İrtibat
-Arabayı sağa çek dostum.
-Salaklaşma Çetin neden çekeyim durup dururken?
-Aptal olma ne diyorsam yap bir şey diyorsam bir sebebi var.
-Çekmeyeceğim işte dalga geçip durma benimle. Geçende de durdurdun beni sırf geyiğine.
-Oğlum bu sefer ciddiyim yanılmıyorsam bir ufo gördüm. Şu tepenin arkasına geçti ona bakmam gerek.
-Çetin sen harbi hastasın. Ne yani şimdi sana inanmamı mı bekliyorsun? Biliyorsun ki ben ufolara inanmam bunlar saçmalıktan başka bir şey değil. Eğer gerçekten var idi iseler neden bizle irtibata geçmediler.
-Tartışmanın sırası değil Barış bas şu frene.
Çetin bu sırada frene basmaya niyeti olmayan Barış’ın yerine ayağını frene uzatmış ve basmıştı. Çok sert basmıştı. Eğer ki Barış araba sürmekten iyi derecede anlamamış olsaydı herhalde birkaç takla atardı araç.
-Yani sana inanamıyorum Çetin ya. Bir hayal gördün ve o hayal uğruna az kalsın öldürecektin bizi!!
Çok sert sözlerdi bunlar resmen bağırmıştı Çetin’e. Fakat Çetin sanki inadına sakindi.
-Onu tekrar gördüm. Sanki bizi izliyor. .
-Ehh benim bu saçmalıklarla kaybedecek vaktim yok!
Arabayı çalıştırmayı denedi fakat çalıştıramadı.
-Hay aksi ne oldu merete neden çalışmıyor. Halbuki yeni almıştım hemen bozulmaması gerekirdi. Hele bir şehre geri döneyim arabayı aldığım Tarık denen hıyardan birkaç hesap soracağım mor tarafından.
-Boşuna uğraşma çalıştıramazsın. Bu tip ufo gözlemlerinde her çeşit elektronik araç belli bir süreliğine çalışmaz olur. Bu da demek ki oldukça yakınız dostum.
-Neye yakınız?
Barış’ta şaşkınlık ve korkunun izleri vardı.
-Neye mi onlara. Bak işte orada.
Barış dikkatlice baktı fakat bir şey göremedi.
-Hasta mısın herhangi bir şey yok orada.
-Sen bakana kadar gitti. Hızlı çevirseydin başını keşke.
-Asıl sen soruma cevap ver bakalım eğer var idi iseler bizimle neden irtibata geçmediler?
-Aslında irtibata geçildi ama senin gibi insanlar yüzünden hiçbir şey açıklanmıyor.
-Ne demek benim gibi ben kaz kafa mıyım? Hiçbir şeyi anlamayacak kadar salak mıyım?
-Hayır ondan değil.
-Peki ya neden?
-Çünkü sen inanmıyorsun ve inanmadığın bir şeyin iletişimini hazmedemeyebilirsin ve senin gibi milyonlarca insan var.
-Nasıl yani?
-Açıkçası çok büyük bir karmaşa çıkabilir. Hiçbir zaman inanmadıkları varlıkların birden ortaya çıkması ve iletişime geçmesi pek çok insanda psikolojik dengesizlikler oluşturabilir bu da dünya üzerinde büyük bir kaosa yol açabilir.
-Aman be hep varsayımlardan gidiyorsun. Madem varlar ispatlayın kardeşim.
-İspatlar çok ama inanmak istemeyen de çok.
-Yani?
-İnanmıyorsan eğer ne kadar ispat olursa olsun inanmadığın şeye gene de inanmazsın.
-Saçmalıyorsun.
-Saçmalamıyorum gerçekleri söylüyorum.
-Madem öyle bunu söylemeye dayanağın nedir.
-Fizikçiler.
-Oğlum fizikçilerin ne alakası var konuştıklarımla?
-Onlarında inanmadıkları ama aslında olan bir şey var.
-Nasıl yani?
-Tutturmuşlar ışık hızı geçilemez diye neymiş Einstein ispat etmiş. İşte budur inanmadıkları şey yani ışık hızının geçilmesine inanmıyorlar.
