Hoş geldiniz sayın ziyaretçi Neredeyim ben?!

Web sitemiz; forum, günlük, video ve sohbet bölümlerinin yanı sıra; Skype ile ilgili Türkçe teknik destek makaleleri, resim galerileri, geniş içerikli ansiklopedik bilgiler ve çeşitli soru-cevap konuları sunmaktadır. Daima faydalı olmayı ilke edinmiş sitemize sizin de katkıda bulunmanız bizi son derece memnun eder :) Üye olmak için tıklayınız...


Sohbet (Flash Chat) Forumda Ara
Harita Şu an buradasınız:

Hayvan Nedir?

Bu konu Zooloji forumunda asla_asla_deme tarafından 27 Ekim 2008 (15:13) tarihinde açılmıştır.FacebookFacebook'ta Paylaş
47435 kez görüntülenmiş, 5 cevap yazılmış ve son mesaj 28 Ağustos 2012 (16:16) tarihinde gönderilmiştir.
  • 5 üzerinden 3.43  |  Oy Veren: 42      
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Bu konuyu arkadaşlarınızla paylaşın:    « Önceki Konu | Sonraki Konu »      Yazdırılabilir Sürümü GösterYazdırılabilir Sürümü Göster    AramaBu Konuda Ara  
Eski 27 Ekim 2008, 15:13

Hayvan Nedir?

#1 (link)
Never Say Never Agaın
asla_asla_deme - avatarı
HAYVAN. Yeryüzünün her yerinde, karada, havada ve suda milyonlarca hayvan türü yaşar. Bunlardan çoğunu çevremizde sık sık gördüğümüz için yakından tanırız; oysa bazı ender türlerle karşılaşma şansımız çok azdır. Bazıları da o kadar değişik yapıdadır ki hayvan olduğu anlaşılmaz bile.
Canlılar âleminin en önemli gruplarından biri hayvanlar, öbürü bitkilerdir. Üstün yapılı bir canlının hayvan mı yoksa bitki mi olduğu­nu uzman olmayan birisi bile çoğu zaman kolayca ayırt edebilir. Ama çok küçük, genel­likle tekhücreli olan basit ve ilkel yapılı canlılar hem hayvanlarla hem bitkilerle ortak özellikler taşıdıklarından, bu ayrım bilim adamlarını bile uğraştıracak kadar güçleşir. Yakın yıllara kadar biyoloji bilginleri, bazı özellikleriyle hayvanlara benzeyen basit yapılı canlıları hayvanlardan, bitkilere benzeyen il­kel yapılı canlıları da bitkilerden sayarak bütün canlıları hayvanlar âlemi ve bitkiler âlemi olarak iki gruba ayırmışlardı. Günü­müzde böyle bir sınıflandırmanın çok yetersiz olduğu anlaşılmış ve üstün yapılı hayvanlar ile bitkileri içeren iki büyük âlemin dışında, basit yapılı canlıları içeren iki âlem daha benimsen­miştir. Bu yeni sınıflandırmanın temel yapısı­nı ve başlıca gruplarını CANLILAR madde­sinde bulabilirsiniz. Bu maddede yalnızca hayvanlar âleminin yeni sınırları içinde kalan üstün yapılı hayvanlar incelenecek, eski bir alışkanlıkla hâlâ terliksi hayvan ya da tekhüc­reli hayvanlar adıyla anılsalar bile artık hay­vanlar âleminden sayılmayan basit yapılı can­lılar dışta bırakılacaktır.
Hayvanlar ile bitkiler arasındaki temel farklardan biri beslenme biçimleridir. Bitkile­rin çoğu doğadan aldıkları su ve inorganik tuzlar gibi basit maddelerle kendi besinlerini üretebildikleri halde, hayvanlar besinlerini başka canlılara borçlu olan dışbeslek canlılar­dır. Çünkü hayvan hücresinin su ve inorganik tuzları karbonhidrat ya da protein gibi karma­şık yapılı temel besinlere dönüştürme yetene­ği yoktur. Bu maddeleri bitkilerin ya da başka hayvanların dokularından hazır olarak almak zorundadır. Ayrıca bitkilerde büyük ölçüde selülozdan oluşmuş sertçe bir hücre duvarının bulunmasına karşılık, hayvan hücresi daha çok protein yapısında ince ve esnek bir zarla çevrilidir. Beslenme biçimleri ve hücre yapıla­rındaki bu farklılıklardan başka, hayvanların çoğu bitkiler gibi bir yere bağlı olarak yaşa­maz. Süngerler ve bazı mercanlar dışında hepsi kendine özgü hareket organlarıyla ser­bestçe yer değiştirebilir. Bütün canlılar gibi bitkiler de dış uyaranlara tepki verir; ama hayvanların tepkileri bitkilerin ve basit yapılı canlıların sınırlı tepkileriyle karşılaştırılama­yacak kadar karmaşıktır. Çünkü hayvanlarda duyu ve hareket hücrelerinden beyne, beyin­den bu hücrelere mesaj taşıyan bir sinir sistemi vardır. Oysa başka hiçbir canlı gru­bunda böyle özelleşmiş bir sistem bulunmaz.

Beslenme

Hayvanlar çeşitli bitkileri ve genellikle başka türden hayvanları yiyerek beslenirler. Ama etten başka şey yemeyen hayvanlar bile bes­lenme açısından bitkilere bağımlıdır. Çünkü eninde sonunda ya yediği hayvan ya da ona yem olan başka bir hayvan bitkiyle besleni­yordun Örneğin bir balıkçılın suda avlayıp yuttuğu bir kurbağa böcek tırtıllarını, tırtıllar da bitkilerin yapraklarını yer.
Hayvanlar arasında bitkilerin yaprak, kök, meyve gibi çeşitli bölümlerini yiyerek besle­nen otçullar, avladıkları başka hayvanları yiyen etçiller, hiç avlanmayıp yalnızca leş yiyenler, hem bitkisel hem hayvansal yiyecek­lerle beslenen hepçiller, yalnızca bitkilerin özsuyunu ya da başka hayvanların kanını emen türler vardır. Bu nedenle, besinleri vücuda alma yöntemleri birbirinden çok fark­lıdır. Örneğin ilginç bir yöntem geliştirmiş olan denizyıldızı, midye gibi sevdiği bir av bulduğunda midesini tümüyle dışarı çıkarır ve avını midesiyle örterek sindirir. Başka hay­vanların bağırsaklarında asalak yaşayan tenyaların ağzı bile yoktur; bu yassısolucanlar konak hayvanın bağırsaklarındaki besinleri derileriyle emerek alırlar. Suda yaşayan hay­vanların birçoğu suya karışmış olan küçük yiyecek kırıntılarını, bitki parçalarını ya da başka hayvanların larvalarını süzüp almak için çok ustaca yöntemler geliştirmiştir. Söz­gelimi evcikli böceğin akarsularda yaşayan larvaları kendilerine boru gibi ince uzun birer evcik yaparlar. Sonra incecik bir ağ örerek bu borunun bir ucunu kapatır ve acıktıkları zaman vücutlarını sallayarak içeriye su dol­masını sağlarlar. Böylece borunun alt ucun­dan giren su öbür uçtan çıkıp giderken, içinde yüzen küçük su canlıları ile suyosunları ağa takılıp kalır. Karnını doyuran larva, acıktığın­da yenisini örmek üzere ağı da yiyerek evciği­ne çekilir.
Bazı küçük hayvanlar, özellikle böcekler başka hayvanların ve insanın kanını emerek beslenir. Bu yüzden ağızlan deriyi delerek kanı emebilen sivri uçlu bir hortum biçimini almıştır. Sinekler, sivrisinekler ve keneler bu gruptandır. Aynı biçimde bitkilerin özsuyunu emen birçok böceğin, örneğin ağustosböceklerinin ağzı da emici bir hortuma dönüşmüş­tür. Örümcekler ile akrepler de yalnızca sıvıyiyeceklerle beslenirler; ama bunların yönte­mi önce avlarını öldürüp, sonra hayvanın içine boşalttıkları sindirim salgılarıyla dokula­rını eriterek emmektir.
Omurgalı hayvanların sindirim sistemleri daha gelişmiştir. Yalnızca canlı hayvan ve yumurta yiyerek beslenen yılanlar yiyecekle­rini her zaman bütün olarak yutarlar. Çok etkili olan mide özsuları, boynuz, tırnak ve tüyler dışında her şeyi, hatta kemikleri bile tümüyle sindirebilir. Kuşların yediklerini çiğ­neyip parçalamaya yarayan dişleri olmadığın­dan, çoğunun midesinde taşlık denen özel bir bölüm bulunur. Yuttukları küçük taş ve kum parçaları burada birikir ve tıpkı bir değirmen-taşı gibi yiyecekleri öğütür.
Memelilerde yiyecekler ağızdan alınıp tü­müyle özümseninceye kadar sindirim sistemi boyunca çok daha uzun ve karmaşık bir yol izler. Önce ağızda dişlerle çiğnenip öğütülen ve tükürükle karışarak yumuşayan besinler mideye gider. Burada mide özsuyu gibi başka sindirim salgılarıyla karışır ve iyice sıvı hale gelinceye kadar birkaç saat çalkalanır. Daha sonra incebağırsağa geçer; burada karaciğer ile pankreasın salgıları eklenir ve içindeki yararlı maddeler bağırsak duvarlarından emi­lerek kan dolaşımına karışır. Geri kalan bölümü kalınbağırsağa indiğinde suyu büyük ölçüde emilerek geri alınır; sindirilemeyen selülozlu lifler ve öbür atık maddeler ise anüs yoluyla katı halde vücuttan dışarı atılır. Me­melilerden olan insanın sindirim sistemi de aynıdır.
Gelişmiş hayvanların üç temel besin grubu­na gereksinimi vardır: Yağlar; şeker ve nişas­ta gibi karbonhidratlar; süt, et ve balıktan alınan proteinler. Ayrıca kemiklerin ve dişle­rin gelişmesi için gerekli olan kalsiyum, fosfor gibi mineralleri, vücutta çok önemli görevler üstlenen suyu ve eksikliği çeşitli hastalıklara yol açan vitaminleri de almaları gerekir. Güneş ışığının yardımıyla doğrudan hayvanla­rın vücudunda üretilen D vitamini dışındaki bütün vitaminlerin kaynağı bitkilerdir. (Ayrı­ca bak. beslenme; karbonhidratlar; protein; vitamin.)

