Hoş geldiniz sayın ziyaretçi Neredeyim ben?!

Web sitemiz; forum, günlük, video ve sohbet bölümlerinin yanı sıra; Skype ile ilgili Türkçe teknik destek makaleleri, resim galerileri, geniş içerikli ansiklopedik bilgiler ve çeşitli soru-cevap konuları sunmaktadır. Daima faydalı olmayı ilke edinmiş sitemize sizin de katkıda bulunmanız bizi son derece memnun eder :) Üye olmak için tıklayınız...


Sohbet (Flash Chat) Forumda Ara

Orta Asya bağımsız Türk devletleri hangileridir?

Bu konu Soru-Cevap forumunda Ziyaretçi tarafından 21 Kasım 2008 (21:03) tarihinde açılmıştır.FacebookFacebook'ta Paylaş
10641 kez görüntülenmiş, 10 cevap yazılmış ve son mesaj 9 Nisan 2014 (15:08) tarihinde gönderilmiştir.
  • 5 üzerinden 5.00  |  Oy Veren: 1      
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Bu konuyu arkadaşlarınızla paylaşın:    « Önceki Konu | Sonraki Konu »      Yazdırılabilir Sürümü GösterYazdırılabilir Sürümü Göster    AramaBu Konuda Ara  
Eski 21 Kasım 2008, 21:03

Orta Asya bağımsız Türk devletleri hangileridir?

#1 (link)
Ziyaretçi
Ziyaretçi
Ziyaretçi - avatarı
ARKADAŞ BEN V BULAMADIM BANA BİR YARDIMCI OLUN PLS
Etiketler:
  • bagimsiz devletler hangileridir
  • bagimsiz devletler nelerdir
  • bagimsiz orta asya turk devletleri
  • orta asya bagimsiz turk devletleri
  • orta asya ulkeleri hangileridir
Benzer Konular:
Rapor Et
Reklam
Eski 21 Kasım 2008, 21:20

Orta Asya bağımsız Türk devletleri hangileridir?

#2 (link)
Pasakli_Prenses
Ziyaretçi
Pasakli_Prenses - avatarı
Kazakistan, Türkmenistan, Kırgızistan, Özbekistan,Azerbaycan..
Rapor Et
Eski 21 Kasım 2008, 21:22

Orta Asya bağımsız Türk devletleri hangileridir?

