Cevap Yaz Önceki Konu Sonraki Konu

Ateş nasıl bulunmuştur?

Gösterim: 32777 | Cevap: 33
  • ates nasil bulundu
  • ates nasil bulunmustur
  • ates nasil ortaya cikti
Ziyaretçi
Cevaplanmış   |    9 Kasım 2008 21:21   |   Mesaj #1   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi

Ateş nasıl bulunmuştur?

ilk insanlar ateşi nasıl bulmuş
En iyi cevap Keten Prenses tarafından gönderildi

Günümüzden 1 milyon 800 bin-220 bin yıl önce Homo habilis'ten sonra, günümüzden 1 milyon 800 bin yıl önce, Homo erectus adı verilen atamız ortaya çıkmış. Bilim adamları, Homo Erectus'a ait fosil kalıntılarını öncüllerinden daha erken bulmuşlar. Bu kalıntılar o güne dek ele geçirilen ilk dik durabilen insan kalıntıları olduğu için de ona, "dik duran insan" anlamına gelen bu ismi vermişler. Zamanla,daha önce yaşayan atalarımıza ait kalıntılar bulundukça, insanın zaten binlercce yıldır iki ayağı üzerinde dik yürüyebildiği, üstelik alet de yapabildiği anlaşılmış. Yani o kalıntılara dik duran insan ismini vermek için biraz acele edilmiş.

Atalarımızı tanıdıkça bu adlandırmanın erken olduğu akadar yetersiz kaldığını siz de göreceksiniz. Onlara,"dik duran insan" değil de"yerinde duramayan insan" denmesinin daha doğru olacağını anlayacaksınız. Çünkü yürüyebilen, alet yapabilen, meraklı bir canlı, önünde sonunda dünyanın kaç bucak olduğunu öğrenmek üzere yollara düşecektir. Onlar da öyle yapmışlar.

Kalıntılarını doğuda Java Adası'ndan batıda İspanya'ya kadar uzanan geniş bir alanda izleyebiliyoruz. Demek ki belli yerlerde, belli olanaklarla var olmaktansa, hakkında hiçbir şey bilmedikleri yerlere doğru, tabana kuvvet yola koyulmuşlar. Yola çıkmadan önce, ulaşım araçları değilse bile "el baltası" yanlarına almayı ihmal etmemişler. El baltası yapmak için, çaytaşından daha düzgün biçim verilebilen, fakat daha dikkatli ve özenli yontmayı gerektiren çakmaktaşını seçmişler. Zaman içinde bu işte uzmanlaşmakla kalmamış, yonga parçalarını da değerlendirerek yaptıkları aletlerle teknolojilerini ilerletmişler. Söz konusu el baltaları, o günün koşullarında neredeyse günümüzün ünlü İsviçre çakısı kadar işlevsel aletlermiş. O kadar yaygınlaşmış ki, Afrika'dan Asya ve Avrupa'ya kadar her yerde, günümüzden 200 bin yıl öncesine kadar kullanılmış.

Vazgeçmeden denemeyi sürdüren atalarımız, temel gereksinimlerimizin başında gelen ateşi, nihayet yakmayı, daha önemlisi onu kontrol etmeyi, yani istedikleri zaman yakıp söndürebilmeyi başarmışlar. Karınlarını doyurmak için hala bitkileri ve etçillerden arta kalanları toplamaya devam ediyorlarmış. Ama, artık bu işi rastlantıya bırakmamaya,kendilerince av yöntemleri geliştirmeye başlamışlar. Fil, at, yabani büyükbaş, gergedan gibi iri hayvanları gözlemleyerek, göç yolları üzerinde mevsimlik kamplar kurmuşlar. Hayvanlar geldiğinde, yöredeki çalı ve otları ateşe veriyor, onları ürkütüp ateşe veriyorlarmış. Ardından da,uçurumdan yuvarlanan iri taşlar atarak öldürüyorlarmış. Daha sonra aşağıya inerek, ölen hayvanların vücutlarını parçalıyor ve işe yarayan kısımlarını kamplarına götürüyorlarmış. Günümüzden 220 bin yıl öncesine kadar izleyebildiğimiz bu atalarımızı da değişim ve gelişim sürecinde, yavaş yavaş kendilerinden bir sonraki atalarımız takip etmiş.

