Hoş geldiniz sayın ziyaretçi Neredeyim ben?!

Web sitemiz; forum, günlük, video ve sohbet bölümlerinin yanı sıra; Skype ile ilgili Türkçe teknik destek makaleleri, resim galerileri, geniş içerikli ansiklopedik bilgiler ve çeşitli soru-cevap konuları sunmaktadır. Daima faydalı olmayı ilke edinmiş sitemize sizin de katkıda bulunmanız bizi son derece memnun eder :) Üye olmak için tıklayınız...


Forumda Ara

Endülüs Emevi Devleti'ndeki İslam bilim adamları kimlerdir, çalışmaları nelerdir?

Bu konu Soru-Cevap forumunda Misafir tarafından 22 Aralık 2009 (19:08) tarihinde açılmıştır.
25701 kez görüntülenmiş, 31 cevap yazılmış ve son mesaj 1 Ocak 2014 (14:16) tarihinde gönderilmiştir.
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Eski 22 Aralık 2009, 19:08

Endülüs Emevi Devleti'ndeki İslam bilim adamları kimlerdir, çalışmaları nelerdir?

#1 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
Sponsorlu Bağlantılar Sponsorlu Bağlantılar
Endülus Emevi devletinin gelişmiş olduğu Müslüman devletleri neler ????? :s
En iyi cevap ener tarafından gönderildi

