Arama


asla_asla_deme - avatarı
asla_asla_deme
VIP Never Say Never Agaın
11 Kasım 2009       Mesaj #9
asla_asla_deme - avatarı
VIP Never Say Never Agaın
Hadis-i Şeriflerde Helâk

Zeyneb binti Cahş (r. anhâ): “Yâ Rasûlallah! Aramızda Sâlihler varken biz helâk mı olacağız?” dedim. Rasûlullah (s.a.s.): “Evet! Fısk u fücur çoğaldığı vakit!” buyurdu.

“Altına, gümüşe (paraya), elbiseye (mala mülke) kul olanlar helâk oldu; eğer bunlara mal verilirse hoşlanır, verilmezse hoşlanmaz.”
“…Vallahi ben sizin adınıza fakirlikten korkmuyorum. Lâkin ben sizin nâmınıza dünyanın sizden öncekilere serildiği gibi, size de serilmesinden ve dünya için onların yarıştıkları gibi, sizin de yarış etmenizden, dünyanın onları helâk ettiği gibi, sizi de helâk edeceğinden korkuyorum.”
“Gerçekten Allah bana yeri topladı da, onun doğusunu batısını gördüm. Hiç şüphe yok ki, ümmetim bana toplanan yerlerin mülküne ulaşacaktır. Bana kırmızı ve beyaz iki define de verildi. Ben Rabbimden ümmetim için onu kıtlık senesiyle helâk etmemesini diledim. Bir de onların üzerine kendilerinden başka bir düşman musallat edip de onların mahvetmemesini istedim. Rabbim: ‘Yâ Muhammed! Ben bir hüküm verirsem, o geri çevrilmez. Ben ümmetin için sana onları umûmî kıtlıkla helâk etmeyeceğime ve üzerlerine kendilerinden başka olup, köklerine kibrit suyu damlatacak bir düşman musallat etmeyeceğime söz verdim. Velev ki, üzerlerine yerin her tarafındakiler -yahut yerin memleketleri arasındakiler demiştir- toplanmış olsunlar. Tâ ki, birbirlerini helâk edip birbirlerini esir alıncaya kadar’ buyurdu.”
“Rabbimden üç şey istedim. Bana ikisini verdi. Birini vermedi. Rabbimden ümmetimi açlıkla helâk etmemesini istedim, onu bana verdi. Ondan ümmetimi suda boğmakla helâk etmemesini diledim, onu da verdi. Felâketlerini kendi aralarında vermemesini diledim. Bunu bana vermedi.”
Elsem Ebû Imrân et-Tecîbî’den rivâyet edilmiştir. O dedi ki: “(İstanbul’u fethetme niyetiyle cihad için) Rûm şehrinde (İstanbul’da) idik. Rumlardan (Bizanslılardan) karşımıza büyük bir saf çıkardılar. Onlara karşı, onlar kadar veya daha fazla Müslümanlardan çıktık. Mısırlıların başında Ukbe bin Âmir bulunuyordu. Cemaatin kumandanı ise Fedâle bin Ubeyd idi. Müslümanlardan bir asker, Rumların safına hücum ederek onların arasına girdi. Askerler bağırarak ‘Sübhânallah!’ dediler, ‘kendi eliyle kendini tehlikeye atıyor!’ Bunun üzerine Ebû Eyyûb el-Ensârî , ayağa kalktı ve şöyle dedi: ‘Ey insanlar! Siz bu âyeti bu tarzda te’vil ediyorsunuz. Oysa bu âyet, biz Ensâr topluluğu hakkında nâzil olmuştur. Allah, İslâm’ı kuvvetlendirip İslâm’ın yardımcıları çoğalınca, biz Peygamber (s.a.s.)’den saklı olarak birbirimize ‘mallarımız ziyan oldu, Cenâb-ı Allah, İslâm’ı güçlendirmiş ve İslâm’ın yardımcıları da çoğalmıştır. Artık oturup mallarımızda ziyan olan (ihmal edilen) kısımları onarsak (bozalan maddî durumumuzu düzeltsek)!’ dedik. Bunun üzerine Ulu ve Yüce Allah, söylediğimiz sözü bize çevirerek Peygamberine (s.a.s.) şu âyetini indirdi: “Allah yolunda (mallarınızı) infak edip harcayın ve kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın!”] Tehlike; malların üzerinde oturmak, onları onarmak ve gazâyı (Allah yolunda cihadı) terk etmektir.’ Ebû Eyyûb (r.a.), Allah yolunda isbât-ı vücûda devam ederek nihâyet Rum toprağında defnedildi.”
“Bir kimse ‘insanlar helâk oldu’ derse, (kendini iyi yolda görüp gururlandığından) kendisi onların en ziyâde helâk olanıdır.”