-Hoop burada dur bakalım Einsteina laf etme kötü olur yoksa.
-Dur bir hele anlatıyorum.
-Tamam devam et akıllı çocuk.
-Einstein’ın zekasına hiçbir lafım yok gelmiş geçmiş en büyük fizikçilerden fakat bu teorisi ne kadar ispat edilirse edilsin doğru değildir. Zaten iki sene önce bir bilim şirketinin labaratouarda yaptığı deneyde ışık hızı birkaç kat hızla geçilmiş.
-Hadi canım sallama.
-Doğru diyorum bunu gazetelerde yazdı ama hemen fizikçiler itiraz etti buna yok geçilemediği ispat edildi zaten buna göre nasıl geçildiği ispat edilir diye.
-Doğru demişler.
-Doğru ama kendi bilgilerine göre çünkü ışık hızının geçilmesi demek fiziğin neredeyse hemen hemen hepsinin yeniden düzenlenmesi demek. Bu da işlerine gelmiyor tabi.
-Gene atıyorsun.
-Fizik yanlış.
-Kızdırma beni sinirlerim atmaya başladı.
-Doğru söylüyorum. Madem fizik doğru neden hala bazı uzay araçları uzaya gönderilirken patlıyor?
Tartışma iyice alevlenmişti her iki tarafta seslerini yükseltmişti ki bir ses onların sesini bastırdı. Gördükleri ufo gelmişti.
-Al işte inanmadığın ufo karşında.
Barış şakındı hem de çok şaşkındı öyle ki ne yapacağını bilmez hale geldi. Birden ufodan çok yüksek oranda ışık gelmeye başladı barış ve Çetin bunun üzerine elleriyle yüzlerini kapamak zorunda kaldılar.
- Lanet olsun bu ışık yüzümü yakıyor dostum! Aaah…
- Dışarı çıkalım dedi Çetin. Çabuk ol arabada kavrulmaktansa dışarıda kavrulalım en azından kaçma imkanına sahip oluruz.
- Tamam ufo manyağı şom ağız senin dediğin gibi olsun.
Dışarı çıkmışlardı. Çetin herhangi bir tehlikeye karşı uzaklaşmaları gerektiğini söylemişti.Birden hareket edemez hale gelmişti.
-Ne oluyor Çetin böyle hareket edemiyorum. Kahretsin şu frene basmasaydın olmayacaktı böyle şeyler.
-Bozdurma ağzımı ben basmasam bile bizi yakalayamayacaklarını mı sanıyordun ha. Bizi takip ediyorlardı dostum ve bizim onlardan kaçmak için yapabileceğimiz maksimum hız bu külüstürle 180 km fakat bu uzay araçları çok hızlı gidebiliyorlar ışığı kat kat geçebiliyorlar.
-Allahım neydi günahım da bu hallere düştüm. Hey ne oluyor böyle hareket ediyorum sanki ama hiçbir yerimi kımıldatmıyorum ki.
-Bizi uzay araçlarına çekiyorlar. Kaçırılmanın son aşamasındayız.
-Ne kaçırılmak mı. Hayır ya olamaz ya. Önümüzdeki hafta evlenecektim ben. Geri gelemezsem ne der bizimkiler. Zavallı annem ne zor bulmuştu o kızı.
-Oğlum sen hasta mısın araç bizi çekiyor sen neler diyorsun. Hem zaten birkaç saatlik bir kaçırılma olacak bu.
-Ne demek istiyorsun?
İşte bu sırada aracın altından açılan bir girişten içine girmişlerdi.. Fazla büyük olmayan bir araçtı. Sanki tek odaymış gibiydi. Başka oda vardıysa da ikisi de kapısını göremiyordu. İçeri de herhangi bir varlık yoktu. Bu da başka odaların da olduğunun bir göstergesi idi. Odada sadece bir monitör vardı. Belli süreçler içerisinde çeşitli yerleri gösteriyordu. Çetin’in anladığı kadarıyla bu yerler ufonun etrafıydı. En azından 10 kamerası olmalı diye düşünd Çetin.