#3 (link)
MsXLabs Üyesi
Keten Prenses - avatarı
İSLÂMİYET’TEN ÖNCE ORTA ASYA’DA KURULAN TÜRK DEVLETLERİ - 2
II. ÜNİTE
II. KÜLTÜR ve MEDENİYET
Türklerin ana yurdu Orta Asya bozkırlarıdır, Orta Asya'nın sınırları doğuda Baykal gölünden Batıda Hazar ve Ural dağlarına; kuzeyde Sibirya bozkırlarından güneyde Tanrı dağları ve Gobi çölüne uzanmaktadır. Bu coğrafyanın, bütün dünya tarafından kabul edilmiş siyasî adı ise Türkistan'dır. Arkeolojik kazı ve araştırmalar Orta Asya medeniyetinin M.Ö. V. bine kadar uzandığını göstermektedir. Batı Türkistan'da, bugünkü Aşkabat çevresinde yapılan kazılarda, M.Ö.V. bine ulaşan yerleşme merkezleri bulunmuştur. Anav kültürü olarak bilinen bu medeniyetin kimlere ait olduğu kesinlik kazanmamış ise de Türklerin bu bölgedeki varlıklarının ilk izlerini yansıtabileceği düşünülen ipuçlarını vermesi açısından önemli bir merkezdir. Proto -Türklere ait olduğu anlaşılan ilk kültür çevresi Altay-Sayan dağlarının kuzey batısında yer almaktadır. M.Ö. III. bin başlarına ait bu eski kültüre Afanasyevo kültürü denilmektedir. Bu kültürün en büyük özelliği Türk sosyal hayatının ilk örneğini yansıtmasıdır. Bu kültürde atın ehlileştirildiği ve koyun beslendiği görülmektedir. Ayrıca toprak kaplar, bakır ve tunçtan yapılmış çeşitli silâh ve süs eşyaları da bulunmuştur.Bu kültürün devamı olan Andronovo kültürü ise Altaylardan, Ural dağları-Aral gölü çevresine kadar yayılmıştır ( M.Ö.1700-1200). Bu kültürde tunçtan ve altından eşya yapımının geliştiği bilinmektedir. Andronovo kültürü özelliklerini yansıtan diğer bir kültür ise Yenisey-İrtiş çevresinde yer alan Karasuk kültürüdür (M. Ö.1300-800). Tuva ve Abakan bozkırları ile Baykal gölü havzasında bulunan hayvan figürlü kaplar ve silâhlar bu kültürlerde benzerlik gösterir.Karasuk kültürünün en büyük özelliği demirin işlenip, silâh yapımında kullanıldığı ilk kültür olmasıdır. Bu kültür çevresinde insanlar keçe çadırlarda yaşayıp, tekerlekli arabalar kullanıyorlardı. Minusinsk ve Abakan bölgesinden Altaylara uzanan bölgede Tagar kültürü olarak bilinen ve M.Ö.700'e tarihlenen buluntularda demir işçiliğinin nadir örnekleri yer almaktaydı. Ayrıca M.Ö. 3.yüzyıla ait, Orhun ve Selenga boylarına değin uzanan Pazırık kültürü, binlerce yıllık Türk kültürünün Hun çağına nasıl ulaştığını gösterir. Bütün bu buluntular Türk coğrafyasının tabiî sınırlarını tespit etmek açısından da büyük bir öneme sahiptir.Orta Asya'daki Türk kültür çevrelerinde, kurganlarda (Türklerin eşyaları ile birlikte gömüldükleri büyük mezarlar) bulunan bazı eşyalar, Türklerin çok eski zamanlardan beri konar göçer hayata has bir kültür geliştirdiklerini göstermektedir. Av ve savaş aletleri, demir ve deriden çeşitli eşyalar ve at ile kurt ağırlıklı hayvan figürlü kaplar, bu yaşayışın temel özelliklerini gösterir. Nitekim Türklere ait efsane ve Ergenekon Destanı gibi mitolojik olaylarda da bu motifler ön plândadır. Dolayısıyla, maddî buluntular ve Türk mitolojisi, Türklerin tarih sahnesine çıktığı yer ve zaman hususunda tamamen uygunluk göstermektedir.
A. DEVLET
“İl” adı verilen devletin başında, yetkisini “Gök-Tanrı”dan alan han, hakan, kağan, il teber, il erkin, tanhu, yabgu ünvânlarından birini taşıyan hükümdar bulunurdu. Toplumun temelini aileler oluştururdu. Ailelerin birleşmesiyle “urug” (sülâle)lar, urugların birleşmesiyle “boylar”, boyların bir araya gelmesiyle “budun” ortaya çıkar, budunlar ise devleti oluştururdu. Hükümdar, yetkisini, “Töre” denilen ve yazılı olmayan hukuk

(1) Tonyukuk Yazıtı (720-725 yılları arasında yazıldığı sanılmaktadır), Kültigin Yazıtı (732), Bilge Kağan Yazıtı (735).

