P) aynı oranda bir yükselişe yol açar; çünkü işlemlerin hacmi (T), tam istihdam durumunda, para etkenlerinden bağımsız olarak belirlenen bir veridir. A. Marshall'i izleyen Cambridge okulundan iktisatçılar (A. C. Pigou), parayla fiyat arasında bir ilişkinin varlığını da ileri sürdüler, ama bu ilişki iktisadi karar birimlerinden gelen para ankesleri talebi kavramına dayanıyordu. 2. Keynesçi kuram (1936), zamanı, yani belirsizliği de işin içine sokarak paranın kendi kendisi için istendiğini ve likiditesinden gelme kendine özgü bir yararı olduğu fikrini ileri sürdü (para böylece nötr olmaktan çıkıyordu). Dolayısıyla, geleceğin taşıdığı risklerin tahmini ne kadar zorsa, "likidite tercihi" (Keynes para talebine bu adı veriyordu) o kadar güçlü olur. Bunun için, iktisadi birey, bu likiditeyi elden çıkarmak için, belirsizliğin büyüklüğü ölçüsünde yüksek bir faiz oranı talep edecektir. Keynesçi kuram, para talebini üç ayrı nedene dayandırır: muamele güdüsü, ihtiyat güdüsü ve spekülasyon güdüsü (aynı zamanda hem faiz oranına hem de iktisadi karar birimlerinin öngörülerine bağlıdır). Bu para talebi istikrarsız bir taleptir ve motor rolü oynar; para arzı ise, keynesçi kuramda, kendini para talebine uydurur. Buna göre, para stoku, önceki kuramlardan farklı olarak burada endojen karakterdedir. Öte yandan James Tobin, karar birimlerinin, riske girmek istemedikleri takdirde, portföylerini çeşitlendirdiklerini, yani aynı zamanda hem para hem de kıymetli evrak bulundurduklarını gösterdi (1958). 3. Monetarist kuram adı verilen ve özellikle Milton Friedman (1956) tarafından temsil edilen Çağdaş yeniklasik çözümleme, niceliksel para kuramını yeniden ele aldı. Salt parasal enflasyon tezi ile para stokunun egzojenliği tezini benimsemekle birlikte, monetaristler, para talebi hareketiyle öteki iktisadi olaylar arasında bir bağlantı olduğunu göstermeye çalıştılar. Çünkü, iktisadi karar birimlerinin ellerinde bulundurdukları para ankeslerindeki egzojen bir artış, kıymetli evrak (hisse senetleri ve tahviller) alımlarıyla mal ve hizmet alımlarını özendirmekte ve böylece bir talep canlanmasına, ama aynı zamanda fiyatların yükselmesi tehlikesine yol açmaktaydı. Bu görüş açısından bakıldığında, parasal dürtülerin "gerçek" kesime geçişi, faiz oranlan aracılığıyla değil, mal varlığı aracılığıyla olur. Ayrıca, para talebi bu kuramda istikrarlı (faiz oranlarına göre hafifçe esnek) olarak düşünülmüştür, çünkü sürekli gelir adı verilen ve uzun bir dönemi kapsadığı varsayılan bir gelir temeline dayandırılmıştır. Para politikasıKeynesçilere göre para politikası ikinci derecede bir önem taşır. Bunun için keynesçiler bütçe politikasını ona yeğ tutarlar. Nitekim keynesçilikte, paranın ekonominin gereklerine uymakla yükümlü olduğu düşünülür ve onun yalnızca, paranın fiyatı, yani faiz oranı aracılığıyla konjonktür üzerinde dolaylı bir etkisi olabileceği kabul edilir: para kitlesinin artırılmasıyla elde edilecek bir faiz oranı düşüşü, yatırımları hızlandırır ve çarpan etkisiyle ulusal geliri ve dolayısıyla istihdamı artırır (gerçek kesimle para kesimi arasındaki tek geçiş yolu faiz oranı değişikliğidir). Dolaşımdaki para miktarını kısıtlayıcı bir işlem, iktisadi etkinlikte gerilemeye yol açar. Monetaristlere göre, para politikası, ekonominin düzenlenmesi konusunda belirleyici bir rol oynar. Bu politika, dolaşıma sunulan paranın miktarı aracılığıyla (monetaristlere göre para stoku doğrudan doğruya ve yalnızca para otoritelerine bağlıdır) en başta fiyatlar üzerinde etkili olur: para kitlesindeki genişleme, ulusal gelirdeki artışa uygun olmalıdır; para kitlesine düşük ve sabit bir yıllık artış temposu verilmelidir. Hükümetler, para politikalarını yürütmek için çeşitli araçlar kullanırlar. Ekonominin likiditesi üzerinde etkili olmak için, Merkez bankası tarafından öteki bankalara uygulanan finansman yenilemeleri politikasına (öpen market politikası giderek senet reeskontu işlemlerinin yerini almaktadır), zorunlu rezervler politikasına ya da faiz oranları politikasına başvurulabilir. Para kitlesi karşılıkları üzerinde de etkili olunabilir. Bu etki, kredilerin denetlenmesi (faiz oranları, kredilerin Süresi genel çerçevelendirme vb), para değerinin ve dış durumun korunmasr (faiz oranları ayarlamaları, borçlanma politikası, kambiyo denetimleri vb.), bütçe "farklarının gözetilmesi ve finanse edilmesi yoluyla gerçekleştirilir. Çift maden para sistemiKusursuz bir çift maden para sisteminde iki maden de ölçü ayarı olarak kullanılır, başka bir deyişle, serbest basım'dan (herhangi bir kişinin isteği üzerine külçe, madeni para haline getirilebilir) ve sınırsız bir ödeme gücünden yararlanılır (miktarı ne olursa olsun, bir borcun ödenmesinde gerek altın gerekse gümüş para kullanılabilir). Öte yandan, yasa, her iki tür para arasında sabit bir değişim ilişkisi öngörmektedir. Kusurlu ya da topal bir çift maden sisteminde (topal ölçek) ise, yalnız bir maden ölçü ayarıdır. Örneğin, sınırsız ödeme olanağı altın ve bazı gümüş paralar için tanınmış olsa bile serbest para basımı yalnız altınla sınırlıdır. XIX. yy’ın ilk yarısında İtalya, Fransa, İsviçre, Belçika, Yunanistan, ispanya gibi birçok Avrupa ülkesinde çift maden para sistemi altın çağını yaşadı: her iki tür paranın ticari ve yasal ilişkilerinin yakınlığı nedeniyle sistem kolaylıkla işledi. 1848’de Kaliforniya'da ve 1851'de Avustralya'da altın madenlerinin bulunması, bu madenin pazarlarda bollaşmasına yol açtı. Dolayısıyla altın-gümüş ilişkisi gümüşten yana ağırlık kazandı ve Gresham yasası kurallarına göre "iyi para” durumunda olan gümüş dolaşımdan kalktı. Gümüşün ortadan kaybolmasını önlemek amacıyla, 1865'te, Fransa, Belçika, İtalya ve İsviçre arasında Latin para birliği'nin temeli oluşturuldu ve bir parasal anlaşma imzalandı 1868'de Yunanistan da bu anlaşmaya katıldı. 