Hoş geldiniz sayın ziyaretçi Neredeyim ben?!

Web sitemiz; forum, günlük, video ve sohbet bölümlerinin yanı sıra; Skype ile ilgili Türkçe teknik destek makaleleri, resim galerileri, geniş içerikli ansiklopedik bilgiler ve çeşitli soru-cevap konuları sunmaktadır. Daima faydalı olmayı ilke edinmiş sitemize sizin de katkıda bulunmanız bizi son derece memnun eder :) Üye olmak için tıklayınız...


Sohbet (Flash Chat) Forumda Ara

Sahipsiz Mektup'lar

Bu konu Yazın Hayatı forumunda Blue Blood tarafından 22 Ocak 2006 (11:58) tarihinde açılmıştır.FacebookFacebook'ta Paylaş
203125 kez görüntülenmiş, 628 cevap yazılmış ve son mesaj 2 Haziran 2012 (03:04) tarihinde gönderilmiştir.
  • 5 üzerinden 5.00  |  Oy Veren: 1      
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Bu konuyu arkadaşlarınızla paylaşın:    « Önceki Konu | Sonraki Konu »      Yazdırılabilir Sürümü GösterYazdırılabilir Sürümü Göster    AramaBu Konuda Ara  
Eski 22 Ocak 2006, 11:58

Sahipsiz Mektup'lar

#1 (link)
Eski Üyelerin Ruhları
Blue Blood - avatarı
sahipsiz bir mektup!

"bu gece bir şeyler değişecek, sen gideceksin, ben biteceğim. ardından isyanlar, isyanlar...

bu gece bir şeyler bitecek, içimdeki sen, hayalindeki ben gidecek, ve bir daha asla geri gelmeyecek.

komik! bir an ne kadar da zayıf kalmışım sana karşı. nasıl inanmışım sana. gideceksin ne kadar "kal" desem de. ardında yalnızlığının hediyesini bırakarak gideceksin. sen; beni sevdiğini söyleyeceksin , ben de; "sevgin bensizliğin olsun" diyerek cevap vereceğim
sana. belki de güzel olabilirdi. belki de çok kötü...

bir yaşamı daha bitirerek gidiyorsun işte. söz söylemeye cesaretin yok. susuyorsun yine, her zaman olduğu gibi. İçin içini yiyor ve sen yine de konuşmak istemiyorsun biliyorsun ki sende haksızsın en az benim kadar. sen de suçlusun en az benim kadar. Şimdi git,bir daha seni bulamayacağım bir yere, sesini duymayacağım, yüzünü göremeyeceğim uzak bir diyara.hatırlanmayacak kadar uzaklara git, git, git!

bir yıl sonra...

dün seni gördüm. Çok değişmişsin deli kız çok değişmişsin. o gülen kıza ne oldu, söylesene? zayıflamışsın iyice, yüzünde eskisi kadar canlı değil ne oldu sana? kim yaptı sana bunu, söylesene kim?

konuşmadın yine, yine o keçi inadın tuttu. bilirim seni, dediği dediksindir. yapacağım dedikten sonra geri dönüş yoktur senin için. değer miydi sence?

o sevimli kız nerede?bir gün karşılaşırız diye bekledim.ama bu şekilde olmamalıydı. bende ardından üzüldüm. bende yalnız kaldım, bende küstüm kendime, bende öğrendim gecelerle dost olmayı, bende alıştım soğuk gecelere ve bende...

Şimdi sen karşımdasın, o kadar gururlusun ki yüzüme bile bakamıyorsun, biraz olsun konuşmaya bile cesaretin yok. suçluluğunu kabulleniyorsun, yine diyecek bir şeyin yok.
düşündüm hem de çok, defalarca hata kimde diye?
ne yaptım ki ben sana o kadar değişecek...
bir rüya gördüm sandım, ama karşımdaydın,en olmadık bir zamanda...

bir hafta sonra...
bir telefon çaldı az önce, sevdiğin bir şarkı vardı ya onu dinletti bana arayan....hemen eski rehberleri karıştırdım. telefonunu buldum. evet halen o şarkı çalıyordu o unutulmaz şarkı.

birkaç gün sonra...

gazete okuyordum, arkadaşlarımla şakalaşarak.bir an "neyin var" diye haykırdıklarını hatırlıyorum. sonrası... eve getirmişler, bayılmışım
"olamaz!" diye bağırmışım. sanki çok korkmuş gibi sapsarı kesilmişim oracıkta. sevdiklerim, dostlarım eve kadar yanımda gelmişler. adını sayıklamışım yol boyunca. telefona sarılıp aradım "doğru mu?"
diyerek. korkunçtu, inanılmazdı. sen yaşamdan vazgeçmiştin, o tatlı kız bir delilik yapmıştı yine.

neden ben neden? vazgeçmediğin neden ben? deli kız ne yaptın bize?"
Benzer Konular: Etiketler:
  • anlamli uzun mektuplar
  • sahipsiz mektuplar
  • sevgiliye sitem dolu mektuplar
  • sitem mektuplari
  • uzun mektuplar
Rapor Et
Reklam
Eski 22 Ocak 2006, 18:53

