| | ||||||
| Anket Sonuçları: kedinin gözüyle... Sizce faydalı bir yazı dizisimi? | |||
| Faydalanıyor ve anlam verebiliyorum | | 21 | 50.00% |
| Gereksiz olmasada olur | | 5 | 11.90% |
| Yeni fark ettim | | 16 | 38.10% |
| Oy Kullananlar: 42. Bu ankette oy kullanamazsınız | |||
![]() |
| | #1 (mesaj-linki) | |
| Kedinin GözüyleBölüm 1 2109 2005 Bazen insanoğlu doğası gereği hayatını biçimlendirirken olgunlaştırırken eyrisiyle doğrusuyla bir çok hatalar yapar. Mühim olan bu hataların sonucunda aldıkları derslerdir. Bir meyve düşünün ki olgunlaşana kadar neler yaşar ve olgunlaştıktan sonra dalından kopar bir ısırığa kurban eder kendini. Meyvenin temel amacıdır bu bir ısırığa kurban olmak. Ama ağaç öyle düşünmez o daha cok büyüğüp dahada dallanmak ister. Sonuçta yaşamda böyledir ve bizler meyve olma adına sizlere hizmet veriyoruz taki ısırılana denk. Temel anlayışımız bu ve sizlerinde bu yönde düşünmenizi sağlamak hedef sadece hizmet değil hedef birliktelik ve bu yolda paylaşımlar kazanmak. Bilsekte bir kez ısırılıp bir kenara atılmayı temelde değişmedi değişmeyecek meyve ile olan dostluğumuz.... İşte arkadaşlar kişiler gelip geçer, meyveler olgunlaşıp ve hasad olsada yaş** süre geldiği müddetce sizlerin paylaşımcı olmanızı dilerim. Mutlu bir insan olmak çoğumuzun elinde yaş** şartlarının gebe bıraktığı her güne lanet okumaktansa bir ufak meyvenin başına geldiklerini anımsayarak hayatınıza yön vermenizi ve en önemlisi meyvenize kurt girmemesine dikkat edelim. Temelde amacımız paylaşım olsun ki; kişisel çıkarlar dünyamızda bunu başarıp mutlu olalım. Her zaman mutlu ve paylaşımlı bir dünyada yaşamanız dileğimle...........(devam edicek) Bölüm 1 Sonu Bölüm 2 2309 2005 Nedendir bilinmez hayat yaşama çilesinde gecer. Aslında yaş** bir biberdir; Gerçek olan her zaman can acıtmasada bu böyledir. İnsanoğlu hayatında hiç farkında olmasada doğanın bir parçası olduğunu bilmeden, hükmederek yaş** sürer ve her türlü olumsuz koşullarda isyan eder bir varlıktır biz insanoğlu. Halbuki doğada yaş** süren varlıkların hiçmi sorunları yoktur ki? Ama insan varlığı hiç bir zaman bir belgesel edasıyla bakmaz yaşama. Oysaki bir bitki değerlerini üstünde cirit attığımız topraktan alır şekillendirir ve bize sunar. Bizler sadece tüketme adına çabalarken onlar var olma savaşı verdiklerini hep göz ardı ederiz neyazıkki!... Bir fidan olanadek bir tohumun suya hasret yaş**ında ve devamındaki suya ve güneşe ihtiyacı, her zaman sonsuz bir arkadaşlık dünyasındadır. Onlar doğadaki görevlerini koşulsuz kabul etmişlerdir. Hiç bir zaman direnmemiş ve bulundukları koşulları değiştirme çabasında olmamışlardır ve hayla yaradılıştan buyana bu görevlerini ifa etmektedirler. Acı tatlı yaş** diye nitelendirdiğimiz kelimelere uzaktır yaşamları; bir biber kadar gerçek, bir biber kadar acıdır. Biz insanlar körermiş yaşamlarımızda okadar acımasız olmuşuz ki geçmişten