1870'ten başlayarak durum, altından yana döndü. Nevada'daki gümüş madenleri gümüş stoklarını bir hayli yüksek düzeye çıkardı. 1871'de, Almanya altın esasını kabul etti. Bu arada, ticari değer ilişkisi gümüşün aleyhine döndü, altından paralar aranır oldu ve bu kez de altın dolaşımdan kalkma durumuna girdi. Altına oranla gümüşün değer yitirmesi, çift maden para sistemi uygulayan devletlerin serbest gümüş para basımını yasaklamalarına yol açtı. Bu da çift maden para sisteminin sonu oldu. 1878'de, hükümetler için bile olsa, 5 franklık gümüş paranın serbest basımını durduran ikinci Latin para birliği anlaşması imzalandı; ancak, gümüş yine de sınırsız ödeme gücünü korudu. Böylece, tam çift maden para sistemi yerini topal çift maden sistemine bırakmış oldu. ABD'nin ön ayak olması sonucunda, uluslararası görüşmeler yoluyla altın-gümüş ilişkisinin saptanmasından ve uluslararası bir çift maden para sisteminin kurulmasından yana girişimler yapıldı. 1878,1881,1892 yıllarında bu amaçla toplanan konferanslar hiçbir sonuç alınmadan dağıldı. 1816'dan beri altın standardına sadık kalan İngiltere'den sonra birçok devlet daha bu uygulamaya katıldı: 1892'de Avusturya-Macaristan, 1893'te Hindistan, 1897'de Rusya ve Japonya, 1900'de Gold specie Standard ya da Gold Standard Act ile ABD. Bu durumda, XIX. yy.'ın sonunda tek maden para sistemi zafere ulaştı. 1914'ten sonra bu tek ve çift maden para sistemlerinin yararlılık ve yararsızlıkları ile ilgili tartışmalar önemini yitirdi ve Birinci Dünya savaşı, madeni para saltanatına son verdi. 1927’de Latin para birliği dağıldı. Kaynak: Büyük Larousse |
Osmanlı devletinin kuruluşundan önce, Anadolu ve Yakındoğu'da kurulmuş olan türk devlet ve beyliklerinin hemen hepsinde hem altından hem de gümüşten sikke basılıyordu. O dönemlerde altın gümüşten çok daha değerli olduğu için sikkelerin ayar, vezin ve değerleri altına göre belirleniyordu, ilk osmanlı sikkesi ise, 1328'de Orhan Bey zamanında, % 90 ayarında 6 kıratlık (1 203 g) gümüş sikkeler olarak kestirilerek akça-i osmani (osmanlı akçesi) adıyla piyasaya sürüldü. OsmanlI akçesi için, Selçukluların ve özellikle de ilhanlılar'ın 6 kırat ağırlığındaki gümüş sikkeleri örnek alınmıştı. Akçe, "kuruş”un temel para birimi olarak alınmasına değin (1724), Osmanlı devleti ülkelerinde günlük alışverişlerde kullanılan esas sikke olarak kaldı. Eşya fiyatları, vergilerin tümü özellikle tımar, zeamet, has, vakıf topraklar üzerine konan öşürler ve resimler, memurların maaşları, askerlerin ulufeleri vb. akçe hesabıyla ödenirdi. Yani akçe hem nakitle yapılan ödemelerde kullanılan sikke hem de bu ödemelerde değer ölçme birimi olarak kullanılıyordu. Sonraları akçenin ayar ve vezninde birçok değişiklikler yapılmış, devletin mali durumu bozuldukça akçe ayarının indirilmesine gidilmiştir; akçe ayarının indirilmesine ilk kez Mehmet II (Fatih) döneminde başlandı; mali sıkıntı içinde olan devlet, askerlere verdiği gündelikleri doğrudan doğruya azaltmaktan çekindiği için, gündeliklerin miktarına dokunmadan akçelerin ağırlığını 6 kırattan 5 kırata düşürdü. Daha sonra askerin isyanı üzerine gündelikler 3 akçeden, 3,5 akçeye çıkarıldıysa da 5 kıratlık sikkeler dolaşımdan çekilmediği gibi 4,5 ve 4 kıratlık sikkeler de basıldı. Böylece, her yeni para basımında eski ve daha değerli akçeler dolaşımdan kaldırılıyor ve piyasaya eksik vezinli akçeler sürülüyordu Bayezit II döneminde (1481-1512) mali durum daha da bozulunca yeniden akçe tahsisine gidilerek, 160 yıldan beri % 90 olan akçe ayarı da % 85'e düşürüldü. Bundan sonra da akçe ağırlığının indirilmesi sürdürülerek, Murat İli döneminde (1574-1595) üç kırata, Murat IV döneminde (1623-1640) 11/4 kırata düşürüldü. Bu arada, akçenin değeri düştükçe, yabancı sikkelere karşı bir talep başladı, bu ise, avrupalı tüccarların kendi ülkelerinden daha ucuza aldıkları sikkeleri osmanlı topraklarında daha pahalıya satarak kolay bir kazanç yolu bulmalarını sağladı. XVII. yy. ortalarına doğru yabancı paralar (riyal, esedi [Hollanda] kuruşu, zolota vb.) osmanlı piyasasında geniş ölçüde yayılmaya başladı. Bu işte önemli kârlılıkların ortaya çıkması üzerine yavaş yavaş bu paraların yerine kalp paralar bastırılarak osmanlı topraklarına getiriliyordu. Osmanlılar'ın “sümn" adını verdikleri bu kalp paralar 1667'de en çok kullanılan para oldu. Birçok sarraf devlet memurlarıyla anlaşarak hâzineden değerli gümüş paraları alıp kalp paralarla değiştirmeye başladı. Böylece osmanlı ülkesine 1656'dan 1669'a kadar 13 yıl boyunca büyük bir kalp para akını sürdü. 1669'da kalp paraların ülkeye girmesi yasaklandı; elinde sümn bulunan herkesin bunları hâzineye teslim etmesi için ferman çıktı. Ancak, bunlara pek düşük olan gerçek değeri kadar tazminat verildiği için halk büyük zarar gördü. Kalp para girişi yasaklandıktan sonra kalp para kaçakçılığı başladı ve bu durum XIX. yy.'a kadar sürdü. Öte yandan, osmanlı ülkesi genişledikçe, çeşitli yerlerde yeni darphaneler Ahmet lll’ün "Onluk Eşrefi” kuruluyor, biçimleri ve vezinleri birbirinden altın parası farklı sayıda akçe bastırılıyordu. Çeşitli değer ve nitelikteki bu sikkelerin kullanımı ise önemli güçlükler doğuruyordu. Ayrıca, para ayarının sürekli olarak indirilmesi, ülkeye giren yabancı malların fiyatlarını yükseltiyor ve bu da yerli malların fiyatlarını etkileyerek genel bir pahalılığa yol açıyordu. Hiçbir köklü önlem alı- namayışı yüzünden ülke ekonomisindeki bu olumsuz gidiş sürerek Mahmut II dönemine gelindiğinde (1806-1839) ilk kuruluşunda 6 kırat olan akçe 1/2 kırata kadar inmişti. Nihayet 1820’de akçe basımına son verildi. Mahmut II döneminde, Yeniçeri ocağı’nın kaldırılması, Nizamicedir in kuruluşu ve çeşitli savaşlar yüzünden bozulan