Sahipsiz Mektup'lar

#2 (link)
CimbomLu_Dj_EseN
Ziyaretçi
CimbomLu_Dj_EseN - avatarı
Pulsuz dilekçe

Sevgili Anneciğim, Babacığım,
Bütün duygu ve düşüncelerimi dile getirebilseydim, size şunları söylemek isterdim:
Sürekli bir büyüme ve değişme içindeyim. Sizin çocuğunuz olsam da sizden ayrı bir kişilik geliştiriyorum. Beni tanımaya ve anlamaya çalışın.
Deneme ile öğrenirim. Bana ayak uydurmakta güçlük çekebilirsiniz. Oyunlarda, arkadaşlıkta ve uğraşlarımda özgürlük tanıyın. Beni her yerde, her zaman koruyup kollamayın. Davranışlarımın sonuçlarını kendim görürsem daha iyi öğrenirim.
Bırakın kendi işimi kendim göreyim. Büyüdüğümü başka nasıl anlarım?
Büyümeyi çok istiyorsam da ara sıra yaşımdan küçük davranmaktan kendimi alamıyorum. Bunu önemsemeyin. Ama siz beni şımartmayın. Hep çocuk kalmak isterim sonra. Her istediğimi elde edemeyeceğimi biliyorum. Ancak siz verdikçe almadan edemiyorum. Bana yerli yersiz söz de vermeyin. Sözünüzü tutmayınca sizlere güvenim azalıyor. Bana kesin ve kararlı davranmaktan çekinmeyin. Yoldan saptığımı görünce beni sınırlayın. Koyduğunuz kurallar ve yasakların hepsini beğendiğimi söyleyemem. Ancak, hiç kısıtlanmayınca ne yapacağımı şaşırıyorum. Tutarsız davrandığınızı görünce hem bocalıyor, hem de bundan yararlanmadan edemiyorum.
Öğütlerinizden çok davranışlarınızdan etkilendiğimi unutmayın. Beni eğitirken ara sıra yanlışlar yapabilirsiniz. Bunları çabuk unuturum. Ancak birbirinize saygı ve sevginizin azaldığını görmek beni yaralar ve sürekli tedirgin eder.
Çok konuşup çok bağırmayın. Yüksek sesle söylenenleri pek duymam. Yumuşak ve kesin sözler bende daha iyi iz bırakır. "Ben senin yaşında iken..." diye başlayan söylevleri hep kulak ardına atarım.
Küçük yanılgılarımı büyük suçmuş gibi başıma kakmayın. Bana yanılma payı bırakın. Beni korkutup sindirerek suçluluk duygusu aşılayarak uslandırmaya çalışmayın. Yaramazlıklarım için beni kötü çocukmuşum gibi yargılamayın.
Yanlış davranışım üzerinde durup düzeltin. Ceza vermeden önce beni dinleyin. Suçumu aşmadığı sürece cezama katlanabilirim.
Beni dinleyin. Öğrenmeye en yatkın olduğum anlar, soru sorduğum anlardır. Açıklamalarınız kısa ve özlü olsun. Beni yeteneklerimin üstünde işlere zorlamayın. Ama başarabileceğim işleri yapmamı bekleyin. Bana güvendiğinizi belli edin. Beni destekleyin; hiç değilse çabamı övün. Beni başkalarıyla karşılaştırmayın; umutsuzluğa kapılırım.
Benden yaşımın üstünde olgunluk beklemeyin. Bütün kuralları birden öğretmeye kalkmayın; bana süre tanıyın. Yüzde yüz dürüst davranmadığımı görünce ürkmeyin. Beni köşeye sıkıştırmayın; yalana sığınmak zorunda kalırım. Sizi çok bunaltsam bile soğukkanlılığınızı yitirmeyin.Kızgınlığınızı haklı görebilirim, ama beni aşağılamayın. Hele başkalarının yanında onurumu kırmayın. Unutmayın ki ben de sizi yabancıların önünde güç durumlara düşürebilirim.
Bana haksızlık ettiğinizi anlayınca açıklamaktan çekinmeyin. Özür dileyişiniz size olan sevgimi azaltmaz; tersine beni size daha çok yaklaştırır. Aslında ben sizleri olduğunuzdan daha iyi görüyorum. Bana kendinizi yanılmaz ve erişilmez göstermeye çabalamayın. Yanıldığınızı görünce üzüntüm büyük olur.
Biliyorum ara sıra sizi üzüyor, belki de düş kırıklığına uğratıyorum. Bana verdikleriniz yanında benden istediklerinizin de çok olmadığını da biliyorum. Yukarıda sıraladığım istekler size çok geldiyse bir çoğundan vazgeçebilirim; yeter ki beni ben olarak seveceğinize olan inancım sarsılmasın.
Benden "Örnek çocuk" olmamı istemezseniz ben de sizden örnek ana-baba olmanızı beklemem. Sevecen ve anlayışlı olmanız yeter.
Sizin çocuğunuz olarak doğmak elimde değildi. Ama seçme hakkım olsaydı, sizden başka kimsenin çocuğu olmak istemezdim.
Sevgiler Çocuğunuz
Rapor Et
Eski 23 Ocak 2006, 15:44

Sahipsiz Mektup'lar

#3 (link)
onLy
Ziyaretçi
onLy - avatarı
Belki sana belki bir başkasına;

