Üye Ol
Giriş
Hoş geldiniz
Misafir
Son ziyaretiniz:
10:03, 1 Dakika Önce
MsXLabs Üye Girişi
Beni hatırla
Şifremi unuttum?
Giriş Yap
Ana Sayfa
Forumlar
Soru-Cevap
Tüm Sorular
Cevaplanmışlar
Yeni Soru Sor
Günlükler
Son Mesajlar
Kısayollar
Üye Listesi
Üye Arama
Üye Albümleri
Bugünün Mesajları
Forum BB Kodları
Your browser can not hear *giggles*...
Your browser can not hear *giggles*...
Sayfaya Git...
Cuma, 30 Ocak 2026 - 10:03
Arama
MaviKaranlık Forum
Evrensellik
-
Tek Mesaj #5
ThinkerBeLL
VIP
VIP Üye
26 Mayıs 2009
Mesaj
#5
VIP
VIP Üye
Evrensellik
— IV —
Tarihselcilik-karşıtı evrenselciliğe göre, evrensel ile tikelin olanaklı bir birleşiminden söz etmek tarih tarafından atılan herşeyin bir onaylanması gibidir. Tarihsel-olmayan uslamlama devingen ve karşılıklı bir ilişki için gereken kategorilerden yoksundur. Çağdaş Batı toplumundaki ahlaksal, anlıksal ve ekinsel gerilimlerin tarih içersinde evrensellik bulma olanağıyla çelişiyor gibi görünmeleri, tarihsel tikellik ile evrensel değerlerin nasıl yakından ilişkili, aslında özdeş olabildiklerini açıklamayı zorlaştırır. Birçokları durumun sürekli değişiminin tümüyle dışında sağlam bir yargılama ölçünü arayarak, yarışan gelenekler ve kararsız koşulların doğuşuna tepki gösterirler. Tarihselcilik-karşıtları soyut düşünüp taşınmayı ve "ilkeler"i ya da burada ve şimdi olandan herhangi bir başka ayrılmayı yeğlerler. Değer-özekli tarihselcilik ayrı bir yol izler. Eğer bugün kimi tarihsel kuvvetler insan varoluşunun yüksek gizilgüçlerini yokedici iseler, bu gelişimler evrenselliğin kendini yalnızca tarihsel, deneyimsel tikellerde ortaya serdiği görüşünün temelini zayıflatmazlar. Evrenselin tarihsel tikelliğini vurgulamak tarihsel akımlar ile gizillikler arasında ahlaksal, estetik ve felsefi ayrım yapma gereksinimini yadsımak değildir. Tersine, evrensel ve tarihsel eşzamanlı bireşim ve gerilimde varoldukları için, yükseltilmiş ve daha incelmiş ayrım yapma güçlerine gerek duyulur.
Ama bir yandan tarihsel deneyimin gereçleri arasında seçme yapmanın zorunlu olduğunu ileri sürmek ve öte yandan evrenselliğin, düzgüsel yetkenin taşıyıcısının, kendini somut tikellerde ortaya koyduğunu ileri sürmek tutarsız değil midir? Kendisi tarihsel olan birşey tarihi değerlendirmek için bir ölçünü nasıl sağlayabilir? Böyle bir düşünce tarihsel-olmayan uslamlamaya pervasızca çelişik görünür. Bir ölçme çubuğunun ölçtüğü şeyden ayrı olması gibi, yargı ölçütü ve yargı nesnesi, düzgü ve görüngü de kuşkusuz ayrı olmalıdırlar. Deneyimin kendisinin zorlayıcı ve kuralkoyucu olabileceği yolundaki önermeye tarihselcilik-karşıtı evrenselcilik birçok değişik deneyimin değerli gibi görünebileceği karşıçıkışında bulunacaktır. Bir yolda doyurucu olduğu düşünülen şey büyük ölçüde kişiden kişiye ve giderek aynı kişide zamandan zamana değiştiğinden, gerçekten soylu olanı ve bayağı olanı belirlemek için tüm tikel deneyime dışsal olan bir ölçüt zorunludur. Önyargısızca yorumlarsak, bu karşıçıkış bir gerçeklik çekirdeği içerir, ama evrenselliğin ve insan deneyiminin kaba saba bir şeyleşmesinden kaynaklanır ki, ikisini herhangi bir bütünsel ilişki olmaksızın ayrı kendiliklere çevirir.
