Arama


ilke ilke - avatarı
ilke ilke
Ziyaretçi
8 Mayıs 2011       Mesaj #2
ilke ilke - avatarı
Ziyaretçi

OLİMPİYATLARIN TARİHÇESİ


Ad:  Olimpiyat Oyunları-4.jpg
Gösterim: 4428
Boyut:  47.2 KB
Günümüzde yapılan Modern Olimpiyat Oyunları’nın kökeni Antik Yunan’da yapılan şenliklere dayanır. İlk olimpiyatlar, Eski Yunan’da Tanrı Zeus adına yapılan şenliklerdi. M.Ö. 776 yılında Yunanistan’ın Olimpia bölgesinde, Isparta Kralı Likorgos’un da önerisiyle yapılan şenlikler, tarihteki ilk olimpiyat oyunlarını temsil eder. Önceleri 32 metre genişliğinde, 192 metre uzunluğunda bir pistte sadece 1 gün süren koşullardan oluşan oyunlara sonraları değişik mesafelerde yarışlar, disk ve cirit atma, uzun atlama, boks, güreş, atlı araba yarışları gibi branşlar eklenerek şenliklerin süresi de 5 güne çıkarıldı. İlk başlarda ölülerin ruhlarının 8 yılda bir dirileceği inancıyla 8 yılda bir düzenlenen oyunlar, daha sonra 4 yılda bir yapılmaya başlandı. Sadece Yunanlı erkeklerin katılabildikleri yarışlar, çıplak olarak yapılır ve kadınlar tarafından seyredilemezdi.
Oyunlara katılan yarışmacılar, 10 ay önceden çalışmalara başlar, şenliklerden 1 ay önce de Elius’a gelerek rakipleriyle birlikte sıkı bir çalışma içine girerlerdi.
Oyunlarda yarışmacılara ödül olarak zeytin dalından yapılmış çelenkler takılırdı.
M.Ö 146′da Yunanistan’ın Romalılar tarafından işgal edilmesi üzerine oyunlar Atina’ya alındı. M.S 392 yılında Bizans İmparatoru 2. Theodosius, Olimpiyat Oyunları’nın yapıldığı stadyum ve tapınarları yıkarak olimpiyat geleneğine son verdi.
Bir de M.S. 522 ve 551 yıllarında yaşanan iki deprem ve sel felaketi de bu tesislerde büyük hasar meydana getirerek Eski Olimpiyat Oyunları’nın izlerini büyük ölçüde ortadan kaldırdı.Modern Olimpiyatların kurucusu Baron Pierre de Coubertın’dir. İlk Modern Olimpiyatlar ise 1896 yılında Atina’da düzenlendi ve ardından her 4 yılda bir yapılmaya başladı.