devlet mâliyesini düzeltmek, bazı yenilikler yapmak amacıyla çok sayıda metal sikkenin dolaşıma sokulmasının yanında bunların taklitlerinin de yapılması bu tür sikkelerin sayısını daha da artırmıştı. Dönemin sonuna gelindiğinde OsmanlI devletinde yalnız gümüş paraların sayısı 35 türdü. Altın sikkelerOsmanlI devletinde ilk altın sikke Fatih döneminde basıldı (1477). döneme kadar dolaşımda yabancı altın paraları kullanılıyordu. Bunlar arasında florin adı verilen venedik dukası altın parası resmen kabul edilerek üzerlerine "sah" damgası basılmış ve bütün ödemelerde geçerli kılınmıştı, ilk osmanlı altın sikkesinin basımında venedik duka altınları esas alındı. Bu sikkelerin ayarları binde 993 ve vezinleri de bir dirhem 1 kırat ve 2 1/2 buğdaydı. Osmanlı altınları aynı ayar ve ağırlığı sürdürerek yüzyıl kadar dolaşımda kalmış ve ayarları çok yüksek olduğu için bunlara iki yüzyıl sonra "yaldız altın" adı verilmiştir. Ahmet III zamanında 1 000 ayarlı bir altın sikke daha basıldı. Ancak, bundan sonra altın paraların ayarı ve ağırlıkları değişerek Mahmut II ve Abdülmecit zamanlarında basılan altın paraların ayarı 830 ve 800'e düşürüldü. 1807 ile 1839 yılları arasında basılmış olan altın paraların biçimlerine, basıldıkları yerlere vb. göre çeşitli adları ve ayar ile ağırlıkları vardı. Başlangıçta osmanlı altını 100 kuruştan, gümüş mecidiye 20 kuruştan ve altın-gümüş 1/16 oranı üzerinden hesaplanıyordu. Ancak, daha sonra gümüşün altın karşısında değer kaybetmesi, altın paraların ağırlık ve ayarlarını da etkilemiş ve hükümet gümüşün değerinin düşmesi ile birlikte altın paraların ayar ve ağırlıklarını da değiştirmek ve her altının ne kadar gümüş kuruş edeceğini saptamak zorunda kalmıştı. Buna rağmen piyasada altın ve gümüş sikkeler arasında bir fark oluşmasının önüne geçilemedi. Ayrıca yeni paralar çıkarılırken eski paraların dolaşımdan kaldırılmaması piyasada çürük para sağ para sorununu çıkardı. Bunun üzerine, 1844 yılından başlayarak altın para sorunu daha ciddi bir biçimde ele alındı. Nitekim, 1846'da kurulan İstanbul bankası dış ödemeler için altın karşılığı poliçe işlemlerine girişince hükümetten altın paraların bir düzene sokulmasını istedi ve hükümetin yayımladığı bir tarifeyle para darbı artık devlet tekeline verildi. Bu tarihe kadar Anadolu’da ve imparatorluğun altına ve gümüş elde edilen çeşitli yörelerinde basılan altın ve gümüş paralar, bu tarihten sonra yalnızca İstanbul darphanesinde basılmaya başlandı. Paranın değeri onluk (desimal) sisteme çevrildi ve altın, gümüş paralar yanında öteki metal paralar da çıkarıldı. Altın paralar beşibiryerde, ikibuçukluk, yüzlük ve yarım liralık olarak bastırıldı. Ayrıca 1, 2, 5, 10 ve 20 kuruşluk gümüş paralarla 5, 10, 20 paralık nikel ve bronz paralar vardı. 1873'te altın sikkenin gümüş sikke karşılığı 101,5 kuruş, 1879’da 107 kuruş ve yıl sonunda 108 kuruşa kadar çıktı. Bunun üzerine, devlet, gümüş para basımını durdurdu ve çıkartılan bir kararnameyle altın lira para birimi olarak kabul edildi; bir altın liranın gümüş para ile 100 kuruş olduğu belirtildi. Ayrıca halkın devlete yapacağı ödemelerde gümüş paralar da kabul edilmeye başlandı. Ancak, piyasada bir altın liranın karşılığı 100 gümüş kuruştan fazla değerde işlem gördüğü için halk ödemelerini, yalnızca, piyasadan daha ucuza topladığı gümüş paralarla yapmaya başladı. Bu durum 1909'a kadar sürdü ve altın para gümüş mecidiye karşısında zaman zaman % 5'e varan bir prim yaptı. 1909'da bir altın liranın, devlete gümüş para olarak ödenmesinde 202,60 kuruşun esas alınmasına karar verildi. Kâğıt paraMahmut II döneminin sonunda paranın değerinin iyice düşmesi alaşımı düşük para çıkarılmasını ve halkın son derece yoksullaşması yeni vergiler konmasını olanaksız hale getirmesi üzerine hükümet kâğıt para basmaya karar vererek OsmanlI devletinin ilk kâğıt parası (kaime) 1839'da basılarak dolaşıma çıkarıldı. "Kaime-i mutebere-i nakdiye" adıyla çıkartılan bu paraya 8 yıllık süre sonunda % 8 faizle ödeme güvencesi verildi. ilk kez 32 000 kese tutarında en çok 500, en az 10 kuruşluk olarak çıkarılan paraların numaralanmamış olması, biçim ve yazılarının (el yazısı) çok sade olması kısa sürede sahtelerinin yapılmasına yol açtı. Hükümet, bunun üzerine, basılmış (matbu) kâğıt para çıkardı, ne var ki bu önlem de sahte para basımını önleyemedi. Ayrıca eski paraların da piyasadan çekilmemesi önemli ölçüde bir karmaşa yarattı. İkinci kez para basımında 48 000 kese (50,100 ve 250 kuruşluklar biçiminde) daha dolaşıma sürüldü. Üçüncü seri kâğıt para 1840'ta 50, 100, 250, 500 ve 1 000 kuruşluk olarak basıldı. Bu arada hükümet kâğıt para miktarı arttıkça faiz oranını düşürüyordu (faiz oranı % 8’den % 3'e indi). Kâğıt paraların numarasız olması hükümetin piyasaya istediği kadar para sürebilmesini kolaylaştırıyordu. Böylece, dolaşımdaki para miktarı önemli ölçüde arttı. 1852'de, öncekilerden daha küçük birimde kâğıt paralar basıldı. Önce 20, sonra 10 kuruş olarak basılan bu paralar çabuk eskiyor, kolay taklit edilebiliyordu. Kırım savaşı (1853-1856) nedeniyle çıkartılan kâğıt para yalnızca İstanbul'da değil ordunun bulunduğu yerlerde de kullanıldığı için “ordu kaimesi” adıyla tanındı. 1860'ta kâğıt para miktarı 1,1 milyar kuruşu bulmuştu. Bu paralar karşılıksız basıldığı için değerini hızla yitirdi. Hükümet, taşıyanlara % 40’ını nakit, kalanını bonoyla ödeyerek bu paraları dolaşımdan kaldırdı. 1863'te kâğıt para basma yetkisi OsmanlI bankası'na (Bank-ı osmani-i şahane) verildi. Bu bankanın çıkarttığı paralar daha çok İstanbul’da kullanıldı, genel bir kabul görmedi. Osmanlı bankası’nın 1914'e kadar bastığı kâğıt paralar ancak 1,27 milyar kuruştu. 