9 Kasım 2008 22:00   |   Mesaj #2   |   
Keten Prenses - avatarı
MsXLabs Üyesi
..

42599
8.266 mesaj
Kayıt Tarihi:Üyelik: 28-03-2008
Günümüzden 1 milyon 800 bin-220 bin yıl önce Homo habilis'ten sonra, günümüzden 1 milyon 800 bin yıl önce, Homo erectus adı verilen atamız ortaya çıkmış. Bilim adamları, Homo Erectus'a ait fosil kalıntılarını öncüllerinden daha erken bulmuşlar. Bu kalıntılar o güne dek ele geçirilen ilk dik durabilen insan kalıntıları olduğu için de ona, "dik duran insan" anlamına gelen bu ismi vermişler. Zamanla,daha önce yaşayan atalarımıza ait kalıntılar bulundukça, insanın zaten binlercce yıldır iki ayağı üzerinde dik yürüyebildiği, üstelik alet de yapabildiği anlaşılmış. Yani o kalıntılara dik duran insan ismini vermek için biraz acele edilmiş.

Atalarımızı tanıdıkça bu adlandırmanın erken olduğu akadar yetersiz kaldığını siz de göreceksiniz. Onlara,"dik duran insan" değil de"yerinde duramayan insan" denmesinin daha doğru olacağını anlayacaksınız. Çünkü yürüyebilen, alet yapabilen, meraklı bir canlı, önünde sonunda dünyanın kaç bucak olduğunu öğrenmek üzere yollara düşecektir. Onlar da öyle yapmışlar.

Kalıntılarını doğuda Java Adası'ndan batıda İspanya'ya kadar uzanan geniş bir alanda izleyebiliyoruz. Demek ki belli yerlerde, belli olanaklarla var olmaktansa, hakkında hiçbir şey bilmedikleri yerlere doğru, tabana kuvvet yola koyulmuşlar. Yola çıkmadan önce, ulaşım araçları değilse bile "el baltası" yanlarına almayı ihmal etmemişler. El baltası yapmak için, çaytaşından daha düzgün biçim verilebilen, fakat daha dikkatli ve özenli yontmayı gerektiren çakmaktaşını seçmişler. Zaman içinde bu işte uzmanlaşmakla kalmamış, yonga parçalarını da değerlendirerek yaptıkları aletlerle teknolojilerini ilerletmişler. Söz konusu el baltaları, o günün koşullarında neredeyse günümüzün ünlü İsviçre çakısı kadar işlevsel aletlermiş. O kadar yaygınlaşmış ki, Afrika'dan Asya ve Avrupa'ya kadar her yerde, günümüzden 200 bin yıl öncesine kadar kullanılmış.

Vazgeçmeden denemeyi sürdüren atalarımız, temel gereksinimlerimizin başında gelen ateşi, nihayet yakmayı, daha önemlisi onu kontrol etmeyi, yani istedikleri zaman yakıp söndürebilmeyi başarmışlar. Karınlarını doyurmak için hala bitkileri ve etçillerden arta kalanları toplamaya devam ediyorlarmış. Ama, artık bu işi rastlantıya bırakmamaya,kendilerince av yöntemleri geliştirmeye başlamışlar. Fil, at, yabani büyükbaş, gergedan gibi iri hayvanları gözlemleyerek, göç yolları üzerinde mevsimlik kamplar kurmuşlar. Hayvanlar geldiğinde, yöredeki çalı ve otları ateşe veriyor, onları ürkütüp ateşe veriyorlarmış. Ardından da,uçurumdan yuvarlanan iri taşlar atarak öldürüyorlarmış. Daha sonra aşağıya inerek, ölen hayvanların vücutlarını parçalıyor ve işe yarayan kısımlarını kamplarına götürüyorlarmış. Günümüzden 220 bin yıl öncesine kadar izleyebildiğimiz bu atalarımızı da değişim ve gelişim sürecinde, yavaş yavaş kendilerinden bir sonraki atalarımız takip etmiş.
SEDEPH bu mesajı beğendi.
Misafir
20 Ekim 2009 20:12   |   Mesaj #3   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
tam açıklayıcı deyil
AsHiLaL
20 Ekim 2009 20:20   |   Mesaj #4   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
İnsanoğlu ateşi çok eski zamanlardan beri bilmektedir.Bundan yüz binlerce yıl önce Avrupa`da insanların yaşamış olduğu belirli mağaralarda,ocak niyetine kullanıldığından şüphe edilmeyen taşlar arasında kömür ve yanık kemik parçaları bulunmuştur.

Fakat insanoğlu ateş yakmayı nasıl öğrenmişti acaba? Bu soruyu ancak tahminle cevaplandırabilmekteyiz.İlk insan ateş yakmayı öğrenmeden öncede bunu nasıl kullanacağını, ateşten nasıl yararlanacağını biliyordu.Örneğin yıldırım kof bir ağaç kütüğünü yakıyor, bunun yakınındaki bir insan da kütükten sağladığı ateşi uzun süre muhafaza ediyordu.

Yukarda değinmiş olduğumuz gibi, mağara devri insanının ateş yakmayı nasıl öğrendiğine ilişkin tutarlı bir tahminde bulunabiliriz. Karanlıkta kuvvetle birbirine sürtülen taşların kıvılcımlar meydana getirdiğini mağara adamı muhakkak fark etmişti. Fakat iki taşı birbirine sürterek ateş yakabilmek, fikrinin doğması ve bunun uygulanması için nice kuşakların geçmesi gerekmiştir.

İnsanoğlu tarafından yakılan ilk ateş konusunda değişik bir tahmin daha vardır. Bu tahmin,günümüzde ilkel topluluklarda yapılabilecek bir gözlemle ilgilidir.Şimdi,sözünü ettiğimiz bu ilkel topluluklardaki bazı yöntemlere eğilelim. Alaska`da bazı kabilelerden yerliler, iki taş üzerine sülfür (kükürt) sürer ve bu taşları birbirine sürterler. Kükürt ateşlenince de,yanan taşı kuru otların veya ateş alabilecek başka şeylerin üzerine atarlar.

Hindistan`da ve Çin`de, kırık bir çömlek parçasına , bir bambu (kamış) çubukla sertçe sürtülür. Bambu çubuğun dış yüzü çok serttir ve çakmak taşı niteliklerine sahiptir. Eskimolar ise, alelade bir kuvartz parçasını, bir demir piriti parçasına sürterler. Kuvartz,bünyesinde silis bulunan bir nevi taştır. Gerek bu tür kuvartz gerekse silisli demir parçaları, Eskimolar`ın yaşadıkları çevrede çok yaygın ölçüde bulunur . Kuzey Amerika`da yaşayan kızılderililer arasında da, ateş yakmak için iki çubuğu birbirine kuvvetle sürtüştürmek çok yaygın bir yöntemdir. Örneklerden de anlaşılacağı gibi, bu uygulama ve yöntemlerin hepsi yaklaşık olarak aynı esasa dayanmaktadır.

Eski Yunanlılar ve Romalılar ise başka bir yöntemden yararlanırlardı. Bu yöntemin temel unsuru, güneşin ışınlarını belirli bir noktada odaklaştıran bir nevi mercekti.

Güneşin ışınları bu mercek sayesinde belirli bir noktada yoğunlaştırıldığı zaman, kuru bir ağaç parçasının yanmasını sağlayacak kadar ısı uygulanmış oluyordu.

Eski çağlarda ateşle ilgili olarak dikkati çeken bir şey de, birçok ilkel toplumlarda insanların "devamlı ateş"i muhafaza etmeleri,bu bakımdan gösterdikleri titizliktir. Şimdiki Meksika`da yaşayan eski Mayalar, Aztekler, tapınaklarında veya belirli yerlerde hiç sönmeyen,sönmesi ne meydan verilmeyen devamlı ateşler yakarlardı. Eski Yunanlılar, Mısırlılar ve Romalılar da, tapınaklarında aynı yöntemi uygulamışlardır.
_KleopatrA_ bu mesajı beğendi.
Misafir
2 Şubat 2010 14:08   |   Mesaj #5   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
ateş hangi dönemde bulunmuştur
Misafir
9 Şubat 2010 13:37   |   Mesaj #6   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
ateş hakınnda fazla bilgi göremedim çok yetersiz
Sadık
9 Şubat 2010 14:21   |   Mesaj #7   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
İnsanoğlu ateşi çok eski zamanlardan beri bilmektedir.Bundan yüz binlerce yıl önce Avrupa`da insanların yaşamış olduğu belirli mağaralarda,ocak niyetine kullanıldığından şüphe edilmeyen taşlar arasında kömür ve yanık kemik parçaları bulunmuştur.

Fakat insanoğlu ateş yakmayı nasıl öğrenmişti acaba? Bu soruyu ancak tahminle cevaplandırabilmekteyiz.İlk insan ateş yakmayı öğrenmeden öncede bunu nasıl kullanacağını, ateşten nasıl yararlanacağını biliyordu.Örneğin yıldırım kof bir ağaç kütüğünü yakıyor, bunun yakınındaki bir insan da kütükten sağladığı ateşi uzun süre muhafaza ediyordu.

Yukarda değinmiş olduğumuz gibi, mağara devri insanının ateş yakmayı nasıl öğrendiğine ilişkin tutarlı bir tahminde bulunabiliriz. Karanlıkta kuvvetle birbirine sürtülen taşların kıvılcımlar meydana getirdiğini mağara adamı muhakkak fark etmişti. Fakat iki taşı birbirine sürterek ateş yakabilmek, fikrinin doğması ve bunun uygulanması için nice kuşakların geçmesi gerekmiştir.

İnsanoğlu tarafından yakılan ilk ateş konusunda değişik bir tahmin daha vardır. Bu tahmin,günümüzde ilkel topluluklarda yapılabilecek bir gözlemle ilgilidir.Şimdi,sözünü ettiğimiz bu ilkel topluluklardaki bazı yöntemlere eğilelim. Alaska`da bazı kabilelerden yerliler, iki taş üzerine sülfür (kükürt) sürer ve bu taşları birbirine sürterler. Kükürt ateşlenince de,yanan taşı kuru otların veya ateş alabilecek başka şeylerin üzerine atarlar.

Hindistan`da ve Çin`de, kırık bir çömlek parçasına , bir bambu (kamış) çubukla sertçe sürtülür. Bambu çubuğun dış yüzü çok serttir ve çakmak taşı niteliklerine sahiptir. Eskimolar ise, alelade bir kuvartz parçasını, bir demir piriti parçasına sürterler. Kuvartz,bünyesinde silis bulunan bir nevi taştır. Gerek bu tür kuvartz gerekse silisli demir parçaları, Eskimolar`ın yaşadıkları çevrede çok yaygın ölçüde bulunur . Kuzey Amerika`da yaşayan kızılderililer arasında da, ateş yakmak için iki çubuğu birbirine kuvvetle sürtüştürmek çok yaygın bir yöntemdir. Örneklerden de anlaşılacağı gibi, bu uygulama ve yöntemlerin hepsi yaklaşık olarak aynı esasa dayanmaktadır.

Eski Yunanlılar ve Romalılar ise başka bir yöntemden yararlanırlardı. Bu yöntemin temel unsuru, güneşin ışınlarını belirli bir noktada odaklaştıran bir nevi mercekti.

Güneşin ışınları bu mercek sayesinde belirli bir noktada yoğunlaştırıldığı zaman, kuru bir ağaç parçasının yanmasını sağlayacak kadar ısı uygulanmış oluyordu.

Eski çağlarda ateşle ilgili olarak dikkati çeken bir şey de, birçok ilkel toplumlarda insanların "devamlı ateş"i muhafaza etmeleri,bu bakımdan gösterdikleri titizliktir. Şimdiki Meksika`da yaşayan eski Mayalar, Aztekler, tapınaklarında veya belirli yerlerde hiç sönmeyen,sönmesi ne meydan verilmeyen devamlı ateşler yakarlardı. Eski Yunanlılar, Mısırlılar ve Romalılar da, tapınaklarında aynı yöntemi uygulamışlardır.
Günümüzden 1 milyon 800 bin-220 bin yıl önce Homo habilis'ten sonra, günümüzden 1 milyon 800 bin yıl önce, Homo erectus adı verilen atamız ortaya çıkmış. Bilim adamları, Homo Erectus'a ait fosil kalıntılarını öncüllerinden daha erken bulmuşlar. Bu kalıntılar o güne dek ele geçirilen ilk dik durabilen insan kalıntıları olduğu için de ona, "dik duran insan" anlamına gelen bu ismi vermişler. Zamanla,daha önce yaşayan atalarımıza ait kalıntılar bulundukça, insanın zaten binlercce yıldır iki ayağı üzerinde dik yürüyebildiği, üstelik alet de yapabildiği anlaşılmış. Yani o kalıntılara dik duran insan ismini vermek için biraz acele edilmiş.