Birkaç somut örnekleme evrensellik ve tikelliğin eşzamanlı gerilim ve bireşimini açıklamaya yardım edebilir. En iyi durumlarıyla, yetiştirme ve eğitimi irdeleyelim. Kişiliğin bu şekillendirilmesi bütün bir kuşağın ya da yüzyıllar süren bütün bir uygarlığın ahlaksal, anlıksal ve estetik olgunlaşmasına andırımlı olarak görülebilir. Çocukta, uyanan bir değerler duyusu çocuğun karşı karşıya kaldığı düzgüler, kişisel örnekler, öyküler, müzik, oyunlar, giysiler, yiyecekler v.b. gibi şeyler yoluyla eklemlenir ve genişletilir. Bunların tümü birlikte genç kişiye, somut biçimde, yaşamın ne olduğu ve ne olması gerektiğine ilişkin bir anlayış verirler. Bu erken biçimlenme uygarlık tarafından bilindiği biçimiyle evrensele bir ilk adım atıştır. Ahlaksal, ekinsel ve felsefi kalıtın soğrulmasının hep daha ileri düzeylerde sürmesi gibi, zamanla evrensel de deneyimde daha tam olarak eklemli olur.
Bireyin dışsal olarak dayatılmış ölçünleri edilgin olarak ve eleştirmeksizin benimsemediğini görmek önemlidir. Evrensellik yavaş yavaş bireyin kendi elyordamıyla vardığı değerler duyusu ile uygarlığın varsıllığı arasındaki eytişimsel bir karşılaşmadan doğar. Olgunlaşmakta olan genç kişi, özellikle eğer duyarlı ve yetenekliyse, anababanın, öğretmenlerin ve başkalarının öğütleri ve kendisinin gelişen törel, estetik ve anlıksal duyarlıkları arasındaki uyumsuzlukları ayrımsamaya başlar. Çocuklukta anababanın önyargıları ezici bir etki olmuş olabilirler, ama o zaman bile bireyde bağımsız bir değerler duyusu kımıldar ve çocuğun beğenisinin ne ölçüde yoğrulabileceğine yönelik sınırlar vardır.
Genç kişinin başlangıçta incelikten yoksun olan duyarlığı, yeni törel, estetik ve anlıksal deneyim tarafından sorgulandığı ve yeniden-eklemlendirildiği için sonunda daha keskin ve çok-yönlü olur. Çocuğu hayran bırakan öyküler, ezgiler ve uyaklar, bireyin deneyim erimini büyük ölçüde genişletmiş olan şiir ve senfonilerle karşılaştırıldıklarında çocukça görülür. Bir zamanlar çocuk kitaplarındaki çizgi resimlerden ve süslemelerden haz duyan bir estetik duyarlık Rembrandt'ın resimlerini üstün tutmaya başlar. Çocuklukta çok yalınlaştırılmış açıklamalarla doyurulan kendine ve doğaya yönelik merak sonunda özenli ve dizgeli tarih, felsefe ve bilim incelemesinde anlatım bulur. Kişiliğin törel özeğinde, duyunç erken bir yaşta yaşamı yönlendirmeye başlar. Kişinin ahlaksal yükümlülük duyusunun eklemlenmesi kısa zamanda anababa tarafından ya da çocuk öykülerinde yeralan ahlaksal dersler tarafından sağlanan yalın düzgülere güvenmenin ötesine geçer. Büyüyen bir kılgısal deneyim erimi ve felsefe ve sanata gittikçe daha açık olma ile birlikte daha derin, daha tam ve daha karmaşık bir ahlaksal sorumluluk duygusu gelişebilir, ki bu duygu törel duyuncun kişisel ve derin bir duyumsanışı anlamında ahlaksal özerklik tarafından giderek daha da belirginleştirilir. Bireyin koşulları ne denli onun yararına olsa da, kişiliğe törel yapıyı ancak onun kendi seçimleri verebilir. Törel olarak duyarlı ve umut verici birey bencil bir kendine düşkünlük tutumunu aşama aşama bulunan ve daha derinden doyurucu olan bir yaşam niteliği yararına denetleyecektir. Uzun bir zaman boyunca, çatışan eğilimlerle yapılan kimi kez zor iç savaşımda oluşturulmuş ve edimlenmiş ahlaksal alışkanlıklar ve bireysel eylemler, yeni bir karakter oluştururlar ki bunun uygulamadaki yol gösterici ilkesi yaşama daha yüksek anlam vermektir. Aristoteles kolayca ve geçici olarak haz verici olandansa doğru olanı yapmaya uzun süre çabalamaktan ve bunu giderek artan biçimde başarmaktan sonuçlanan, ve eşzamanlı olarak hem kişisel hem de kişisel-olmayan doyuma ilişkin özel bir duygudan söz etmek için eudaimonia sözcüğünü kullanır.
