Arama


JeLiBoN - avatarı
JeLiBoN
Ziyaretçi
13 Mayıs 2006       Mesaj #649
JeLiBoN - avatarı
Ziyaretçi


HİKAYEMİ ANLATMADAN GİT!
Gözlerini açtığında ne zaman sırtüstü döndüm diye düşündü. Sağ bacağını karnına çekip, yüzünün tamamını yastığa gömerek yorganı kucakladığı andan bu yana ne kadar zaman geçtiğini anımsamaya çalıştı.. Uyumuş muydu? Uykunun rehavetli anlarını düşündü belli belirsiz.. Deliksiz uykularını hatırladı. Güneşli, pırıl pırıl bir sabaha uyanmayalı ne kadar zaman olduğunu sordu kendine? Yüzünde kocaman bir gülümsemeyle uyandığı sabahlardı onlar. Miskin bir kedi gibi gerinerek kollarını yukarı uzatıp bacaklarını gerdiği, mutlulukla gülümseyerek yanında uyuyan adama sokulduğu, onun kokusunu içine çekerek uyandığı sabahlar. O mutluluğun ve huzurun sonsuza dek süreceğinden emin; uykudan uyanışlarını düşündü. “O’nu düşünmenin içini yakan acısı hala çok tazeydi. “O’nu düşünmek ve onu düşünürken hala acı hissetmekten başka bir şey gelmiyordu elinden.
Kendini hafifçe sağa döndürmeyi, yüzünü pencereden giren günışığına çevirmeyi istiyordu. Ancak bedeni bu isteğe cevap veremeyecek kadar güçsüzdü sanki. Bir milim kıpırdanmak istemiyordu bedeni. İnsanın özlemleri hiç bitmiyor dedi yüksek sesle. Gözlerini tavanda bir noktaya dikti. Özlemleri, hatırlamaları bitmiyordu da ümitleri ne çabuk tükeniveriyordu? Tavanda, gözlerini ayıramadığı o noktada bir “çünkü” arıyordu. Yataktan kalkmalıyım “çünkü..” Bir şeyler yemeliyim “çünkü..” Evden çıkıp biraz yürümeliyim “çünkü…” Hiçbir davranışının “çünkü” ‘sü yoktu artık.. Sadece bu özlemin “çünkü” ‘sü vardı içinde. Özlüyordu. “O’nu çok özlüyordu.</SPAN>
Koskoca bir yıl geçirmişti “O’nsuz bu evde, bu yatakta. Çevresindeki herkes alışacaksın diyordu. Alışılmıyordu. Her sabah başka bir güzelliğe uyanılırdı “O” yanındayken. Neşeli kahkahalar, keyifli kahvaltılar, romantik akşam yemekleri yaşanırdı bu evde. Haftasonları beraber evi temizlemek bile eğlenceli bir oyundu. Huzur kokardı evin her köşesi. Her sabah “O’na sokulduğunda içini dolduran mutluluk duygusu sonsuzluk duygusuydu aslında. “O”, her sabah başka eğlenceli hikayeler anlatırdı. Beraberliklerini, yaşadıkları minicik bir olayı katardı sabah hikayelerinin içine. Dünyanın herhangi başka bir yerinde yaşayan iki kişiydi hikayelerin kahramanları. “O’nun anlattığı hikayelerde o çift; bahçedeki asmanın altına kurulmuş çardakta demli çaylarını yudumlarken hayırsız çocuklarını çekiştirirerek yaşlanırdı. Evlatlar çocuk yetiştirilecek bir dünya olmadığına kanaat getirip evlenmemiş, çocuk yapmamış olurlardı. O yaşlı çift yıllara meydan okuyarak hala sevgi dolu bakardı birbirlerinin gözlerinin içine. İkisi de o kadar yaşlanmış olurlardı ki hikayelerin sonunda; kulakları az duyduğundan söylenenleri yanlış anlar hatta bazen hafızaları berrak olmadığından birbirlerini tanımazlardı. O hikayeler hem umut yüklüydü hem çok komikti. Alışılmıyordu. Hele sabahlar; o hikayeler olmadan işte böyle “çünkü”’süz kalıyordu.
Birlikte geçirdikleri o son sabah hikaye anlatması için o kadar ısrar etmeseydi, şimdi yanında olur muydu acaba? Yine miskin bir kedi gibi yatağında gerinir,sokulup kokusunu içine çekebilir miydi? O son sabah anlattığı hikayede yaşlı çift birbirlerini tanıyamamışlar, sanki ilk kez görüşüyormuş gibi aksi aksi konuşmuşlardı. Kadın da adam da birbirlerinin kim olduğunu unutmuşlardı yine. Hikayenin sonu bu kez mutlu bitmemişti.

O kadar ısrar etmeseydi, “hikayemi anlatmadan gitme demeseydi”, şımarık bir çocuk gibi kapris yapmasaydı,”O” her zamanki saatinde evden çıksaydı, çıkabilseydi şimdi yanında olur muydu acaba? Sabahları işe gitmek için bindiği servis aracına yetişebilmek için telaşla apartmanın kapısından fırlamasaydı, servis otobüsünün şoförü dikiz aynasından onu görsün diye caddenin ortasına atılmasaydı. Köşedeki bakkalın ehliyetini yeni almış oğlu panikten fren pedalına basıyorum diye kamyonetin gaz pedalına yüklenmeseydi, çağrılan ambulans sabah trafiğinin yoğunluğunda sıkışmasaydı, yetişebilseydi…..