gelen kardeşliğimizi unutmuş; bir hırs mücadelesinde karşımızdakini bir araç, basamak görmüş ve ne yazıkki ezerek çıkmayı marifet bellemişiz. Oysaki yaşama değer katanlar olmazsa bizlerinde olamıyacağı yaş** şartları örneklerini sadece filimlerde görüp orda bırakmışız hep. Felaket olması için felaketi görene dek beklemişiz ve hep kaybetmişiz. Havadaki oksijen azot karışımını her tüketen bu dünyaya borçludur oysaki. Aldığının yerine, vermeyide bilmemiz gerek bir biber gibi. Olgunlaşıp meyve olduğunda kullanılmalı ve geriye tohumunu bırakmalıyızki gelecek bizlerin olsun. Şartlar elverdiğince bir insan olarak yaşamayı bir ayrıcalık olarak görmeyip acıda olsa tatlıda olsa doğanın bize verdiği nimetleri hor görmemiz gerek. Tıpkı bugün bir birimizi hor görüp aşağılama adına. Dostluğun önemini ne zaman nede şartlar değer katar, dostluğa değer katan kötülüktür. Sevgiyi yeşerten fidanların tohumları gene içimizden kopan sevgi selleriyle beslenir tıpkı doğadaki suyun fidanları ayakta tutması gibi. Sevgiyi kesersek susuz kalırız, boynumuz düşer solarız taki sulanana kadar. İşte yaş**ı bu kadar basite indirgeyip konumlarımızı bir biberle eş deger tutarsak biberden hiçbir farkımızın olmadığı gibi, biber kadarda yüce olamadığımızı fark ederiz. Çünkü artık tohum saçmıyor, hiçbir şey paylaşmıyor sadece olanı tüketiyoruz. Bu tüketim var oluş amacına tam ters, yıkımımızı getirecek. Kalplerimizdeki sıvıyı nasıl pompalasakta kan ancak damardan gider. Damar olmadan kan bir hiçtir, insan olmayanda insan olmadığı gibi. Değerlerimize en basit sevgimize sahip cıkalım, degerimize degerler katmak için paylaşalım, aza kanaat edelim ki eksikliğini hissedenede bir hisse kalsın. Sevgi hep yanınızda; Mutluluk'sa adınız olsun.... Bölüm 2 Sonu Bölüm 3 2909 2005 Bu sabah titreyerek uyandım! sıkıca sarılmıştım yorgana düne kadar ayaklarımın dibinde sürünüyordu oysaki...Neydi beni ona çeken havanın soğukluğundan başka? Doyumsuz olan bizler hep böyle değilmiyiz? Elde edene kadar peşinden koşar uykusuz geceleri sabahın ışıklarına katmazmıyız hep. Takii bitmek bilmez doyumsuz isteklerimiz gerçekleşene dek. Sonra bir bakmışız ki o olmazsa olmaz dediğimiz isteklerimiz bir battaniye gibi ayaklarımızın dibinde, kenara itmiş bırakmışızdır. İnsan kaybettiğinde değerini anlar hep bazı şeylerin. Düne kadar sahip olduklarını yitirdiğinde arar durur... Halbuki idallerini onlar gibi olmayı beslerken; bir "babam, annem, ablam vb" daha sonra sırt cevirir anlamsızca bahanelerle "yaşlılık" . Oysa kaybettiğinde döktüğü göz yaşları her damlasında isyan eder ona "dün yanındaydı neden sıkı sıkı sarılmadın, neden aramadın sormadın" dercesine Savasin en kanli gunlerinden biriydi. Asker en iyi arkadasinin az ileride, kanlar icinde yere dustugunu gördü. insanin basini bir saniye siperden cikaramayacagi gibi bir ates altindaydilar. Asker tegmenine kostu hemen: - Komutanim, bir