CAFE'DE GELEN ESİNTİ...
Tozun dumanın içinde,
Kılıçtan keskin bakışlar..
Savruluyor hayali yumruklar,
Can yakar mı bilinmez…
Elde bir kalem, bir kağıt.
Bir bardak meyve suyu önümde,
Renk değiştiriyor yudumladıkça…
Bir bas sesi patlıyor kulağımda
Akustik nağmeler arasında
Yüzlerce yabancı…
Ekosuz yükselen sesler
Ve boğukluk içinde boğulmak!
Kalem hiç durmuyor.
Yazmak! Yazmak! Yazmak!
Sessiz hayaletler geçiyor sağdan.
Tütün dumanı gözümü yakıyor.
Öksürmek geliyor içimden,
Ciğerlerimden, bir tarafımdan…
Fosforsuz saniye ilerliyor
Akrep yelkovanı tutsak ediyor,
Sürüklüyor peşinden
Silik bir patika çizmiş,
Bilinmez zamanın içinden…
Geçenler bir daha dönmüyor
Gözler, sözler, eller…
Kin ve nefretler…
Öfkeler ve küfürler…
Savruluyor dalga dalga
Dost denilen, dost olmayan
Tonlar dinleniyor ahizeden…
Çalan alarmlar bile
Yetmiyor uyandırmaya beterlikten…
Yudumlarken meyve suyu bitiyor
Kirli bir bardak masada.
Tortular kalmış kenarında
Renk de değiştirmiyor artık
Masaların üzeri çizik çizik
Ne aşklar varmış be dünyada…?
Bir mobilya parçasında
Güçsüz..
Hissiz..
Sadece kuru çentikler
Gönül okumak istemiyor
Hasta ruhlar, hasta bedenler
Beklemede beni
Gitmeli miyim acaba?
Gitmesem mi yoksa?
Gitmem mi lazım?
Kalmam mı?
Herneyse!
Beni de sürükler elbet o saniye,
Silik patikanın içine…