Arama

Evrensellik - Tek Mesaj #3

ThinkerBeLL - avatarı
ThinkerBeLL
VIP VIP Üye
26 Mayıs 2009       Mesaj #3
ThinkerBeLL - avatarı
VIP VIP Üye
Evrensellik
— II —
Evrenselin tikelle ilişkisinin daha tarihsel, daha incelikli bir yorumu için yolu hazırlamış felsefeciler arasında, ciddi kusurlarına karşın, Hegel zemini atan ilk kişidir. Onun en iyi içgörüleri belki de yüzyılımızın en büyük uygulayımsal ve dizgesel felsefecisi olan İtalyan Benedotto Croce tarafından büyük ölçüde sağlamlaştırıldılar ve daha duru bir biçime kavuşturuldular. Hegelci ve Yeni-Hegelci tarihselcilik zaman zaman kuşku götürür felsefecilik tiplerine sürüklenir — tarihin şemalaştırılması, ilerleyicilik ve iyi ile kötünün birci-kamutanrıcı bir bulanıklaştırılması bunlar arasındadır —, ama bu gelenek içindeki daha verimli gerinimlerin yanında yer alarak bu eğilimlere direnilebilir. Anglo-Sakson dünyada yeni tarihsel bilince ilk katkıda bulunanlar arasında Edmund Burke göze çarpar. Burke Hegelci tarihçilik ile aynı zayıflıklara yatkın değildir. Croce gibi sağın anlamda bir felsefeci olmamasına karşın, onun evrimlenen tarihsel bütünün bir parçası olarak toplum ve birey anlayışı toplumsal ve politik düşüncenin dikkate değer bir derinleşmesini temsil eder. Bunlardan ve bunlara akraba düşünürlerden seçicilikle yararlanmak yoluyla evrensellik düşüncesi yeniden oluşturulabilir.
Modern ve ön-modern düşünce arasında seçim yapmak gerçek bir olanak değildir. Düşünce akışlarını sınıflamak ve nitelemek pek çok amaç için yararlı ve zorunlu olduğundan, böyle ayrımlar uylaşımın yaratıları olarak anlaşılmalı, somut olgusallığın kendi içindeki keskin bölümlemelerle karıştırılmamalıdırlar. Edimsel düşünce bakış açıları arasındaki sürekli bir alışveriş yoluyla belirlenir ve soyut kategorilerin düzgün sınırlarının ötesindedir. Örneğin gerek ‘‘modernite’’nin gerekse ‘‘pre-modernite’’nin bugünkü yandaşlarının kendileri bunların ikisinin de ürünleridirler. Daha yakınlarda icat edilmiş bir kategori olan ‘‘post-modernite’’ kimi çözümleme amaçları için Batı düşünce tipolojisine yararlı olarak eklenebilir, ama bu terim de bu tipten herhangi bir sınıflandırıcı şemayı şu ya da bu derecede ıralandırması kaçınılmaz olan yalınlaştırma türünün olumsuz etkisi altındadır. Genelde kullanıldığı gibi post-modernite kavramı henüz oldukça akışkandır ve modernitenin seçmeci bir yorumunu üstlenir. Kimi bakımlardan post-modernite ‘‘modernite’’nin değişik ya da başkalaşmış bir biçimi gibi görünür. Bir başka bakış açısından, post-modern bir modernite eleştirisi kimi modernite-öncesi düşüncelerin yeniden uğramaları için açık kapılar yaratıyor olarak görülebilir. Her zaman sınıflandırmalar, tanımlamalar ve genel terimler için iveğen gereksinimi kabul ederken, indirgemecilik tehlikesine karşı, ve birarada duran ve durmayan düşünceler konusunda katı biçimde kabul edilen öntasarımlara karşı önlem almak özseldir. Özellikle bugünkü tarihsel koşullarda, yeni ve belki de beklenmedik felsefi bileşimlere ve bireşimlere bir açık kapı bırakmak yerindedir.
Batı felsefesinin son ikiyüzelli yıldaki büyük başarımlarından yararlanma yoluyla belli başlı klasik ve Yahudi-Hristiyan içgörüler geliştirilip sağlamlaştırılabilir. Evriği de eşit ölçüde geçerlidir. Daha özel olarak, evrenselliğin bir kabulü ile insan varoluşunun tikellik, türlülük ve değişebilirliğinin tarihselci bir değerlendirmesini uzlaştırmak olanaklıdır. Felsefi öğelerin bu yeniden-oluşumu ve bireşimi burada değer-özekli tarihselcilik olara adlandırılan şeydir. Bu son bakış açısında, olgusal evrensellik tarihin tikellerinden yalnızca ayrılmamakla kalmaz; insan bilincine ancak somut biçim içinde sunulu olduğu da görülür. Törel evrensellik aynı zamanda tarihsel deneyimi aşkın ve ona içkindir — çelişik değil ama olgusallığın eytişimsel doğasının anlatıcısı olan bir bildirim. Irving Babbitt şöyle yazar:
‘‘Bir kimsenin şeylerde bir birlik öğesini dolaysızca algılayabilmesinden, o kimsenin akışın üstünde bir özler ya da kendilikler ya da ‘‘idealar’’ dünyasını kurmada aklandığı sonucu çıkmaz.’’