Birey yetişkinliğe girerken ana-baba, öğretmenler, akıl hocaları, kahramanlar ve başkalarının etkisi zayıflamaya başlayabilir. Kimi zaman kişinin yerleşik yetkelere karşı çıkması gerekir, çünkü bunlar onun kendi iyi, gerçek ve güzel duygusuna eksik görünürler. Aynı değerlere yönelik kendi yaratıcı anlatımı yoluyla onlara meydan okumaya zorlandığını duyumsayabilir. Böyle yaparken kişi bir anlamda tam kendisinin olan bir ölçünü izler: o ölçünün yetkesini kişisel deneyiminden bilir ve onu kendi eşsiz yaratıcı becerileri aracılığıyla kendi koşullarına uygular. Ama yalnızca birey üzerinde değil, tüm insanlar üzerinde de bağlayıcı olduğunun düşünülmesinde ölçün aynı zamanda bağımsızdır ve kişisel değildir. Tikel kişi hoşlanmalarını ve hoşlanmamalarını denetleyemez. Yetkesini çiğneyenleri acımasızca yargılar. İster ahlakta, ister sanatta, isterse felsefede olsun, gerçekten yapıcı bir isyancı ölçünün çiğnenmesine başkaldırmak ve yetkesini güçlendirmek için eyleme geçer.
Ahlaksal etmenler, düşünürler ve sanatçılar iyi, gerçek ve güzele ihanet etmede özgürdürler ve sık sık bunu yaparlar. Ama aralarında en iyi ve en dürüst olanlar bu evrensel buyrumlara aynı zamanda bir anlamda bütünüyle bağlıdırlar. Ancak yaşamlarında ve yapıtlarında bu buyrumlara saygı göstermekle kendileriyle barışık olabilirler. Eğer bunlara ihanet ederlerse, bir yanlarında gerçekleşmemiş yüksek bir gizilgücün ayrımında olmanın acısını çekerler. Ahlaksal birey sorumluluktan kaçtığı ve kendini boş gerekçelerle yatıştırdığı zamanı bilir. Düşünen birey hiç de öz-eleştirel olmadığı ve geçmişteki rahatsız ve tedirgin edici düşüncelerinden sıyrıldığı, böylelikle gerçeklik üstenimini gevşettiği zamanı bilir. Sanatçı tembelliğin ya da popüler beğenilere yaltaklanmanın ne zaman ondan yalnızca en iyisini vermesini isteyen estetik yükümlülüğün önüne çıkmalarına izin verdiğini bilir. Ahlaksal, anlıksal ve estetik buyrumlar istemlerinde güçlü bir biçimde kişiye özeldirler: tikel kişinin kimliğinin kendisi onlarla sarmalanmıştır. Ama aynı zamanda, bireyin onlara dilediği gibi egemen olamaması ya da onları denetleyememesi olgusu evrenselliklerini gösterir; yetkelerinden kaçan kişi rahat edemez.
İnsan uygarlığının kalıtı yaşamın ahlaksal, anlıksal ve estetik buyrumlarını eklemlemede bireye yardımcı olduğu için, yalnızca günün beğenilerinden değil ama süregelen uylaşımdan da bağımsızlığı olanaklı kılmaya yardım eder. Evrensel ile içsel, kişisel, dolaysız yakınlığın gelişmesi kişiyi değer önesürümlerini kendisi için sınamak ve tikel başarımları değerlendirmek için hep daha iyi bir konuma getirir.
Deneyim erim ve derinliğinin genişlemesi büyük ölçüde başkalarının öğüdünü almaktan ve buna karşılık olarak yeni olanaklara açık olmaya çalışmaktan ileri gelir. Bu olanaklardan kimilerinin vazgeçilmez yeni ışıklar sundukları ya da başka bakımlardan varsıllaştırıcı oldukları ortaya çıkar. Kimileri uzun erimde önemsiz ya da yalnızca geçici olduklarını ya da düşkırıcı olduklarını gösteren bakış açıları ya da doyumlar sunarlar. Yine, ilk anda büyüleyici ama yaşamın daha temel bir uyumu için yıkıcı olan başka olanaklar bulunur. İstencin duyarlık ve gücünün bir bileşimi bireyin içgörü ve hoşlanmayı kişiselliğin parçası yapan öncelikleri yaratmasını ve sürdürmesini olanaklı kılar. Yetersiz kılavuzluk, anlığın ya da imgelemin uyuşukluğu, ya da istenç sapıklığı yüzünden kimi bireyler gevşeyebilir ve yollarını şaşırabilirler, geçici heyecanlar ve hazlar uğruna yaşayabilirler, ya da kişiliklerini zararlı bir başat tutkunun çevresinde kurabilirler. Varoluşun sonsal anlamsızlığı duygusundan hiçbir zaman kaçamazlar.