(2) Uygurlar döneminde, ticari ilişkilerin gelişmesiyle kişiler arasındaki anlaşmalar yazılı hale getirilmiştir.
Bu durum, aşağıdaki alanlardan hangisiyle ilgili belgelerin oluturulduğunu gösterir? (2005 KPSS)
A) Hukuk B) Sanat C) Edebiyat D) Askerlik E) Siyaset
kurallarından alırdı. Törenin sözlü olmasının sebebi, konar-göçer olunmasına bağlı olarak yazının kullanılmamasıdır (1). Kurultay Meclisi(Kengeş), hükümdara yönetim işinde yardımcı olur, işlevi, danışma kurulundan öteye geçemezdi. Hükümdarın başlıca görevleri, halkını savunmak, “doyurmak”, “giydirmek”, adâleti sağlamak, toy(ziyâfet) vermekti.
B. KUT ANLAYIŞI
Gök-Tanrı tarafından bir kişi veya aileye yönetme yetkisi verilmesi anl***** gelmektedir. Egemenliğin kaynağıdır. Kut, kan yoluyla geçtiği için, hânedan üyelerinin tümünün hükümdar olma hakkı bulunuyordu. Bu durum, taht kavgalarına sebep oluyordu. Olumlu yanı ise, en yetenekli kişiye taht yolunu açması idi. Kısacası, devlet, hânedanın ortak malı sayılıyordu.
C. ÜLKE YÖNETİMİ
Ülke, “merkez”, “doğu”(sağ) ve “batı”(sol) olarak bölünürdü. Büyük kağan merkezde otururdu. Güneşin doğduğu yön olduğu için doğu kanadı batıdan üstündü. Genelde doğu ve batı kanatlarının başında kağanın oğul veya kardeşleri bulunurdu. Bunlara yabgu veya tigin denilirdi. Bu yönetim anlayışını Mete Han koymuştu. Ayrıca, orduyu “onluk” sisteme göre yapılandırmıştı. Bu düzenin kurulduğu M.Ö. 209 yılı, Türk Kara Kuvvetlerinin kuruluş yılı olarak kabûl edilir. Ülkeyi yöneten idârecilerin ünvânları şöyle idi:
• Ti(e)gin : Kağanın oğlu
• Şad : Hânedan üyesi; yabgu ünvânını da kullanırlardı.
• Aygucı : Vezir (Orta Asya Türk devletlerinde en ünlü vezir Bilge Tonyukuk idi).
• Tudun : Vergi toplanması ve denetim işlerine bakardı.
• Yargucı : Yargıç.
• Tarkan : Askerî yönetici. Ordu baş komutanı anl***** gelen “sübaşı” da denilirdi.
• Tamgacı : Yazışma işlerini yürütür, aynı zamanda “bitikçi” ünvânını da kullanırlardı.
D. SOSYAL ve EKONOMİK YAPI
Türklerde sınıf ve kölelik kurumu olmamıştır. Bu durum, tarım toplumu olunmaması ve konar-göçerlikten kaynaklanmıştır. Yaşanan coğrafyanın iklim özellikleri ve kültürel değerlerin etkisiyle küçük baş hayvancılıkla uğraşılmıştır. Bu da, konar-göçer (yarı göçebe) bir yaşantı getirmiştir. Çin’e yapağı, et ve deri satılmıştır. Maden işletmeciliğinde de ileri gidilmiştir. İpek Yolu üzerinde ticâret de ekonomik etkinlikler arasında bulunmuştur. Orta Asya’da Türk-Çin mücadelesinin temelini, İpek Yolu’nun denetimini ele geçirme isteği oluşturmuştur. Uygurların yerleşik hayata geçmesiyle birlikte, tarım da Türkler arasında yaygınlık göstermiştir.
E. DİN ve İNANIŞ
Millî Gök-Tanrı dinine inanılmıştır. Tanrı soyut olduğu için, heykeli ve adına tapınak yapılmamıştır. Gök yüzünde cennet(Uçmak) ve yer altında cehenneme(Tamu) inanılmış, 7 kat oldukları kabûl edilmiştir. Kurban kesme en önemli ibadet sayılmıştır. Ataların ruhlarının bu dünyada yaşadığına inanılmıştır. Bu sebeple, ruhların yaşadığını düşündükleri mezarlara saygı göstermiş, üzerlerine basmamış, mezar ziyaretlerinde bulunmuşlardır. **üler hemen gömülmemiş, mumyalandıktan sonra obanın yüksekçe bir yerinde, “Tengri” saçından tutsun da yanına uçursun (cennete) diye bekletilmiştir. Öte yandan, bazı mağaralar, ağaçlar vb. de kutsal sayılmıştır. Katı kurallar ve dinin devlet yönetiminde yaptırımı olmadığı için, bir din sınıfı oluşmamıştır. Çoklarının sandığı gibi, Şamanizm, bir dînî inanç değil, sihir, fal, hekimlik vb. karaktere sahip bir anlayış özelliği taşımıştır. Şaman(Kam), hekimlik, büyücülük, falcılık, müzisyenlik yapmış, kurban törenlerini yönetmiştir. Cenâze törenlerine “Yuğ” denilmiştir. Kişi öldüğünde, çadırı çevresinde 7 kez atla dönülmüş, ölü evine götürülen yemeğe “yuğ aşı” denilmiştir. İkinci yaşama inanıldığı için, ölü, atı ve sevdiği eşyaları ile birlikte gömülmüştür. “Kurgan” adı verilen mezarın başına, ölünün hayattayken öldürdüğü var sayılan düşman sayısı kadar taş dikilmiş, buna “Balbal” denilmiştir.
Çin’in Kansu Bölgesi’ne göç eden Uygurlar Konfiçyus, Doğu Türkistan’a yerleşenler, Mani ve Buda dinlerine girmişlerdir. Doğu Türkistan’da yaşayan Uygurlar günümüzde Müslümandırlar. Hazar Denizi’ne adlarını veren Hazarların da Musevî oldukları iddia edilmektedir. Orta Asya Türklerinin din kurallarına sıkı sıkıya bağlı olmayışları beraberinde hoşgörüyü getirmiştir (2).
F. EDEBİYAT
Sözlü ve yazılı olarak ikiye ayrılmıştır;
1) Sözlü edebiyat:
Sav : Türklerin yaşam tarzını anlatan şiirler.
Sagu : **en büyük kişiler için yakılan ağıt.
Koşuk : Müzik eşliğinde söylenen şiir (en önemli müzik âleti kopuzdur).
Destan : Âdet, töre, inanç, yaşam tarzları konusunda bilgi verirler;
• Oğuz Kağan Destanı : Asya Hunları.
• Ergenekon Destanı : Göktürkler.
• Türeyiş (Doğuş) ve Göç destanları : Uygurlar.
• Alper Tunga ve Şu destanları : İskitler (Sakalar).
• Manas Destanı : Kırgızlar.
• Dede Korkut Destanı : Oğuzlarla Kıpçakların mücadelesini konu alır.
2) Yazılı edebiyat: Türklerin ilk kullandığı alfabe, 38 harfli Göktürk Alfabesi’dir. Orhun yazıtları(Anıtları) bu alfabeyle yazılmıştır. Türk târihinin ilk millî kaynağıdır. II.Göktürk (Kutluk) Devleti döneminde Bilge Kağan, Kültigin ve Vezir Tonyukuk adına “Kutsal Ötügen Bölgesi”ne dikilmişlerdir. Moğolistan sınırları içindedir. Yo(u)luğ Tigin tarafından taşa kazılarak yazılmıştır. Buna göre, Yoluğ Tigin, Türklerin ilk târihçi ve edebiyatçısıdır. Yazıtları, İsveçli subay Strahlenberg bulmuş, Danimarkalı dil bilimci Wilhelm Thomsen okumuştur. Türk idâre ve sosyal yapısı hakkında bilgiler yer almaktadır. Uygurlar, 18 harfli bir alfabe oluşturmuş, kâğıt ve matbaayı kullanmışlardır. Gerçek anlamda yazılı Türk edebiyatı Uygurlar döneminde ortaya çıkmıştır.
G. ZAMAN
Orta Asya Türkleri 12 Hayvanlı Türk Takvimi kullanmışlardır. Bir yıl 12 aya, bir gün 12 bölüme ayrılmış, bu bölümlere “çağ” denilmiştir.

