Gönül boş susuz bir bardak gibi
Bir damla suya hasret/ veren olmazki
Doya doya İçsin kınalı ellerden bakır tastan
Pınarlarım vardı benim / su içtiğim kana kana
Nerde benim kirmenle iplik üreten ninem
Çıkrığımla yumak olurdu koyunların yünü
Isdarla kilim olurdu nakış nakış /kınalı ellerin emeğiyle
Oturma odamıza serilirdi
Üzerinde güle oynaya oynardık üç beş kardeş
Hal böyle olunca kirlenirdi...
Derelerde suya ıslanır anamın tokacıyla yıkanırdı
Hani bizide çimdirirdi anamız
Birkaç çirpiyle odunu tutuşturur
Çamaşır kazanında külllü suyla
Haftalık temizliğimizi yapardı.
Suya birde soda atardı ama ne için
Bunu anneme sormak lazım.
Birkaç çocuk biraraya gelince çelik çomak oynardık
Kılıç mılıç onüç ondört... diye sayardık
Saymayıda böyle öğrendik
Dedemiz şehirden gelir at üstünde
Akideli şeker verirdi daha inmeden
Yoldan geçen atlılar bizimle ilgilenir
Selam verirdi bıyığımız yeni terlerken...
Kendimi büyümüş bir adam gibi zannederdim
Mutluluğumuza diyecek yoktu
Medeni olacağız derken asimile olduk çook değiştik
Binalar yapıldı şehirleştik
Misafir perverdik hoşgörü kanımızda vardı
Şairin dediği gibi "Yaratılanı severdik Yaratandan ötürü"
Ne oldu bizede apartmanda konu komşu
Yabancı olduk birden bire...
Gözgöze gelmekten korkuyoruz
Selam veren olurda almaktan aciz olduk
Şu düştüğümüz hale bakın...
Muharrem Pala