Bu uslamlamalara karşılık olarak denebilir ki, bunlar deneyimin kendisine dışsal olan bir iyi ölçütü gereksinimine ilişkin daha da çok örnek sağlıyor görünürler. Bir tür ayrı model ya da düzgü olmaksızın, tikel deneyimlerin daha yüksek insanlığımız için yapıcı mı yoksa yıkıcı mı oldukları nasıl bilinebilir? Hemen kabul edilmelidir ki nitelik açısından ayrım yapma bir tür ölçünü varsayar. Ama yaşıyor ve bireştiriyor olanı şeyleştirmemek ve yapay olarak yalıtmamak özseldir. Bilinmesi ve düşünüp taşınılması gereken şey, bir değer önesürümünün geçerliğine sonunda ancak somut deneyim yoluyla gerçekten inandırılabileceğimizdir. İyilik, gerçeklik ya da güzellik konusundaki entelektüel ileri sürümler verdikleri sözleri tutup tutmadıklarını, edimsel olanaklara yanıt verip vermediklerini görmek için belli bir yolda sınanmalıdırlar. Düzgüsel yetkenin bakış açısından somut deneyim birincil, düşünceler ikincildirler. Düşüncelerde insan için iyiden söz etmek elbette olanaklıdır, ama düşüncelerin anlamı birlikte hem düşüncelerde hem de deneyimde saptanmalıdır. Belli bir yolda somut olgusallığa başvuramayan kuramsal evrensel değer açıklamaları kuşkulu kalacaklardır.
Aristoteles sağlam alışkanlıklar kurmanın törel önemini vurguladığında, ve insan için enson iyiyi mutlulukla özdeşleştirdiğinde deneyimin düzgüsel imleminin önemli ölçüde ayrımındaydı. Salt hazdan ayrı olan özel bir doyum duygusu törel eylem yaşamını öteki türlerden ayırdeder. Kuşkusuz, Nikomakhos Törebilimi dizgeli bir uslamlama, tanımlar ve kavramlar sunan bir felsefe yapıtıdır. Aristoteles'in kimi zaman sınıflamalara ve ayrımlara gereğinden çok düşkünlük gösteren biraz kuralcı anlık yapısına karşın, yapıt felsefidir. Ama ahlaksal açıdan yararlı ve tehlikeli olan şeyi ele alışı, dikkate değer kusurlarına karşın, törel eylemin somut olgusallığına sıkı sıkıya bağlıdır. Aristoteles'in incelemesinin taşıdığı gibi inandırıcı bir güç terimlerini okuyucunun deneyimiyle bağlantılandırma yeteneğinde yatar. Bireyi yönlendirmede iyi felsefe yararlı olabilse de, bir kişinin evrenselliği ayırdetmesi için genellikle en gereksinilen şey öyleyse yeğin kuramlaştırma değildir. Birincil gereksinim iyi, gerçek ve güzelin edimsel davranışta ve başka deneyimde yaşama geçmesidir. Bu istenebilir koşula yaklaşılıp yaklaşılmadığı nasıl bilinir? Bunun bilinmesi eninde sonunda iyi ve eğitilmiş yaşama özünlü olan özel uyum ve değerin bulunuşu yoluyla olur. Ölçün yaşamın kendisinin bu niteliğinde yatar. "İyi"yi ve "eğitilmiş"i tanımlayan deneyimin doğasıdır.