Alıntı:
Misafir adlı kullanıcıdan alıntı Mesajı Görüntüle

söyleyin nerde
Dil-Edebiyatvirgs Eğitimvirgs Bilim ve Fikir Hayatı
Endülüsvirgs toprakları üzerinde çok farklı unsurların barındığı ve müşterek kültürün hâkim olduğu toplumsal bir ortamdı. Bir arada yaşayan üç büyük din mensubu toplulukların konuştukları Arapçavirgs Berberîcevirgs İspanyolcavirgs Portekizcevirgs Lâtincevirgs Fransızcavirgs Katalanca gibi yedi lisânın karışmasından ortaya çıkan “Endülüs Acemiyyesi” (el-Lâtiniyye) adında yeni bir halk dilinin sâhibi olmuş bir ülkeydi. Bu nedenlevirgs oradaki edebiyatçı ve âlimlerinvirgs bütün lisânları kolayca öğrenme imkanları vardı
Birarada yaşama kültürünün (convivencia) doğal bir sonucu olarak Arapça’nın ve bazı Müslüman geleneklerinin yerli halk arasında yayılmış olması kadarvirgs yerli halkın dili olan Lâtince’nin ya da bu dilin İspanya ağzı olan Romance’nin konuşma dili olarak Müslüman halk arasında yayılmış olması da bir gerçekti. Dolayısıylavirgs Endülüs halkının kültür seviyesi de zamanın diğer devletlerine oranla oldukça yüksekti.
Bu gerçeğivirgs Endülüs devletinin eğitimvirgs kültür ve sanat alanlarındaki seviyesini yansıtan tarihî kayıtlardan anlamak mümkündür. Konuya ışık tutan kayıtlarla dolu toplumsalvirgs bilimsel ve kültürel hayata dâir pek çok eser mevcuttur. Sâid el-Endelüsîvirgs İbnü’l-Faradîvirgs Humeydîvirgs İbn Bessâmvirgs İbn Beşküvâlvirgs İbnü'l-Ebbârvirgs İbn Abdülmelikvirgs İbnü'l-Hatîbvirgs İbn Hallikânvirgs İbn Ebû Usaybiavirgs İbnü'l-Esîrvirgs İbn Dahiyye İbnü'z-Zübeyrvirgs İbn Cübeyr ve Makkarî gibi müelliflerin Endülüs tarihi ile ilgili olan eserleri veya eserlerindeki ilgili bölümler bu konuda ilk anda sayılabilecek olanlardır.
Ulaşılan yüksek eğitim seviyesi sayesindevirgs Endülüs’te dinî ilimler yanında müsbet ilimlerde de pek çok bilgin yetişmişti. Devirlere göre bazı farklılıklar göstermiş olmakla birlikte genel olarak Endülüs’te de geçerli olan eğitim sisteminin temelini oluşturan unsurları amaçlarıyla birlikte şöyle saymak mümkündür. Okuma yazma ve dilbilgisivirgs öncelikli olarak kutsal metinlerin incelenmesi için; Aritmetikvirgs mirasın Kur’an’a göre paylaşılmasını sağlamak için; Gökbilimvirgs câmilerin Mekke’ye doğru yönlendirilmesi ve takvimi düzenlemek için; tıpvirgs hastalıkları tedavi etmek için öğrenilir ve öğretilirdi. Hiç şüphesizvirgs bu tahsilin başka alanlarda da yararlı olacağı kabul edilirdi.
Murâbıtlar döneminde özellikle edebiyatın nesir alanında çok ileri seviyede örnekler ortaya çıktı. Ayrıcavirgs bu bilginler Doğu İslam dünyasına da çeşitli amaçlarla sıkça seyâhatler yapmışlarvirgs böylelikle kendi kültürel birikimleriyle doğuluların birikimlerini mukayese etme imkanı da bulmuşlardı. Bu tespitivirgs İslam âlimlerinin hayatlarını anlatan kaynaklarda bulmaktayız. Böyleliklevirgs Doğu İslam dünyası ile Endülüs arasında sürekli işleyen bir kültür köprüsü kurulmuş oluyordu.
Endülüs halkının bir nevi ortak lisânı olan Acemiyyevirgs zamanla sokaklardaki her dinden ve her kesimden insanvirgs hatta saray seçkinleri tarafından bile kullanılır oldu. Sonradan siyasî ve iktisadî hayatta da kullanıldı. Bazı saray çevrelerinde Galicia lehçesi gibi farklı tarzları da konuşulurdu. Ancakvirgs bu durum beraberinde her milletin kendi dilini unutma tehlikesini de getirmişti. Bu sebeplevirgs özellikle Hıristiyan kesimde bazı yakınmalar dile getirilmişti. Diğer lisânlar yanındavirgs Acemiyye yüzünden Arapça da halkın ihmaline uğramışvirgs resmî dâire ve eğitim yerleri dışında pek kullanılmaz hale gelmişti.
Arapça’nın Nahiv ilmi denen gramerini öğrenerek tedâvülde kalmasını sağlayan isevirgs ancak devlet adamları ve bilginler olmuştu. O zamanlar Endülüs’te olduğu gibivirgs bugün de ülkemizde kendi dilimizi ve onun taşıdığı millî kültürümüzüvirgs üzerimize çöken Batı kültürünün etkisiyle kaybetme noktasına yaklaşmaktayız. Yanivirgs şu anda yaşanan kültür = kimlik dönüşümü ya da kaybıdır. Bunun sonunda veya sonrasında daha tehlikeli durumlarla karşılaşmayı beklememiz gerekmektedir.
Son zamanlarda konuya hassasiyetle dikkatleri çeken Sayın Prof.Dr. Oktay Sinanoğluvirgs bir aydın bilim adamı olarak milletimize büyük bir hizmet ifa etmektedir. Sinanoğlu’nun piyasadaki iki kitabı (Bir New York Rüyası “Bye Bye” Türkçe ve Hedef Türkiye) dikkatle okunmaya ve ders çıkarılmaya değerdir. Ancakvirgs Endülüs ile bugünkü durum arasında temelde çok önemli bir fark vardır. O da şudur: Endülüs kültürü bir toplumsal kaynaşma sonucu toprakları üzerinde barış ve huzuru doğurmuşkenvirgs buna karşın bugün ülkemizi ve bütün dünyayı saran Batı kültürü kendi dışındaki dünyada toplum ve devlet çatışmalarına zemin hazırladığı için genellikle savaşa ve huzursuzluklara neden olmaktadır.
Endülüslülervirgs Endülüs Acemiyyesi’nin etkisiyle iki büyük orijinal edebî ürüne sâhip olmuşlardı. Bunlardan birincisi “müveşşah” ve ikincisi “zecel”di. Müveşşah’ı ilk kullanan edebiyatçı Makdem b. Muâfir Kaberî Darîr (812-840)virgs zecel’i ise İbn Abdirabbih (ö.356/967)virgs Ramâdî (ö.412/1021) ve İbn Kuzmân (555/1160-564/1068) oldu. Müveşşah tarzında fasih Arapça kullanılır. Ancakvirgs kasîde gibi tekli kâfiyeden yoksundur ve mûcidi olan Kaberîvirgs Acemiyye’den kelime alırvirgs onu “merkez” diye isimlendirirvirgs sonra da üzerine müveşşah’ı koyar ve böylece sanatını icrâ ederdi. Müveşşah’ı yaparken Acemiyye’den alınan merkez kelime ya da cümlevirgs “harce” veya “kufl” diye isimlendirilir ve bu harceler Endülüs halk şarkılarından alınmaydı. Bu edebî dalda daha başka bilginler de yetişmişti.
Zecel’e gelincevirgs zecel Acemiyye’nin daha çok İspanyolca’ya yakın şeklinden meydana gelen ve Endülüs’te kullanımı yaygınlaşan müveşşahların geliştirilmesiyle ortaya çıkmış olan edebî bir şiir biçimidir. Kendi dili içinde basit kâfiyelerle yapılan beyitlerden oluşur. Gerçekte zecelvirgs ancak Latin takviminde bulunan bayramlar ve mevsimlerden bahsetmesi; avâm Arapça’sıyla karışık Acemiyye’den kelime ve cümleler kullanması; Arap edebiyatının ıssız diyarlarda yapılan yolculuklarvirgs çöl ve bedevî hayatıvirgs göç etmevirgs ölüm ve ayrılık gibi geleneksel konularından uzak oluşu; buna karşınvirgs daha çok Müsta’riblerin yaşayış ve âdetleriyle Endülüslü Müslümanların günlük yaşantılarını ihtiva etmesi sebebiyle Endülüs'e mahsus bir edebî tarzdır. Buradavirgs Endülüs şiirinin bir parçası olarakvirgs Sefarad Yahudileri adıyla da anılan Endülüs Yahudilerine has ve bugün Batı’da Hebrew Poetry şeklinde ifade edilen bir türe de değinmeliyiz.
Endülüs dili ve edebiyatıvirgs nasıl Hıristiyanların dil ve edebiyatlarından etkilenerek Acemiyyevirgs Müveşşah ve zecel gibi ürünler verdiysevirgs İspanyalıların ve güney Frankların edebiyatı da Endülüs’ünkinden etkilenerek yeni ürünler vermişti. Bunun örneğivirgs Pireneler bölgesinde doğan ve Terubador veya Teruver adı verilen şiir tarzıdır. Endülüs’ün müveşşah ve zeceline çok benzeyen bu şiirvirgs zecel gibi duygusal içerikli ve enstrümanla söylenebilir özelliğe sâhipti. İcra yeri isevirgs kral ve aristokratların saray ve mâlikâneleriydi. Bu şiir tarzının Müslümanlardan mı alınmavirgs yoksa doğal gelişimle mi ortaya çıkma olduğu konusundaki batılı araştırmacıların tartışmalarındavirgs bu şiirin Endülüs kültürünün etkisiyle ortaya çıkmış olduğu kanısı yaygın olarak işlenmiştir. Gerçekte konularıvirgs beyitlerin dizin örneği ve kâfiyelerin birbirini takip etmesi gibi özellikleriyle bu şiir tarzıvirgs müveşşah ve zecellerin hemen aynısıdır.
Endülüs’ün sınır eyâleti Sarakustavirgs Endülüs dili ve edebiyatı mahsûllerinin Hıristiyanlara tesiri ve naklinde önemli bir role sâhip olmuştu. Çünküvirgs Hûdîler’in elindeki şehirvirgs her ırktan Hıristiyan süvârilerin uğrak yeriydi. Oradan aynı anda Katalûnyevirgs Aragon ve Navarın her bölgesine yayılan kahramanlık şiirleri ile bestelervirgs Sarakusta sarayı ve konaklarında Endülüslülerce inşâd ediliyordu. Böyleliklevirgs Endülüslülerin şiir ve şarkıları komşu Hıristiyan beldelere yayılıyorvirgs millî şarkı nağmeleriyle marşları zamanla Pireneler bölgesinevirgs oradan da diğer Avrupa toplumlarına yayılıyordu.