(1) Orta asya Türk devletleri göçebe yaşamın getirdiği zorunluluk nedeniyle yazılı hukuk kuralları meydana getirememişlerdir. Ancak, devlet yönetiminde ve günlük ilişkilerde hükümdarın ve de halkın uymak zorunda olduğu kurallar vardı. Hatta Hakanın millete karşı sorumluluklarından biri de bu kuralları uygulamaktı.
Yazılı olmayan bu kurallara ne ad verilirdi? (2002 KPSS)
A. Toy B. Kurultay C. Toygun D. Otağ E. Törü (Töre)

(2) İslamiyet’ten önceki Türklerin kendilerinden farklı inanışlara sahip insanlarla bir arada yaşaması, Türklerde aşağıdakilerden hangisine bir kanıttır? (2005 KPSS)
A) Ülke sorunlarının görüşüldüğü meclis kurduklarına C) Ülkenin iki bölüm halinde yönetildiğine E) Hoşgörülü olduklarına
B) Birden fazla devlet kurduklarına D) Yerleşik hayata geçtiklerine


H. SANAT
• Hayvan üslûbu: Konar-göçer bozkır yaşantısının tipik özelliğini gösterir. Taşınabilir eşyalar üzerine işlenen motiflerde hayvanların mücadelesi gösterilmiştir. Hayvan motiflerinin, o eşya ve sahibini koruduğuna inanılmıştır. Orta Asya’da yaygınlık kazanan bu sanatın yaratıcısı İskitlerdir.
• Heykel: Balbal denilen ve mezar başlarına konulan ilkel taş heykeller oldukça yaygındır. Orhun kazılarında Kültigin’in başının bulunması, heykel yapımı olduğunu kanıtlamaktadır. Resim ve heykel sanatı, Mani ve Buda dinlerine girdikten sonra Uygurlarda çok gelişmiştir.
• Mimarlık: Konar-göçerlikten dolayı Uygurlara kadar eser görülmez. Uygurlar, yerleşik hayata geçtikleri için şehirler kurmuş, mimârî eserler oluşturmuşlardır. Kubbeli türbe ve köşe üçgenlerinin (Türk üçgeni) yaratıcısı Uygurlardır.
• Resim: Türk resmini de Uygurlar yaratmıştır. Fresk ve minyatür sanatı oldukça gelişmiştir. Minyatür sanatı ve çiniciliği de İslâm dünyasına Uygurlar hediye etmiştir.
• Halı: Bilinen ilk düğümlü halı, Orta Asya’da Altay dağlarının eteklerinde Türklere ait olduğu kabûl edilen Pazırık kurganında bulunmuştur. Asya Hunlarından kalmadır.
Rapor Et
Eski 12 Nisan 2010, 17:47

Orta Asya bağımsız Türk devletleri hangileridir?

