Arama


Muhabbetci - avatarı
Muhabbetci
Ziyaretçi
13 Kasım 2008       Mesaj #55
Muhabbetci - avatarı
Ziyaretçi
.SORU:

“Evliyanın büyüklerinden Ebü’l Hasan-ı Harkani hazretleri, sefere çıkan talebelerine,‘Sıkışınca benden yardım isteyinbuyurdu. Yolda talebeler eşkıyaya yakalanınca, bu sözü unutup, kurtulmaları için doğrudan Allah-ü teâlâya dua ettiler, fakat kurtulamadılar. Bir talebe ‘Ya Ebe’l-Hasan, imdat!’ dedi. Sadece o talebe kurtuldu. Seferden dönünce hocalarına, ‘Biz Allah’tan yardım istediğimiz halde soyulduk. Fakat şu arkadaşımız, sizden yardım isteyince kurtuldu. Bunun hikmeti nedir?’ dediler. O da, ‘Allahü teâlâ günahkâr kimselerin duasını kabul etmez. Arkadaşınız, benden yardım isteyince, onun duasını Allahü teâlâ bana duyurdu. Ben de, ‘Ya Rabbi bu talebemi kurtar!’ dedim. Allahü teâlâ da kurtardı.”

Şimdi sayın hocam, Allah bize şah damarımızdan daha yakınken duçar duruma düştüğümde ben Ebü’l-Hasan-i Harakanî talebesi değilim, kimi vesile kılıp o kişiden sıkıntımın giderilmesini isteyeyim?.. Süreyya Yücel

CEVAP: Bu söz şirkin en karanlık damgasını taşıyor. Bu tür şirklerden Allah’a sığınmak gerekir. Müşrikin boynuzları görünmez. Görünür bir boyası da yoktur.Şu yazdığınıza göre bu uydurma sözün sahibi, Arap müşriklerinden daha kötü bir durumdadır. Ebu’l-Hasan-i Harakanî, Allah’ın yardımıcısı mıdır ki Allah, kendisinin kabul etmediği bir duayı, Ebulhasan’a havale ediyor? Yani hâşâ, Ebulhasan ikinci bir tanrı mı? Ebulhasan da böyle sözler söylemekten münezzeh, zâhid, kâmil bir insandır. İnsanın şu fizik beden içinde Allah’ı görmesi, doğrudan Allah ile diyalog kurması mümkün değildir. Kur’ân: “Gözler O’nu idrak edemez” buyurmaktadır.