kosu arkadasimi alip geleyim mi? "Delirdin mi?" der gibi bakti tegmen... - Gitmege degmez oglum, arkadasin delik desik olmus. Buyuk olasilikla ölmustur bile. Kendi hayatini da tehlikeye atma sakin! Ama asker o kadar israr etti ki, tegmen izin vermek zorunda kaldi. - Peki, dene bakalim! Asker yogun ates altinda firladi siperden ve mucize eseri, arkadasinin yanina kadar gitti, yarali arkadasini sirtlandigi gibi tasidi. Birlikte siperin icine yuvarlandilar. Tegmen kosup yaraliya bir goz atti ve nefes nefese bir kenara yikilmis askere döndu: - Sana hayatini tehlikeye atmaya degmez, dememis miydim! Bu zaten ölmus... - Degdi Komutanim, degdi! dedi asker. - Nasil degdi, arkadasin zaten ölmus, görmuyor musun? - Gene de degdi komutanim, cunku yanina vardigimda henuz yasiyordu... Ve onun son sözlerini duymak, dunyalara bedeldi benim icin... Ve, hickirarak, arkadasinin son sözlerini tekrarladi: "Gelecegini biliyordum!" Dostlarla, arkadaşlarla paylaşırız dertlerimizi, o an onlar bizim vazgeçilmezlerimizdir. Sonra nedense fındık kabuğu sebeple küseriz bilinçsizce. Düne kadar sırt sırta elele verip koşuştururken birden hasım oluruz duyarsızca nankörce ... Değer yargılarımız hayata bakış açımız "hep bana" olduğu sürece bu böyle oluşagelecektir şüphesiz. Birde bunun tam tersi var nankörlüğün ne derece gereksiz bir şey olduğunu apaçık ortaya koyan: Felekatler; doğanın tüketici olan insanlara ikazlarında saklı olan felaketler, depremler, tayfunlar seller vb. O zaman asıl olması gereken duygular kabarır içimizde, düne kadar konuşmadığımız küslerimizi unutur herkese olması gerektiği gibi el açarız. İnsanoğlu nedense dara düştüğünde yapar bunu. Yakın geçmişimizde bir buyuk deprem atlattık ve göbeğinde olmam bana bunların en canlı örneğini gösterdi. Birlikten kuvvet doğar. O acılı zamanda göz yaşlarım bu özlemini duydduğum şeylerin oluşmasından akmıştı . Tanımadığım insanlar ülkemin bir çok yerinden işlerini güçleri bırakmış yardıma koşmuştu: fırıncı ekmekleri doldurmuş Edirne'den, bakkal suları doldurmuş Konya'dan, Araba fabrikası elemanlarını doldurmuş otobüslerine Bursa'dan, Diyarbakır'dan... Eskişehir'den... den.. den..her yerden; niye? Bizler neden böyle felekatleri bekleriz ki bir araya gelmek için! oysa her an her zaman olmamız gereken bu değilmidir güzel olan. Nankörlük etmeden birbirimize bağlanmamız gerekmezmi, en ufak birim olan aileden başlı*****; kardeşimize ana-babaya sarılmamız gerekmezmi kaybetmeden. Yitirmeden dostlukları pekiştirmek gerekmezmi her zaman, kaybetmeden hızla akan zamanı değerlendirmek gerekmezmi ebediyete varmadan.... Sevgimizin değerini, sevilmenin güzeliğini, dostluğun önemini, paylaşmanın önemini kaybetmeden fark etmeniz dileklerimle. Bölüm 3 Sonu MsXTeam 0910 2005 Bölüm 4 İşte geldik burdayız. İnsanlar kaybettiklerine kavuşunca tıpkı sizler gibi muhteşem arzu ve sevinçlerini bazen dile getiremezler...