İspanyol edebiyatında pişmanlık bildiren aşk şiir tarzı ile tarihî olayların anlatıldığı şiirlervirgs tamamen Endülüs şiirinin etkisinde oluşum ve gelişim göstermişlerdir. Sadece şiir ile değilvirgs kelime haznesi bakımından da Arapça’nın İspanyolca’ya etki ve katkısı büyük olmuştur. Arapça’dan İspanyolca’ya geçen kelimelervirgs bazı modern araştırmacılara göre İspanyolca sözlüğünün dörtte birini teşkîl etmektedir. Ayrıcavirgs Portekizce’ye geçen otuz bin ve Katalanca’ya geçen sayısız kelime de hesaba katılmalıdır. Arapça kelimelerin söz konusu dillere geçişivirgs daha çok Müslümanların kendileri için edindikleri ve kendi dilleriyle isimlendirdikleri medeniyet ürünü maddî unsurlarınvirgs adları değişmeden kuzeyli Hıristiyan devletlere intikâl etmesi ve oralarda yayılması şeklinde olmuştur.
Bu türden kelimelerden sadece konuyu örnekleme amacıyla verilebilecek olan bazıları şunlardır: “Fünduk” kelimesi “fonda”virgs “tâhûne” “tahona”virgs “ta’rîf” “tarifa”virgs “ürz” “erros”virgs “sükker” “azucar”virgs “sâkıye” “acequia”virgs “hizâne” “alacena”virgs “mühadde” “almohada”virgs “dükkân” “adoqurin”virgs “kirâ “alquiler”virgs “kâdî” “alcalde”virgs “kubbe” “alcoba”virgs “binâ” “albanil”virgs “fülân” “fulano”. Bugünkü İspanyolca’da kullanılmayıp Portekizce’ye girmiş olan kelimelerden bazıları da şunlardır: “Katîfe” “alcatifa”virgs “fünduk” “alfandaga”virgs “hayyât” (terzi) “alfajate”virgs “sahrâ” “safara” ve “rıtıl” “arretel”.
Konunun dağlarvirgs tepelervirgs adalarvirgs sâhillervirgs nehirlervirgs denizlervirgs mağaralarvirgs bahçelervirgs ağaç ve çiçeklervirgs renkler ve yıldızlarvirgs ovalar ve vâdiler gibi tabiat mekânları; otlaklarvirgs ekim alanlarıvirgs köylervirgs şehirlervirgs yapılarvirgs sokaklarvirgs yollarvirgs köprülervirgs kalelervirgs değirmenler ve kuleler gibi insan ürünü eserler yönünden de örnekleri sayısız miktarlardadır. Meselâvirgs dağ anlamındaki “cebel” kelimesi “jabalcon”virgs “gibralbin” ve “gibralfaro” şeklinde İspanyolca’ya geçmiştir. “Müdevver” kelimesi “Almodâvâr del Rio” şehrine isim olmuşvirgs “vâdî” kelimesiyle başlayan “el-Vâdî’l-Kebîr” “Guadalquivir”virgs “Vâdî’l-Hicâre” “Guadalajara”virgs “Vâdî’l-Kanâl” “Guadalcanal”virgs “Vâdî’l-Kasr” “Guadalcazar”virgs “Vâdî’l-Kutn” “Guadalcoton” pek çok coğrafî isim; ayrıca kılık kıyâfetvirgs hendesevirgs mimârîvirgs süsleme gibi hayatın pekçok alanındaki eşya isim ve kavramları İspanyolca’ya Arapça’dan geçmiştir.
Avrupa’da Romen rakamlarının yerini alan bugünkü Hint menşeli Arap rakamlarıvirgs halen kullanılan “algebra” (cebr)virgs “betelgeuse” (beytü’l-cevze) ve “cenit” (semt) gibi terimlervirgs sıfırın kullanılması gibi matematik ve astronomi sahasındaki Endülüs-İslam tesirleri hakkında fikir vermektedir. Astronomi sahasında Arapça’dan Lâtince’ye pek çok kitap tercüme edilmiş ve bu eserlerdeki terimler Arapça şekliyle muhâfaza edilmiştir. Bu alanda büyük çalışmalar yapmış bilginler içinde meşhur olanlarıvirgs Mesleme el-Mecrîtî ile ez-Zerkâlî ve et-Tuleytulî’dir. V./XI. yüzyılda Tuleytula’da kurulan Zerkâlî’nin rasathânesivirgs Hıristiyanlar üzerinde etkili olmuştu. Konunun önemli yazmalarını bularak inceleyen araştırmacı Jose Milas Villicrosavirgs bulduğu sonuçları El quebacer astronomico de la Espana Arabe adını verdiği kitabında toplamıştır.
Astronomiyle birliktevirgs tıp alanında da Endülüs Müslümanlarının İspanyol ve Avrupalılar’a intikâl eden mirasları azımsanamayacak kadar çok olmuştu. Endülüslü Hıristiyan ve Yahudilervirgs daha evvel Hipokrat ve Calinus’un eserlerinden yararlanırkenvirgs Müslümanlar ile İberya’ya gelen tıbbî birikimi benimsemişler ve Müslümanlar ile birlikte buna büyük katkıda bulunmuşlardı. Tıp alanında yapılan tercümeler sayesindevirgs Avrupalılar’ın hastalık ve sebepleri hakkındaki gelenekleri zamanla değişmiş ve yerini modern anlamda İslam tıbbına bırakmıştı. Endülüs’te tıbbın gelişimi konusuvirgs buraya sığmayacak kadar geniştir. Burada vurgulanması gerekenvirgs bu alanda Batı dünyasına geçen Endülüs tesirlerinin büyük olduğu gerçeğidir.
Endülüs’te toplumsal bilimlerin dilvirgs edebiyat dışında tarihvirgs coğrafyavirgs biyografivirgs felsefe ve dinî ilimler gibi alanlarında da büyük bilginler yetişmiş ve değerli eserler vücuda getirmiştir. Murâbıtlar’ın Endülüs’e hâkim oldukları ilk zamanlarda yaşamış olan bilginlerden Ebû Cafer Yusuf b. Hasdâyvirgs Ebû’s-Siltvirgs İbn Bâcevirgs Ebû Mervan İbn Zührvirgs Ebû’l-Ulâ İbn Zührvirgs Ebû Mervan b. Ebû’l-Ulâ’ İbn Zühr ve botanik bilgini İşbiliye’li İbnü’l-Avvâm’dır. Muvahhidler zamanında yaşamış olanlar ise şunlardır: Hafîd Ebû Bekr İbn Zührvirgs Ebû Muhammed İbnü’l-Hafîd İbn Zührvirgs büyük bilgin ve filozof Ebû’l-Velîd İbn Rüşdvirgs Ebû Bekr Ebû’l-Hasen Zührî ve Mâleka’lı botanikçi İbnü’l-Baytar. Bu bilginlervirgs kendi zamanlarının en değerli şahsîyetleri olarak Endülüs kültürü ve medeniyetinin gelişimine büyük katkılar yapmışlardır.
İslam dünyasının Batı’ya tesirleri kendisini en fazla felsefe alanında göstermiştir. Doğu-İslam dünyasında Fârâbî (ö. 850)virgs Kindî (ö. 873) ve İbn Sinâ (ö. 1037) gibi büyük filozoflar yetişmiştir. Ancakvirgs İslam felsefesinin Batı düşüncesini etkilediği merkez Endülüs’tür. Çünküvirgs Avrupalılar Doğu felsefelerini ancak Endülüs kanalıyla öğrenme imkanı bulmuşlardır. İslam dünyasındaki dilvirgs din ve kültür birliği fikir alışverişinivirgs bilginlerin ve kitapların doğudan batıya intikâlini kolaylaştıran bir unsurdu. İslam felsefesi alanında Endülüs’ün yetiştirdiği üç büyük filozof vardır. Bunlar İbn Bâcevirgs İbn Tufeyl ve İbn Rüşd’tür.
Bunların Batı felsefe tarihindeki tesirleri çok büyüktür. Özellikle İbn Rüşdvirgs kendisine yöneltilen eleştirivirgs töhmet ve zındıklık (dinsizlikvirgs dinden çıkma) suçlamalarına rağmen fikirlerini özgür iradesine dayanarak geliştirdiği içinvirgs fikir hürriyetinin de öncüsü sayılmaktadır. Filozofların filozofu Aristo’yu İslam dünyası ve daha sonra da Batı’ya fikirlerini geliştirerek aktaran İbn Rüşd olmuştur. Onun kanalıyla Avrupa’ya geçen felsefî düşüncelervirgs kilise tarafından sakıncalı görülerek yasaklanmasına rağmen yayılma fırsatı bulmuştur. Bu olguvirgs Avrupa’da kiliseye karşı başlatılan düşünce özgürlüğü mücadelesinin tetikleyicisi olmuştur.
Tercüme Hareketiyle Gerçekleşen İlişkiler ve Etkileşim
İslam medeniyeti tarihinde tercüme hareketi denincevirgs akla Abbâsîler’in Bağdat’ı ile Endülüs gelmektedir. Bağdat’ta başlayan bilim ve felsefe alanlarındaki tercüme faaliyetivirgs Endülüs’te daha da yoğun şekilde sürdürülmüştü. Buna karşınvirgs Avrupalı Hıristiyanlar dine aykırı kabul edildiği için bilim ve düşünce faaliyetlerini yasaklamışlardı. Bu sebeplevirgs batı dünyası “karanlık çağ” denilen bir dönemi yaşamaktaydı ve genel olarak Müslümanlarınvirgs özelde isevirgs kendi içlerindeki Endülüs-İslam medeniyetinin pek fazla farkında değillerdi. Ancakvirgs V./XI. yüzyıl sonlarında Fransızlar ve Papalığın etki ve destekleriyle Haçlı fikrinin doğuşuvirgs peşinden Reconquista hareketinin hızlanmasıylavirgs önce İspanyalılar ve sonra da Avrupalılar Endülüs’evirgs daha sonra doğu Türk ve İslam dünyasına Haçlı seferleri tertip ettiler.