1907: TÜRKLERİN OLİMPİYATLARA ÇAĞIRILMASI


Modern Olimpiyat Oyunları’nın kurucusu Baron Pierre de Coubertin, Uluslar arası Olimpiyat Komitesi’ne üye olacak yeni ülkeler bulmak üzere 1907 yılında dünya turuna çıktı. Bu uzun gezisinde gitmeyi planladığı ülkelerde önceden kendisine yardımcı olacak kimseler bulmak istedi. Bunlar arasında Osmanlı Devleti de vardı. Taht şehri İstanbul’da bulunan Mekteb-i Sultani’de (Galatasaray Lisesi) edebiyat öğretmenliği yapan Monsieur Juery’ye mektup yazıp, kendisini bir Türk spor adamıyla tanıştırmasını istedi. .
M.Juery’nin aklına gelen ilk isim; Mühendishane-i Hümayun’da (İstanbul Teknik Üniversitesi) cimnastik ve eskrim öğretmenliği yapan Selim Sırrı bey oldu. Her hafta Büyükada’da birlikte idman yaptıkları bir spor öğretmeni ve spor aşığıydı Selim Sırrı bey. İstanbul’a gelen Baron Pierre de Coubertin’i Beyoğlu’ndaki ünlü Tokatlıyan Oteli’nde Selim Sırrı bey ile bir akşam yemeği sofrasında buluşturdu. Baron bu buluşma sırasında hiç zaman kaybetmeden hemen konuya girdi:
-“Dostum M.Juery sizin spor meraklısı olduğunuzu bana söyledi. Ben de çocukluğumdan beri spora aşık bir insanım. Fransa ve İngiltere’de üniversite öğrenimimi tamamladıktan sonra kendimi, bütün servetimle birlikte spora vakfettim. Bir çok eserler yazdım, konferanslar verdim. Asırlardan beri unutulmuş olan Olimpiyat Oyunları’nı yeniden canlandırmak için girişimde bulundum. Oldukça büyük bir servetim var. Bunu bu idealimin gerçekleşmesi yolunda harcamaktayım. 1896’dan beri bu yolda büyük çaba göstermekteyim. Avrupa’nın bir çok ülkesine giderek, oranın saygın kişilerinden kendime temsilciler seçtim. Onlar benim, kendi ülkelerindeki elçilerimdir. Bu elçiler kendi olimpiyat komitelerini kurarak her dört yılda bir Avrupa veya Amerika şehirlerinden birinde yapılacak Olimpiyat Oyunları’na, amatör gençlere lisans vererek göndereceklerdi. Lütfen uygun görürseniz, Osmanlı Devleti’ndeki elçiliği kabul etmenizi rica edeceğim.”
Baron Pierre de Coubertin’in konuşmasını hayranlıkla dinleyen Selim Sırrı bey, kendisine yapılan teklif karşısında çok duygulandıı. Ancak, koyu bir baskı rejiminin hüküm sürdüğü ülkede değil bir cemiyet kurmak, iki kişinin baş başa verip konuşması dahi mümkün değildi. Böyle bir cemiyet kurma yolunda yapılacak en küçük bir girişim dahi insanın başına pek büyük işler açabilirdi. Selim Sırrı Bey derin bir üzüntü ve utanç duydu. Fakat yine de gerçeği anlatmaktan kendini alamadı. Ömür boyunca türlü engellerle karşılaşmış ve büyük mücadeleler vermiş olan Baron Pierre de Coubertin, ona hak verdi.
Fakat ayrılırlarken;
-“Siz yine de benim temsilcim olunuz Selim Sırrı bey” dedi ve sözlerini şöyle tamamladı:
-“İleride bir gün hükümetiniz cemiyet kurulmasına izin verirse, siz de Milli Olimpiyat Komitenizi kurarsınız…”
Ve dostça bir hava içinde ayrıldılar…
Tokatlıyan Oteli’ndeki bu konuşmanın üzerinden bir yıl geçmeden ülkemizde Meşrutiyet ilan edildi. Selim Sırrı bey, vatandaşlara dernek kurma serbestisi tanıyan Meşrutiyetin ilanını Baron Pierre de Coubertin’e bir mektupla müjdelerken, Milli Olimpiyat Komitesi’ni kurma girişimine geçtiğini de bildirdi. Nitekim çok geçmeden, Osmanlı Olimpiyat Cemiyeti adı altında geleceğin Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi kuruldu. Artık Türkiye, dünyanın bu en büyük spor şöleninde sporcuları tarafından temsil edilebilecekti. Bu önemli olay, Türk spor tarihinde bir dönüm noktasıydı.

OLİMPİYAT SEMBOLLERİ


Olimpiyatı simgeleyen sözcükler: citius, altius, fortius.Olimpiyat Oyunları’nın simgeleşmiş parolası latince bu üç sözcükten oluşmaktadır. Modern Olimpiyat Oyunları’nın kurucusu Baron Pierre de Coubertin, eski bir arkadaşı olan Rahip Didon’un öğretmenlik yaptığı okulun bayrağına yazdırdığı bu sözcükleri Olimpiyat Oyunları ruhuna uygun bulduğundan aynen almış ve simge yapmıştır. Bu üç latince sözcük, “Daha hızlı, daha yüksek, daha güçlü” anlamına gelen “CITIUS-ALTIUS-FORTIUS”tur.

Olimpiyat bayrağı


Olimpiyat Oyunları’nın bayrağı; beyaz zemin üzerine iç içe geçmiş beş ayrı renkteki beş halkadan ibarettir. Dünyanın beş kıtasını dostluk ve sevgi duyguları içinde birbirine bağlamayı simgeleyen bu halkalardan üçü üstte, ikisi alttadır. Üstteki üç halka soldan sırasıyla mavi, siyah ve kırmızı; alttakiler ise sarı ve yeşildir. Bu renkler önceleri kıtalara göre değerlendirilip, daha sonra ise Uluslararası Olimpiyat Komitesi bu beş rengin Olimpiyat Oyunları’na katılan üye ülkelerin bayrak renklerini simgelediğini açıklamıştır. Olimpiyat Bayrağı, 1920 Anvers Oyunları’ndan bu yana dalgalanır. Bu bayrak 6-12 Mayıs 1913 günleri arasında yapılan toplantıda Uluslararası Olimpiyat Oyunları’nın kurucusu ve Başkanı Baron Pierre de Coubertin’in teklifiyle genel kurula sunulup, ittifakla kabul edildi.