*** Eğer eklemek istediğiniz işlememi istediğiniz konular varsa mesaj gecebilirsiniz yada tesekür butonu da kullanabilirsiniz. Yazdığınız mesajlardaki konuları işlemeye devam edicem.. ![]() kompetankedi Son Düzenleyen kompetankedi; 18-11-2005 @ 14:04. Sebep: 4. bölüm eklendi | |
|
| | #2 (mesaj-linki) | |
| 1 aslan miyaw dedi, minik fare kürkredi, ama fareden korkmadı kedi.. Kafamı karıştırıyorsun kedi.. Olmuyor yani.. Kendimi tırmalamaya itekliyorsun beni.. Ama tatlıdır canım, sevmem biberi ve biberin tadını.. Lakin bilirim öte taraftan, iyidir muhakeme ve muhasebe.. Arınma adına.. Yeniden yeşermeler ve yeşertmeler adına.. Of tanrım.. Yalvarıyorum sana.. Beni baştan yarat.. Bana yeni 1 BEN lazım.. | |
|
| | #3 (mesaj-linki) | |
| Saygıdeğer dostum kompe Seni tanıdım tanıyalı hep şakacı,esprili, güleryüzlü, arkadaş canlısı olarak hafızama yer ettin şimdi de eğitici öğretici tarafını görüyorum bakalım daha ne çok yönlerin var izleyip göreceğiz :.... senin bu yönün bayağı ilgimi çekti ve bendeki felsefi duygularımı harekete geçirdi eeee.! ne demişler " biber acıdır,dil de acıdır o halde dilim bir biberdir" derlerse de sen inanma benim dilim biber değildir dostlara karşı amaaaa.! elbet bazılarına karşı da biberden ötedir bendeki dil : herneyise dostum kompe benim de kafam karıştı sayın amirim gibi ama dedim ya:.. felsefi öğretici yazıları severim ve ısrarla takipçin olacağım eğer müssade edersen ara sıra bende felsefi cevaplar vereceğim bu sayfalarda tabii kafam karışmasa malüm hayat ve yaşam acımasızıdır ve biberden de ötedir ama biz ne biberler yedik:....! bize dostun biberi dokunmaz aksine hayat kamçısı gibi şaklar adeta sırtımızda ve günlük yaşamımızda yol gösterici olur ( üf başladık gene felsefeye, filizofik davranışlara farkındaysan ) her şeye rağmen böylesi bir konu açtığın için sağ ol : ara sıra satırlarına konuk olacağımı da bil biberimle tabiiki.....! Şimdilik hoş kal hoşçakal ve hep bizle kal " Kedi'nin gözü ile " Saygılar | |
|
| | #4 (mesaj-linki) | |
| Sevimli Kompetankedi'm Bu bölümü okumamıştım bu sabah okudum bu bölümü bir cevabım olacak da gerekli arşivim yanımda olmadığından istemeyerek erteliyorum yazımı ...:: amaaaa bu gün mutlaka ekleyeceğim bu satırlara.... Birliğin, arkadaşlığın daim olması için... | |
|
| | #5 (mesaj-linki) | |
| Onlar Ve BizKendilerine verilmiş bir isimleri bile yoktur onların... Sokaktakilerin. Hepsi birer "pisipisi"dir. Öldüklerinde mezarları da yoktur sokaktakilerin ... Çöp kamyonlarıdır. Çöplüktür ... Yalnızca biz onlara isim veririz, bizimle birlikte yaşamasalar da ... Bizimdir hepsi çünkü.. Sokakta da olsa, evimizde de olsa bizimkilerdirler ... Yalnızca biz mezar kazarız onlara, sokakta ölseler de, kimsesiz ölseler de ... Biz ağlarız başlarında, yıllarca bizimle olmuş olsa da, ilk defa görmüş olsak da ... Biz alırız onların yolun ortasında paramparça olmuş bedenlerini kucağımıza, bizden önce onlarca kişi onu görüp geçmiş