Arama


ThinkerBeLL - avatarı
ThinkerBeLL
VIP VIP Üye
11 Mart 2009       Mesaj #1
ThinkerBeLL - avatarı
VIP VIP Üye
Sanayi Toplumları

Geleneksel devletler bugün dünya üzerinden tamamen silinmişlerdir. Avcı ve toplayıcı toplumlar ile kır ve tarım toplumları bazı bölgelerde hala varlıklarını sürdürseler de, bunlar görece yaratılmış topraklarda bulunmaktadırlar; birçok durumda bu varlıklarını sürdüren son örneklerde çözülmektedir.
İki yüzyıl öncesine kadar tarihin bütününde egemen olan toplum türlerini ortadan kaldıracak ne olmuştur?
Bu sorunun yanıtı tek sözcükle, SANAYİLEŞME’dir; –cansız güç kaynaklarının (buhar ya da elektrik gibi) kullanımına dayanan makineleşmiş üretim- Sanayi Toplumları (kimi zaman yalnızca çağcıl toplumlar olarak adlandırılırlar), daha önceki bütün toplumsal düzen türlerinden son derece farklıdırlar ve bunların ortaya çıkışları, köklerinin bulunduğu Avrupa’nın çok ötesine uzanan sonuçlar doğurmuştur.
Sanayileşme, on sekizinci yüzyıl İngiltere’sindeki, insanların yaşamlarını sürdürdükleri araçları etkileyen karmaşık bir teknolojik değişimler kümesinin kısa adı olan Sanayi Devrimi ile başlamıştır. Bu değişimler arasında, yeni makinelerin bulunması, güç (özellikle su ve buhar gücü) kaynaklarını üretime koşma ve üretim yöntemlerinin geliştirilmesi için bilimden yararlanma sayılabilir. Bir alandaki yeni buluş ve yenilikler başka alanlardaki yenilikleri de harekete geçirdiğinden, sanayi toplumlarında teknolojik yeniliklerin hızı, geleneksel toplumsal düzenlere kıyasla son derece yüksektir.
Geleneksel uygarlıkların en gelişmişlerinde bile, insanların büyük bölümü toprak üzerinde çalışırlardı. Teknolojik gelişmenin görece düşük düzeyi, küçük bir azınlık dışında insanların tarımsal üretimin gerektirdiği gündelik işlerden kurtulmalarına olanak tanımıyordu. Buna kaşın, bugünkü sanayi toplumlarının temel bir özelliği, çalışan nüfusun büyük bölümünün tarım yerine fabrikalar, ofisler ya da dükkânlarda çalışıyor olmalarıdır. İnsanların yüzde 90’ından fazlası, var olan işlerin büyük bölümünün yer aldığı ve yeni iş olanaklarının yaratıldığı kasaba ve kentlerde yaşamaktadır. En büyük kentler, geleneksel uygarlıklarda bulunan kentsel yerleşimlerden çok daha büyüktür. Kentlerde, toplum yaşamı önceye kıyasla daha kişisellik dışıdır ve kent yaşamının ortaklaşa niteliği ağır basar; pek çok gündelik karşılaşma, tanıdığımız insanlar yerine yabancılarla gerçekleşir. Büyük şirketler ya da hükümet kurumları gibi büyük ölçekli örgütler, hemen herkesin yaşamlarını etkiler hale gelmiştir.
Çağcıl toplumların bir başka özellikleri, geleneksel devletlere kıyasla daha gelişmiş ve yoğun olan politik sistemlerine ilişkindir. Geleneksel uygarlıklarda, politik yetkelerin (monarklar ve imparatorlar), kendilerine oldukça yeterli olan köylerde yaşayan tebaalarının büyük bölümünün yaşamları üzerindeki doğrudan etkileri çok azdı. Sanayileşme ile birlikte, taşımacılık ve iletişim çok daha hızlı hale geldiğinden, daha bütünleşmiş bir “ulusal” topluluk ortaya çıkmıştır.
Sanayi toplumları, ulus-devletlerin ilk örnekleriydi. Ulus-devletler, geleneksel devletleri birbirinden ayıran belirsiz sınır bölgeleri yerine, birbirlerinden açıkça ayrılmış sınırları olan politik topluluklardır. Ulus-devlet hükümetleri, kendi sınırları içerisinde yaşayan herkese uygulanan yasarlı düzenleyerek vatandaşlarının yaşamlarının pek çok alanında söz sahibi olurlar.
Tanrı varsa eğer, ruhumu kutsasın... Ruhum varsa eğer!