Bazen şuna dikkat ederim; hayat farklılıklarla dolu. Yaşam bizi sadece kendi arzularını tatmin etmek için besliyor. Sevgileri ve arzuları kendine göre algılıyor ve kararı kendisi veriyor. Bize de arada bir ayrıntılarda mutluluk sahası veriyor. Bizde buraya o eskimez klasik gecekondumuzu konduruyoruz. Ama her zaman olduğu gibi diğer bir acı onu yıkıyor. Ne kadar bağırsak, çağırsak fayda etmiyor. Çünkü hayatın esirliği bizim sesimizi kısıyor. Ağlayamıyoruz ve kendimizi hissedemiyoruz. Gerçeği görüp geçen ve boş şeylerin arkasından bakıp üzülen enderlikleri hapseden ruhumuz bizi eline alıp hayat oyununda rolümüzü okuyor. Yanlış yaptığımız zamanda elimizde barizleşen küçük umutlarımıza da el koyuyor. Acılar; hayatımızın vazgeçilmez yolları ve garip dostları. Bazen aynı şeyleri niçin farklı algıladığımızı sorarız. Çünkü biz farklı acılara sahibiz. Çünkü biz farklı yıkıntılarda yaşıyoruz. Hani o istek hani o arzu. Bize söz verenler nerede? Nerede umutlarımızın gerçek yüzleri. Ve nerede hiç görmediğimiz benliğimiz. Bağırıyorum sesim çıkmıyor. Ağlıyorum yaş gelmiyor. Peki hangisi? Hangisi benim? Yalan olup bazen mutlu olan mı? Yoksa gerçek olup hiç göremediğim mi? Her şeyden uzak ben varım, acı var. O bana gelecek ben ise her zaman ki misafirperverliğimle onu karşılayacağım. O yüzsüzlük de yapsa ben yine ona sahip çıkacağım. Ne zaman kendime gelirim işte o zaman o geri gelir. Bana selamını verir ve her zamanki çalışkanlığıyla işine başlar. Ben ise sessizliği sarmış bir çocuk gibi onu izlerim. Kızmasından korkarım, dövmesinden. Dikkatini dağıtmak istemem. Arkadaşlarını getirmesinden korkarım çünkü...

O beni hiçbir zaman bırakmayacak. Çünkü o benim sayemde yaşıyor. Ben ise onunla ölüyorum....
Rapor Et
Eski 27 Ocak 2006, 00:32

Sahipsiz Mektup'lar

#4 (link)
Eski Üyelerin Ruhları
Blue Blood - avatarı
Gözlerinin içi gülsün gülerken, bakışların pırıl pırıl olsun ve her zaman nemli kalsın göz pınarların bunu sakın unutma.

Zamana güven ve onun senin en büyük dostlarından biri olduğuna inan. Acılarının ve felaketlerinin ancak onun koynunda uyuyabileceğini unutma.

Başına gelenlerin günün birinde kişisel tarihin ayrıntılarından biri olmaya mahkum olacağını unutma. Her çiçek sevgilin olsun, her sevgilin ise bir çiçek.
Açık tut gönlünü tüm güzelliklere. Aydedenin sihrini gönderdiği gecelerde, uyuyarak çalma hayatından saatlerini. Gecenin içinde yolculuğa çıkmayı unutma.


İçinde hiç ölmeyecek bir gençlik virüsü yarat ve kaç yaşında olursan ol, her zaman yirmibeş yaşında kalman gerektiğini unutma. Seni sen yapan yanlarından asla taviz verme. Onunla bir yaşam sürebilmen için, şartlar ne olursa olsun direnmeyi sakın unutma.

İçindeki seni katletmeye kalkma sakın.
Kendine vuracağın her darbenin seni senden biraz daha uzaklaştıracağını unutma.
Korkma mahallenin delisi olmaktan. Doğrucular ne kadar çoğalırsa, hayat mutlaka daha iyiye gidecektir, unutma.

Hatanın affedilmeyecek olanından kaç, ama hata yapmayayım diye de ziyan etme yıllarını. Unutma ki, hiç hata yapmayan bir insan, hayatta yapabileceklerinin en iyisini yapamamış demektir. Korkma insanca korkularından ve korkunun kendisinden çok, onun beklentisinin daha korkutucu olduğunu unutma.

Bir anlamı olsun kendinle yaptığın kavgaların. Ve hep ileriye taşısın seni. Kendin ile kavgalara attığın adımlardan korkma.

Açık bırak pencereni ve sabah güneşinin rüzgarı önüne katarak perdelerle yapacağı raksa dönük olsun bakışların.
Küçücük mutlulukların görkemine inandır kendini ve gülümse.
Umutların bitmesin asla izin verme....
Rapor Et
Eski 13 Şubat 2006, 22:22

Sahipli Mektup !

#5 (link)
Eski Üyelerin Ruhları
Blue Blood - avatarı
Şu an 13 şubat akşamı ve dün gece rüyamda yine sen vardın. Saat olmuş gecenin 3’ü, herkes uyumuş, annem, babam, kardeşim, bende uyumuşum ama gönlüm hep ayakta, aşkım hep ayakta, onlar hiç uyumadı ki. Seni tanıdığımdan, sana tapalıdan beri gözüme uyku girmedi aşkımın, sevdamın da. Ne tedaviler aradım, ne ilaçlar kullandım. Çaresi bir mucize bu hastalığın o da sensin.