olsa da ... Ölüye bile saygıyı biz duyarız, yaşarken bile onları birer pislik, çöp olarak görenlerin, öldüğünde çöp olarak görmesine şaşırmadan, aldırmadan ... Kimin umurundadır onların neler yaşadığı, nasıl yaşadığı sokaklarda ? Güvenli bir yaşam adına onları evlere hapsetmek midir onlara yapılacak olan iyilik, yoksa özgürlük adına tehlikeler ve kötülüklerle dolu bir dünyada yaşamasını mı seyretmektir ? Ölüm her yerde gelir bulur onları aslında, tıpkı bizi de bulacağı gibi ... Hep en uzun yaşam, en sağlıklı beden, en fazla mutluluk için değil midir bunca çaba ? Neden sadece bizler önemseriz kendimizden başka hayatları da ? Neden sadece biz görürüz o minik bedenlerdeki "ben de yaşamak istiyorum, herşeye rağmen yaşamak istiyorum" diyen o gözleri? Dondurucu gecelerde evlerinin penceresiden dışarı bir sigara içimi boyunca bakarken bile üşüyenler; aylar boyunca o soğuk taşların, ıslak kaldırımların üzerinde yatan, üstelik açlıkları bedenlerini daha da soğuturken ve güçsüzleştirirken uyumakla tetikte uyuklamak arasında sabahı eden o sokak kedilerini neden sabah evlerinden çıktıklarında tekmelerler, neden arabalarının frenine basamazlar/basmazlar? O minik bedenlerin üzerinde uyuduğu taşlardan daha mı soğuk daha mı serttir kalpleri bu insanların? Ya da aynı dünyada yaşamak istemedikleri o hayvanlardan daha mı sevgisiz, daha mı aptaldırlar? Çocuğunu parkta dolaştıran bir "insan" anne, parkın kenarına bırakılmış bir kutudaki yeni doğmuş annesiz "kedi" bebekleri gördüğünde neden kafasını çevirip geçip gider ? Ve kendi bebeğinin ağzına sürekli birşeyler tıkıştırırken, neden ayaklarının dibinde bir lokma için bekleyen gözlerle bakan kediyi kovalar? Sadece bir insan değil, bir ‘anne’’ olabilmek de mi yetmez bir minik can’a el uzatmaya? Tüm bunların cevabı olarak arkasına sığındıkları "önce insan" zihniyetidir çoğu zaman ... Oysa ki bu cevap aslında "her zaman ve sadece insan"dır onlar için. Hatta çoğu zaman da "sadece ben"dir. Ve o ölülerinin başında ağladığımız, yaşaması için saatlerce günlerce başlarında beklediğimiz, açlıklarının ve susuzluklarını acısını kendi acımızmış gibi hissederek gidermeye çalıştığımız, onların sadece üzerinde yaşadıkları toprağı değil, o toprağın altında bir mezarı da hakettiklerini bildiğimiz o minik can’ları çocuğumuz olmadan da sevebilme, onlara annelik babalık edebilmenin, en önemlisi yaşamlarına saygı duymanın ‘önce insan’ değil "önce insan olabilmek" olduğunu anlatabildiğimiz an, dünya yaşanır bir hale gelecek. Hem ‘biz’ hem de ‘onlar’ için... Çünkü "insan olabilmek" için "hayvan olarak doğmamış olmak" yetmiyor. | |
|
| | #6 (mesaj-linki) | |
|
Sevgili kedi yazı dizini bu gün farkettim.Ama gerçekten çok iyi gidiyorsun. Devamı Gelecek.... | |
|
| | #7 (mesaj-linki) | |