Solunum ve Boşaltım

Hayvanlar yiyeceklerden aldıkları besin mad­delerini kullanarak vücut sıcaklıklarını korur, güçlenir ve enerji kazanırlar. Aslında besin maddelerinin kullanılması, tıpkı bir otomobil yakıtının motor silindirlerinde yanması gibi, vücutta yakılarak enerjiye dönüştürülmesidir. Oksijen olmadan yanma olmayacağı için hay­vanların solunum yoluyla havadan oksijen almaları gerekir. Böcekler genellikle gövde­nin iki yanındaki soluk delikleriyle hava alıp verirler; bu deliklerden giren hava trake denen incecik soluk borularıyla dokulara taşı­nır. Balıkların, suda çözünmüş olan oksijeni alabilen solungaçları vardır. Amfibyumların erişkinleri, sürüngenler, kuşlar ve memeliler, tıpkı insanlar gibi akciğerleriyle gerçek an­lamda solunum yaparlar .
Bütün temel besin maddelerinin bileşimin­de karbon, hidrojen ve oksijen vardır. Dola­yısıyla bu maddeler vücutta yakıldığında bol miktarda karbon dioksit ile su açığa çıkar. Oksijen nasıl ağız ve soluk borusu yoluyla akciğerlere doluyorsa, solunum artıkları olan bu maddeler de gene akciğerlere taşınır ve soluk verirken gaz halinde dışarı atılır. (Kar­bon dioksit zaten gaz halindedir, su da buhar­laşarak gaza dönüşür.) Çok kalabalık ve kapalı bir odada bir süre sonra havanın boğucu olması ve camların buğulanması bundandır.
Proteinlerin bileşiminde, karbonhidratlar ile yağlardaki bu üç elementten başka azot da bulunur. Bu nedenle proteinlerin yakılmasıy­la ayrıca azotlu karmaşık bileşikler oluşur. Bunların vücuttan dışarı atılmasını boşaltım sistemi üstlenmiştir, insanda ve gelişmiş hay­vanlarda bu görevi, gerçek bir filtre gibi çalışarak bütün kanı süzen böbrekler yerine getirir. Kandaki bu azotlu bileşikler ve isten­meyen öbür atıklar, vücudun kullanmadığı fazla suyla birlikte idrar olarak vücuttan dışarı atılır. Oysa kuşlarda ve sürüngenlerde bu maddeler omurgalıların ve insanın idrarı gibi sıvı değil oldukça katı haldedir.

Kan Dolaşımı ve Vücut Sıcaklığı

Gelişmiş hayvanlarda bütün vücudu ağ gibi saran damarlardan oluşmuş bir dolaşım siste­mi vardır. Bu damarların içinde hücrelere besin maddeleri ile oksijen taşıyan ve hücre­lerden aldığı atık maddeleri dışarı atılmak üzere ilgili organlara ileten bir sıvı dolaşır. Bu sıvı bazı hayvanlarda renksiz olsa bile gene de kandır.
Dolaşım sistemi olan hayvanlarda kanı bütün vücuda pompalayan bir kalp ya da benzeri bir organ bulunur. Bu organın en gelişmiş biçimi kuşların ve memelilerin dört odacıklı kalbidir. Kalbin akciğerlere pompa­ladığı kan buradan aldığı oksijeni ve bağırsak­lardan aldığı besin maddelerini vücudun bü­tün hücrelerine taşır. Hücrelerden aldığı kar­bon dioksit ile öbür zararlı atıkları bırakmak üzere akciğer ve karaciğere giderek temizlen­dikten sonra yeniden dolaşımını sürdürür.Vücut sıcaklığının belirli bir düzeyde tutul­masını sağlayan da kandır. İnsanda ve meme­lilerin çoğunda normal vücut sıcaklığı yakla­şık 37°C. kuşlarda ise 4()°C dolayındadır. Dış ortam ne kadar sıcak ya da soğuk olursa olsun, hastalık ve başka iç etkenler olmadığı sürece vücut sıcaklığı değişmeyen kuşlara ve memelilere sıcakkanlı hayvanlar denir. Balık­lar, amfibyumlar ve sürüngenler ise soğuk­kanlı hayvanlardır; bunların vücut sıcaklığı bulundukları ortamın sıcaklığına bağlı olarak değişir. Soğukkanlı hayvanlar çok soğukta, örneğin donmuş bir gölde hiç rahatsızlık duymadan yaşayabilir, ama memelilerin ve kuşların normal vücut sıcaklığını aşan sıcak­lıklara dayanamazlar.Yarasa gibi memeliler kış uykusuna yattık­larında vücut sıcaklıkları düşer, kalp atışları ve solunumları çok yavaşlar.İnsanın derisinde terlemeyi sağlayan mil­yonlarca gözenek vardır. Çok sıcak bir ortam daha sık soluk alarak dilin üzerinden buharlaşan suyla serinlemeye çalışırlar.

