Kaç kere dipsiz bir kuyunun içinde gömüldüğünü hisseder insan? Kac defa, zaman sadece umutsuzca kayıp gider avuçarımızdan? Bilinen sözleri bir kenara bırakmalı bence.Yenilerini aramak lazım acılarimizi tarif etmek için. Anlamsız bir tekerlemeye dönüşüyor çünkü ağzımızdan dökülen her söz... Hayatınızda kaç defa dibe vurdunuz, içinde boğulduğunuz yalnızlık kuyusunda? Ya da kaç defa sordunuz bu anlamsız sorulari kendinize? Nereden başlamalı basiretimizi bağlayan bu lanetli büyüyü bozmak için? Şöyle bir bakalım geriye bence, bir adım atmadan önce ilerisi için. Ne görüyorsunuz? Ya da ardınızda neler bıraktınız şimdi yanınızda olmayan? Sevgililer, dostlar ya da varsanılan dostluklar... Her seferinde suçlanacak birileri bulunur elbette ki bitirilen birşeylerin ardından. Her insana gücünün yeteceği kadar yük verilirmiş ve sizi en cok incitebilecek kişiler ise yine en çok sevdiklerinizmiş. Belki de bu yüzden bu kadar suçlanırsınız aldığınız kararlar hos karşılanmadığında. Şiddetle protesto edildiğinizde en yakınlarınız tarafından. Bunca nefret ancak bu kadar büyük bir hayal kırıklığının ürünü olabilir. Sizi zor zamanlarınızda ayakta tutan dayandığınız kişiler midir yoksa dayandığınız kendiniz mi aslında? Peki ne kadar acıtır böylesi bir gerçeğin farkına varmak? Bu kadar zamandır içinizi neşeyle dolduran sevginin, taşıdığınız derecede karşılanmadığını anlarsaniz, ne yapardiniz? Sizin sayenizde ayakta duran bir binanin altinda kaliverirsiniz sonunda. Apışıp kalmak diye de ifade edilir içinde bulunduğunuz durum amiyane bir tavırla. Şimdiye kadar bunu farketmemiş olmaksa işin şoke edici tarafı olsa gerektir diye düşünmeye başlar ve kendinize söversiniz durmaksızın. Ardından kılıç kuşanırsınız tüm mevcudiyetinize karşı. Size sarfedilen suçlamalara inanırsınız işin tuhaf tarafı ve her adımda bir santim daha içinize saplanır kendi kılıçlarınız... Süphesiz ki farkına bile varmadan nefret eder hale gelirsiniz kendinizden. Işte bu noktada başlar dibine vurduğunuz yalnızlık kuyusuna ilk yolculuk. Emin olun ki arkası ışık hızıyla gelecektir. Benliğinize yaptıgınız bu işkenceyi sona erdirmek yine sizin elinizde. Kendi ayaklarınızla atladığınız bu kuyudan sizi cıkaracak olan kişi de, yine kendiniz olacaktır aynı sekilde. Hiç bir zaman üzüntü duymamalısınız ardınızda bıraktıklarınız için bence. Cünkü geleceğe taşınamayan şeyler geride kalmalıdırlar. Söylediklerinize ve en önemlisi de size inanmayan, yanıbaşınızda dünyaya sizinle karşı duramayan kişiler için geleceğinizde bir yer olmamalı. Bir ömrü bir dost kucağında ve sıcaklığında geçirmek yürek işidir. İnanç gerektirir kayıtsız şartsız. Bağlılık denilen zincir bu sayede kurulur, bu sayede bir arada, omuz omuza yaşlanır insanlar ve yine aynı inanctır bu zinciri kıracak olan.Ama varlığı değil yoksunlugu kıracaktır bu bağlılık zinciri, dostlarınızla aranızda. Bütün bu olanların sonunda, iç huzurunuzu hala muhafaza edebilmektir önemli olan. Emin olun ki, kendiniz için üzülmeye basladığınız an, size acıyacak insanlar bulmakta zorlanmayacaksınız. Her zaman söyleyecek birşeyleriniz olmalı hayata ve hayatınızdakilere karşı. Söylenecek şeyler tükendiği anda da susmalı ve ardınızda bırakmalısınız herşeyi. Unutmayın ki hayat algıladığımızdan ve düşündüğümüzden çok daha büyük. Bazı şanslar sadece bir kez geçer elimize. Bazıları ise, hiç beklemediğimiz anlarda bütün güzelliğiyle dahil oluverir naçizane yaşantımıza. Aşklar da, dostlar da ıskalanmaz ve gözden kaçırılmaz emin olun!...