Olimpiyat yemini


Olimpiyat Oyunları’nın açılış töreni sırasında oyunlara katılan bütün sporcular Olimpiyat Yemeni eder. Bu yemini, organizatör ülkenin ünlü bir sporcusu, bütün sporcular adına söyler. Yemin şöyledir:
- “Olimpiyat Oyunları’nda ülkemin şerefi ve sporun zaferi için kurallara uyarak dürüst yarışacağımıza ve gerçek sportmenlik ruhu içinde mücadele edeceğimize and içeriz.”
Bu yemin de 1920 Anvers Oyunları ile olimpiyat tarihinde yerini aldı. Yemini ilk kez Anvers’te Belçikalı ünlü eskrimci Victor Boin etti.

Olimpiyat meşalesi


Olimpiyat Meşalesi, Yunanistan’ın Olemp Dağı’nda, güneş ışığından dev mercekler vasıtasıyla tutuşturulur. Meşale, oyunların yapılacağı ülkeye kadar elden ele teslim edilmek suretiyle geçtiği ülkelerin atletleri tarafından taşınmakta ve olimpiyat yapılacak stadyumdaki dev meşale bu meşaleyle tutuşturulmaktadır. Ve açılış töreninde yanan meşale kapanış töreni sonuna kadar sönmez. Olimpiyat Meşalesi, 1936 Berlin Oyunları ile olimpiyat tarihine girdi.

Olimpiyat madalyası


Olimpiyat Oyunları’nda birinciliği kazanan sporculara altın, ikincilere gümüş, üçüncülere de bronz madalyalar verilir. Madalyaların altın ve gümüş olanları kaplamadır. 60 milimetre çapında ve üç milimetre kalınlığındaki bu madalyaların bir yüzünde, 1928 yılından beri İtalyan sanatçısı Gossoioli tarafından çizilen, elinde zafer çelengi tutan Zafer Tanrıçası Nike’ın kabartması yer alır. Madalyanın arka yüzünde ise, olimpiyatı düzenleyen ülkenin amblemi bulunur.
Olimpiyat tarihindeki Türkiye için dönüm noktası niteliğindeki ilklere imza atan sporcularımız;
  • İlk Madalya: Ahmet Kireççi Bronz, 1936
  • İlk Altın Madalya: Yaşar Erkan, 1936
  • İki Altın Madalya: Halil Mutlu, 1996, 2000 Hamza Yerlikaya, 1996, 2000
  • Üç Altın Madalya: Naim Süleymanoğlu, 1988, 1992, 1996
  • İki Altın Madalya: Mustafa Dağıstanlı, 1956/60 Mithat Bayrak, 1956/60
  • Üç Madalya: Hamit Kaplan, Altın/1956 Gümüş/1960 Bronz/1964 Serbest ve Greko-Romen: Ahmet Kireççi, Bronz/S, 1936 Altın/GR, 1948
  • İki Madalya: Hasan Güngör, Altın/1960 Gümüş/1964 İsmail Ongan, Gümüş/1960 Altın/1964 Ahmet Ayık, Gümüş/1964 Altın/1968 Hüseyin Akbaş, Bronz/1956 Gümüş/1964

YILIN MADALYA SIRALAMASI


1896 Atina’dan, 2000 Sydney’e süregelen Olimpiyat Oyunları’nın 104 yıllık tarihinde; eşiğinde olduğumuz oyunlar öncesi 128 ülkenin sporcuları şeref kürsüsüne çıktılar; altın, gümüş ve bronz madalyaları paylaştılar.
Spor dünyasının bu en büyük gösterisinde ABD’li sporcular 859 altın, 653 gümüş, 580 bronz olmak üzere toplam 2092 madalya ile birinci sırayı alırken, Türk sporcuları 33 altın, 16 gümüş, 15 bronz, toplam 64 madalya ile 34. sırada bulunuyor. Türkiye bu sonuçla 94 ülkenin sporcularını toplama göre olan madalya sıralamasında geride bırakmış durumda. Altın madalya sayısına göre yapılan sıralamada ise Türkiye’yi 29. sırada görüyoruz.
Toplam sayıya göre Yaz Olimpiyat Oyunları’ndaki ‘genel’ madalya dağılımı