Duyular ve İletişim

Hayvanların çoğunda insanlardaki gibi beş temel duyu bulunur: Dokunma, tat, koku, işitme ve görme duyuları. Ama bazı hayvanla­rın duyularından biri ya da birkaçı insanların-kinden daha fazla gelişmiştir. Örneğin köpek­lerin koku ve işitme duyuları son derece keskindir; bizim algılayamadığımız pek çok kokuyu ayırt edebilir, bizim duyamayacağı­mız kadar alçak ve yüksek frekanslı sesleri işitebilirler.
Bazı hayvanlar gözleri olmadığı halde ay­dınlığı ve karanlığı algılayabilir, bazıları da kimyasal maddelerin kokusuna ve tadına tep­ki verir. Ayrıca hayvanlarda bizim bilmediği­miz başka duyular da olduğu sanılıyor. Yoksa kuşların, balıkların ve böceklerin hiç yollarını kaybetmeden çok uzun göç yolculuklarına çıkıp geri dönmelerini açıklamak çok güçleşir. Bazı uzmanlar bunu göçmen hayvanların Dünya'nın magnetik alanından yararlanmayı bilmesine bağlıyorlar.
İnsanların konuşma gibi çok üstün bir yeteneği vardır. Ama gelişmiş hayvanların birçoğu da havlama, miyavlama, kükreme, inleme gibi tanıdığımız seslerle acıktığını, korktuğunu ya da sevindiğini belli edebilir. Hatta bazı hayvanlar çok daha karmaşık ve anlamlı sesler çıkararak türdeşleriyle iletişim kurarlar. Örneğin bir erkek kuşun ötüşü öbür erkekleri uzak durmaları için uyarırken dişisi­ni yaklaşmaya çağırır. Kuşların birbirlerini tehlikeye karşı uyaran ya da sürüyü topluca uçmaya yönelten değişik anlamlı ötüşleri de vardır. Ama bir papağan ya da muhabbetkuşu insan sesini taklit ederken kuşkusuz söylediği sözcüklerin ne anlama geldiğini bilemez.
Hayvanlarda bir bildiri niteliği taşıyan bazı hareket ve davranış biçimleri de saptanmıştır. Adatavşanları bir tehlike sezdiklerinde arka ayaklarıyla yere vurarak gürültü çıkarır, kö­pekler yemek yemek ya da dolaşmak istedik­lerinde sahiplerini çekiştirirler.

Hareket ve Yer Değiştirme


Daha önce de belirtildiği gibi, erişkin sünger­ler ve mercan polipleri dışında bütün hayvan­lar yer değiştirebilen hareketli canlılardır. Ama asalakların çoğu bir hayvanın üzerine yerleşip yaşamını orada sürdürdüğü için hare­ket etme gereği duymaz. Denizyıldızı, deniz­şakayığı ve deniz kabuklularının çoğu yavaş yavaş dipte sürünerek ya da suda kayarak ilerler. Kalamar, mürekkepbalığı ve ahtapot gibi birkaç hayvan da gövdesinin arkasından su püskürterek bu itme kuvvetiyle yol alır. Denizanaları gövdelerini kasıp gevşeterek yü­zebildikleri halde genellikle kendilerini suyun akıntısına bırakarak serbestçe sürüklenirler. Hiç tartışmasız bütün hayvanlar içinde en iyi yüzen balıklardır. En hızlı yüzücülerden biri olan kılıçbalığının saatte 95 km hız yaptığı söy­lenirse de bazı uzmanlar saatte ancak 65 km yol alabildiğini öne sürerler. Balıklardan son­ra iyi yüzücüler arasında balinalar ve foklar gibi deniz memelileri gelir.
Omurgalılar arasında gerçek anlamda uça­bilen yalnızca kuşlar ve yarasalardır. Ama ya­rasalar dışında bazı memeliler, hatta sürün­genlerin, amfibyumların ve balıkların birkaç türü havada bir süre süzülerek yol almayı ba­şarabilir. Buna karşılık kuşların birçoğu yüz­mede ve dalmada çok ustalaşmıştır. Saatte 320 km hızla uçabilen doğan ve yelyutanın kuşlar arasında uçuş rekortmeni olduğu öne sürülür. Yarış güvercinlerinin de 130 kilomet­relik bir uzaklığı saatte ortalama 150 km hızla aştıkları saptanmıştır. Yılan, keler ve kertenkelelerin çoğu karada ve suda aynı rahatlıkla hareket edebilir. Yı­lanların karadaki hızı genellikle saatte 8 kilo­metreyi aşmazken kelerler ile kertenkeleler sürünerek çok daha hızlı yol alabilirler. Bo­yutlarından beklenmeyecek kadar iyi sıçrayan kurbağaların bazı türleri 3 metre kadar sıçra­yabilir. Gene de karada en rahat hareket eden hayvanlar memelilerdir. Dünyanın en iyi kısa mesafe koşucusu olarak bilinen çita saatte 110 km hız yapabilir.

Toplu Yaşayan Hayvanlar

Bazı hayvanlar, örneğin tilkiler tek başlarına dolaşıp avlanmayı severler. Bir bölümü, örne­ğin deniz kuşları yalnızca çiftleşme mevsi­minde bir araya toplanarak kalabalık sürüler oluşturur. Bazıları da, özellikle kuşlar, kele­bekler, rengeyikleri, yılanbalıkları ve yengeç­ler hep birlikte uzun göç yolculuklarına çıkar­lar. Buna karşılık bütün yıl boyunca sürüler halinde yaşayan, birlikte yiyecek aramaya çı­kıp birlikte yuva kuran ve bütün yavrulara el­birliğiyle bakan pek çok hayvan vardır.ABC AjansıYalnız ve toplu yaşamanın kendine göre hem yararları, hem sakıncaları olduğu söyle­nebilir. Örneğin bağımsız bir üreme bölgesi seçerek burayı kendi türdeşlerine ve başka hayvanlara karşı canla başla savunan bir kuş, yavrularının bu güvenli bölgede saldırganlar­dan korunmasını ve bol yiyecekle beslenmesi­ni sağlamış olur. Üstelik hayvanlar toplu ola­rak yaşamadıklarında, içlerinden birinin ya­kalandığı bir hastalık öbürlerine sürüdeki ka­dar kolayca bulaşamaz.
Öte yandan, bir kolonideki ya da büyük bir sürüdeki hayvanların dayanışma ve yardım­laşma şansı vardır. Güçlerini birleştirdiklerin­de tehlikeli bir düşmanın saldırısıyla daha ko­lay başa çıkabilirler ve bir güçlükle karşılaş­tıklarında ne yapmaları gerektiğine karar ve­ren bir önderleri olur.
Termitler, her bireyin belirli bir görevi üst­lendiği ortak yuvalarında son derece düzenli ve örgütlenmiş bir yaşam sürerler. Karıncalar gibi bu böceklerin de kralları, kraliçeleri, as­kerleri ve işçileri vardır. Yalnızca işçiler sindi-rilebilir türden be •in üretebildiği için yuvanın bütün öbür bireyleri günlük yiyeceğini işçiler­den bekler.
Kuşların ve memelilerin toplu davranışları da çok ilginçtir. Suyun üstünde sıraya dizilip emir almışçasına aynı anda yuvarlanıp döneı kıyı kuşlarını izlediniz mi hiç? Kazlar da sürv halinde yiyecek ararken, yaklaşan tehlike^ haber vermesi için içlerinden birkaçını nöbe çi dikerler. Aynı davranışa çayır marmotu j bi bazı memelilerde de rastlanır.

Üreme

Hayvanların çoğunda, yeni bir canlının dünyaya gelebilmesi için dişi ile erkeğin çift­leşmesi, yani üreme hücrelerinin birleşmesi gerekir. Eşeyli üreme denen bu çoğalma biçi­minde önce dişinin vücudunda bir yumurta hücresi oluşur. Çiftleşme sırasında erkeğin spermaları bu hücreyi döller ve gelişmesini ta­mamlayan bu döllenmiş yumurtadan bir yav­ru biçimlenir. Böceklerde, sürüngenlerde, kuşlarda ve bütün memelilerde, dolayısıyla insanda üremenin temeli budur. Ama döllen­miş yumurtadan yavrunun gelişmesi türden türe çok değişir. Örneğin tavşan yavrusu döl­lenmeden bir ay sonra, fil yavrusu yaklaşık 21 ay sonra doğar. Bazı hayvanların yumurtası sert bir kabukla korunmuştur ve döllenir döl­lenmez dişinin vücudundan dışarı atılır (yumurtlanır). Yavrular gelişmesini tamamlayıp kabuğu kırıncaya kadar yumurtalar ya güneşe bırakılır ya da ana baba, vücudunun sıcaklı­ğıyla ısıtmak için üzerinde kuluçkaya yatar.
Balıklarda genellikle önce dişiler yumurta­larını suya döker, sonra erkekler spermalarını izerlerine boşaltarak bu yumurtaları döller. Kurbağaların ve öbür amfibyumların üreme yöntemi de aynıdır. Böceklerin çoğunda bir ek çiftleşmede binlerce yumurta döllenir, dalanlarının kraliçesi (anaarı) bütün yaşamı 'oyunca bir kez çiftleşir ve erkeğin spermalaını, ileride kullanmak üzere vücudundaki özel ceselerde biriktirir. Böylece anaarının döllenneyen yumurtalarından erkek arılar, dölleıenlerden de işçi arılar çıkar; yalnız döllenmiş yumurtalar arasından seçilen larvalar ansütüyie özel olarak beslendiğinde anaarıya dö­nüşür.

