Malezya'da Kedi Yağmuru
Halit SALİHOĞLU
Ergeç insanoğlu, kâinatın ruhuyla kendi ruhu arasındaki dengeyi araştırma yolunda, elindeki ilim ve marifet projeksiyonunu kendi iç dünyasına
çevirecek ve mutlaka kendini tanımak isteyecektir.
Geçen yıllarda Malezya'nın ücra bir köşesinde ibret verici bir hadise meydana gelmiştir. Bu hadise insanoğlunun ne kadar aciz olduğunu gösteriyor.
Anofel sivrisineği, parazitik mikroorganizmaların taşıyıcısı olarak tanınır ve korkulur. Çünkü bu küçük hayvanlar ağır malariya (sıtma) hastalığına sebeb oluyorlar. Bu hayvancıklar insandaki kan taneciklerini tahrik ediyor ve böylece insanın ateşini yükseltip tehlikeli kalb ve ciğer hastalıklarına sebeb oluyorlar. Bu tabii güzelliklerle donatılmış muhitde de söz edilen Anofel sivrisineği çok sayıda bulunmaktadır. Bu sebeble ilgililer malarya hastalığını önlemek için bu muhiti zehirlemeği plânladılar. Üstelik bu zehirlemede hamam böceklerinin de yok edilmesi İlgililerin işine geliyordu. Aradan uzun zaman geçmeden ilgililen bu plânı uygulamaya koyuldular. Plânın uygulanmasından kısa zaman sonra; hayatını hamam böceklerini yiyerek sürdüren gekkolar'ın sayısında (zararsız küçük sürüngenler) bir azalma görülmüştür. Hatta ilgililer bir ara gekkoların neslinin tükenmesinden endişe etmişlerdi. Gekkoların azalmasıyla birlikte bunları yiyen kedilerin sayısı da azalmıştı. Kedilerin sayısının azalması da, sıçan gibi bazı tehlikeli hayvanların çoğalmasına sebeb olmuştur. Aslında zararsız görünen bu kemirgenler insan için büyük tehlike demektir. Çünkü bunlar insanların tarlalarına zarar vermekle yetinmeyip insan için zararlı olan sıçan piresini de taşırlar. Sıçanların çoğalması insan için o kadar büyük bir tehlike değildir, fakat sadece 2 mm. kadar uzayan sıçan pireleri korkulan "veba" hastalığının bakterilerini taşırlar. Ve malarya hastalığına karşı yapılan bu harekâtın sonucunda, Malezya veba tehlikesiyle karşı karşıya gelmiştir.
İlgililer yaptıkları hataları anlayarak sıçanlara, zehirle karşı koyma gibi ikinci bir hataya düşmediler. Çünkü sıçanlara zehirle karşı koysalardı o zaman sıçan pireleri ölmekte olan sıçanları terk edecek ve kendine yeni bir mesken arayacaktı. Bu yeni mesken büyük ihtimal insan olabilirdi. Bunun için dünya sağlık organizasyonu (WHO) uzmanları buradaki ilgililere bu sıçanları yok etme harekatının durdurulmasını söylemişlerdi. Ve hatta bunun yerine bölgede kedilerin sayısının artırılmasının lâzım geldiğini bildirmişlerdi. Fakat oraya giden yolların da çok kötü olmasından dolayı kedileri paraşütle helikopterden aşağıya atma fikrine vardılar. Bu fikir yerli ilgililerce kabul edilmiş ve böylece kısa zaman sonra Malezya'da gökten kedi yağdırılmaya başlanmıştı. Bu hadise bize insanoğlunun basit diye gördüğü nice vak'aların ne kadar içice ve hikmetli olduğunu hatırlatırken; Yüce Rehberimizin (s.) "Eğer köpekler bir ümmet olmasaydı öldürülmelerini emrederdim." demekle varlıklar arasında çok hassas bir ekolojik dengenin bulunduğunu, bu ahenkli zincirin bir halkasının bile gelişi-güzel yok edilmesiyle altından kalkılmaz problemlerin zuhur edeceğini haber vermektedir.