İster Endülüs’e ve isterse Orta Doğu’ya karşı olsunvirgs Haçlı Seferleri vesilesiyle Hıristiyanlar İslam medeniyetini yakından tanıma fırsatı buldular. Buradavirgs Endülüs açısından sadece bir askeri ilişki tarzı olan Haçlı Seferleri ya da karşılıklı savaşlar dışındavirgs Müslüman Endülüs ile Hıristiyan İspanya arasındaki medenî iletişim ve etkileşim kanallarını da hatırlamalıyız. Aslındavirgs savaş bu kanallardan sadece biridir. Her durumda mümkün olan bütün yollarla taraflar arası ilişkiler gerçekleşmekteydi ve Avrupalıların İslam ülkelerini görmeleri önünde bir engel bulunmamaktaydı. Dolayısıylavirgs müreffeh-huzurlu hayatlarını görerek hayran kaldıkları Müslümanlar gibi yaşamak arzusuylavirgs bilim ve felsefe alanlarında onların eserlerini inceleyerek benimsemeyevirgs bu çerçevede Arapça yazılmış eserleri Lâtince’ye tercüme etmeye başladılar. Tercüme faaliyetinin Bağdat’tan sonra iki önemli merkezinden biri Sicilyavirgs en önemlisi de Endülüs idi.
Endülüs’te tercüme faaliyetleri IV./X. yüzyılda başlamış olmasına rağmenvirgs daha sistemli ve yoğun bir şekle bürünmesivirgs VI./XII. yüzyıl başlarına tekâbül eder. Kurtuba ile Tuleytulavirgs mütercim ve müelliflerin çalıştığı merkezler oldu. Endülüs Emevileri halifelerininvirgs özellikle Hakem el-Müstansır’ın başşehir Kurtuba’davirgs Doğu-İslam bilim merkezleri olan Bağdatvirgs Şamvirgs Kahirevirgs İskenderiye ve Konstantiniye’den topladıkları kitaplarla çok zengin bir saray kütüphanesi kurduğu bilinmektedir. Bundan başkavirgs Kurtuba’da özel kitaplıklar da mevcuttu. İster Müslümanvirgs ister Yahudi veya isterse Hıristiyan olsun her isteyen kişi kütüphanelerden yararlanabiliyordu.
Bu sayede yüksek bilimsel düzeylere erişen Endülüslü bilginlerden bazıları şunlardır: Matematikvirgs tabiat ve astronomi bilgini Mesleme b. Ahmed el-Mecrîtî (338-398/950-1007)virgs saray tabibi Hasday b. Şeprutvirgs astrolog İbn Vâfidvirgs astronom İbn Hamîs. Kurtuba’nın bilimsel gelişme havasını bozanvirgs X. yüzyıl sonunda başlayarak XI. Yüzyılın başında gittikçe vahim bir hal alan siyasi iç kargaşalar (el-fitnetü’l-kübrâvirgs el-fiten) oldu. Bu karışıklıklar sebebiylevirgs pekçok bilgin Kurtuba’yı terk ettiler ve daha elverişli ortama sahip diğer vilayetlerevirgs bu arada daha çok eski Vizigot başkenti Tuleytula’ya göç ettiler. Bu ortamda yağmaya maruz kalan Kurtuba kütüphanelerinin kitapları diğer vilayetlere dağıldı. Tuleytula’da Müslümanların kurduğu kütüphaneler şehrin kaybından sonra da Müslümanvirgs Yahudi ve Hıristiyan bilginlerin uğrak mekânları olmaya devam etti.
Şehrin Başpiskoposu Raimundusvirgs Bağdat’taki Beytü’l-Hikme’ye benzer bir müesseseyi Tuleytula’da kurdu. Arap dili ve edebiyatının da öğretildiği bu kurumda çalışan Müslümanvirgs Hıristiyan ve Yahudi mütercimler felsefevirgs astronomivirgs matematikvirgs tıpvirgs kimyavirgs tarihvirgs coğrafya ve edebiyat gibi bilim dallarıyla ilgili çok sayıda Arapça eseri Lâtince’ye çevirdiler. Bu tercüme çalışmaları esnasında Tuleytula farklı din ve milletlerden bilginlerin kaynaştığı bir medeniyet merkezine dönüşmüştü. Tuleytula’dakinin benzeri tercüme okullarıvirgs VII./XIII. yüzyılda İşbiliye ve Mürsiye’de de açıldı.
Esas olarak Yahudilervirgs ticarî hayatta olduğu gibi bilimsel faaliyet alanında da Hıristiyanlar ile Müslümanların aracılığını yapan kesimdi. Grekçe ve Lâtince’den Arapça’ya aktarılan felsefî ve bilimsel eserlervirgs V./XI. yüzyılın sonlarından itibaren Müslüman bilginlerin elinde olgunlaşmış ve yenilenmiş halleriyle Arapça’dan Lâtince ve İspanyolca gibi diğer dillere çevrilmeye başlandı. Böylecevirgs İslam medeniyetinin bilim ve felsefe alanlarındaki birikimleri batılılara aktarılmış oluyordu. Ortaçağ Avrupasıvirgs bu tercüme hareketi sayesinde eski Yunan felsefesinivirgs özellikle Aristo’yu öğrenme imkanı buldu. Din ile aklı uzlaştırmaya dönük Müslüman filozofların fikirleri onların zihniyetlerinde inkılap meydana getirdi.
İbn Rüşdvirgs Musâ b. Meymûnvirgs İbn Bâce ve İbnü’l-Arabî gibi İslam filozoflarınınvirgs eserleri ve fikirleriyle Hıristiyanların fikir ve bilim hayatlarına asırlarca şekil verdiği bilinen bir husustur. Albert Magnusvirgs Duns Scottusvirgs Spinozavirgs Immanual Kantvirgs Leon-Kastilya kralı X.Alfonso el Sabiovirgs Dante ve Bacon gibilerivirgs Endülüs-İslam filozoflarından etkilenerek eser veren Avrupalı bilginlerden sadece bir kısmını teşkîl etmektedirler.
Endülüs’e Gelen İspanyol ve Avrupalı Öğrenciler Vasıtasıyla Gerçekleşen Etkileşim
Endülüs medeniyetinin Avrupa ile ilişkileri konusunda ilk akla gelen hususvirgs genellikle öğrenciler meselesi olmaktadır. Endülüsvirgs İspanya ve Avrupa milletlerinin ihtiyacı olduğu bir zamanda bir bilimvirgs kültür ve eğitim ülkesi olarak hizmet vermişti. Bu olguvirgs Endülüs Emevileri dönemi başlarından itibaren yavaş yavaşvirgs özellikle 1085 tarihinde Leon-Kastilya kralı VI.Alfonso’nun Tuleytula’yı almasından sonra gözle görülür şekilde bir ivme kazanmıştı. 711 yılından 1085 yılına kadar 374 sene İslam hâkimiyetinde kalmış olan kadîm Vizigot başkenti Tuleytulavirgs Endülüs İslam medeniyetinin önemli merkezlerinden birisiydi ve Hıristiyanların eline geçerek VI.Alfonso’nun yeni başşehri olduktan sonravirgs bu medenî birikimi sayesinde zamanla İspanya devletleri ve diğer Avrupa ülkelerinden gelen öğrencilere hizmet veren bir bilim merkezi hâline gelmişti. VI.Alfonsovirgs Endülüs medeniyetinin etkisinde kalarak sarayının her yanını İslam kültürünün alâmetleriyle bezemiş ve kendisini de “iki milletin İmparatoru” ilân etmişti.
Kuşaklar arasında toplumsal iletişimin ve eğitimin papazların tekelinde olduğu Ortaçağ Avrupa Hıristiyan dünyasındavirgs sadece Latince olarak okuma yazma öğretmekle sınırlıvirgs dinî hayata yönelik ve erkek çocukların katılabildiği bir okul eğitimi söz konusuydu. Yeni bir bilgi üretilmesi söz konusu değildi. Bütün çabavirgs özü koruma ve aktarmaydı. Dış etkilere karşı savunma durumunda özü korumak tasasına bağlı olarak ortaya çıkan bu katılıkvirgs Engizisyon mahkemelerine kadar uzanan bir boyuta sahip olacaktır. Fakatvirgs surların ve şatoların dışına taşıp yeni sömürgecilik ilişkilerinin başlamasıylavirgs çok geniş bir alana yayılan Hıristiyan toplum biriminde ideolojik birliğivirgs tek bir toplum benliğini elde edebilmek için yeni bir araca gerek duyuldu. Belli bir görüş ve düşüncenin geniş bir alana ve geniş topluluklara bozulmadan standart biçimde yayılabilmesi ancak matbaa ile sağlanabilecekti.
Endülüs devletinin başşehri ve kültür merkezi olan Kurtuba’yavirgs Tuleytula’dan evvel Hıristiyan öğrenciler gelmeye başlamışlardı. Kastilyalıvirgs Leonluvirgs Aragonlu ve Navarlı zeki gençler Endülüs’e gelerek Arapça öğreniyorvirgs muhtelif alanlarda uzman âlimlerden dersler alıyorvirgs bu arada Endülüs eşrâfına karışarak Müslümanların âdetlerini benimsiyor ve birer Müsta’rib hâline gelerek âdetâ Endülüslüleşiyorlardı. Yanivirgs Müslümanların yaşantısına ayak uyduruyorlarvirgs onlar gibi giyiniyorvirgs yiyip içiyorvirgs gezip eğleniyor ve hayat tarzı ve âdâbı muâşeret kurallarını benimsiyorlardı. Onların bu durumunuvirgs barbarlıktan medeniyete geçiş olarak değerlendirmek mümkündür. Bu öğrenciler içindenvirgs kendini yetiştirerek vezirlik makamına kadar yükselenler bile oluyordu.
Endülüs’te eğitim ve iş imkanları bol olduğu için Hıristiyan ülkelerden Endülüs’e gelen insanlarvirgs hem eğitim alıyorlar ve hem de çalışacak bir iş bulabiliyorlarvirgs böylece hayatlarını Müslümanlar gibi müreffeh şekilde yaşama fırsatını yakalayabiliyorlardı. Bu konuda onlara karşı herhangi bir kısıtlama veya ambargo koyulmuyordu. Bunun ilk örneklerinden birisivirgs 967-970 yılları arasında Kurtuba’da eğitim alarak Avrupa’ya dönen ve daha sonra II.Silvester (999-1003) adıyla Papa seçilen Gerbert’tir. Gerbert memleketine döndüğündevirgs öğrenmiş olduğu astronomivirgs matematik ve cebir bilgilerini duyan Hıristiyanlar çok şaşırmışlar ve bu bilimleri sihir saymışlardır.
Endülüs’ün Belensiye şehrini 1094 tarihinde işgal ederek bir süre elinde tutan ve maddî çıkar karşılığında herkes için savaşabilen Sid ilevirgs 1104 tarihinde ölen Aragon kralı I.Pedro da Arapça’yı çok iyi konuşan ve Endülüs’te tahsil gören önemli kişilerdendi.

