Arama

Dua Ufku - Tek Mesaj #109

Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
26 Mayıs 2006       Mesaj #109
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
İnanmış bir gönül için diğergamlığın sınırı yoktur. İslâm'ı ve onunla gelen güzellikleri vicdanının derinliklerinde duyabilme bahtiyarlığına ermiş ve imanın zevkine uyanabilmiş bir Hakk yolcusu her zaman ve her şart altında başkalarını kendisine tercih etmesini bilir ve hep îsar duygusuyla hareket eder. Öte yanda yaptıkları işlerde, istek ve arzularında başta inançlı kimseler olmak üzere diğer insanları nazara almayanlar İslâm'ın, Kur'an'ın ve Allah Rasûlü'nün hayat-ı seniyyelerinin özünden habersiz, bir takım bencil insanlardır. Kendi ihtiyacı olmadığı zaman başkalarını öne çıkarıp onların isteklerini gözetme meselesine gelince, ona tam olarak bencillik demek doğru olmasa da bütün bütün îsar olduğunu söylemek de mümkün değildir.
Peygamber Efendimiz'in (aleyhi efdalüssalavât) inananlara hitaben, “Sizden biriniz kendisi için sevip arzuladığı şeyleri diğer kardeşleri içinde arzulamadıkça imanın hakîkatine uyanmış olamaz” şeklindeki lâl-ü güher ifadesini diğergamlık hususunda bir ‘limit/alt sınır' olarak telakkî etmek herhalde daha yerinde olur. Zira Cenab-ı Allah, ‘îsar âyeti' diye isimlendirebileceğimiz Haşr sûresinin 9. ayet-i celîlesinde ensâr-ı kirâmı nazara verir ve, “ Onlar kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile îsar duygusuyla hareket edip kardeşlerini nefislerine tercih ederler” buyurarak asıl diğergamlığın kendisi muhtaç olduğu hallerde bile başkalarını tercih edebilmekle mümkün olacağını hatırlatır. Evet, hakikî bir Kur'an talebesi ve gerçek bir ihlas kahramanı diğergamlıkta sınır tanımaz ve latîf ve güzel bir hakîkat-i imaniyeyi muhtaç birisine anlatmak gibi gayet derecede mâsumane bir meseleyi, bencillik ve enaniyetin hudutlarına hiç yaklaşmamak için, başka birisine anlattırmayı tercih eder. Hatta gerekirse, Cehennemden çıkışta ve Cennete girişte bile ‘Buyurun!' demesini bilir. Gerçek kardeşlik ve yürekten dostluğun gereği de budur.
Duada da Diğergam Olmalıyız
İnananlar arasındaki irtibat ve alâka her şeyden önce bir iman irtibat ve alâkasıdır. Diğer bütün bağlar ve yakınlıklar bu temel unsura bağlı olarak bir anlam kazanırlar. İki insan arasında müşterek bir inanca gönül verme gibi bir durum yoksa, o takdirde, onlar arasındaki ortak payda sadece insanlıktır. Allah'ın bir sanatı olması hasebiyle her insanın bir kıymeti var ise de, bunun iman gibi en güçlü bir râbıta ile bağlı olmanın yerini tutmayacağı açıktır.
Bu hususu istidrâdî olarak söyledikten sonra ifade etmeliyiz ki, iki kişi arasındaki alâka ister iman, isterse sadece insanlık alâkası olsun, bu iki kişinin birbirlerine yapabilecekleri en büyük iyiliklerden birisi birbirleri için dua etmektir. Peki o halde bu dua nasıl olmalıdır? Şimdi birkaç başlık halinde bu hususa işaret etmeye çalışalım:

Mü'min Kardeşi İçin Dua Etmek
Evvelâ ifade edelim ki, bir mü'minin diğer bir mü'min hakkında dua etmesi onun kulluk vazifesinin tamamiyeti adına çok önemli bir kazançtır. Nitekim, Cenab-ı Hak, Kur'an-ı Hakîm'de bu ahlakı inananlara talîm etmiştir. Haşr sûresinin 10. ayetinde meâlen, “... onlardan sonra gelenler, ‘Ey Rabbimiz, bizi ve bizden önceki inanan kardeşlerimizi bağışla!' diye dua ederler” denilir ki, bu hem bir vak'ayı haber verme hem bizim için bir vazifeyi iş'âr hem de yüksek bir ufku hedef göstermedir. Allah ü azîmüşşan, Muhammed sûre-i celîlesinin 19. ayetinde ise, En Seçkin Kulu'na hitaben, “Kendin için ve mü'min erkek ve kadınlar için Allah'tan af talebinde bulun” demektedir. Yine İbrahîm sûresinin 41. ayet-i kerîmesinde Cenâb-ı Erhamürrâhimîn, Hazreti İbrahîm'in lisanıyla ,“Ey Rabbimiz, hesaplaşma günü, benim, anne-babamın ve bütün mü'minlerin günahlarını bağışla” der ki, görüldüğü üzere üç ayet-i kerîmede de müminlere birbirleri için Allah'a el açıp dua etmeleri emredilmektedir. Bunların dışında Kur'an-ı Mübîn'de mü'minlerden sâdır olan, “Biz de.. bizi de..” şeklindeki dua ifadeleri konumuz açısından yine birer delil ve birer örnektirler.