Ağlıyorum şu saat, unutma beni ağlatan sensin. Uyutmayan, hayatı zindan eden sensin. Ne hayat tat veriyor, ne o olmazsa olmaz dediğim bilgisayar, ne hava, ne ekmek, ne su,….. sadece ama sadece sensin o tat. Sensin benim hayatım, sensin.
Benden vazgeçmemi mi istiyorsun? Tamam kabul. Çıksın birisi güneşe yazsın adını (benim yazdığımın yanına) vazgeçerim senden. Ya da sağır bir ressam, toprağa düşen gülün sesini çizsin bir kağıda o zaman vazgeçerim senden. O zaman vazgeçerim anlıyor musun? VAZGEÇMEM SENDEN.
Benden kalan birkaç gözyaşı var bu kağıtta, sana olan aşkım var. Eğer bir gün ağlarsın olur ya! Bu kağıda ağla. Göz yaşlarımız mutlu olsun sonunda. Onlar kavuşsunlar aşklarına. Biz kavuşamasak da.
Kalbim uçarsa o kelimelerin arasına okurken yakala onu, iyi bak incitme olur mu? Arkadaş et kendi kalbinle, dost olsunlar, aşık olsunlar birbirlerine, ölesiye hem de, sımsıkı sarılsınlar hiç bırakmasınlar birbirlerini, varsın ben onsuzda yaşarım, yeter ki onlar mutlu olsunlar.
Senin uğruna vazgeçmeyeceğim şey yok. Gururum hariç. O zaman neden ben değilim, neden başkası, sana başkasının ellerinin dokunmasına dayanamam. Buna dayanamam anlıyor musun beni? Neden ben değilim Allah'ım? Sebebi ne? Neden Allah'ım neden?
ama olsun be sen sevildigini bil.......beni anla başka bişey istemem...
Son Düzenleyen Blue Blood; 13 Şubat 2006 @ 22:23.
Rapor Et
Eski 20 Şubat 2006, 12:52

Sahipsiz Mektup'lar

#6 (link)
Eski Üyelerin Ruhları
Blue Blood - avatarı
Bugünden düne mektup

Uzun zaman oldu ayrılalı, heyecanlı duygularla dolaştığım, o senli tozlu sokaklardan.
Çok uzaklardayım. Kendimi arıyorum hâlâ, birden buluyorum ve aniden ölüm gibi bir acı özlemlerimi ele alıyor sen aklıma geliyorsun…
Hatırlasana, henüz çocuk, saf ve temizdik. Sevmeyi öğreniyorduk birbirimizden. O duyguyu dillendirmeden, hisedilen derin bir bakışla birbirimize akıyorduk. Hiç zorlanmadan, taze bir sevgi büyütüyorduk yarınlara…Yarınlar umudumuzdu ve umutlarımız sevgimizdi.

Hatırlar mısın dünün saklı yarını? Dünden bu güne şekillenen mecburi değişimleri! Hiç unutmadım seni, çok zorladım kendimi, ama bir gizem saklı bende, unutturmamaya yüz tutmuş, bir çözlülmez gizem. Unutmak işime gelmiyor belkide, çözümsüzlüğüm bundandır sanırım.Yollara vuracaktık kendimizi, hayellerimiz rüya gibiydi...
Hâlâ eskisi gibi gülüyor musun? Ne çok severdim o gülücüklerini, gamzelerine dokunurdum. Hayallerim büyürdü. Ben gülmezdim, hayallerim gülerdi. O gülücüklerin ikimize de yeterdi.
Biliyor musun? Hep, parmaklarının ucunu öpmek istemiştim, ama öpemedim. İçimde küçük bir yara sevda gibi büyüdü, kocaman bir yara oldu. Farkında değilsin tabii. Nereden bileceksin uzun zaman oldu ayrılalı, ayrılık değiştirdi yarınlarımızı…Bu kaçıncı mektubum sana, bilemezsin, her defasında yırttım anlıyor musun?
Bir pazar sabayıydı. Sana geliyordum. Mevsim yazdı. Havalar sıcak ve bunalıtıcıydı. Adeta uçuyordum sana, adımlarım hızlıydı. Buluşmak çabası özlemin bende ki teriydi… Düşmüştüm yolda sana koşarken, dizlerim kanamıştı.Yaralarım acıyordu. Gözlerini gördüm sonra ve sonra o ince parmakların dokunmuştu yaralarıma... Sanki öpüyordun acımı, acım sana akmıştı. Birden gülmeye başladık, hatırladın mı? Çok gülmüştük o an, durduramadık kendimizi, ve birden, ansızın, ilk kez seni öpmüştüm. Masum bir öpücüktü. Utanmıştın. Bende utanmıştım. Hesapsız bir bakışın yüzümüze yansıması, bir yaşamın acısı olacağını nereden bilebilirdik değil mi?
Çok üzülüyorum biliyor musun? Ve de çok mutsuzum! Acılarım en çokta seni düşünmeye başladığım an aklıma geliyor. Keşke ayrılmasaydım. Tozun kendisi olsaydım o sokakların.
Saçların hâlâ güzel mi? Ne kadar da parlıyorlardı güneşte, hep taramak istemiştim biliyor musun? Ve tararken dokunmak-koklamak… Bir buğday darlası gibi savuruyordu rüzgar saçlarını. Serinliyordum... Mutluluktu saçlarının renginden aşkı tasarlamak. Saçlarına dokunmaktı aşk… Anlıyor musun?
Ah ah sevdamı yenileyen sen! Seni aramadım.Bulmaktı seni aramak, ama aramadım, sanırım korktum. Sen niye aramadın, bugünümün dünden kalan hayali, neden aramadın? Çok özlüyorum seni şimdi, deli gibiyim…
Bu uzaklık hâlâ içimi kemiren bir hüsran. Dayanmak ne mümkün, anılar üstüme üstüme geliyor. Hiç andın mı beni? Çok merak ediyorum… Acaba uzandın mı o uzun başbaşa kaldığımız kır gezilerine! Bir keresinde eşekten düşmüştük hatırladın mı? Yine gülmüştük durmak bilmeden. Ve daha çok artmıştı gülmemiz yolda geçen köylü çiftçinin bize küfür savurduğunu duyunca.
Sonra ne demişti o köylü adam bize hatırlıyor musun? Ben hayal meyal hatılıyorum. “Hadi evinize gidin yaramazlar” demişti sanırım. Biz hâlâ gülüyorduk. Ne kadar da mutluyduk değil mi? Ama şimdi her şey başka, ben bir başka insanım biliyor musun? Peki sen değiştin mi? Çok merak ediyorum, yüreğin eskisi gibi aydınlık mı acaba? Ben seni düşündükçe aydınlanıyorum anlıyor musun?
Rapor Et
Eski 7 Mart 2006, 08:01