#4 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
Alıntı:
orta asya ulkeleri hangileridir
orta asya ülkeleri nelerdir
Rapor Et
Eski 17 Nisan 2011, 21:29

orta asya' da yaşayan türk devletleri

#5 (link)
misaffirr
Ziyaretçi
misaffirr - avatarı
orta asya da yaşayan türk devletleri' nin isimleri acill !
Rapor Et
Eski 17 Aralık 2011, 21:02

Orta Asya bağımsız Türk devletleri hangileridir?

#6 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
orta asya devletleri kimlerdir
orta asya devletleri hakkında ansiklopedik bilgi????
Rapor Et
Eski 5 Mayıs 2012, 17:33

Orta Asye Türk Cumhuriyetleri :)

#7 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
Orta Asya Türk Cumhuriyetleri(Devletleri) nolur yardım edin acil şimdiden teşekkürler
Rapor Et
Eski 16 Mayıs 2012, 20:24

Cvp: Orta Asya bağımsız Türk devletleri hangileridir?

#8 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
öğretmenimiz orta asyada bağımsız 7 türk devleti var dedi ama ben burada sadece 5 tanesini bulabildim diğer ikisi hangileridir????
Rapor Et
Eski 17 Mart 2013, 16:14

bağımsız türk devletleri

#9 (link)
aslı_nur_böcek_
Ziyaretçi
aslı_nur_böcek_ - avatarı
azerbaycan-kazakistan-kırgızistan-kuzey kıbrıs-özbekistan-türkmenistan.
Rapor Et
Eski 17 Mart 2013, 20:54

ORTA ASYADAKİ TÜRK DEVLETLERİ

#10 (link)
FELEK HAZAR
Ziyaretçi
FELEK HAZAR - avatarı
Alıntı:
Ziyaretçi adlı kullanıcıdan alıntı Mesajı Görüntüle

ARKADAŞ BEN V BULAMADIM BANA BİR YARDIMCI OLUN PLS
ORTA ASYA'DAKİ TÜRK DEVLETLERİ



Orta Asya'daki Türk Devletleri, Rus egemenliği altında uzun süredir yaşamaktaydılar. Çarlığın hemen ardından gelen Sovyet Rusya, bu Müslüman topluluğuna yönelik büyük bir baskı uygulamıştı. Rus kurmayları Lenin döneminden beri cami kapatarak, din adamlarını öldürterek, 18 yaşından küçüklerin namaz kılmasını yasaklayarak, bu bölgenin İslami ruhunu öldürmeye çalışmışlardı. Baskının getirdiği sessizlik ise uzun süre tepedekileri tatmin etmeye yetti.
Glasnost, Perestroyka, ardından Sovyetler'in dağıtılması ve kapitalistleşen Rusya şüphesiz bu devletlerin yapısını da değiştirdi.

Gorbaçov Bölgedeki Dini Uyanıştan Rahatsız Olmuştu

Özbekistan Meclisi, Yıl 1983

Türk Cumhuriyetleri, yıllarca Sovyet Rusya'nın baskı rejimi altında yaşadılar. Komünist ideoloji, bu bölgedeki Müslüman Türk toplumuna zorla kabul ettirilmeye çalışıldı. Çocuklar Marx'ın ve Lenin'in heykellerinin gölgesinde büyüdüler. Bugün, Orta Asya değişiyor. Artık yukarıdaki görüntüler geride kaldı. Tüm Türk Devletlerinin aydınlık geleceği için, bu dönem iyi değerlendirilmeli, geleceğe yönelik bilinçli adımlar atılmalıdır.
80'li yıllarda Türk Devletlerinde başlayan dini uyanış karşısında Gorbaçov yönetimi, dini duyguların güçlenmesinden büyük kaygı duyuyordu:
"Sovyetler Birliği Komünist Partisi Genel Sekreteri Mihail Gorbaçov'un uzun zamandır var olduğu kaydedilen İslam karşıtı politikasına son örnek, 24 Kasım'da çoğunlukla Müslümanların yaşadığı Özbekistan Cumhuriyeti'nin başkenti Taşkent'te yaptığı konuşma. Taşkent gazetesi Pravda Vostoka'nın verdiği habere göre, Gorbaçov konuşmasında, komünistleri dini öğretilere karşı daha kararlı ve güçlü bir tavır almaya çağırdı ve Müslüman bölgelerde siyasal katılımın, ateist propagandanın artırılmasını istedi." (Güneş, 22 Aralık 1986)

Gorbaçov'u korkutan ve "ateist propagandayı hızlandırın" emrini vermesine yol açan Orta Asya'daki dini uyanış dikkat çekiciydi. Üstte görülen Semerkant'taki Rejistan Cami, Orta Asya Türklerinin doldurmaya başladığı binlerce camiden biriydi.