kaynak
Sponsorlu Bağlantılar
Rapor Et
Eski 29 Aralık 2009, 21:50

Endülüs Emevi Devleti'ndeki İslam bilim adamları kimlerdir, çalışmaları nelerdir?

#2 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
endülüs emevilerinin bilim adamları
Rapor Et
Eski 30 Aralık 2009, 20:04

Endülüs Emevi Devleti'ndeki İslam bilim adamları kimlerdir, çalışmaları nelerdir?

#3 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
endülüs emevi deleti zamanında yetisen bilim adamlarını söyler misiniz???
Rapor Et
Eski 18 Ocak 2010, 14:50

Endülüs Emevi Devleti'ndeki İslam bilim adamları kimlerdir, çalışmaları nelerdir?

#4 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
endülüs emevi devletinin bilim adamları
Rapor Et
Eski 18 Ocak 2010, 14:52

endülüs emevi bilim adamları

#5 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
endülüs emevi devletinin bilim adamları kimlerdir
Rapor Et
Eski 19 Ocak 2010, 22:44

Endülüs Emevi Devleti'ndeki İslam bilim adamları kimlerdir, çalışmaları nelerdir?

#6 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
lütfen bana endülüs emevilerinin yetiştirdikleri bilim adamlarını gösterin.
Rapor Et
Eski 6 Şubat 2010, 11:28

Endülüs Emevi Devleti'nin bilimsel faaliyetleri nelerdir?

#7 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
endülüs emevi devletinin bilimsel faaliyetleri nelerdir?
Rapor Et
Eski 6 Şubat 2010, 11:48

Endülüs Emevi Devleti'ndeki İslam bilim adamları kimlerdir, çalışmaları nelerdir?