Büyüme ve Gelişme

Yumurtadan çıkan ya da doğan hayvan yavru­larının erişkin duruma gelinceye kadar geçir­dikleri büyüme evreleri de son derece farklı-lır. Bazı hayvanlarda yumurtadan çıkan yav-unun ana babasıyla hiçbir benzerliği yoktur örneğin bir tırtılın kelebeğe benzediğini kimse öyleyemez. Erişkin bir kelebeğe dönüşebil­mesi için pupa ya da krizalit evresi denen ikin­ci bir gelişme evresinden daha geçmesi gere­kir. Oysa bir çekirge yavrusu yumurtadan çık­tığı anda erişkin biçimine oldukça benzer, yal­nız kanatları yoktur.
Kuş yavrusu da iki ya da altı hafta sonra yumurtadan çıktığında ana babasına pek ben­zemez. Hav denen incecik tüylerini atıp büyüklerinkine benzeyen tüylerle örtünmesi üç dört ay, hatta beş yıl kadar sürebilir. Amfib­yumların iribaş (tetari) denen yavruları da erişkinlerden çok farklıdır. Buna karşılık sü­rüngenlerin yavruları renkleri pek benzemese de ana babalarının küçük bir kopyası olarak dünyaya gelir.
Hayvanların en gelişmiş grubu olan meme­lilerde de yavruların gelişme evreleri türden türe çok değişir. Kanguru gibi keseli memeli­lerin yavruları, belirli bir biçimi bile olmayan minicik bir canlı olarak doğar. Yalnızca anne­lerinin kesesine tırmanıp memelerinden süt emmeye güçleri yeter. Keseden dışarı çıkıp kendi kendilerine dolaşabilecek duruma gel­meleri aylarca sürer. Adatavşanları ile kedile­rin yeni doğmuş yavruları da gözleri bile gör­meyen çok çaresiz canlılardır; ama iki üç haf­ta sonra ana babalarına benzemeye başlarlar. Buna karşılık tavşan yavruları neredeyse do­ğar doğmaz koşup zıplayacak kadar hareketli ve gelişmiştir. Bazı kıyı kuşlarının, örneğin yağmurcunun yavruları da yumurtadan çıktık­tan birkaç saat sonra dolaşmaya başlayabilir; ama büyüyüp erişkinler gibi tüylenmesi için oldukça uzun bir zaman gerekir.

Msxlabs & TemelBritannica

Son Düzenleyen asla_asla_deme; 26 Haziran 2012 @ 12:13.
Rapor Et
Reklam
Eski 27 Ekim 2008, 15:45

Hayvan Davranışı

#2 (link)
Never Say Never Agaın
asla_asla_deme - avatarı
HAYVAN DAVRANIŞI, hayvanların yaşam­ları boyunca gösterdikleri her türlü etkinliği kapsayan çok genel bir terimdir. Örneğin bir hayvanın beslenme, yer değiştirme, eş seçme, üreme, göç etme, temizlenme, saldırı ve savunma alışkanlıkları o türe özgü davranış kalıplarının bir parçasıdır. Hayvan davranış­larının incelenmesi, hayvanların çevreleriyle ve öbür hayvanlarla nasıl başa çıkabildiklerini anlamamıza yardımcı olur.
Hayvan davranışlarını biçimlendiren iki te­mel etkenden biri kalıtım, öbürü çevre koşul­larıdır. Bu nedenle hayvanların bütün davra­nışları, bu etkenlerden hangisinin yönlendir­diğine bağlı olarak içgüdüsel ve öğrenilmiş davranışlar adıyla iki ana gruba ayrılır. Hay­vanların çoğu, genellikle dünyaya geldiği an­dan başlayarak bazı şeyleri hiç "düşünmeden" yapar. Örneğin yeni doğmuş bir kuzu kendisi­ne öğretilmeden annesinden nasıl süt emerek karnını doyuracağını bilir. Bunlar doğuştan var olan içgüdüsel davranışlardır ve kalıtım yoluyla bir kuşaktan öbürüne aktarılır. İkinci gruptaki davranış biçimleri ise hayvanın kalıt­sal yapısında yoktur; ancak daha yaşlı hay­vanları izleyip taklit ederek öğrenilebilir. Bu davranış biçimlerinin en tipik örneklerinden biri, aslan yavrularının ana babalarını izleye­rek ve birbirleriyle boğuşarak avlanmayı öğ­renmeleridir.