Burada söylenmesi gereken bir başka önemli husus da, diğer mü'minler hakkında yapılan duanın gıyapta (hadîs-i şerifteki ifadesiyle ‘bizahri'l-gayb') yapılmasının faziletidir. Bir kişi için onun yanında dua edilmesinde de elbette bir beis yoktur fakat gıyapta edilen dua daha samimi, daha yürekten ve daha içtendir. Yüze karşı yapılan duaya belki riya gibi içine düştüğü şeyi kirleten bir kısım virüsler karışabilir ama gıyapta yapılan dua sırf Allah rızası için yapılır. Çünkü o insanın bile kendisi hakkında Allah'a el açıldığından haberi yoktur. Aynı zamanda böyle bir duada herhangi bir beklenti ve menfaat de bulunmaz. Bundan dolayı da Hak nezdinde kabul görme ihtimali kuvvet kazanır.
Allah Rasûlü (aleyhi ekmelüttehâyâ) da bir müslümanın başka bir müslüman kardeşinin gıyabında onun için yapacağı duanın kabul olacağını müjde alaşımlı bir haberle şöyle ifade buyurur:
“İnsanın müslüman kardeşi için, onun arkasından yaptığı dua Allah katında reddedilmez. Mü'min kardeşi için dua yapanın yanıbaşında görevli bir melek bulunur. Bu görevli melek –bazı rivayetler de ‘melekler' deniliyor- ‘Amin, aynısı sana da olsun!' der.”
İnananlar İçin Allah'a Yalvarmak Dine Karşı Vefa Emaresidir
Evet, inanan kimseler için dua edip tazarruda bulunmak iman ortak paydasının iktizası ve İslam'a sadâkatin nişanesidir. Çünkü umum müslümanlar İslam'ın şahs-ı mânevîsini teşkîl ederler. Dolayısıyla onlarla alâkadar olmak Dine karşı vefalı olmak demektir. İnanan insanların bugün bir dua örfânesi oluşturmaya ne kadar da çok ihtiyaçları var!