| kırma, kırlma.. Gülki güldür.. Sev ki sevil.. 1410 2005 bölüm 5 Sabahın alaca karanlığında, gözlerindeki çapaklardan acılmaz olmuş göz kapaklarını avuşturarak yorganı açtı üzerinden... Yatağından kalktı geriye doğru esneyerek o sıcak yatağına baktı ve kıskandı yorganla çarşafı bir an.... Ellerini soğuk suyla doldurduğu halde yüzüne çarparken, derinden bu yeni günün neler getireceğini hayal etti durdu..."her zamanki gibi..." Sabahın ayazı kendini iyiden iyi hissetirmiş olmalıki ensesine kadar paltosuna sarılmış ısınmak için boynunu gövdesine gömmüş bir halde otobüsün yanına vardı.. Ellindeki anahtarla kapıyı açıp oturdu direksiyonun başına; ellerini bir birine avuşturdu kontak anahtarını yerine taktıktan sonra...Isınmıştı sanki motoru calıştırdı sabahın sessizliğini yırtarcasına bağıran dizel motorun gürültüsyle çınladı sokak...Ellerini direksiyonda gözlerini yola dikkatli bir şekilde vererek hareket etti koca otobüs takii ilk öğrencisini alana dek durmayacaktı bu yolda.. ............. Evet onun amacı buydu cocukluğunda okuyamamış, tamirhane köşelerinde büyümüş meslek olarak elinde şöförlük kalmış ama insanlığı; arkadaşlığı ve dostluğu tam göbeğinden öğrenmişti o diplomasız...sizin bizim gibi bir adamdı o ama adam gibi adam. Bu uğurda kimler tarafından hor görülmediki itelendi kakıldı , küçümser gözler tarafından; oyasaki elmas kalbi olsada.... aşağılandı... Niyetinde yoktu kötülük acımasız geçsede zaman. O mutlu olabiliyordu gülümseyen olsun yeterki karşısında. O bu dünyaya belliki numune gelmişti yok tu onun gibi düşünen, vermekten başka bir amacı olmayan, sade ama özel bir vatandaştı o.. Her zamanki gibi kalbini kırsalarda o kutsal saydığı prensiplerinden ödün vermeden yoluna devam edebildi hep... Kalbimde olsada bir çok ağır yara yılmadı öğrencilerini servis otobusuyle taşımaya.. Oysa emekli olmuş yaşını başını almıştı ... kendine yeterde birikimi de vardı . .neden??? bunca uğraşa devam ediyordu ki?.. Çok basit o insanları bir annenin çocuğuna duyduğu şevkat ve sevgiyle seviyordu, karşılıksız ...İşte bu yüzden okul servisliğini bırakamadı çünki etrafındaki: iki yüzlü , yakaka, kendini nimet sayan, ukela ve bilmişlerden uzak tutabiliyordu.. sırf nedeni buydu.. O şen şakrak gülen talebelerin gülücükleri onun hayata bakış açısıyla aynıydı ve artık bu gülücüklerle, saf olan bu gülücüklerle besleniyoru; artık sadece cocuklarda vardı; arkadaşlık , dostluk sevinç ve hüzün sınırsızca dorukta hep yaşanırdı bu otobüsün içinde.. ama hiç bir zaman politika girmezdi.. sevencenlikle konuşulur, dertlere sorunlara çare, olması gerekenler yapılması istenenler yada yapılmaması.. burda o tebessumle süslü dudaklardan cıkan cümlelerle yapılırdı ve sonuclanırdı hep...Bu güzellikler bırakılırmıydı ki... tabii ki bırakılmazdı takiii hayat onu bırakana kadar.... Hayata sevimli bakmak belliki bu kadar hikayesel olamasada elden geldiğince cevremizdekli insanlara tebessümlerimizi eksik etmeyelim, hiç gereği yokken kırmayalım, böbürlenmiyelim paylaşımcı olalım paylaşalım. Pire için yorgan yakmak cok kolay kardeş, zor olanı yorganı bulmak... Dostta kahve ikram etmek kolaydır