Sahipsiz Mektup'lar

#7 (link)
Eski Üyelerin Ruhları
Blue Blood - avatarı
Sevgilim

Sen gideli kaç saat oldu ? Kaç gün geçti, kaç hafta..? Saymadım.. Bana yüzyıllar geçmiş gibi geliyor. Son anda sen giderken gözlerinin buğusunu bıraktın.. Şimdi sis içinde bütün dünya. Çiçekler gözyaşlarımı içti, sen onları kırağı sanırsın, çiy sanırsın.. oysa hepsi benim gözyaşlarımla ıslak..

Sevgilim özlüyorum seni.. Bir balta indirildi, içimden bir ağaç köküyle devrildi. Gözlerimden akan yaştan belli değil mi, içim kanıyor. Özlem bir bulut gibi sarıyor beni, kuşatıyor . Seni sevmek bir sonsuzluk gibi büyüyor içimde. Haftanın her gününe, geçen her saate senin adını verdim. Senin adınla başlıyor mevsimler, yıllar sen varsan içinde, geçerli...

Özlem bir yağmur gibi yağıyor üstüme. Damlalar yüreğime vuruyor. Gecenin karanlığında bir başınayım.Uykularım bölük pörçük. Bütün rüyalarımda sen.. gözlerim kapanır kapanmaz gözlerin yaklaşıyor. Sonra bir rüzgar alıp seni, benden uzaklara götürüyor.

Geceler boyu sabahlayıp uğruna, boşluğa düştüğüm sevdiğim, bir tanem, gözbebeğim.. Yüreğimden mühürlendim sana.. Şiirler havalanıyor kuşlar gibi, şarkılar ağlıyor yokluğuna.. Sevgilim hayatı sende buldum ben, tükenirsem sen tüketirsin beni.

Yoksun, gittin, tek başına koydun... Bu nasıl bir özlemdir, kendi gövdem ateşten bir gömlek.. yanıyorum..Yetti artık, yetiş n'olur dayanamıyorum.
Rapor Et
Eski 7 Mart 2006, 21:15

Sahipsiz Mektup'lar

#8 (link)
Eski Üyelerin Ruhları
Blue Blood - avatarı
Akması gerektiği için akıyor zaman yada adı zaman olduğu için akıyor sadece ve biz kâh zamanlı yaşanmışlıklarımızla kâh zamansız yalnızlıkların durağanlığıyla akıyoruz yaşamak zorunluluğundan hayatın içine ve hayat akıyor içimize zaman zaman...


Çalan mı çalınan mı...
Eksilten mi eksilen mi...
Kimim ben ? Sen kimsin ?


Zamanın anlamsız bir diliminde kaybolmuş yaşanmışlıklar...
Hatıralar... Kırgınlıklar... Kırmalar... Hatalar... Dengeler...Dengesizlikler...
Tekerrür eden bir yaşamın ortasında kalabalık yalnızlıklar...


Su gibi akmaktan öte zift gibi yapışkan zaman, kara...
Akıp gitmesi ve beraberinde her şeyi götürmesi gerektiği halde, üstümüze başımıza bulaşmış tüm hüzün ve mutluluklar zamanla, yalanla, zararla... Kaçıp gitsen neye yarar , bu siyahlık bulaşmış tenimizin en derinine bile. Oysa hayat pamuk şekeri kıvamında ağızda erimeli ve hep pembe olmalıydı... Nerden çıktı bu siyahlık, bu yapışkanlık... Yakamızı bırakmıyor istemesek de zaman... Günler geçiyor ve unutuluyor her şey aslında unutulmuyor da sadece göz yumuluyor...