1914'te “Tecil-i düyunu kanunu muvakkati” adıyla çıkartılan bir yasayla bankalardaki vadeli ve vadesiz mevduat da içinde olmak üzere bütün borç ve taahhütlerin vadeleri bir ay süreyle ertelendi. Bu durumda bankalardan para çekilmesi önlenmiş oluyordu. Bu yasanın hemen ardından çıkarılan bir yasayla da OsmanlI bankası'nın çıkarmış olduğu banknotlar karşılığında altın ödemek taahhüdü kaldırıldı ve bankanın kâğıt paralarına sürüm zorunluğu getirildi; birkaç ay sonra altın dışalımı yasaklandı. 1915'te hızla artan devlet giderlerini karşılamak üzere Almanya ve Avusturya hükümetlerinden 150 milyar frank tutarında borç alınarak, bu para Düyunu umumiye yönetimine verildi, karşılığında "birinci tertip evrak-ı nakdiye” adıyla 6 583 094 liralık kâğıt para çıkartıldı. Bu paranın %100 altın karşılıklı olması ve Düyunu umumiye'nin savaş sonunda taşıyıcılarına altın ödemeyi taahhüt etmesi nedeniyle piyasada altın lirayla eşdeğerde işlem gördü. Savaş giderlerinin sürekli artması üzerine yeniden kâğıt para çıkarılmasına karar verildi. Yapılan bir anlaşmayla bu paranın karşılığı olarak alman hazine bonoları kullanıldı. Anlaşmaya göre Almanya, savaşın bitiminden bir yıl sonra karşılığını altın parayla ödeyeceği hazine bonosu vermeyi kabul ediyordu. Bu para Düyunu umumiye’ye yatırılarak karşılığında 6 milyon lira tutarında "ikinci tertip evrak-ı nakdiye” çıkarıldı. Ancak, halkın bu paraya gösterdiği güvensizlik yüzünden altın parayla kâğıt lira arasında değer farkı belirmeye, ödemelerde kâğıt para kullanılmaya, altın para giderek azalmaya ve piyasadan çekilmeye başladı. Onu gümüş mecidiyeler izledi. Bu arada halk kâğıt paralarını metal paralarla bozdurmak istemediğinden bozuk para sıkıntısı baş gösterdi. Buna çözüm olarak çıkartılan bir yasayla 1 ve 5 liralık kâğıt paralar ortadan ikiye bölünerek her biri yarım ve ikibuçuk lira değerle dolaşıma sürüldü, ancak bu da yetmeyince, 1916’da, Düyunu umumiye yönetimiyle anlaşarak çeyrek liralık kâğıt paralar çıkartıldı. Daha sonra bunlar da ikiye bölünerek piyasaya sürüldü. Ama bu önlem de bozuk para sorununa bir çözüm getiremedi, iyice karmaşık bir duruma giren osmanlı para sistemini düzeltebilmek için daha köklü önlemler alınması gerekiyordu. Bu nedenle 8 nisan 1916’da "Tevhid-i meskûkât kanunu” çıkarılarak 1 liranın 100 kuruşa eşit olduğu kabul edildi. Yasaya göre, Osmanlı devleti sikkede altını değer ölçüsü olarak kabul etti; çeşitli sikkelerin ağırlık ve ayarları belirlendi; metal paralardan yalnız gümüş, altın ve nikel paraların dolaşımı serbest bırakıldı ve ülkenin çeşitli yörelerindeki farklı para rayiçleri kaldırıldı. Yasa çıkınca yine Almanya’dan alınan hazine bonosu karşılığında 11 700 400 liralık “üçüncü tertip evrak-ı nakdiye” çıkarıldı. Bunun 1,5 milyon lirası 5 ve 20 kuruşluk olarak basılmıştı. Halk metal paraları toplayıp ödemelerini kâğıt parayla yaptığı için bu paralar da bozuk para sıkıntısını gidermeye yetmeyince, piyasaya 1 ve 2,5 kuruşluk kâğıt paralar ve para işlevi gören 5 ve 10 kuruşluk posta pullan çıkarıldı. Bundan sonra metal paralar tümüyle piyasadan çekildi ve zorunlu olarak kâğıt para sistemine geçildi. 1915-1918 yılları arasında yedi tertipte toplam değeri 192 414 914 lira olan kâğıt para basılmış, bunun 161 018 633 lirası piyasaya sürülmüştü. Daha sonra 2 090 100 lira piyasadan çekilerek altınla değiştirildi. Böylece, sürümde 158 728 533 lira kaldı. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda sürümde bulunan kâğıt para miktarı bu kadardı. Cumhuriyet hükümetine devredilen bu paralar tümüyle karşılıksızdı ve altına oranla değeri sürekli düşüyordu. Bunun yanında, piyasadaki bozuk para kıtlığı ve kâğıt paraların aşırı yıpranmış olması da derhal önlem alınmasını gerektiriyordu. 1924 ve 1925 yıllarında çıkartılan iki yasayla 25 kuruşa kadar çeşitli değerde kâğıt paralarla para yerine kullanılan pulların metal paralarla değiştirilmesi ve 5 milyon liralık yüz paralık ve 5,10, 25 kuruşluk basılması kararlaştırıldı ve böylece dolaşımda büyük zorluklara neden olan küçük değerdeki kâğıt paralar ortadan kaldırıldı. Geriye kalan 153 748 563 liralık evrak-ı nakdiye ise yeni çıkartılan kâğıt paralarla değiştirildi. 1929’da çıkartılan bir yasayla dolaşımdaki kâğıt para miktarı 5 milyon lira artırılarak yeniden 158 748 563 liraya yükseltildi. 1930’da, 1715 sayılı yasayla Türkiye Cumhuriyet merkez bankası kurularak dolaşımdaki kâğıt paralar bu bankaya devredildi. Banka bunları kendi banknotlarıyla değiştirdi ve kendi yasasında belirtilen koşullar altında para çıkarmaya başladı. —Nümism. Çok erken dönemde başlayan değiştokuşları gerçekleştirebilmek için bir değer ölçüsü gerekti. Erken çağlarda, metaller, işlenmiş parçalar (kazan, sacayak, şiş, bel) ya da külçeler şeklinde bu işte kullanıldı. Dar anlamda, para her zaman aynı ağırlıkta olan ve piyasaya süren yetkili merciin güvencesini taşıyan metal külçedir. Aynı ağırlıkta parçalar biçiminde metal birimlerin üretilmesi düşüncesi, İ.Ö. VII.-VI. yy.’larda Çin’de, Hindistan’da ve Küçük Asya'da ortaya çıktı. Para, bu üç bölgeden dünyaya yayılarak evrensel bir kullanıma kavuştu. Çin paraları bakır ya da dökme bronzdandı; yuvarlak biçimli olan bu parçaların ortalarında kare bir delik, onun çevresinde de bir yazı bulunurdu. Alt ve üst katları olmayan tek bir birim olarak piyasaya sürülen bu paraların istikran sürekliliklerini de sağladı: bir XII. yy. parası XIX. yy.'da hâlâ kullanılabiliyordu. Bununla birlikte, daha eski bir değiştokuş aracı olan deniz kabuğu (cauris) kullanımı, XIV. yy.’a kadar metal para kullanımıyla birlikte sürdü; zaman zaman mal değişimine de dönüldü. Hindistan’da altın, gümüş ve bakır paralar basıldı. Bunlar genellikle kare ya da dörtgen biçimindeydi. Batı’da para kullanımı konusundaysa, arkeolojik alandaki buluntular, paranın Lydia’da ortaya çıkmış olduğunu öne süren geleneği (Herodotos) doğruladı, ilk paralar elektrumdandı (altınla gümüşün doğal alaşımı). Kral Karun'un Lydia’da kurduğu çift metal altın/gümüş sistemi, ardılları Ahemeniler tarafından sürdürüldü. Dara’nın altın dareikos'ları ve gümüş sikfos’lan İskender’in istilalarına kadar kullanıldı. Küçük Asya’daki bazı yunan siteleri de elektrum ve gümüşten para bastılar. Yunanistan’da ilk gümüş paranın İ.