Bu nitelikleri anlatan felsefi kavramlar somut olarak deneyimde de bulunan şeyin kuramsal açıklamalarıdırlar. Yeterli bir değerler felsefesi bu anlamda zorunlu olarak tarihseldir. Uygar toplum gerçekten de davranış "ilkeler"ine ve kurallarına gereksinim duyar, ama bunların formüle edilmesi felsefi olmaktan çok pragmatik bir etkinliktir. En iyi durumlarında, toplumun üyelerini iyiye, gerçeğe ve güzele yönlendirme ya da karşıt yönde bir kaymadan onları caydırma girişimleridirler. Ama ilkeler ve kurallar her ne denli formülasyonda genel olsalar ve her ne denli yaygın olarak kabul edilseler de, kendileri en son düzgüsel temeller değildirler. Evrenselliğin yaşayan belirişi tarafından aşılırlar ve sürekli olarak ona ayarlanmalıdırlar.
Evrenselin tikel somutlaşmaları tarafından hiçbir zaman tüketilmediğini yinelemek ve vurgulamak gerekir. En iyi felsefeciler, sanatçılar ve ahlaksal aktörlerin kendileri eksiksizlikten uzaktırlar — bütünüyle tarihsel-olmayan bir kurgu olan önceden varolan bir ideali, yani "eksiksizliği" elde etmeyi başaramama anlamında değil ama en büyük insan başarımlarının bile iyileşme ve gelişme için gizillikler taşıdığı anlamında. Evrensel sürekli olarak yeniden-keşfedilmeli ve yeniden-eklemlenmelidir. Yargılama için varsıl ve kapsamlı bir deneyimsel temel kurmada çok ilerlemiş bireyler arasında bile yaşamın tikel koşullarda nasıl yükseltileceği konusunda belli bir kararsızlık ya da pekinsizliğin olması beklenmelidir. Bu kişiler yaşamın büyük karmaşıklığını ve insanın güçlerinin sınırlarını tarihten bilirler. Geleceğin ahlak, sanat ve felsefede olanaklar sunabileceğini ve bunların hiç değilse kimi bakımlardan kendi yeğlediklerinden daha gerçek yetke taşıyacaklarını kabul ederler.
Eğitimin ve yetiştirmenin ve genelde uygarlığın yüksek amacı bilgiye dayanan ayrımlar yapmaları için kişilere yeterlik kazandıracak ahlaksal, estetik ve anlıksal erimi genişletmektir. Bu amaç bastırılabilir ve sık sık bastırılır. Kişinin gelişimini çok dar bir deneyim erimine sınırlayan bir toplum imgeleyin, bir toplum ki üyelerini insanların yüzyıllar boyu en derinden ödüllendirici olduğunu bulmuş oldukları yaşam niteliği ile karşı karşıya getirmek için hiçbir çaba harcamıyor olsun. Toplum bir nedenden yurttaşların geçici isteklerini sağlamaya karar vermiştir. Bu insanlar yine de pek çok deneyim yaşayacak ve değerlendirme yapacaklardır. Ama kendi yeğledikleri hazları yetke ile değerlendirecek bir konumda olmayacaklardır. Rock müzikten hoşlanabilirler ama Bach'ı, Mozart'ı ve Beethoven'ı dinlemek için gereken hazırlıktan yoksun olabilirler. Basit eğlenceye büyük bir istekleri olabilir ama Sofokles'i, Dante'yi, Shakespeare'i kavramaya yeteneksiz olabilirler. Haberlerden parçaları ve gazetecilerin düşüncelerini anlayabilirler ama tarihsel ve felsefi ileri düzey düşünmeler için yeterlikleri olmayabilir. Özdeksel rahatlığı oluşturmak ve elde etmek için zorunlu olan uygulayımsal ve başka yararcı becerileri geliştirebilirler, ama ahlaksal ve tinsel gereksinimleri doyurmakla ilgili çok az şey biliyor olabilirler. Yeme, içme, seks yapma isteklerine ve başka hazlara kapılabilirler, ama klasik ve Yahudi-Hristiyan kalıtın törel öz-kısıtlamayla bağıntılandırdığı daha derin ve kalıcı doyuma ilişkin hiçbir anlayış taşımayabilirler. Bu toplumun üyeleri kemirici bir hoşnutsuzluk duyarlarsa yukarda ortaya konmuş nedenlerden ötürü bunun kaynaklarını saptayamazlar. Aynı nedenlerden ötürü, almaşık yaşam yollarını değerlendirmek için de donanımları yetersizdir.
