GÜNÜMÜZDE BALKAN ÜLKELERİ VE SORUNLAR
Bulgaristan Bulgaristan, yaklaşık 500 yıl boyunca Osmanlı egemenliğinde kalmıştır. 1908 yılında bağımsızlığını kazanmış ve bu tarihten itibaren iki ülke ilişkilerinde yeni bir dönem başlamıştır. Bu ilişkiler daha çok gerilimli bir seyir izlemiştir. İki Balkan Savaşı'nda da Osmanlı'yla Bulgarlar karşı karşıya gelmiş ve büyük kayıplar yaşamış olmalarına rağmen, Bulgar Devleti I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı ile aynı cepheyi paylaşmış, Kurtuluş Savaşı'na da destek vermiştir. Ancak Kurtuluş Savaşı'nı takip eden dönemde, "Büyük Bulgaristan" hayalleri, iki ülke arasındaki ilişkilerin soğumasına yol açmıştır. Soğuk Savaş döneminde, Bulgaristan, Sovyetler Birliği'nin en yakın müttefiklerinden biri haline gelirken Türkiye, NATO'nun önemli bir üyesi olarak komünizm karşısındaki kalelerden biri olmuştur. Bu dönem boyunca Bulgaristan-Türkiye ilişkileri, soğuk ve gerilimli bir dönem yaşamıştır. İki ülke arasında 1950-51 yıllarında büyük bir kriz ortaya çıkmıştır. Bulgar hükümeti, 250 bin Türkü Türkiye'ye gönderme kararı almıştır. Bu dönem boyunca yaklaşık 155 bin Türk Bulgaristan'ı terk etmek zorunda bırakılmıştır. 1968 yılında, göç sonucunda dağılan aileleri birleştirmek için iki ülke arasında bir anlaşma imzalanmış ve bu anlaşmanın sonucunda 130 bin civarında Türk, Türkiye'ye dönmüştür. Ancak 80'li yıllarda daha da büyük bir sorun ortaya çıkmış, 1980'den itibaren Bulgar yönetiminin Türk azınlığa uyguladığı asimilasyon politikasıyla Türk-Bulgar ilişkileri en gergin noktasına ulaşmıştır. 1989 yılında, Bulgaristan 350 binden fazla Türk'ü sınır dışı etmiş ve ilişkilerde büyük bir kriz yaşanmıştır. 1989 yılında komünist iktidar devrilmiş, Türkiye-Bulgaristan arasında yeni ve olumlu bir dönem başlamıştır. Bulgar yönetimi çeşitli vesilelerle Türk halkına uygulanan baskılardan dolayı özür dilemiş, Türk azınlığın hakları yeniden tanınmış, Türkler'e geniş çaplı özgürlükler verilmiştir. Bu çerçevede Türkler'in ana dillerini konuşmalarına, Türkçe isim alıp Türkçe eğitim görmelerine izin verilmiş, dinsel hakları iade edilmiştir. Bu gelişmeler, Türkiye ve Bulgaristan arasındaki ilişkilerin iyileşmesine ve güçlenmesine yol açmıştır. Ticari alandaki gelişmeler bu pozitif görünüme büyük katkıda bulunmuştur. 1992 yılı verilerine göre Bulgaristan nüfusunun %10'unu Türkler oluşturmaktadır. Ayrıca Bulgaristan'da 1.200.000 civarında Müslüman yaşamaktadır ki, bu sayı genel nüfusun %13.08'ini kapsamaktadır. 
1989 yılında komünist iktidar devrilmiş, Türkiye-Bulgaristan arasında yeni ve olumlu bir dönem başlamıştır. Bulgar yönetimi çeşitli vesilelerle Türk halkına uygulanan baskılardan dolayı özür dilemiş, Türk azınlığın hakları yeniden tanınmış, Türkler'e geniş çaplı özgürlükler verilmiştir. Bu çerçevede Türkler'in ana dillerini konuşmalarına, Türkçe isim alıp Türkçe eğitim görmelerine izin verilmiş, dinsel hakları iade edilmiştir. Bulgaristan'da 1.200.000 civarında Müslüman yaşamaktadır ve bu sayı genel nüfusun %13.08'ini kapsamaktadır. Bugün Müslüman-Türk azınlık, elde edilen haklar sayesinde, Bulgaristan'da etkin bir siyasi güç konumundadır. Son yapılan seçimlerle, yönetimden pay alan Türkler, çeşitli temsilcilikler ve bakanlıklarda görev almışlardır. Bütün bu gelişmeler, Türkiye-Bulgaristan ilişkilerine çok olumlu etki yapmıştır. 1989 yılında Sovyetler Birliği'nin desteğini kaybeden Bulgaristan, Varşova Paktı'nın da sona ermesiyle, uluslararası arenadaki yanlızlığını gidermek için komşu ülkelerle iyi komşuluk ilişkileri kurmaya, uluslararası ittifaklara katılmaya çalışmıştır. 1997 yılına kadar iktidarda kalan Sosyalist Parti hükümeti, ülkeyi NATO'ya dahil etmek, Batılı ülkelerle iyi ilişkiler kurmak için elinden geleni yapmıştır. Türkiye ve Bulgaristan arasındaki ilişkiler, bu ülkedeki yeni rejimin, eski yönetimin Bulgaristan'da yaşayan Türk azınlığa yönelik baskıcı politikalarını terk etmesi ile son on yıllık dönemde önemli bir gelişme sergilemiştir. İki ülke arasında her düzeydeki temasların sayısı artmış, uzun süredir var olan bazı ikili sorunlar çözüme kavuşturulmuştur. İktidara gelen Petar Mladenov, önceki yönetim döneminde uygulanan asimilasyon politikasından dolayı özür dilemiş, Müslüman-Türk azınlığın haklarının iadesi için