Ö. VI. yy.’da Aighina’da ortaya çıktığı sanılır. Büyük bir olasılıkla, Atina, Korinthos, Makedonya, Trakya, Güney İtalya (Sybaris, Crotona, Metaponto) ve Sicilya’da da (Naksos, Agrigento, Siracusa) aynı dönemde gümüş para kullanılıyordu, ilk para basan siteler özgün bir ağırlık ölçüsü biriminden yararlandılar; sitelerin kolonilerinde de yayılan bu ölçü biriminin kullanıldığı coğrafi alanlar, siyasal ve ticari ilişkilerce belirlendi. Örneğin Aighina staterler’i, Peloponisos, Boiotia ve Ege adalarında da kullanıldı; trakya-makedonya ölçüsünün Fenike'de karşılığı vardı; akha ölçüsü denen birim Güney İtalya’da ağır basıyordu. İ.Ö. V. yy.'da Ege’ye egemen olan Atina, ağırlığı attike ölçüsüne göre saptanmış kendi tetradrakhmon ve drahmi'sini yaydı. Başlangıçtan itibaren attike ölçüsünü benimseyen Siracusa, para basımının ilk yıllarında Kartaca'yı etkiledi. Ağırlıkların ve birimlerin çeşitliliğinin yanı sıra siteler paralarında çeşitli tiplerden yararlanıyorlardı. Her site parasını kendi amblemiyle süslüyor, böylece parayı hangi kentin bastığı anlaşılıyordu; ayrıca, bu amblemler çoğu kez paraya adını da verirdi (Korinthos’un tayları, Atina'nın baykuşları, Aighina'nın kaplumbağaları). Yaklaşık 500 kral ya da hükümdarın ve 1 400’e yakın yunan kentinin para bastığı bilinir. Makedonya kralı İskender, Athena ile Zafer’in yer aldığı staterler, Herakles ve Zeus’un yer aldığı gümüş tetradrakhmonlarla attike ölçüsünü tüm imparatorluğa yaydı. İskender’in ölümünden az sonra, ardıllarının portreleri paraların üzerinde yer aldı. Böylece, para üzerinde portre sanatı Hellenistik dönemde başladı ve gelişti. Galya'da bağımsızlık döneminde (İ.Ö. III,-I. yy.) basılan paralar kökenlerini doğrudan yunan paralarından alır. Loire’ın kuzeyinde genellikle Makedonya kralı Philippos ll'nin altın staterlerinden türemiş olan paralara rastlanır; güneydeyse tersine Emporion, Rhoda (ispanya), Massalia gibi bazı yunan kolonilerinin gümüş sikkelerinden esinlenmiş paralar yaygındı. Bazı Galya halkları, dökme yöntemiyle yapılmış küçük paralar da kullanıyorlardı. İ.Ö. IV. yy.'ın sonuna doğru İtalya'da bazı halklar, en az bir Roma livresi (yaklş. 329 g) ağırlığında ve dikdörtgen prizma biçiminde bronz külçeler (aes) döktüler. Ardından İ.Ö. III. yy.’da dökme, ağır bir para olan as" ve bunun basılmış alt birimleri ortaya çıktı. Güney İtalya'da kullanılan yunan paralarından esinlenen ilk gümüş paralar didrahmi'lerdir; daha sonra büyük bir olasılıkla İ.Ö. 211'den itibaren, denarius’iar kullanılmaya başladı. Altın para çok ender olarak ivedi gereksinim durumunda basılırdı. Paraların üzerindeki figürler çok çeşitliydi (ataların, kahramanların, tanrıların portreleri; çeşitli simgeler). Paraları, hayatta olan siyasal önderlerin portreleriyle süsleme uygulamasını ölümünden kısa bir süre önce Sezar başlattı; bu tür portreler daha sonra imparatorluk ikonografisinde en sık rastlanan tema durumuna geldi. imparatorlukla birlikte Augustus altın/gümüş (aureus ve denarius) çift metal sistemini başlattı. Küçük para birimleri bronzdan, daha sonra orichalcumdan (sestertius, dupondius) ve bakırdan (as) basılırdı, imparatorluğa yayılmış atölyelerde basılan paralar bol miktardaydı ve üzerlerindeki figürlerle imparatorluğun propagandasına hizmet ederlerdi: hüküm süren imparatorların portreleri, hükümdarların yaptıkları işleri anlatan alegorik konular. Gümüş para enflasyonu İ.S. III. yy.'ın sonunda para sisteminin çökmesine yol açtı. Constantinus’un gerçekleştirdiği reformlar, altın solidus (311), bronz nummus (318), gümüş miliarensis (324) ve bunların alt birimleriyle roma paracılığını yeniden düzenledi. Bu sistem Batı Roma imparatorluğu’nun, V. yy.'ın sonunda çöküşüne değin ayakta kaldı. Germen istilalarından sonra imparatorluk paralarından geriye yalnızca altın solidus ve alt birimleri semissis (yarım) ve tremissis (üçte bir) ile en küçük bronz para olan nummus kaldı. Bu dönemde iki değişik para basımı birbirinden farklılaşmaya başladı: biri, Bizans imparatorluğu'nun çekirdeği olan yunanca konuşulan doğu eyaletlerinde, diğeri latince konuşulan batı eyaletlerinde. Doğu Roma imparatorluğu Constantinus’un kurduğu para sistemini tümüyle dışlamadı. VI. yy.'ın başında altın solidus ve bronz follis'in kullanımı yerleşti; bir süre sonra bunlara gümüş nomisma da eklendi. Hıristiyan simgelerinin (haç, İsa, azizler) kullanılmaya başlanmasıyla para ikonografisinde bir yenilenme görüldü. Müslüman paraları VII. yy.’da Bizans aracılığıyla antik sistemi örnek aldı. Dinar altın solidustan, fels bronz follisten, dirhem de gümüş drahmiden geliyordu, ilk zamanlar müslüman paralarının üzerinde yer alan figürler bizans paralarındakilerin aynıydı; bunlara paranın basıldığı atölyeyi gösteren birkaç arap harfi eklenmişti. 696'da emevi halifesi Abdülmelik’in gerçekleştirdiği reformdan sonra müslüman para sistemi kendi özelliklerine kavuşmaya başladı. Bu paraların çevresinde dairesel bir yazı bulunur ve her iki yüzde zemin üzerinde dört satırlık dinsel bir metin yer alırdı. Batı’da, roma paralarının kullanımı VII. yy.'