İçgüdü

İçgüdüsel davranışların en bilinen örneklerin­den biri de köpeklerde görülür. Köpekler uykuya yatmadan önce başlarını kuyruklarına doğru çevirerek bulundukları yerde üç dört kez daireler çizer, sonra yerleşerek uyumaya başlarlar. Bu davranış köpeklere yabanıl ata­larından miras kalmış ve var olma savaşı içinde düşmanlarına karşı bir üstünlük sağla­dığı için zamanla normal davranış kalıplarının bir parçası olmuştur. (Ayrıca bak. evrim.) Çünkü köpeğin iyice denetleyip güvenli oldu­ğuna inandıktan sonra uykuya daldığı bu yer, ileride başka bir köpekle ya da yırtıcı bir düşmanla girişeceği ölüm kalım savaşında işine yarayabilir. Öğretilmesi gerekmeyen ve evcil köpekler için artık gerekli olmadığı halde sürüp giden bu davranış hemen hemen bütün köpeklerde görülür.
Kuşlarda da çok karmaşık ve etkileyici içgüdüsel davranış kalıpları vardır. İlk kez yavrulayacak olan genç bir kuş, bir yuvanın nasıl yapıldığını o güne kadar hiç görmediği halde, daha ilk denemesinde kusursuz bir yuva yapar. Bunun bir zekâ belirtisi olmadığı ve başka kuşların yuva yapışını izleyerek öğrenilmediği kanıtlanmıştır. Üreme mevsi­minde yapılması gereken bütün bir eylemler zinciri, sözgelimi yuvanın yapımında kullanı­lacak çalı çırpı, ot ve çamur gibi gereçlerin toplanması, bunların uygun biçimde bir araya getirilmesi, yumurtaların üzerinde kuluçkaya yatılması, kuşların genlerinde var olan bilgi­lerle yönlendirilir. Kuş zamanla bu konuda yeni şeyler öğrenebilir, örneğin çamuru daha önce nereden bulduğunu hatırlayabilir; ama yuva yapma davranışı genelde içgüdüseldir.
Böceklerde de içgüdüsel davranışların bir­çok örneği gözlenmiştir. İşçi arı, yaşamı boyunca üzerine düşen bütün görevleri içgü­düsel olarak yapar. Pupa evresinden çıktıktan sonra yaptığı tek şey peteklerdeki larvaları vücut sıcaklığıyla ısıtmaktır. Yaklaşık bir haf­talık olduğunda larvaları besleyerek dadılık etmeye başlar. Ardından, daha yaşlı işçi arıların getirdikleri çiçektozlarını ve balları petek gözlerine taşıyıp depolayarak kovanın "ambar görevlisi" olur. Bir süre sonra vücu­dundaki salgıbezleri balmumu üretmeye baş­layınca yeni petek gözlerinin yapımına katılır. Daha sonra kovanın girişinde bekçilik eder ve ilk kez kısa uçuşlarla çevreyi tanımaya girişir. En sonunda bütün işçi arılar gibi çiçektozu ve balözü toplamaya çıkarak hemen hemen yaşamının sonuna kadar bu işi sürdü­rür. Bu eylemlerin hepsi içgüdüseldir; neler yapması gerektiğini kimse ona söylememiştir, onun da kendisinden sonra büyüyen genç işçi arılara öğretmesine gerek yoktur. Hayvanın sinir sistemi geliştikçe bu eylemler sırayla ortaya çıkar ve her biri yerini bir sonraki davranış biçimine bırakır.
En basit hayvanlarda, hatta hayvanlara benzer özellikler gösteren tekhücreli canlılar­da bile içgüdüsel davranışlara rastlanır. Örne­ğin bir amip gece-gündüz çevrimine ışığa yaklaşarak ya da ışıktan uzaklaşarak tepki verir. Yassısolucanlar gibi basit yapılı hayvan­lar da yiyeceklerin kokusunu içgüdüsel olarak izler ya da suda akıntıya karşı gitmeye çalı­şırlar.
Denizanası ve tatlı su hidrası gibi hayvanla­rın da böylesine basit görünümlü canlılardan beklenmeyecek kadar karmaşık davranış bi­çimleri vardır. Bu davranışların çoğu yiyecek ya da eş bulmaya yöneliktir. Hayvanlar âlemi­nin üst basamaklarına doğru çıktıkça, gittikçe daha karmaşık davranışlar gösteren salyan­goz, kalamar, yengeç, örümcek, denizyıldızı ve böceklerle karşılaşırız. Bu hayvanların davranışları ya da tepkileri de temel olarak yaşam savaşının bir parçasıdır. Kendisinden daha güçlü pek çok düşmanı olan küçük hayvanların bütün çabası bu düşmanlarına yem olmadan besin bulabilmek ve yavrulayarak soyunu sürdürmektir.Bazı davranışlar, o andaki koşullarda hiçbir anlamı olmasa bile, körü körüne yerine getiri­lir. Örneğin çam keseböceğinin (Thaumeto-poea pityocampa) tüylü tırtılları kuyruğa gir­miş gibi peş peşe yürüyerek her an birbirlerini izlerler. Böylece daldan dala geçerek taze yaprak ararken birbirlerini kaybetmemiş olurlar. Ama kaybolmaları söz konusu değil­ken, örneğin geniş bir vazonun ya da kavano­zun çevresinde halka olup sürekli döndükleri zaman da aynı davranışı sürdürürler. Ünlü Fransız doğa bilgini Jean Henri Fabre böyle bir deney yapmış ve tırtılların bir hafta boyunca hiç durmadan vazonun çevresinde dolaştıklarını, en sonunda yorgun düşüp aşa­ğıya yuvarlandıklarını gözlemiştir. Üstelik.tırtıllar yere düşer düşmez gene birbirlerinin pe­şine takılıp diziler halinde değişik yönlere doğru yollarına devam etmişler. Buna benzer deneyler, her davranışın ancak belirli koşul­larda gerekli olduğunu ve ancak o zaman ya­şam savaşında hayvana bir yararı olduğunu gösterir.
Bu nedenle içgüdülerin de bazı sakıncaları vardır; örneğin hayvan ilk kez karşılaştığı yeni bir durumda ne yapması gerektiğini içgüdüleriyle.bulamaz. Nitekim omurgalıların, özellik­le memelilerin yaşam savaşında bütün hay­vanlardan daha üstün olmasının temel nede­ni, yaşadıkları deneylerden çok şey öğrenme­lerine yetecek kadar gelişmiş bir beyinleri olmasıdır. Bir canlının öğrenme yetisi geliş­tikçe içgüdülerinin rolü giderek önemini yi­tirir.
En basitinden en gelişmişine kadar bütün hayvanlarda bazı içgüdüsel davranışlar gözle­nir. Oysa öğrenilmiş davranışlar yalnızca ge­lişmiş bir beyni olan hayvanlara ve insana özgüdür. Beynin gelişmişliği ile davranışlar arasındaki bağlantı bir canlıda zekânın baş­langıcı sayılır. Bu da insansımaymunlarda görülen daha gelişmiş davranış kalıplarını yaratır. Bir hayvan, içgüdüleriyle edindiği ya da sonradan öğrendiği davranışlardan yarar­lanarak bir güçlüğün üstesinden gelebiliyorsa zekidir. Şempanzelerin raftaki bir yiyeceğe ulaşmak için kutuların üstüne çıkmaları ya da bir sopayla düşürmeye çalışmaları, hatta bir dolaba kilitlenmiş yiyeceği almak için hangi düğmelere basmaları gerektiğini araştırmaları birçok kişiyi şaşırtır.

Renk, Ses ve Hareket

Bazı kertenkele ve kurbağalar göz alıcı renk­lerinden yalnızca belirli koşullarda, örneğin üreme mevsiminde karşı cinsin ilgisini çek­mek ya da başka bir hayvanın saldırısını savuşturmak için yararlanırlar. Sığ ve duru sularda yaşayan, canlı renklerle donanmış balıklar da kendilerine bir eş bulabilmek, bölgelerine giren bir yabancıyı kovmak ya da sürüyü bir arada tutabilmek için renklerinin güzelliğini ön plana çıkarırlar. Kuşlar belki de bütün hayvanlar içinde en renklileridir ve çok ilginç kur yapma davranışları geliştirmişler­dir. Bir dişinin ya da erkeğin ilgisini çekmek için yaptıkları karmaşık danslar, melodili ötüşler genellikle içgüdüseldir ve belirli bir sıra izler. Bu tür davranışlar, her hayvanın yalnızca kendi türünden bir hayvanla çiftleş­meye çalıştığının kanıtıdır. Eğer erkek kuş kur gösterileri sırasında o türe özgü olmayan değişik hareketler yaparsa, dişi kuş onun ken­di türünden olmadığını anlayarak hiç ilgilen­meyecektir. Böyle bir davranış zincirinin her aşamasında hayvanın belirli sesleri çıkarıp be­lirli hareketleri yapması ve her aşamanın bo­zulmaz bir düzenle aynı sırayı izlemesi ge­rekir.

Karmaşık Davranışlar

Büyük ve gelişmiş hayvanların çoğunda da hem içgüdüsel, hem öğrenilmiş davranışları kapsayan çok karmaşık davranış kalıpları görülür. Örneğin Afrika yaban köpeği (Lyca-on pictus) yaşamını sürdürmenin temel kural­larını daha yavruyken içgüdüsel olarak bilir. Ama büyüdükçe sürü içindeki yerini ve birey­ler arasındaki ilişkilere saygı duymayı öğren­mesi gerekir. Bu içgüdüsel ve öğrenilmiş davranışlar, sonraları sürüyle birlikte bir avı kovalayıp çevresini kuşattıklarında öbürleriy-le uyum içinde avlanmasına yardımcı ola­caktır.
Memelilerin davranışlarında bazı uyarıcı sesler, hareket ya da kokular çok önemli rol oynar. Başta köpek ve kedi olmak üzere birçok hayvan, varlığını başka hayvanlara du­yurmak için salgıladığı kokulara güvenir. Kö­peklerin dolaşırken sık sık direklere, duvarla­ra ya da başka yerlere işemeleri bu tür bir işarettir; çişinde "ben burada yaşıyorum" anlamına gelen özel bir koku bulunur. Öbür memeliler de genellikle çiftleşme davranışla­rında rol oynayan ve vücudun çeşitli yerlerin­den salgılanan kokular yayarlar.
Davranışların büyük bölümü yalnızca tek bir türe özgüdür; örneğin tavuskuşunun ren­gârenk gösterisi bir ördek için hiçbir anlam taşımaz. Bununla birlikte, birçok hayvan tü­ründe ortak olan ya da ayrı türlerden hayvan­ları aynı biçimde etkileyen davranışlar da vardır. Sözgelimi yırtıcı bir kuşun gökyüzün­deki koyu renkli silueti öbür kuşların ve küçük memelilerin hemen hepsini ürkütür. Bazı renklerin bütün hayvanlar dünyasında ortak bir anlamı vardır; özellikle göz alıcı sarı ve kara çizgiler bütün hayvanları uyaran evrensel bir tehlike işaretidir.
Hayvanların bütün davranışları yeterince anlaşılabilmiş değildir. Özellikle de uçarak ya da yüzerek dünyanın bir ucundan öbür ucuna
göç eden hayvanların yeniden ilk bölgelerine ya da yuvalarına nasıl döndükleri hâlâ bir bilmecedir. Bu gizemli göç ve yuvaya dönüş içgüdüsü bilim adamlarını yıllardır uğraştırı­yor . Hayvanların görme, koklama duyuları ve öbür yetileri anlaşıldı­ğında bu bilinmeyenler büyük ölçüde açıklığa kavuşacaktır.