“Nefislerine zulmedip de azap gören, helâk olan kavmin evlerine girmeyin. Ancak (mecbursanız), onlara isâbet eden musîbetin benzerinin size de isâbet etmesinden sakınarak ağlar bir tarzda girin.”
“…(Hayber Gazvesi dönüşünde) ashâb: ‘Yâ Râsûlallah, helâk olduk, susadık!’ diyorlardı. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s.) “Size helâk yoktur!" buyurdu ve “Bana küçük bardağımı getirin!” dedi. Su kabını da istedi. Artık Rasûlullah döküyor, Ebû Katâde de cemaate su veriyordu. Tüm insanlar o kaptan su içti, hâlâ kapta su vardı…”
“Aşırı gidenler helâk oldu.”
“Ümmetimi Kureyş’in şu kabilesi helâk edecektir.” Ashâb: ‘Bize ne emir buyurursun?’ dediler. “Keşke insanlar onlardan uzak kalsalar!” buyurdu.
“Ümmetimin helâki Kureyş’ten birtakım çocukcağızların (birkaç gencin) elinde olacaktır” Bu hadisi Ebû Hureyre rivâyet ederken, mecliste bulunan Mervân, Ebû Hüreyre’ye: ‘Gençler mi?’ demesi üzerine, Ebû Hüreyre: ‘İstersen filân oğulları, filân oğulları, diye adlarını anabilirim’ demiştir.
“Kisrâ (İran kralı) helâk olmuş, ölmüştür (kesinlikle helâk olacak, yok olacaktır). Ondan sonra kisrâ yoktur. Kayser (Bizans kralı) helâk olursa, ondan sonra da kayser yoktur. Nefsim yedinde olan Allah’a yemin ederim ki, size onların hazineleri mutlaka Allah yolunda verilecektir.”
Abdullah bin Amr dedi ki: “Bir gün erken erken Rasûlullah (s.a.s.)’a gittim. Derken bir âyet-i kerime husûsunda ihtilâf eden iki adamın seslerini işitti de, Rasûlullah (s.a.s.) yanımıza çıktı. Yüzünde kızgınlık belli oluyordu. Ve: “Sizden öncekiler, ancak ve ancak Kitap hakkında ihtilâfları sebebiyle helâk oldular” buyurdu.
Ebû Hureyre (r.a.)’den rivâyet edilmiştir. O dedi ki: “Kader konusunda birbirimizle çekişmekte iken Rasûlullah (s.a.s.) üzerimize çıkageldi. O kadar kızdı ki, yüzü kırmızılaştı; hatta yanaklarına sanki nar sıkılmıştı. Sonra şöyle buyurdu: “Size bu (kader konusunda münâkaşa) mı emredildi veya ben size bununla mı gönderildim? Sizden önceki (toplum)ler, bu meselede çekiştikleri için helâk oldular. Artık bu konuda münâzaa etmemizi sizden ciddî olarak istiyorum.”
“…Sizden önce geçenler ancak çok sual sormaları ve peygamberleri hakkında ihtilâfa düşmeleri sebebiyle helâk olmuşlardır. Ben size bir şey emrettimmi ondan gücünüz yettiği kadarını yapın! Bir şeyden sizi men ettimmi onu derhal bırakın!”
"Sizden evvelki (ümmet)ler, ancak şu sebepten helâk olmuşlardır: Onlar, aralarında şerefli bir kimse çaldığı zaman onu, bırakırlardı da, zayıf olan çaldığı zaman ona, cezâ uygularlardı. Allah'a yemin ederim ki, eğer Muhammed'in kızı Fâtıma çalmış olsaydı, muhakkak onun elini de keserdim!"
Peygamber (s.a.s.)’in huzuruna gelip zinâsını itiraf edip Peygamber’in kendisini cezâlandırarak temizlemesini isteyen ve sonra recmedilen Mâiz bin Mâlik’in recmedilmesi üzerine ashâb onun hakkında iki fırka olmuştu. Kimisi: ‘Helâk oldu! Onu günahı kuşattı!...’ diyor, bazısı da: Mâiz’in tevbesinden efdal tevbe olmaz! Zira o Peygamber’e gelerek elini onun eline koydu. Sonra: ‘Beni taşlarla öldür!’ dedi’ diyordu. Bu şekilde iki veya üç gün durdular. Sonra, onlar otururken Rasûlullah (s.a.s.) gelerek selâm verdi ve oturdu. Arkasından: “Mâiz bin Mâlik için istiğfâr edin!” buyurdular. Ashâb: ‘Allah Mâiz bin Mâlik’e mağfiret eylesin!’ dediler. Rasûlullah (s.a.s.) de: “Gerçekten o öyle bir tevbe etti ki, bu tevbe bir ümmet arasında taksim edilse onlara yeterdi” buyurdu.