ın ortasına değin sürdü. Bununla birlikte, VII. yy.'da yalnızca altın tremissis tedavüldeydi. Merkezi iktidarın zayıflaması para basma hakkının yayılmasına neden oldu: piskoposlar, mülk sahipleri, yerel birimler kendi paralarını bastılar. Merovenj döneminde Galya'da para basan 1 500 merkez vardı. VIII. yy.'da Charlemagne, gerçekleştirdiği reformla, para basma hakkını denetim altına alarak paraya yeniden kamusal bir nitelik kazandırmaya çalıştı. Ayrıca, altın kullanımının yerine gümüş kullanımını getirdi: denarius 1/12 sou (solidus) ve 1/240 livre değerindeydi. Karolenj döneminin sonundan başlayarak feodal paralar, yani para basma hakkını Fransa kralıyla paylaşan büyük tımar sahiplerinin adına basılmış paralar ortaya çıktı. Denarius'un giderek değerini yitirmesi tüm Avrupa’da görülen bir olaydı. Örneğin, Almanya’da para o denli inceldi ki bir yüze basılan portreler öbür yüze de çıkıyordu (bractea türü tekyüzlü paralar), işlemleri kolaylaştırmak için 1222’de Venedik’te, gümüş denarius’un üst katı olan duka piyasaya sürüldü; duka, Fransa’da gros adını aldı. XIII. yy.'a kadar altın, biriktirilen ve ender bulunan bir maden olarak kaldı; Avrupa’ya, Bizans ve müslümanlar ile yapılan ticaret yoluyla geliyordu. Durum XIII. yy.’da değişti. 1231’de Güney İtalya’da (augustale), ardından 1252'de Floransa’da (florin), 1263’te Fransa'da (ekü), 1344'te de İngiltere’de (noble) yeni bir altın para sistemi ortaya çıktı. XV. ve XVI. yy.’larda, büyük değişiklikler görüldü. Doğu'da ve Batı’da süren altın kıtlığı, daha ağır gümüş paraların kullanılmasına yol açtı. Bu yeni paralar rönesans anlayışının izlerini taşır: paraların üzerine portrelerin basılması bireye verilen yeni değeri ortaya koyar. (Bu anlayış, madalya oyma sanatında doruğuna ulaşmıştır.) Bu tür paralar Batı'da önce XV. yy.’da Kuzey İtalya’da (testone), ardından XVI. yy.’da Saksonya ve Bohemya'da (taler), İngiltere'de (kuron) ortaya çıktı. Amerika kıtasının maden açısından zenginliği,İspanyolların ağır paraları basmasını kolaylaştırdı. Yeni Dünya ve Avrupa'da kullanılan ve uluslararası ticarete egemen olan real, Mexico ve Potosfdeki atölyelerde basılıyordu. Aynı zamanda, değerinden çok kaybeden billonanın, küçük alt birimlerinin yerini, XIV. yy.'dan başlayarak İtalya'da, XVI. yy.'dan başlayarak da Fransa ve Hollanda’da kullanılan bakır paralar aldı. Teknik bilginin gelişme göstermesi daha hızlı ve daha emin para basma olanakları yarattı. Antikçağ'dan beri metal paralar çekiçle dövülüyordu. XVI. yy.’da Almanya'da keşfedilen sikke presi Fransa' ya da girdi, ancak para basıcıların tepkisine hedef oldu. N. Briot ve J. Varin’in ısrarla yaptıkları denemeler sonucu bu yeni teknik Fransa’ya ancak XVII. yy.’da yerleşti (1643). Kâğıt para XVII. yy.’ın sonunda İngiltere'de ortaya çıktı: ilk banknotları 1694’te İngiltere Merkez bankası bastı. Aynı dönemde fransız hükümeti de kâğıt para kullanımını benimsedi. Kaynak: Büyük Larousse |
Para yapımıaşağıdaki işlemleri içerir: 1. döküm. Hammaddeler, orta frekanslı in- düksiyonlu elektrik fırınlarında eritilir, yarı sürekli çalışan bir külçe döküm makinesinde uzun (yaklaşık 5 m) külçeler ya da levhalar halinde dökülür; 2. haddeleme. Kesme işlemiyle elde edilecek sikkelerin istenen ağırlıkta olması için, sikkeler birbirini izleyen hadde silindirleri arasından geçirilerek gerekli kalınlığa getirilir. Haddeleme işlemleri önce sıcakta, oksitlenmiş üst tabakanın frezelenmeşinden sonra da soğukta yapılır. Haddeleme işlemlerine zaman zaman ara verilerek sıcak haddede işlenirken meydana gelen şekil bozukluklarının giderilmesi için maden yeniden ısıtılır; 3. kesme. Şerit ya da levhalar, zımba ve matrislerden oluşan birçok aletle donatılmış preslerde kesilir. Kesme artıklarını oluşturan delikli şeritler, yeniden döküme gönderilir; 4. kordon çekme. Biri doğrusal ve alternatif hareket yapan, birbirine paralel iki takım ya da döner bir tamburla sabit bir yatak arasından pullan geçirmeye dayanan bu işlemin amacı, baskı sırasında arsatanın meydana gelmesi için madeni kenarlardan sıkıştırmaktır; 5. ikinci pişirme, parlatma. Pullar son bir pişirmeden geçirildikten sonra, pişirmeler sırasında meydana gelmiş oksitleri gidererek madenin yüzeyine parlak bir görünüm kazandıran özel bir işlem uygulanır; 6. baskı ya da darp. Kusurlu olanları ayırmak için son bir elemeden geçirilen pullar, baskı işleminden sonra işi bitmiş olarak çıkar. Duruma göre, yapım evrelerinde çeşitli tamamlayıcı işlemler yer alır: —altın ya da gümüş paraların ağırlığına tanınan tolerans çok az olduğundan, sikkelerin kalınlığı ayarlanırken bu tolerans sınırlarına kesin olarak uymak zordur; baskıdan önce, pullar otomatik terazilerde tartılır ve ağırlıkları düşük vezinle yüksek vezin arasında olanlar iyi, ağırlıkları tanınan tolerans sınırları dışında kalanlarsa ağır ve hafif olarak ayrılırlar. —altın ve gümüş paraların ayar kontrolü, önce levhalar üzerinde, sonra basılmış paralar arasından alınan numuneler üzerinde yapılır. Baskı takımı, iki vurmakalıpla bir bilezikten oluşur. Su verilmiş çelikten yapılan vurmakalıpların üzerinde, paranın yüzüne ve arkasına basılacak kabartıların oyuk şekilleri bulunur; bilezikse, yine su verilmiş çelikten yapılmış halka şeklinde bir parçadır; basılacak paranın çapına göre ayarlanmış ve kenarı yine basılacak para kenarının düz ya da yivli istenmesine göre, düz ya da yivli yapılmıştır. Vurmakalıp- lar, bileziğin içine sıkıca geçecek biçimde hazırlanmıştır; böylece, bileziğin içine iki kalıp arasına yerleştirilen pul, katı halde tam anlamıyla bir kalıplamadan geçer ve kenarlarıyla birlikte son biçimini alır. Kenarlarında kabartma yazılar bulunacak paralar için, bilezik üç parça halinde yapılır ve bir dış halkayla birleştirilen bu parçalar, paranın kalıptan çıkarılması sırasında birbirinden ayrılır. Buna kırık bilezik yöntemi denir Zamanımızda, bilezikli baskının uygulanmaya başlamasıyla para kenarlarının düzgün olması sağlanmış ve yasadışı "paraların kenarlarını tırtıklama” mesleği ortadan kaldırılmıştır. Madalyaların basımı da aynı genel yöntemlerle bilezikli ya da bileziksiz olarak yapılır; bileziksiz baskıda kenarlar baskıdan sonra tornada biçimlendirilir. Madalya basımı genellikle birkaç kez presten geçirmeyi gerektirir. Her preslemeden sonra maden yeniden ısıtılır ve gerekirse temizlenir. ilke olarak, madalyalara yapay cila verilir. Plaketlerse, her zaman bileziksiz basılır ve kenarlan eğeyle düzeltilip şekillendirilir. Aletlerin yapımı.Modern baskı (darp yöntemlerinde, para ve madalyalar için vurmakalıplar, erkekkalıplar kullanılarak hazırlanır. Bu erkekkalıplarsa ya doğrudan doğruya çelik üzerine oyularak ya da daha genel bir uygulamayla, dökme demir, nikelli bakır ya da sert reçineden yapılmış büyük çapta modellere göre, makinede oyularak (indirgeme tornası) elde edilir. Bu modeller, bir sanatkâr tarafından gerçekleştirilen özgün bir yapıttan çıkarılır. Bir vurmakalıp “basmak” için, su verilmiş çelikten yapılmış olan ve elde edilmek istenen sikke ya da madalyanın kabartılarını taşıyan erkekkalıp, preste, usulünce hazırlanmış kızgın bir çelik parçası içine daldırılarak bu çelik parçasının erkekkalıbın şeklini oyuk olarak alması sağlanır. Daha sonra, bu çelik parçası, suverme ve menevişleme işlemlerinden geçirilir. Uygulamada, para basımında, ilk erkekkalıp (anatip), bir emniyet tedbiri olarak, matris yapımında kullanılır. Bu matrislerden, daldırma işlemine benzer işlemlerle başka erkekkalıplar, bunlardan da başka matrisler vb. elde edilir. Û"le ki, sikke preslerine takılan vurmakalıı arı aslında anatip erkekkalıpların üçüncı beşinci kuşaktan ürünlerinden oluşur. Başlangıçta, para ve madalyaların vurmakalıpları, çelik üzerine doğrudan doğruya oyulmaktaydı. Buysa, özellikle para basımında, basılan paralar arasında farklılıklara yol açabiliyordu. Daha sonra, erkekkalıplar kullanılmaya başlandı. Şekil ve yazılar önce doğrudan doğruya bu erkek- kalıplar üstüne kazınıyordu; ama, bazen bu işin kısmen (örneğin yazılar) vurmakalıpları üstüne yapıldığı da oluyordu. XIX. yy.’ın ikinci yarısında mekanik indirgeme yöntemleri ortaya çıktı ve bu sayede, aynı tipten paralar arasında, yapım dönemlerinin süresi ne olursa olsun, tam bir özdeşlik sağlandı. —Üluslarar. Avrupa para sistemi.Temmuz 1978'de Bremen'de ve aralık 1978'de Brüksel'de yapılan Avrupa konseyi toplantılarında kesin olarak kabul edilen bu sistem, 13 mart 1979 tarihinden başlayarak yürürlüğe girdi. Avrupa para sistemi, “para yılanr'nın yerine kurulmuştur. Bir Avrupa para birimi, yani Ekü (ECU [European Currency Unit]) bu sistemin temel öğesini oluşturur: söz konusu para biriminin değeri, çeşitli topluluk paralarının ağırlıklı olarak saptanan sabit tutarları toplamına eşittir. Ekü'nün bileşiminin belli aralıklarla gözden geçirilmesi öngörülmüştür. Her para bir "temel kur" aracılığıyla Ekü'ye bağlanır (bu "temel kur" ilerde Avrupa Para fonu tarafından bildirilecektir). Temel kurlar, sabit kambiyo oranları sisteminde Uluslararası para fonu'na bildirilen paritelere benzetilebilir. iki para arasında en yüksek dalgalanma farkı % 2,25 olarak saptanmıştır. (Ancak ispanya ve Portekiz için dalgalanma % 6'ya kadar varabilir.) Farklar büyüme tehlikesi gösterdiğinde, temel kurlar değiştirilebilir. Bu da, sözkonusu para için bir tür devalüasyon ya da revalüasyon demektir. En yüksek farkın % 75'i olarak saptanan bir “sapma eşiği”, ülkeleri, kur değişikliği son sınırına varmadan müdahale etmek gerektiği konusunda uyarır. Bu sistem, çok ya da az sapan bir paranın durumunu, “para ytlanı”na oranla daha kolayca saptama olanağını sağlamaktadır. 7 şubat 1992 tarihinde imzalanan Maastricht anlaşmasıyla, Avrupa para sisteminin (APS) tek paraya dönüştürülmesi öngörüldü. Yirmi yılı bulacak olan bu dönüşümün ilk on yılı (1979-1989) yukarıda anlatıldığı biçimde geçti. Maastrich anlaşmasının dayandığı Delors planı son on yıl için üç aşamalı bir geçiş süreci öngörmektedir. 1 temmuz 1990'da başlayan birinci aşamada mali serbesti, yani değişim kontrolünün kaldırılması sağlanacaktır. İkinci aşama 1 ocak 1994'te başlayacak, bir Avrupa para enstitüsü (APE) kurulacak ve bu enstitü Avrupa Merkez bankasfnın (AMB) çekirdeğini oluşturacaktır. Üçüncü aşamaya en erken ocak 1997’de, en geç ocak 1999’da girilecektir. Bu aşamada APE Avrupa Merkez bankası'na dönüşecek, başlangıçta AMB ulusal meclis bankalarıyla birlikte var olacak (rolleri giderek kısıtlanmak koşuluyla), geçiş sürecinde ulusal paralar da var olacak, ama sabit bir değişim oranı uygulanacaktır. Daha sonra ulusal paraların yerini Ekü alacaktır (ne var ki Ingiltere daha bu tek para anlaşmasını onaylamamıştır). Uluslararası para sistemi.İlk para sistemi XIX. yüzyılda kurulmuştur. Bu sistem. o tarihte uluslararası geçerliğe sahip tek para olan altına dayanıyordu: altın standardı sistemi. Aslında bu, Büyük Britanya tarafından merkezileştirilen ve denetlenen bir sterling standardı sistemiydi ve Birinci Dünya savaşı'ndan sonra ortadan kalktı. 1922'de iki sistemi içeren yeni bir para düzeni kabul edildi: altın külçe sistemi ve altın kambiyo sistemi. ABD ile Büyük Britanya’nın egemenliğindeki bu düzen, sistemin işleyişini bozan para bloklarının (altın, sterling, dolar) kurulmasını engelleyemedi. ikinci Dünya savaşı'nın bitiminde, yeniden altın standardı sistemine ve paraların konvertibilitesine dönmenin olanaksız olduğu görüldü. Yalnızca ABD, ödemeler bilançosunun alacaklı durumda olması sayesinde, parasını çevrilebilir ve transfer edilebilir duruma getirebilirdi; merkez bankalarında pek az miktarda altın mevcudu bulunan Avrupa ülkelerinin böyle bir uygulamayı öngörmeleri olanaksızdı. Bu durumda, kalkınmaları bakımından ABD' ye bağımlı olan belli başlı Avrupa ülkeleri, doları altınla eşdeğerde bir ödeme aracı olarak kabul etmek zorunda kaldılar. Bretton Woods konferansıyla (temmuz 1944) yürürlüğe giren bu sistem, bir çeyrek yüzyıl boyunca, uygulamada doyurucu bir biçimde işledikten sonra, 1970’li yılların başında büyük bir hızla bozuldu. 