Kelebekler Bir Gün Yaşar...
Adını Bile Bilmediğim Sen;
Bir kelebek misâli yıllarca kozamı örmek için didindim durdum. Herşey, gelmesi beklenen “seninle” paylaşılacak gelecek içindi. Sen benim, vücut bulmamış geleceğimdin adetâ... Yaşama gücümü, senin geleceğin günün heyecanından aldım hep... “Nasılsa o gelecek...” diyerek dünyanın bütün azabına, cefasına katlanmaktan geri durmadım. Öyle ya... Senin geldiğin o günü görmek, herşeye değerdi. Engelliydim; fakat asla bir engelli gibi hissetmediğim gibi bir engelli olarak da yaşamadım. Vücudum, beni taşımaktan bile aciz bir araçtan öte birşey olamadı asla... Ben, asla o olmadım.
Zaman zaman sen zannettiğim insanlar girdi hayatıma... Sayıca az da olsalar, her biri bir başka iz bırakarak ve sen olmadığın gerçeğini yüreğime haykırarak çekip gittiler. Çoğunlukla da “acaba sen misin?” diye sormama fırsat bile bırakmadan...
Hani diyor ya bir şair aşk için:
«
Sebep, bazı Leyla, bazı Şirin´di.
Hatrım için yüce dağlar delindi.
Bilek gücüm Ferhat ile bilindi,
Kuvvet benim, kudret benim, ter benim.
»
Ta lise çağlarımda sana aşık olduğumu hissederdim, senin kim olduğunu bilmeden... Sen benim her türlü fizik özelliğin dışında vücutsuz sevgilimdin, eşimdin. Çünkü sen, beni gelecekte bekliyordun; kozamı örüp te özgürce uçabildiğim günü bekliyordun gelmek için; buna inanıyordum. Bu hissediş, bu inanç, öyle kuvvetliydi ki çekilen hiçbir sıkıntı, bana mısın demiyordu. İçimde bilmeden yeşerttiğin bahar dallarının ve bu etsiz, kemiksiz sevdânın tesiriyle az mı şiirler söyledi bu çılgın yürek; az mı hikayeler yazdı?
Daha sonraları bunları okuyan insanlar, çok şeyler yaşadığımı zannettiler. Halbuki, hiçbir şey yaşanmamıştı henüz ve ne yaşanılırsa gelecekte yaşanılacaktı. Yazdıklarım, ya özlemlerimdi ya da “ben yaşasaydım, böyle yaşardım” deme ihtiyacıydı sadece...
Başkalarının geleceğim ve hayatım hakkında ne düşündükleri ve ne planladıkları zerre kadar önemli değildi. Bu emek benimse ve bu hayat bana aitse onu nasıl yaşayacağıma dâir karar da bana ait olmalıydı. Ayrıca, başkalarına, kendilerine yöneltilen üç beş takdir cümlesi yetebilirdi ama benim için bunlar hiçbir şey ifade etmiyordu. Çünkü, ben herşeyi geleceğim için yapmıştım; takdir edilmek için değil...
Amansız bir sabır ve bekleyişti benimkisi... Bunu herkes taşıyamazdı. “Beni o anlayabilir” diyerek çok kişiye açtım yüreğimi... Ama bu insanların ne kafalarında ne de bakışlarında asla kendimi bulamamam, hayallerimi kırdı hep ve bu kırıklar, yüreğimi kanattı. Sahip olduğum herşeye emek vererek ulaştığım bilindiği halde, bu emeğin görülmeyip yok sayılması gücüme gitmiyor değildi doğrusu...
«
BEKLEYİŞ
Bekledim bekledim, gözler ufukta...
Billûrdan sesinle‚ ruhuma ak da‚
Vuslatın hasreti‚ gönlünde bitsin!
Kalbime vurulmuş‚ nurdan kilitsin!
Bilmem ki ne yapsam‚ yârin olmaya!?...
Benimle var mısın‚ sevdâ dolmaya!?...
Bir ömür sen ve ben‚ sevgiyi içmek‚
Yürekler tek kâdeh‚ seninle göçmek
O sonsuz diyâra... Tut da elimden!
Ah senden başkası‚ bilmez hâlimden!
»
Ama herşeye rağmen senin bir gün çıkıp gelme ümidin yaşatıyor beni... Bu ümitle her sabah yatağımdan kalkacak gücü, yaşayacak, uçacak kuvveti buluyorum kendimde...Sabır ve ümitle ördüğüm kozadan çıkıp uçmaya başladım; ya sen nerdesin? Kelebekler, sabretmeyi bilirler, emeklerini asla esirgemezler fakat unutma ki ömürleri uzun olmaz!
Gel artık!
«
UZAKLARA...
Uzaklarda titrerken ümidimin ışığı,
Yakıcı bir ayrılık bestelenir içimde...
İçimde yalnızlığın tarifsiz kırışığı,
Tevekkül ilacını bitirdim bir içimde...
Varlığı görülmeyen benliğim acımakta,
Yokluğun denizinde kaybolur gemilerim.
Uzayıp giden zaman hasreti kaşımakta,
Sonsuzluk bana gelir, ben sonsuza giderim.
Bir sessiz tebessümde, bir kırık hayaldesin,
Bu rüyâ aleminin bilinmeyen güzeli.
Bırak da kaderimiz yüreğine “gel!” desin,
Ebedî mutlulukta kaybedelim ezeli...
Sonsuzluk zincirinin bir halkası olmalı,
Sevgi dolu teneffüs, içimize dolmalı!