#8 (link)
_KleopatrA_
Ziyaretçi
_KleopatrA_ - avatarı
Dil-Edebiyat, Eğitim, Bilim ve Fikir Hayatı
Endülüs, toprakları üzerinde çok farklı unsurların barındığı ve müşterek kültürün hâkim olduğu toplumsal bir ortamdı. Bir arada yaşayan üç büyük din mensubu toplulukların konuştukları Arapça, Berberîce, İspanyolca, Portekizce, Lâtince, Fransızca, Katalanca gibi yedi lisânın karışmasından ortaya çıkan “Endülüs Acemiyyesi” (el-Lâtiniyye) adında yeni bir halk dilinin sâhibi olmuş bir ülkeydi. Bu nedenle, oradaki edebiyatçı ve âlimlerin, bütün lisânları kolayca öğrenme imkanları vardı
Birarada yaşama kültürünün (convivencia) doğal bir sonucu olarak Arapça’nın ve bazı Müslüman geleneklerinin yerli halk arasında yayılmış olması kadar, yerli halkın dili olan Lâtince’nin ya da bu dilin İspanya ağzı olan Romance’nin konuşma dili olarak Müslüman halk arasında yayılmış olması da bir gerçekti. Dolayısıyla, Endülüs halkının kültür seviyesi de zamanın diğer devletlerine oranla oldukça yüksekti.
Bu gerçeği, Endülüs devletinin eğitim, kültür ve sanat alanlarındaki seviyesini yansıtan tarihî kayıtlardan anlamak mümkündür. Konuya ışık tutan kayıtlarla dolu toplumsal, bilimsel ve kültürel hayata dâir pek çok eser mevcuttur. Sâid el-Endelüsî, İbnü’l-Faradî, Humeydî, İbn Bessâm, İbn Beşküvâl, İbnü'l-Ebbâr, İbn Abdülmelik, İbnü'l-Hatîb, İbn Hallikân, İbn Ebû Usaybia, İbnü'l-Esîr, İbn Dahiyye İbnü'z-Zübeyr, İbn Cübeyr ve Makkarî gibi müelliflerin Endülüs tarihi ile ilgili olan eserleri veya eserlerindeki ilgili bölümler bu konuda ilk anda sayılabilecek olanlardır.
Ulaşılan yüksek eğitim seviyesi sayesinde, Endülüs’te dinî ilimler yanında müsbet ilimlerde de pek çok bilgin yetişmişti. Devirlere göre bazı farklılıklar göstermiş olmakla birlikte genel olarak Endülüs’te de geçerli olan eğitim sisteminin temelini oluşturan unsurları amaçlarıyla birlikte şöyle saymak mümkündür. Okuma yazma ve dilbilgisi, öncelikli olarak kutsal metinlerin incelenmesi için; Aritmetik, mirasın Kur’an’a göre paylaşılmasını sağlamak için; Gökbilim, câmilerin Mekke’ye doğru yönlendirilmesi ve takvimi düzenlemek için; tıp, hastalıkları tedavi etmek için öğrenilir ve öğretilirdi. Hiç şüphesiz, bu tahsilin başka alanlarda da yararlı olacağı kabul edilirdi.
Murâbıtlar döneminde özellikle edebiyatın nesir alanında çok ileri seviyede örnekler ortaya çıktı. Ayrıca, bu bilginler Doğu İslam dünyasına da çeşitli amaçlarla sıkça seyâhatler yapmışlar, böylelikle kendi kültürel birikimleriyle doğuluların birikimlerini mukayese etme imkanı da bulmuşlardı. Bu tespiti, İslam âlimlerinin hayatlarını anlatan kaynaklarda bulmaktayız. Böylelikle, Doğu İslam dünyası ile Endülüs arasında sürekli işleyen bir kültür köprüsü kurulmuş oluyordu.
Endülüs halkının bir nevi ortak lisânı olan Acemiyye, zamanla sokaklardaki her dinden ve her kesimden insan, hatta saray seçkinleri tarafından bile kullanılır oldu. Sonradan siyasî ve iktisadî hayatta da kullanıldı. Bazı saray çevrelerinde Galicia lehçesi gibi farklı tarzları da konuşulurdu. Ancak, bu durum beraberinde her milletin kendi dilini unutma tehlikesini de getirmişti. Bu sebeple, özellikle Hıristiyan kesimde bazı yakınmalar dile getirilmişti. Diğer lisânlar yanında, Acemiyye yüzünden Arapça da halkın ihmaline uğramış, resmî dâire ve eğitim yerleri dışında pek kullanılmaz hale gelmişti.
Arapça’nın Nahiv ilmi denen gramerini öğrenerek tedâvülde kalmasını sağlayan ise, ancak devlet adamları ve bilginler olmuştu. O zamanlar Endülüs’te olduğu gibi, bugün de ülkemizde kendi dilimizi ve onun taşıdığı millî kültürümüzü, üzerimize çöken Batı kültürünün etkisiyle kaybetme noktasına yaklaşmaktayız. Yani, şu anda yaşanan kültür = kimlik dönüşümü ya da kaybıdır. Bunun sonunda veya sonrasında daha tehlikeli durumlarla karşılaşmayı beklememiz gerekmektedir.
Son zamanlarda konuya hassasiyetle dikkatleri çeken Sayın Prof.Dr. Oktay Sinanoğlu, bir aydın bilim adamı olarak milletimize büyük bir hizmet ifa etmektedir. Sinanoğlu’nun piyasadaki iki kitabı (Bir New York Rüyası “Bye Bye” Türkçe ve Hedef Türkiye) dikkatle okunmaya ve ders çıkarılmaya değerdir. Ancak, Endülüs ile bugünkü durum arasında temelde çok önemli bir fark vardır. O da şudur: Endülüs kültürü bir toplumsal kaynaşma sonucu toprakları üzerinde barış ve huzuru doğurmuşken, buna karşın bugün ülkemizi ve bütün dünyayı saran Batı kültürü kendi dışındaki dünyada toplum ve devlet çatışmalarına zemin hazırladığı için genellikle savaşa ve huzursuzluklara neden olmaktadır.
Endülüslüler, Endülüs Acemiyyesi’nin etkisiyle iki büyük orijinal edebî ürüne sâhip olmuşlardı. Bunlardan birincisi “müveşşah” ve ikincisi “zecel”di. Müveşşah’ı ilk kullanan edebiyatçı Makdem b. Muâfir Kaberî Darîr (812-840), zecel’i ise İbn Abdirabbih (ö.356/967), Ramâdî (ö.412/1021) ve İbn Kuzmân (555/1160-564/1068) oldu. Müveşşah tarzında fasih Arapça kullanılır. Ancak, kasîde gibi tekli kâfiyeden yoksundur ve mûcidi olan Kaberî, Acemiyye’den kelime alır, onu “merkez” diye isimlendirir, sonra da üzerine müveşşah’ı koyar ve böylece sanatını icrâ ederdi. Müveşşah’ı yaparken Acemiyye’den alınan merkez kelime ya da cümle, “harce” veya “kufl” diye isimlendirilir ve bu harceler Endülüs halk şarkılarından alınmaydı. Bu edebî dalda daha başka bilginler de yetişmişti.
Zecel’e gelince, zecel Acemiyye’nin daha çok İspanyolca’ya yakın şeklinden meydana gelen ve Endülüs’te kullanımı yaygınlaşan müveşşahların geliştirilmesiyle ortaya çıkmış olan edebî bir şiir biçimidir. Kendi dili içinde basit kâfiyelerle yapılan beyitlerden oluşur. Gerçekte zecel, ancak Latin takviminde bulunan bayramlar ve mevsimlerden bahsetmesi; avâm Arapça’sıyla karışık Acemiyye’den kelime ve cümleler kullanması; Arap edebiyatının ıssız diyarlarda yapılan yolculuklar, çöl ve bedevî hayatı, göç etme, ölüm ve ayrılık gibi geleneksel konularından uzak oluşu; buna karşın, daha çok Müsta’riblerin yaşayış ve âdetleriyle Endülüslü Müslümanların günlük yaşantılarını ihtiva etmesi sebebiyle Endülüs'e mahsus bir edebî tarzdır. Burada, Endülüs şiirinin bir parçası olarak, Sefarad Yahudileri adıyla da anılan Endülüs Yahudilerine has ve bugün Batı’da Hebrew Poetry şeklinde ifade edilen bir türe de değinmeliyiz.
Endülüs dili ve edebiyatı, nasıl Hıristiyanların dil ve edebiyatlarından etkilenerek Acemiyye, Müveşşah ve zecel gibi ürünler verdiyse, İspanyalıların ve güney Frankların edebiyatı da Endülüs’ünkinden etkilenerek yeni ürünler vermişti. Bunun örneği, Pireneler bölgesinde doğan ve Terubador veya Teruver adı verilen şiir tarzıdır. Endülüs’ün müveşşah ve zeceline çok benzeyen bu şiir, zecel gibi duygusal içerikli ve enstrümanla söylenebilir özelliğe sâhipti. İcra yeri ise, kral ve aristokratların saray ve mâlikâneleriydi. Bu şiir tarzının Müslümanlardan mı alınma, yoksa doğal gelişimle mi ortaya çıkma olduğu konusundaki batılı araştırmacıların tartışmalarında, bu şiirin Endülüs kültürünün etkisiyle ortaya çıkmış olduğu kanısı yaygın olarak işlenmiştir. Gerçekte konuları, beyitlerin dizin örneği ve kâfiyelerin birbirini takip etmesi gibi özellikleriyle bu şiir tarzı, müveşşah ve zecellerin hemen aynısıdır.
Endülüs’ün sınır eyâleti Sarakusta, Endülüs dili ve edebiyatı mahsûllerinin Hıristiyanlara tesiri ve naklinde önemli bir role sâhip olmuştu. Çünkü, Hûdîler’in elindeki şehir, her ırktan Hıristiyan süvârilerin uğrak yeriydi. Oradan aynı anda Katalûnye, Aragon ve Navarın her bölgesine yayılan kahramanlık şiirleri ile besteler, Sarakusta sarayı ve konaklarında Endülüslülerce inşâd ediliyordu. Böylelikle, Endülüslülerin şiir ve şarkıları komşu Hıristiyan beldelere yayılıyor, millî şarkı nağmeleriyle marşları zamanla Pireneler bölgesine, oradan da diğer Avrupa toplumlarına yayılıyordu.
İspanyol edebiyatında pişmanlık bildiren aşk şiir tarzı ile tarihî olayların anlatıldığı şiirler, tamamen Endülüs şiirinin etkisinde oluşum ve gelişim göstermişlerdir. Sadece şiir ile değil, kelime haznesi bakımından da Arapça’nın İspanyolca’ya etki ve katkısı büyük olmuştur. Arapça’dan İspanyolca’ya geçen kelimeler, bazı modern araştırmacılara göre İspanyolca sözlüğünün dörtte birini teşkîl etmektedir. Ayrıca, Portekizce’ye geçen otuz bin ve Katalanca’ya geçen sayısız kelime de hesaba katılmalıdır. Arapça kelimelerin söz konusu dillere geçişi, daha çok Müslümanların kendileri için edindikleri ve kendi dilleriyle isimlendirdikleri medeniyet ürünü maddî unsurların, adları değişmeden kuzeyli Hıristiyan devletlere intikâl etmesi ve oralarda yayılması şeklinde olmuştur.
Bu türden kelimelerden sadece konuyu örnekleme amacıyla verilebilecek olan bazıları şunlardır: “Fünduk” kelimesi “fonda”, “tâhûne” “tahona”, “ta’rîf” “tarifa”, “ürz” “erros”, “sükker” “azucar”, “sâkıye” “acequia”, “hizâne” “alacena”, “mühadde” “almohada”, “dükkân” “adoqurin”, “kirâ “alquiler”, “kâdî” “alcalde”, “kubbe” “alcoba”, “binâ” “albanil”, “fülân” “fulano”. Bugünkü İspanyolca’da kullanılmayıp Portekizce’ye girmiş olan kelimelerden bazıları da şunlardır: “Katîfe” “alcatifa”, “fünduk” “alfandaga”, “hayyât” (terzi) “alfajate”, “sahrâ” “safara” ve “rıtıl” “arretel”.
Konunun dağlar, tepeler, adalar, sâhiller, nehirler, denizler, mağaralar, bahçeler, ağaç ve çiçekler, renkler ve yıldızlar, ovalar ve vâdiler gibi tabiat mekânları; otlaklar, ekim alanları, köyler, şehirler, yapılar, sokaklar, yollar, köprüler, kaleler, değirmenler ve kuleler gibi insan ürünü eserler yönünden de örnekleri sayısız miktarlardadır. Meselâ, dağ anlamındaki “cebel” kelimesi “jabalcon”, “gibralbin” ve “gibralfaro” şeklinde İspanyolca’ya geçmiştir. “Müdevver” kelimesi “Almodâvâr del Rio” şehrine isim olmuş, “vâdî” kelimesiyle başlayan “el-Vâdî’l-Kebîr” “Guadalquivir”, “Vâdî’l-Hicâre” “Guadalajara”, “Vâdî’l-Kanâl” “Guadalcanal”, “Vâdî’l-Kasr” “Guadalcazar”, “Vâdî’l-Kutn” “Guadalcoton” pek çok coğrafî isim; ayrıca kılık kıyâfet, hendese, mimârî, süsleme gibi hayatın pekçok alanındaki eşya isim ve kavramları İspanyolca’ya Arapça’dan geçmiştir.
Avrupa’da Romen rakamlarının yerini alan bugünkü Hint menşeli Arap rakamları, halen kullanılan “algebra” (cebr), “betelgeuse” (beytü’l-cevze) ve “cenit” (semt) gibi terimler, sıfırın kullanılması gibi matematik ve astronomi sahasındaki Endülüs-İslam tesirleri hakkında fikir vermektedir. Astronomi sahasında Arapça’dan Lâtince’ye pek çok kitap tercüme edilmiş ve bu eserlerdeki terimler Arapça şekliyle muhâfaza edilmiştir. Bu alanda büyük çalışmalar yapmış bilginler içinde meşhur olanları, Mesleme el-Mecrîtî ile ez-Zerkâlî ve et-Tuleytulî’dir. V./XI. yüzyılda Tuleytula’da kurulan Zerkâlî’nin rasathânesi, Hıristiyanlar üzerinde etkili olmuştu. Konunun önemli yazmalarını bularak inceleyen araştırmacı Jose Milas Villicrosa, bulduğu sonuçları El quebacer astronomico de la Espana Arabe adını verdiği kitabında toplamıştır.
Astronomiyle birlikte, tıp alanında da Endülüs Müslümanlarının İspanyol ve Avrupalılar’a intikâl eden mirasları azımsanamayacak kadar çok olmuştu. Endülüslü Hıristiyan ve Yahudiler, daha evvel Hipokrat ve Calinus’un eserlerinden yararlanırken, Müslümanlar ile İberya’ya gelen tıbbî birikimi benimsemişler ve Müslümanlar ile birlikte buna büyük katkıda bulunmuşlardı. Tıp alanında yapılan tercümeler sayesinde, Avrupalılar’ın hastalık ve sebepleri hakkındaki gelenekleri zamanla değişmiş ve yerini modern anlamda İslam tıbbına bırakmıştı. Endülüs’te tıbbın gelişimi konusu, buraya sığmayacak kadar geniştir. Burada vurgulanması gereken, bu alanda Batı dünyasına geçen Endülüs tesirlerinin büyük olduğu gerçeğidir.