1971’den sonra, doların bunalımı şiddetlenerek uluslararası para sisteminin iyi işlemediğini göstermeye başladı. Bu bozukluk, bir yandan iç (enflasyon, bütçe açığı), bir yandan da dış (rekabet gücünün kaybolması, Vietnam savaşı) güçlüklerden ileri gelmekteydi. 15 ağustos 1971'de, Başkan R. Nixon, doların, altına ve başka rezerv araçlarına konvertibilitesini durdurdu ve ABD'nin dışalımı üzerine % 10 oranında ek vergi koydu. AET üyesi allı ülke, Amerikalılar'a karşı ortak bir tutum belirleyemediler. 23 ağustosta, florin ve belçika frangı birlikte, alman markı ise tek başına dalgalanmaya bırakıldı, İtalyan liretiyle İngiliz lirasının dalgalanma marjları genişletildi; Paris ise, ikili bir kambiyo piyasası kurdu. Doların yakın bir gelecekte devalüe edilmesi olasılığı doğdu. 13 eylülde, Altılar, uluslararası para sisteminde bir reform planı önerdiler: dolar da içinde olmak üzere paralarda yeni bir düzenlemeye gidilecek, kambiyo oranlarının dalgalanma marjları genişletilecek, sabit paritelere dönülecek ve ulusal paraların yerine, rezerv aracı olarak, yavaş yavaş özel çekiş haklan konulacaktı. 18 aralık 1971 tarihli VVashington anlaşması, bunalımın birinci evresinin atlatılmasında bir aşama oluşturdu: doların, altına oranla değeri % 7,9'a düşürüldü ve altının resmi fiyatı ons başına 35 dolardan 38 dolara yükseltildi. 26-27 mart 1973'te, yirmiler grubuna (1972 eylülünde kurulan bu grup, Onlar grubu [Almanya Federal Cumhuriyeti, Fransa, İtalya, Belçika, Hollanda, İsveç, Büyük Britanya, ABD, Kanada ve Japonya], yani Fransa'nın ön ayak olmasıyla 1962'de kurulan belli başlı on sanayileşmiş ülkeyi içeren grup ile sonradan bunlara katılan öteki on ülkeden [Arjantin, Avustralya, Brezilya, Etyopya, Hindistan, Endonezya, Irak, Fas, Meksika, Zaire] oluşur ve İMF'ye para sistemi konusunda reform önerileri yapmakla görevlidir) üye ülkelerin maliye bakanları Washington’da toplanarak para sistemi reformunun hangi konuları kapsayacağını belirlemeyi başardılar. İstikrarlı ama ayarlanabilir kambiyo oranları ilkesi aynen korundu; bazı nesnel göstergeler, ilgili ülkelere ödemeler dengesini düzeltmek için önlem almak zorunda olduklarını, gerektiğinde, gösterecekti; bu göstergelerin tanımlanması işi bir uzmanlar grubuna verildi; özel çekiş hakları, yeni sistemin başlıca rezerv aracı durumuna getirildi; nihayet, Amerikan merkez bankası’ndan başka merkez bankalarında birikmiş dolar üzerinden alacakların konsolidasyonu olanaklarının incelenmesi kabul edildi. Ocak 1976 0a. Jamaika anlaşmaları, uluslararası parasal ilişkileri, temelden değiştirerek istikrara kavuşturmaya çalıştı. Jamaika anlaşması' imzalayanlar, altının para olmaktan çıkarılmasını amaçlıyorlardı Bundan böyle, paraların belli bir miktar altın olarak tanımlanması yasaklanıyordu. Yeni sistem, rezerv aracı ve hesap parası niteliğindeki özel çekiş haklarına dayanıyordu. Özel çekiş hakkının belli bir miktar altınla tanımlanmasından vazgeçilerek, bunun yerine bir para "sepeti"ne göre değerlendirilmesi kabul edildi. Bununla birlikte, merkez bankaları, “başıboş” dalgalanmalar; durdurmak için müdahale yetkisine sahiptirler Uluslararası parasal ilişkiler, günümüzde, onlara göreli bir istikrar veren doların egemenliği altındadır. Aslında, temel sorunlara hiçbir gerçek çözüm getirilmemiştir. Kaynak: Büyük Larousse |
Değiş-Tokuş Aracı Olarak Para!Genel bir tarife göre para, alış-verişte değiş-tokuş aracıdır. Bu tarif daha da genişletilerek altın, gümüş, kağıt para ve çekler, banka havaleleri, mevduat, ticari senetler, ortaklık hisse senetleri ve tahviller gibi bir çok değeri içine alır. Dar tarifiyle ise para, borçların ödenmesinde kullanılan, ödemenin sağlamlığı için 3. kişinin taahhüdüne veya ödemeyi yapanın ayrıca sorumluluğuna gerek duyulmayan değiş-tokuş aracıdır. Para, bugünkü konumuna gelinceye dek çeşitli gelişme evrelerinden geçmiştir. Eskiden insanlar bir mala ihtiyaç olduğu zaman bunu elde etmek için karşılığında başka bir mal verirlerdi. Bu ilkel alış-veriş sisteminde yeni trampa sistemiyle alınıp verilen mallar arasında değer eşitsizliğini önlemek imkansızdı. Alış-veriş alanları genişledikçe devletlerin biçim verip, üzerlerine değer veya başka bir işaret koydukları maden parçaları (bakır, bronz, altın parçaları, gümüş, sikkeler) ortaya çıkınca birçok zorluğun önüne geçilmiş oldu. Kısa bir süre sonra altın, bütün madenler arasında para olarak kullanılmaya en uygun maden olarak kabul edildi. 19. yüzyıldan itibaren de banknot (kağıt para) kullanılmaya başlandı. Kaynak: AnaBritannica |
Öncelikle paranın olmadığı dönemdeki sorunlara değinelim. Paranın yokluğunda takas sistemi kullanılıyordu. Bu sistem pek de adil değildi. İnsanlar 1 kilo yiyecek ile çok değerli bir eşyayı takas edebiliyorlardı. Bu döviz kuru eksikliği neticesinde ekonomik olarak sorunlar yaşanıyordu. Paranın icadıyla oluşan bu denge, tüm dünyada kullanılmasını sağladı. Parayı icat eden Lidyalılar, Sart Çayı (eskiden Paktalos Irmağı) kıyılarından altın çıkartarak ilk adımı attılar. Koyun postlarını dereye serip, tarayarak bu işlemi yapıyorlardı. Bu yöntemle elde ettikleri altınları satmaya başladılar. Altın ise bu alışveriş sonucunda değer kazandı. Zamanla bu altınlar paraya dönüştü. Paranın bu şekilde doğması ve değer vaat etmesi ile Lidya Kralı Karun tarafından kabul edildi. Bu olay ile birlikte para ilk kez bir devlet tarafından kabul görülüp garanti altına alınmış oldu. Karun ise dünyanın en zengin lideri olarak tarihe geçti. Buradan para tarihi hakkında diğer tüm bilgileri de öğrenebilirsiniz. |
| Saat: 06:05 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık