Cevap Yaz Önceki Konu Sonraki Konu

Osmanlı İmparatorluğu 1. Dünya Savaşı'na nasıl girmiştir?

Gösterim: 8624 | Cevap: 2
Misafir
Cevaplanmış   |    15 Kasım 2009 19:27   |   Mesaj #1   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi

Osmanlı İmparatorluğu 1. Dünya Savaşı'na nasıl girmiştir?

osmanlı devletinin 1. dünya savaşına girmesi nasıl gerçekleşmiştir ?
En iyi cevap fadedliver tarafından gönderildi

Alıntı
Misafir adlı kullanıcıdan alıntı

osmanlı devletinin 1. dünya savaşına girmesi nasıl gerçekleşmiştir ?

Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti

Osmanlı Devleti'nin Savaşa Giriş Sebepleri ve İttifak Arayışları
Yirminci yüzyıl başlarında Osmanlı Devleti iki büyük felaketi arka arkaya yaşamıştı. Bunlardan ilki, İtalyanlarla yapılan Trablusgarp Savaşı; ikincisi ise o güne kadar karşılaşılan en büyük felaket olarak görülen Balkan Savaşı idi. Her iki savaşta da toprak kaybedilmiş, ama özellikle Balkan Savaşı’nda “Türkleşmiş toprakların” kaybedilmesi yüreklerde derin acılar ve izler bırakmıştır. Devlet, malî ve ekonomik yönden büyük sıkıntılara girmişti. Ayrıca ordunun her yönüyle modernleştirilmesi gerekiyordu. Osmanlı Devleti’nin bu kötü gidişatı yöneticilerde, aydınlarda ve geniş halk kesimlerinde “Osmanlı Devleti yıkılacak mı? Ne olacak bu kötü gidişatın sonu?” şeklinde karamsarlıkların ve umutsuzlukların doğmasına yol açmıştı. İşte, Osmanlı Devletinin I. Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde genel durumu böyleydi.
Osmanlı yöneticileri, 19. yy. başlarından beri Avrupa büyük devletlerinin kendisi ve toprakları hakkındaki niyet ve düşüncelerinin farkındaydılar. “Avrupa’nın Hasta Adamı” olarak nitelendirilen Osmanlı Devleti’nin parçalanmasının ve topraklarının paylaşılmasının büyük devletlerin dış politikalarındaki öncelikli amaç olduğu da biliniyordu. Nitekim, İngiltere Mısır’ı ve Kıbrıs Adası’nı, Fransa Cezayir ve Tunus’u, İtalya Trablusgarb’ı ve On İki Adaları, Rusya ise Kafkasları ele geçirmişti. Ayrıca, Meriç Nehri’nin batısındaki bütün Rumeli elimizden çıkmıştı. Yine, Balkan Savaşı sonunda Ege Adaları’nın büyük bir kısmını kaybetmiştik.
Osmanlı yöneticileri çıkacak bir genel savaşta Osmanlı Devleti’nin savaşa katılsa da katılmasa da topraklarının paylaşılmasının bu savaşın asıl nedenlerinden biri olacağını gayet iyi bilmekteydiler. Bu nedenle Avrupa’da oluşmuş ittifaklardan birisine katılarak, toprak bütünlüğünü bu sayede korumak istiyorlardı.
İtilâf devletleri arasında Osmanlı Devleti’nin dost ve düşman gözüyle baktığı devletler bulunuyordu. Bu grupta yer alan İngiltere ve Fransa, zaman zaman dost devlet olarak bize siyasî, askerî ve ekonomik desteklerde bulunup, toprak bütünlüğümüzü korumamıza yardımcı olmuşlarsa da; çoğu zaman da bunun tersi bir politikayla Osmanlı Devleti’nden toprak elde etmişler ve onun düşmanlarına yardım ederek destek vermişlerdir. Bilhassa Trablusgarp ve Balkan Savaşları’nda Osmanlı Devleti aleyhinde faaliyetlere girmişler ve politikalar takip etmişlerdi. Ayrıca, bu grupta öteden beri İstanbul ve Boğazlar’da gözü olan, artık bizim için “millî düşman” olmuş ve Balkanlı devletlerin bağımsızlığa kavuşmasında ve Balkan Savaşı’nda uyguladığı “Panslavist” politikalarla doğrudan rol alan Rusya bulunuyordu. İşte, bu grupta İngiltere ve Fransa gibi Osmanlıya karşı iki yüzlü politikalar uygulayan ve bizi her fırsatta parçalamayı bir dış politika ideali haline getirmiş olan Rusya’nın varlığı, Osmanlı yöneticilerini “Üçlü İtilâf” tan uzaklaştıran temel nedenlerdi.