Atalarımızı tanıdıkça bu adlandırmanın erken olduğu akadar yetersiz kaldığını siz de göreceksiniz. Onlara,"dik duran insan" değil de"yerinde duramayan insan" denmesinin daha doğru olacağını anlayacaksınız. Çünkü yürüyebilen, alet yapabilen, meraklı bir canlı, önünde sonunda dünyanın kaç bucak olduğunu öğrenmek üzere yollara düşecektir. Onlar da öyle yapmışlar.

Kalıntılarını doğuda Java Adası'ndan batıda İspanya'ya kadar uzanan geniş bir alanda izleyebiliyoruz. Demek ki belli yerlerde, belli olanaklarla var olmaktansa, hakkında hiçbir şey bilmedikleri yerlere doğru, tabana kuvvet yola koyulmuşlar. Yola çıkmadan önce, ulaşım araçları değilse bile "el baltası" yanlarına almayı ihmal etmemişler. El baltası yapmak için, çaytaşından daha düzgün biçim verilebilen, fakat daha dikkatli ve özenli yontmayı gerektiren çakmaktaşını seçmişler. Zaman içinde bu işte uzmanlaşmakla kalmamış, yonga parçalarını da değerlendirerek yaptıkları aletlerle teknolojilerini ilerletmişler. Söz konusu el baltaları, o günün koşullarında neredeyse günümüzün ünlü İsviçre çakısı kadar işlevsel aletlermiş. O kadar yaygınlaşmış ki, Afrika'dan Asya ve Avrupa'ya kadar her yerde, günümüzden 200 bin yıl öncesine kadar kullanılmış.

Vazgeçmeden denemeyi sürdüren atalarımız, temel gereksinimlerimizin başında gelen ateşi, nihayet yakmayı, daha önemlisi onu kontrol etmeyi, yani istedikleri zaman yakıp söndürebilmeyi başarmışlar. Karınlarını doyurmak için hala bitkileri ve etçillerden arta kalanları toplamaya devam ediyorlarmış. Ama, artık bu işi rastlantıya bırakmamaya,kendilerince av yöntemleri geliştirmeye başlamışlar. Fil, at, yabani büyükbaş, gergedan gibi iri hayvanları gözlemleyerek, göç yolları üzerinde mevsimlik kamplar kurmuşlar. Hayvanlar geldiğinde, yöredeki çalı ve otları ateşe veriyor, onları ürkütüp ateşe veriyorlarmış. Ardından da,uçurumdan yuvarlanan iri taşlar atarak öldürüyorlarmış. Daha sonra aşağıya inerek, ölen hayvanların vücutlarını parçalıyor ve işe yarayan kısımlarını kamplarına götürüyorlarmış. Günümüzden 220 bin yıl öncesine kadar izleyebildiğimiz bu atalarımızı da değişim ve gelişim sürecinde, yavaş yavaş kendilerinden bir sonraki atalarımız takip etmiş.
Misafir
10 Şubat 2010 16:55   |   Mesaj #8   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Günümüzden 1 milyon 800 bin-220 bin yıl önce Homo habilis'ten sonra, günümüzden 1 milyon 800 bin yıl önce, Homo erectus adı verilen atamız ortaya çıkmış. Bilim adamları, Homo Erectus'a ait fosil kalıntılarını öncüllerinden daha erken bulmuşlar. Bu kalıntılar o güne dek ele geçirilen ilk dik durabilen insan kalıntıları olduğu için de ona, "dik duran insan" anlamına gelen bu ismi vermişler. Zamanla,daha önce yaşayan atalarımıza ait kalıntılar bulundukça, insanın zaten binlercce yıldır iki ayağı üzerinde dik yürüyebildiği, üstelik alet de yapabildiği anlaşılmış. Yani o kalıntılara dik duran insan ismini vermek için biraz acele edilmiş.