-Diğer kapılar nerede acaba. Kamera ya da benzer bir şeyler de göremiyorum. İzleyin bakalım bizi…
-Ne diyorsun sen Çetin ya. Bitmiş tüm hayatım zaten. Hele bir göreyim çiroz yaratıkları dalacağım hemen vallahi. Tüm dünyanın intikamını alacağım. Hiçbir şey benim o yaratığa kafa atmamı engelleyemez.
-Hele bir sakin ol Barış. Önce bir ortamı tanıyalım ki her şeye hazır olabilelim.
-Ne sakin olması yahu ne sakinliği manyak alienler gelsin kaçırsın bizi ondan sonra da sakin olayım di mi. Biz hiç onları kaçırdık mı ki onlar bizi kaçırıyor.
-Barış saçmalamaya başladın.
-Saçmalamıyorum ağabeycim ben kısır olmak istemiyorum.
-Ne kısırı ne diyorsun oğlum.
-Ne oldu ufo uzmanı o kadar çok biliyorsun da bunu duyunca şaşıryorsun. Biraz bilgim var herhalde. İnanmam etmem ama az bir şey bilgim var bu konuda. Bu yaratıklar kaçırdıkları insanları kısır yapıyorlarmış. Bir dergide okudum.
-Ulan adam böyle saçmalıklara nasıl inanabiliyorsun. Kısır yapmıyorlar oğlum. Sadece kadınların yumurtalıklarını alıyorlar hepsi bu.
-Ohara kısır yapsa daha iyi be. Manyak mı lan bunlar.
-Manyak değil kısırlar.
-Ne kısırı.
-Eee madem az bir şey okudun bunu da bilmen lazım di mi.
-Saçmalıyorsun.
-Saçmalamıyorum. Okuyorum. Eğer sen de okuduklarını düzgün anlasaydın dünyalıları kısırlaştırmadıklarını kendi kısırlıklarına çare bulmak için dünyalıları kullandıkları öğrenmiş olurdun.
-Yuh be.
-Aynen öyle dostum. Bir ara sana ayrıntısıyla anlatırım bunu. Tabi sen burada olup bitenleri hatırlayabilirsen.
-Ne demek hatırlayabilirsen. Aslanlar gibi hatırlarım. Mega hafıza var bende.
-İsterse 10 ışık hızı hafıza olsun dostum hatırlayamazsın. Bunlar bir alet sayesinde burada yaşananların bir kısmını sadece hipnozla hatırlanacak şekilde siliyorlar bazı kısımları da hiç hatırlanmayacak şekilde siliyorlar.
-Nasıl yani.
-Bütün bilgileri nasıl elde ettim sanıyorsun. Okuduğum kitapların hepsi kaçırılma vakalarının ayrıntılarını hipnoz sayesinde elde edilen bilgilerle veriyor.
-Yani ben hiçbir şey anımsayamayacak mıyım?
-Maalesef aynısı bana da olacak. Buradaki tüm her şeyi unutacağım şu güzelim aletleri şu ekranı hepsini. Ve de seninle yaptığımız konuşmayı. Sen bu gemiden çıktıktan sonra gene ufolara inanmayacaksın. İşte bu üzüyor beni.
-Varsın hatırlamayayım bu serserileri. Bu hatırayla yaşayacağıma ölürüm daha iyi. Bu arada neden bazı şeyler hipnozla hatırlanabiliyor.
-Belli ipuçları verebilmek için.
-Ne gibi ipuçları?
Derken girdikleri bölümün hemen karşısındaki monitrün ortasında bir şeyler hareket etmeye başladı. Önce ufak bir daire ortaya çıktı daha sonra da bu daire daha da büyüdü ve bir insanın geçebileceği seviyeye geldi. Bu arada monitör ise hala yerinde duruyordu fakat dairenin olduğu yer şeffaftı ve arkası rahatlıkla görünüyordu. Bir nevi şeffaf monitördü artık.
-Hay Allah be nedir bu böyle. Ne biçim bir araç bu. Söyle bakalım ufo uzmanı açıkla bunu.
-Böyle bir şeyi ben de beklemiyordum inan ki.
-İstersen buna da açıklanamayan ufo monitörü de ha Yani AOM. Ha ha ha. Ulan sinirden gülüyorum yahu.
-Çok komiksin dostum.
