Ölüm
Yetmişini aşmış yaşına rağmen tarihi bir çınar gibi dimdik yürürdü babam. Arabaya binmeyi sevmezdi. gideceği her yere yürüyerek gidip gelirdi.Onunla yapmak istemediğim tek şey birlikte yürümekti. Her seferinde babama / yetişmek için adımlarımı koşturmak zorunda kalırdım. Daha yolun yarısına gelemeden nefesim tükenmeye, soluğum kesilmeye başlardı. Bana belli etmemeye çalışsa da geride kalışımdan duyduğu gizli memnuniyeti, dudağının hafifçe yana kayışından anlardım. Benim yüzümdeki çizgilerin bir tanesi bile yoktu babamın yüzünde. Ağzında otuz iki dişi tam tekmil dururdu. O bilmiyordu ama ben biliyordum az bir ömrünün kaldığını ve inanamıyordum.
- Kimseye, kardeşlerine bile söyleme. Sende sır kalsın. 2002 yılı babanın ölüm yılı olacak kızım, bugün doktorlar söyledi dediği zaman bile inanamamıştım öleceğine. Çok gün geçmedi üstünden, koca çınarın ayakları yeni yürümeye başlayan bir çocuğun ayakları gibi birbirine dolanmaya başladı. Koluna girilmeden yürüyemiyor. Öksürükleri de arttı. Her öksürükte ağzına gelen kanlı ciğer parçası, sanki benim ağzıma gelmiş gibi oluyorum. Canım yanıyor. Annemin her zaman aşık olduğu biçimli güzel elleri, yazdığı kitabın son sayfasını tamamlayamadan düştü iki yanına. Daktilosunu sakladım. Altını bezliyorum.
- Boş ver, yorulma yavrum. Yine aynısı olacak, diyor utancından.
Artık kalkamıyor. Upuzun yatıyor yatağında. başını, gövdesine bağlayan incecik boynundan gelen hırıltılı soluğundan başka hiç bir hayat belirtisi kalmadı. Ağzına gelemeyen ciğer parçalarının boğazında dönüp durduğunu seziyoruz. Yemiyor ve bizi duymuyor. Başını bekliyoruz. İki elinde sekiz çocuğun elleri var. Bizi görmesi, duyması için elimizden gelen her şeyi / yapıyoruz.. Halam Azeri diliyle kızıyor hepimize.
- Babanıza eziyet eyliyirsiniz. Elini bırakmırsız ki can vere. O sizden kopamıyır, bırahıp gidemir, can teslim edemir. Yazıhtır, çıkın dışarı, diyor.
Herkes çıkıyor dışarı ama ben çıkamıyorum. Başımı gökyüzüne çevirerek anneme yalvardığımı anımsıyorum. – Hani ciğerlerin ağzına gelsin, ölemeyesin demiştin ya, bak hepsi gerçek oldu. Nolur babamı affet anne! affet! Bizim acımızı dindirmek için affet demiştim. Daha sonra da Allah’a yalvarmıştım emanetini al diye. Dualarım kabul görmüş müydü bilmem ama sabah ezanında babamın kalbi bedenini karyola ile birlikte sarsmaya başladı. Gözleri yuvalarından çıkacakmış gibi açıldı. puslu bakışları boşluğun ötesinde birine ya da birilerine takılı kaldı ve dudağı yine hafifçe yana doğru kaydı. Gülümsediği acaba annem miydi? Ağzından çıkan yumuşak, sıcak bir nefes puffff diye havaya karışınca dudaklarındaki gülümseme buz kesti / dondu. Babam öldü. Yıl 2002!
Elimdeki makasla babamın pijamalarını kesiyorum. Halam ağlıyor.
- Yavaş! İnctme kardaşımı. Azrailin elinden çıktı, yaralıdır, diyor.
Babamı annemin yanına, daha doğrusu benim mezarıma gömdük. üstüne kendi ellerimle avuç avuç toprak atarken ölüm korkumu da babamla birlikte gömdüm. Korkmuyorum ölümden. En çok misafirliğe gittiğim yer Hamitler mezarlığıdır.