Türkiye, Danıştay 2. Dairesi üyelerine yapılan silahlı saldırı sonucu bir kez daha o meşum Alacakaranlık Kuşağı’na girdi...
Bu, artık neredeyse tüm sahnelerini ezberlediğimiz tüyler ürpertici bir film: İstikrarsızlaştırmayı hedefleyen, “laik-anti laik kutuplaşma”yı zirveye çıkaran alçakça bir saldırıyla, bariz bir provokasyonla karşı karşıyayız...
Türkiye’de ekonominin de, siyasetin de üzerinde durduğu zemin kırılgandır: Yabancıların götürdüğü dört milyar dolar piyasalara panik atak yaşattı...
Eş zamanlı olarak Cumhuriyet Gazetesi bombalandı...
Son olarak da Danıştay üyeleri kurşunlandı: Yaralanan beş yargıçtan Mustafa Yücel Özbilgin’in -hepimizi can evinden vuran- ölümü Türkiye’yi bir anda “korku tüneli”ne sokuverdi...
Karanlık odaklar, Cumhuriyet Gazetesi’ne iki bomba yolladılar; sonra “ne demek istediğimiz galiba tam anlaşılmadı” diyerek bir üçüncüsünü attırdılar...
Üçüncüsünde, bombayı atan “Allahuekber” demeyi ihmal etmemişti! Danıştay’a silahlı saldırıda bulunan “avukat” Alpaslan Aslan da “Allah’ın askeriyim. Allahuekber!” diyerek ateş açmış! “Türban kararının cezasını verdim” diye de eklemiş!
“Allahuekber” diye bağırılması her iki hadisenin de provokasyon olduğunun delilidir. Böylelikle saldırının “tümüyle laikliğe yönelik” olduğunun altı çizilmiş oluyor!
Danıştay üyelerini vuran caninin Cumhuriyet’e bomba atan kişilerden biri olabileceği üzerinde duruluyor. Aynı kişi olmasa dahi işin temeli değişmez. Her iki olayın senaryosunu yazan aynı mekanizmadır...
Bu mekanizmayı 1980 öncesinin kâbus günlerinden, 28 Şubat sürecindeki provokasyonlardan tanıyoruz...
Danıştay’a saldırı olayını gerçekleştiren caninin, eylemini türban tartışmalarıyla irtibatlandıran sözler sarf etmesi ise provokasyonun omurgasını oluşturuyor...
Böyle provokasyonlar için seçilen kişilerin siyasi kişiliğine dikkat edilir! Ne deniliyor, saldırgan avukat için, “Türk-İslam Sentezcisi” veya “Nizam-ı Alemci” deniliyor, değil mi?
80 öncesinde Türkiye’de kâbusu tırmandıran en sarsıcı eylemlerden birinde İpekçi’yi öldüren Ağca da MHP camiasına yakın olduğu için seçilmişti. (Danıştay üyelerine ateş eden avukat Ağca hayranı imiş!) Böylelikle, İpekçi olayı MHP’nin üzerine yıkılıvermişti. Toplumdaki kutuplaşma zirve yapmıştı...
İpekçi cinayetinin ardından ne çıktı, daha sonra? NATO-CIA’nın örtülü harp stratejisine uygun olarak teşkilatlanan Mr. Kontrgerilla çıktı. Bütün bu kanlı provokasyonlar amacına ulaşmıştı; çünkü bütün her şey 12 Eylül darbesi içindi!
İpekçi ve benzeri cinayetlerin neredeyse tüm detayı bilindiği halde gerçek neden yıllardır söylenemiyor? İpekçi’yi vuranlar belli, vurdurtanlar belli; Ağca’yı hapishaneden kaçırtanlar da, yurtdışına gönderenler de belli: Ama, cinayet yıllardır aydınlatılamıyor!
***
Türkiye alacakaranlık kuşağına girdiği vakit, egemen manşetlerde psikolojik harekatın kralı yapılır.
“Türban sorununu kaşıya kaşıya iş buraya-Danıştay’a saldırı aşamasına getirildi” deniyordu, dün...
Son tartışmaların hepsine bir bakalım, hadiseyi türban yasağına karşı çıkanlar mı kaşımış; yoksa türban yasağını savunanlar mı gündeme getirmiş türbanı? Türban aleyhinde çatır çatır sürmanşetler atan Hürriyet, şimdi çıkmış “türbanı kaşıdılar, böyle oldu” diye hükümeti ve muhafazakar kesimi hedef gösteriyor. Bu arada, “Türbanlılar Arabistan’a!” diyen kimdi, sahi?
Danıştay saldırısı için “Rejimin 11 Eylül’ü” benzetmesi yapmak da yangına körükle gitmektir. Zinde güçlere açıkça “Acilen bu hükümete çakın” demektir! 28 Şubat filmini yeniden görmek istemektir! Provokatif saldırının hedefinde AKP hükümeti var. Hükümete “Erken seçime git” mesajı verilirken; Erdoğan’a da “Çankaya’yı unut” deniyor! Son saldırı ile Türkiye’de rejim bunalımının düğmesine basılmış oldu.