Arama


Mystic@L - avatarı
Mystic@L
Ziyaretçi
26 Temmuz 2006       Mesaj #1222
Mystic@L - avatarı
Ziyaretçi
Boncuk

Bir sabah annem bana güzel bir müjde verdi:
- Zeynep, sana güzel bir haberim var. Senin de bir kedin olacak!
Aylardır beklediğim bu müjdeyi duymamla, can sıkıntım birden kayboldu.
Nasıl da canım sıkılıyordu. Yaz tatili nedeniyle okula gitmediğim için bütün
gün evdeydim. Sabah geç kalkıyor, akşamı zor ediyordum. Günler geçmek
bilmiyordu. Beni oyalayacak bir şey istiyordum.
Demek artık benim de besleyip bakacağım, bana ait, güzel bir kedim olacaktı.
Bütün gün, annemden bu kedi konusunu tekrar tekrar anlatmasını istedim.
Beni mutlu etmekten kendisi de mutlu olan annemi dinliyordum.
— Bugün, Adapazarı’ndan teyzenle telefonda görüştüm. Komşuları Hatice
Hanımın Minnoş isimli kocaman siyah bir kedisi varmış. Hatice Hanımın uzun
bir süre, evinden ayrılmaları gerekiyormuş. Dolayısıyla Minnoşu teyzeme
bırakmak istemiş. Teyzen de, zaten biliyorsun, kedileri çok sever. Kabul
etmiş.
Annemin sözünü tamamlamaya fırsat vermeden olanca sesimle:
- Anne, anne Minnoşu almaya ne zaman gideceğiz? Diye haykırdım.
Benim bu kadar sevineceğimi bilemeyen annem. Hayretle gözlerini açarak;
- Dur kızım, diye seslendi. Minnoşu değil, onun yavrusunu alacağız.
Daha sonra annem Minnoşu anlatmaya devam etti:
- Minnoş, teyzenlere gelince suskunlaşmış. Sevdiklerinden ayrılan insanlar
gibi sessiz ve garip olmuş. Zavallı hayvan, bir hafta sonra doğuracakmış.
Karnı koskocamanmış.
Annemin uzun süren bu anlatımı bir yandan beni meraklandırıyor, diğer yandan
sıkıyordu. Duramadım, yine sordum:
- Anne Minnoşu ne zaman alacağız?
Annem sabırla başını sallarken;
- Anlatıyoruz ya, dedi. Sonra şöyle devam etti:
- Minnoş birkaç gün sonra yavrularını dünyaya getirmiş. Küçücük, minicik
dört yavru kedi. Minnoş, bir yandan minik yavrularını beslerken, öte yandan,
bazı garip davranışlarda bulunuyormuş.
Bir gün teyzen, Miyav miyav diye bağıran minik yavruların sesi üzerine
merakla küçük odaya girmiş. Bir de ne görsün, Minnoş yok... Minnoş!
Minnoş! diye seslenmiş. Ama onu bulamamış. O sırada kapı çalınmış. Teyzen
kapıyı açtığında, kapıda komşularının oğlu Küçük Ömeri görmüş.
Ben merakla annemin anlattıklarını dinliyordum.
Ömer, Teyzene kötü bir haber vermiş. İri yarı bir adamın Minnoşu
arabasına atıp götürdüğünü söylemiş.
Annem:
- Herhalde zavallı Minnoş gerçek sahibini özleyip dışarı çıkmış olmalı,
dedi. Hain bir adamın kendisini çalacağını ne bilsin?