Efsane Sporcular


Olimpiyat Oyunları bizlere sadece sportif bir eğlence sunan organizasyonlar değildir. Oyunların dünyaya kazandırdığı en önemli kazanımlardan biri de yarattığı kahramanlardır.
Bu kahramanlar Olimpiyat ruhunun somutlaştığı en iyi örneklerdir.
Şampiyon olan atletlerin arasında gerek şartlardan doğan, gerekse fiziksel engeller nedeniyle rakiplerine göre bir adım geriden yarışa başlayan bir çok sporcu vardı.
Bunlardan biri de Macar atıcı Karoly Takacs’dı.
Takacs, Macar ordusunda astsubaydı. Bir gün elinde tuttuğu el bombasını atmakta geç kalınca bomba elinde patladı ve sağ elini kopardı.
Ancak Takacs, hayata bağlı bir insandı. Zayıf olan sol eliyle ateş etme alıştırmaları yapmaya başladı.
1948 yılındaki Olimpiyatlarda tabanca ile atış müsabakalarında iki altın madalya kazandı; 580 puan topladı. Bu puanlarla mevcut dünya rekorunu da kırmış oluyordu.
4 sene sonraki Olimpiyatlarda ise 579 puan toplayarak iki altın daha kazandı.
ABD’li sprinter Wilma Rudolph 1960 Roma oyunlarında tüm izleyicilerin kalbini kazanmıştı. Rudolph, 100, 200 metrede ve 4×400 metre bayrak yarışında toplam 3 altın madalya kazanarak zor bir başarı elde etmişti. Ama Rudolph’un izleyenlerin kalbini kazanmasına asıl neden olan bu şampiyonluklar değildi.
Rudolp tam 22 kardeşin 20.siydi. Çocukluğunda çocuk felci geçirmişti ve sekiz yaşına kadar dayanaksız yürüyememişti. Bir bacağı neredeyse hiç tutmuyordu. Ama büyük bir direnç ve sebatla çocuk felcini yenmeyi başardı ve üç altın madalyanın sahibi oldu.
Üçüncü yaz olimpiyatlarında, Londra’da, İtalyan atlet Dorando Petri, bedenin ruhla mücadelesini en şiddetli şekilde yaşadı. Londra Olimpiyatı’nda maraton ilk defa bugünkü resmi 42195 metrelik uzunlukta koşuldu. Yarışın bu ölçüde olmasının nedeni tamamen Prenses Mary’nin yarışın başlangıcını yatak odasının penceresinden izlemek istemesiydi.
Petri, yarışın sonlarında stadyuma girdiğinde çok yorgun bir halde idi. Girince yanlış yöne döndü ve koşmaya devam etti. Hakemlerin uyarısı ile doğru yönde koşmaya devam etti. Ama öyle halsizdi ki piste yığıldı kaldı. Kaldırdılar.
Bitiş çizgisine yetkililer tarafından adeta taşınarak götürülünceye kadar 3 kez daha düştü.
Bitiş çizgisini bu şekilde birinci olarak geçti. İtalyan bayrağı derhal göndere çekildi. Ancak ikinci sırada gelen ABD’li Johnny Hayes, bu duruma itiraz etti. İtiraz haklıydı. Altın madalya Hayes’e verildi.
1984 Olimpiyatlarında ABD’li Greg Louganis, kule ve tramplen müsabakalarında iki altın madalya kazandı. Aynı başarıyı 4 sene sonra Seul’de yinelemek istiyordu.
Ancak elemelerde başını sıçrama tahtasına çarptı. Kafasına dikiş atılması gerekiyordu. Dikişler atıldı atılmasına ama Louganis müsabakadan çekilme niyetinde değildi. Ertesi gün havuza geri döndü. Ve o unutulmaz duble dublesini gösterdi.
1912′de Stockholm’de Jim Thorpe, dünyanın gördüğü en mükemmel atlet olduğunu kanıtladıktan sonra diskalifiye edildi.
Pentatlon ve dekatlonda altın madalya kazanması büyük bir sürpriz olarak karşılandı. Kral Gustav V kendisini bizzat kutladı; madalyasını kendi elleri ile Thorpe’un boynuna taktı ve takarken "Beyefendi, siz dünyanın en büyük atletisiniz" dedi.
Thorpe’un diskalifiye edilmesi bundan bir sene sonra gerçekleşti.
1909-1910 tarihlerinde yarı profesyonel beyzbol oynamıştı. Bu da amatör sporcu statüsüne aykırı bir durumdu. Madalyaları elinden alındı. Kendisinden sonra gelen sporculara verildi. Ama bu sporcular sonradan verilen madalyaları kabul etmediler. 1950′de yüzyılın ilk yarısının en iyi atleti seçildi. 1982 yılında ise madalyaları kendisine manevi olarak iade edildi. Çünkü Thorpe 1953′te ölmüştü.

OLİMPİK SPOR DALLARI

  • Yaz Sporları
  • Su Sporları (Yüzme, dalma, senkronize yüzme, sutopu)
  • Okçuluk, Atletizm. Badminton. Beyzbol. Basketbol. Boks. Kano. Bisiklet. Binicilik. Eskrim. Futbol
  • Jimnastik. Hentbol. Hokey. Judo. Modern Pentatlon. Kürek. Yelken. Atıcılık. Softball. Masa Tenisi
  • Taekwondo. Tenis. Triatlon. Voleybol. Halter. Güreş
  • Kış Sporları
  • Biatlon. Bobsleigh. Curling. Buz Hokeyi. Luge. Paten.Kayak
BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 1 üye beğendi.
Son düzenleyen _Yağmur_; 5 Haziran 2016 16:02 Sebep: Ek yüklendi