Üçlü İttifaka gelince, bu ittifakın en güçlü devleti Almanya idi. Almanya İkinci Meşrutiyet’ten beri, özellikle İstanbul’daki elçisi Baron Marşal’ın zekası sayesinde Osmanlı yöneticilerini, bu devletin hakiki ve saf dostu olduklarına ve Osmanlı topraklarında Almanya’nın hiç gözü olmadığına inandırdı. Bu nedenle Sultan II. Abdülhamit zamanında başlayan Türk-Alman yakınlaşması, İttihat ve Terakki Partisi iktidarında daha da gelişti. Bu grupta yer alan Avusturya ile ise, Balkan Savaşı’ndan sonra doğrudan bir sınırımız kalmamıştı. Bütün bu sebeplerle Osmanlı yöneticilerinde Alman-Avusturya ittifakına karşı eğilim artmaya başladı. Akdeniz’de güçleri az olan bu devletlerden Osmanlı Devleti’ne zarar gelmeyeceği inancı meydana geldi. Dolayısıyla Almanya’ya dayanmak ve ona göre bir siyaset gütmek, Osmanlı Devleti’nce bazı bakımlardan en doğru yol olarak kabul edildi.
Neticede Osmanlı yöneticilerinde iki temel fikir belirdi. Birincisi, Almanya ile Osmanlı Devleti’ni her durumda korumayı sağlayacak kesin ve açık bir antlaşma yapmaktı. İkincisi, yakın gelecekte Osmanlı Devleti’ne zarar verebilecek ve bilhassa bunlardan Akdeniz’e hakim olan devletlerle yakınlık kurmak, mümkünse anlaşmaktı. İngiltere ve Rusya ile antlaşma teşebbüsleri de bu gibi düşüncelerden kaynaklandı. Diğer taraftan, günlük giderlerini bile dış borçlardan sağlayan Osmanlı devleti, bu yönüyle de Fransa’ya muhtaçtı. Bu devlete yapılan İttifak teklifinin temelinde borç para alma ve Osmanlı Devleti’ni Rusya’ya ve İngiltere’ye karşı koruyabileceği ümidi yatıyordu.
Osmanlı yöneticileri ilk ittifak arayışlarını ve teklifini Almanya’ya değil; İngiltere, Fransa ve Rusya’ya yapmıştır.
İngiltere ve Fransa’nın Osmanlı Devleti ile ittifak yapmamalarının temelinde, artık bu devletin toprak bütünlüğünü korumak yerine, Osmanlı Devleti’ni parçalamak ve topraklarını paylaşmak politikasının ön plâna çıkması yatmaktadır. Ayrıca, Osmanlı Devleti’ni kendi ittifaklarına aldıkları takdirde bu devletin içinde bulunduğu malî ve ekonomik sıkıntıları ortadan kaldıracak desteği vermeleri gerekecekti. Yine, Osmanlı ordusunun tepeden tırnağa modernleşmesi gerekiyordu. Bu durum, oldukça büyük bir ekonomik yük getirebilirdi. İşte bu nedenlerden dolayı, sırtlarında taşıyacakları bir kambur olarak düşündükleri Osmanlı Devleti’ni ittifaklarına almamışlardır.
İtilâf devletleri nezdindeki ittifak teşebbüslerinden bir netice alamayan Osmanlı yöneticileri; bu kez Almanya ile ittifak arayışına girmişlerdir. Yukarıda da değindiğimiz gibi; II. Abdülhamit döneminde olumlu bir yapıda başlayan Türk-Alman ilişkileri, o günün şartlarında çok büyük bir yatırım projesi olan “Berlin-Bağdat Demiryolları Projesi”nin Almanya’ya verilmesiyle daha da artmıştı. Almanya; bu demiryolunu inşa etmekle, ekonomik yönden Osmanlı Devleti’ne sıkı bir şekilde bağlanacak ve O’nu, Türkiye’ye siyasî buhranlar ile askerî hareketlerde yardım etmeye mecbur edecekti. Ayrıca bu yollar, Osmanlı Ordusu’nun seferberliğini süratle tamamlamasına ve büyük kuvvetlerini kolaylıkla kaydırmasına imkân sağlayacaktı. Daha sonraki yıllarda Osmanlı Ordusu’nun -özellikle Kara Ordusu- modernizasyonu Alman askerî ve teknik heyetlerine verilmişti. Bu durum ordunun genç subaylarında Almanya’nın askerî gücüne olan bir hayranlığın uyanmasına neden olmuştu. Başta Enver Paşa olmak üzere bir çok genç subayın ortak kanaati, Avrupa’da Alman Ordusu’nu yenecek bir başka gücün olmadığı yolundaydı.
Avrupa’da savaş başladıktan ve ilk günlerdeki Alman saldırılarının doğuda Ruslar, batıda ise Fransızlar ve İngilizlerce desteklenen Belçikalılar tarafından durdurulması üzerine, Alman orduları bu cephelerde müşkül bir duruma düşmüşlerdi. Bunun üzerine Alman Genelkurmayı ve Alman Hükümeti, İngilizleri, Fransızları ve özellikle Rusları oyalayabilecek bir devlet olarak gördükleri Osmanlı Devleti’yle bir ittifak yaparak, Osmanlı’yı Almanya’nın yanında savaşa girmeye zorlamak plânını devreye sokmak istediler.


mesajın devamı için http://www.msxlabs.org/forum/osmanli...ya-savasi.html

fadedliver
15 Kasım 2009 19:53   |   Mesaj #2   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Alıntı
Misafir adlı kullanıcıdan alıntı

osmanlı devletinin 1. dünya savaşına girmesi nasıl gerçekleşmiştir ?

Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti

Osmanlı Devleti'nin Savaşa Giriş Sebepleri ve İttifak Arayışları
Yirminci yüzyıl başlarında Osmanlı Devleti iki büyük felaketi arka arkaya yaşamıştı. Bunlardan ilki, İtalyanlarla yapılan Trablusgarp Savaşı; ikincisi ise o güne kadar karşılaşılan en büyük felaket olarak görülen Balkan Savaşı idi. Her iki savaşta da toprak kaybedilmiş, ama özellikle Balkan Savaşı’nda “Türkleşmiş toprakların” kaybedilmesi yüreklerde derin acılar ve izler bırakmıştır. Devlet, malî ve ekonomik yönden büyük sıkıntılara girmişti. Ayrıca ordunun her yönüyle modernleştirilmesi gerekiyordu. Osmanlı Devleti’nin bu kötü gidişatı yöneticilerde, aydınlarda ve geniş halk kesimlerinde “Osmanlı Devleti yıkılacak mı? Ne olacak bu kötü gidişatın sonu?” şeklinde karamsarlıkların ve umutsuzlukların doğmasına yol açmıştı. İşte, Osmanlı Devletinin I. Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde genel durumu böyleydi.
Osmanlı yöneticileri, 19. yy. başlarından beri Avrupa büyük devletlerinin kendisi ve toprakları hakkındaki niyet ve düşüncelerinin farkındaydılar. “Avrupa’nın Hasta Adamı” olarak nitelendirilen Osmanlı Devleti’nin parçalanmasının ve topraklarının paylaşılmasının büyük devletlerin dış politikalarındaki öncelikli amaç olduğu da biliniyordu. Nitekim, İngiltere Mısır’ı ve Kıbrıs Adası’nı, Fransa Cezayir ve Tunus’u, İtalya Trablusgarb’ı ve On İki Adaları, Rusya ise Kafkasları ele geçirmişti. Ayrıca, Meriç Nehri’nin batısındaki bütün Rumeli elimizden çıkmıştı. Yine, Balkan Savaşı sonunda Ege Adaları’nın büyük bir kısmını kaybetmiştik.
Osmanlı yöneticileri çıkacak bir genel savaşta Osmanlı Devleti’nin savaşa katılsa da katılmasa da topraklarının paylaşılmasının bu savaşın asıl nedenlerinden biri olacağını gayet iyi bilmekteydiler. Bu nedenle Avrupa’da oluşmuş ittifaklardan birisine katılarak, toprak bütünlüğünü bu sayede korumak istiyorlardı.
İtilâf devletleri arasında Osmanlı Devleti’nin dost ve düşman gözüyle baktığı devletler bulunuyordu. Bu grupta yer alan İngiltere ve Fransa, zaman zaman dost devlet olarak bize siyasî, askerî ve ekonomik desteklerde bulunup, toprak bütünlüğümüzü korumamıza yardımcı olmuşlarsa da; çoğu zaman da bunun tersi bir politikayla Osmanlı Devleti’nden toprak elde etmişler ve onun düşmanlarına yardım ederek destek vermişlerdir. Bilhassa Trablusgarp ve Balkan