Minnoşun kaçırılışına üzülmüştüm. Ama aklım Minnoşun minik
yavrularındaydı.
Teyzem bu yavrulardan birini bize verecekti. Artık anneleri olmayan minik
kedilerden birini ben, diğer üçünü ise Ömer, Mürşide ve Ünzile büyütecekti.
Nihayet bek!enen gün gelmişti. Ailece Teyzemlere tatile gidecek, Ankara' ya
gelirken de yavru kediyi getirecektik.
Yol, bir türlü geçmek bilmiyordu.
Akşam saatlerinde Adapazarı’na vardık. Teyzemleri evde bizi merak içinde
beklerken bulduk.
Günlerdir özlediğim minik kedimize koştum hemen. Bir de ne göreyim? Dört
minik yavru! Değişik renklerde minicik dört kedi. Birbirlerine sokulmuş
miyavlıyorlardı.
Ben, ağabeyim Emre, annem ve babam, teyzemlerle birlikte bu güzel manzarayı
seyrediyorduk. Bir süre sonra teyzemin kızı Ünzile, elinde dört biberonla
birlikte geldi. Biberonları aramızda paylaştık. Küçük yavrulara biberonlarla
süt vermeye, onları doyurmaya başladık. Onların biberonlarla süt içişlerini
seyretmek ne güzeldi! Önümüzde birbirine sarılmış dört minik kedi,
ellerimizde dört biberon... Onları doyurmanın zevkiyle neşeliydik.
Tatil günlerinin ne kadar çabuk geçtiğini bilirsiniz.
Tatilimizin bitmesine birkaç gün kala Ankara’ya döndük.
Nüfusumuz artmıştı. Artık altı kişilik bir aileydik. En küçük canlımız,
evimizin yeni misafiri Boncuktu.
Günlerimiz Boncukla geçiyordu. Onu sütle beslemek, severek uyutmak, onun
sesi ile uyanmak...
Bal rengi gözleri, minicik pembe ayakları, yumuşacık, bembeyaz tüyleri ile
Boncuk hayatımızın bir parçasıydı.
Kimi akrabalarımızın, komşularımızın kedi sevmemelerini bir türlü
anlayamıyordum. Bu güzel, bu sevimli, bu evcil yaratıklar nasıl sevilmezdi!
Annem bir ara Ebu Hüreyre adlı bir sahabenin kedileri çok sevdiğini, bu
nedenle de kedicik babası anlamına gelen Ebu Hüreyre lakabıyla anıldığını
söylemişti. İşte, o günden beri kedi sevgim daha da artmıştı.
Aradan günler, aylar geçti. Boncuk büyüdü. Onunla oyunlar oynamaya başladık.
Bizimle oynarken, elimizi acıtmadan ısırıyor, oyun gereği bizi korkutuyordu.
Evimizin mutluluğu. onun sevgisiyle daha bir büyümüştü. Pişmiş akciğer,
yumurta, dondurma, baklava en sevdiği yemekleriydi. Boncuk’la yalnız evde
değil bahçede de oynuyorduk.
Kovalamaca oynarken, tarladan geçen ve kendinden büyük, iri bir köpeği nasıl
da kovalamıştı! Evde büyüyen Boncuk, sanırım köpeğin nasıl bir hayvan
olduğunu bilemiyordu!
Boncuk, sokakla ilk tanıştığında, otlara korkudan basamıyordu. Tuvalet
ihtiyacı geldiğinde, koşa koşa eve geliyor, sonra yine sokağa çıkıyordu.
Bahçedeki oyun sonralarında pencereye çıkarak camı tıklatan Boncuk, günün
birinde eve gelmedi.
Ailece merak ettik. Akşam, gece oldu. Boncuk, yine yoktu.
Ertesi gün, kapıyı açtığımızda Boncuk karşımızdaydı. Bir günlük özlemle
hepimiz ona sarıldık, o da bizi yaladı durdu.
Günlerdir evimizde bir hareket vardı. Ailece yeni taşınacağımız eve gidip
geliyor, yeni evi temizliyor, eşyaları topluyorduk. İşte, o günlerin birinde
Boncuk yine bahçeye çıkmıştı. Ben dersimle ilgileniyordum. Saatler geçtiği
halde, Boncuk yine eve gelmemişti. Hepimiz meraktaydık. Bütün mahalleyi
birkaç gün aradık. Boncuk'a bir şey mi olmuştu? Yoksa o da annesi Minnoş
gibi kaçırılmış mıydı, bunu bir türlü çözemedik.
Evimize ayrı bir neşe katan Boncuk, bembeyaz, yumuşacık tüyleri, bal rengi
gözleri, sevimli yüzü ile gözümün önünden gitmiyordu.
Onunla ne kadar güzel oyunlar oynardık. Can sıkıntısı içerisinde somurttuğum
sıralarda oyunbaz tavırlarla yanıma gelip. ayaklarımı, ellerimi acıtmadan
ısıran, tırnaklarını içine çekerek tokalaşan, önüne atılan bir kâğıt topağı,
bir ip yumağı ile oynayan, sinek avlamaya çalışan Boncuk’un yokluğunda onu
ne kadar çok sevdiğimizi bir kere daha anladık.
- Acaba Boncuk, bizim evden taşınmamızı mı istememişti? Bu isteğini bizden
önce evi terk ederek mi göstermek istemişti?
Kim bilir!
Şimdi nerede bir kedi görsem, gözümde Boncuğun hayali canlanır, onu özlemle
hâlâ beklerim.