Arama

Abdülhak Hamit Tarhan - Tek Mesaj #5

ThinkerBeLL - avatarı
ThinkerBeLL
VIP VIP Üye
29 Nisan 2009       Mesaj #5
ThinkerBeLL - avatarı
VIP VIP Üye
Abdülhak Hamid TARHAN (1852-1937)
MsXLabs.org & Temel BritannicaÇağdaşlarınca "Şair-i Âzam" diye nitelenen Abdülhak Hamid edebiyatımızdaki yenilik hareketlerinin öncülerinden sayılır. Batı ede­biyatını örnek alarak ürünler veren Tanzimat edebiyatının ikinci kuşağının önde gelen şair ve oyun yazarlarından biridir. Namık Kemal kuşağının son halkası olan Abdülhak Hamid şiire büyük yenilik getirmiştir. Eski şiirin konu kısıtlamalarını aşarak günlük yaşamın çeşitli konularını şiire sokmuş, Divan edebi­yatının koşuk (nazım) biçimlerini bir yana bırakarak, dize ve uyak düzenlerinde önemli değişiklikler gerçekleştirmiştir.
İstanbul'da doğan Abdülhak Hamid, ilmiye sınıfından gelen ve kökü çok eskilere uzanan bir ailenin üyesiydi. Üyeleri yüksek devlet gö­revlerinde bulunmuş, bilim ve sanatla uğraş­mış bu aydın aile çevresinin etkileri Abdülhak Hamid'in yaşamında ve yapıtlarında kendini gösterir.
Abdülhak Hamid beş yaşındayken İstan­bul'da Bebek'te mahalle mektebine başlamış daha sonra Hisar Rüştiyesi'nde eğitimini sür­dürmüştür. Bu arada Yanyalı Tahsin Hoca ile Edremitli Bahaeddin Efendi'den özel dersler al­maktaydı. Bu özel öğretmenlerinden Yan­yalı Tahsin Hoca Abdülhak Hamid'de hem şiire karşı bir ilgi uyandırmış, hem de onun düşünsel oluşumunda etkili olmuştur. Abdül­hak Hamid 1862'de ağabeyi Nasuhi Bey'le birlikte Paris'e babasının yanına giderek iki yıla yakın bir süre eğitimini burada sürdürdü. Yurda döndükten sonra Babıâli Tercüme Odası'nda çalışmaya başladı. 1865'te babası­nın Tahran Elçiliği'ne atanması üzerine onun­la birlikte Tahran'a giden Hamid burada Farsça ve Fars edebiyatı ile tanışma olanağı buldu. İran'a gidişinin ikinci yılında elçilikte ikinci kâtiplik görevine atandı. Ama babası­nın kısa bir süre sonra ölümü üzerine İstan­bul'a dönerek çeşitli devlet görevlerinde çalış­tı. Yaşamında önemli bir yer tutan Fatma Ha­nımla 1871'de evlendi. Bu yıllarda Abdülhak Hamid edebiyat alanında ürün vermeye baş­ladı. Macera-yı Aşk (1873), Sabr ü Sebat (1875), İçli Kız (1875) gibi oyunlarını bu yıllarda yazdı. Ayrıca şiirle de ilgilenmektey­di. Gene bu yıllarda, sanatı ve düşünceleri üzerinde etkili olan Recaizade Mahmud Ek­rem, Mizancı Mehmed Murad, Samipaşazade Sezai ve Namık Kemal'le tanıştı.

1876'da Paris elçiliği ikinci kâtipliğine atan­dı. Ama Paris'te yayımladığı Nesteren (1877) oyunundaki zalim bir hükümdara karşı halkın tepkilerini anlatan dizeler II. Abdülhamid'in yazardan kuşkulanmasına yol açınca, 1878'de görevinden alındı. 1883'te başkonsolos olarak Hindistan'da Bombay'a gönderilinceye kadar geçen süre Abdülhak Hamid'in en bunalımlı ve zor, ama aynı zamanda en verimli yılları olmuştur. Bu dönemde Tarık yahut Endülüs Fethi (1879), Eşber (1880) adlı oyunlarını yayımladı Yeni Türk edebiyatında pastoral şiirin ilk örneği olarak kabul edilen Sahra da (1879) bu dönemin ürünüdür. Ayrıca Hazine-Evrak dergisinde birçok küçük şiiri yayınlandı.