Eğer amaç bu toplumun durumunu iyileştirmekse, yeni bir öğretiyi devreye sokmak pek başarılı olmayacaktır. Örneğin "us", "türe", "ılımlılık" ve "mutluluğu" öven klasik esinin düşünceleri toplumun belli belirsiz doyumsuz olan üyelerinin merakını çekebilir. Ama ciddi felsefi önesürümleri kavrama ve değerlendirme epeyce hazırlık gerektirir. Biçimsel anlıksal parlaklık yetersizdir, çünkü önesürümler yalnızca soyutta anlaşılamazlar. Belli bir derinliği olan felsefi kavramlar kılgısal ve düşünsel çabaların özel bir türü yoluyla uzun bir zaman içinde kazanılmış belli bir deneyim kütlesine kuramsal anlatım verirler. Kendi yaşam tarzlarının onları Yunanlıların "aristokratik" davranışla demek istedikleri şeye yabancı bırakmış olduğu insanlar Yunan felsefesinin terimlerini kendileri için elde edilebilir olan deneyime göre yorumlayacak ve sonuç olarak anlamını çarpıtacaklardır. Gerçekten, klasik ya da Yahudi-Hristiyan törel felsefeyi anlamak onu deneyimde anlamak demek, ya da en azından, temsil ettiği yaşam felsefesine imgesel olarak girebilmek için yeterli deneyimsel tanışıklığa iye olmak demektir. Bu tip felsefeyi anlama görevi hazcı, gelgeç gönüllü ve bilgisiz kişiden, felsefenin varsaydığı gibi, kişisel karakterin öz-disiplin yoluyla bir yeniden-yönleniminden daha azını istemez, öyle ki kişiyi felsefeyi değerlendirmeye yetkin kılmaya başlayacak deneyim erimi ve derinliği yaratılsın.
Evrenselliği anlattığı söylenen kimi idelar ya da "idealler" tarihsel deneyimle yalnızca zayıf olarak ilişkilidirler. Aslında, tartışıldığı gibi, bunlar düzgüsel yetke olma savındadırlar çünkü tarihsel irdelemelerden ayrı olarak formüle edilmişlerdir ve dikkat dağınıklığı ve ölçünlerin insan eksikliklerine ayarlanmalarından kaynaklandığı öne sürülen çarpıtılmalardan bağışıktırlar. Böyle ideaları olgusal yaşam karşısında sınamak edimsel olanakları anlatmadıklarını ve saklı güdüleri maskeleyebileceklerini ortaya çıkaracaktır. İleri sürülen "ideal" ile tarihsel olarak varolan insanlığın taşıyacağı şey arasındaki büyük uzaklık tiranlığa yönelik bir gizilliği imler.
Tarihselcilik-karşıtlarının evrensel düzgüyü somut deneyimden ayırmalarının yalnızca bilgi kuramsal olarak yanlış yola sapmış olmakla kalmayıp törel olarak da tehlikeli olmasının nedeni şimdi daha kolay görülebilir. Evrenselliği soyut ussallığın ya da daha başka tarihsel-olmayan düşüncenin bir sorunu olarak görmek birçok değişik ahlaksal yeğleme adına evrensel yaptırım savını olanaklı kılar. Evrenselliği savunan, ama özünü somut dünyanın ötesine yerleştiren insanların somutta başka herkesten daha iyi davranacaklarını beklemek için hiçbir neden yoktur; aslında gerçek evrenselliğin edimsel yaşamdan ayrı olduğu yolunda bir diretme insanı tam tersini beklemeye götürmelidir.
Ne tür birey yaşamın çeşitli olanaklarını yargılamak için en iyi konumdadır? Bu olanakların her biriyle tanışıklığından ötürü onları birbirleriyle karşılaştırabilen birey. Söylemeye gerek yok ki birey, hangisini seçeceğine karar vermeden önce, başlıca seçenekleri edimsel davranışta deneyemez. Yaşamın yapı ve tutarlılık taşıması için en baştan genel bir yönlenim yeğlenmelidir. Bu en erken yönlenim anababaya ya da daha başka yakın yetkelere çok şey borçludur, ama birey olgunlaştıkça yönlenim değişime uğrar. Davranış için öncelikler getirmede geçmiş kuşakların irdelenmiş ve yinelenmiş yargılarının özenli bir kişi üzerinde etkili olacakları kesindir. İnsanın nasıl yaşaması gerektiği konusunda değişik görüşler bir düzeye dek kılgıda denenebilirler, ama aynı zamanda doğru ve çok sayıda kanıt temelinde imgelemde gerçekleştirilerek de sınanabilirler. İyilikten kötülüğe, gerçeklikten asılsızlığa, güzellikten çirkinliğe insansal erimin bireyin edimsel olarak deneyemeyeceği ya da denemeyeceği bir bölümü tarihsel açıklamalar ve sanatlar yoluyla anlaşılabilir. Böylece elde edilen deneyim kişisel davranışta kazanılmış içgörüye dayanarak genişler ve varsıllaşır. Daha dayanıklı ve sağlam temelli seçeneklerin derinlemesine araştırılma ve değerlendirilmelerini olanaklı kılan büyük yakınsaşma alanlarına iye olmaları olgusu olanakları sorumlulukla ve açık görüşlülükle değerlendirme görevini biraz kolaylaştırır. Alışkısal olmuş ve iyi bilinmeye başlamış şeyin edimsel üstünlüğünü zaman zaman sınamak için daha az tanıdık olan bölgeye gezintiler yapma gereksinimi duyulur.
