Arama


GusinapsE - avatarı
GusinapsE
Ziyaretçi
18 Ağustos 2006       Mesaj #49
GusinapsE - avatarı
Ziyaretçi
AKÇAKOCA
İstanbul ile Ankara, Bolu dağı kesimi dışında otoyolla birbirine bağlanınca, yol çevresindeki tatil merkezlerine her iki büyük kentten ulaşmak kolaylaştı.

Akçakoca artık İstanbul’dan sadece 2.5 saat uzaklıkta. İstanbul içinde bile nefes alınabilecek bir yere ulaşmak için en az 1-1.5 saat gitmek gerektiği düşünülürse, 2.5 saat süren ve büyük bölümü otobanda geçen rahat bir yolculuğu göze alıp bir haftasonu Akçakoca’da geçirmenizi öneririz.

Yalnızca Akçakoca’yı görmekle kalmayacak, yol üzerindeki ve çevredeki mesire yerlerini, doğal güzellikleri ve önemli bir antik kenti görme imkanı bulacaksınız.

Kalınacak yer kaygınız olmasın ikisi büyük, biri küçük üç nitelikli oteli var Akçakoca’nın. 1998’de açılacak yenileri de sırada. Hepsi de deniz kenarında ve havuzlu.

Akçakoca, Düzce’nin sayfiyesi gibiydi önceleri. Henüz Türkiye’nin Ege ve Akdeniz sahilleri bilinmezken yerli turistlerin ilgi gösterdikleri yerlerden biriydi. Sonra bu ilgi giderek azaldı.

Şehir nüfusu fazla kalabalık değil, 15.000 civarında. Roma ve Bizans uygarlıklarının iz bıraktığı kentin Diapolis olarak anıldığı biliniyor.

Çevredeki en önemli tarihi kalıntı, şehrin 3 km. batısındaki Ceneviz Kalesi’dir. Deniz kenarında küçük bir tepe üzerine kurulmuş kalenin adı Ceneviz Kalesi ama Cenevizliler tarafından yapıldığı konusunda kesin bir kanıt yok. Osmanlılar döneminde onarılmış kalenin bugün sadece giriş duvarlarının bir bölümü ayakta. Kalenin içi bir mesire alanı olarak düzenlenmiş. Piknik masaları bulunan alanda bir de küçük kafeterya var. Özellikle günbatımının renk cümbüşünü izlemek için akşam üzeri gitmenizi öneririz.

Kalenin her iki tarafında iki küçük kumsal var. Batı tarafında soyunma kabinlerinin bulunduğunu ve bir pidecinin hizmet verdiğini hatırlatalım.

Ünlü karadeniz pidelerinden tadabileceğiniz çok sayıda lokanta var Akçakoca’da. Şehir merkezindekiler dışında, Karadeniz Ereğlisi yolu üzerinde de pideci bulabilirsiniz. Ayrıca Karadeniz Ereğlisi yolu üzerinde ve şehir merkezinin 7 km dışında Çayağzı-Kumlupınar plajı uzanıyor. Kilometrelerce uzunluktaki plajın ince kumu var ve deniz derin değil. Çevredeki tesislerden yararlanabilirsiniz. Güzel plajın kötü yanı karayolunun hemen dibinde oluşu ve trafiğin kulağınızın dibinde işlemesi. İyisi mi, yoldan uzağa, denize yakın yere yerleşin siz.

Akçakoca şehir merkezi girişinde, Akçakoca oteli önünden de denize girmek mümkün.

Kentin batısında Karasu’ya doğru biraz virajlı bir yolla ulaşılan çok sayıda koy bulunuyor. Yeşilliklerle bezenmiş yamaçların arasına sıkışan bu küçük koyların birinde, doğayla başbaşa bir gün geçirebilir, denize girip piknik yapabilirsiniz. Ya da yola devam edip Karaburun’un ince kumlu plajından yararlanabilirsiniz.

Akçakoca şehir merkezinin 3 km kuzeyinde, tarihi Akçakoca evlerinin ve fındık bahçelerinin arasından geçerek ulaşılabilecek Cumayeri piknik alanı da görmeye değer. Dere kenarındaki piknik alanı dev bir çınar ağacının gölgesinde. Cumayeri’nde bir hamam kalıntısı ve Mehmet Ağa camisi-türbesi de bulunuyor.

Akçakoca’ya gitmişken Fakıllı mağarasını mutlaka görün. Akçakoca’nın 7 km güneyinde fındıkçılıkla geçinen Fakıllı köyündeki mağaraya 15 km. uzunluğundaki bir dehlizle giriliyor. Tavandaki küçük sarkıtlar ilgi çekici. Mağaranın 1.5 km uzunluğunda olduğu ileri sürülüyor. Köy çocukları mağara için rehberlik yapıyorlar. Aydınlatma düğmesini bulmak, dar ve ıslak dehlizden geçmek için onların rehberliğine ihtiyaç duyacaksınız. Çıkışta da soğuk bir ay ran ya da çay ikramlarına evet deyin. Küçük bir bahşiş gönüllerini almaya yetecektir

BOLU-GÖLCÜK-KARTALKAYA-YEDİGÖLLER
BOLU

Bolu çevresindeki antik yerleşimler tarihte Bithynium, Claudiopolis, Hadriana olarak anılmış. Bu kentlerden bugüne kalan görülmeye değer kalıntı yok. Kent merkezinde, Kargatepe, Hisartepe ve Hıdırlıktepe’de bu eski yerleşimlerden izler bulundu. Kalıntılar Bolu Müzesi’nde sergileniyor.