Poti (Gürcistan) ve Golos (Yunanistan) kentlerinde görev yaptıktan sonra 1883'te Bombay başkonsoluğuna atandı. Hindistan'ın doğal güzelliği Abdülhak Hamid'i büyülemişti. Daha önce hasta olan karısı Fatma Hanım'ın sağlığı iyice bozuldu. Bunun üzerine İstanbul’a dön­mek üzere 1885'te Hindistan'dan ayrıldı. Ne var ki, karısı Beyrut'a ulaştıklarında öldü. Beyrut'ta gömülen karısının ölümüyle çok sarsılan Abdülhak Hamid bu acı olaydan sonra Makber (1885), Bunlar Odur (1885) ve Hacle (1886) adlı yapıtları kaleme aldı. 1886'da Londra elçiliği başkatipliği görevine atanarak İngiltere'ye giden Abdülhak Hamid, burada Nelly adlı bir İngiliz kızıyla 1890'da evlendi. Bu evlilikten kısa bir süre sonra Londra'daki görevinden azledilince İstan­bul'a döndü. Görevden alınmasına, hemen tüm yapıtlarında II. Abdülhamid'e yöneltil­miş eleştirilerin bulunması neden olmuştu. İs­tanbul'da Zeynep ve Finten adlı oyunlarını ya­yımlamak istediyse de yönetimce engellendi. Aile dostlarının araya girmesiyle ve herhangi bir şey yayımlamama koşuluyla yeniden İngil­tere'ye gönderildi. 1895'te atandığı Lahey elçiliğinde iki yıl kaldıysa da yeniden İngilte­re'ye döndü. Bu günlerde Brüksel elçiliğine atandı. 1911'de Viyana'ya gitti. Bu kentte büyük sıkıntılar içinde yaşadı. Bir süre sonra yurda dönen Hamid’e Cumhuriyet hükümeti tarafından aylık bağlandı. Ayrıca İstanbul Belediyesi kendisi­ne bir ev verdi. 1920'de İstanbul milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne gi­ren Abdülhak Hamid ömrünün geri kalan yıllarını İstanbul'da rahat bir ortam içinde geçirdi.
Abdülhak Hamid'in düşünsel yapısı üzerin­de aile çevresinin olduğu kadar küçük yaşta Paris'e gitmiş olmasının da etkisi vardır. Anılarında, tiyatroyu Paris'e bu ilk gidişinde sevdiğini anlatır. Abdülhak Hamid'in yapıtlarında önemli bir yer tutan ölüm düşüncesinin kökleri de onun ilk gençlik yıllarına uzanır. Tahran'da bir av dönüşü babasının ölümüyle karşılaşmasının bunda büyük etkisi vardır. Karısı Fatma Hanım'ın ölümünden sonra, o zamana kadar şiirinin ana konusu olarak gördüğü ölüm yaşamında da önemli bir olgu olarak yer almıştır. Bundan sonra, karısı ölmüş bir şair kimliği içinde sık sık acısını dışa vurmuştur.
Abdülhak Hamid yapıtlarında doğu ve batı uygarlıklarının zengin dil, kültür, sanat, dü­şünce, inanış öğeleriyle tarihsel, toplumsal yaşamlarını ve edebiyatlarını yan yana getir­miştir. İran, Kafkasya, Fransa, İngiltere ve Batı Avrupa'daki gözlem ve izlenimleri yapıt­larının malzeme kaynağıdır. Ayrıca bu ülkele­rin önde gelen şairleri onun üzerinde derin izler bırakmıştır.