Savaşları’nda Osmanlı Devleti aleyhinde faaliyetlere girmişler ve politikalar takip etmişlerdi. Ayrıca, bu grupta öteden beri İstanbul ve Boğazlar’da gözü olan, artık bizim için “millî düşman” olmuş ve Balkanlı devletlerin bağımsızlığa kavuşmasında ve Balkan Savaşı’nda uyguladığı “Panslavist” politikalarla doğrudan rol alan Rusya bulunuyordu. İşte, bu grupta İngiltere ve Fransa gibi Osmanlıya karşı iki yüzlü politikalar uygulayan ve bizi her fırsatta parçalamayı bir dış politika ideali haline getirmiş olan Rusya’nın varlığı, Osmanlı yöneticilerini “Üçlü İtilâf” tan uzaklaştıran temel nedenlerdi.
Üçlü İttifaka gelince, bu ittifakın en güçlü devleti Almanya idi. Almanya İkinci Meşrutiyet’ten beri, özellikle İstanbul’daki elçisi Baron Marşal’ın zekası sayesinde Osmanlı yöneticilerini, bu devletin hakiki ve saf dostu olduklarına ve Osmanlı topraklarında Almanya’nın hiç gözü olmadığına inandırdı. Bu nedenle Sultan II. Abdülhamit zamanında başlayan Türk-Alman yakınlaşması, İttihat ve Terakki Partisi iktidarında daha da gelişti. Bu grupta yer alan Avusturya ile ise, Balkan Savaşı’ndan sonra doğrudan bir sınırımız kalmamıştı. Bütün bu sebeplerle Osmanlı yöneticilerinde Alman-Avusturya ittifakına karşı eğilim artmaya başladı. Akdeniz’de güçleri az olan bu devletlerden Osmanlı Devleti’ne zarar gelmeyeceği inancı meydana geldi. Dolayısıyla Almanya’ya dayanmak ve ona göre bir siyaset gütmek, Osmanlı Devleti’nce bazı bakımlardan en doğru yol olarak kabul edildi.
Neticede Osmanlı yöneticilerinde iki temel fikir belirdi. Birincisi, Almanya ile Osmanlı Devleti’ni her durumda korumayı sağlayacak kesin ve açık bir antlaşma yapmaktı. İkincisi, yakın gelecekte Osmanlı Devleti’ne zarar verebilecek ve bilhassa bunlardan Akdeniz’e hakim olan devletlerle yakınlık kurmak, mümkünse anlaşmaktı. İngiltere ve Rusya ile antlaşma teşebbüsleri de bu gibi düşüncelerden kaynaklandı. Diğer taraftan, günlük giderlerini bile dış borçlardan sağlayan Osmanlı devleti, bu yönüyle de Fransa’ya muhtaçtı. Bu devlete yapılan İttifak teklifinin temelinde borç para alma ve Osmanlı Devleti’ni Rusya’ya ve İngiltere’ye karşı koruyabileceği ümidi yatıyordu.
Osmanlı yöneticileri ilk ittifak arayışlarını ve teklifini Almanya’ya değil; İngiltere, Fransa ve Rusya’ya yapmıştır.
İngiltere ve Fransa’nın Osmanlı Devleti ile ittifak yapmamalarının temelinde, artık bu devletin toprak bütünlüğünü korumak yerine, Osmanlı Devleti’ni parçalamak ve topraklarını paylaşmak politikasının ön plâna çıkması yatmaktadır. Ayrıca, Osmanlı Devleti’ni kendi ittifaklarına aldıkları takdirde bu devletin içinde bulunduğu malî ve ekonomik sıkıntıları ortadan kaldıracak desteği vermeleri gerekecekti. Yine, Osmanlı ordusunun tepeden tırnağa modernleşmesi gerekiyordu. Bu durum, oldukça büyük bir ekonomik yük getirebilirdi. İşte bu nedenlerden dolayı, sırtlarında taşıyacakları bir kambur olarak düşündükleri Osmanlı Devleti’ni ittifaklarına almamışlardır.