amma amaç şekerini iyi tutturmak.. Sevildiğini bilmek güzeldir amma sevmeyide bilmek gerek... Açı doyurucan amma tokluğu bilmen gerek.... Kompetankedi yi kırdın amma seninde kırılıcağını bilmen gerek... Arkadaş içten pazarlıklarla olmaz bu işler, bulsanda kendince gerekçeler.. Sevgiyle yeşerir tüm çiçekler, sen diken olma yeter. ben vazgeçmicem .. Kızdıramassın, kızarsın- ağlatamassın, ağlarsın-- umursamam banane dersin, aslında için için yanar umursarsın.. Kedi der ki; sana el açmışı boşa bırakma... bir nimet olmasa gelmezdi deme kapıma.. nemrut olma, nalet olma, millete yaka silkeletme kendin olmak için kendini yeme, aşık olmak için saza ne gerek inadına inadına gitme artık güzel bebek........ ![]() Kompetankedi Son Düzenleyen kompetankedi; 18-11-2005 @ 14:05. | |
|
| | #8 (mesaj-linki) | |
| Müssadenizle...! Kopetan'ım Kedi'm Bu ne öğüt bu ne yazı böyle en çok bu bölümünü sevdim valla .... veee sabırsızlıkla diğerlerini bekliyorum haberin ola... Benim tatlı arkadaşsever,gerçek dostum, KompetanKedi'm Kim demiş "ismi yok" diye işte İsim işte KompetanKedi...! Kim demiş "kedi nakördür" diye işte KompetanKedi...! Kim demiş "kedi tırmalar" diye işte KompetanKedi...! Öğüt verici dizeleri ile hayata başka bir gözle bakmamızı sağlayan saygıdeğer dostuma yazılarına devam etmesini ve bizden biran bile ayrılmamasını dilerim Not : O kendi nickini ve manasını açıklamak istemiyor ama S.S.S. kısmına geçmeden ben afınna mağruren açıklamak isterim ... Kompetan = Fransızca alt yapılı her işi bilene denir... Kedi = Bildiğiniz kedi işte ... hani tüyleri ile oynadığınızda size mırlayan, hemen hemen her yerde görmeğe alıştığımız, uysal, mağrur, sevecen, ...:.. amaaaa ters davranışınızı gördü mü.. sizi kendinize getiren meşhur tırmalama ustası Kedi | |
|
| | #9 (mesaj-linki) | |
| Özür Teknik anlamda yaşadığım problemlerden dolayı yazı dizisine ara verdim. Bundan ötürü konu takipcisi arkadaşlarımdan özür dilerim. En kısa zamanda geri dönücem Saygılarımla.. ![]() kompetankedi Son Düzenleyen kompetankedi; 18-11-2005 @ 13:53. | |
|
| | #10 (mesaj-linki) | |
| Sewgili Kompetankedi Abicim, Uzun zaman oldu görüşemeyeli ,özlettin kendini. Yazı Dizinide takip ediyorum geçrekten Çok Güzel. Seni Tanıdğım İçin ve Beni Tanıyıp Beni anladığın İçin sana Minnetarım. Her Ne kadar Dükkanına gelip Arada Bir rahatsız etsemde,Bana Kızmıyorsun.Seni İyiki Tanımışım Diyorum ve Tanımayanlarada Ufak Bir Öneride Bulunuyorum. Gerçekten Çok Sewecen Bir İnsan ! Bizleri Bırakma,Teknik Aksaklığını Biliyorum Gelip Bi Göz Atalım Nesi Varmış dimi ? Kendine Çok İyi Bak Kompetankedi.Yaşasın Kediler (= | |
|
![]() |
| Etiketler |
| gözüyle, kedinin |
Kedinin Gözüyle Konusuna Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Dünyanın Gözüyle Türk Erkekleri | HerHangiBiri | Erkekçe | 1 | 12-06-2009 19:40 |
| Kedinin faydaları nelerdir? En çok faydası olan hayvan hangisidir? | Ziyaretçi | Soru-Cevap | 1 | 02-01-2009 21:50 |