Hayvan Göçü

Memelilerin, kuşların, balıkların ve böceklerin çoğu her yıl belirli zamanlarda bulundukları yerden başka bir yere göç ederler. Bu yolculuklar içinde en kolay izlenebilen ve en eskiçağlardan beri bilineni kuşların göçüdür.
Kuşların neden ve nasıl göç ettikleri bugün bile her yönüyle anlaşılabilmiş değildir. Bilim adamları bu konuyu incelemek için göçmen kuşlardan birkaçını yakalayıp ayaklarına hal­kalar takar ve yeniden gökyüzüne salıverirler. Aynı kuş aylar sonra başka bir ülkede bulun­duğunda, ayağındaki halkaya bakarak hangi ülkeden geldiği öğrenilebilir. Ama yollarını nasıl buldukları ve neden hep aynı mevsimde belirli yerlere gitme gereği duydukları hâlâ büyük ölçüde gizemini koruyor. Uzmanlar, bu hayvanların ırmaklar ve dağlar gibi belir­gin yer biçimlerinden. Güneş'in. Ay'ın ve yıldızların konumundan, hatta içlerindeki "bi­yolojik pusula" yardımıyla Dünya'nın çevre­sindeki magnetik kuvvet çizgilerinden yarar­lanarak yollarını bulduklarını sanıyorlar.
Böceklerle beslenen kuşların çoğu yazın üremek için kuzeye göç eder, çünkü günlerin daha uzun ve güneşli olduğu bu bölgelerde yiyecek bulma şansları daha fazladır. Kuzey yarıkürenin uzun yaz günleri ve bol yiyecek, hemen hemen bütün kuşların burada kuluç­kaya yatması için geçerli bir nedendir. Kuzey­de günler kısalıp havalar soğuduğunda, bu kez yaza girmek üzere olan ve bol yiyecek umudu veren güney yarıküreye uçarlar. Bü­tün kuşlar içinde en uzun göç yolculuğuna çıkan kutup sumrusudur. Bu kuş yazı Kuzey Kutbu'nda geçirdikten sonra her yıl 18 bin kilometrelik yolu aşarak Antarktika'ya ulaşır ve güneyin yazı bitince aynı yolu bir kez daha uçarak yeniden kuzeye döner. Böylece yıllık göçü sırasında yaklaşık 36 bin km yol almış olur
Göçmen memeliler arasında en ilginçleri Avrupa'nın kuzeyinde yaşayan lemminglerdir. Bu küçük kemiriciler birkaç yılda bir besin kaynakları kıtlaştığında çok kalabalık sürüler halinde göç yolculuğuna çıkarlar. Yol­larının üzerindeki ırmakları geçer, dağları aşarlar, ama iyi yüzücü olmadıklarından deni­ze ulaştıklarında sürünün çoğu boğularak ölür
Rengeyikleri bildikleri verimli otlaklara ulaşmak için sonbahar ile ilkbaharda uzun yolculuklara çıkarlar. Afri-ka'daki gnu denen antiloplar ile öbür otlayan hayvanlar da, yaşadıkları bölgedeki otlaklar yoksullaşınca binlerce hayvandan oluşan bü­yük sürüler halinde göç ederler. Foklar, özel­likle kuzeyde yaşayan kulaklı foklar, her yıl aşağı yukarı aynı günde çiftleşecekleri yerlere gidip yavruları büyüyünce yeniden dönüş yolculuğuna çıktıkları için neredeyse bütün ömürlerini denizde geçirirler. Ku­zey Amerika'da yaşayan ve böcek yiyen bazı yarasalar da tıpkı kırlangıçlar gibi daha bol böcek bulmak umuduyla güneydeki sıcak bölgelere göç eder. Başta boz balina olmak üzere birçok balina türü, Baja California'nın ılık sularında üremek amacıyla güneye iner ve bir sonraki yaz yeniden Kuzey Kutbu'na doğru yola çıkar. Afrika'da yaşayan birçok memeli de bir su kaynağı ya da su depolayan bitkileri bulmak için yıl boyunca durmadan dolaşır.

Göçmen Balıklar ve Böcekler

Göçmen balıkların en tanınmışı olan yılanba-lıkları üreme çağına gelinceye kadar yaşamını tatlı sularda sürdürür, sonra yumurta dökmek üzere Atlas Okyanusu'nun kuzeyindeki Sar-gasso Denizi'ne göç eder .Oysa sombalıklarının üreme göçü tam ters yöndedir. Bu balıklar yumurtalarını akarsulara bırakır ve tatlı suda gelişen yavrular en çok 2-3 yaşına geldiğinde denize açılır. Birkaç yıl denizde yaşadıktan sonra, yumurtadan çıktık­ları akarsuya dönerek kendi yumurtalarını da oraya bırakırlar. Sombalıklarının sulardaki belirli "kokulan" izleyerek ilk yuvalarının yolunu bulaoildikleri sanılmaktadır
Göçmen böcekler içinde en tehlikeli grup göçmen çekirgelerdir. Dünyanın birçok yerin­de, özellikle Afrika ve Ortadoğu'da toprağı bir bulut gibi örten bu çekirge sürüleri ekinle­re inanılmaz boyutlarda zarar verir Kelebekler ise kimseye zararı dokunmayan göçmen böceklerdendir. Avustralya'nın bo-gong adıyla anılan gece kelebekleri, nüfusları aşırı arttığında kalabalık sürüler halinde Yeni Güney Galler'in dağlık bölgelerini aşıp doğu­ya, denize ve ölüme doğru giderler. Kuzey Amerika'da yaşayan kral kelebekleri de kışı California, Florida ve Meksika'nın sıcak ikli­minde geçirmek üzere her sonbahar güneye uçarlar. Turuncu, kara ve sarı benekli dev bir bulutu andıran milyonlarca kelebeğin uçuşu çok çarpıcı bir görüntüdür. Geceleri ağaçların tepelerinde konaklayıp gündüzleri uçarak 2.500 kilometreden fazla yol alan kelebekler sonunda kışlıklarına ulaşırlar. Kuzeydeki üre­me bölgelerine dönmek üzere ilkbaharda yeniden göç eden kelebekler bu uzun yolcu­luklarını tamamladıklarında bazen aradan beş kuşak geçmiştir

Msxlabs & TemelBritannica
Son Düzenleyen asla_asla_deme; 26 Haziran 2012 @ 12:15.
Rapor Et
Eski 7 Kasım 2008, 20:23

Hayvan Nedir?

#3 (link)
Eski Üyelerin Ruhları
Blue Blood - avatarı
Hayvanlar
Vikipedi & MsXLabs.Org


Hayvanlar
260px-Animalia_diversity


Bilimsel sınıflandırma

Domain:Eukaryota (Ökaryotlar)
Alem:Animalia (Hayvanlar)

  • Agnotozoa - Basit hayvanlar
  • Eumetazoa - Gerçek dokusu olanlar
  • Parazoa - Gerçek dokusu olmayanlar
Hayvan, canlılar dünyasının ökaryotlar (Eukaryota) üst âlemindeki hayvanlar (Animalia) âleminde sınıflanan canlıların ortak adıdır. "Hayvan" sözcüğü, günlük kullanımda esasen insan dışı hayvanları ifade etmek için kullanılırsa da biyolojik bağlamda insanı da içerir. Hayvanlar âleminin bilimsel ve Latince adı olan "Animalia" terimi ise yine Latince olan ve "yaşayan" ya da "ruh" anlamına gelen animadan türetilmiş animal sözcüğünün çoğuludur. Hayvanlar âlemini tanımlayan bir başka Latince bilimsel terim de Metazoa'dır.
Genellikle çevrelerine uyum sağlayan ve diğer canlılarla beslenen çokhücreliler alemidir. Vücutları, embriyonun bazı metamorfozlar geçirmesiyle gelişir. Ökaryotik çok hücreli organizmalardır. Besinlerini genel olarak sindirerek alırlar.

Hayvanların birçoğu hareketlidir ve bitkilerde tipik olan kalın hücre duvarları genellikle yoktur. Embriyonik gelişim esnasında büyük ölçülerde hücresel göçler ve doku organizasyonları görülür. Üremeleri primer (birincil) olarak seksüeldir; diploit kromozom taşıyan dişi ve erkekler mayozla haploit kromozomlu gametleri, bunlarda birleşerek diploid zigotu oluşturur.
1,5 milyondan fazla yaşayan türü tanımlanmıştır, fakat gerçek miktarın bazılarına göre 20 milyon, bazılarına göre de 50 milyondan fazla olduğu sanılmaktadır.