Atalarımızı tanıdıkça bu adlandırmanın erken olduğu akadar yetersiz kaldığını siz de göreceksiniz. Onlara,"dik duran insan" değil de"yerinde duramayan insan" denmesinin daha doğru olacağını anlayacaksınız. Çünkü yürüyebilen, alet yapabilen, meraklı bir canlı, önünde sonunda dünyanın kaç bucak olduğunu öğrenmek üzere yollara düşecektir. Onlar da öyle yapmışlar.

Kalıntılarını doğuda Java Adası'ndan batıda İspanya'ya kadar uzanan geniş bir alanda izleyebiliyoruz. Demek ki belli yerlerde, belli olanaklarla var olmaktansa, hakkında hiçbir şey bilmedikleri yerlere doğru, tabana kuvvet yola koyulmuşlar. Yola çıkmadan önce, ulaşım araçları değilse bile "el baltası" yanlarına almayı ihmal etmemişler. El baltası yapmak için, çaytaşından daha düzgün biçim verilebilen, fakat daha dikkatli ve özenli yontmayı gerektiren çakmaktaşını seçmişler. Zaman içinde bu işte uzmanlaşmakla kalmamış, yonga parçalarını da değerlendirerek yaptıkları aletlerle teknolojilerini ilerletmişler. Söz konusu el baltaları, o günün koşullarında neredeyse günümüzün ünlü İsviçre çakısı kadar işlevsel aletlermiş. O kadar yaygınlaşmış ki, Afrika'dan Asya ve Avrupa'ya kadar her yerde, günümüzden 200 bin yıl öncesine kadar kullanılmış.

Vazgeçmeden denemeyi sürdüren atalarımız, temel gereksinimlerimizin başında gelen ateşi, nihayet yakmayı, daha önemlisi onu kontrol etmeyi, yani istedikleri zaman yakıp söndürebilmeyi başarmışlar. Karınlarını doyurmak için hala bitkileri ve etçillerden arta kalanları toplamaya devam ediyorlarmış. Ama, artık bu işi rastlantıya bırakmamaya,kendilerince av yöntemleri geliştirmeye başlamışlar. Fil, at, yabani büyükbaş, gergedan gibi iri hayvanları gözlemleyerek, göç yolları üzerinde mevsimlik kamplar kurmuşlar. Hayvanlar geldiğinde, yöredeki çalı ve otları ateşe veriyor, onları ürkütüp ateşe veriyorlarmış. Ardından da,uçurumdan yuvarlanan iri taşlar atarak öldürüyorlarmış. Daha sonra aşağıya inerek, ölen hayvanların vücutlarını parçalıyor ve işe yarayan kısımlarını kamplarına götürüyorlarmış. Günümüzden 220 bin yıl öncesine kadar izleyebildiğimiz bu atalarımızı da değişim ve gelişim sürecinde, yavaş yavaş kendilerinden bir sonraki atalarımız takip etmiş.
Misafir
17 Şubat 2010 08:35   |   Mesaj #9   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
ates ne zaman bulundu
_KleopatrA_
17 Şubat 2010 08:58   |   Mesaj #10   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Alıntı
Misafir adlı kullanıcıdan alıntı

ates ne zaman bulundu

İnsanoğlu ateşi çok eski zamanlardan beri bilmektedir.Bundan yüz binlerce yıl önce Avrupa`da insanların yaşamış olduğu belirli mağaralarda,ocak niyetine kullanıldığından şüphe edilmeyen taşlar arasında kömür ve yanık kemik parçaları bulunmuştur.

Fakat insanoğlu ateş yakmayı nasıl öğrenmişti acaba? Bu soruyu ancak tahminle cevaplandırabilmekteyiz.İlk insan ateş yakmayı öğren
meden öncede bunu nasıl kullanacağını, ateşten nasıl yararlanacağını biliyordu.Örneğin yıldırım kof bir ağaç kütüğünü yakıyor, bunun yakınındaki bir insan da kütükten sağladığı ateşi uzun süre muhafaza ediyordu.