Dinin genel prensiplerinden hareketle söyleyecek olursak bir insan kendi yakınlarından başlayarak topyekün inananlar için el açıp Allah'a yalvarabilir. Meselâ, her ellerini kaldırışında kendisi için ortaya koyduğu Hak yolunda hizmet etme, bu hizmeti gerçekleştirebilmek için helâl rızık, mesut bir yuva, sıhhat, âfiyet, istikamet içinde bulunma, başkalarına yük olmama, sabr ve şükre, evrâd ü ezkâra devam edebilme, hak-hukuk çiğnememe, riya, kibir, süm'a, ucb gibi mikroplara esir düşmeme, âkıbet itibarıyla da bağışlanma, Cennet'e girebilme, Kevser yudumlama, Cemâlullahı müşahedeye nâil olma gibi hususlardaki bütün hayırlı taleplerini, anne-babası, evlatları, kardeşleri, amca-hala, dayı-teyze... emsali yakınları; arkadaşları, dostları, hocaları, rehberleri... gibi ilgili olduğu kimseler hakkında da isteyebilir. Meselâ, Hak Teâlâ'dan Cennet talebinde bulunmaya niyet eden bir kul, “Ya Rabbi! Beni, anne-babamı, kardeşlerimi, akrabalarımı, dünyanın dört bir bucağına Senin yüce dinine ve Kitab'ına hizmet etmek için, Habîbin'in yüce ismini hakkı olan yere yerleştirmek için dağılmış bulunan kadın-erkek bütün kardeşlerimizi, arkadaşlarımızı, dostlarımızı, sevdiklerimizi, bizi sevenleri de Cennetine al! Bizi orada da birbirimizden ayırma!” diye dua edebilir. Bu bir misaldir, açılabilir, genişletilebilir. Zaten dua da gönlün sesidir ve insan ruhunun derinliğine, vicdanının enginliğine göre keyfiyet ve kıymet kazanır. Unutulmamalıdır ki, sînesini geniş tutanlara Hakk'ın rahmeti de geniş ve bol olur ve bu, dua mevzuunda da geçerli bir husustur. Hocaefendi şu yürekten cümleleriyle bizim için önemli bir ufuk çizer:
“Birbirimize çok dua etmeliyiz; ‘Allah vefa, sadâkat ve ihlâsla hizmete sonuna kadar omuz vermeye bizi muvaffak kılsın!' demeliyiz. Bu şekilde, dost ve arkadaşlara, umum müslümanlara bizahri'l­gayb (gıyabında) dua etmek dine karşı çok ciddi bir vefa emaresidir. Ben günde en az beş vakit, uzağıyla yakınıyla, dostlarıma dua ediyor; onlar için Cenâb­ı Hak'tan ihlâs, samimiyet, vefa, marifet ve yakîn.. istemeyi bir borç biliyorum.”
Evet bir mümin kendisi için ne hayır duada bulunuyorsa başkaları içinde aynı şeyleri istemeli, kendisi için bedduada bulunulmasına gönlü razı olmadığı gibi başkalarına da beddua etmekten kaçınmalıdır. Rahman ve Rahîm bir Rabbin kuluna ve âlemlere rahmet olarak irsâl buyrulan bir Kutlu Nebî'nin ümmetine yaraşan da asla inanan bir kimsenin aleyhinde dua etmemek, tel'înlere ‘Amin!' dememektir. Bu onları sevmenin emaresi, onlar tarafından da sevilmenin garantisi sayılır/sayılmalıdır. Unutulmamalıdır ki, kalbler arasında çok defa sezilemeyen bir kısım gizli yollar vardır ve Allah samimi bir kalbden çıkan temiz ve duru duyguları, düşünceleri, güzel ve hoş mülâhazaları diğer kalblere mutlaka ulaştırır. Bu zaviyeden düşünüldüğünde bizahri'l-gayb yapılan duanın aradaki kırgınlıkları, küskünlükleri, dargınlıkları zamanla kaldırıp yerine sevgiyi ve dostluğu yerleştireceği hatta ziyadeleştireceği de görülmüş olur.
Çok önemli bir başka husus da bugün gadr ve zulme maruz bırakılmış, perişaniyet ve zillet içindeki müslüman coğrafyanın hâlini nazara alıp, Cenâb-ı Rahmân ü Rahîm'den inananları bir an önce içinde bulundukları yürekleri dağlayan ve sineleri paramparça hale getiren bu elemli durumdan bir an önce çıkarması, fevkâlâde inayetiyle ekstra fereç ve mahreçler göndermesi için dua etmektir. Bu, âlem-i İslam'ın ve inananların dertleriyle alâkadar olmanın tabiî neticesi ve asgarî gereğidir. Bu kadarcık olsun müminlerin sıkıntı, problem, tasa ve kederleriyle ilgilenmeme en hafif ifadesiyle koyu bir gaflettir ve bunu mümin bir kalble yan yana getirme imkanı da yoktur. Zira Hazreti Sâdık u Masdûk (sallallahü aleyhi vesellem) bir hadîs-i şerifte, “Müslümanların dertleriyle hemdert olmayan bir kimse onlardan sayıl(a)maz” buyurur ki, içine düşmekten korkulması hatta titrenmesi gereken acı bir haldir.
Bu hususta Allah dostlarının içlerini seslendirdikleri pek çok duaları vardır. Daha önce onların bazılarını zikrettiğimizden buraya tekrar almayı düşünmedik. Fakat bir örnek teşkil etmesi açısından, “Evet, Biz de ‘Amin!' Diyoruz Allah'ım” başlıklı niyazda yer alan dua cümlelerine bakılabilir.