"Time dergisi, geçen yıl Kasım ayında, Sovyet Lideri Mihail Gorbaçov'un Özbekistan'ın başkenti Taşkent'te yaptığı açıklamada, ilk kez 'dinsel gösterilere karşı ateist propagandaya hız verme gereğinden' söz ettiğine dikkati çekerek, Orta Asya Cumhuriyetlerinde İslam'ın gücünü korumasının Sovyet yöneticilerini giderek kaygılandırdığını belirtiyor. Time dergisi Moskova'nın kilise, sinagog ve camilere sınırlamalar getirdiğini ve 'inananlara' karşı bir baskı politikası uyguladığını öne sürüyor. Yine Time'a göre, Sovyetler'de 18 yaşından küçük gençlerin dini eğitim görmesi yasak. Dergi, Hıristiyanlar için durumun daha istikrarlı olduğunu belirtiyor.
Time, İslam'ın Moskova için özel bir sorun ve özel bir kaygı kaynağına dönüştüğünü bildiriyor. Time, Sovyetler Birliği'nde halen 300-500 yasal olarak kayıtlı cami bulunduğunu bildiriyor ve Ekim Devrimi'nden önce ülkede 24 bin cami olduğuna işaret ediyor.
Bu olguya ek olarak, Orta Asya Cumhuriyetlerinde İslam'ın etkisinin giderek yayılması da Sovyet liderini düşündüren başka bir konu. Örneğin, Pravda gazetesinde çıkan bir yazıda, Özbekistan Cumhuriyeti'nde, İslam öğretilerine karşı, ateist propagandaya yeterince ağırlık verilmediğinden yakınıldı.
Tacikistan'da ise yüksek düzeydeki bir yetkili, izinsiz vaaz veren hocaların sayısının artmasından yakınıyor. Herald Tribune'e göre, Orta Asya Cumhuriyetlerinde İslam etkisini giderek artırırken, İslam faaliyetleri de yoğunlaşıyor. Sovyet yetkilileri, son zamanlarda İslami akımların da, Orta Asya Cumhuriyetlerini etkileme olasılığından kaygılanıyorlar." (Cumhuriyet, 7 Ocak 1987)

Taktik: Orta Asya'ya "Kapitalizm" İhracı

Komünizmin yıkılmasının ardından başlayan süreci, kimi çevreler dejenerasyonu yaygınlaştırmak için kullanmak istiyorlar.

Tüm Rusya'ya uygulanan reçete Orta Asya'da da uygulandı. Sovyetlerin dağılması ile "kapitalizm", Rusya genelinde olduğu gibi bu Cumhuriyetlerde de olumsuz etkilerini göstermeye başladı. Komünist rejim boyunca dindarlara uygulanan yoğun baskı ve zulme rağmen, halkın büyük çoğunluğu manevi değerlerine bağlı kalmıştı. Komünist rejimin yıkılmasının ardından da, Rusya'nın dört bir yanında ve özellikle Türki devletlerde İslam'a yöneliş süreci başladı. Komünizm döneminde depo haline getirilip kapatılan camiler birer birer açılmaya, dini eğitim veren kurumlar yeniden faaliyet göstermeye başladılar. Kuşkusuz bu, düzenin planlayıcıları için son derece riskli bir durumdu.
Gorbaçov'un, bir dini uyanıştan korktuğu Müslüman Orta Asya için, 80'lerden sonra ilginç bir plan yürürlüğe konuldu. Mason localarının denetimindeki uluslararası şirketler bu toprakları "kapitalistleştirmeye " başladı.
"The Bank of New York, Özbekistan, Türkmenistan ve Kazakistan'da şubeler açtı." (Sabah, 29 Haziran 1992)
Bunun yanı sıra, bu devletlere -modernlik adına- nelerin götürüldüğü de çok düşündürücüdür. Örneğin Azerbaycan'a yapılacak yatırımlardan bazıları şöyledir:
"En son teknoloji kullanılarak Bakü'de ortak bir yatırımla bir sigara ve tütün fabrikası kurulması. 10 milyar sigara kapasiteli mevcut fabrikanın da geliştirilmesiyle hem iç satış, hem ihracat imkanının sağlanması. Ortak yatırımla şarap ve konyak şişeleyen bir içki fabrikası. Bu şekilde ülkenin mevcut şarap ürünlerinin kalitesinin artırılması." (Ekonomist, 5 Nisan 1992)