çalışmalar başlatmıştır. Bu çerçevede hem Bulgaristan'da yaşayan azınlıkların hem de Bulgaristan'a geri dönen Türkler'in pek çok sosyo-ekonomik hakkı güvence altına alınmıştır. Bu gelişmeler, Türk-Bulgar ilişkilerinin önündeki en önemli engeli ortadan kaldırmıştır. Bulgaristan, Türkiye ile yakın ilişkiler kurmak için çok istekli davranmış ve girişimleri ilk başlatan taraf olmuştur. NATO üyeliği için verilecek destek, asimilasyon kampanyası sonucunda hem Türkiye hem Batı hem de Müslüman ülkelerle bozulan ilişkileri düzeltme çabası, Türkiye'nin mükemmel bir ticaret ortağı olarak Bulgaristan'da yapılacak yatırım ve sermaye kaynağı olması Bulgaristan'ı Türkiye'ye yakınlaşmak için motive eden sebepler olmuştur. Türkiye ve Bulgaristan arasındaki ilişkiler hızlı bir gelişim göstermiş, kısa sürede askeri, ekonomik ve kültürel alanda iş birlikleri kurulmuştur. Askeri alanda ortak üretim anlaşmaları yapılmış, ortak tatbikatlar düzenlenmiş, teröre karşı iş birliği kurulmuştur. Türkiye, Bulgaristan'ın NATO üyeliğini kabul ettiğini bir yasa ile destekleyen tek ülke olarak, 2002 yılı Kasım ayında Prag'da yapılan zirvede bu ülkenin NATO üyeliği için davet almasını memnuniyetle karşılamıştır. Buna ek olarak, iki ülke arasındaki ticari ve ekonomik ilişkilerin geliştirilebilmesi için gerekli hukuki çerçeve tamamlanmış ve bu sayede bu alanlarda önemli gelişmeler kaydedilmiştir.
Türkiye, hem Balkanlar hem de Karadeniz bölgesinde istikrarı sağlamak için 1990 yılında, Karadeniz Ekonomik İş birliği toplantılarını başlatmıştır. Bu toplantı sonucunda alınan kararlara Bulgaristan da imza atmıştır. 1998 yılında imzalanan serbest ticaret anlaşması ise ekonomik ilişkilerdeki gelişimin hızını iyice artırmıştır. Bu çerçevede enerji, otoyol, sanayi gibi alanlarda büyük ortak projeler ve yatırımlar gerçekleşmiştir. Bulgaristan'da yaşayan Türkler'in kurduğu Hak ve Özgürlükler Hareketi (HÖH), kuruluşundan kısa bir süre sonra en büyük dördüncü parti olarak Müslüman-Türk azınlığın temsilcisi haline gelmiştir. Ancak kısa bir süre sonra, parti sadece Türkler'i değil, ülkedeki bütün azınlıkları temsil eden siyasi bir güç olmuştur. 1991 seçimlerinden itibaren hem genel hem de yerel seçimlerde önemli bir başarı elde etmiş olan HÖH, 1995 seçimlerinde 194 belediye başkanlığı kazanmıştır.34 1997 genel seçimlerinde ise seçime Milli Selamet İttifakı'yla giren HÖH, %7,6 oyla 19 sandalye kazanmıştır. Müslüman-Türk azınlığın sorunları büyük oranda çözülmüş olsa da, halen sıkıntılar yaşanmaktadır. Seçmeli Türkçe derslerinin zorunlu yapılmaması, askeri kurumlarda, üst düzey devlet görevlerinde Müslümanların nüfusları oranında temsil edilmemesi, Türk okullarının açılmasına izin verilmemesi, Türkler'in yoğun olarak yaşadıkları bölgelerde yatırım yapılmaması halen çözüm bekleyen sorunlar arasındadır. Türk-Bulgar ilişkilerinin gelişimi, Türkiye ve diğer Balkan ülkeleri arasında kurulacak ilişkiler için bir örnek niteliğindedir. Kısa bir süre öncesine kadar karşıt bloklarda bulunan iki ülke, kısa sürede ekonomiden kültüre her alanda büyük bir iş birliğine girmiş, bölge barışına önemli katkıda bulunmuşlardır. Ülkede yaşayan Müslüman-Türk azınlık hem iki ülke arasında bir köprü olmuş hem de bu dostluk ilişkisinin getirdiği avantajlarla yeni sosyal, ekonomik ve kültürel imkanlar elde etmişlerdir. Bugün Müslüman-Türk azınlık, elde edilen haklar sayesinde, Bulgaristan'da etkin bir siyasi güç konumundadır. Son yapılan seçimlerle yönetimden pay alan Türkler, çeşitli temsilcilikler ve bakanlıklarda görev almışlardır. Bütün bu olumlu gelişmeler, Türkiye-Bulgaristan ilişkilerinin istikrarlı bir gelişim seyretmesini sağlamıştır. Bulgaristan, muhtemelen birkaç yıl sonra AB üyesi olacaktır. Bu üyelik, ülkede yaşayan Müslüman-Türk azınlığın daha da güçlenmesini ve yaşadığı sıkıntılardan kurtulmasını sağlayacak imkanlara da yol açacaktır. Türkiye, geçmişte olduğu gibi bundan sonra da Bulgaristan'da yaşayan dindaşlarını ve soydaşlarını ihmal etmemeli, onların sorunlarını kendi sorunları gibi algılamalı ve onlarla daha yoğun ilişkilere girmelidir. Bu ilişkiler, komşu ülkenin iç işlerine karışmak anlamında değil, Türk-Müslüman nüfusun kültür varlıklarını korumak ve geliştirmek, sosyal sıkıntılarının giderilmesine yardımcı olmak yönünde olmalıdır.