Tarihçe
İnsanoğlunun isim kullanmaya başlaması sistematiğin başlangıç noktası olarak kabul edilir. MÖ 383-322 yıllarında Aristo "hayvanlar yaşam şekillerine, hareketlerine, vücut yapılarına, alışkanlıklarına göre sınıflandırılabilir" diyerek bu bilimin temelini oluşturur. Bu düşünce 2000 yıl sürmüştür.

1627-1705 yıllarında John Ray sınıflandırmada doğal sistemi ileri sürmüştür. Linne yazdığı Systema Natura adlı kitabıyla zoolojik nomenklatürün başlangıcını oluşturmuştur. Linne'nin çalışmaları birçok sistematikçiyi etkilemiş, hatta bir sonraki yüzyıla da damgasını vurmuştur. Bu nedenle Linne taksonominin babası olarak kabul edilmiştir.
100 yıl sonra Charles Darwin evrim teorisi ile tüm çalışmaları etkilemiştir. 1866'da Haeckel'in filogenetik ağaç sistemi sistematikçilere yararlı oluştur. Bu dönem taksonominin en önemli periyodu olmuştur. Hergün yeni cinsler, takımlar ortaya çıkmıştır. Daha sonraki yıllarda sadece türler düzeyinde alışmalar yapılmıştır.

Mendel kanunlarının bulunmasıyla önce genetiğin, sonra populasyon genetiğinin gelişimi gerçekleşmiş, günümüzde sistematik çalışmalarda moleküler düzeye inilmiştir. Günümüzde tanımlanmış ve sınıflandırılmış 1.350.000 tür olduğu bilinmektedir. Bunların 1.300.000'ini omurgasızlar oluşturmaktadır. İnek kalan fosillerle birlikte 65.000 tür Chordata şubesinde incelenmektedir. Günümüzde yaşayan yaklaşık 43.000 kordalı bulunmaktadır. Bunun 42.000'i Vertebrata'ya, 1000 kadarı da ilkel kordalılara aittir.



Üreme ve gelişme

Hemen hemen tüm hayvanlar çiftleşerek ürerler.Yetişkinler diploid ya da polidiploiddir. Herbirinin kendine has üreme hücresi vardır. Bir çok hayvan çiftleşerek üremeye yatkındır.
Bir çok hayvan güneş ışığı enerjisini dolaylı yollardan kullanarak gelişir, büyür. Hayvanların aksine bitkiler bu ışığı [Fotosentez] ile doğrudan basit şekerler üretmek için kullanır. Bitkiler, havadan aldığı karbon dioksit (CO2) ve topraktan aldığı su (H2O) moleküllerini ışık enerjisini kullanarak kimsayal bir rekasiyon sonucu Glikoz şekeri (C6H12O6) dönüştürür ve son olarak açığa Oksijen çıkar (O2). Elde edilen bu bu şeker daha sonra bitkinin büyümesi için kullanılır. Hayvanlar bu bitkileri yediklerinde ya da bu bu bitkileri yiyen hayvanları yediklerinde bitkilerin içinde bulunan şekeri almış olurlar.



Basit sınıflandırma

  • Agnotozoa - Basit hayvanlar
  • Omurgasızlar
  • Parazoa - Gerçek dokusu olmayanlar
  • Placozoa
  • Porifera - Süngerler
  • Eumetazoa - Gerçek dokusu olanlar
  • Radiata - Radial simetrili canlılar
  • Bilateria - Bilateral simetrili canlılar
  • Omurgalılar
  • Acrania - Kafatassızlar
  • Hemichordata - Yarı sırtipliler
  • Urochordata (Tunicata) - Tulumlular
  • Cephalochordata - Başı kordalılar
  • Craniata - Gerçek kafataslılar
  • Agnatha - Çenesizler
  • Gnathostomata - Gerçek çeneliler
  • Pisces - Balıklar
  • Tetrapoda - Dört üyeliler
  • Amphibia - İki yaşamlılar
  • Reptilia - Sürüngenler
  • Aves - Kuşlar
  • Mammalia - Memeliler
Rapor Et
Eski 28 Aralık 2011, 10:41

Hayvan Nedir?

#4 (link)
Candy_Girl
Ziyaretçi
Candy_Girl - avatarı
1.Hayvanlar, çok hücreli, heterotrof, ökaryot canlılardır. Bitkilerin ve alglerin ototrof beslenmelerine karşın hayvanlar bünyelerin daha önceden oluşturulmuş organik molekülleri almak zorundadır; onlar, inorganik maddelerden organik maddeleri meydana getirmez. Çoğu hayvan, bunu, diğer organizmaları ya da ayrışmakta olan organik maddeleri yiyerek gerçekleştirir. 2.Hayvan hücreleri, bitki ve mantarlın vücudunda kuvvetli destek sağlayan hücre duvarından yoksundur. Hayvanların çok hücreli vücutları, yoğun olarak bulunan kolajen gibi yapısal proteinler sayesinde bir arada tutulur. Aslında hücre-dışı matrikste bulunan kolajene ilave olarak hayvan dokuları özel tipte hücreler arası bağlantılara (sıkı bağlar, desmozomlar ve kanallı bağlantılar) sahiptir; bu bağlantılar, diğer yapısal proteinlerden meydana getirilmiştir. 3.Hayvanlara özgü, sinirsel sinyal (impuls) iletiminden ve hareketten sorumlu iki tip doku vardır: Sinir doku ve kas doku. 4.Yaşam döngüsünün birkaç anahtar özelliği de hayvanları ayrı kılar. Çoğu hayvan eşeyli ürer ve diploit evre genellikle yaşam döngüsünde baskındır. Çoğu türde, kamçılı olan küçük sperm, daha büyük ve hareketsiz duran yumurtayı dölleyerek diploit zigotu meydana getirir. Daha sonra zigot, segmentasyon adı verilen birbirini izleyen mitotik hücre bölünmelerini geçirir. Çoğu hayvanın gelişimi süresince segmentasyon, blastula adı verilen çok hücreli bir evrenin oluşumuna yol açar; çoğu hayvanda blastula, içi boş bir top şeklini alır. Blastula evresini gastrulasyon evresi takip eder; gastrulasyon boyunca, ergin bireyin vücut kısımları gelişecek olan embriyonik doku tabakaları meydana gelir. Sonunda ortaya çıkan gelişim evresi gastrula olarak adlandırılır. Bazı hayvanlar kısa süren olgunlaşma evresi geçirerek doğrudan ergin bireylere gelişirler; fakat çoğu hayvanın yaşam döngüsünde larval evreler yer alır. Larva, eşeysel olarak olgunlaşmamış formdur. Larva morfolojik olarak ergin evreden farklıdır, ekseriyetler farklı besinle beslenir ve hatta kurbağaların iribaş larvalarında olduğu gibi, ergin bireylerden farklı habitatlarda yaşayabilir. Hayvan larvaları sonunda metamorfoz (başkalaşım) geçirerek ergin bireylere dönüşür. 5.Zigotun, kendisine özgü bir yapısı olan hayvana dönüşmesi olayı, hox genleri adı verilen özel, düzenleyici genlerin gelişen embriyoda kontrollü olarak ifade edilmesine bağlıdır. Ökaryotların hepsi diğer genlerin ifade edilmesini düzenleyen genlere sahiptir. Ve bu düzenleyici genlerin çoğu homeobox adı verilen ortak DNA sekans �modülleri� içerir. Fakat hayvanlar âlemi dışındaki ökaryotlar arasında, homeotik genlerde homeobox bulunmaz; bu düzenleyici genler vücut formunun gelişimde işlev görür. Şimdiye kadar, yapısında hem homeobox içeren hem de homeotik işlev gören genler �hox genleri- sadece hayvanlarda keşfedilmiştir. Ve en basit süngerlerden en karmalık yapıya sahip olan böcekler ve omurgalılara kadar hayvanların hepsi hox genlerine sahiptir; bu hox genlerinin içerdiği homeobox DNA sekansları açıkça birbiriyle ilişkilidir. Genellikle Hox genlerinin sayısı, hayvanın anatomisinin karışıklığı ile ilişkilidir. Daha özgül olarak, gelişen embriyoda ifade edilen değişik hox genlerinin ifade edildiği yerde ve zamanda değişikliğin olması, ortak bir atadan türemiş olan hayvanların çok fazla çeşitlilik göstermesine genetik temel sağlar.
Rapor Et
Eski 11 Haziran 2012, 01:10

Cvp: Hayvan Nedir?