Alaycı bir bakış attı. Yüzü çok sıkıntılıydı. Hiç böyle bir şey beklemiyordu.
-Böyle şeylerden bahsedildiğini hiç duymamış ve okumamıştım. Çok garip. Dikkatli bak Barış sanki kapının ya da girişin , ya da adı her ne halt isenin arkasında biri var. Görüntülerden tam seçilemiyor ama bizim gibi olduğunu söyleyebilirim.
-Onu bende görebiliyorum. Bizim boyumuz kadar var sanırım. Galiba yanında birisi daha var. Uzun saçlı sanırım bu bir dişi olmalı.
-Bunlar griler değil , evet kesinlikle değiller.
-Grilerde nedir?
-İnsanları esas kaçıran uzaylı varlıklardır. Hani demin dedim ya kısır yaratıklar. İşte onlara griler denir. Kısa boyludurlar ve tenleri gridir herhangi bir şekilde de saçları yoktur.
-Hass. Kim o zaman bunlar ya da nedir?
-Bilmiyorum susma hakkımı kullanacağım.
Uzun süre sessiz kaldılar. Onlar girişin bir tarafından uzaylılara diğerleri de onlara baktı. İki tarafta birbirini tartıyor gibiyordu. İlk kim harekete geçecek sanki iki tarafta da bilmiyor gibiydi. Sadece birbirlerinin bulanık görüntülerine bakıyorlardı. Tedirginlerdi. İlk tepki karşı taraftan geldi. Yavaşça gelmeye başladılar. Girişten geçerken monitördeki görüntülerin gene dairesel biçimde dalgalandıklarını gördüler. Aynı bir su damlasının suya düşerken yaptığı dalgalanmalar gibi. Bu ikisi kapıdan geçtikleri zaman Barış’ın tepkisi önce şaşırtıcı sonra da sert oldu.
-Ulan bunlar da insan bee!
Gerçekten de insanlardı ya da öyle görünüyorlardı. Belki de bir zırhtı üstlerindeki. Tabi Çetin bunları tam olarak düşünemeden Barış’ın saldırısı gerçekleşti. Onların bir grup şakacı insan olduklarını sanmış olmalıydı.
-Şerefsizler utanmıyor musunuz bizimle dalga geçmeye ha.
Öyle hızlı saldırmıştı ki peş peşe yumruklar indiriyordu karşısındakilere Çetin tutmasaydı eğer onu işler daha kötüye gidebilirdi.
-Dursana be oğlum manyak mısın. Zarar vereceksin hem kendine hem de onlara. Belki de yıllar boyu oluşacak bir dostluğu yok ettiğinin farında mısın ha. Bak hele şu yaptıklarına.
Gerçekten de yazık uzaylıların ağızları burunları kan revan içindeydi. Uzun saçlı olan yani bayan olan (Doğal olarak artık yüzlerini seçebiliyordu Çetin tabi bir de şu kanlar olmazsa) cebinden çıkarttığı bir aletle önce yanındakinin sonra da kendisinin suratına o aletle bir şeyler sıktı. Suratlarındaki kanlar yavaşla yok olmaya başladı. Sanki kanları vücut tekrar geri istiyormuşçasına derinin içine gidiyormuş gibiydi. Bunu öğrenmek için zamanları yoktu tabi herhangi bir şey sormadılar. Barış’ın haşat ettikleri bir süre sonra suratlarında ne bir kan ne de bir şişik kalmıştı. Bu görüntü karşısında barış’ın asabiyeti de gitmiş yerini korku ve heyecana bırakmıştı. Artık onların şakacı insanlar olduğunu düşünmüyordu.Erkek olduğunu düşündekleri varlık onlara doğru bir iki adım yaklaştı.Bu durum karşısında Çetin ile Barış da geriledi. Hatta Barış geri giderken tökezledi ve yere düştü. Yüzü hala insanımsıya dönüktü.
Bu yaratık sanki demin hiç yaralanmamış gibi hiç kimse tarafından tartaklanmamış gibi sakince bizimkilere seslendi.
-Merhaba dünyalılar. Sizleri bir kurtarma görevi için seçmiş bulunuyoruz kabul ediyor musunuz?
Devam edecek…