Arama


Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
13 Mayıs 2006       Mesaj #62
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Milletlerarası camia denen büyük devletler ile İran arasında yaşanan nükleer krizin diplomatik yollardan çözümü için 15 günlük bir ek süre kazanılmış bulunuluyor.

Bu ek süre içinde İngiltere, Fransa ve Almanya’dan meydana gelen Avrupa Üçlüsü (E3) denen Avrupa grubu İran’ın bugünkü davranışını değiştirmesi için bu ülkeye yeni avantajlar ihtiva eden bir teşvik paketi sunup müzakerelere başlayacaklar. Esasen bu paket iki ay kadar önce İngiltere tarafından hazırlanan; ama Amerika tarafından reddedilen bir eski plan. Amerika, şimdi kendi planı kabul görmediği için bu planı kerhen de olsa benimseyerek hem E3 ve hem de İran’a kendine göre yeni bir şans tanımış oluyor.
Amerika’nın kendi planı BM Sözleşmesi’nin 7. Bölümü’ne atıfla İran’ın milletlerarası barış ve güvenliğini tehdit ettiğine dikkat çekiyor ve bu çerçevede İran’a uranyum zenginleştirmeyi belli bir süre içinde durdurması çağrısı yapıyor, bu çağrıya uymadığı takdirde İran’a müeyyideler uygulanması, hatta silahlı müdahaleye bile kapıyı açabilecek formüller ihtiva ediyordu.
Ne var ki, 7. Bölüm’e atıftan hareketle hazırlanan bu plan, İngiltere ve Fransa tarafından desteklendiyse de Güvenlik Konseyi’nin vetoya sahip diğer iki ülkesi olan Çin ve Rusya tarafından destek görmediği için şimdilik rafa kaldırılmış bulunuluyor.
Durum böyle; ama Amerika yine de ne Rusya’dan ne de Çin’den tamamen umudunu kesmiş de değil; tam tersine bu iki ülkeye çeşitli diplomatik baskılar uygulamaya da kararlı görünüyor.
Nitekim, Çin babında geçen çarşamba günü Amerikan Dışişleri’nin iki numaralı ismi Robert Zoellick’in ağzından Çin’e önemli ve çok ciddi bir uyarı yapmış bulunuyor. Amerikan Temsilciler Meclisi Milletlerarası İlişkiler Komitesi üyelerine konuşurken Zoellick, Amerika’nın Çin’in enerji kaynaklarına olan ihtiyacını anladığını, Çin’in İran, Sudan ve Myanmar (Burma)’daki enerji yatırımlarını dar milli çıkarları doğrultusunda değil milletlerarası camianın iyiliği için kullanmasını istediğini söylerken Çin’in Amerika ile olan mevcut ilişkilerinin Çin’in İran’ın nükleer programı konusunda takınacağı tavra göre belirleneceğini de resmen ve açıkça dile getirmiş bulunuyor.
Robert Zoellick, kısa ve öz söylersek, ‘biz Çin ile olan ilişkilerimizi Çin’in, İran’ın nükleer programı konusunda alacağı tavra göre belirleyeceğiz. Bu tavır bize ters gelirse biz de ters yönde; bu tavır bize uygun şekilde olursa biz de Çin’e buna göre tavır alırız. Çin düşünsün taşınsın, hangi tavır kendi çıkarına olur karar versin’ diyor ve Çin’i düşünmeye, İran ile olan ilişkilerini gözden geçirmeye, bunları Amerika ile olan ilişkilerle teraziye koyup hangisinin ağır olduğuna karar vermeye davet ediyor.
Zoellick, böylece Çin’i İran konusunda bir tercihe de zorlamış oluyor. Gerçekten de Çin şimdi bir taraftan İran ile olan enerji ilişki ve anlaşmalarını bir kere daha değerlendirmeye mecbur bırakılırken diğer yandan da Amerika ile olan ilişki ve bunların değerini de ister istemez ölçüme tabi tutmaya zorlanıyor.
Bu çerçevede Çin, şüphesiz iki yıl kadar önce İran ile vardığı sıvılaştırılmış doğalgaz alımı, İran’daki Yadaravan petrol sahasını geliştirme projesi ve diğer anlaşmaların kendisine kazandırdıkları ile Amerika ile ilişkilerinde neler kazandıklarını karşılaştıracak ve eninde sonunda hangisinin son tahlilde kendi yararına olduğuna karar verecek.
Çin’in İran ile yaptığı enerji anlaşmalarının mali portresi yıllar içinde yaklaşık 100 milyar dolara ulaşabilecek; tahminler böyle; ama Çin bugün yılda Amerika’dan en az 200 milyar dolar kazanıyor ve bununla yeni yatırımlar yapıyor, işsizlerine iş sağlayabiliyor, hazinesini güçlendiriyor ve pek çok başka kazançlar sağlıyor. Ne var ki, bu kazançların tehlikeye girmesi ihtimali de giderek güçleniyor. Nitekim, Amerikan Kongresi, Çin’e birtakım ihracat sınırlamaları getiren, mali müeyyideler ihtiva eden kanun taslaklarının sunulmasına sahne oluyor bugünlerde. Amerikan yönetimi şimdilik bunları desteklemiyor, Çin’e ‘bunları da düşün, yanlış yapma’ diyor. Kısacası, Amerika, Çin’e ‘tercihini fazla gecikmeden yap’ derken Çin de kimi tercih edeceği konusunda kara kara düşünüyor.