Endülüs’te toplumsal bilimlerin dil, edebiyat dışında tarih, coğrafya, biyografi, felsefe ve dinî ilimler gibi alanlarında da büyük bilginler yetişmiş ve değerli eserler vücuda getirmiştir. Murâbıtlar’ın Endülüs’e hâkim oldukları ilk zamanlarda yaşamış olan bilginlerden Ebû Cafer Yusuf b. Hasdây, Ebû’s-Silt, İbn Bâce, Ebû Mervan İbn Zühr, Ebû’l-Ulâ İbn Zühr, Ebû Mervan b. Ebû’l-Ulâ’ İbn Zühr ve botanik bilgini İşbiliye’li İbnü’l-Avvâm’dır. Muvahhidler zamanında yaşamış olanlar ise şunlardır: Hafîd Ebû Bekr İbn Zühr, Ebû Muhammed İbnü’l-Hafîd İbn Zühr, büyük bilgin ve filozof Ebû’l-Velîd İbn Rüşd, Ebû Bekr Ebû’l-Hasen Zührî ve Mâleka’lı botanikçi İbnü’l-Baytar. Bu bilginler, kendi zamanlarının en değerli şahsîyetleri olarak Endülüs kültürü ve medeniyetinin gelişimine büyük katkılar yapmışlardır.
İslam dünyasının Batı’ya tesirleri kendisini en fazla felsefe alanında göstermiştir. Doğu-İslam dünyasında Fârâbî (ö. 850), Kindî (ö. 873) ve İbn Sinâ (ö. 1037) gibi büyük filozoflar yetişmiştir. Ancak, İslam felsefesinin Batı düşüncesini etkilediği merkez Endülüs’tür. Çünkü, Avrupalılar Doğu felsefelerini ancak Endülüs kanalıyla öğrenme imkanı bulmuşlardır. İslam dünyasındaki dil, din ve kültür birliği fikir alışverişini, bilginlerin ve kitapların doğudan batıya intikâlini kolaylaştıran bir unsurdu. İslam felsefesi alanında Endülüs’ün yetiştirdiği üç büyük filozof vardır. Bunlar İbn Bâce, İbn Tufeyl ve İbn Rüşd’tür.
Bunların Batı felsefe tarihindeki tesirleri çok büyüktür. Özellikle İbn Rüşd, kendisine yöneltilen eleştiri, töhmet ve zındıklık (dinsizlik, dinden çıkma) suçlamalarına rağmen fikirlerini özgür iradesine dayanarak geliştirdiği için, fikir hürriyetinin de öncüsü sayılmaktadır. Filozofların filozofu Aristo’yu İslam dünyası ve daha sonra da Batı’ya fikirlerini geliştirerek aktaran İbn Rüşd olmuştur. Onun kanalıyla Avrupa’ya geçen felsefî düşünceler, kilise tarafından sakıncalı görülerek yasaklanmasına rağmen yayılma fırsatı bulmuştur. Bu olgu, Avrupa’da kiliseye karşı başlatılan düşünce özgürlüğü mücadelesinin tetikleyicisi olmuştur.
Tercüme Hareketiyle Gerçekleşen İlişkiler ve Etkileşim
İslam medeniyeti tarihinde tercüme hareketi denince, akla Abbâsîler’in Bağdat’ı ile Endülüs gelmektedir. Bağdat’ta başlayan bilim ve felsefe alanlarındaki tercüme faaliyeti, Endülüs’te daha da yoğun şekilde sürdürülmüştü. Buna karşın, Avrupalı Hıristiyanlar dine aykırı kabul edildiği için bilim ve düşünce faaliyetlerini yasaklamışlardı. Bu sebeple, batı dünyası “karanlık çağ” denilen bir dönemi yaşamaktaydı ve genel olarak Müslümanların, özelde ise, kendi içlerindeki Endülüs-İslam medeniyetinin pek fazla farkında değillerdi. Ancak, V./XI. yüzyıl sonlarında Fransızlar ve Papalığın etki ve destekleriyle Haçlı fikrinin doğuşu, peşinden Reconquista hareketinin hızlanmasıyla, önce İspanyalılar ve sonra da Avrupalılar Endülüs’e, daha sonra doğu Türk ve İslam dünyasına Haçlı seferleri tertip ettiler.
İster Endülüs’e ve isterse Orta Doğu’ya karşı olsun, Haçlı Seferleri vesilesiyle Hıristiyanlar İslam medeniyetini yakından tanıma fırsatı buldular. Burada, Endülüs açısından sadece bir askeri ilişki tarzı olan Haçlı Seferleri ya da karşılıklı savaşlar dışında, Müslüman Endülüs ile Hıristiyan İspanya arasındaki medenî iletişim ve etkileşim kanallarını da hatırlamalıyız. Aslında, savaş bu kanallardan sadece biridir. Her durumda mümkün olan bütün yollarla taraflar arası ilişkiler gerçekleşmekteydi ve Avrupalıların İslam ülkelerini görmeleri önünde bir engel bulunmamaktaydı. Dolayısıyla, müreffeh-huzurlu hayatlarını görerek hayran kaldıkları Müslümanlar gibi yaşamak arzusuyla, bilim ve felsefe alanlarında onların eserlerini inceleyerek benimsemeye, bu çerçevede Arapça yazılmış eserleri Lâtince’ye tercüme etmeye başladılar. Tercüme faaliyetinin Bağdat’tan sonra iki önemli merkezinden biri Sicilya, en önemlisi de Endülüs idi.
Endülüs’te tercüme faaliyetleri IV./X. yüzyılda başlamış olmasına rağmen, daha sistemli ve yoğun bir şekle bürünmesi, VI./XII. yüzyıl başlarına tekâbül eder. Kurtuba ile Tuleytula, mütercim ve müelliflerin çalıştığı merkezler oldu. Endülüs Emevileri halifelerinin, özellikle Hakem el-Müstansır’ın başşehir Kurtuba’da, Doğu-İslam bilim merkezleri olan Bağdat, Şam, Kahire, İskenderiye ve Konstantiniye’den topladıkları kitaplarla çok zengin bir saray kütüphanesi kurduğu bilinmektedir. Bundan başka, Kurtuba’da özel kitaplıklar da mevcuttu. İster Müslüman, ister Yahudi veya isterse Hıristiyan olsun her isteyen kişi kütüphanelerden yararlanabiliyordu.
Bu sayede yüksek bilimsel düzeylere erişen Endülüslü bilginlerden bazıları şunlardır: Matematik, tabiat ve astronomi bilgini Mesleme b. Ahmed el-Mecrîtî (338-398/950-1007), saray tabibi Hasday b. Şeprut, astrolog İbn Vâfid, astronom İbn Hamîs. Kurtuba’nın bilimsel gelişme havasını bozan, X. yüzyıl sonunda başlayarak XI. Yüzyılın başında gittikçe vahim bir hal alan siyasi iç kargaşalar (el-fitnetü’l-kübrâ, el-fiten) oldu. Bu karışıklıklar sebebiyle, pekçok bilgin Kurtuba’yı terk ettiler ve daha elverişli ortama sahip diğer vilayetlere, bu arada daha çok eski Vizigot başkenti Tuleytula’ya göç ettiler. Bu ortamda yağmaya maruz kalan Kurtuba kütüphanelerinin kitapları diğer vilayetlere dağıldı. Tuleytula’da Müslümanların kurduğu kütüphaneler şehrin kaybından sonra da Müslüman, Yahudi ve Hıristiyan bilginlerin uğrak mekânları olmaya devam etti.
Şehrin Başpiskoposu Raimundus, Bağdat’taki Beytü’l-Hikme’ye benzer bir müesseseyi Tuleytula’da kurdu. Arap dili ve edebiyatının da öğretildiği bu kurumda çalışan Müslüman, Hıristiyan ve Yahudi mütercimler felsefe, astronomi, matematik, tıp, kimya, tarih, coğrafya ve edebiyat gibi bilim dallarıyla ilgili çok sayıda Arapça eseri Lâtince’ye çevirdiler. Bu tercüme çalışmaları esnasında Tuleytula farklı din ve milletlerden bilginlerin kaynaştığı bir medeniyet merkezine dönüşmüştü. Tuleytula’dakinin benzeri tercüme okulları, VII./XIII. yüzyılda İşbiliye ve Mürsiye’de de açıldı.
Esas olarak Yahudiler, ticarî hayatta olduğu gibi bilimsel faaliyet alanında da Hıristiyanlar ile Müslümanların aracılığını yapan kesimdi. Grekçe ve Lâtince’den Arapça’ya aktarılan felsefî ve bilimsel eserler, V./XI. yüzyılın sonlarından itibaren Müslüman bilginlerin elinde olgunlaşmış ve yenilenmiş halleriyle Arapça’dan Lâtince ve İspanyolca gibi diğer dillere çevrilmeye başlandı. Böylece, İslam medeniyetinin bilim ve felsefe alanlarındaki birikimleri batılılara aktarılmış oluyordu. Ortaçağ Avrupası, bu tercüme hareketi sayesinde eski Yunan felsefesini, özellikle Aristo’yu öğrenme imkanı buldu. Din ile aklı uzlaştırmaya dönük Müslüman filozofların fikirleri onların zihniyetlerinde inkılap meydana getirdi.
İbn Rüşd, Musâ b. Meymûn, İbn Bâce ve İbnü’l-Arabî gibi İslam filozoflarının, eserleri ve fikirleriyle Hıristiyanların fikir ve bilim hayatlarına asırlarca şekil verdiği bilinen bir husustur. Albert Magnus, Duns Scottus, Spinoza, Immanual Kant, Leon-Kastilya kralı X.Alfonso el Sabio, Dante ve Bacon gibileri, Endülüs-İslam filozoflarından etkilenerek eser veren Avrupalı bilginlerden sadece bir kısmını teşkîl etmektedirler.
Endülüs’e Gelen İspanyol ve Avrupalı Öğrenciler Vasıtasıyla Gerçekleşen Etkileşim
Endülüs medeniyetinin Avrupa ile ilişkileri konusunda ilk akla gelen husus, genellikle öğrenciler meselesi olmaktadır. Endülüs, İspanya ve Avrupa milletlerinin ihtiyacı olduğu bir zamanda bir bilim, kültür ve eğitim ülkesi olarak hizmet vermişti. Bu olgu, Endülüs Emevileri dönemi başlarından itibaren yavaş yavaş, özellikle 1085 tarihinde Leon-Kastilya kralı VI.Alfonso’nun Tuleytula’yı almasından sonra gözle görülür şekilde bir ivme kazanmıştı. 711 yılından 1085 yılına kadar 374 sene İslam hâkimiyetinde kalmış olan kadîm Vizigot başkenti Tuleytula, Endülüs İslam medeniyetinin önemli merkezlerinden birisiydi ve Hıristiyanların eline geçerek VI.Alfonso’nun yeni başşehri olduktan sonra, bu medenî birikimi sayesinde zamanla İspanya devletleri ve diğer Avrupa ülkelerinden gelen öğrencilere hizmet veren bir bilim merkezi hâline gelmişti. VI.Alfonso, Endülüs medeniyetinin etkisinde kalarak sarayının her yanını İslam kültürünün alâmetleriyle bezemiş ve kendisini de “iki milletin İmparatoru” ilân etmişti.
Kuşaklar arasında toplumsal iletişimin ve eğitimin papazların tekelinde olduğu Ortaçağ Avrupa Hıristiyan dünyasında, sadece Latince olarak okuma yazma öğretmekle sınırlı, dinî hayata yönelik ve erkek çocukların katılabildiği bir okul eğitimi söz konusuydu. Yeni bir bilgi üretilmesi söz konusu değildi. Bütün çaba, özü koruma ve aktarmaydı. Dış etkilere karşı savunma durumunda özü korumak tasasına bağlı olarak ortaya çıkan bu katılık, Engizisyon mahkemelerine kadar uzanan bir boyuta sahip olacaktır. Fakat, surların ve şatoların dışına taşıp yeni sömürgecilik ilişkilerinin başlamasıyla, çok geniş bir alana yayılan Hıristiyan toplum biriminde ideolojik birliği, tek bir toplum benliğini elde edebilmek için yeni bir araca gerek duyuldu. Belli bir görüş ve düşüncenin geniş bir alana ve geniş topluluklara bozulmadan standart biçimde yayılabilmesi ancak matbaa ile sağlanabilecekti.
Endülüs devletinin başşehri ve kültür merkezi olan Kurtuba’ya, Tuleytula’dan evvel Hıristiyan öğrenciler gelmeye başlamışlardı. Kastilyalı, Leonlu, Aragonlu ve Navarlı zeki gençler Endülüs’e gelerek Arapça öğreniyor, muhtelif alanlarda uzman âlimlerden dersler alıyor, bu arada Endülüs eşrâfına karışarak Müslümanların âdetlerini benimsiyor ve birer Müsta’rib hâline gelerek âdetâ Endülüslüleşiyorlardı. Yani, Müslümanların yaşantısına ayak uyduruyorlar, onlar gibi giyiniyor, yiyip içiyor, gezip eğleniyor ve hayat tarzı ve âdâbı muâşeret kurallarını benimsiyorlardı. Onların bu durumunu, barbarlıktan medeniyete geçiş olarak değerlendirmek mümkündür. Bu öğrenciler içinden, kendini yetiştirerek vezirlik makamına kadar yükselenler bile oluyordu.
Endülüs’te eğitim ve iş imkanları bol olduğu için Hıristiyan ülkelerden Endülüs’e gelen insanlar, hem eğitim alıyorlar ve hem de çalışacak bir iş bulabiliyorlar, böylece hayatlarını Müslümanlar gibi müreffeh şekilde yaşama fırsatını yakalayabiliyorlardı. Bu konuda onlara karşı herhangi bir kısıtlama veya ambargo koyulmuyordu. Bunun ilk örneklerinden birisi, 967-970 yılları arasında Kurtuba’da eğitim alarak Avrupa’ya dönen ve daha sonra II.Silvester (999-1003) adıyla Papa seçilen Gerbert’tir. Gerbert memleketine döndüğünde, öğrenmiş olduğu astronomi, matematik ve cebir bilgilerini duyan Hıristiyanlar çok şaşırmışlar ve bu bilimleri sihir saymışlardır.
Endülüs’ün Belensiye şehrini 1094 tarihinde işgal ederek bir süre elinde tutan ve maddî çıkar karşılığında herkes için savaşabilen Sid ile, 1104 tarihinde ölen Aragon kralı I.Pedro da Arapça’yı çok iyi konuşan ve Endülüs’te tahsil gören önemli kişilerdendi.
Rapor Et
Eski 10 Şubat 2010, 16:42

