Arama

Hikayeler ve Öyküler -2- - Tek Mesaj #1747

fadedliver - avatarı
fadedliver
Ziyaretçi
28 Ağustos 2009       Mesaj #1747
fadedliver - avatarı
Ziyaretçi
Beni Yalnız Bırakmayan Yalnızlığım..


Hava hâlâ karanlıktı ve ben uyumak istiyordum..

Diğer milyonlarca insan nasıl uyuyorsa, ben de uyumak istiyordum.. Çekyattan bozma yatağımda, bacaklarımı açabildiğim kadar açarak, kollarımı yatağın her iki yanına salarak, pencerenin perdelerini hafifçe oynatan rüzgar serinliğinde uyumak istiyordum..

Uyanmasaydım ne olurdu..? Gitmeyiverseydim bugün işe.. Hem işin başlamasına daha saatler yok muydu..? Neden güneş doğmadan önce uyanmak zorundaydım ki..?

Ah Şeytan.. ! Nasıl sorular sorduruyorsun insana sen.. !

Uyanmalıydım ve inancımın gereğini yapmalıydım.. Yalan yanlış da olsa dualar okumalı, şükretmeliydim.. Namaz kılamıyordum belki ama yatağımdan kalkmalı ve seccade üzerinde oturup-kalkmalıydım.. Uyanmalıydım.. Mutlaka uyanmalıydım..



Aynadaki bu yüz kimin..? Yamuk burun, yamuk ağız, yamuk kollar, şişmiş gözler, seyrekleşmiş saç.. Bir haftadır kesilmeyen sakal, siyahken, yıkana yıkana beyazlaşmış ve vücuduma tam oturmuş atlet, siyah ile kırmızının uyumunu her halinden belli eden baksır.. Ah be <Çocuk>, nasıl da ter kokuyorsun öyle.. ! Önce sakallardan kurtulmalı, sonra ter damlarının yapışkan ettiği vücut kirlerinden..

Sanırım, sabah saatlerindeki tüm karamsar hisleri yok eden, çirkinliği örten, suyun altına girip de güzel bir banyo yapmaktır..


Ne giyinsem.. ?

Gri kumaş pantolon, açık mavi gömlek, siyah kemer, siyah ayakkabı.. Hayır.. ! Klâsik giyinmek istemiyorum artık.. !

Mavi kot, beyaz uzun kollu gömlek, altına açık renk spor ayakkabı.. Yanımdan hiç ayırmadığım yeşil spor çanta.. Yeşil olmaz, iyisi mi lacivert olanını almalı.. Çok mu spor oldu..? Devlet dairesinin ciddiyetine ne oldu..? Ne çok soru soruyorum kendime.. Ne çok hesap soruyorum öyle..

Ciddiyet giyindiklerinde değildir be oğlum, böyle git işe.. Ve tez zamanda, şu biçimsizleşmiş saçlarını da üç numaraya vurdur..


Saat 7.. Bakırköy Meydanı.. Trenin gelmesine 15 dakika var.. Her zaman oturduğum, sol taraftaki bankta oturup, gelen-geçen insanlara bakıyorum.. Güvercinler, dünkü yağmurdan kalan su birikintilerinin etrafında toplanmışlar.. Erkekler, dişilerine kur yapıyor, kabarıyor, dişi güvercini tahrik edeceğine inandığı sesleri çıkarıyor.. Dişi güvercinler ise, diğer tüm hemcinsleri gibi kendilerini naza çekiyor, kaçar gibi yapıyor ama kaçmayıp erkeği peşinden koşturuyor..


Annesinin elinden tutmuş, dört veya beş yaşında sarışın bir kız çocuğu.. Pembe ayakkabı, sarı çorap, pembe etek, beyaz penye.. Saçlarını iki yandan pembe tokalarla ayırmış.. Yüzü beyaz, dudakları ise çilek görüntüsünde.. Meydan'a girince, güvercinleri görüyor ve annesinin elinden kurtularak, onlarca güvercinin arasına atıyor kendini..


Trenin gelmesine 7 dakika kaldı..


Çocuk, güvercinlerin arasında koşuyor.. Güvercinler, çocuğun zararsız olduğunu anlamış olacaklar ki, uçmuyorlar bile.. Sarışın kız koşturuyor, güvercinler de sağa-sola kaçışıyor.. Küçük kızın annesi ise elindeki simit kırıntılarını güvercinlere atarken, kızının kahkahaları ile yüzünde tebessüm oluşuyor..

Bu nasıl bir mutluluk.. ! Bu nasıl şen kahkahadır böyle.. ! Geçen hafta, aynı saatte, aynı yerde gördüğüm, havuza girip de birbiriyle şakalaşan o iki erkek çocuğunun kahkahalarından sonra bu ne güzel bir kahkaha sesidir Allah'ım..

Benimle hemfikir olacak ki insanlar, hızlı attıkları adımları ağırlaştırıyorlar, küçük kızı seyrediyorlar, sabah saatlerinin vermiş olduğu mahmurluğu, bu küçük kızın kahkahaları ile üzerlerinden atıyorlar ve onlar da yüzlerine tebessüm konduruyorlar.. Acaba onlar da benim gibi bu küçük kızı yakalayarak, küçük kızın yanaklarını öpmek, küçük kıza sarılmak, küçük kızı sıkmak, mıncıklamak istiyorlar mıdır..?

--Haydi kızım artık gitmeliyiz.. diyor annesi.. Dur annesi dur, mutluluğunu yarım bırakmasını bekleme küçük kızdan.. Sakın seni duymasını bekleme.. O şuan çok mutlu.. Sadece kendi değil, farkında olmadan çevresindekiler de o küçük kız sayesinde mutlu..


Ben.. Evet evet yalnızlığımı unutmuş durumdayım.. Mutluyum sanırım.. Sebebini bilmiyorum.. Belki küçük kız, belki güvercinler, belki dün geceden yağan yağmur.. Mutluyum..

Mutluyum..

Mutluyyy
dum..


Öyle bakmasaydın be teyzem.. ! Küçük kızı seyrederken, beni farkederek, tüm dikkatini benim üzerime yoğunlaştırmasaydın, öyle acıyarak bakmasaydın, ne olurdu sanki.. ! Yüzümde tebessüm birikmişken, kendi gerçeğimi unutup, küçük kızın mutluluğundan pay çıkarmışken, bana öyle bakmasaydın, yanındakini dürtüp de beni göstermeseydin, ne olurdu sanki.. ? Vah etmeseydin, gözlerinde toplandığını gördüğüm o acıyan bakışları toplamasaydın.. Öyle bakmasaydın.. Öyle bakmasaydın.. Öyle bakmasaydın be teyzem.. !


Kalk <Çocuk> Efendi.. Kalk.. ! Yeter sana bu kadar mutluluk.. Şurdan biri zeytinli, biri peynirli iki poğaça al, trene bin ve inine gir.. İçinde büyüttüğün yeşilliği bol çocuk bahçesinde, güvercinlerin hâyâlini kur, sen de bu küçük kız gibi güvercinlerin arasında koştur, dur..

Kalk <Çocuk> Efendi.. Kalk.. ! Oyun bitti, hayatın kara olan gerçeğini yaşama vakti..

Kalk <Çocuk> Efendi.. Kalk.. Seni hiç yalnız bırakmayan yalnızlığını, yalnız bırakma..
Alıntı