“Sizden önce ehl-i kitabı, çok ihtilâf etmeleri helâklerine sebep olmuştur.”
“Arapların helâki Kıyâmet alâmetlerindendir.”
“İnsanların helâkinin alâmeti nedir?” diye sorulunca buyurdu ki: “Âlimlerinin helâkidir.”
“Müslümanlardan bir cemaat, veya mü’minlerden bir cemaat beyaz saraydaki kisrâ hânedânın hazinesini mutlaka fethedecektir.]”
“Şüphesiz ki Allah haseneleri/iyilikleri ve seyyieleri/kötülükleri yazmış; sonra onları beyân etmiştir. Şimdi, kim bir iyilik yapmak ister de yapamazsa Allah onu kendi yanına tam bir hasene olarak yazar. O hayırlı işi yapmaya niyet eder de yaparsa Allah Azze ve Celle onu kendi yanına on kattan yedi yüz kata ve daha pek çok katlayarak hasenât yazar. Şayet kötülük yapmak ister de yapmazsa Allah onu kendi yanına tam bir hasene olarak yazar. O kötülüğü yapmak ister de yaparsa Allah onu bir tek seyyie olarak yazar. Allah o seyyieyi yok eder. Allah’a karşı (isyana) hırslı olandan başka hiçbir kimse helâk olmaz.”
“Bir yerde tâun (bulaşıcı hastalık) olduğunu işitirseniz, o yere gitmeyin! Bir yerde tâun zuhur eder, siz de orada bulunursanız, ondan kaçmak için o yerden çıkmayın!”
“Helâk edici şu yedi şeyden kaçının: Allah’a şirk/ortak koşmaktan, sihirden, haklı durum hâriç Allah’ın haram kıldığı cana kıymaktan, fâiz yemekten, yetim malı yemekten, savaş günü harpten kaçmaktan, nâmuslu mü’mine habersiz hanımlara iftirâ etmekten.”
“Şu beş şey zuhur ederse helâk ümmetim üzerine hak olur: Birbirlerine lânetleşme, içki içme, ipekli elbise giyme, çalgılar ve erkeklerin erkeklerle, kadınların kadınlarla iktifâ etmeleri.”
Allah’ın, halkını helâk ettiği bir beldeye uğradığınızda, oradan sür’atle geçiniz.”
“Allah, bir kulu helâk etmek istediğinde, önce ondan ‘hayâ’ alınır. O zaman o kimse buğza lâyık olarak Allah’ın huzuruna olduğunda kendisinden ‘emânet’ alınır. Ve hâin olarak tanınır. Böyle olunca ‘rahmetten kovulur’. O zaman lânete lâyık hale gelmiş olur. Ve o zaman da ‘İslâm hırkası’ üzerinden alınır.”]
“Şu üç şey helâk edici, şu üç şey kurtarıcı, şu üç şey de derece, şu şey de keffârettir.” Denildi ki: ‘Yâ Rasûlallah, helâk ediciler nedir?” Buyurdu ki: “İnsana hâkim olan hasislik, tâbi olan hevâ ve adamın kendini beğenmesi.” Denildi ki: “Kurtarıcılar nedir?” Şöyle buyurdu: “Gizli ve açıkta Allah’tan korkmak, fakirlik ve zenginlikte itidal üzere bulunmak, gazapta ve rızâda adâlet üzere olmak.” Denildi ki: “Keffâret nelerdir?” Buyurdu ki: “Mescide gitmek, namazdan sonra (diğer) namazı beklemek, şiddetli soğukta ve soğuk bir günde hakkı ile abdest almak. (Derecâtâ gelince Yemek yedirmek, selâmı açıkça vermek, insanlar uykuda iken gece namazı kılmak
“Ümmetimin helâki üç şeydedir: Asabiyet (ırkçılık ve kabilecilik gayreti gütmek, bağnazlık), kaderiye, aslı olmayan (hadisi) rivâyet.”
“Ümmetimin helâki Kitap ve süttedir. Kitaba gelince; Kur’an’ı okurlar, gerçek te’viline (tefsirine) uymayan şekilde yanlış te’vil ederler. Sütü de severler, kıra çıkarlar, cemaati ve cumaları terk ederler.”
“Çok mal toplayanlar helâk oldu. Ancak, şöyle şöyle diye infak edip hayra sarfedenler hâriç. Onlar da çok azdır.”
“Erkekler kadınlara itaat ettiklerinde helâk olurlar.”
“Lût kavminin işini (cinsî sapıklık/homoseksüellik) yapana Allah lânet etsin!”
“Ümmetim için korktuğum şeylerin en korkunç olanı, Lût kavminin ameli (olan çirkin ilişki)dir.”
“Kim karısına arka tarafından (ters ilişkiye girer,) varırsa mel’undur
Hasan Telli
Şeytan Yaşamak İçin Her Şeyi Yapar....