Yukarda değinmiş olduğumuz gibi, mağara devri insanının ateş yakmayı nasıl öğrendiğine ilişkin tutarlı bir tahminde bulunabiliriz. Karanlıkta kuvvetle birbirine sürtülen taşların kıvılcımlar meydana getirdiğini mağara adamı muhakkak fark etmişti. Fakat iki taşı birbirine sürterek ateş yakabilmek, fikrinin doğması ve bunun uygulanması için nice kuşakların geçmesi gerekmiştir.

İnsanoğlu tarafından yakılan ilk ateş konusunda değişik bir tahmin daha vardır. Bu tahmin,günümüzde ilkel topluluklarda yapılabilecek bir gözlemle ilgilidir.Şimdi,sözünü ettiğimiz bu ilkel topluluklardaki bazı yöntemlere eğilelim. Alaska`da bazı kabilelerden yerliler, iki taş üzerine sülfür (kükürt) sürer ve bu taşları birbirine sürterler. Kükürt ateşlenince de,yanan taşı kuru otların veya ateş alabilecek başka şeylerin üzerine atarlar.

Hindistan`da ve Çin`de, kırık bir çömlek parçasına , bir bambu (kamış) çubukla sertçe sürtülür. Bambu çubuğun dış yüzü çok serttir ve çakmak taşı niteliklerine sahiptir. Eskimolar ise, alelade bir kuvartz parçasını, bir demir piriti parçasına sürterler. Kuvartz,bünyesinde silis bulunan bir nevi taştır. Gerek bu tür kuvartz gerekse silisli demir parçaları, Eskimolar`ın yaşadıkları çevrede çok yaygın ölçüde bulunur . Kuzey Amerika`da yaşayan kızılderililer arasında da, ateş yakmak için iki çubuğu birbirine kuvvetle sürtüştürmek çok yaygın bir yöntemdir. Örneklerden de anlaşılacağı gibi, bu uygulama ve yöntemlerin hepsi yaklaşık olarak aynı esasa dayanmaktadır.

Eski Yunanlılar ve Romalılar ise başka bir yöntemden yararlanırlardı. Bu yöntemin temel unsuru, güneşin ışınlarını belirli bir noktada odaklaştıran bir nevi mercekti.

Güneşin ışınları bu mercek sayesinde belirli bir noktada yoğunlaştırıldığı zaman, kuru bir ağaç parçasının yanmasını sağlayacak kadar ısı uygulanmış oluyordu.

Eski çağlarda ateşle ilgili olarak dikkati çeken bir şey de, birçok ilkel toplumlarda insanların "devamlı ateş"i muhafaza etmeleri,bu bakımdan gösterdikleri titizliktir. Şimdiki Meksika`da yaşayan eski Mayalar, Aztekler, tapınaklarında veya belirli yerlerde hiç sönmeyen,sönmesi ne meydan verilmeyen devamlı ateşler yakarlardı. Eski Yunanlılar, Mısırlılar ve Romalılar da, tapınaklarında aynı yöntemi uygulamışlardır.
Cevap Yaz
Hızlı Cevap
İsim:
Mesaj:
Önceki Konu Sonraki Konu

Ateş nasıl bulunmuştur? Konusuna Benzer Konular

Etiketler:
  • ates nasil bulundu
  • ates nasil bulunmustur
  • ates nasil ortaya cikti
Atom nasıl bulunmuştur?
Gönderen: Ziyaretçi Forum: Soru-Cevap
Cevap: 11
Son Mesaj: 19 Aralık 2012 15:48
Kâğıt nasıl bulunmuştur?
Gönderen: Misafir Forum: Soru-Cevap
Cevap: 3
Son Mesaj: 12 Aralık 2012 17:17
Karikatür nasıl bulunmuştur?
Gönderen: Misafir Forum: Soru-Cevap
Cevap: 0
Son Mesaj: 23 Eylül 2012 19:44
Kelimeler nasıl bulunmuştur?
Gönderen: Misafir. Forum: Soru-Cevap
Cevap: 2
Son Mesaj: 30 Temmuz 2012 14:13
En eski ateş izleri nerede bulunmuştur?
Gönderen: Misafir Forum: Soru-Cevap
Cevap: 0
Son Mesaj: 28 Şubat 2010 11:24
Sayfa 0.429 saniyede 10 sorgu ile oluşturuldu