Arama

Sahipsiz Mektup'lar - Tek Mesaj #99

Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
5 Ağustos 2006       Mesaj #99
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Tuzlu suda bekletilmiş aşk mektupları
Acı yok
Aşk sargılarını saklıyor bizden


Senden habersiz memleketim… Sana yabancılaştı bu sokaklar, üstüne bastığın bütün kaldırımları taşıdı, nisan yağmurları. Yüzüne tanıdık bir benzeşmeyle senden bahsederken, ihtiyar bir öykü içinde “nedenlerinden” uzağa düştü toprak… O kadar sık sorar oldum ki bu soruyu kendime

“Gözümü bir an’a kapalı bıraktığım... Beklemekten ağarmış bir sabah güneşimiydi?
Kalbe ilk doğan seherde yitirdiğimiz”

Adını koyamadığım cümleler biriktirdim sana… Susarak biriktirdim… Sabırla… Gidenler, kalanlar kadar sonsuz olmuyor.Vefadan arındığın bir sefadasın biliyorum. Gidenler kalanlar kadar umursamıyor ağrılı sabahları, tuzlu suda bekletilmiş aşk mektupları gibi… Kokmuyor ama bozguna uğruyor ilk tadı.

Bizim hikâyemiz yok. Bizim sonsuza sözümüz var… Keşkeye, olmayacak öyküler biriktirdik tekrar yaşamak için… Hele bir yaşlanalım hele bir sönsün ışıklar “ben anne olucam sen bir kutu eti pufla gelicen her akşam işten, bide geç kalmayacaksın babam gibi… Ben korkmayacağım gök gürültüsünden bir daha hiç…” sözümüz var…

Aynı mahallenin çocuklarıydık… Fatma nenenin bahçesinden çaldığımız iki inciri saymazsak belayı hep sen çağırırdın ve başımız dimdik, burnumuz havada ve hep yan yanaydık suçluluğu paylaşmada… İçte arsızlık vardı şımartılmış yalınlığıydık hayatın, yaramazdık, çeteleşirdi öfkemiz biriktikçe hatalar… Cezalar büyürken uslanır mıydık? Kümesin içine girip bütün tavukları kaçıran sendin caddeye… Biberi beraber gömerken aklıma söyleyecek hiçbir şey gelmiyordu “affet” demekten başka …”oda kümese saklanmasaydı” bahanesi yetmedi, içimizdeki pişmanlıkla ihbara yeltendik kendimizi… Gidip teslim olalım diyen bendim evet, ama babanın tokadı yeryüzü savaşları gibi patlarken yüzünde ansızın, senden çok ben acımıştım… Senden çok ben ağlamıştım, yüreğimde beş parmak izi kalmıştı… Sen benden utanıp, yüzüme bakmadan koşmuştun eve… Arkandan bakarken kendime bir tokatta ben atmıştım… Acımamıştı…

Yetimliği bitmeyen eksikliğimsin anılar içimde büyüdükçe yaşlanıyorum, yaşlandıkça özlüyorum özledikçe hatırlıyorum ve bilmiyorum… Hala canın yanıyor mu? Keşke bana verdiğin kolyeyi kümese atmasaydım diyemedim ki sana… Keşke deseydim keşke küsmeseydin…

“Yüze çizgiler düşer akla davetsiz konukluğu ölümün… Bir de bilmediklerimiz var bir de sakındıklarımız sevgiliden… Keşke son kez öpseydim sonra yine gitseydin”

Oysa gerisin geri adımlamak isterdim yeniden başlayabilsem, aynı hatalardan geçerdim sana varana kadar ve yine ağlardım gözbebeklerinde… Yine aldanırken saçmalardım yine umursamazdın, içimde yarattığın boşluğu “o sana ayrılmış bir imtiyaz çiçeği, o sana ayrılmış bir mezar yeri… Ne zaman istersen “gel” desem de… “gel” mesende… Biliyorum seneler sonra utanarak okuyacağım sana bunları… Ve sakındıklarım olacak, itirafa düşmeyecek dilimde, hep saklanacak içimde buse… En çok onu kıskanırdım… Çünkü iki gamzesi vardı sana benzeyen ve sen hep ondan bahsederken gözlerini kaçırırdın benden…

Elimi daha sıkı tut… “Senin yaşlılığın benim güzelliğimin tek şahidiydi” diyecek sevdalardan olalım. Her şey için henüz sadece çeyrek asır geçmiş derken ya da keşkeler içinde geç kalmış iki ihtiyar yüze bakarken gözlerimiz aklıma bir hatıra daha eklenirken… Sen yine ucundaki kırmızı yıldıza takılıp, çivi tutmayan duvara yapıştırmak zorunda kaldığımız aynadan bana bakıp bakıp söylen… Şişkosun de… Kaldırsaydın birazcık beni havaya o çiviyi çakardım diye sana dil çıkarırken ben…

“Yaradılış dekorum hep eksik kalacak “sensiz” biliyorum bir uyum içinde yükselmek yok arş’a… kolayına becermek yok adam olmayı”