İnsanlar gördüm. Kendilerine yabancı,kendilerine garip... Hiç bitmeyecek bir yolun yolcusu gibiyiler . Ne mola verecekleri bir istasyon ne de varabilecekleri bir yer vardı. Ruhlarındaki kabullenmişlik yüzlerine yansımıştı. Birbirinin aynı olan bu insanların arasında yabancıydım ben.
Beni aralarına hiç almadılar. Tek kelime konuşmadım onlarla. Yinede bilinçsizce uyuyordum yaptıklarına. O bitmeyecek yola çıkmıştım çaresiz...
Koyu gri bir havanın hakim olduğu o yolda ne bir yıldız gördüm,nede bir tek yağmur damlası düştü yere. Ne sıcak vardı nede soğuk. Kara,kirli bir toprağın üzerinde atıyorduk adımlarımızı. Binlerce kilometreymiş gibi uzanıp gidiyordu yol önümüzde ve yeşile dair hiçbir şey görünmüyordu.
Yol boyunca binlerce kişi katılıyordu bize ve bu amaçsız insan kalabalığı çoğaldıkça çoğalıyordu. Ses yoktu,gülüş yoktu. Sadece nefes almaya odaklanmış beyin güruhuydu bu Ben, içimde çoğalttığım sesimi, bir mutlu yüze sakladığım gülüşlerimi dışarıya vurabilmek için çırpınıyordum.
Ama hiç kimsenin yüzü o cesareti vermiyordu bana. Bu bıktırıcı,bu tekdüze adımların atıldığı yoldan başka bir seçenek olmalıydı mutlaka. Sonra hiç varılmayacakmış kadar uzakta bir kuşun havalandığını gördüm. Bir umut yakalamıştım sonunda. Hızlandırdım adımlarımı , sıyrıldım kalabalıktan .Koşmaya başladım. Kuşa yaklaştıkça gri havanın dağıldığını, güneşin sarı ışıklarını,çiçeğin her rengini gördüm. En sonunda da seni...