#5 (link)
Bölüm Yetkilisi
Mavi Peri - avatarı
Hayvan

Birhücreli birkaç türü dışında hepsi dışbeslek olan, besinlerini bir ağız aracılığıyla alıp bir sindirim sisteminde eriten ve vücudun öteki bölgelerine dağıtan canlı. Hayvanları bitkilerden ayıran başlıca özellikler şunlardır: Hayvan hücresinde selüloz zar, klorofil, nişasta ve boya tanecikleri bulunmaz. Dokularda hücrelerin hepsi canlıdır. Hayvan dokularında, bitki dokularındaki boşluklar ya da ölü hücreler bulunmaz. Besinleri hem organik hem de inorganik maddelerdir ve ağız yoluyla alınır. Hepsinde gelişmiş ya da basit hâlde sinir sistemi, duyu organları ve hareketi sağlayan kaslar bulunur. Su ya da kan taşıyan ve besinlerle oksijenin vücuda dağıtılmasını sağlayan bir dolaşım sistemleri vardır. Yüksek yapılı hayvanlarda ayrıca özel bir solunum sistemi bulunur. Artıkların boşaltıldığı bir boşaltım sistemleri vardır. Oysa bitki hücrelerinde artıklar atılmaz, depo edilir. Hayvanlarda hayatî bir organın bozulması bütün organizmayı öldürür. Bitkilerde ise ölü dokular, canlı dokulara desteklik sağlar. Üreme genellikle ayrı eşeylidir. Hayvanlarda spor ve önçim bulunmaz. Bununla beraber bu özelliklerin hepsini taşımayan hayvanlar da vardır. Hayvanlar sınıflandırmalarda önce ikiye ayrılır: Birhücreliler, çokhücreliler. Çokhücrelilerin en ilkel grubu süngerlerdir. Bunları selentereler izler. Selenterelerden sonra sölomlular gelir. Sölomlular, omurgalılar ve insanlar da dahil olmak üzere hayvanlar âleminin en gelişmiş türlerini kapsar. Hayvanlar âleminin öteki ayrıntılı sınıflandırılması bu yüksek aşamadan başlar.

MsXLabs.org & MORPA Genel Kültür Ansiklopedisi

Rapor Et
Eski 28 Ağustos 2012, 16:16

Cvp: Hayvan Nedir?

#6 (link)
Özel Üye-VIP
_AERYU_ - avatarı
Hayvan Nedir?

Hayvan, canlılar dünyasının ökaryotlar (Eukaryota) üst âlemindeki hayvanlar (Animalia) âleminde sınıflanan canlıların ortak adıdır. "Hayvan" sözcüğü, günlük kullanımda esasen insan dışı hayvanları ifade etmek için kullanılırsa da biyolojik bağlamda insanı da içerir.


Hayvanlar âleminin bilimsel ve Latince adı olan "Animalia" terimi ise yine Latince olan ve "yaşayan" ya da "ruh" anlamına gelen animadan türetilmiş animal sözcüğünün çoğuludur. Hayvanlar âlemini tanımlayan bir başka Latince bilimsel terim de met azoa'dır.
Genellikle çevrelerine uyum sağlayan ve diğer canlılarla beslenen çokhücreliler alemidir. Vücutları, embriyonun bazı ****morfozlar geçirmesiyle gelişir. Ökaryotik çok hücreli organizmalardır. Besinlerini genel olarak sindirerek alırlar.


Hayvanların birçoğu hareketlidir ve bitkilerde tipik olan kalın hücre duvarları genellikle yoktur. Embriyonik gelişim esnasında büyük ölçülerde hücresel göçler ve doku organizasyonları görülür. Üremeleri primer (birincil) olarak seksüeldir; diploit kromozommayozla haploit kromozomlu gametleri, bunlarda birleşerek diploid zigotu oluşturur.


1,5 milyondan fazla yaşayan türü tanımlanmıştır, fakat gerçek miktarın bazılarına göre 20 milyon, bazılarına göre de 50 milyondan fazla olduğu sanılmaktadır.


İnsanoğlunun isim kullanmaya başlaması sistematiğin başlangıç noktası olarak kabul edilir.Yani biyolojik olarak insanlarda hayvanlar türüne girerler. MÖ 383-322 yıllarında Aristo "hayvanlar yaşam şekillerine, hareketlerine, vücut yapılarına, alışkanlıklarına göre sınıflandırılabilir" diyerek bu bilimin temelini oluşturur. Bu düşünce 2000 yıl sürmüştür.
1627-1705 yıllarında John Ray sınıflandırmada doğal sistemi ileri sürmüştür. Linne yazdığı Systema Natura adlı kitabıyla zoolojik nomenklatürün başlangıcını oluşturmuştur. Linne'nin çalışmaları birçok sistematikçiyi etkilemiş, hatta bir sonraki yüzyıla da damgasını vurmuştur. Bu nedenle Linne taksonominin babası olarak kabul edilmiştir.


100 yıl sonra Charles Darwin evrim teorisi ile tüm çalışmaları etkilemiştir. 1866'da Haeckel'in filogenetik ağaç sistemi sistematikçilere yararlı oluştur. Bu dönem taksonominin en önemli periyodu olmuştur. Hergün yeni cinsler, takımlar ortaya çıkmıştır. Daha sonraki yıllarda sadece türler düzeyinde alışmalar yapılmıştır.


Mendel kanunlarının bulunmasıyla önce genetiğin, sonra populasyon genetiğinin gelişimi gerçekleşmiş, günümüzde sistematik çalışmalarda moleküler düzeye inilmiştir. Günümüzde tanımlanmış ve sınıflandırılmış 1.350.000 tür olduğu bilinmektedir. Bunların 1.300.000'ini omurgasızlar oluşturmaktadır. İnek kalan fosillerle birlikte 65.000 tür Chordata şubesinde incelenmektedir. Günümüzde yaşayan yaklaşık 43.000 kordalı bulunmaktadır. Bunun 42.000'i Vertebrata'ya, 1000 kadarı da ilkel kordalılara aittir.

Üreme ve gelişme
Hemen hemen tüm hayvanlar çiftleşerek ürerler.Yetişkinler diploid ya da polidiploiddir. Herbirinin kendine has üreme hücresi vardır. Bir çok hayvan çiftleşerek üremeye yatkındır.

Bir çok hayvan güneş ışığı enerjisini dolaylı yollardan kullanarak gelişir, büyür. Hayvanların aksine bitkiler bu ışığı [Fotosentez] ile doğrudan basit şekerler üretmek için kullanır. Bitkiler, havadan aldığı karbon dioksit (CO2) ve topraktan aldığı su (H2O) moleküllerini ışık enerjisini kullanarak kimsayal bir rekasiyon sonucu Glikoz şekeri (C6H12O6) dönüştürür ve son olarak açığa Oksijen çıkar (O2). Elde edilen bu bu şeker daha sonra bitkinin büyümesi için kullanılır. Hayvanlar bu bitkileri yediklerinde ya da bu bu bitkileri yiyen hayvanları yediklerinde bitkilerin içinde bulunan şekeri almış olurlar.
Rapor Et
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Hızlı Cevap
Kullanıcı Adı:
Önce bu soruyu cevaplayın
Mesaj:








Yeni Soru
Sayfa 0.435 saniyede (88.87% PHP - 11.13% MySQL) 16 sorgu ile oluşturuldu
Şimdi ücretsiz üye olun!
Saat Dilimi: GMT +3 - Saat: 11:19
  • YASAL BİLGİ

  • İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan MsXLabs.org forum adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre tüm kullanıcılarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. MsXLabs.org hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 3 (üç) iş günü içerisinde MsXLabs.org yönetimi olarak tarafımızdan gerekli işlemler yapıldıktan sonra size dönüş yapılacaktır.
  • » Site ve Forum Kuralları
  • » Gizlilik Sözleşmesi