OBUA’NIN TARİHÇESİ :
Yapılışına göre eski bir geçmişi olan bir müzik aletidir. Bu tipteki aletlerin ilkel şekilleri Mısır anıtları üzerinde resmedilmiş ve bütün doğu kavimleri arasında kullanılmış olup, zamanla bu tipten muhtelif müzik aleti aileleri türemiştir.
Avrupa’da korunarak varlığından doğan iki aileyi Virdung ayırd etmiş ve Preatorius bunların tariflerini yapmıştır. Bu iki aileden bir tanesi, muhletif boylarda iki kanatlı kamışı olan ve üstüvani borulu Cromorhe’ler ailesi, öteli de (tiz) şalmey, (alto) pommer ve fagotun ataları olan üç büyük Pommer çeşitidir. XVI. Ve XVII. Yüzyıllarda tiz şalmey ailesinden olup Duçen veya Diskant nevinden olanı, bugün kullanılan soprano Obua halini almıştır. Halk dansına eşlik etmekte kullanılıyordu. Thoinot Arbeau bu aletle trompet arasında bir dereceye kadar yakınlık bularak birbirleriyle oktav aralıkta çalan büyük ve küçük Obuaların birleşik olarak çalmalarını tavsiye etmiş ve büyük bir velvele çıkarmağa gayet elverişli olan bu çiftlerin, kasaba şenliklerinde ve büyük toplantılarda işe yarıyacağını da söylemiştir. Mersenne Obua’nın aynı işte kullanılmaktaki yararından bahsederken, trompet hariç tutulacak olursa bütün müzik aletlerinin en kuvvetli ve en şiddetli seslisi nin Obua olduğunu söyleniştir. Bu nedenlerden dolayı Obua, Louis XVI. zamanında kurulan ilk askeri mızıka takımlarına alındı.
Bir nevi Fransız gaydası olan Müzet çalanlarla Obua çalanlar Ecurie mızıkasında karışık bir halde yer alıyorlardı; bunların çalış tarzında De Pure kusuru havayı (nefesi) sürekli vermek hususundaki güçlükten ileri gelmiş sayıyordu, yani eşit uzunlukta ses çıkarılamadığını söylemek istemişti.
Böylece Obua’nın sesi ve tınlayışı erkenden beğenilmiş olmasına rağmen, müzik aletleri takımların bir işe yaramaz sayılmıştı.
Opera, oratoryo ve kantatlarında Steffani, Keiser, Haendel ve Bach, daima çokça sayıda Obua kullanarak keman partilerini duble etmişlerdir. Orijinal orkestrasyonuna nazaran Haendel’in Messie’si 1910’da Paris’te Raugel tarafından idare edilirken, bu yolda fazla Obua kullanılmak suretiyle icra edilmiş ve kuvvet bakımından fevkalade sonuçlar alınmıştır. Obua çalışta büyük virtüözler tarafından sağlanan ilerlemeler sayesinde bu aleti solist olarak orkestrada kullanmak göreneği doğmuş ve XVIII. Yüzyılın ikinci yarısında Besozzi kardeşlerin gösterdiği maharet bu hususta çok işe yaramıştır. O devirde Obua’nın henüz üç perdesi vardır. Bunlardan ikisini 1727’de Alman Gerhand Hoffmann katmıştı. Paris konservatuarının müzesinde Sallantin’in kullandığı dört perdeli Obua korunmaktadı. Perdelerin sayısını Delusse (1780), Buffet (1884), Brod (1846) ve Triebert (1813-1878) arttırmışlardır. Bach, eserlerinde Obua’ya büyük şair solist rolünü gördürmüştür. Bu rol sonradan dikkati çekecek kadar güzel olan sesi sayesinde korangle’ye geçmiş ve bir zamanlar soprano Obua için ün sağlamış olan bazı kompozitörlerin eserlerindeki hakiki şairane rolü kendisine emanet ettirmiştir.
Tınlayşlarının şairane karakteri nüanslı tesirler yaratmaktaki meziyetleri, seslerin cazibesi sayesindedir. Modern kompozitörler elinde her iki alet birinci planda yer almışlardır.
Oda müziği alanında Obua oldukça önemli rol oynamıştır. Schumann’dan modernlere gelinceye kadar kompozitörler Obua üstün seviyesiyle kullanmışlardır. Berlioz Obuayı överken der ki: geçmişe ait duyguları uyandırmak suretiyle bu alet, bütün aletlere üstün gelir
XX. yüzyılın malı olabilmiş ve bu arada Leon Goussens gibi şöhret yapmış Oboistler yetişmiştir. Bu virtüözlerin sayesinde Obua’nın edebiyatı her gün zenginleşmektedir. Aranjmanların sayısı ise çok kalabalıktır.