Kent merkezinde Osmanlı dönemine ait en önemli yapı Kadı Camisi’dir. Orta hamam, Tabaklar hamamı ve Şemsi Paşa Camii de tarihi öneme sahiptir.

Gölcük
Bolu içinden 15 km’lik asfalt yolla çıkılabilen Gölcük, Abant Gölü’nün doğal yapısını andırıyor. Ama Abant’tan daha küçük. Denizden yüksekliği ise 950 metre.

Çevresi sık çam ormanıyla kaplı Gölcük, hafta sonlarında çok kalabalık oluyor. Ankara’dan, İstanbul’dan günübirlik gelinebilir. Sabah erken yola çıkıp 2.5 saatte Gölcük’e ulaşmak mümkün.

Göl çevresinde konaklama tesisi bulunmuyor. Yanınızda getirdiğiniz yiyeceklerle piknik yapabilirsiniz. Yeteri kadar piknik masası bulunuyor. Ya da dilerseniz göl manzaralı kır gazinosunda oturabilirsiniz. Et mangal yapabilir, kiremitte alabalık yiyebilirsiniz. Gezi’nin fotoğraf editörü ve yazarı Haluk Özözlü "Gölcük Kebabı"nı tavsiye ediyor. Lokanta işletmecileri, isteyene mangal, kiloyla et ve çiğ balık servisi de yapıyor.

Göl çevresini çepe çevre dolaşan patika yolda yürümelisiniz. Kayık kiralayıp dolaşabilirsiniz. Keyifli ve dinlendirici bir gün geçireceğinizden hiç kuşkunuz olmasın.

Kaplıcalar
Bolu kaplıcalarıyla da ilgi görüyor. Gölcük yolu üzerinde ve Bolu’dan 7 km uzaklıkta, Aladağların eteğinde Büyük ve Küçük Kaplıca’lar bulunuyor. Sıcaklığı 44° olan kaplıca suyu yeni restore edilen Bolu Termal Otel tesislerinde değerlendiriliyor.

Kartalkaya
Bolu’dan Ankara’ya doğru giderken 3-4 km sonra Filiz Makarna fabrikasını göreceksiniz. Fabrikanın yanında kaliteli ve geniş kapasiteli bir lokanta var. Makarna çeşitlerinin yanısıra et yemekleri de yiyebilirsiniz.

Uludağ’dan sonra büyük merkezlere yakın ikinci önemli kayak merkezi olan Kartalkaya’ya Filiz Makarna’ya gelmeden sağa ayrılan yolla çıkılıyor. Asfalt yolun bu noktadan sonraki uzunluğu 28 km. (Bir başka çıkış ise yaklaşık 7-8 km. sonra.) Kış aylarında zincir takmanız gerekebileceğini unutmayın. Takmayı bilmiyorsanız, yolunuzu gözleyen çevre köylüleri size yardımcı olacaklardır. Tabii ücret karşılığı. Zinciriniz yoksa satın alabilir veya kiralayabilirsiniz. Parasını ödeyip dönüşte iade ediyorsunuz. Kirayı kesip paranızı ödüyorlar.

Kartalkaya’da farklı eğim ve zorluk derecelerine sahip kayak pistlerinin Uludağ pistlerinden daha uygun ve uzun olduğu biliniyor. Üstelik 5000 kişi kapasiteli telesiyejler için eğer otellerin birinde kalıyorsanız ücret ödemiyorsunuz. Hiç kayak yapmamış olanların pratik yapabilecekleri ayrı ve uygun pistler de var. Hocalardan ders alabilir, kayak kiralayabilirsiniz.

Yedigöller
Bahar ve yaz aylarında yeşilin, sonbaharda ise yeşil, sarı , kahverengi ve kızılın her tonunun birarada bulunduğu renk cümbüşünü yaşayabilmek, ağaçlar arasından sızan ışık hüzmelerinin büyüsüne kapılmak için Yedigöller’i mutlaka görmelisiniz. Fotoğrafa düşkünseniz, daha iyi bir plato bulamazsınız.

Kayın, meşe, karaağaç, kızılağaç, karaçam, kavak ve köknarın birarada bulunduğu sık orman dokusu içinde 7 küçük gölden oluşuyor Yedigöller. Yedi gölün yedi ayrı adı var. Büyükgöl, Küçükgöl, Deringöl, Seringöl, Nazlıgöl, Sözlıgöl ve İncegöl. Adları bile güzel değil mi?

2900 hektarlık koca bir alanı kaplayan bölge 1965 yılında Milli Park ilan edildi.

Yedigöller Milli Parkı’na giriş için aracınızın büyüklüğüne ve kişi sayısına göre ücret ödeniyor. Göllerin bulunduğu alana kadar araçla giriliyor ve park edilebiliyor.

Orman işletmesinin düzenlediği piknik alanında masa ve ocaklar var. Yanınızda getirdiğiniz yiyeceklerle piknik yapabilir, canınız çektiyse alabalık üretme çiftliğinden alacağınız balıkları pişirebilirsiniz. Eskiden Milli Park içinde geyik sürüleri dolaşırmış. Sonra kalmamış. Şimdi geyik üretme çiftliği kurulmuş ve yörenin eski sakinleri yeniden boy göstermeye başlamışlar.

Bolu ve çevresi turizmin her türünü içeriyor. Kayaktan termale, yeşilliklerle çevrili göllerden, trekking ve piknik yapılacak alanlara kadar her türlü turizm aktivitesi için elverişli.
Son düzenleyen _Yağmur_; 26 Nisan 2016 17:42