Panorama, 23 Ağustos 1992

Günaydın, 30 Temmuz 1992

Bu şekilde, Orta Asya'nın "acil ihtiyaçlarını" (!) bazı çevreler büyük bir istekle karşılamaktadır. Dejenerasyona neden olacak en önemli adımlardan birisi de, gayri ahlaki bazı yayınların Orta Asya halkına ulaştırılması olmuştur. Başta tepki gören bu tür yayınların bir şekilde Azeri toplumuna da kabul ettirileceğini tahmin etmek zor değildir.

Müslüman Türk Birliği'ne İsrail Çengeli

Dönemin israil Genelkurmay Başkanı Ehud Barak, Orta Asya'da bağımsız Müslüman Cumhuriyetlerin varlığından rahatsız olduğunu açıkça ifade ediyordu.

Gerçekleşmesi umut edilen Müslüman Türk Birliği hedefi, şüphesiz mason localarını ve İsrail'i fazlasıyla rahatsız etmektedir. Orta Asya'daki dini uyanıştan, daha Gorbaçov döneminde son derece huzursuz olan Siyonistlerin Türk Devletlerinin Müslüman halklarının yeni bir yapı altında bir birliğe gitmesini engellemek için çeşitli yollar denedikleri bir gerçektir. İsrail'in oluşabilecek bir Müslüman Türk Birliğinden duyduğu endişe, dönemin Genelkurmay Başkanı Ehud Barak'ın ağzından bile ifade edilmişti:
"İSRAİL ÇENGELİ... İsrail, Kafkasya ve Orta Asya'daki Türk Cumhuriyetlerinin bağımsızlığının, Müslüman ülkelerin gücünü 'kontrolsüz' şekilde yükselteceğinden endişe ediyor." (Günaydın, 11 Kasım 1991)
"İsrail, Türk kökenli Cumhuriyetlerden kaygılı. SSCB'nin Asya'daki Cumhuriyetlerinde de bağımsızlık yolunda adımlar atılması, İsrail'i kaygılandırdı. İsrail Genelkurmay Başkanı Ehud Barak, SSCB'nin parçalanarak bağımsız Müslüman devletlerin ortaya çıkmasının, İsrail'in çıkarları açısından iyi olmayacağına inandığını bildirdi." (Milliyet, 30 Ağustos 1991)
Oluşacak bir Müslüman Türk Birliği'nin İsrail'in güdümü dışında olacağı gerçeği, Siyonistlerin bu konuda bu kadar hassas davranmalarının nedenini oluşturmaktadır. İsrail'in Orta Asya'daki yoğun faaliyetleri de işte bu tehlikeli gelişmeyi engelleyip, yeni Müslüman Türk Devletlerini kontrol altına alma amacını gütmektedir. Orta Asya'ya yapılan kapitalizm ihracıyla, bu birliği oluşturabilecek olan "Birlik ruhu" engellenmeye çalışılmaktadır. Bu şekilde, hazırlanmak istenen Siyonist güdümünün sosyolojik tabanı oluşturulmaktadır.
Bu birliği engellemenin diğer bir yöntemi de şüphesiz siyasi alanda kullanılmaktadır. İsrail, Türk birliğini engellemek için söz konusu devletlere de birer birer "çengel atma" operasyonu yürütmektedir.