Toplumun yaşam gizilliklerinin bu tür karşılaştırmalı bir değerlendirmesini kolaylaştıran bir toplum olması olanaklıdır. Yeni kuşağın zamanın popüler beğenileri ile sınırlı olmadığı bir toplum imgeleyin. Genç insanların yetiştirme, öğretim ve daha başka eğitim yoluyla törebilim, felsefe ve sanatlarda insanlığın büyük başarımlarını özümsemeleri ve bu olanakları daha yakın dönemin önesürümleri ile olduğu gibi birbirleriyle de ilişkileri içinde değerlendirmeleri için hazırlandıkları bir toplum imgeleyin. Üyelerini çağın en iyi yargılarını temsil ediyor görünen yaşam türünü yaşamaya yüreklendiren, ama bu kalıtı varsıllaştırmak, genişletmek ve derinleştirmek için özgürlüğü de olan bir toplum imgeleyin. Bu evrenseli anlamak için olanaklı en iyi konumdaki bir toplum olacaktır. Gerçekten uygar bir toplum daha önemli olanakların tümünü, bir anlamda, bilir. Nihil humanum alienum me puto [İnsana ait hiçbir şey bana yabancı değil]. O çok yönlü toplumdur. Reddettiği ile bile genellikle tanışıktır. Yukarıda betimlenen kendine özgü toplum, tersine, kendi yollarını kendi ışıkları yoluyla bilir, ama uygarlaşmış toplumun çok çeşitli yollarını saygın olarak değerlendirmeyi başaramaz. Bunu yapacak deneyim eriminden yoksundur. Eğer kendine özgü toplum tanışık olmadığı bir yaşam niteliği üzerine yargıda bulunmaya kalkarsa, o niteliği ancak toplumca bilinen deneyimsel terimlerde yorumlayabilir ve böylece olgusal içeriği çarpıtır. Daha çok-yönlü toplum kendine özgü toplumun yollarını anlamada hiç güçlük çekmez. Bu yollar da uygarlaşmış toplumun deneyiminin içersine düşerler, çünkü uygarlaşmış toplum onayladığı yolların yanısıra aynı zamanda insan yaşamından hiçbir zaman eksik olmayan kendine-düşkünlük, düşüncesizlik, hazcılık, sığlık ve bilgisizliği de içerir. Daha geniş deneyim erimi nedeniyle çok yönlü toplum kendine özgü toplumun büyük sınırlamalarını tanır ve yeğlemelerini, eğer varsa, ancak düzeltilmiş ve gözden geçirilmiş biçimde kabul eder.
Gerçekten uygarlaşmış toplum yeni olanaklara bir açıklık geliştirir, ama bu yaşamı gerçekten yaşamaya değer kılan şey konusunda evrimlenen bir anlayışın yönlendirdiği bir açıklıktır. Bu yapılaştırılmış, deneyimsel açıklık yargı için temeli oluşturur. Yüksek ve alçak arasında ayrım yapmak sonunda gerçekten olgun ve yetişmiş bireylere düşer; bu bireylerin bakış açısı alçak ve rezil olanı, öykünmeye özünlü biçimde değer olandan uzaklığı yoluyla saptamalarına olanak verir. Genelde insanların uygarlığın sunabildiğinin en iyisini özümseyerek bu ayrım yapma yeteneğinden pay almaya başlamalarıyla orantılı olarak, önceliklere ve neyin önemli neyin önemsiz olduğuna ilişkin sağlam bir anlayış bir bütün olarak toplumsal yaşamı biçimlendirebilir.
