Meçhule Mektuplar IV
Ve işte yine yazıyorum sana kahretsin………
Onun yokluğun beynimde depremler oluşturuyor en şiddetlisinden ..
Onun yokluğu ıssız bir dağ başında tam sigarayı canım çekmişken çakmağımın taşını bitmesi gibi bir şey kahretsin…..
Ben istemez miyim onunla barışmayı ben istemez miyim James GARDAN’ın bahşişi kadar olmasa da gönlümden koptuğunca bir çocuğun minicik avuçlarına harçlık bırakır gibi gönlümden akan sevgi pınarını ona vermeyi.
Ben ne kadar feryat etsem de onun yüreğinin kulağı sağır gözleri köre olsa artık bende bu ayrılığa tahammül edecek ne bende yürek nede dizlerimde takat kalmadı .
Sonra enteresan hayallere dalıp düşünüyorum kavuşsak diyorum yoksulluk denen törpü aşkımızı törpüler mi bilmiyorum.bildiğim bir şey var oda onsuz olmuyor işte.
Şairin dediği gibi:
Bize uzak değil vuslat
Aşk denen zehri sende tat
Ben peşinden koşuyorum
Mutluk benden kaçan at
Vefa İstanbul da bir semt olmaktan çıkmalı bence dostluk ,aşk kendi anlamlarını bulmalı.
Dışarıdan cama vuran yağmur damlaları bana ağlamayı hatırlatıyor utanmasam ağlayacağım.
Ve utanmıyorum işte …
hafiften penceremi açıyorum içeriye soğuk bir hava doluyor bahçedeki kavak ağacım beni teselli etmek için selamlıyor sanki bir küçük kedi balkonuma sığınmış üşümüş bir o kadarda ıslanmış gözlerini kırpıştırarak bana bakıyor sanki gel dememi bekliyor. Sığınacak yerleri olamayanların durumlarına üzülüyorum kendi derdimi bırakıp saçak altlarına sığınan çocukları ve kimsesizleri düşünüyorum .Yağan yağmura aldırmadan dışarı çıkmak istiyorum gerçekleri anlaya bilmesi için insanı gerçeklerden biraz olsun uzaklaşması gerekir diyorum .
Benimle beraber birkaç sokak lambası kalmış dışarıda ve birde ıslanmış bir kedi
Açık bıraktığım pencereden küçük kedi içeri giriyor ve koltuğa kıvrılıyor.sanki burası eviymiş gibi…..
Yıllardır açık bıraktığım gönül penceremden hala o girmedi işte ona üzülüyorum…
Yüreğindeki buruk bir acı gizemli bir hıçkırığa dönüşür bu mektubu okurken lacivert bir akşam üstü ikimizde hala aynı duyguları paylaşıyoruzdur onunla ,bunu hissediyorum belki mektup halinde gelmezde bu yazdıklarım bir gazetenin en ücra köşesinde veya bir dergide rastlarsın.
Onunda cesaretin bir kalemin şiir yazarken en önemli yerinde kırıldığı gibi kırılmadıysa eğer bana seslenecek biliyorum bunu hani son mektubunda göz yaşları kaleminin mürekkebinden eken davranmıştı kalemi Sen.. demiş Ben… ayrı dünyalar demişti oysaki gözleri balık … su… renk çiçek derdi.
Bilmem inanırımsınız ilk günlerdeki gibi kızgın değilim ona önceleri ismini anacak olsam dudaklarıma ateş değiş, günah işlemiş gibi olurdum ve nedense kendimi suçlu hissederdim.Oysaki şimdi öyle değil onun ismini andığım zaman ne bileyim işte tarifi imkansız bir haz veriyor bana niçin anlaşamadığımıza hala inanamıyorum pekala iki mağrur isnada anlaşa bilirdi.
Düşünüyorum da onun yokluğun neyse her neyse!