Abdülhak Hamid'in bir özelliği de genellik­le kurallara bağlı olmayan bir yaşam sürmesi­dir. Bu durum yapıtlarına da yansımış, ölçü, uyak, dil ve anlatım kaygısından genellikle uzak kalmıştır. Abdülhak Hamid'in belirli bir dil anlayışı yoktur. Yapıtlarında Osmanlıca, Türkçe, Arapça ve Farsça sözcüklerle oluşan karışık ve keyfi bir yapı egemendir. Buna benzer kuralsızlık ve düzensizlik yapıtlarının biçiminde de gözlenir. Tek bir yapıtta düzya­zıyı ve koşuğu birlikte kullandığı, daha doğru­su birkaç türü birden denediği görülebilir. Şiirinde de aynı durum söz konusudur. Aruzun hemen her ölçüsünü, heceyi, serbest şiiri, ölçü­süz ama uyaklı şiiri bir arada denemiştir.
Abdülhak Hamid'in kitap biçiminde yayım­ladığı ilk şiiri Sahra'dır (1879). Divaneliklerim yahut Belde (1885) adlı yapıtından sonra ya­zıldığı halde ondan önce yayımlanmıştır. Sah­rada kır yaşamını ve bu yaşamın dinlendirici güzelliklerini anlatır. Belde ise Abdülhak Ha­mid'in Paris'te elçilik kâtibi iken yaşadığı serüvenli yaşamı sergiler. Bu yapıtındaki şiirle­rin bir bölümü batı şiir biçimleriyle söylenmiş­tir. Bu yapıttaki şiirlerin bir özelliği de Fran­sızca kelimelerle yapılan uyaklardır. Abdül­hak Hamid'in en ünlü şiiri kuşkusuz Makber'dir (1885). Makber'in içeriği kadar biçimi de önem taşır. İkinci beyti tek başına ayrı uyaklı, yedinci dizesi serbest olan sekiz dizeli 295 kıtadan oluşan bu şiirin etkileyici bir müzik­selliği vardır. Karısı Fatma Hanım'ın ölümü üzerine yazdığı bu şiire Abdülhak Hamid, karısının ölümünün kaçınılmaz olduğunun anlaşılması üzerine Hindistan'da başlamıştı.
Tanzimat edebiyatının en büyük şairlerin­den biri olarak kabul edilen Abdülhak Ha­mid'in oyunları şiirlerinden daha fazla yer tu­tar. İlk yapıtı, oynanması için yazmadığını, başlığının altına koyduğu "tiyatro şeklinde hikâye" açıklamasıyla belirttiği Macerâ-yı Aşk'tır. Bunu, babasının dayısı Ahmed Vefik Paşa'nın teşvikiyle yazdığı Sabr ü Sebat oyunu izler. Abdülhak Hamid oyunlarında tarihin derinliklerinden geleceğe köprü kurar. Tiyat­ro yapıtlarını sahnelenmelerini düşünmeden, yani zaman, yer, dekor ve öbür sahne ögeleri­ni göz önüne almadan yazmıştır. Oyunlarında yaşayan insanlar kadar ruhlar ve ölüler de yer almış, dünya tarihinden birçok önemli kişi düşünceleri, felsefeleri ve kişisel özellikleriyle canlandırılmıştır. Oyunların konularını ise Asur, Afgan, İran, Hint, Yunan, Arap, İspan­yol tarihlerinden almıştır. Oyunlarının bir bölümünü koşuk, bir bölümünü de düzyazı biçiminde kaleme almıştır. Koşuk biçiminde yazdığı oyunlarının bazısında aruz, bazısındaysa hece ölçüsü kullanmıştır. Ayrıca hem koşuk, hem de düzyazıyı birlikte kullandığı oyunları da vardır.
BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 2 üye beğendi.
Son düzenleyen Safi; 19 Temmuz 2015 22:36
Tanrı varsa eğer, ruhumu kutsasın... Ruhum varsa eğer!