Seni yaşadım...
Masal gibiydin...
Oysa sürekli bir yalnızlık halinin siyah yakıcılığının bir yapayalnızlık uzantısında...
Yağmur yağıyor lakin arınamıyoruz bile bu karanlıkta...




Uzun zaman oldu...


Neydim ne oldum..Aslında asıl düşündüğüm neydik ne olduk... Ve neler olamadık, neleri kaçırdık, tatsızlaştık... Oysa tek sorunum zamandı... ben çok zamansızdım ve zamansız geldi tüm beklenilenler... Çekiliyorum yavaş yavaş bilmediğim bir yerlere bilinmezler üstüme geldikçe...

Zaman... Değiyor bir yerden yaralarıma, açılarım daralıyor, yer yer bunalıyorum ve her bunaltan havanın bir muson yağmuru var tropikal iklimimde... Karmaşık her şey. Hangi dakika ne olacağını bilmeden... Kompleks ritim...

Bazen sadece boşluğa boşluk ekleyerek yaşıyoruz yaşama zorunluluğundan, değersizleşiyor her şey , tüm anlamlar kayboluyor, uzaklık... yakınlık... her şey yok oluyor, hisler bile donuyor, birbirimize teğet bile geçemiyoruz... Düşey asimptot...

Aynı yine günler... Suskun...Sakin... Yorgun... Ama sanırım mutsuz değil... Yetiyorum kendime zaman zaman ve bazen her şey çok yetersiz anlatmaya kendimi, bilinmezlerimi, içime sinmeyenleri, içime sinip silinmeyenleri, sinmesini istemeyip de zorla içime işleyenleri... Çok zor oyunlarla oynatılmak... Dar geliyor her şey, sıkıyor, geriyor, bunaltıyor, yetmiyor... Standart sapma...

Yüzeysel her şey ve çok içerde gizli aslında bütün gerçekler ben iniyorum ama kimsenin peşimden gelmesine izin vermiyorum, saklıyorum, saklanıyorum. Kör bir kuyu gibi benliğim... Derin...Bazen gücüm yetmiyor... Güçsüzlüğüme rağmen yine de hala aynaya bakabilmenin haklı gururu yüzümde...


Uzun zaman oldu.. Konuşamıyorum... Eziliyor kelimelerim haksızlıkların haksız galibiyetiyle.
Rapor Et
Eski 10 Mart 2006, 05:03

Sahipsiz Mektup'lar

#9 (link)
Eski Üyelerin Ruhları
Blue Blood - avatarı
YAKILASI MEKTUPKAR 3


Bulutlar yücelerde yaşar sevdayı.. "

Sen yoksun.. Ve sen yoksun can..! Sen yoksun, yıldızlar karanlık Ay küskün bu gece.... Yüreğimin atışında bir başkalık var Hiç birey eski tadında değil, Eski tadında değil şarkılar şiirler. Gülüşlerinde insanların bir tuhaflık var Aynalar dalgın, Aynalar dargın Sen yoksun ya.. Sen yoksun ya can Zaman o gerçek zaman değil... Caddeler sakin, sokaklar sessiz Birer birer çekildi kalabalıklar... Koca şehri bir hüzün sardı Sen varken can Dünyada canlılık vardı... Can ...can Ve sen yoksun İçimi bir hüzün sardı.... Bu gece gene ağlayacağım..

Bulutlar yücelerde yaşar sevdayı.. Zaman olur yağmur yağmur iner toprağa. Sevdası çiçek açar kıraç toprağın bakir bağrında, her düştüğü yerde gül açar, sümbül açar. Ben yücelerde taşırım sevdamı .Gözyaşı değildir yanağımdan süzülen, bir açmamış gül, doğmamış nergistir... Karanlık gecelerde ışık ışık savrulur sevdam. Umuttur korkulu yolcuların yitik hayallerinde. Kavrulan yürekler için, ıssız dağ başlarında bir yudum çoban çeşmesi... Yoksulun sofrasında aş, zalimin pervasızlığında kansız bir savaş. Çok zaman bir deniz feneri sessizliğindedir, sabırdır, tefekkürdür. Bazen, kayaları döven hırçın dalgaların öfkesindedir benim sevdam Can. Sevdamdır mevsimlere yön veren.. Kışın sukutuna inat, yazın bereketidir.Uçsuz bucaksız bozkırlarda yanık bir türkü, uykusuz gecelerde dillerden düşmeyen içli bir öyküdür benim sevdam Can..Gece karanlığında içli bir ninnidir ana sütü aklığında.. Pembe bir rüyadır uyuklayan bebeğin tebessümüne yansıyan. Benim sevdam dervişin ölümcül teslimiyetidir. Ben sevdamı ışık ışık yıldızlara pay ettim. Keremlere aslılara, ferhatlara şirinlere ulaştım Bu çöller bağrımda yandı kurudu Göz yaşlarım sel sel olup akınca Nice deniz nice göller kuruldu... Dağlar engeldi arada amma Eğilip eğilip bana yol oldu Aleme sevdamı dağıtım bir bir.... Bir sana ulaşamadım Can.. Bir sana ulaştıramadım.. Okusan da yazacağım, okumasan da.. Yanıtlasan da, yanıtlamasan da.. Bu acıyı haketmedim... Neden Can? Bıktığında ..................sın Can.. Ama yazmaya devam edeceğim.. Yazacağım Can.. Yazacağım.. Bitene tükenene kadar... Ne vakit ki kesildi arkası bil ki Can... Bil ki........;Tükenmişim