Modern tarihselcilik-karşıtı ahlakçılık geleneksel Batı törelliğinde her zaman az ya da çok bulunmuş olan bir eğilimi, gündelik insan yaşamının somut dokusuyla olgusal ilişkiye girmemeye yönelik bir eğilimi aşırı bir uca götürür. Söz gelimi politik felsefede ahlakı gerçekte ona değer olmayan ve onun arılığını lekeleyebilecek sıradan dünyasal bir yaşamla çok yakından bağıntılandırmak tehlikeli görünmüştür. Uzakta durmak soylu ruh için daha iyidir. Platon’un ahlak ve politika felsefesi değişik gerinimler taşır ve kolayca sınıflandırılamaz, ama dünyayı olduğu gibi ele almaya bir isteksizliğin birçok etkili örneğini sunar. Platon genelde görüldüğü durumuyla politikadan geri çekilmenin ahlaksal üstünlüğünü tanıtlamaya bile çalışır. Yedinci Mektup’ta ideal önermeleri seyretmekten ayrı olarak, edimsel politikaya katılma konusundaki kişisel tiksintisini dışavurur. Dünyanın somut ahlaksal fırsatlarını gözardı etme Platon’un ahlak felsefesine ilişkin gerçeğin bütünü olmaktan çok uzaktır ve geç Batı ahlak kurgusunda bu eğilim başka etmenler yoluyla yumuşatılmıştır. Yine de, ahlaksal soyutlamalara —‘‘idealler’’e — bir düşkünlük dikkati edimsel durumların yaşamından başka yana çevirme ve burada ve şimdide edimde bulunmaya bir istek ve yetenek yoksunluğu yaratma eğiliminde olmuştur. Machiavelli’nin eski politik düşünceyi ‘‘olgusal gerçeklikte bulundukları biçimleriyle şeyler’’ ile öykünülecek modeller yaratmakla olduğundan daha az ilgilendiği için kınaması, bir düzeye dek, kuşku uyandırıcı güdüler tarafından aşılanmış olabilir, ama içinde edimde bulunmasının gerektiği eksikli, gerilim dolu ve yorucu koşullarda politikacıyı her zaman şöyle ya da böyle ne yapacağını bilemez bırakan bir ahlakçılık tipine karşı koymak hiç kuşkusuz yerindedir — bir ahlakçılık ki savaşımın dışında öyle soyluca durduğu için bir de saygınlık bekler.
Evrensel ilkelerin varoluşunu ileri sürmek ve bu ilkelerin soyluluğunun eksik ve çoğu kez tiksindirici kılgısal olgusallıktan uzak oluşlarıyla gösterildiğini düşünmek ahlaksal görecilik ve nihilizmin bugünkü eleştirmenlerine ortaktır. Bu tip ahlakçılığın aslında törel yükümlülüğün somut gereksinimlerinden bir kaçış olması olasılığı ciddi olarak irdelenmelidir. Croce tarihselcilik-karşıtı ahlakçılar hakkında şöyle yazar:
‘‘Ahlakı tarih sınırları dışına koymaya ve onu yücelttiklerini düşünmeye can atarlar, öyle ki ona uzaktan gereğince saygı gösterilebilir ve yakından gözardı edilebilir.’’
İmgelenen bir arı iyiliğe duyulan sarsılmaz bağlılığın arkasında, olgusal dünyayla yüzyüze gelmeye bir isteksizlik ve onun edimsel fırsatlarını yakalamaya bir yeteneksizlik ve yine de kendini kutlamanın eşlik ettiği bir vazgeçme saklı olabilir.
Bugün toplumsal ve politik düşüncede eski Batı geleneğine bir geri dönüş girişiminde bulunan kimi yazarlar aşkın tinsel olgusallığa ve gizemsel deneyime başvururlar. Ama bu olgusallık çoğu kez öyle gevşek bir biçimde tasarlanır ve sıradan, içkin dünyaya öyle zayıf bir biçimde bağlanır ki, yaşaması için gereken somut, özel gerekleri ve imlemleri anlaşılmaz kalırlar. Aşkın eğer somut varoluşu kurmak için bir gizilgüç olarak görülmeyip tersine içinde bulunulan zamandaki istenç, imgelem ve usu ileri sürme gereksiniminden kişiyi kurtarmak olarak görülürse, bu tür sözü edilen erdemli geri çekilme modeline girer. Bu kaçış tipi dinlerin tanıdığı ve bir anlamda dünyadan el çekmeyi gerektiren, ama aynı zamanda somut eylemde yüzleşmesi gereken engeller ve istemleri göğüsleyen özel ve az rastlanır ötedünyasallık türüyle karıştırılmamalıdır. Kutsallığa bu çabalama kendi isteğini pragmatik, uygulanabilir davranışta cisimleştirir. Değer-özekli tarihselciliğin bakış açısında kuşkulu görünen şey içkin dünyayı önemsizleştiren ve içkin dünyada edimde bulunmak için zorunlu olan araçlara — uzlaşmaya, politikaya, girişkenliğe, erke, ekonomik kaynaklara v.b. — kara çalan ve böyle bayağı bir metaya dokunmadığı için ellerinin temiz olduğunu düşünen bir tinsellik biçimidir.
Bu denli çağdaş bir tartışmada törel evrenselliği tarihsel tikellikle bağlantılandırmadaki bir başarısızlık evrenselliğin şatafatlı dilini benimsemeye gönüllü olanların işini kolaylaştırır. Eğer törel evrensellik tikel bir nitelik ve yöndeki somut isteklerde cisimleştirilmeyecek olursa, ‘‘evrensel değerler’’ ve ‘‘aşkın’’ gibi genel terimler hem her şey hem de hiçbir şey anlamına gelebilirler.

Tanrı varsa eğer, ruhumu kutsasın... Ruhum varsa eğer!