YANLIZ BİR ADAM
Sokaklarda yalnız bir adam yürüyor. Saat gecenin üçü. Her taraf sessiz. Uzaktaki ana caddedeki otomobillerin gürültüsü bile duyulmuyor. Sokak lambalarının soluk ışığı adamın yıpranmış, çökmüş yüzünü hafif de olsa aydınlatıyor. Şimdi açık seçik görülebiliyor. Traşı uzamış, yorgun, hayattan bezmiş gibi bir ifadeyle çarpılmış bir yüz...
Garip bir insan belki. Anlayabilen için ise olmamalı. Sokağın bozuk kaldırım taşlarına çarpan ayakları tok bir ses çıkarıyor ve bu ses bütün acılarının ifadesi olarak yayılıyor, yansıyor, dağılıyor, her yöne, her tarafa, bütün dünyaya kafa tutarmış gibi...
Zaman çok yavaş geçiyor. Neredeyse duracak. Ayak sesleri aynı düzenle yayılıyor, yansıyor....
Sokaklarda yalnız bir adam yürüyor. Saat gecenin üç buçuğu. Herkes uyurken o niye geziniyor? Gidenleri, terkedenleri unutmak için mi? İnsanlardan kaçmak için mi? Nefretten çıldırmamak, insanlara kötülük etmemek için mi? Kim bilir?
Bazı mağazaların ışıkları açık bırakılmış, dışarıya vurarak loş bir ışık meydana getiriyorlardı. Gökte tek bir yıldız bile yoktu. Ay, bütün haşmetiyle ışıklarını dünyaya gönderiyor, karanlığa boğulmuş geceyi aydınlatmak istermiş gibi gönderiyordu.
Yalnız adam büyük bir caddeye çıktı. Arabalar gecenn bu geç saatinde bile vızır vızır geçmeye devam ediyorlardı. Kaldırımlarda tek tük, onun gibi amaçsız kimseler dolaşıyordu. Sirenini öttüre öttüre bir polis arabası geçti. bakakaldı ona yalnız adam. Monoton hayatında hiç bir değişiklik olmuyordu. Zaman çok yavaş geçiyordu. Artık kararını vermişti.
Vızır vızır geçen otomobillerin önüne bir gölge atladı. Acı acı fren sesleri duyuldu. Bir kaç kişi oraya doğru koşuştu....
Sokaklarda artık yalnız bir adam dolaşmıyordu....