Endülüs Emevi Devleti'ndeki İslam bilim adamları kimlerdir, çalışmaları nelerdir?

#9 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
endülüs emevi devletinde yaşayan bilim adamları kim acaba????????????????????????
Rapor Et
Eski 10 Şubat 2010, 18:45

Endülüs Emevi Devleti'ndeki İslam bilim adamları kimlerdir, çalışmaları nelerdir?

#10 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
lütfen emeviler ve abbasilerin olgu cümleleri gönderin çok acil lütfen yardımcı olun hemen şimdi gönderin
Sponsorlu Bağlantılar
Rapor Et
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Hızlı Cevap
Kullanıcı Adı:
Önce bu soruyu cevaplayın
Mesaj:








Yeni Soru
Sayfa 0.692 saniyede (91.20% PHP - 8.80% MySQL) 17 sorgu ile oluşturuldu
Şimdi ücretsiz üye olun!
Saat Dilimi: GMT +2 - Saat: 15:58
  • YASAL BİLGİ

  • İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan MsXLabs.org forum adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre tüm kullanıcılarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. MsXLabs.org hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 3 (üç) iş günü içerisinde MsXLabs.org yönetimi olarak tarafımızdan gerekli işlemler yapıldıktan sonra size dönüş yapılacaktır.
  • » Site ve Forum Kuralları
  • » Gizlilik Sözleşmesi