Bu faslı kapatmadan evvel kendisine tevcîh edilen, “Müminin mümine en iyi duası nasıl olmalıdır?” şeklindeki bir soruya Üstad Bediüzzaman'ın verdiği cevabı da nakletmek isteriz:
“Kabul edilen sebepler dairesinde olmalı. Çünkü bazı şerâit dâhilinde dua makbul olur. Şerâit-i kabulün içtimaı nispetinde makbuliyeti ziyadeleşir. Ezcümle: Dua edileceği vakit, istiğfar ile manevî temizlenmeli, sonra makbul bir dua olan salavât-ı şerîfeyi şefaatçi gibi zikretmeli ve âhirde yine salavât getirmeli. Çünkü iki makbul duanın ortasında bir dua makbul olur. Hem “bizahri'l-gayb” yani “gıyaben ona dua etmek”; hem Hadîs'te ve Kur'an'da gelen tesirli dualarla dua etmek. Meselâ: “Allahümme innî es'elüke'l-afve ve'l-afiyete lî ve lehû fi'd-dünya ve'l-âhireh-Allah'ım Senden kendim ve mümin kardeşim için dünya ve ahirette afv ve afiyet istiyorum” veya “Rabbenâ âtinâ fi'd-dünya haseneten ve fi'l-ahireti haseneh, vekınâ azabennâr-Ey Rabbimiz! Bize dünyada ve ahirette iyilik ver ve bizi Cehennem azabından koru!” gibi, câmi' (geniş kapsamlı) dualarla dua etmek; hem hulûs ve huşu' ve huzur-u kalb ile dua etmek; hem namazın sonunda, bilhassa sabah namazından sonra; hem mübarek yerlerde, hâssaten mescitlerde; hem Cum'ada, özellikle sâat-i icâbede; hem üç aylarda, özellikle meşhur gecelerde; hem Ramazan'da, hâssaten Leyle-i Kadir'de dua etmek kabule karîn olması rahmet-i İlahiyeden kuvvetle ümit edilir. O makbul duanın ya aynen dünyada eseri görünür veyahut dua olunanın âhireti ve ebedî hayatı cihetinde makbul olur. Demek ayn-ı maksat yerine gelmezse, dua kabul olmadı denilmez; belki daha iyi bir surette kabul edilmiş denilir.” (23. Mektup)
Sadece İnananlara mı Dua Etmeli?
İslam'ın getirdiği evrensel insanî değerleri benimsemiş bir insanın bu suale vereceği cevap ‘hayır' olmalıdır. Biz inanana da inanmayana da, bizi sevene de sevmeyene de, düşmanlık yapana da yapmayana da... kısacası, herkese dua etmeliyiz. Çünkü az önce de geçtiği gibi dua kuşatıcı olmalı, yakınından uzağına kadar bütün insanları içine almalıdır. Burada dikkat edilecek husus kime nasıl dua edilmesi gerektiğidir:
Özetle söylemek gerekirse, inanmayan insanların hidayete ermeleri, hak ve hakîkate uyanıp sırât-ı müstakîmi bulmaları için dua edilebilir/edilmelidir. Zira onların bundan daha büyük ve daha acil bir ihtiyaçları yoktur. Bu, ebedî bir hayatın kurtarılması meselesidir ve bir insan için ondan daha mühim bir mesele düşünülemez. Allah'ı bulamamamış, Habîb-i Ekrem'ini tanıyamamış insanların Kur'an'ın aydınlık atmosferiyle tanışabilmeleri ve onu soluyabilmeleri için dua etmek başta Nebîler Serveri Efendimiz olmak üzere Enbiya-ı İzam'dan bize miras kalmış önemli bir vazife ve yüksek bir ahlaktır. Konuya Peygamber Efendimiz'in hayat-ı seniyyeleri zaviyesinden bakacak olursak, O (aleyhi efdalüssalavât ve ekmelüttahiyyât) inanmayanlar tarafından zulme, ezâ ve cefâya maruz bırakıldığı zamanlarda bile el açıp, “Allahım, Sen onları hidayet et! Çünkü onlar bilmiyorlar.” diyerek dua ediyordu. Zaten, kapı kapı, çarşı çarşı dolaşıp insanların hidayete ermeleri için ölesiye tebliğde bulunan Efendiler Efendisi'nin o kimseler için dua etmemesi, Cenab-ı Hak'tan hidayet istememesi düşünülemez.