Çeşitli geleneklerin en-üstün olduğunu öne sürdükleri evrenselliğin nasıl saptandığı konusundaki bu görüşe karşı çıkmak yalnızca yargılama için gereken yüksek niteliklere dikkat çekmektir. İnsan varoluşunun olanaklarına ancak olağandışı genişlik, derinlik ve duyarlılığı olan insanlar geçerli olarak değer biçebilirler. Neyin yüksek neyin alçak olduğu için ölçünü tarihsel-olmayan, "idealist" terimlerde tasarlamanın burada ortaya koyulan ölçün üzerinde büyük çekiciliği vardır, çünkü karakter ve genel ekinsel hazırlık yolunda çok az şey öngerektirir. Bilgelik kolayca bağışlanır.
Ayrım yapmada en yetenekli bireyler iyilik, gerçeklik ve güzelliğin ortaya koyulabildiği özel yollar konusundaki kesin, koşulsuz bildirimlere karşıt olmaya yatkın olanlarla aynı bireyler olma eğilimindedirler. Gerçi sağlam biçimde geleneksel bir uygarlık birçok sığlığı ve sapıklığı evrensel değerlerin açıkça yıkıcıları olarak söküp atmayı ve gerçekten ödüllendirici yaşamın kendi içersinde aranabileceği genel erimi tanımlamayı başarsa da, her zaman varolan ahlaksal ve ekinsel körelme ve eskime tehlikesi yaratıcılık ve yeniden-dinçleştirmeye sürekli bir gereksinim yaratır. Diri bir uygarlık geçmişle arasındaki sürekliliği korur, ama hiç kuşkusuz bunu yapma nedeni beliren ve belki beklenmedik olan fırsatları yakalamak için ahlaksal, anlıksal ve estetik özerkliğe iye olmaktır. İyinin, gerçeğin ve güzelin özel doğası konusundaki anlaşmazlıklar sürecektir. Geçici çözümler olanaklı oldukları sürece, bunun nedeni parlak uslamlamaların eksikli uslamlamaları kuramsal olarak yenebilmesi değil ama üstün deneyimin kendi somut örneği yoluyla inandırıcı olabilmesidir.
Kabul edilmelidir ki, anlıksal çaba yüksek toplum yaşamının bütünleyici ve vazgeçilmez bir parçasını oluşturur. Gerçeklik arayışı insan varoluşunun buyrumlarından biridir. İyilik, gerçeklik ve güzellik kendi gelişimleri için aynı zamanda birbirlerine de bağımlıdırlar. İnsan eylemi derin-düşünme olmaksızın ilerleyemez. Ama us, yaşamın yükselmesine büyük katkıda bulunmasına karşın, kendi gerçeklik alanı dışında kendisi düzgüsel değildir. Törellik ve estetik felsefeleri sırasıyla, kılgısal ve imgesel yaşamda somut olarak bilinen değer olgusallıklarının dizgesel ve kavramsal eklemlemeleridirler. Mantık, yani düşünmenin kendisinin incelenmesi, gerçeklik hedefinin onun yoluyla olgusallaştırıldığı etkinliği gözönünde tutar. Felsefenin iye olabileceği bilgeliğin bulunduğu yer insan varoluşunun değişik yanlarını yaşamın daha yüksek olanaklarının bakış açısından görme yeteneğidir. Felsefenin görevi insan deneyimini kavramsal öz-bilince yükseltmek olduğundan felsefe, ve tarih incelemesi en sonunda kaynaşırlar.
Tarihsel-olmayan ussalcılık tarafından bu felsefe görüşüne yapılan karşı çıkışlar, felsefeden bizim somut, tarihsel insanlığımızı boşaltan ve bu yüzden edimsel olarak yaşanması gerektiği biçimiyle yaşama büyük ölçüde ilgisiz olan bir düşünme biçiminden gelirler. Soyutlamacıların somutluk ve diriliğe olan bir gereksinimi ütopik-cennetsel imgelem yoluyla doyuragelmeleri rastlantı değildir. Bu imgelem türü olgusal dünyada kalmaya da eşit ölçüde isteksizdir ve yalnızca tarihsel varoluş terimleri ve sınırlarından kaçınmayı güçlendirir, aslında daha çekici kılar.
Kaynak
BEĞEN
Paylaş
Paylaş
Tanrı varsa eğer, ruhumu kutsasın... Ruhum varsa eğer!
Cevapla
Kapat
Saat: 10:03
Hoş Geldiniz Ziyaretçi
Ücretsiz
üye olarak sohbete ve
forumlarımıza katılabilirsiniz.
Üye olmak için lütfen
tıklayınız
.
Son Mesajlar
Yenile
Yükleniyor...