İsrail'den Tehlikeli Yaklaşım: "Tarımsal (!) İşbirliği"
İsrail heyetleri, Türk Devletlerine yaklaşırken genellikle tarımsal iş birliği konusunu gündeme getirmektedirler. İsrail, bu konuda ulaştığı "ileri teknolojiyi" Türk devletlerine de sunmak istediğini öne sürmektedir. Bu konuda Türk Cumhuriyetlerine götürülen sayısız proje vardır. Ne var ki bu projeler çoğunlukla bu devletlerin halklarına fayda sağlamayı değil, yalnızca İsrail'in bölge üzerinde hakimiyet sağlamasını hedeflemektedir. Bu, Batılı kaynaklar tarafından da vurgulanmaktadır:
"Washington Post gazetesinde yer alan haber yorumda, İsrail'in ABD için 'Akdeniz'deki en büyük uçak gemisi' olmaya hazırlandığı ve iki ülkenin Orta Asya için iş birliği yaptıkları görüşüne yer verildi. Haber yorumda, Orta Asya Cumhuriyetlerinin İslam'dan uzak kalmasında İsrail'in çıkarı olduğu vurgulanırken, daha önce Afrika ve başka ülkelere tarım ve sulama bilgisi sağlayan İsrail'in, ABD desteği ile, bunu Orta Asya'ya taşımak istediği belirtildi. Post'a göre, İsrail'in Orta Asya'ya aktaracağı 'birkaç milyon dolarlık' tarım projelerinin masrafı, ABD tarafından karşılanacak." (Günaydın, 30 Temmuz, 1992)
Görüldüğü gibi, İsrail tarım ve sulama projeleriyle yaklaştığı Orta Asya'da, Afrika'daki uygulamalarını tekrarlama niyetinde görünmektedir. Afrika'daki "tarımsal yardımların" bu kıtaya gerçekte, Mossad ajanlarını getirdiğini düşününce durum biraz daha aydınlanmaktadır:

Dönemin İsrail TarımBakanı Rafael Eitan. Bu işi üstlenmeden önce ise Mossad'ın askeri kanadı LAKAM'ın başındaydı...

"Diğer bütün Afrika ülkelerinde olduğu gibi İsrail Güney Afrika'ya da askeri danışmanlar, tarım uzmanları ya da diplomat görüntüsü altında Mossad ajanlarını yerleştirdi. İsrail'i ve onun ırkçılığını örnek alan Güney Afrika hükümeti de buna ses çıkartmadı, hatta sevinçle karşıladı. Güney Afrika polisiyle iş birliği yapan İsrail ajanları buradaki güvenlik kuvvetlerine Mossad'ın uyguladığı taktikleri öğrettiler." (Hile Yolu Mossad, Victor Ostrovsky, sf. 364)
"Mossad'ın teknisyen ve danışman görüntüsü altında Afrika'ya soktuğu ajanlar sayesinde İsrail, Kenya, Zaire, Liberya, Gana ve Güney Afrika ülkeleriyle istihbarat iş birliği kurdu. Bu ülkelerdeki casuslar ve güvenlik servisleri İsrail tarafından eğitildi. Gönderilen İsrail askerleri buralarda yapılan devlet terörünü organize ettiler. İşkence ve sorgu taktiklerini öğrettiler. Mossad'ın bütün Afrika faaliyetleri Incoda adında bir paravan şirkete bağlıydı. Incoda aynı zamanda Afrika ülkelerine silah satışını ve darbeleri organize ediyordu." (Dangerous Liaison, Andrew and Leslie Cockburn, sf. 108)
"Afrika'da İsrail tarafından kurulan Red Sea Incoda firmasının yöneticiliğini Asher Ben Natan isimli İsrail casusu yapıyordu." (Every Spy a Prince, Dan Raviv-Yossi Melman, sf. 63)
Nitekim Mossad, çoktan Orta Asya'da geniş bir faaliyete girmiş durumda:
"Ayrıca Türk Cumhuriyetlerinden gelen üst düzey yöneticiler de, Türk Devleti'ne 'İsrail'in çeşitli Rus yetkililer aracılığıyla bağlantıya geçmeye çalıştıkları' bilgisini iletti. Türk Cumhuriyetleri ile ilişki kurmak isteyen üçüncü ülkeler çok yakından izlenmeye başlandı. Mossad'ın kaptığı KGB ajanlarını Türkiye üzerinden Türk Cumhuriyetlerine yolladığı saptandı. İsrail'in Ortadoğu'daki faaliyetleri ise son aylarda zirveye çıktı. Bu, Mossad'ın da istihbarat teşkilatı olarak zirveye yerleşmesine neden oluyor." (2000'e Doğru, 10 Ocak 1993)
Rapor Et
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Hızlı Cevap
Kullanıcı Adı:
Önce bu soruyu cevaplayın
Mesaj:








Yeni Soru
Sayfa 0.290 saniyede (83.93% PHP - 16.07% MySQL) 16 sorgu ile oluşturuldu
Şimdi ücretsiz üye olun!
Saat Dilimi: GMT +3 - Saat: 08:22
  • YASAL BİLGİ

  • İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan MsXLabs.org forum adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre tüm kullanıcılarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. MsXLabs.org hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 3 (üç) iş günü içerisinde MsXLabs.org yönetimi olarak tarafımızdan gerekli işlemler yapıldıktan sonra size dönüş yapılacaktır.
  • » Site ve Forum Kuralları
  • » Gizlilik Sözleşmesi