İtilâf devletleri nezdindeki ittifak teşebbüslerinden bir netice alamayan Osmanlı yöneticileri; bu kez Almanya ile ittifak arayışına girmişlerdir. Yukarıda da değindiğimiz gibi; II. Abdülhamit döneminde olumlu bir yapıda başlayan Türk-Alman ilişkileri, o günün şartlarında çok büyük bir yatırım projesi olan “Berlin-Bağdat Demiryolları Projesi”nin Almanya’ya verilmesiyle daha da artmıştı. Almanya; bu demiryolunu inşa etmekle, ekonomik yönden Osmanlı Devleti’ne sıkı bir şekilde bağlanacak ve O’nu, Türkiye’ye siyasî buhranlar ile askerî hareketlerde yardım etmeye mecbur edecekti. Ayrıca bu yollar, Osmanlı Ordusu’nun seferberliğini süratle tamamlamasına ve büyük kuvvetlerini kolaylıkla kaydırmasına imkân sağlayacaktı. Daha sonraki yıllarda Osmanlı Ordusu’nun -özellikle Kara Ordusu- modernizasyonu Alman askerî ve teknik heyetlerine verilmişti. Bu durum ordunun genç subaylarında Almanya’nın askerî gücüne olan bir hayranlığın uyanmasına neden olmuştu. Başta Enver Paşa olmak üzere bir çok genç subayın ortak kanaati, Avrupa’da Alman Ordusu’nu yenecek bir başka gücün olmadığı yolundaydı.
Avrupa’da savaş başladıktan ve ilk günlerdeki Alman saldırılarının doğuda Ruslar, batıda ise Fransızlar ve İngilizlerce desteklenen Belçikalılar tarafından durdurulması üzerine, Alman orduları bu cephelerde müşkül bir duruma düşmüşlerdi. Bunun üzerine Alman Genelkurmayı ve Alman Hükümeti, İngilizleri, Fransızları ve özellikle Rusları oyalayabilecek bir devlet olarak gördükleri Osmanlı Devleti’yle bir ittifak yaparak, Osmanlı’yı Almanya’nın yanında savaşa girmeye zorlamak plânını devreye sokmak istediler.


mesajın devamı için Osmanlığı İmparatorluğu ve Birinci Dünya Savaşı
Misafir
17 Mayıs 2011 14:05   |   Mesaj #3   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
peki amaçları?
Cevap Yaz
Hızlı Cevap
İsim:
Mesaj:
Önceki Konu Sonraki Konu

Osmanlı İmparatorluğu 1. Dünya Savaşı'na nasıl girmiştir? Konusuna Benzer Konular

Cevap: 1
Son Mesaj: 25 Ağustos 2013 01:19
Cevap: 3
Son Mesaj: 16 Şubat 2012 09:30
Türkiye 2. Dünya Savaşı'na neden girmiştir?
Gönderen: Misafir Forum: Soru-Cevap
Cevap: 0
Son Mesaj: 15 Aralık 2010 18:26
Cevap: 3
Son Mesaj: 18 Aralık 2009 19:04
Osmanlığı İmparatorluğu ve Birinci Dünya Savaşı
Gönderen: ThinkerBeLL Forum: Osmanlı İmparatorluğu
Cevap: 8
Son Mesaj: 11 Nisan 2009 03:32
Sayfa 0.244 saniyede 10 sorgu ile oluşturuldu