Sana Akıyorum.,hiçbir şey bu akışı geri çeviremiyor.Çünkü sen her taraftasın.Sağımda,solumda,arkamda,karşımda.Ne yöne dönsem,ne yana yol almaya kalksam,ulaşılacak her noktada sen duruyorsun.Sana akıyorum.Çünkü senin yolunda yürüyorum.Önüme çıkan hiçbir sapak,hiçbir kavşak beni ilgilendirmiyor.Yürümenin en zor olduğu yol bu belkide.Ama tozundan,toprağından,çakılından,çalısından şikayetçi değilim.Sana ulaşmak için attığım her adımdan mutlu oluyorum.Sana akıyorum.Çünkü hayatın akışı kadar doğal sana akışım.Doğa her cinsin yaşabilmesi için nasıl kurallar koymuşsa,benim yaşamımın da var olması için tek kuralı sensin.Sana akıyorum.Çünkü sesinde,cisminde kuşatmış durumda beni.Senin kuşatmana karşı savunma yapmıyorum.Kalemin bütün kapıları açık.Yıkıcı bir kuşatma olmadığını biliyorum.Böyle bir teslimiyet rahatsız etmiyor beni.Sana akıyorum.Çünkü yüzüne,gözlerine,ellerine baktıkça,kendimi görüyorum.Sesine yüklediğin gizli anlamları çözerken,hep kendimden bir şey buluyorum.Sana akıyorum.Çünkü paylaşacak daha çok şeyimiz var.Bugüne kadar paylaştığımız herşey,paylaşacaklarımızın habercisi.Hayatın herhangi bir yerinde,bir çiçeği birlikte tutup,birlikte koklamak,sana o kokunun bize verdiği hazla sıkı sıkı sarılmak istiyorum.Sana akıyorum.Çünkü bir insanı tutkuyla,beklentisiz,delice sevmenin ne anlama geldiğini biliyorum.Birini böyle seveceksem,bu sen olmalısın.Sana akıyorum.Çünkü seninle yaşamak sonu hiç gelmeyecek bir şölene benziyor.Bu şölenin tadını çıkarıyorum.Böylesine keyifli,böylesine eğlenceli bir şöleni,yarıda bırakıp gitmek istemiyorum.Sana akıyorum.Çünkü hayatın uslanmaz ruhusun sen.İşte ben bu ruha aşığım aslında.Seninle yenileniyorum,seninle yüreğime çöreklenmiş ne kadar kötülük varsa,hepsinden bir anda kurtuluyorum.Sana akıyorum.Bütün coşkumla.Aşka dair ne varsa,benimle birlikte onlarda akıyor sana.Benim gibi coşkun bir denizi aktığı yolu çok iyi bir ırmağa çevirebilecektek güç sendin.Orada kal.Ayrılma yolumun üzerinden.Sana ulaşamasam bile,bu yolda olmakta yeterli bana...
Rapor Et
Eski 10 Mart 2006, 05:04

