Arama

Şiir Nehri -1- [Arşiv] - Tek Mesaj #7726

TheGrudge - avatarı
TheGrudge
Ziyaretçi
27 Ağustos 2006       Mesaj #7726
TheGrudge - avatarı
Ziyaretçi

ada içinde adımladın

ada içinde adımladın
yaşamayı
ilk adımım sen
bir zamanlar üşüdüğüm denizde
diz boyu tanıdığım
martıların hüzünlü çığlıklarında
koynumda serin sular
üzerimde demirden bir yorgunluk taşıdığım
şimdiyse ellerin ısıtır
çocukluğumun düşlerini
kim bilir ansızın yakalıyıveririm
sobelerim seni,
filizlerim gövdemim sarmaşıklarını
zaten bıraktığım izleri
bende unuttum

çabuktur,
ulaşır yağız erkekler atlarında
sürünen benim,
sensiz duruşlarım
ve akşama göz kırpan ikindilerim
dayanılmaz bir hal alınca

daha ham, ama işlemeye devam etmeliyim şiirlerimi yeniden yazmalıyım her şeyi
kim bilir genç bir kızın hislerini anlamak
ya da anlatmak yaşlıca dedelerin öpülesi ellerini
söyleyebilmek tüm içtenliğimizle türkülerimizi
sözgelimi
Kütahya'nın pınarlarını
ya da Erzurum'da sarı gelinini
sahi sen sarımısın dercesine sarıyı övebilmeyi
unutmak solgunluğunu sevgilinin
beyaz gülleri taşımayı ve gözlerinin içine bakmayı

hey sen istanbulda bir kız varmış
adı nihalmış!
gördün mü ellerindeki nasırları
ne ki tuttuğu gülün yorgunluğudur
bir başka kokar toprak orda
sıcaktır gün
sıcaktır sevgin
söyleyebilmek tüm içtenliğimizle her şeyi


yok canım ne şairliği
ama şimdi düşün
kim bilir ne güzeldir sevilmek
birde düşün anlatılan bir öyküdür
olanca ağırlığıyla göz kapaklarımıza çöken
efendim ne olacak
ardıç depremler vurmaktaysa tam göğsümüzün orta yerinden
ve yıkılan yiten ocaklar varsa anadoluda
ne demeli...

bir gün çam kozalarının düştüğünü görünce
düşen bir koza yüreğimde yuvalandı
örümcekvari bir kıvraklıkla tuttu avlarını
odur budur
çam kozalarının ipek kozalarından iyi olduğunu söylerim
ama anlayana


balıklar kayıp gider elimden
tut ki martılar yanı başında
neye yarar ki
açlık diz boyu
ya sevda nerde
tut ki birine mahkumsun
ya vurulmak yine bir başkasına
al başına püsküllü sevda
yoğur yüreğinde
bir geçit aç sonra ne bilim al başına hayallerini
offf offff dersin dersin
böyle gelip geçer gündelik telaşlarımız

evet bir gün Kayseride
kimselerin olmadığı bir yerde
yokuşlarda bir türkü tutturdum
elimde on dörtlü silahım
mermilerim yamaçlarda yankılandı
kuzular kaçıştı
çoban köpekleri uludu
ben senin asi sevgilin
işte böyle
haykırdım
sedalarım yankılandı sen yoktun
meğerse ben kuşkularıma attım mermilerimi
aç yüreğini, serin rüzgarlar soluklandırmalı ciğerlerimi
yoksa boğulurum...
sen siyah güzelim esmer tenlim Urfalım

bir gün demircide yüreğime su verdim
biledim, sonra vur dedim usta
vur ben bu köyleri tanımam
ferace giyen kadınları
Balıkesiri Sındırgıyı
Şuradaki yaşlı nenenin çığlığını tanırım
onu çok duydum
hey gidi hey!
ben buralara gelmezdim usta gelmezdim
ben yağız bir attım
şimdilerde eğerimi taşıyamam
ama karacatepeyi ben yaptım
kalenin burcundaki bayrakta bendim
vur yüreğim örselensin
vur usta