İşte peygamber yolunun vârisleri olan/olmaya çalışan hizmet erleri de bu üstün ahlaktan asla taviz vermemeli, gönüllerini aydınlatmaya çalıştıkları insanların kalblerinin Kur'an ziyasıyla nurlanması için el açıp dua etmelidirler. Bu o insanlara merhametin gereğidir. Akif merhumun duasını hatırlayalım:
“ Mü'minlere imdâda yetiş merhametinle,
Mülhidlere lâkin daha çok merhamet eyle:
Gümrâhlarındır ki karanlıklara dalmış,
Bir rehber olur necm-i emel yok da bunalmış!
Sensin bu şebistâna süren onları elbet,
Senden doğacak doğsa da bir fecr-i hidâyet.”

Yine bu cümleden olarak zâlimlere zulümlerini.. fâsıklara fısk u fücurlarını.. müfsitlere fesat düşüncelerini bırakmaları.. idareci ve hâkim konumunda bulunanlara adalet ve istikametten ayrılmamaları... kısaca, “istikamet” kavramının enginliği düşünülerek herkese sırat-ı müstakîmi bulması ve onda sâbit kalması için dua edilebilir. Bu o insanlara dünyayı bağışlamaktan daha büyük bir iyiliktir. Çünkü dünya geçicidir; istikamet üzere bir hayat ise insanı ebedî güzelliklere götürür. Burada istidrâdî olarak belirtelim ki, bir tavrımız, kırgınlığımız, küskünlüğümüz olacaksa o insanlara değil onlarda ârizî olarak bulunan nâhoş hasletlere, tavır ve davranışlara olmalıdır. Şayet çirkin huy ve sıfatlarına değil de insanların şahıslarına tavır almak gibi bir yanlışa düşersek içimizde onlara dua etme istek ve arzusu oluşmaz. Ne var ki, insaflı olur, Hakça, Peygamberce düşünür, her insanı sırf insan olduğu mülâhazasıyla sevmeye çalışırsak, Cenab-ı Allah'a onlar için el açar, o kötü huylardan kurtulmaları için dua ederiz. Islahlarının kâbil olmayacağını düşündüklerimiz olursa, onlara da beddua etmez, Allâmü'l-Guyûb olan Allah'a havale ederiz.
Ali bin Şihâb el-Hemedânî'nin (kuddise sirruhû) duası bu düşünceleri tedâi ettirdi; biz de sevdiklerimizle paylaşmak istedik. İnşaallah yanlış bir şey söylememiş, niyetimize muhalif bir hata içine düşmemişizdir. Şimdi dilerseniz, el-Kulûbü'd-Dâria'nın 350 ve 351. sayfalarında yer alan bu vecîz duayı beraber okuyalım:
***
اَللّٰهُمَّ افْتَحْ قُلُوبَنَا * اَللّٰهُمَّ نَوِّرْ قُلُوبَنَا * اَللّٰهُمَّ اشْرَحْ صُدُورَنَا * اَللّٰهُمَّ اسْتُرْ عُيُوبَنَا * اَللّٰهُمَّ يَسِّرْ أُمُورَنَا * اَللّٰهُمَّ بَيِّضْ وُجُوهَنَا * اَللّٰهُمَّ طَهِّرْ قُلُوبَنَا * اَللّٰهُمَّ نَوِّرْ قُبُورَنَا * اَللّٰهُمَّ اغْفِرْ ذُنُوبَنَا * اَللّٰهُمَّ احْفَظْ قُلُوبَنَا * اَللّٰهُمَّ حَصِّلْ مُرَادَنَا وَمَقْصُودَنَا * اَللّٰهُمَّ يَا خَفِيَّ الْأَلْطَافِ نَجِّنَا مِمَّا نَخَافُ * اَللّٰهُمَّ اغْفِرْ لَنَا، وَلِوَالِدِينَا، وَلِوَالِدِ وَالِدِينَا، وَلِمَشَايِخِنَا، وَلِمَشَايِخِ مَشَايِخِنَا، وَلِأُسْتَاذِنَا، وَلِأَسَاتِيذِ أُسْتَاذِنَا، وَلِأَحِبَّائِنَا، وَلِعَشَائِرِنَا، وَلِقَبَائِلِنَا، وَلِأَصْحَابِنَا، وَلِإِخْوَانِنَا، وَلِمَنْ أَحْسَنَ إِلَيْنَا، وَلِإِخْوَانِنَا فِي الدِّينِ، وَلِمَنْ دَعَا لَنَا بِالدُّعَاءِ الْخَيْرِ، وَلِمَنْ لَهُ حَقٌّ عَلَيْنَا، وَلِمَنْ أَوْصَانَا وَوَصَّانَا بِالدُّعَاءِ الْخَيْرِ، وَلِجَمِيعِ أُمَّةِ مُحَمَّدٍ عَلَيْهِ الصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ * اَللّٰهُمَّ احْفَظْنَا يَا فَيَّاضُ مِنْ جَمِيعِ الْبَلاَيَا وَالْأَمْرَاضِ كَافَّةً عَامَّةً بِرَحْمَتِكَ يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ، وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ * وَصَلَّى اللّٰهُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى أٰلِهِ أَجْمَعِينَ *

Allahım! Senden bizim, inanan kardeşlerimizin ve topyekün insanların kalblerini, imana, İslam'a, Kur'an'a, ihsan duygusuna ve Peygamberimiz vasıtasıyla bize gönderdiğin bütün hakîkatlere tastamam açmanı diliyoruz.
Rabbimiz! Nezd-i ulûhiyetinden göndereceğin nurlarla gönüllerimizi aydınlat.. sadırlarımıza, sînelerimize inşirah sal.. Sen Settâru'l-uyûbsun; hata, kusur, günah ve isyan olarak bizden ne sâdır olmuşsa Sen onları da setreyle.. aczimizi, fakrımızı şefâatçi yapıp yüce dergâhına iltica ediyoruz; ne olur, merhamet et ve işlerimizi kolay hale getir.. dostlarına karşı olan muameleni bizden de esirgeme ve bizim sîmalarımızı da ağart.. kalblerimizi topyekün islerden, paslardan, küçük-büyük bütün virüs ve mikroplardan arındır.. kabirlerimizi Cennet bahçeleri gibi pür-nur eyle.. bilerek ya da bilmeyerek içine düştüğümüz hatalarımızı, günahlarımızı mağfiret buyur ve tekrar onlara bulaşmak sûretiyle içimizin kirlenmesine müsaade etme!.
Senden hayr u hasenât istikametindeki bütün dilek ve maksatlarımızı gerçekleştirmeni niyaz ediyoruz. Ey sürpriz lütufların sahibi, Ulu Sultanımız! Bizi endişe edip korktuğumuz hususlardan da emîn eyle!
Yâ Erhamerrâhimîn ve Yâ Ekremelekremîn! Bizim, anne-babalarımızın, onların anne-babalarının, bize önderlik ve kılavuzluk yapan büyüklerimizin, bir harf bile olsa kendilerinden istifade ettiğimiz muallimlerimizin, hocalarımızın, onların hocalarının, sevdiklerimizin, sevenlerimizin, içinde neş'et ettiğimiz beldedeki insanların, milletimiz fertlerinin, kadın-erkek arkadaşlarımızın, dostlarımızın, kardeşlerimizin.. bize karşı hep civanmertçe davrananların.. inanan kardeşlerimizin.. hayır dualarında unutmayıp her zaman bizi de yâd edenlerin.. üzerimizde hakkı bulunan kimselerin.. kıymetli nasihatleriyle bize bekâ desenli sâlihatın yollarını gösterenlerin... ve bütün ümmet-i Muhammed'in günahlarını bağışla!
Ey ihsanları bitmek tükenmek bilmeyen ve kullarını lütuf sağanaklarıyla sırılsıklam hale getiren Yüceler Yücesi Rabbimiz! Ne kadar belâ, musîbet ve hastalık varsa, Sen bizi, onların tamamından muhafaza buyur!
Rabbimiz! Duamızın sonunda Sana olan minnet ve şükran hislerimizi bir kere daha tekrarlıyor, Rasûl-ü zîşânı, âlini, ashabını bir kez daha salavâtlarla anıyor ve dualarımızı kabul buyurmanı istirham ediyoruz. Ne olur, bizleri dualarına icabet edilmeyen mahrumlardan eyleme! Amin!..