Sahipsiz Mektup'lar

#10 (link)
Eski Üyelerin Ruhları
Blue Blood - avatarı
yakılası mektuplar

Güz Güneşim... Hani keyfini çıkarmak, tadını almak için... Sohbetin, yakınlaşmanın.. Bir iskemle çekersin ya altına .. Ya bahçedesindir, ya salaş kır kahvesinde, yada bir bacağını altına alabileceğin özel köşende .. Gülüp eğlenmenin, neşenin, içini coşturmanın zamanı mı olur? Hele diline bir şarkı da dolanmışsa .. İyisi mi, sen git bir parka , dur koz helvacıyla, baloncunun yakınında... Bayılırsın ya çocuklara bakmaya... Demin takıldı bir yere gözlerim, anladım ki seni çok özledim; Merhaba Güz güneşim..!.. Ne zamandır yine aklıma düşüyorsun, yaz iki satır diyorum kendime, yaz da anlat .. Gökyüzü ile yeryüzünün arasında insan nasıl da kalakalırmış elleri böğründe, iki bacağının üstünde öylece .. Yaz da anlat .. Şimdi bir rüzgar mı değdi saçlarına, bir ışık mı düştü üstüne, belkide bir iyilik yaptın az önce .. Sen yine tatlı tatlı gülümse Güz güneşim, sen yine gülümse .. Hani oyuncular lafın kendilerine ne zaman geçeceğini çok iyi bilirler ya .. Ezberler tamam , rol tamam. Bir tık, başlarsın yaşamaya. Oyun yaşaya yaşaya , roller oynaya oynaya; Bu böyle devam devama, alışmışsındır , bir soluk, bir tık, baştan bir daha, bir daha... Dinlemeyi de mi unuttum ne?... Doğruluk güzel bir şey demiştin ya bana ?.. İşte senin yüzünden bindim Adalet Treni\'ne yerleştim önlerde bir yere... Şimdi, nerede ineceğimi bir bilsem güz güneşim!.. Eskiden bilirdim, sadece; Bu doğru , bu yanlış... Onları da, binerken trene, bıraktım emanete... Hani kalabalık bir masada susamışlar olur da , senden bir bardak isterler ya?.. Sen de dolduracaksındır bardakları, işte burası çok anlamlı!... Ya sadece bir bardaklık su varsa elinde?... Ne yapacaksın?.. İstersen sen de bin Adalet Trenine, otur önlerde bir yere... Şöyle bir oyun olsa beş kişilik ; Biri zayıf ve çelimsiz, sadık... Diğeri; İşini bilir ve hazır cevap... Sen ayrı, ben ayrı; Kalanı da bir yalancı... Bunlar çıksalar bir dağa, tabiat bizlerle kucak kucağa... Zayıf ve çelimsiz hemen yem olur avcının tuzağına. Arkadan işini bilir ve hazır cevap var, avcının avucunda... Yalancıysa, ne sana ne bana, at bir kenara... Geriye ne kaldı güz güneşim?.. Bak bakalım etrafına. Doğa senle benle kucak kucağa. Bak yine tatlı tatlı gülümsüyorsun. Güz güneşim.. nasıl oluyor da hep benden önce, iyilikleri güzellikleri yakalıyorsun?.. Galiba yine yanıldım; Susadın da su istedin sandım. Sana yine yazmaya çalışırım. Belki de bu sefer yaşanan güzellikleri anlatırım...

Sen yoksun.. Ve sen yoksun can..! Sen yoksun, yıldızlar karanlık Ay küskün bu gece.... Yüreğimin atışında bir başkalık var Hiç birey eski tadında değil, Eski tadında değil şarkılar şiirler. Gülüşlerinde insanların bir tuhaflık var Aynalar dalgın, Aynalar dargın Sen yoksun ya.. Sen yoksun ya .. Zaman o gerçek zaman değil... Caddeler sakin, sokaklar sessiz Birer birer çekildi kalabalıklar... Koca şehri bir hüzün sardı Sen varken.. Dünyada canlılık vardı... Ve sen yoksun İçimi bir hüzün sardı.... Bu gece gene ağlayacağım..

Bulutlar yücelerde yaşar sevdayı.. Zaman olur yağmur yağmur iner toprağa. Sevdası çiçek açar kıraç toprağın bakir bağrında, her düştüğü yerde gül açar, sümbül açar. Ben yücelerde taşırım sevdamı .Gözyaşı değildir yanağımdan süzülen, bir açmamış gül, doğmamış nergistir... Karanlık gecelerde ışık ışık savrulur sevdam. Umuttur korkulu yolcuların yitik hayallerinde. Kavrulan yürekler için, ıssız dağ başlarında bir yudum çoban çeşmesi... Yoksulun sofrasında aş, zalimin pervasızlığında kansız bir savaş. Çok zaman bir deniz feneri sessizliğindedir, sabırdır, tefekkürdür. Bazen, kayaları döven hırçın dalgaların öfkesindedir benim sevdam.Sevdamdır mevsimlere yön veren.. Kışın sukutuna inat, yazın bereketidir.Uçsuz bucaksız bozkırlarda yanık bir türkü, uykusuz gecelerde dillerden düşmeyen içli bir öyküdür benim sevdam ..Gece karanlığında içli bir ninnidir ana sütü aklığında.. Pembe bir rüyadır uyuklayan bebeğin tebessümüne yansıyan. Benim sevdam dervişin ölümcül teslimiyetidir. Ben sevdamı ışık ışık yıldızlara pay ettim. Keremlere aslılara, ferhatlara şirinlere ulaştım Bu çöller bağrımda yandı kurudu Göz yaşlarım sel sel olup akınca Nice deniz nice göller kuruldu... Dağlar engeldi arada amma Eğilip eğilip bana yol oldu Aleme sevdamı dağıtım bir bir.... Bir sana ulaşamadım .. Bir sana ulaştıramadım.. Okusan da yazacağım, okumasan da.. Bu acıyı haketmedim... Neden ... ? Ama yazmaya devam edeceğim.. Yazacağım .. Yazacağım.. Bitene tükenene kadar... Ne vakit ki kesildi arkası bil ki ... Bil ki........
Rapor Et
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Hızlı Cevap
Kullanıcı Adı:
Önce bu soruyu cevaplayın
Mesaj:








Yeni Soru
Sayfa 0.338 saniyede (86.51% PHP - 13.49% MySQL) 16 sorgu ile oluşturuldu
Şimdi ücretsiz üye olun!
Saat Dilimi: GMT +3 - Saat: 23:26
  • YASAL BİLGİ

  • İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan MsXLabs.org forum adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre tüm kullanıcılarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. MsXLabs.org hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 3 (üç) iş günü içerisinde MsXLabs.org yönetimi olarak tarafımızdan gerekli işlemler yapıldıktan sonra size dönüş yapılacaktır.
  • » Site ve Forum Kuralları
  • » Gizlilik Sözleşmesi